
Şeraitçı Yeniakit, Faruk Arslan imzalı bugünkü (9 Kasım) haberini “Şiddet
değil yuvayı yıkan kanun: “6284” diyerek manşetine taşıdı. Yeniakit haberinde,
kadınların erkek şiddetine maruz kaldığında başvurabilecekleri en önemli
düzenleme olan 6284 sayılı kanunu hedef aldı.
6284 sayılı kanunun Türk aile yapısına zarar verdiğini öne süren Yeniakit,
kadına yönelik şiddetin Türk aile yapısına uygun olduğunu belirterek
“(Fiziksel) Şiddet olmasa dahi kadının en ufak şikayetiyle erkeklerin
evlerinden 6 aylık süreyle uzaklaştırılması yuvaları yıkıyor, öfke patlamalarına
yol açarak cinayet vakalarına sebep oluyor” ifadelerini kullandı.
Yeniakit, kadına yönelik şiddetin abartıldığını belirterek 6284 sayılı
kanunun kabul edildiği 2012’den bu yana yuvaların yıkılmasının başlıca unsuru
olduğunu vurguladığı haberde 2 uzman görüşü de yer alıyor.
Yeniakit’de yayımlanan haberin ardından Halkevci Kadınlar bir açıklama
yaparak “Aile birliğini sebep göstererek şiddeti meşrulaştıramaz kadınların
yaşamlarına karışamazsınız!” dedi.
Ekonomik ve psikolojik şiddet vahim sonuçlara yol açıyormuş!
Kadının beyanının esas alınmasını sakıncalı bulan Avukat Ali Cahit Polat,
“sesini yükseltmenin bile” şiddet sayılmasını eleştirdi. Şu anda yılda 120 bin
ila 130 bin aralığında evden uzaklaştırılan erkek modelleriyle
karşılaştıklarını belirterek Polat bu durumu “Kanun kapsamında, en ufak
şikayetle ilgili olarak dahi delil ve belge aranmaksızın erkek aleyhinde
kararlar veriliyor” diyerek savundu.
Ayrıca Polat, fiziksel şiddet dışında ekonomik ve psikolojik şiddet
tanımlamasını reddederek bu durumun kabul edilmesinin vahim sonuçlara yol
açtığını şu sözlerle ifade etti:
Şikayetçi olan kadının mahkemeye gitmesine bile gerek yok, polisi araması
dahi erkeğin uzaklaştırılması için yetiyor. Kadının ‘bana sesini yükseltti’
demesi dahi yeterli bir sebep sayılıyor. Burada darp raporu gibi herhangi bir
belge de aranmıyor ve erkeğin görüşüne başvurulmadan karar veriliyor. Şiddet
uygulayanın tutuklanması gerekiyorsa tutuklanmalı ama ekonomik şiddet ve
psikolojik şiddet tanımları oldukça vahim sonuçlar ortaya doğuruyor.
Avukatlardan Begüm Gürel ise, söz konusu 6284 sayılı kanunun suistimale
açık olduğunu öne sürerek, eşinden ayrılmak isteyen kadının bu yasayı kötü
niyetli olarak kullanarak boşanma davasında “haksız yere” şiddet uyguladığına
dair delil olarak sunulabildiğini aktardı.
6284 sayılı kanunun şiddet tanımı
2012 yılında kabul edilen 6284 sayılı kanun, şiddeti şu şekilde tanımlıyor:
Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle
veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna
yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren,
toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik,
sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranıştır.
Nasıl bir süreçte kabul edildi?
Bazı durumlarda kadınlar şiddet gördükleri halde evlerini terk edemiyor. Bu
yüzden 1998 yılında çıkarılan ve koruma emri olarak da bilinen 4320 sayılı
Ailenin Korunmasına Dair Yasa, evden uzaklaştırılması gereken kişinin şiddeti
uygulayan kişi olduğunu söylüyordu. Hem bu yasanın uygulanmasından elde edilen
deneyimler, hem de kadına yönelik şiddetin artması ve daha görünür hale gelmesi
zamanla daha kapsamlı bir yasaya ihtiyaç olduğunu gösterdi.
Pek çok kadın platformunun yanı sıra, 300’e yakın kadın örgütünün üye
olduğu Şiddete Son Platformu’nun 2011 ve 2012 yıllarında ortaya koyduğu yoğun
çabalar ve katkılar ile 8 Mart 2012 tarihinde, 4320 sayılı yasanın
geliştirilmiş hali olan yeni bir yasa kabul edildi.
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair
Yasa, şiddet gören veya görme tehlikesi altında yaşayan kadınları ve aile
bireylerini korumayı amaçlıyor. “Yeni Şiddet Yasası” olarak da geçen bu yasa,
İstanbul Sözleşmesi temel alınarak hazırlandı.
İstanbul Sözleşmesi ne diyor?
İstanbul’da imzaya açıldığı için, İstanbul Sözleşmesi olarak adlandırılan
sözleşme, cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli tüm ayrımcılık
biçimlerine karşı mücadele edilmesi, erkek şiddetinin önlenmesi, şiddete karşı
tedbir alınması, şiddete maruz kalan kadınların zararlarının tazmin edilmesi ve
şiddet uygulayan kişilerin şiddet eylemi ile orantılı cezalar ile
cezalandırılması konusunda taraf devletlere pek çok yükümlülük getiriyor.
Sözleşme bugüne kadar kadına karşı şiddet, ev içi şiddet, toplumsal
cinsiyete dayalı şiddete ilişkin en kapsamlı tanımlamaları yaparak,
Sözleşme’nin güvence altına aldığı hakların yerine getirilmesi bakımından
hiçbir ayrımcılık yapılmayacağını düzenlemiştir.
Kadına yönelik şiddet, ayrımcılığın bir biçimi olarak fiziksel, cinsel,
psikolojik olarak ıstırap verebilecek her türlü eylem, bu eylemler ile tehdit
etme, zorlama ve keyfi olarak özgürlüğünden alıkoyma olarak tanımlanırken, ev
içi şiddet, ev içinde veya hanede, aynı evde yaşıyor olma, eski veya şimdiki
eşler, partnerler arasında olup olmamasına bakılmaksızın her türlü fiziksel,
cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddettir. Sözleşme toplumsal cinsiyete dayalı
şiddeti, kadınlara kadın oldukları için uygulanan ve kadınları orantısız
biçimde etkileyen şiddet biçimi olarak ifade etmiştir.
Halkevci Kadınlar: Şiddeti meşrulaştıramaz, kadınların yaşamına
karışamazsınız!
Erkek şiddetine maruz kaldığımızda başvurabileceğimiz en önemli düzenleme
6284 sayılı Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine dair kanun Yeni Akit ‘in
hedefinde!
Yeni Akit Ailenin Birliği için 6284 sayılı kanunun düzenlenmesini ve
şiddete dair bir belge olmadan erkeğin evden uzaklaştırılmasını aile birliğini
yıktığını savunuyor. Kadınların yaşamlarına dair beyan vermekten vazgeçmeyen
kadın düşmanları erkek şiddetini değil kadınların şiddete karşı başvurabileceği
kanunu hedef göstererek yine karşımıza çıkıyor! Aile birliğini sebep göstererek
şiddeti meşrulaştıramaz kadınların yaşamlarına karışamazsınız!
Kadın düşmanı gericilerin hedefinde olan 6284 nedir? Çevremizdeki erkekler
tarafından şiddete uğradığımızda veya şiddete uğrama ihtimalimiz olduğunda
“Sığınak, koruma, uzaklaştırma, adres ve kimlik belgelerini gizleme, geçici
velayet ve tedbir kararı aldırma, sağlık güvencesi olmayanların sağlık
sigortasından yararlanma” gibi pek çok hakkı güvence altına alan 8 Mart 2012’de
yasalaşan Ailenin Korunmasına ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair
Kanun’dur.
özel okullar
Özel okullardan yeni
sisteme üç şartlı “evet”..!
Hürriyet gazetesinden Nuran Çakmakçı’nin haberine göre, liseye geçişte
TEOG’un yerini alacak sistem belli olmadan önce ayrı sınav yapmayı düşünen
Türkiye Özel Okullar Derneği, dün “Milli Eğitim’in sınavıyla öğrenci
alacaklarını” duyurdu. Ancak, bunun için de üç öneri getirildi: 60 olan soru
sayısının 80’e çıkarılması, 3 yanlışın 1 doğruyu götürmesi ve sadece 8’inci
sınıf konularından soru sorulması.
Türkiye Özel Okullar Derneği, dün sabah saat 10.00’da başta yabancı okullar
olmak üzere üyeleriyle bir araya gelirken ilk gündemleri bu okullara nasıl
öğrenci alınacağı oldu. Önde gelen yaklaşık 600 devlet okuluna öğrenci alımı
için Milli Eğitim Bakanlığı’nın haziran ayında yapacağı merkezi sınavı
kendilerinin de ölçüt olarak alma konusuna özel okullar sıcak baktı.
60 soru ölçmede yetersiz kalabilir
Ancak bu sınavda sorulacak soru sayısının arttırılması istendi. Merkezi
sınavda yöneltilecek 60 sorunun öğrencilerin bilgilerini ölçme konusunda
yetersiz kalacağı özellikle vurgulandı. Kolej temsilcileri, 6 ve 7’nci sınıftan
soru sorulmasından yana değil. Alt sınavlardan soru sorulsa bile 3’te 2’sinin
8’inci sınıf konularından olması taraftarılar. Çünkü bu yıl öğrencilerin alışık
olmadığı, beklentilerinin dışında bir sınavla karşılaşmak zaten yeterince
onları zorlayacak. Toplantıda sık sık bunun ‘adil olmadığı’ vurgulandı.
“3 yanlış 1 doğruyu götürsün”
Sınavın daha eleyici olabilmesi ve bilen ile bilmeyen öğrencinin ayırt
edilmesi için 3 yanlışın 1 doğruyu götürmesi önerisi de gündeme geldi. Soru
kalitesinin önemli olduğu, ayrıştırıcı nitelikte soruların yerleştirmede daha
sağlıklı olacağı ve böylece binlerce birinci çıkmasını önleyeceği belirtildi.
Toplantıda sınavda matematik, Türkçe, fen bilimleri, inkılap tarihi, din
kültürü ve ahlak bilgisi testlerinin yanı sıra yabancı dil testinin olup
olmaması da tartışıldı. Özellikle yabancı lise yöneticileri yabancı dil testine
sıcak bakarken, bazı okullar bu testin olmasına karşı çıktı. Sonuçta yabancı
dil testinin de yer alması kararlaştırıldı.
“Bazı değişiklikler yapmak kaçınılmaz”
Toplantıda 11 kişilik komisyon üyeleri seçildi. Bu komisyon dün
uzlaştıkları bu üç kriter üzerinde çalışarak, cuma gününe kadar son şeklini
alacak bir teklif hazırlayacak. Önümüzdeki hafta da bu komisyondaki 5 kişi,
Milli Eğitim Bakanı ya da müsteşarına bu teklifi sunacak.
Özel okullar devlet liselerine yerleştirmelerden önce kayıt takvimini
oluşturup, öğrencilerini almak istiyorlar. Yani “önce biz, sonra devlet
liseleri” düşüncesindeler.
Bütün bunlar Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri tarafından kabul görür ve
onaylanırsa yine sistemde bazı değişiklikler yapılması kaçınılmaz olacak. Zaten
Özel Okullar Derneği de dün yaptığı yazılı açıklamada şöyle dedi:
Ortak bir görüşle kriterlerimizi koymak suretiyle, bu yıla mahsus olmak
üzere Bakanlığımızın yapacağı sınavın sonuçlarına göre değerlendirme ve yerleştirme
öngörüyoruz. Son karar, özel okulların Bakanlığımızca yapacakları önerilerin
kabul görmesi doğrultusunda verilecek. Özel okulların amacı Milli Eğitim
Bakanlığımızın uygulamalarıyla işbirliği içinde Türk Milli Eğitim Sistemi’nde
öğrencilerin eğitimlerine katkıda bulunacak, çözüm odaklı uygulamalardan
yanadır.