27 Ocak 2009 Salı

Dink davasında sanıklar birbirine girdi

Hrant Dink davasının duruşmasında sanıklar birbirine girdi. Salonda müdahil avukatlara sözlü sataşmalarını dünkü duruşmada da sürdüren Yasin Hayal’in avukatı Fuat Turgut, “Ergenekon sanığı olmaktan gurur duyarım” dedi.
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin 8’i tutuklu 20 sanık hakkında açılan davanın 8. duruşmasına tutuklu sanıklardan Ogün Samast, geçen duruşmada olduğu gibi rahatsızlığını gerekçe göstererek katılmadı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada diğer sanıklar ise hazır bulundu. Önceki duruşmada verdiği ifadelerle tanıktan sanığa dönüşen Yasin Hayal’in ağabeyi Osman Hayal de, dünkü duruşmaya katıldı.
Hrant Dink’in eşi Rakel Dink ve ailesinin yanı sıra TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı ve AKP Mersin Milletvekili Zafer Üskül, AKP İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, DTP Milletvekilleri Sebahat Tuncel ve Akın Birdal’ın yanı sıra ÖDP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Ufuk Uras davayı duruşma salonundan izlediler.
Emniyet kolaylaştırıcı davranmadı
Duruşmaya başlarken, Mahkeme Başkanı davaya ilişkin yazışmalarla ilgili bilgi verdi. İstanbul Emniyeti’ne gönderilmiş olan yazıya gelen yanıtta, Hrant Dink’in kendilerinden koruma talep etmediği gerekçesiyle koruma tahsis edilmediği savunuldu. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı ise, kendilerine gönderilen yazılara yanıt göndermemişti. Şu anda yargılanan sanıkların, arkasındaki ilişkilerin ortaya çıkarılması bakımından önemli olan bu talepler konusunda Emniyet birimlerinin kolaylaştırıcı bir tutum içine girmemesi, davayı var olan sanıklarla sınırlamaya yönelik bir tutum olarak algılandı.
Başbakan’ın, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek hakkında, Hrant Dink davasıyla ilgili inceleme başlatılmasına onay vermiş olduğu da hatırlandığında, bu gelişme, Akyürek’in başında bulunduğu dairenin bir ‘direnç’ gösterdiğinin işareti gibiydi.
Turgut Osman Hayal’i de savunacak
Duruşmada ilk ifadesi alınan kişi Osman Hayal’di. Hayal, olayla bir ilgisi olmadığını, kardeşi Yasin Hayal’in ilgisinin ne boyutta olduğunun da net olmadığını öne sürdü.
Mahkemenin Osman Hayal için Baro’dan avukat istemiş olmasına rağmen, Osman Hayal’in avukat olarak kardeşinin Avukatı Fuat Turgut’a vekâlet vermiş olması dikkat çekti. Her ikisinin avukatının da Fuat Turgut olmasının sonuçları Osman Hayal’in ifadelerinde kendisini hissettirdi. Fuat Turgut davanın başından beri, Yasin Hayal’in polis muhbiri Erhan Tuncel tarafından kullanılmış olduğunu ve suçsuz olduğunu öne sürüyordu.
Yumruklar konuştu
Dünkü duruşmada da, Osman Hayal, hem kendisinin, hem de kardeşinin suçsuz olduğunu öne sürüp, “Kardeşim Erhan Tuncel ile tanıştıktan sonra bunlar başına geldi” iddiasında bulundu. Erhan Tuncel de, bu söze tepki gösterince, Yasin Hayal yerinden fırlayarak Erhan Tuncel’e yumruk attı. Tuncel’in de karşılık vermesi üzerine yaşanan bu arbedeye müdahale eden mahkeme başkanı, Yasin Hayal’i duruşma salonundan çıkardı.
Müdahil avukatlardan Arzu Becerik, Osman Hayal’e “Yasin Hayal’in McDonald’s’ı bombaladıktan sonra evinde yakalandığı Hüseyin Özçiçek’i tanıyıp tanımadığını” sordu. Osman Hayal, “İyi tanırım. Trabzon’dan arkadaşım. Görüşüyorduk” dedi. Becerik’in, “Yasin Hayal, bombalamadan sonra neden sizin arkadaşınız olan Özçiçek’in evine geldi?” diye sorduğu Osman Hayal, “Bilemiyorum. Onun evine gelmiş. Çocukluğumuzdan beri tanıdığımız içindir” şeklinde cevap verdi.
Sorulara yanıt vermedi
Osman Hayal, ayrıca Yasin Hayal’i McDonald’s’ın bombalamasından sonra Hüseyin Özçiçek’in evinde gördüğünü ve kendisini teslim etmek istediğini ancak Yasin Hayal’in ayağından yaralı olması nedeniyle birkaç gün geçmesini beklediğini söyledi.
Müdahil Avukatlardan Kemal Aytaç da, İstanbul’da bulunduğu süre içinde Sarıgazi Samandıra’da bir fırında çalıştığını öne süren Osman Hayal’e fırıncılıkla ilgili bazı teknik sorular sordu. Hayal’in bu ayrıntılı sorulara yanıt vermek de zorlanması dikkat çekti. Avukat Aytaç, kendisinin avukatlıktan önce uzun yıllar fırın işçiliği yaptığını, ancak Osman Hayal’in bu konudaki sözlerinin de inandırıcı olmadığını bildirdi. Osman Hayal’in ‘yamak’ sözüne tepki göstermesi üzerine de Aytaç, bunun fırıncılıkla ilgili bir sınıflandırma olduğunu belirtti.
‘Ergenekon sanığı olmaktan gurur duyarım’
Duruşmanın en hararetli bölümlerinden biride bu arada yaşandı. Osman Hayal’in avukatı Fuat Turgut, Müdahil Avukat Kemal Aytaç’a ‘Senden olsa olsa Sarkisyan yamağı olur” diyerek laf attı. Salonda tepki ile karşılanan Fuat Turgut’un bu tutumu ile ilgili söz alan Müdahil Avukat Kezban Hatemi, Turgut’un bu davanın başından beri ırkçılık propagandası yaptığını belirterek, mahkeme başkanından bu konuda bir tedbir almasını istedi. Hatemi, “Eğer böyle devam ederse, bende kendisine bundan sonra Ergenekon sanığı diyeceğim” dedi. Fuat Turgut ise, “Ergenekon uydurmasının sanığı olmaktan gurur duyarım” diyerek Hatemi’ye tepki gösterdi.
Öte yandan duruşma öncesi Fuat Turgut duruşmada müdahil avukatlara hakaret etti. Turgut, gazetecilere Dink’e hakaret eden ve adalet talebini dillendiren aydınları tehdit eden, ırkçı ifadelerle dolu bir metin dağıttı.
Duruşmaya verilen öğle arasının ardından saat 13.15’te yeniden başladı. Bu bölümde de Erhan Tuncel dinlendi.
(İstanbul/EVRENSEL)
Adalet aramaktan yorulmayacağız
Adalet isteyen Hrant’ın arkadaşları bu duruşmada da Beşiktaş Barbaros Bulvarı’ndaydı. Aralarından EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, KESK Genel Başkanı Sami Evren, İHD Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesi Ayşe Yılmaz ve SDP Genel Başkanı Filiz Koçali’nin de bulunduğu 500 aşkın kişi “Hepimiz tanığız adalet istiyoruz” yazılı pankart açtı.
Hep bir ağızdan “2 yıl oldu, ne oldu” diye haykıran yüzlerce Hrant arkadaşının sesi ise oyuncu Mahir Günşıray oldu. Basın açıklamasını okuyan Günşıray, “2 yıl geçti Hrant’ın suikastının ardından fakat adalet adına ortada ne var, söylemek çok zor. Suçlular olayın hemen ardından yakalandı ama bir kahraman gibi karşılandılar bu duruma artık bir son verilmeli, bu ayıba artık bir son verilmeli, artık adalet yerini bulmalı” dedi. Dava kapsamında resmi görevlilerin doğru dürüst soruşturulmadığını, cinayette sorumluluğu ortaya çıkan polis görevlilerinin hala görevleri başında olduğunu belirten Günşıray, “sanık sandalyesine asıl sorumlular oturtulmadığı sürece adalet sağlanmayacaktır” diye konuştu. Günşıray, “adaleti önemsiyoruz, adalet aramaktan yorulmayacağız” diye konuştu.
7’nci duruşmada ne oldu?
Dink davasının 7’nci duruşması 13 Ekim 2008 tarihinde görülmüştü. Davada “sanık şov” devam etmiş, sanık ve avukatlarının, kendi aralarındaki polemikler ile Dink ailesine hakaretleri bu duruşmaya da damgasını vurmuştu. Bu duruşmada ‘devlet sırrı’ tartışması da yaşanmış, İstihbarat Müdürü Ramazan Akyürek’in davayı etkilemeye çalıştığına dikkat çekilmişti. Dink cinayetiyle ilgili imha edilen bazı belgelerin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'nca Akyürek ile ilgili olabilecek 90 sayfa halinde gönderilmesine rağmen, sadece 16 sayfalık 15 belge dava dosyasına eklenmişti. Duruşmada ayrıca Eski Trabzon Emniyeti İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç’in, “Biz olayı rapor ederek görevimizi yerine getirdik, düşünce halinde iken, olmamış bir eyleme müdahale edemezdik” sözleri ise duruşmayı izleyenleri hayrete düşürmüştü.

Ölüm Allahın emri!

Bebek ölümleri ile gündeme gelen Ankara Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki sağlık personeli soruşturulmayacak. Valiliğin, hastane yetkilileri için soruşturma izni vermemesinin ardından savcılık da evrakı işlemden kaldırma kararı aldı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki bebek ölümleriyle ilgili soruşturmada, Ankara Valiliğinin, Hastane Başhekimi Leyla Mollamahmutoğlu, Klinik Şefi Uğur Dilmen ve doktorlar Filiz Akın Su ile Tülay Akçay hakkında soruşturma izni vermemesi üzerine, evrakın işlemden kaldırılmasına karar verdi.
Tek kuvöze birden çok bebek
İşlemden kaldırma kararında Haki Keşto, Hüseyin Boyraz, Döndü
Boyraz, Gencay Esen ve İsmail Koçak’ın, değişik tarihlerde ve ayrı ayrı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundukları anımsatıldı.
Suç duyurusunda bulunan kişiler ifadelerinde, Hastan görevlilerinin, değişik tarihlerde doğan bebekleri başka bebeklerle birlikte aynı kuvözde tutarak hastane virüsünün üremesine neden olduklarını söylediler. Bu taksirli davranışları sonucu bebeklerinin ölmesine sebebiyet verdiklerini belirttiler. Hastane Başhekimi Mollamahmutoğlu, Klinik Şefi Dilmen, uzman doktorlar Su ve Akçay hakkında ‘Görevi ihmal’ ve ‘Taksirle ölüme sebebiyet verme’ gerekçeleriyle yasal işlem yapılması için suç ihbarında bulundukları hatırlatıldı.
Evrak işlemden kaldırıldı
Soruşturma izni istemiyle Ankara Valiliği’ne başvurulduğu anımsatılan kararda, Valilikçe 4483 sayılı Yasa’nın 3. ve 6. maddeleri uyarınca yaptırılan ön inceleme sonucunda; Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca hazırlanan 15 Aralık 2008 tarihli ön inceleme raporu da nazara alınarak, bebek ölümleri ile hastane yetkili ve görevlilerinin uyguladıkları tedaviler arasında sebep sonuç ilişkisi kurulamadığı, görevli ve yetkililerin, görevi ihmal, tedbirsiz ve dikkatsiz davrandıkları yönünde bir suç unsuru tespit edilemediği, bu nedenle ilgililerin eylemlerinin suç teşkil etmediği gerekçesiyle haklarında soruşturma izni verilmemesine karar verildiği kaydedildi.
İşlemden kaldırma kararında, “Ön inceleme raporu ile ekli belge ve ifade tutanaklarının incelenmesi sonucunda, verilen kararın yerinde olduğu, evrak içeriğine ve olaya uygun düştüğü anlaşıldığından itiraz yoluna gidilmemiştir” denildi. Kararda, “Soruşturma izni verilmemesine bağlı olarak evrakın işlemden kaldırılmasına karar verildiği” belirtildi. Ancak, müştekilerin bu karara itiraz hakkı bulunuyor. (HABER MERKEZİ)
1 ayda 42 bebek öldü
2008 Nisanı’nda Ankara Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 42 bebek ölümü meydana gelmişti. Hastane yetkililerinin kamuoyuna yaptığı açıklamalarda, ölümlerin hastane enfeksiyonu ile bir ilgisi olmadığı söylenmişti. Yapılan suç duyuruları sonucu hastane yetkilileri hakkında dava açılması gündeme gelmiş ve soruşturma izni için dosyalar Ankara Valiliği’ne gönderilmişti.

Adalet Bakanı’na duyurulur Kuyular için 47 başvuru

Şırnak’ın Silopi ilçesinde 47 gözaltında kayıp yakını, BOTAŞ ölüm kuyularının açılması için hazırladıkları dilekçeleri Silopi Cumhuriyet Savcılığı’na iletilmek üzere Şırnak Barosu’na verdi
Şırnak’ın Silopi ilçesinde 47 gözaltında kayıp yakını, BOTAŞ ölüm kuyularının açılması için hazırladıkları dilekçeleri Silopi Cumhuriyet Savcılığı’na iletilmek üzere Şırnak Barosu’na verdi. Baro avukatları, dilekçelerin bugün Başsavcılığa verileceğini belirtti.
“Karakutu: Ergenekon`un karanlık ismi Tuncay Güney” isimli kitapta Silopi İlçe idari sınırları içinde yer alan BOTAŞ Askeri Tesisleri’nde JİTEM tarafından 1990’lı yıllarda öldürülen çok sayıda kişinin asitle yakıldıktan sonra gömüldüğü yönündeki iddiaları gündeme gelmişti. Hareket geçen Şırnak Barosu, Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına kuyuların açılması talebiyle suç duyurusunda bulunmuştu. Başvuruya olumlu yanıt veren savcılık, BOTAŞ Askeri Tesisleri yakınında bulunan kuyuların açılmasına karar verdi.
Baro, soruşturmanın derinleştirilmesi için 1990’lı yıllarda konuya ilişkin bilgi sahibi olan mağdur ailelerin kendilerine başvurmasını istedi. Silopi’de dün bir araya gelen 47 kayıp yakını, kuyuların açılması talebiyle hazırladıkları dilekçeyi Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletilmek üzere Şırnak Barosu’na verdi. Baro avukatları Aziz Tokay, Şavaş Tanış ve Hüsnü Kaplan, 47 kayıp yakınının dilekçelerini bugün Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na vereceklerini belirtti.
Kuyuların açılmasını istiyoruz
Babası Nadir Becel’in Cizre’ye bağlı Kocatepe (Bazizke) Köyü’ndeki evinden Cizre Tabur Komutanı “Süleyman Yüzbaşı” tarafından gözaltına alındığını belirten Nasime Nayici, “Bir daha haber alamadık. Babamın cesedinin yıllardır nerede olduğu konusunda bilgi verilmesini istiyoruz. Kayıplarımızın bulunmasını ve faillerinin açığa çıkarılmasını istiyoruz. Bu davanın takipçisi olacağız” dedi. Ağabeyi Mehmet Acar’ın 1994 yılında “Cemal Yüzbaşı” döneminde JİTEM elemanları ve itirafçı olan Abdulhakim Güven ve Bedran tarafından evden gözaltına alındığını belirten Reşit Acar, “O dönem bunlar birlikte karanlık işler yapıyorlardı. Ağabeyimi herkesin gözü önünde aldılar. Herkes bu durumu biliyor. Ağabeyimi aradığımız sıralarda da BOTAŞ kuyuları yakınlarında birçok kafatası ve iskeletleri gördük. Bunları kimse gizleyemez” dedi. BOTAŞ kuyularının açılması halinde bir çok insan cesedinin çıkacağını söyleyen Acar, “Biz de kayıplarımızın bulunması için bu kuyuların açılmasını istiyoruz. Bu kişiler hakkında davacıyız bunlar en ağır şekilde yargılanmalıdır” diye konuştu. (Şırnak/DİHA)
Yardım istemişti!
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, BOTAŞ kuyuları ile ilgili geçtiğimiz günlerde Meclis’te yaptığı konuşmasında, “Bana verilen bilgilere göre BOTAŞ’ın alanının çok geniş bir alan olduğu, eğer gerçekten bu konuda bilgisi, görgüsü olanlar varsa, Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvurup kendilerine yardımcı olması halinde, bu fiziki mekanların kazılarak, iddiaların doğru olup olmadığını araştırabileceklerini ifade ediyorlar(...)Ama siz, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, adli makamlarını, yetkililerini, delilsiz ve mesnetsiz isnat ederseniz, bu sözlerinize bizim verebileceğimiz, söylediğim ifadelerin dışında başka bir cevap olamaz. Eğer nerede, kim ve kimler, asit kuyularında yakılmışsa, lütfen adli makamlara yardımcı olun. Savcılarımıza, hakimlerimize, ilgili mercilere yardımcı olun. Üzerine gitmezsek, gelin burada eleştiri getirin” demişti.
Savcılığın “açılacak” kararı ardından “delil olursa açılacak” şeklinde konuşma yapan Bakan’a Şırnak Barosu tepki göstermişti.

26 Ocak 2009 Pazartesi

OCAK ŞEHİTLERİNİ DUİSBURG'DA ANDIK


Öfkeye dönüştüyse acılarımız

Sığmıyorsak kabımıza

Ve sevdalı olduğumuz halde

Uğrunda ölecek kadar

seviyorsak yaşamı

Unutma ki,

Gelecek güzel günler içindir.

Ve senle gülüm uzaksak birbirimize

Ayrılmamışçasına

Bil ki daha iyi sulamak içindir sevdamızı

Bekle şafağı

Bekle ki, sevdiğim

Tanyerinin kızıllığıyla

koşayım

Sana ve halkıma

Devrim yürüyüşümüzün onuru komünizm şehitlerimizi, bizlere devrettikleri mücadele bayrağı altında yüce görevlerimizin erleri olarak, devrime ve halka bağlılık andımızla 25 Ocak 2009’da Almanya –Duisburg’da andık. Bir yoldaşın saygı duruşuyla başlatıp,şehitlerimizi anma ve Onları anlamanın ne anlama geldiği üzerine konuşmasıyla devam eden anmada yoldaş konuşmasında, bugün devrim ve komünizm şehitlerimizi anarken, şehitlerimizin bizlere emaneti örgütümüzü gözbebeğimiz gibi koruyarak, şehitlerimizin bizlere armağanın onurunu yaşayarak, devrim ve sosyalizm savaşımında alnımız ak, başımız dik bildiğimiz yolda sapmadan yürüyebiliriz.

Şehitlerimizin davası, proletarya enternasyonalizmini yol gösterici ilke olarak alma, yalnızca yerkürenin Türkiye ve Kuzey Kürdistan parçasında devrimin ve sosyalizmin ve komünizmin zaferi için mücadele etmekle kalmaz, tüm dünyada her türlü gericiliğin yıkılması, sınıfsız ve sömürüsüz bir toplum düzeninin kurulması için de savaşma, savaşanları destekleme davasıdır. Şehitlerimizin yolu yolumuz, davaları davamızdır. Şehitlerimizi andığımız bugün insanlık, emperyalist barbarlığın ve vahşetin çizmeleri altında ezilmeye devam ediyor. İsrail siyonizmi eliyle Ortadoğuda halkalra gözdağı veriliyor, Emekçi yığınlar, savaşların, işkencenin, korkunun ve açlığın tahakkümü altında ‘ölümden beter’ bir yaşama razı edilmek isteniyor.

Bugün şehitlerimizi bir kez daha anarken, sevgili şehitlerimizin anısı önünde bir kez daha söz veriyoruz. Onların bıraktıkları bayrağa daha sıkıca sarılacak ve erdemleriyle donanararak , hata ve zaaaflarımızdan kurtularak mücadeleyi her bakımdan ileriye taşıyacağız. Söz size şehit yoldaşlar. Ocak şehitleri size söz, sizler rahat uyuyun ebedi yatağınızda. Zor günlerimizde olduğu gibi, zafer günlerimizde de hep aramızda, yüreğimizde ve yanıbaşımızda görevlerimizi denetler olacaksınız. Bütün sıcaklığımızla, kavgada yoldaşlığımızla yanımız da ve kavgamızdasınız.

Devrim davasında şehit düşmek ve tam da budur tarihin burçlarındaki ölümsüzleşmiştir Devrim ve komünizm şehitleri bunu yaptılar ve bize yürünecek devrimci yolu gösterdiler. Bizlerde şehit yoldaşlardan öğrenerek, daha bir inanç ve inatla savaşacağımıza söz veriyoruz sözleriyle konuşmasını bitirdi. Ardından örgütlü devrimci çalışmanın geliştirilmesi ve kitle faaliyetlerinin ileriye taşınması, kendi eksiklik ve zaaflarımızla hesaplaşılması için neler yapılması ve duyarsız, ilgisizlik ve geriye düşmeye karşı nasıl bir devrimci çıkış içinde olmalıyız tartışmasıyla anma etkinliğimiz sona erdi.


Devrim ve Komünizm Şehitlerimiz Ölümsüzdür!

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm Mücadelemiz!


Almanya-Dusiburg’da DHB Okurları


İsrail ve BBC’ye tepki sürüyor

İsrail’in Gazze’deki katliamı farklı ülkelerde yapılan eylemlerle lanetlenmeye devam ediyor. Ayrıca İngiliz yayın kurumu BBC’nin, “tarafsızlığına zarar vereceği” gerekçesiyle Gazze’ye yardım kampanyasına yayınlarında yer vermemesi üzerine başlayan tartışma, siyasetçiler ve dini liderlerin de tepkilerini dile getirmesiyle büyüyor.
ITV, Channel 4 ve Channel 5’ın da aynı yöndeki tutumlarını değiştirerek yardım kampanyasıyla ilgili çağrılara yayınlarında yer vermeye karar vermelerinin ardından bu konuda yalnız kalan BBC, 13 yardım vakfının bir araya gelerek hazırladıkları iki dakikalık çağrı filmini yayınlamama kararlılığını sürdürüyor.
Başpiskopos da tepkili
İngiliz Anglikan Kilisesi’nin lider isimlerinin başında gelen York Başpiskoposu Dr. John Sentamu, BBC’yi eleştirirken, “Bunun taraf olmakla, tarafsızlıkla bir ilgisi yok. Bu, tümüyle bir insanlık meselesi” dedi. Çağrının Hamas’a silah yardımı çağrısı olmadığını, tamamen insani yardıma yönelik olduğunu belirten Sentamu, BBC’nin bu talebi reddederek zaten “taraf olduğunu ve tarafsızlık ilkesini çiğnediğini” belirtti.
BBC Genel Merkezi’nin bulunduğu Londra’da bir araya gelen yüzlerce kişi, BBC’nin tutumunu kınadı. “BBC sana yazıklar olsun” sloganları atılan eylemde, BBC binasına ayakkabı fırlatıldı. BBC binası önündeki açıklamanın ardından Londra merkezinde yapılan yürüyüşe ise 5 bin kişi katıldı. İngiltere’nin ikinci büyük kenti Birmingham’da da binlerce kişi Filistin için mitingi düzenledi.
İngiliz Kabinesi’nin Uluslararası Gelişmeler Bakanı Douglas Alexander, halkın BBC’nin bu kararıyla şaşkınlık yaşadığını ve karardan büyük üzüntü duyduğunu belirtti.
İsrail’e öfke dinmiyor
Fransa’nın başkenti Paris’te 20 bin kişi Gazze için yürüdü. İsveç’in Stockholm, Göteborg, Luleo, Karlstad ve Vaxjö illerinde Gazze halkı ile dayanışmak amacıyla gösteriler yapıldı. Stockholm’de “Ambargoyu kaldır, İsrail Haag’da yargılansın” parolası ile yapılan yürüyüşte konuşan Sol Parti lideri Lars Ohly, İsrail katliamlarının ardında ABD’nin bulunduğunu hatırlatarak, katliama sesiz kalan Avrupa Birliği ve İsveç hükümetini eleştirdi.
Norveç’in başkenti Oslo’da Filistin halkıyla dayanışma eylemi yapıldı. Tromsö ve Larvik kentlerinde, Gazze halkıyla dayanışma konseri ve toplantılar düzenlendi. (DIŞ HABERLER)

vİşçiler, kamu emekçileri, üretici köylüler alanda birleştiler

Lüleburgaz Emek Platformu’nun düzenlediği “Krizin Bedelini Ödemeyeceğiz” mitingine, yaklaşık üç bin kişi katıldı.
İşten atmaların yasaklanmasını talep eden işçiler, emekçiler ve üretici köylüler, kriz gerekçesiyle gündeme gelen saldırılara yönelik tepkilerini, attıkları sloganlarla dile getirdiler. Hükümet Konağı’ndan başlayıp Kongre Meydanı’na kadar devam eden yürüyüş boyunca atılan sloganlarla, AKP Hükümeti’ne karşı mücadele edileceği, 29 Mart’ta yapılacak seçimlerde işçi ve emekçi düşmanlarının sandığa gömüleceği vurgulandı.
Petrol-İş, Kristal-İş, Eğitim Sen ve Tüm Köy-Sen’in mitinge katılımı oldukça kitleseldi. Tüm Köy-Sen’le aynı pankartın arkasında yürüyen üretici köylülerin, dövizlerini gündöndü sopalarına takmaları dikkat çekti. Çöp depolama tesislerinin meralarına yapılmasını istemeyen Eskitaşlı köylüleri de Tüm Köy-Sen pankartı arkasında yürüdüler. Emekli-Sen’in tabutla mitinge katılması, çevrede toplananlar tarafından alkışlarla karşılandı.
Kristal-İş Başkanı Bilal Çetintaş, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Tek Gıda-İş Genel Başkanı ve Türk-İş Genel Sekreteri Mustafa Türker, Tüm Köy-Sen Genel Başkanı Şevki Konur’un birer konuşma yaptığı mitingde, ayrıca Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, KESK Basın Yayın Sekreteri Hüseyin Gürpınar ve Türk-İş 1. Bölge Başkanı Faruk Büyükkucak da kürsüden mitinge katılanları selamladı.
Mitinge Kristal-İş, Petrol-İş, Şeker-İş, Tes-İş, Türk Metal, Harb-İş, Tek Gıda-İş, Çimse-İş, Genel-İş, Emekli-Sen, Eğitim Sen, Tüm Bel-Sen, Yapı-Yol Sen, Tüm Köy-Sen, CHP, ÖDP, EMEP, DİP, İKP, Tekstil İşçileri Derneği, Genç-Sen ve bazı dergi çevreleri de katıldı.
Örgütlenmemiz gerekiyor
Mitinge katılanlardan cam işçisi Taner İşler, “Bu benim ilk mitingim. Bir hayli heyecanlıyım. İşimizi korumaya çalışıyoruz. İşsiz arkadaşların yanında olduğumuzu göstermeye geldik buraya. Bir an önce krizin bitmesini, işten çıkarmaların durmasını istiyoruz” dedi.
Danone işçisi Aziz Mercan da şimdilik fabrikalarında işten atılan olmadığını dile getirerek şöyle devam etti: “Umarım böyle gider. İşten atmalar olmaz. Şu anda tam kapasite çalışıyoruz. Üretimde düşüş yok” dedi.
Efes Pilsen işçisi Şevki Uludere de şimdilik fabrikalarında işten atma yaşanmadığını ifade etti. “Dileğimiz ileride de olmaması. İşsizlik kötü… Herkesin çoluğu çocuğu var” diyen Uludere, işten atmaların genellikle örgütsüz işyerlerinde yaşandığına dikkat çekerek, tüm işçileri sendikalaşmaya çağırdı. Uludere “Örgütlenmemiz, güçlerimizi birleştirmemiz gerekiyor” dedi.
Kışlık yiyecek bitti
Emekli-Sen Lüleburgaz Şube Başkanı Kemal Andoğlu ise alanda taşıdıkları tabutu göstererek, “Bu tabutu, Erdoğan’ı gömmek için yaptık. Boyu da 1.90, tam Başbakan’a göre. Evimizde kışlık yiyecekleri bitirdik. Stoklar kalmadı. Bundan sonra ne alacağız, nasıl alacağız, ne yiyip ne giyeceğiz, şaşırdık” diye konuştu.
Malkara Çavuşköy’den gelen üretici köylü Necdet Yapıcı da krizden ilk etkilenenin üreticiler olduğunu kaydetti.
“Aslında her şeyin başı biziz. Biz ekemezsek, biz üretemezsek ne traktör, ne biçerdöver, ne un, ne sucuk, ne peynir, ne ekmek fabrikası çalışır” diyen Yapıcı, hükümetin önce üretici köylüyü kurtarması gerekirken patronlara destek verdiğini dile getirdi. (Lüleburgaz/EVRENSEL)

İŞKENCEYE SIFIR TOLERANS YALANI

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun derlediği son beş yıla ait verilere göre 380 polis hakkında idari disiplin işlemi yapıldı. Sonuç: 376’sı yani tam yüzde 98.9’u hakkında cezaya gerek görülmedi.
Bu verilere bir de son yıllarda artan polis şiddeti karşısında uygulanan cezasızlık politikası eklenince, tablo daha da kararıyor. Toplanan verilere göre AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana, yani 2003-2008 yılları arasında yapılan idari işlemlerde düşüş var. Öyle ki sadece polis kurşunuyla 36 kişinin yaşamını yitirdiği, gazetelerde her gün işkence ve kötü muamele haberlerinin okunduğu 2008 yılında sadece bir idari soruşturma açılmış. Bu rakamlar, işkencenin geldiği boyutları gözler önüne seriyor.
İşkenceye yüzde 99 tolerans
Komisyondaki veriler şöyle: İşkence suçu nedeniyle 2003’te 181, 2004’te 102, 2005’te 41, 2006’da 28, 2007’de 27, 2008’te bir olmak üzere toplam 380 emniyet personeli hakkında idare tarafından disiplin yönünden işlem yapıldı. İdare, 380 personelden 376’sı (yüzde 99) hakkında ceza tayinine mahal olmadığı kararını verdi. Sadece 1 personel hakkında ‘uzun süreli durdurma cezası’ veren idare, üç personel hakkında ise ‘zamanaşımı’ nedeniyle cezai işleme gerek görmedi.
İşkencede ceza binde beş
Yargı da işkence suçlarında idareden farklı davranmadı. İşkence suçu nedeniyle 2003’te 269, 2004’te 217, 2005’te 71, 2006’da 44, 2007’de 22, 2008’de bir olmak üzere toplam 624 emniyet personeli hakkında adli işlem yapıldı. Yargı, işkence nedeniyle karşısına gelen 624 emniyet personelinden sadece 3’ünü (binde beş) cezalandırdı. Beş yılda işkenceden cezalandırılan üç emniyet görevlisinin üçü de 2003 yılında ceza aldı. 624 personelden 216’sı (yüzde 35) beraat ederken, 334’ü (yüzde 54) hakkında takipsizlik kararı verildi. 71 (yüzde 11) emniyet görevlisinin yargılamaları devam ediyor.
Jandarmadaki durum aynı
Yargı, jandarma görevlileriyle ilgili yargılamalarda da polisinkine benzer kararlar verdi. İşkence suçu nedeniyle 2003’te 77’i, 2004’te 41, 2005’te ve 2006’da 9, 2007’de 8, 2008’de ise 7 olmak üzere toplam 151 jandarma personeli hakkında adli işlem yapıldı. 155 jandarma görevlisinden 83’ü (yüzde 55) yargılandı. Sadece ikisi ceza aldı. Biri yargılama sırasında açığa alınırken, ikisi meslekten çıkarıldı. 63’ü hakkındaki yargılama ise devam ediyor.
İdare cezada cimri
Zor kullanma yetkisinde sınırın aşılması suçu nedeniyle 2003’te 1684, 2004’te 1204, 2005’te 612, 2006’da 645, 2007’de 424, 2008’de 48 olmak üzere toplam 4 bin 617 emniyet personeli hakkında idare tarafından disiplin yönünden işlem yapıldı. Bunlardan 15’i (yüzde 3.2) hakkında af kararı verildi. İdare, 4 bin 506’sı (yüzde 98) hakkında ise ceza tayinine mahal olmadığına karar verdi. 5’i (yüzde 1) hakkında kınama, 39’u (yüzde 1) hakkında kısa süreli durdurma, 2’si (yüzde 5) hakkında uyarma, 26’sı (yüzde 6,5) hakkında ise zamanaşımı kararları verildi. Kötü muamele suçunda da son beş yıllık bilanço farklı bir tablo ortaya çıkarmadı. Kötü muameleden 2003’te 101, 2004’te 147, 2005’te 38, 2006’da 20, 2007’de 15, 2008’de 1 olmak üzere toplam 322 jandarma personeli hakkında adli işlem yapıldı. (HABER MERKEZİ)

Meclis’e de bilgi yok

Trafiği açması için yardım istediği polisten aile boyu dayak yediğini iddia eden Mehmet Şah Araşlı’nın iddiasını konu alan haber üzerine harekete geçen TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Zafer Üskül, Beyoğlu Emniyeti’ne çarptı. Üskül, 3 Kasım’da bilgi için aradığı İlçe Emniyet Müdürü Yusuf Yüksel’den bir hafta telefon bekledi. Yüksel dönmeyince Üskül, 10 Kasım’da bir daha aradı. Bu kez Yüksel’i bulamadı. Üskül, 12 Kasım’daki üçüncü arayışında ulaşabildiği Yüksel’den, “Şüpheli polisleri tespit edemedik” yanıtını alınca, son çare olarak sorularını “Konu: Yusuf Yüksel” başlıklı yazıya döküp, İstanbul Valiliği’ne yöneltti. Fakat yanıt değişmedi: “Soruşturma sürüyor.”