‘Karar skandal nitelikte
Avukatı aracılığıyla BBC Türkçe’den Rengin Aslan’ın sorularını yanıtlayan Alpay, tutukluluğuyla ilgili yargı kararının hukuk skandalı niteliğinde olduğunu ifade ederek, “Yargıç, kuvvetli suç şüphesine gerekçe olarak yakalama tutanağının içeriğinden söz ediyor. Oysa böyle bir tutanak yok, olması da olanaksız, çünkü ben yakalanmış değilim. Soruşturmada adımın geçtiğini gazetelerde okuyunca, savcılığa kendim başvurup ifade vermiştim. Yargıcın var olmayan bir tutanaktan söz etmesi, suçlamaların bilgisayarda kes-yapıştır yöntemiyle hazırlanmasından kaynaklanmış olabilir. Karar metninin bütünü de aynı izlenimi uyandırıyor” dedi.
Cezaevi koşulları
“Odalardaki tuvaletler alaturka ve bu durum benim başlıca sorunum, çünkü dizlerim nedeniyle o tuvaletleri kullanamıyorum” diyen Alpay, cezaevi koşulları ile ilgili şunları söyledi: “Beton bir avlu. Her türlü bitki yasak. Merkezden yönetilen bir TV’nin de olduğu bir ortak alan. İki kat üzerinden düzenlenmiş, ikili ranzaların bulunduğu on iki küçük oda. Ranzalar ve kapılar demir. Benim boyum yatay konumda ranzanın demirlerine ancak sığıyor. Alt ranzada dik oturamıyorum. Odalar ile ortak alanın tamamına koğuş adı veriliyor. Avlu, koğuşa dahil. Her katta, iki adet ortak duş var. Odalardaki tuvaletler alaturka ve bu durum benim başlıca sorunum, çünkü dizlerim nedeniyle o tuvaletleri kullanamıyorum. Klozet türü tuvalet yalnızca bir odada var. Onu ben ve bir kişi daha kullanıyoruz. Bunun anlamı, benim yaşımda, gece sabaha karşı o odadaki arkadaşın kapısını demirdetmek oluyor. (Demirdetmek fiilini ben buldum.) Kısacası, bu koğuşta en az bir modern tuvalete daha ihtiyaç olduğu açık. Koğuşta sürekli sıcak su var, bulaşıklarımızı kendimiz yıkıyoruz, çamaşırlarımızın büyük olanları belli aralıklarla idare tarafından yıkanıp kurutuluyor. Kâğıt -kalem sistemiyle ve sınırlı kitap erişimiyle kısmi çalışmalara yönelmek zorunda kaldım. Ancak merak hatlarımda bir değişiklik olmadı”
‘Kısmi çalışmalara yönelmek zorunda kaldım’
Cezaevine gazete, dergi ve kitap gelebildiğini belirten Alpay, “Posta, yavaş olmakla birlikte işliyor. Kitap okuyabiliyoruz ancak yazmanın tek yolu defter kâğıt ve kalem. Bilgisayar için Adalet Bakanlığı’nın bireysel izni gerekiyor. Aslı Erdoğan’la ben bugünlerde bunun için başvurmayı düşünüyoruz. İnternet her durumda yasak, ancak koğuş dışı bir “bilgisayar odası”nda çalışma izni verilebiliyormuş. Tıpkı bazı kurs odaları gibi (resim, müzik, vb.)” diye belirtti. Alpay cezaevinin okuduğu, merak ettiği ve araştırmak istediği konularda bir değişiklik yaratıp yaratmadığı sorusuna ise şu cevabı verdi: “Tutuklandığımda bitirmek üzere olduğum bir kitap yarım kaldı. Milliyet gazetesinin Kitap eki için sekiz yıldır her ay bir şaire odaklanarak yazdığım yazılar yarım kaldı. Kâğıt -kalem sistemiyle ve sınırlı kitap erişimiyle kısmi çalışmalara yönelmek zorunda kaldım. Ancak merak hatlarımda bir değişiklik olmadı”
Cezaevi dili
Cezaevi dili ve kullanılan sözcüklerle ilgili Tîroj dergisine yazı yazmak istediğini belirten Alpay, “İkidilli, sevdiğim bir dergidir ve benden yazı istediklerini bildirdiler. Burada şunu belirtmekle yetineyim: Türkçedeki sen/siz ayrımı resmi görevlilerin dilinde özel bir biçimde belirginleşiyor. Koğuş arkadaşlarım siyasi tutuklu ve hükümlülerden oluşuyor. Hayat tecrübeleri hem birbirinden çok farklı, hem de epey ortak yönleri olan insanlar” dedi.