Son yıllarda yapılan birtakım yasal değişiklikler ve güvenlik politikasındaki değişiklikler çerçevesinde hak ihlalleri ve yaşam hakkı konusunda ciddi bir gerilemenin yaşandığını ifade eden Adli Tıp Uzmanı ve TİHV Genel Başkanı Prof. Şebnem Korur Fincancı, “Türkiye insan hakları konusunda iflas etmiştir” dedi.
Türkiye’de son yıllarda yaşanan hak ihlalleri ve birçok kurumla ortak bir program dahilinde faili meçhul kayıplar konusunda çalışma başlatarak bir DNA bankası oluşturma kararı alan TİHV Genel Başkanı Prof. Şebnem Korur Fincancı, bu konulara ilişkin görüşlerini ANF’ye aktardı.
Özellikle AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte birtakım yasal değişiklikler yapıldığını ve polise tanınan geniş haklar nedeniyle yaşanan ölüm ve diğer hak ihlallerinin endişe veren bir boyuta geldiğini ifade eden Fincancı, demokratikleşme ve açılım söylemlerine rağmen pratikte ortaya çıkan durumun düşündürücü olduğunu söyledi.
Özellikle Kürt illerinde yaşanan gelişmelerin hukuka ve demokrasiye sığmayacağını belirten Prof. Fincancı, “Açılım söylemleriyle birlikte ciddi bir umut havası yaratıldı. Ancak bir süre sonra teori ile pratik arasında açık farklar görülmeye başlandı. Polise tanınan yetkiler ve suç işleyenlerin cezasız kalması nedeniyle insan hakları ihlalleri her geçen gün artış gösterdi. Bugün gelinen aşama endişe vericidir. Geçen yıla oranla öldürülen, ya da yaralanan insanların sayısı ciddi derecede artış gösterdi. Demokratik hak olan gösteri ve yürüyüşlere polisin tavrı ortada. Gelinen aşamada Türkiye insan hakları konusunda iflas etmiştir” diye konuştu.
KAYIPLARIN DNA BANKASINI OLUŞTURACAĞIZ
İHD, Adli Tıp Uzmanları Derneği (ATUD), Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV), YAKAY-DER ve Kayıp Yakınları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) işbirliğiyle başlattıkları ‘Kayıplar Projesi’ kapsamında 30 yıllık savaş boyunca faili meçhule kurban gidenlerin ve gözaltına alındıktan sonra kaybedilen vatandaşların hem DNA kayıtlarının oluşturulup bir veri tabanı oluşturmayı amaçladıklarını hem de bu alanda bir arşiv oluşturmayı öngördüklerini ifade eden Fincancı, bu çerçevede üniversitelerle işbirliği yapacaklarını söyledi.
Bağımsız kurumlarla projeyi yürütmeyi uygun gördüklerini ve Adli Tıp Kurumu’nu da projeye dahil etmek istediklerini dile getiren Fincancı, “Ancak bildiğiniz gibi Adli Tıp sonuçta Adalet Bakanlığı’na bağla ve bir anlamda taraf. Bu yüzden de nasıl karşılayacaklarını ve ne derece yer alacaklarını henüz bilmiyoruz. Bu alanda bilimsel çalışmayı en kapsamlı şekilde yürüten orasıdır. Bakanlığın izin verip vermeyeceği de meçhul” dedi.
TOPLU MEZARLAR AÇILACAK
Kaybedilen insanların hangi şekilde öldürüldüğünü, ölüm tarihleri ve kimler olduğunun bilimsel şekilde belgelenmesi ve yaşanan çatışmalı sürecin yarattığı ağır tahribatın onarılabilmesi için projenin önemli olduğunu vurgulayan Fincancı, “Şu ana kadar bu kayıplardan 100’ün üzerinde kişinin aileleriyle iletişime geçtik. Tümünün yakınlarına ulaşmak zor ama öncelikli olarak ailelere ulaşıp onların vereceği bilgiler doğrultusunda araştırma yürütülecek. Daha önce bilgiler veren ve bu konuda itiraflarda bulunanların verdiği beyanlar doğrultusunda öldürülenlerin gömüldüğü mezarların ve asit kuyularının açılabilmesi ve bağımsız şekilde, bilimsel bir yöntemle açığa çıkarılması çok önemli. Ama tabi biliyorsunuz bunun izin hakkı savcılıklarda. Ne derece izin verilip verilmeyeceğini henüz bilmiyoruz. Bu toplu mezarların çoğunun bulunduğu yerler askeri bölgeler. Buraların açılmasına izin verilmesi durumunda tamamen bilimsel ve son teknoloji kullanılarak çalışmayı yürütmeyi hedefliyoruz” dedi.
Herhangi bir resmi makam ve kurumla henüz bir istişarede bulunmadıklarını ve devletin herhangi bir kurumundan bir desteğin şu aşamada söz konusu olmadığını kaydeden Fincancı, kayıp yakınlarından alınacak DNA örnekleriyle oluşturacağımız veri bankası kayıpların DNA’larıyla karşılaştırılıp tespitlerin yapılacağını belirtti.
Bugüne kadar açılan az sayıdaki toplu mezar ve asit kuyusunun bilimsel olmayan yöntemlerle açıldığını, rastgele çalışmalarla ve titizlikten uzak şekilde uygulamaya gidildiğini sözlerine ekleyen Fincancı, “Adli Tıp’ın dahil olmaması durumunda bu inceleme ve araştırmalar üniversitelerde yapılabilir. Üniversiteler Adli Tıp’a oranla daha bağımsız kurumlar sonuçta. Bugüne kadar yapılan üzerini örtme durumundan çıkararak, işin uzmanları, sosyologlar, antropologlar ve kurumların temsilcileriyle birlikte yürütülmesini amaçlıyoruz. Ağır iş makineleriyle yapılan çalışmalar uluslar arası standartlara uygun değil. Bizim öngördüğümüz çalışma sayesinde bu bulgular yüzde 90 oranında daha doğru ve detaylı sonuç verecektir” diye konuştu.
Devletin işlediği bir suçun yine devlet kurumları tarafından araştırılmasının ciddi sorun yarattığını ve bilimsel yöntemin önünü tıkadığının altını çizen Fincancı şöyle devam etti: ‘’Bu nedenle bu inceleme ve araştırmaların bağımsız kurumlarca yapılması önemli. Dünyanın pek çok ülkesinde benzer çalışma ve projeler sözkonusu. Bu deneyimlerden yararlanmak için gerek o ülkelerdeki uzmanların da getirilerek çalışmaya dahil edilmesi ve gerekse de bizim o ülkelere göndereceğimiz uzmanların alacağı eğitimlerle bu işi daha profesyonel yapmaya çalışacağız. Çalışmayı önemsiyoruz. Bu proje yaşanan bu kadar tahribatın onarılabilmesi için hayati önem arz ediyor.
ANF / 15.12.09