Haram olsun / gerilla yüreğimi alıp elime / mavzerlerime sürüp yağlı kurşunları / ölüp dirilip binlerce kez / öpmezsem alnını ölümün / haram olsun / on sekiz yaş gençliğime.Erdal Eren, 12 Eylül Darbesi öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü iddiasıyla tutuklanmış ve 13 Aralık 1980 tarihinde asılarak idam edilmiş olan bir devrimcidir.18 yaşını doldurmayanlar reşit sayılmadığından, dönemin hükümeti yaşını büyüterek idam edilmesine karar verdi.
13 Aralık 1980 gecesi hücresinin kapısı açıldığında devrimci Erdal Eren, yanında kısacık yaşamının son yolculuğu taşıdı ipe. Erdal kısa ömrünün dört yılını devrimci olarak geçirmişti. Erdal siyasete doğduğu yer olan Gresunun Şebinkarahisar Halkevinde daha küçük yaşlarda ilgi duymaya başladı. Babaısnın öğretmen olmaıs nedeniyle 197’lerde Ankaraya yerleşti ve burada Ankara Yapı Meslek Lisesinde HALKIN KURTULUŞU taraftarlarıyla tanıştı ve sempati duymaya başladı .Aynı zamanda YURTSEVER DEVRİMCİ GENÇLİK DERNEĞİ ne gidip gelerek, faaliyetlerine katıldı.
HK saflarında liseli gençlik içerisin deki çalışmasında aktif yerini aldı. O artık bir devrimci militandıi. Bu onun yaşamını değiştiren ve vucutundaki hayat kaynağı oldu. Burjuva düzene, sermayenin uşaklarına karşı alacağı tavrın ve duruşunda belirleyicisi oldu. Onun genç yaşına rağmen düşman karşısında almış olduğu devrimci duruşun temelleri burada atıldı. Çünkü devrimcilerin düşman karşısında alacağı tavır, düşmanın ele geçmeden , kişinin devrimci mücadelesi içerisinde ortaya çıkar onun canlı pratiğinde şekillenerek, çelikleşir.Bu nedenledir ki devrimcilerin günlük yaşamı, devrimci pratiği ve mücadele içerisinde ki tutumu düşman eline geçtiğindeki alacağı tavrın aynasıdır. Örgütlü mücadele içerisinde yer almayan ve gerçek anlamda proletaryanın dünya görüşünü özümseyip onu günlük yaşamında pratik hayata geçiremeyen, düşünce olarak Devrim ve Sosyalizme inanan ve bunu savunanlar günlük yaşamı içerisinde buna uygun hareket edip,onu hayata geçiremediği sürece gerçek anlamda bir dönüşüm sağlayamadıkları gibi mücadelenin zor koşullarında ve yenilgi yıllarında soluğu burjuvaziye sığınmakta, ona ricat etmekte bulurlar.
Bu konunun başlı başına ele alınıp detaylıca değerlendirilmesi gerekir- Ve o gece bu dört yıllık devrimci yaşamında, bir devrimci olarak son görevi yerine getirecekti. Görev açık ve netti. Celladın karşısında devrimi ve devrimci örgütü savunmak. Ve birçok devrimci gibi işi cellada bırakmamak...
Erdal Eren o gece celladından tez davranamadı; sehpada «Kahrolsun Faşist Diktatörlük! Yaşasın TDKP!» diyebildi ancak.
Sehpayı cellat çekti ama cellatlar bile o tablo karşısında dayanamadılar.
Benimsediği örgütlü duruş Erdal'ın yaşamında ve düşmana karşı alacağı tavırda belirleyici oldu. Erdal kısacık devrimci yaşamında büyük bir fedakarlıkla koşarcasına kavga etti.
«Bir çekirge gibi hareketli idi.» Kısa olan tutukluluk süresince olmadık işkenceler gördü. Bunları Erdal şöyle anlatıyor: "O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki bu günlerde yaşamak bir işkence haline dönüştü. .......
Ancak ben bu durumda irademi kullanarak ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm." Birçoklarının sandığının aksine bir devrimcinin düşmanın karşısında alacağı tutum, düşmanın eline geçtiğinde, orada, o anda ortaya çıkmaz. Düşmanın karşısında alınan bu tutum düşmanın eline geçmeden yaşamda, tezgah başında, sırada, sokakta alınmıştır zaten. Bu anlamda devrimcinin tutsak düşmeden önceki yaşamı, düşmanın karşısında alacağı tutumda birinci dereceden belirleyen etken olur.
Bunun için Erdal'ın «ellerinin küçücük» olmasına rağmen «yüreğini kocaman» yapan şey onun burjuvaziye karşı örgütlü bir tarzda mücadele vermeyi seçmesi ve hiçbir zaman bu mücadeleden vazgeçmemesidir. Erdal, yoldaşı Sinan Suner'in polis tarafından öldürülmesinin protesto edildiği bir gösteride elinde silahla yakalandı. O eylem sırasında vurulan bir er'i öldürmek suçundan yargılanıp mahkum oldu.
Erdal'a ölüm cezası vermesi için burjuvazinin «bağımsız mahkemelerine» sadece dört gün yeterli olmuştu. Duruşmalar 15 Mart'ta başlayıp, 19 Mart'ta sona erdi.
Erdal, 17 yaşındaydı… Oysa burjuvazi için, önemli olan, bir insanın yaşı değil ona karşı örgütlü mücadeleye girmesidir. Bunun yakın zamandan zihinlerde canlılığını koruyan bir örneği Filistinli çocuklardır. Bu günlerde Filistin'de Kürdistanlı çocuklar katlediliyor. Bu çocuk ölümleri ile ilgili TC ve n İsrail Tyetkilileri «o çocukların bize karşı nasıl kin tuttuklarını biliyorsunuz ama» diyerek onların öldürülüşünü, işkence deilişini savunuyor. Burjuvazi bir o kadar tok ve bir o kadar «pişkin.» İsrail ve TC devleti yetkilileri o insanların çocuk olup olmaması ile değil, İsrail askerlerine taş atması ile ilgileniyor. Burjuva her yerde aynı. Bu topraklardaki burjuvalar da Erdalların yaşıyla değil onların taş atmasıyla, yani örgütlü bir mücadeleye girmesi ile ilgileniyor. Bizlerin sahiplendiği, savunduğu ve örnek aldığı yer de bu noktadır; burjuvaziye karşı örgütlü bir mücadeleye girmesidir…
Eren, Zekeriya Önge’yi öldürmek suçundan tutuklandı. 2 Şubat’ta gözaltına alınan Erdal Eren, hızlı bir yargılama sürecinin ardından, 19 Mart 1980’de (gözaltına alındıktan 46 gün sonra) idama mahkum edildi. Erdal Eren'in henüz 16 yaşında olması, avukatlarının sundukları deliller ve tanıkların ifadeleri kararın uygulanmasını engelleyemedi.
Dava sürecinde olay yerinde keşif yapılmadığını, Erdal’ın yaşının belirlenmesi için kemik incelemesi istediklerini ancak yerine getirilmediğini belirten Avukat Nihat Toktay; ayrıca Erdal Eren’le birlikte olay yerinde tutuklanan 24 sanığın da tanık olarak dinlenmediğini, ölen askerin üzerinden çıkan elbiselerin Adli Tıp’a gönderilmediğini de söyledi.
Çünkü Erdal Eren ; idam sehpasına çıktığında son sözlerinde; “Kahrolsun Faşist Diktatörlük, Yaşasın TDKP!” diye haykıran bir devrimciydi. Tıpkı THKO kurucularından DENİZ, YUSUF ve HÜSEYİN yoldaşların idam sehpasında ki “YAŞASIN M-L” diye haykıran,yürekleri sonuna kadar devrim için atan birer devrimci militan oldukları gibi. Erdal Eren'in her devrimcinin sahip olması gereken bu tutumu bugün pek çok devrimci değer gibi müzeye kaldırılmak istenen başlıca manevi mevzilerimizdendir. Uzun zamandır «ter dökmek, emek sarf etmek, hayatını ortaya koymak, sadece canını vermek değil bütün ömrünü bu amaca adamak, bunlar şimdi modası geçmiş görünen, nostaljik bir iç çekmeyle karşılanan kavramlar. Yine de bunlar komünistlerin ideolojik ve manevi mevzileri arasında önemli v bir yer tutuyorlar.
Erdal'ı anmakla yetinmeyip onu ve onun gibi nicelerini yaşatmak ve çoğaltmak ancak bu değerli yeri daha sıkıca korumakla olacaktır. Varsın hafıza kaybını bir erdem olarak benimseyen liberaller reformistler bizi sekterlikle suçlasınlar. Erdal Eren bizim aklımızda 17 yaşında devletin kirli kurumlarında yaşamını yitirmiş bir genç olarak kalmayacak; örgütlü bir militanın mahkemede, cezaevinde ve en sonunda sehpada gösterdiği devrimci tutumun bir örneği olarak kalacak. Zaten Erdal da bunu ümit edip buna güveniyordu. İdam sehpasına kadar sağlam duruşu bu inancı sayesindeydi.
Erdal bir devrimci ve komünist olarak ne yazık ki çok az yaşadı. Ama ölüme giderken örnek aldığı Denizlerin örneğini yaşatacak kadar dolu yaşadı. Onu devrim ve komünizm davasına kazananların pek çoğu ondan uzun yaşadılar ama hayatlarını onun gibi sonlandırma onurunu da çoktan yitirmiş oldular. Bu nedenle Erdal'ın kısa yaşamı sadece genç devrimcilere örnek olmakla kalmamalı aynı zamanda onun yaşamı ve ölümü tasfiyeciliğe ve dönekliğe karşı mücadeleye ışık tutan bir silah olarak kuşanalım.
ERDAL ERENİ AİLESİNE YAZDIĞI SON MEKTUPLARDAN
"Sevgili annem, babam ve kardeşlerim; Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemizde olmadı. Zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık. (Bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. Ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) Bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var.
Ancak olanak yok. Düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam,halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler.
Cezaevinde yapılan (Neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda Ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım yada meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar,başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi.
Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur.
Mesele benim açımdan kısaca böyle. Ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum.
Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. Ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar.
Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz. Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.
Devrimci selamlar
Oğlunuz Erdal