
Sur’da öldürülen Fırat Çelik’ten 20 ay
sonra ağabeyi Murat Çelik Kayapınar’da çıkan çatışmada yaşamını yitirdi.
Çatışma esnasında oğlunun evinin önünde tutulan anne Hatun Çelik’e, silah
sesleri kesildikten sonra bir kadın polis yanaşıyor ve şöyle diyor: “Müjdemi
isterim oğlunu öldürdük.”
3 Kasım Cuma günü Diyarbakır “çatışma”
haberiyle uyandı. Tüm televizyonlar ve internet siteleri kan kırmızısı “son
dakika” notuyla, “Diyarbakır’da PKK’nin hücre evine baskın: 1 terörist
öldürüldü” başlığıyla duyurdu haberi. Çatışmada bir polis yaşamını yitirmiş, 9
polis de yaralanmıştı. Bazıları daha çatışmanın devam ettiği sıralarda, AKP
Genel Başkan Yardımcısı Mehdi Eker’in “Terörist, bir kadın ve 3 çocuğu kalkan
olarak kullandı” sözlerini başlığa çekti ve Eker’in gerçeği çarpıtan şu
sözlerine yer verdi: “3 çocuk ve bir kadın, çocuklar emniyet güçlerimiz
tarafından emniyete alındı. Onların bu çatışmada zarar görmemesi için de
emniyet güçlerimiz tarafından itinayla korundular ve emniyet güçlerimiz burada
büyük bir fedakarlık yaptı çocuklara zarar gelmemesi için.”
2 helikopter, yüzlerce özel harekat timi
ve onlarca zırhlı araçla yapılan baskın sonrası mahalledeki abluka
kaldırılınca, öldürülenin 3 çocuk babası Murat Çelik olduğu ortaya çıktı.
Komşular ve görgü tanıkları, çıkan haberlerin tersine, Murat Çelik’in
çocuklarını ve eşini evden çıkardıktan sonra çatışmanın başladığını ve yaklaşık
4 saat sürdüğünü aktardı.
Sadece 3-5 kelimeyle basında yer alan ve
cenazesi 6 gün sonra ancak ailesine teslim edilen Murat Çelik kimdi peki?
Çelik ailesi, 1970’li yıllarda ekonomik
nedenlerden dolayı Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Hevedan köyünden kente göç
etmiş. Baba Vezir Çelik, çocuklarından birinin ismini Murat, diğerinin ismini
ise Fırat koyar. “Mezopotamya’nın Fırat ve Murat nehirleri gibi asi olsunlar
diye” diyorlar. Baba, inşaatlarda çalışmaya başlar, apartmanlarda kapıcılık
yapar ve çocuklarını büyütür. Biri kız 4 çocuğundan Oktay, Murat ve Fırat da,
babalarından inşaat işini öğrenir.
Ailenin en küçük çocuğu Fırat, kendi
deyimleriyle “Sur’un taşları kulağına fısıldadığı zaman” koşar oraya. “Yasaklı
Sur”un sesine kulak verir ve 8 ay kaldıktan sonra 10 Mart 2016 tarihinde
yaşamını yitirir. Ağabeyi Murat da, kardeşinin ölümünün ardından YPS’ye
katılmaya karar verir. Ve bir gün gelir O da, “Elindeki toprak parçasının
kokusu ile mutlu olurdu” dediği kardeşi Fırat’la buluşur. Ardından eşi Asiye ve
3 çocuğu; İbrahim Arhat (10), Ali Osman (4) ve 1 yaşındaki Semanur Hasret’i
bırakarak.
‘YÜREĞİM YANIYOR’
Çelik ailesinin evinde taziyeleri kabul
ediyor anne Hatun Çelik. Kadınların doldurduğu odanın duvarında Fırat’ın
fotoğrafı asılı. Oturmuş gelen gidenin taziyelerini kabul ediyor. Kadınlar
teselli ediyor Hatun Ana’yı. Oturuyoruz yanına. “Nasılsınız” diye soruyoruz.
“Dilê min dişewite” (Yüreğim yanıyor) diye cevap veriyor. Ağlamıyor, 2 oğlunu
kaybetmenin acısı var yüzünde; ama “Bu da geçecek” diyor Hatun Ana.
‘MÜJDEMİ İSTERİM OĞLUNU ÖLDÜRDÜK’
Murat’ın evine baskın yapıldığı haberini
alır almaz, dayanamamış ve soluğu oğlunun evinin bulunduğu mahallede almış.
Polisin her tarafı kuşatan ablukasıyla karşı karşıya kalmış. O yaşlı ve hasta
haliyle ablukayı geçmeye çalışmış ve kendisini engelleyen polislere, “Bırakın,
oğlumun yanına gideyim, beni de öldürüp yanıma silah koyarsınız” demiş.
Polisler, Hatun Ana’nın gitmesine engel olmuş ve saatlerce arabada tutmuşlar.
Çatışma sesleri, polis, helikopter, barut kokusu… 4 saat boyunca yaşamış
bunları Hatun Ana. Sesler kesildiği an kadın bir polis gelmiş yanına ve şöyle
demiş: “Müjdemi isterim, oğlunu öldürdük.” Hatun Ana, bunları anlatırken yüzüne
acı çöküyor ve ekliyor: “Kızım bizi birbirimize kırdırıyorlar.”
Hatun Ana, yaşadıklarını anlatırken
Sur’da kaybettiği Fırat’tan da söz ediyor. Fırat Sur’da yaşamını yitirdiği
günlerde Murat’ın eşi Asiye en küçük kızı Semanur Hasret’e hamileymiş. Çocuğu
doğduğunda ismini Hasret koyalım demiş Hatun Ana oğluna duyduğu hasretten.
Asiye de, bedenini ateşe veren Sema Yüce’nin ismini koymak istemiş ve ortak bir
kararla en küçük kızın ismini “Semanur Hasret” koymuşlar.
ÇOCUK ANNESİNİN DÖVÜLMESİNE DAYANAMADI
POLİSİN AYAKLARINA VURDU
Murat’ın eşi Asiye de, başka bir odada
taziyeleri kabul ediyor. Hem olay günü gördüğü, hem de gözaltında maruz kaldığı
şiddet nedeniyle gözaltı morarmış Asiye’nin. 3 çocuğunu da yanına almış
oturuyor. Büyük oğlu İbrahim, yaşananları hala unutamamış ve boşlukta asılı
kalan bakışlarla sessizce oturuyor. “İbrahim nasılsın?” diye soruyoruz, başını
yastığa gömüyor ve tek kelime etmiyor. Yanındaki kadınlar hep bir ağızdan
İbrahim için “Ser bilind e” (Başı dik) diyor ve başını okşuyorlar. Çatışmaya
şahit olan 10 yaşındaki İbrahim, unutamıyor o anları ve tek bir cümle kuruyor:
“Babamın intikamını alacağım.”
Eşini kaybetmenin acısı taze olsa da,
sadece 4 yaşındaki oğlu Ali Osman’ın yaptıklarını anlatınca tebessüm ediyor
Asiye. Kadın polis kendisini darp ettiği zaman oğlu Ali Osman’ın minik
ayaklarıyla polisin ayaklarına vurduğunu söylüyor. Oğlunun başını okşayarak
şöyle söylüyor Asiye: “Polis de Osman’a bir tokat attı ama Osman polise yine
karşılık verdi.”
‘FIRAT VE MURAT İDİNİZ AKTINIZ’
Ailenin en büyük çocuğu Oktay Çelik de
Hevedan Taziye Evi’nde ziyaretçileri kabul ediyor. Polis mezar başında ağabey
Oktay’ın konuşmasını engelleyince, hemen bir kağıda şu sözlerle kardeşi Fırat
ve Murat’a sesleniyor: “İnançtı kardeşim. Birinizin tırnak izleri Sur’un taş
duvarlarında direnirken, diğerinin ise evinin duvarlarında kan ve gözyaşlarıyla
şahadete ulaştı. Fırat’tınız, Murat’tınız aktınız. Kanlarınızla Kürdistan’ın
topraklarında gül oldunuz. Umudu ve özgürlüğü yeşertmek için sizden sonra
gelenlere onurun fedaileri oldunuz. Hep yaşayacaksınız ve hep genç
kalacaksınız. Özgür yaşamı yeşertmek için öldünüz. Sizden sonra biz çok daha
güçlü olacağız.”
‘ACI ÇEKİYORUZ AMA DİRENİŞİMİZ DAHA DA
BÜYÜYOR’
Ağabey Oktay’a başsağlığı diliyoruz. Biz
susuyoruz o konuşuyor: “Omuzumuz düşmeyecek dik yürüyeceğiz. 2 şehadetimiz
olabilir; ama biz daha halkımıza olan borcumuzu ödemedik. İnsanlığa olan
borcumuzu ödemedik. Evet, fiziksel ayrılığı yaşıyoruz. Ama, bundan sonra önemli
olan onların mücadelelerine sadık olmak. Onların verdiği mücadele onurdur bizim
için. Acı çekiyoruz; ama direnişimiz daha da büyüyor. Bizleri güçlendiren de
onların direnişi ve mücadelesidir. Orada savaşan tek kişi değildi aslında,
savaşan bir inançtı. Havadan ve karadan binlerce mermi sıkıldı. Sistemin
köleleştirdiği bedeni teslim etmedi kardeşim onlara ve 4 saat direndi.”
Ağabey Oktay, “Çocukları kalkan olarak
kullandı” sözlerine de şu sözlerle tepki gösteriyor: “Murat’ın ilk işi eşini ve
çocuklarını o evden çıkarmak oldu. Kim çocuklarını kalkan olarak kullanabilir
ki?”
MA / Zuhal Atlan – Semra Turan