9 Kasım 2017 Perşembe

Şeriatçı Yeniakita Göre: Kadına şiddet aile yapısına uygun, yuvayı yıkan 6284 sayılı kanun..!

Şeraitçı Yeniakit, Faruk Arslan imzalı bugünkü (9 Kasım) haberini “Şiddet değil yuvayı yıkan kanun: “6284” diyerek manşetine taşıdı. Yeniakit haberinde, kadınların erkek şiddetine maruz kaldığında başvurabilecekleri en önemli düzenleme olan 6284 sayılı kanunu hedef aldı.
6284 sayılı kanunun Türk aile yapısına zarar verdiğini öne süren Yeniakit, kadına yönelik şiddetin Türk aile yapısına uygun olduğunu belirterek “(Fiziksel) Şiddet olmasa dahi kadının en ufak şikayetiyle erkeklerin evlerinden 6 aylık süreyle uzaklaştırılması yuvaları yıkıyor, öfke patlamalarına yol açarak cinayet vakalarına sebep oluyor” ifadelerini kullandı.
Yeniakit, kadına yönelik şiddetin abartıldığını belirterek 6284 sayılı kanunun kabul edildiği 2012’den bu yana yuvaların yıkılmasının başlıca unsuru olduğunu vurguladığı haberde 2 uzman görüşü de yer alıyor.
Yeniakit’de yayımlanan haberin ardından Halkevci Kadınlar bir açıklama yaparak “Aile birliğini sebep göstererek şiddeti meşrulaştıramaz kadınların yaşamlarına karışamazsınız!” dedi.
Ekonomik ve psikolojik şiddet vahim sonuçlara yol açıyormuş!
Kadının beyanının esas alınmasını sakıncalı bulan Avukat Ali Cahit Polat, “sesini yükseltmenin bile” şiddet sayılmasını eleştirdi. Şu anda yılda 120 bin ila 130 bin aralığında evden uzaklaştırılan erkek modelleriyle karşılaştıklarını belirterek Polat bu durumu “Kanun kapsamında, en ufak şikayetle ilgili olarak dahi delil ve belge aranmaksızın erkek aleyhinde kararlar veriliyor” diyerek savundu.
Ayrıca Polat, fiziksel şiddet dışında ekonomik ve psikolojik şiddet tanımlamasını reddederek bu durumun kabul edilmesinin vahim sonuçlara yol açtığını şu sözlerle ifade etti:
Şikayetçi olan kadının mahkemeye gitmesine bile gerek yok, polisi araması dahi erkeğin uzaklaştırılması için yetiyor. Kadının ‘bana sesini yükseltti’ demesi dahi yeterli bir sebep sayılıyor. Burada darp raporu gibi herhangi bir belge de aranmıyor ve erkeğin görüşüne başvurulmadan karar veriliyor. Şiddet uygulayanın tutuklanması gerekiyorsa tutuklanmalı ama ekonomik şiddet ve psikolojik şiddet tanımları oldukça vahim sonuçlar ortaya doğuruyor.
Avukatlardan Begüm Gürel ise, söz konusu 6284 sayılı kanunun suistimale açık olduğunu öne sürerek, eşinden ayrılmak isteyen kadının bu yasayı kötü niyetli olarak kullanarak boşanma davasında “haksız yere” şiddet uyguladığına dair delil olarak sunulabildiğini aktardı.
6284 sayılı kanunun şiddet tanımı
2012 yılında kabul edilen 6284 sayılı kanun, şiddeti şu şekilde tanımlıyor:
Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranıştır.
Nasıl bir süreçte kabul edildi?
Bazı durumlarda kadınlar şiddet gördükleri halde evlerini terk edemiyor. Bu yüzden 1998 yılında çıkarılan ve koruma emri olarak da bilinen 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Yasa, evden uzaklaştırılması gereken kişinin şiddeti uygulayan kişi olduğunu söylüyordu. Hem bu yasanın uygulanmasından elde edilen deneyimler, hem de kadına yönelik şiddetin artması ve daha görünür hale gelmesi zamanla daha kapsamlı bir yasaya ihtiyaç olduğunu gösterdi.
Pek çok kadın platformunun yanı sıra, 300’e yakın kadın örgütünün üye olduğu Şiddete Son Platformu’nun 2011 ve 2012 yıllarında ortaya koyduğu yoğun çabalar ve katkılar ile 8 Mart 2012 tarihinde, 4320 sayılı yasanın geliştirilmiş hali olan yeni bir yasa kabul edildi.
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Yasa, şiddet gören veya görme tehlikesi altında yaşayan kadınları ve aile bireylerini korumayı amaçlıyor. “Yeni Şiddet Yasası” olarak da geçen bu yasa, İstanbul Sözleşmesi temel alınarak hazırlandı.
İstanbul Sözleşmesi ne diyor?
İstanbul’da imzaya açıldığı için, İstanbul Sözleşmesi olarak adlandırılan sözleşme, cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli tüm ayrımcılık biçimlerine karşı mücadele edilmesi, erkek şiddetinin önlenmesi, şiddete karşı tedbir alınması, şiddete maruz kalan kadınların zararlarının tazmin edilmesi ve şiddet uygulayan kişilerin şiddet eylemi ile orantılı cezalar ile cezalandırılması konusunda taraf devletlere pek çok yükümlülük getiriyor.
Sözleşme bugüne kadar kadına karşı şiddet, ev içi şiddet, toplumsal cinsiyete dayalı şiddete ilişkin en kapsamlı tanımlamaları yaparak, Sözleşme’nin güvence altına aldığı hakların yerine getirilmesi bakımından hiçbir ayrımcılık yapılmayacağını düzenlemiştir.
Kadına yönelik şiddet, ayrımcılığın bir biçimi olarak fiziksel, cinsel, psikolojik olarak ıstırap verebilecek her türlü eylem, bu eylemler ile tehdit etme, zorlama ve keyfi olarak özgürlüğünden alıkoyma olarak tanımlanırken, ev içi şiddet, ev içinde veya hanede, aynı evde yaşıyor olma, eski veya şimdiki eşler, partnerler arasında olup olmamasına bakılmaksızın her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddettir. Sözleşme toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti, kadınlara kadın oldukları için uygulanan ve kadınları orantısız biçimde etkileyen şiddet biçimi olarak ifade etmiştir.
Halkevci Kadınlar: Şiddeti meşrulaştıramaz, kadınların yaşamına karışamazsınız!
Erkek şiddetine maruz kaldığımızda başvurabileceğimiz en önemli düzenleme 6284 sayılı Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine dair kanun Yeni Akit ‘in hedefinde!
Yeni Akit Ailenin Birliği için 6284 sayılı kanunun düzenlenmesini ve şiddete dair bir belge olmadan erkeğin evden uzaklaştırılmasını aile birliğini yıktığını savunuyor. Kadınların yaşamlarına dair beyan vermekten vazgeçmeyen kadın düşmanları erkek şiddetini değil kadınların şiddete karşı başvurabileceği kanunu hedef göstererek yine karşımıza çıkıyor! Aile birliğini sebep göstererek şiddeti meşrulaştıramaz kadınların yaşamlarına karışamazsınız!
Kadın düşmanı gericilerin hedefinde olan 6284 nedir? Çevremizdeki erkekler tarafından şiddete uğradığımızda veya şiddete uğrama ihtimalimiz olduğunda “Sığınak, koruma, uzaklaştırma, adres ve kimlik belgelerini gizleme, geçici velayet ve tedbir kararı aldırma, sağlık güvencesi olmayanların sağlık sigortasından yararlanma” gibi pek çok hakkı güvence altına alan 8 Mart 2012’de yasalaşan Ailenin Korunmasına ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’dur.
özel okullar
Özel okullardan yeni sisteme üç şartlı “evet”..!
Hürriyet gazetesinden Nuran Çakmakçı’nin haberine göre, liseye geçişte TEOG’un yerini alacak sistem belli olmadan önce ayrı sınav yapmayı düşünen Türkiye Özel Okullar Derneği, dün “Milli Eğitim’in sınavıyla öğrenci alacaklarını” duyurdu. Ancak, bunun için de üç öneri getirildi: 60 olan soru sayısının 80’e çıkarılması, 3 yanlışın 1 doğruyu götürmesi ve sadece 8’inci sınıf konularından soru sorulması.
Türkiye Özel Okullar Derneği, dün sabah saat 10.00’da başta yabancı okullar olmak üzere üyeleriyle bir araya gelirken ilk gündemleri bu okullara nasıl öğrenci alınacağı oldu. Önde gelen yaklaşık 600 devlet okuluna öğrenci alımı için Milli Eğitim Bakanlığı’nın haziran ayında yapacağı merkezi sınavı kendilerinin de ölçüt olarak alma konusuna özel okullar sıcak baktı.
60 soru ölçmede yetersiz kalabilir
Ancak bu sınavda sorulacak soru sayısının arttırılması istendi. Merkezi sınavda yöneltilecek 60 sorunun öğrencilerin bilgilerini ölçme konusunda yetersiz kalacağı özellikle vurgulandı. Kolej temsilcileri, 6 ve 7’nci sınıftan soru sorulmasından yana değil. Alt sınavlardan soru sorulsa bile 3’te 2’sinin 8’inci sınıf konularından olması taraftarılar. Çünkü bu yıl öğrencilerin alışık olmadığı, beklentilerinin dışında bir sınavla karşılaşmak zaten yeterince onları zorlayacak. Toplantıda sık sık bunun ‘adil olmadığı’ vurgulandı.
“3 yanlış 1 doğruyu götürsün”
Sınavın daha eleyici olabilmesi ve bilen ile bilmeyen öğrencinin ayırt edilmesi için 3 yanlışın 1 doğruyu götürmesi önerisi de gündeme geldi. Soru kalitesinin önemli olduğu, ayrıştırıcı nitelikte soruların yerleştirmede daha sağlıklı olacağı ve böylece binlerce birinci çıkmasını önleyeceği belirtildi.
Toplantıda sınavda matematik, Türkçe, fen bilimleri, inkılap tarihi, din kültürü ve ahlak bilgisi testlerinin yanı sıra yabancı dil testinin olup olmaması da tartışıldı. Özellikle yabancı lise yöneticileri yabancı dil testine sıcak bakarken, bazı okullar bu testin olmasına karşı çıktı. Sonuçta yabancı dil testinin de yer alması kararlaştırıldı.
“Bazı değişiklikler yapmak kaçınılmaz”
Toplantıda 11 kişilik komisyon üyeleri seçildi. Bu komisyon dün uzlaştıkları bu üç kriter üzerinde çalışarak, cuma gününe kadar son şeklini alacak bir teklif hazırlayacak. Önümüzdeki hafta da bu komisyondaki 5 kişi, Milli Eğitim Bakanı ya da müsteşarına bu teklifi sunacak.
Özel okullar devlet liselerine yerleştirmelerden önce kayıt takvimini oluşturup, öğrencilerini almak istiyorlar. Yani “önce biz, sonra devlet liseleri” düşüncesindeler.
Bütün bunlar Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri tarafından kabul görür ve onaylanırsa yine sistemde bazı değişiklikler yapılması kaçınılmaz olacak. Zaten Özel Okullar Derneği de dün yaptığı yazılı açıklamada şöyle dedi:
Ortak bir görüşle kriterlerimizi koymak suretiyle, bu yıla mahsus olmak üzere Bakanlığımızın yapacağı sınavın sonuçlarına göre değerlendirme ve yerleştirme öngörüyoruz. Son karar, özel okulların Bakanlığımızca yapacakları önerilerin kabul görmesi doğrultusunda verilecek. Özel okulların amacı Milli Eğitim Bakanlığımızın uygulamalarıyla işbirliği içinde Türk Milli Eğitim Sistemi’nde öğrencilerin eğitimlerine katkıda bulunacak, çözüm odaklı uygulamalardan yanadır.