HER yıl dünyada binlerce kişi yaşamını yitiriyor, Türkiye’de de bu sayı hayli yüksek. Bir yılda, büyük çoğunluğunu çocukların oluşturduğu 180 kişi yaşamını yitirdi. Bu masum insanların ölüm nedenleri ise ne trafik kazası, ne de çatışmalar. Neden, imha edilmeyen ‘kara mayınları’.
Rakamlar korkunç tablolar ortaya koyarken, bu tablonun sorumluları büyük bir istikrarla sessiz kalmaya devam ediyor. Hükümetin aksine, bu tabloya sessiz kalmayan kitle örgütleri ise onlara görevlerini hatırlatmakta ısrarlı.
SÖZLER TUTULSUN
12 Mart 2003 tarihinde Mayın Yasağı Anlaşması’na katılmaya karar veren ve 1 Mart 2004’ten itibaren de taraf olan Türkiye, anlaşmanın yükümlülüklerini yerine getirmemekte 5 yılı geride bıraktı. Fakat buna rağmen ne kurbanların sayısı, yeri ve ihtiyaçlarına yönelik veri toplama sistemi oluşturuldu, ne de sivillere yönelik önlemler alınmaya başlandı.
Ürkütücü tabloya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz Mayınsız Bir Türkiye Girişimi Sözcüsü Muteber Öğreten, “Çocuklar sokaklarda özgürce koştururken yaşamını yitiriyor, sakatlanıyor, bir daha koşamayabiliyor” sözleriyle durumun vahametini dile getirdi. Toplantılarda siyasetçilerin bol bol Ottowa Sözleşmesi’ne olan bağlılıktan söz edip harekete geçmemelerine sitem eden Öğreten, “Üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen hayata geçirilmedi. 3 günde bir kişi yaşamına veda ediyor” diyerek tabloyu özetledi.
Türkiye Sakatlar Derneği Başkanı Şükrü Boyraz ise konuyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. “Türkiye, kurbanların sayısını açıklamıyor, fakat biz dernek olarak her yıl 5 bin adet tekerlekli sandalye bağış yapıyoruz bu insanlara” diyen Boyraz, bu insanların tekrar hayata kazandırılması gerektiğini belirtti.
Öte yandan, Türk Tabipleri Birliği, İstanbul Tabip Odası, Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları Derneği, Küresel BAK ve MAZLUMDER’in de aralarında bulunduğu birçok kitle örgütü, ‘Topraklarımıza mayın değil barış ekelim’ demek için dün Taksim Hill Otel’de basın toplantısı düzenledi. Açıklamaya Akın Birdal, Ufuk Uras ve Çetin Soysal gibi milletvekilleri de katıldı. Açıklamada, hükümete, bir an önce harekete geçme çağrısı yapıldı.
Toplantıda konuşan parlamenterler şunları söyledi:
*Ufuk Uras (ÖDP ): Mayınsız bir dünya için bütün bu alanların tamamen temizlenip bir barış alanı haline getirilmesi lazım.
*Akın Birdal (DTP ): Sözleşmeler benimsenmiş fakat gereklerinin yerine getirilmesi için bir çaba gösterilmemiştir.
*Çetin Soysal(CHP ): Döşeli mayınların temizletilmesi gerektiğini birçok kez dile getirmemize rağmen hala çalışmalar başlatılmış değil.
24 Şubat 2009 Salı
TEHDİTÇİ BAKANA İSTİFA ÇAĞRISI
“Hükümetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler, her projelerini Ankara’dan geçiremiyor” diyen Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e tepki yağdı. Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel, bu sözleriyle ‘Ya bizden yanasınız ya da yoksunuz’ diyen Şahin’in suç işlediğini belirtti. DTP’li Sarıkaya da, bu anlayışın sonuçlarını DTP’nin yönetiminde olan belediyelere yönelik yaklaşımda gördüklerini dile getirirken, ÖDP Genel Başkanı Kozanoğlu, “Bakan bilineni itiraf etti” diye konuştu.
TÜZEL: BAKAN SUÇ İŞLEDİ
Adalet bakanının sözlerinin, Başbakan’ın Diyarbakır’da verdiği mesajı tamamladığını belirten Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel, “Bunların söylediği şu: ‘Ancak AKP’ye oy verirseniz size hizmet gelir.’ Bu siyasi bir şantajdır. AKP bu seçimlerden sonra, yerelde ve merkezde iktidarını ve mevcut politikalarını sağlamlaştırmak istiyor” şeklinde konuştu. “Adalet bakanı, hukuku temsil eden kurumun başında duruyor ama bu söyledikleriyle suç işliyor” diyen Tüzel, “Bu, hem bir itirafın dile getirilmesidir, hem de bir suçtur” dedi. Hükümetin bir taraftan halka, ‘Herkesin hükümetiyiz, herkesi kucaklıyoruz’ dediğini belirten Tüzel, “Ama adalet bakanının sözleri başka bir şeye işaret ediyor. Hükümet, ‘Ya benden yanasınız ya da yoksunuz, beni desteklediğiniz sürece benden hizmet alabilirsiniz’ diyor” şeklinde konuştu. Başbakan’ın Diyarbakır mitinginde yaptığı konuşmaya dikkat çeken Tüzel, “Başbakan, sanki kendi kasasından çıkıyormuş gibi, buralara bütçe verdiklerini söylüyor. Bu para zaten halkın parası” dedi. Bu söylemlerin AKP’nin gerçek yüzünü gösterdiğini ifade eden Tüzel, “Halkımız bunların gerçek yüzünü daha iyi görmektedir. Bütün gücümüzle AKP’den kurtulmak üzere mücadelemizi büyütmeliyiz” dedi. Tüzel, Şahin’in istifa etmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
SARIKAYA: BU ANLAYIŞI YAŞIYORUZ
DTP Genel Başkan Yardımcımsı Mustafa Sarıkaya da partilerinin yönetimde bulunduğu 56 belediyenin 5 yılda birçok sıkıntı ile karşı karşıya olduğunu, özellikle, bakanlıklarda ve bakanlıklara bağlı bankalarda yapılan işlemler için birçok prosedür engeline takıldıklarını söyledi. Sarıkaya, “Adalet bakanını açıklaması boşa yapılmış bir açıklama olabilir. Ama doğru bir açıklama” dedi. Yıllardan beri yaşadıkları sıkıntıları bildiklerini ve bunları dile getirdiklerini söyleyen Sarıkaya, adalet bakanının yaptığı açıklama ile bunun bir kez daha ortaya çıktığını belirtti. Sarıkaya, Başbakan’ın seçim alanlarında yaptığı açıklamalarda da adalet bakanını tescil ettiğini kaydetti. Hükümet partisinin, hükümet olmanın imkanlarını da kullanarak, halkın karşısına çıkıp oy isteyebildiğini ifade eden Sarıkaya, “Çıkıp bu şekilde oy talep etmeleri utanılacak bir durumdur” dedi.
KOZANOĞLU: BAKAN BİLİNENİ İTİRAF ETTİ
Adalet Bakanı Şahin’in sözlerinin bir itiraf olduğunu söyleyen, ÖDP Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu “AKP’nin, kendinden önceki hükümetler gibi halka değil yandaşlarına hizmet götürdüğü gerçeği itiraf edilmiş oldu” dedi. Şahin’in sözleriyle hükümetin suçüstü yakalandığını dile getiren Kozanoğlu, “Bakanın sözlerini Başbakan Erdoğan’a bir sormak lazım” şeklinde konuştu. Bunun aynı zamanda açık bir tehdit olduğunu söyleyen Kozanoğlu, “Ama halkımız bu tehditlere pabuç bırakmaz. Vatandaş oyuna, onuruna sahip çıkacaktır. Bu seçimlerde bütün ülke AKP zihniyetine bir dur demelidir” dedi. Bu seneki seçimlerin sadece yerel seçim olmadığını ifade eden Kozanoğlu, “Bu seçimler genel seçim öncesi bir hesaplaşma olarak görülmelidir” dedi. (HABER MERKEZİ)
CHP, ERDOĞAN’A ŞAHİN’İN SÖZLERİNİ SORDU
CHP Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü, verdiği soru önergesinde, Başbakan Erdoğan’a, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in tepkiye yol açan sözlerini sordu.
Çöllü, Meclis Başkanlığı’na sunduğu soru önergesinde, Şahin’in Antalya’da yaptığı konuşmayı Meclis gündemine taşıdı. Adalet Bakanı’nın “Hükümetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler her projelerini Ankara’dan geçiremiyor. Maalesef bu Türkiye’nin gerçeği. O nedenle halkıyla, hükümetiyle, devletiyle barışık mahalli yöneticiler işbaşında olursa, bizim sorunlarımız daha çok çözülür” dediğini hatırlatan Çöllü, Başbakan Erdoğan’a şu soruları yöneltti:
*Adalet Bakanı’nın, seçim çalışmalarında yaptığı tehdit içeren bu değerlendirme ne anlama gelmektedir?
*Bu açıklama demokrasi ile bağdaşmakta mıdır? Hükümetiniz ile ‘zıtlaşan yerel yönetimler’ tanımının kapsamı, yalnızca muhalefet partilerinin yönetimde olduğu belediyeler midir?
*İktidarınız döneminde hangi belediyelerin projelerine engel çıkarıldı?
*Yerel seçimlerden sonra da ayrımcılık içeren uygulamalarınızı devam ettirecek misiniz?”
CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin de yaptığı yazılı açıklamada, “Adalet Bakanı’nın sözleri tüm vatandaşlarımızın AKP’ye biata zorlandığının itirafıdır” dedi. Ersin, Şahin’in artık bakanlık koltuğunda oturmaması gerektiğini kaydetti..
ŞAHİN’İN TARTIŞILAN SÖZLERİ
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, önceki gün seçim çalışmaları için gittiği Antalya’da, merkezi hükümetle iş birliği içinde olan belediyelerin daha çabuk çözüm ürettiğini söylemiş ve şöyle devam etmişti:
“Hükümetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler, her projelerini Ankara’dan geçiremiyor. Maalesef bu Türkiye’nin gerçeği.
O nedenle halkıyla barışık, hükümetiyle barışık, devletiyle barışık mahalli yöneticiler işbaşında olursa, bizim sorunlarımız daha çabuk çözülür.”
AKP Şahin’i, Şahin de kendisini savundu
AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, “Hükümetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler her projelerini Ankara'dan geçiremiyor” sözlerini “Yuvacık Barajı” projesini örnek göstererek savundu.
Meclis'te gazetecilerin sorularını yanıtlayan Canikli, Şahin'in sözlerinin yanlış anlaşıldığını öne sürerek, şöyle devam etti: “Sayın Bakan bir realiteden bahsediyor. Yuvacık Barajı'nın bugün yaşandığını düşünelim. Böyle bir talebin İzmit Belediyesi'nden geldiğini düşünelim. Hazine'nin garantisini istediğini farz edelim. Şimdi Hükümet böyle bir projenin yanlış, kaynaklarının Hazinenin kaynaklarının çok kötüye kullanılacağını, böyle bir projenin yanlış olduğunu ileri sürer ve aralarında bir çatışma çıkarsa işte bir zıtlıktır. Hükümetten böyle bir finansman modeline evet demesi ve Hazine'nin kendisini 3-4 Milyar Dolarlık bir yatırıma sokacak projeyi imza atmasını bekleyebilir misiniz. İşte zıtlaşma budur. Sayın Bakanın söylemek istediği de budur. Sayın Bakanın söylediği projelerle ilgilidir.”
Canikli'nin bu sözleri, AKP ve Hazine'nin, AKP dışındaki partilere ait belediyelerden gelen talepler konusunda zorluk çıkardığı yönündeki eleştirileri akıllara getirdi.
ŞAHİN, SÖZLERİNİN ARKASINDA DURDU
Adalet Bakanı Şahin ise, dün şu açıklamayı yaptı: “Ben burada AK Parti sözünü kullanmadım. Merkezi hükümetten proje yapıp destek isteme konusunda muhalefet partili belediyelerin isteksiz olduğunu söyledim. Merkezi hükümetle işbirliği içindeki belediyelerin daha fazla başarılı olduğunu söyledim. Biz herkesin hükümetiyiz. Belediye başkanları da öyle hareket etmeli. Yerel yönetimlerin isteksizliğini kastettim. Bir parti ismi vermedim.”
TÜZEL: BAKAN SUÇ İŞLEDİ
Adalet bakanının sözlerinin, Başbakan’ın Diyarbakır’da verdiği mesajı tamamladığını belirten Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel, “Bunların söylediği şu: ‘Ancak AKP’ye oy verirseniz size hizmet gelir.’ Bu siyasi bir şantajdır. AKP bu seçimlerden sonra, yerelde ve merkezde iktidarını ve mevcut politikalarını sağlamlaştırmak istiyor” şeklinde konuştu. “Adalet bakanı, hukuku temsil eden kurumun başında duruyor ama bu söyledikleriyle suç işliyor” diyen Tüzel, “Bu, hem bir itirafın dile getirilmesidir, hem de bir suçtur” dedi. Hükümetin bir taraftan halka, ‘Herkesin hükümetiyiz, herkesi kucaklıyoruz’ dediğini belirten Tüzel, “Ama adalet bakanının sözleri başka bir şeye işaret ediyor. Hükümet, ‘Ya benden yanasınız ya da yoksunuz, beni desteklediğiniz sürece benden hizmet alabilirsiniz’ diyor” şeklinde konuştu. Başbakan’ın Diyarbakır mitinginde yaptığı konuşmaya dikkat çeken Tüzel, “Başbakan, sanki kendi kasasından çıkıyormuş gibi, buralara bütçe verdiklerini söylüyor. Bu para zaten halkın parası” dedi. Bu söylemlerin AKP’nin gerçek yüzünü gösterdiğini ifade eden Tüzel, “Halkımız bunların gerçek yüzünü daha iyi görmektedir. Bütün gücümüzle AKP’den kurtulmak üzere mücadelemizi büyütmeliyiz” dedi. Tüzel, Şahin’in istifa etmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
SARIKAYA: BU ANLAYIŞI YAŞIYORUZ
DTP Genel Başkan Yardımcımsı Mustafa Sarıkaya da partilerinin yönetimde bulunduğu 56 belediyenin 5 yılda birçok sıkıntı ile karşı karşıya olduğunu, özellikle, bakanlıklarda ve bakanlıklara bağlı bankalarda yapılan işlemler için birçok prosedür engeline takıldıklarını söyledi. Sarıkaya, “Adalet bakanını açıklaması boşa yapılmış bir açıklama olabilir. Ama doğru bir açıklama” dedi. Yıllardan beri yaşadıkları sıkıntıları bildiklerini ve bunları dile getirdiklerini söyleyen Sarıkaya, adalet bakanının yaptığı açıklama ile bunun bir kez daha ortaya çıktığını belirtti. Sarıkaya, Başbakan’ın seçim alanlarında yaptığı açıklamalarda da adalet bakanını tescil ettiğini kaydetti. Hükümet partisinin, hükümet olmanın imkanlarını da kullanarak, halkın karşısına çıkıp oy isteyebildiğini ifade eden Sarıkaya, “Çıkıp bu şekilde oy talep etmeleri utanılacak bir durumdur” dedi.
KOZANOĞLU: BAKAN BİLİNENİ İTİRAF ETTİ
Adalet Bakanı Şahin’in sözlerinin bir itiraf olduğunu söyleyen, ÖDP Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu “AKP’nin, kendinden önceki hükümetler gibi halka değil yandaşlarına hizmet götürdüğü gerçeği itiraf edilmiş oldu” dedi. Şahin’in sözleriyle hükümetin suçüstü yakalandığını dile getiren Kozanoğlu, “Bakanın sözlerini Başbakan Erdoğan’a bir sormak lazım” şeklinde konuştu. Bunun aynı zamanda açık bir tehdit olduğunu söyleyen Kozanoğlu, “Ama halkımız bu tehditlere pabuç bırakmaz. Vatandaş oyuna, onuruna sahip çıkacaktır. Bu seçimlerde bütün ülke AKP zihniyetine bir dur demelidir” dedi. Bu seneki seçimlerin sadece yerel seçim olmadığını ifade eden Kozanoğlu, “Bu seçimler genel seçim öncesi bir hesaplaşma olarak görülmelidir” dedi. (HABER MERKEZİ)
CHP, ERDOĞAN’A ŞAHİN’İN SÖZLERİNİ SORDU
CHP Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü, verdiği soru önergesinde, Başbakan Erdoğan’a, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in tepkiye yol açan sözlerini sordu.
Çöllü, Meclis Başkanlığı’na sunduğu soru önergesinde, Şahin’in Antalya’da yaptığı konuşmayı Meclis gündemine taşıdı. Adalet Bakanı’nın “Hükümetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler her projelerini Ankara’dan geçiremiyor. Maalesef bu Türkiye’nin gerçeği. O nedenle halkıyla, hükümetiyle, devletiyle barışık mahalli yöneticiler işbaşında olursa, bizim sorunlarımız daha çok çözülür” dediğini hatırlatan Çöllü, Başbakan Erdoğan’a şu soruları yöneltti:
*Adalet Bakanı’nın, seçim çalışmalarında yaptığı tehdit içeren bu değerlendirme ne anlama gelmektedir?
*Bu açıklama demokrasi ile bağdaşmakta mıdır? Hükümetiniz ile ‘zıtlaşan yerel yönetimler’ tanımının kapsamı, yalnızca muhalefet partilerinin yönetimde olduğu belediyeler midir?
*İktidarınız döneminde hangi belediyelerin projelerine engel çıkarıldı?
*Yerel seçimlerden sonra da ayrımcılık içeren uygulamalarınızı devam ettirecek misiniz?”
CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin de yaptığı yazılı açıklamada, “Adalet Bakanı’nın sözleri tüm vatandaşlarımızın AKP’ye biata zorlandığının itirafıdır” dedi. Ersin, Şahin’in artık bakanlık koltuğunda oturmaması gerektiğini kaydetti..
ŞAHİN’İN TARTIŞILAN SÖZLERİ
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, önceki gün seçim çalışmaları için gittiği Antalya’da, merkezi hükümetle iş birliği içinde olan belediyelerin daha çabuk çözüm ürettiğini söylemiş ve şöyle devam etmişti:
“Hükümetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler, her projelerini Ankara’dan geçiremiyor. Maalesef bu Türkiye’nin gerçeği.
O nedenle halkıyla barışık, hükümetiyle barışık, devletiyle barışık mahalli yöneticiler işbaşında olursa, bizim sorunlarımız daha çabuk çözülür.”
AKP Şahin’i, Şahin de kendisini savundu
AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, “Hükümetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler her projelerini Ankara'dan geçiremiyor” sözlerini “Yuvacık Barajı” projesini örnek göstererek savundu.
Meclis'te gazetecilerin sorularını yanıtlayan Canikli, Şahin'in sözlerinin yanlış anlaşıldığını öne sürerek, şöyle devam etti: “Sayın Bakan bir realiteden bahsediyor. Yuvacık Barajı'nın bugün yaşandığını düşünelim. Böyle bir talebin İzmit Belediyesi'nden geldiğini düşünelim. Hazine'nin garantisini istediğini farz edelim. Şimdi Hükümet böyle bir projenin yanlış, kaynaklarının Hazinenin kaynaklarının çok kötüye kullanılacağını, böyle bir projenin yanlış olduğunu ileri sürer ve aralarında bir çatışma çıkarsa işte bir zıtlıktır. Hükümetten böyle bir finansman modeline evet demesi ve Hazine'nin kendisini 3-4 Milyar Dolarlık bir yatırıma sokacak projeyi imza atmasını bekleyebilir misiniz. İşte zıtlaşma budur. Sayın Bakanın söylemek istediği de budur. Sayın Bakanın söylediği projelerle ilgilidir.”
Canikli'nin bu sözleri, AKP ve Hazine'nin, AKP dışındaki partilere ait belediyelerden gelen talepler konusunda zorluk çıkardığı yönündeki eleştirileri akıllara getirdi.
ŞAHİN, SÖZLERİNİN ARKASINDA DURDU
Adalet Bakanı Şahin ise, dün şu açıklamayı yaptı: “Ben burada AK Parti sözünü kullanmadım. Merkezi hükümetten proje yapıp destek isteme konusunda muhalefet partili belediyelerin isteksiz olduğunu söyledim. Merkezi hükümetle işbirliği içindeki belediyelerin daha fazla başarılı olduğunu söyledim. Biz herkesin hükümetiyiz. Belediye başkanları da öyle hareket etmeli. Yerel yönetimlerin isteksizliğini kastettim. Bir parti ismi vermedim.”
23 Şubat 2009 Pazartesi
DTP Hakkâri Adayı Ertaş'ın da başvurusu reddedildi
DTP Hakkâri Belediye Başkan Adayı Selim Ertaş, Esendere Belde Belediye Başkan Adayı Abidin Çoğaç ve Duranmaya Belde Belediye Başkan Adayı Sait Gezer'in adaylık başvurusu reddedildi.
DTP'nin belediye başkan adayları listesini değerlendiren, Hakkâri İl Seçim Kurulu, Hakkâri Belediye Başkan Adayı Selim Ertaş, Esendere Belde Belediye Başkan Adayı Abidin Çoğaç ile Durankaya Belde Belediye Başkan Adayı Sait Gezer 'in başvurularını, 17 Şubat'tan önce haklarında alınan kamu hizmetlerinden men cezalarının kaldırıldığına dair kararı YSK'ya sunmadıkları gerekçesiyle reddetti.
Karara tepki gösteren Selim Ertaş, alınan karırın çalışmalarını sabote etmeye yönelik olduğunu kaydetti. 7 yıl önce kamu haklarından men cezası aldığını, ancak bu kararın süresinin 3 yıl için geçerli olduğunu dile getiren Ertaş, aradan 7 yıl geçmesine rağmen böyle bir kararın alınmasının düşündürücü olduğunu belirtti. Ertaş, bütün baskı ve uygulamalara rağmen mücadelelerini kararlı bir şekilde sürdüreceklerini söyledi.
Dün de DTP Bingöl Belediye Başkanı Adayı Ömer Faruk Ersöz'ün adaylık başvurusu reddedilmişti. DİHA
DTP'nin belediye başkan adayları listesini değerlendiren, Hakkâri İl Seçim Kurulu, Hakkâri Belediye Başkan Adayı Selim Ertaş, Esendere Belde Belediye Başkan Adayı Abidin Çoğaç ile Durankaya Belde Belediye Başkan Adayı Sait Gezer 'in başvurularını, 17 Şubat'tan önce haklarında alınan kamu hizmetlerinden men cezalarının kaldırıldığına dair kararı YSK'ya sunmadıkları gerekçesiyle reddetti.
Karara tepki gösteren Selim Ertaş, alınan karırın çalışmalarını sabote etmeye yönelik olduğunu kaydetti. 7 yıl önce kamu haklarından men cezası aldığını, ancak bu kararın süresinin 3 yıl için geçerli olduğunu dile getiren Ertaş, aradan 7 yıl geçmesine rağmen böyle bir kararın alınmasının düşündürücü olduğunu belirtti. Ertaş, bütün baskı ve uygulamalara rağmen mücadelelerini kararlı bir şekilde sürdüreceklerini söyledi.
Dün de DTP Bingöl Belediye Başkanı Adayı Ömer Faruk Ersöz'ün adaylık başvurusu reddedilmişti. DİHA
Bu kez Kürtçe şarkı çalmaya 6 ay hapis cezası
Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde Bin Umut Adayları'nın seçim çalışmaları sırasından Kürtçe şarkı çaldıkları gerekçesiyle eski DTP Ergani İlçe Başkanı Ahmet Kınık ve minibüs şoförü Vahap Sancı, 6'şar ay hapis, 450'şer TL para cezasına çarptırıldı. Avukat Mehmet Biçen, verilen cezanın söz konusu bir kişinin DTP'li olmasından kaynaklandığını belirtti.
22 Temmuz 2007'deki genel seçimler öncesinde Bin Umut Adayı DTP Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş'ın seçim bölgesinde DTP Ergani İlçe Başkanı Ahmet Kınık ve minibüs şoförü Vahap Sancı hakkında Kürtçe şarkı çaldıkları için Seçim Kanunu'na muhalefetten dava açıldı. Kürtçe 'Gelsin gelsin, demokrasi gelsin' şarkısı nedeniyle Bin Umut Adayları hakkında her hangi bir dava açılmazken, Sancı ve Kınak hakkında Ergani Sulh Ceza Mahkemesi'nde açılan dava duruşmasında, tutanak tutan polisler tanık olarak dinlendi. Dava dosyasında söz konusu CD bulunmazken, mahkeme hakimi, davanın karara bağlanması için tanık polislerin ifadelerinin yeterli olduğunu söyledi. Kınık ve Sancı, Seçim Kanunu'na muhalefet ettikleri gerekçesiyle 6'şar ay hapis, 450 TL para cezasına çarptıran mahkeme hakimi, 'sanıkların iyi niyetli olmadığını ve bir daha suç işleyebileceğini' ileri sürerek, cezanın ertelenmesine gerek duymadı. Sanık avukatı Mehmet Biçen'in temyiz ettiğini dava, şimdilik Yargıtay'da bekliyor.
'Barıştan yanayız'
Kendisine ceza verilmesinin devletin Kürt halkı üzerinde tecrit uygulama olarak yorumlayan DTP Ergani eski İlçe Başkanı Ahmet Kınık, 22 Temmuz seçimlerinde parti olarak Bin Umut Adaylarını destekleme kararı aldıklarını ve çalışmalarını Kürtçe yaptığını ifade etti. Verilen cezaların kendilerini yıldırmayacağını vurgulayan Kınık, 'Özgürlük ve demokrasi için geri adım atmayacağız. Ne ceza veriyorlar versinler. Ne baskı olursa olsun biz barış ve özgürlükten yanayız' dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kürt sorunun çözümünde samimi olmadığını kaydeden Kınık, TRT Şeş'in yayın hayatına girmesi ile kendilerine verilen cezanın çelişki oluşturduğunu belirtti.
'Bu hukuki anlamda bir skandaldır'
Verilen cezanın Kınık'ın DTP'li olmasından kaynaklandığını belirten Kınık'ın avukatı Mehmet Biçen ise, 'DTP dışındaki siyasal partilerde seçim çalışmalarında Kürtçe'yi kullanılıyor. Ama onlara bu tür cezalar verilmiyor' diyerek, hukukun çifte standart uygulamalarına dikkat çekti. Verilen cezalarda çalınan şarkıların içeriğinde suç olup olmadığı araştırılmadan sırf Kürtçe olduğu için ceza verildiğini belirten Biçen, 'Bu güne kadar bu yasa uygulanmadı ve müvekkilime uygulanmayan bir yasadan dolayı ceza verilmiş' dedi. En zor şartlarda bölgede böylesi bir yasa uygulanmadığını söyleyen Biçen, şunları belirtti: 'Bir yandan TRT 6'nın yayın hayatına girmesi ve bir yandan da bazı üniversitelerde Kürdoloji Bölümü tartışmaları sürerken böyle bir kararın verilmesi hükümetin Kürt sorununun çözümü konusunda da ne kadar samimi olduğunu göstergesidir.' Yapılan yargılamanın eksik bir yargılama olduğunu ifade eden Biçen, 'Çalındığı söylenen kasete dayalı bir suçlama yok ve sadece emniyetin tutuğunu söylediği tutanağa dayanarak bu ceza verilmiştir. Bu hukuki anlamda bir skandaldır' şeklinde konuştu.
DİHA
22 Temmuz 2007'deki genel seçimler öncesinde Bin Umut Adayı DTP Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş'ın seçim bölgesinde DTP Ergani İlçe Başkanı Ahmet Kınık ve minibüs şoförü Vahap Sancı hakkında Kürtçe şarkı çaldıkları için Seçim Kanunu'na muhalefetten dava açıldı. Kürtçe 'Gelsin gelsin, demokrasi gelsin' şarkısı nedeniyle Bin Umut Adayları hakkında her hangi bir dava açılmazken, Sancı ve Kınak hakkında Ergani Sulh Ceza Mahkemesi'nde açılan dava duruşmasında, tutanak tutan polisler tanık olarak dinlendi. Dava dosyasında söz konusu CD bulunmazken, mahkeme hakimi, davanın karara bağlanması için tanık polislerin ifadelerinin yeterli olduğunu söyledi. Kınık ve Sancı, Seçim Kanunu'na muhalefet ettikleri gerekçesiyle 6'şar ay hapis, 450 TL para cezasına çarptıran mahkeme hakimi, 'sanıkların iyi niyetli olmadığını ve bir daha suç işleyebileceğini' ileri sürerek, cezanın ertelenmesine gerek duymadı. Sanık avukatı Mehmet Biçen'in temyiz ettiğini dava, şimdilik Yargıtay'da bekliyor.
'Barıştan yanayız'
Kendisine ceza verilmesinin devletin Kürt halkı üzerinde tecrit uygulama olarak yorumlayan DTP Ergani eski İlçe Başkanı Ahmet Kınık, 22 Temmuz seçimlerinde parti olarak Bin Umut Adaylarını destekleme kararı aldıklarını ve çalışmalarını Kürtçe yaptığını ifade etti. Verilen cezaların kendilerini yıldırmayacağını vurgulayan Kınık, 'Özgürlük ve demokrasi için geri adım atmayacağız. Ne ceza veriyorlar versinler. Ne baskı olursa olsun biz barış ve özgürlükten yanayız' dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kürt sorunun çözümünde samimi olmadığını kaydeden Kınık, TRT Şeş'in yayın hayatına girmesi ile kendilerine verilen cezanın çelişki oluşturduğunu belirtti.
'Bu hukuki anlamda bir skandaldır'
Verilen cezanın Kınık'ın DTP'li olmasından kaynaklandığını belirten Kınık'ın avukatı Mehmet Biçen ise, 'DTP dışındaki siyasal partilerde seçim çalışmalarında Kürtçe'yi kullanılıyor. Ama onlara bu tür cezalar verilmiyor' diyerek, hukukun çifte standart uygulamalarına dikkat çekti. Verilen cezalarda çalınan şarkıların içeriğinde suç olup olmadığı araştırılmadan sırf Kürtçe olduğu için ceza verildiğini belirten Biçen, 'Bu güne kadar bu yasa uygulanmadı ve müvekkilime uygulanmayan bir yasadan dolayı ceza verilmiş' dedi. En zor şartlarda bölgede böylesi bir yasa uygulanmadığını söyleyen Biçen, şunları belirtti: 'Bir yandan TRT 6'nın yayın hayatına girmesi ve bir yandan da bazı üniversitelerde Kürdoloji Bölümü tartışmaları sürerken böyle bir kararın verilmesi hükümetin Kürt sorununun çözümü konusunda da ne kadar samimi olduğunu göstergesidir.' Yapılan yargılamanın eksik bir yargılama olduğunu ifade eden Biçen, 'Çalındığı söylenen kasete dayalı bir suçlama yok ve sadece emniyetin tutuğunu söylediği tutanağa dayanarak bu ceza verilmiştir. Bu hukuki anlamda bir skandaldır' şeklinde konuştu.
DİHA
Ölümler sürüyor tedbirler unutuluyor
İŞ cinayetlerinin artık alışılagelmiş mekanı Tuzla tersaneleri. Geçtiğimiz günlerde Çiçek Tersanesi’nde elektrik akımına kapılarak yaşamını yitiren Cemil Akgül’ün ardından tersane patronları ve Çalışma Bakanlığı yine tedbirlerin tam olduğundan, işçilere eğitim verdiklerinden bahsettiler. Bu açıklamalar sürerken işçiler de iş güvenliği tedbirlerinin alınmaması nedeniyle ölmeye devam ediyor.
Tersane işçileri, krizin her geçen gün daha da derinleştiği günlerde işsiz kalmamak için patronların her söylediğini yapmak zorunda kaldıklarını anlatıyorlar.
Krizle birlikte patronların iş güvenlikçilerini, iş saha kontrolcülerini, iş güvenlik tedbirinden sorumlu işçileri işten çıkardığı ve böylelikle iş güvenlik tedbirlerini ortadan kaldırdığını aktaran işçiler, çalışma saatlerinin uzatıldığını, ücretlerin yarı yarıya düşürüldüğünü söylüyorlar.
İŞİN BİTMESİ DAHA ÖNEMLİ
Taşeron firma ve ana firmaları eğitimsiz işçi çalıştırdıkları için işçilerin ölümle yüzleştiğini söyleyen Ağca Aksay, hükümetin bir eğitim okulu açması gerektiğini ve işyerlerinde iş güvenlik tedbirlerinin yasal güvence altına alınması gerektiğini dile getirdi.
Burhan Kayalar ise seçimlere aktarılan paranın işçilere ve iş olanaklarına kullanılması gerektiğini kaydetti. Kayalar, dört aydır işsiz olduğunu, yardım adı altında seçim yatırımı yapıldığını, bu paralarla iş güvenlik tedbirleri alınabileceğini ifade etti.
İş güvenliği tedbirlerinin değil, işin bitmesinin patronlar için daha önemli olduğunu dile getiren Ali Kaya, tersaneler bölgesinin kendi başına bir devlet olduğunu, iş güvenlik tedbirlerinin tersanelerde ikinci veya üçüncü plana itildiğini ifade etti. Kaya, işçi ölümlerinin durması, işsizliğin önlenmesi için işçilerin örgütlenmesi gerektiğini bildirdi. (İstanbul/EVRENSEL)
MAKYAJ YAPMAYIN ÖNLEM ALIN!
DİSK Genel Başkan Yardımcısı İsmail Yurtseven, Tuzla’da son dönemlerde yeniden artış gösteren ölümlü iş kazalarıyla ilgili açıklama yaptı. Açıklamasında tersanelerde iş cinayetlerinin sonunun gelmediğini belirten Yurtseven, hükümet tarafından Tuzla ve diğer tersanelerde yaşananlar ciddiye alınmadığı sürece kazaların devam edeceğini belirtti.
Son olarak Elta Denizcilik taşeronunda çalışan Cemil Akgün’ün iş cinayetinde yaşamını kaybettiğini, Yalova’da kurulu Altıntaş Tersanesi’nde ise AB Makine taşeronunda çalışan 3 işçinin yaralandığını açıklayan Yurtseven, göstermelik önlemlerin işe yaramadığını, yaptıkları tüm uyarılara rağmen önlem almayanların kazanın sorumluları olduğunu belirtti. Yurtseven, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Bir kez daha tekrar ediyoruz: Tersanelerde, Ağır ve Tehlikeli İşkolu Yönetmeliği uygulanmalıdır. Günlük çalışma saati 7.5 saat olarak acilen hayata geçirilmeli; mola, dinlenme ve tatiller uygulanmalıdır. Sigortalar, ücretlerin ödenmesi, ana firma tarafından güvence edilmeli. Sağlıklı barınma evleri, soyunma dolapları, işkoluna uygun kaliteli yemek verilmeli; revir, doktor ve ambulans gibi sağlık hizmetleri sağlanmalıdır.”
Tersane işçileri, krizin her geçen gün daha da derinleştiği günlerde işsiz kalmamak için patronların her söylediğini yapmak zorunda kaldıklarını anlatıyorlar.
Krizle birlikte patronların iş güvenlikçilerini, iş saha kontrolcülerini, iş güvenlik tedbirinden sorumlu işçileri işten çıkardığı ve böylelikle iş güvenlik tedbirlerini ortadan kaldırdığını aktaran işçiler, çalışma saatlerinin uzatıldığını, ücretlerin yarı yarıya düşürüldüğünü söylüyorlar.
İŞİN BİTMESİ DAHA ÖNEMLİ
Taşeron firma ve ana firmaları eğitimsiz işçi çalıştırdıkları için işçilerin ölümle yüzleştiğini söyleyen Ağca Aksay, hükümetin bir eğitim okulu açması gerektiğini ve işyerlerinde iş güvenlik tedbirlerinin yasal güvence altına alınması gerektiğini dile getirdi.
Burhan Kayalar ise seçimlere aktarılan paranın işçilere ve iş olanaklarına kullanılması gerektiğini kaydetti. Kayalar, dört aydır işsiz olduğunu, yardım adı altında seçim yatırımı yapıldığını, bu paralarla iş güvenlik tedbirleri alınabileceğini ifade etti.
İş güvenliği tedbirlerinin değil, işin bitmesinin patronlar için daha önemli olduğunu dile getiren Ali Kaya, tersaneler bölgesinin kendi başına bir devlet olduğunu, iş güvenlik tedbirlerinin tersanelerde ikinci veya üçüncü plana itildiğini ifade etti. Kaya, işçi ölümlerinin durması, işsizliğin önlenmesi için işçilerin örgütlenmesi gerektiğini bildirdi. (İstanbul/EVRENSEL)
MAKYAJ YAPMAYIN ÖNLEM ALIN!
DİSK Genel Başkan Yardımcısı İsmail Yurtseven, Tuzla’da son dönemlerde yeniden artış gösteren ölümlü iş kazalarıyla ilgili açıklama yaptı. Açıklamasında tersanelerde iş cinayetlerinin sonunun gelmediğini belirten Yurtseven, hükümet tarafından Tuzla ve diğer tersanelerde yaşananlar ciddiye alınmadığı sürece kazaların devam edeceğini belirtti.
Son olarak Elta Denizcilik taşeronunda çalışan Cemil Akgün’ün iş cinayetinde yaşamını kaybettiğini, Yalova’da kurulu Altıntaş Tersanesi’nde ise AB Makine taşeronunda çalışan 3 işçinin yaralandığını açıklayan Yurtseven, göstermelik önlemlerin işe yaramadığını, yaptıkları tüm uyarılara rağmen önlem almayanların kazanın sorumluları olduğunu belirtti. Yurtseven, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Bir kez daha tekrar ediyoruz: Tersanelerde, Ağır ve Tehlikeli İşkolu Yönetmeliği uygulanmalıdır. Günlük çalışma saati 7.5 saat olarak acilen hayata geçirilmeli; mola, dinlenme ve tatiller uygulanmalıdır. Sigortalar, ücretlerin ödenmesi, ana firma tarafından güvence edilmeli. Sağlıklı barınma evleri, soyunma dolapları, işkoluna uygun kaliteli yemek verilmeli; revir, doktor ve ambulans gibi sağlık hizmetleri sağlanmalıdır.”
22 Şubat 2009 Pazar
Cumartesi Anneleri: JİTEM'i korumaktan vazgeçin
Kaybedilen yakınlarını aramak için yola çıkan Cumartesi Anneleri, 204. kez Galatasaray Meydanı'nda oturma eylemi yaptı. Bu hafta Avukat Metin Can ve İHD Üyesi Doktor Hasan Kaya'nın akıbetini soran anneler, 'JİTEM'i korumaktan vazgeçin' çağrısında bulundu.
Cumartesi Anneleri, kayıplarının akıbetini öğrenmek için 204. kez Galatasaray Meydanı'nda oturma eylemi yaptı. Kayıp yakınlarının fotoğraflarını taşıyan kayıp yakınları, sorumluların suçlu olan JİTEM'i korumaktan vazgeçmesini istedi. Her hafta bir kayıp hikayesinin anlatıldığı buluşmada bu hafta 1993 yılında kaybedilen İHD Elazığ Şube Başkanı Av. Metin Can ve İHD Üyesi Dr. Hasan Kaya'nın kaybedilme öyküsü anlatıldı. Cumartesi Anneleri'ne destek vermek için eyleme katılan Devlet Tiyatroları Sanatçısı Seray Gözler, açıklama yaptı. Gözler, Can ve Kaya'nın kaybedilme hikayesini şöyle anlattı: '21 Şubat 1993'de gece Hasan Kaya acil hasta var diye çağrıldı. Can güvenliğinden endişe ettiğinden Metin Can ile birlikte gitmeye karar verdi. Sabah olup eve dönememeleri üzerine resmi makamlara durum bildirildi ve bulunmaları istendi. Cevap her zaman ki gibi 'Biz almadık bizde yok' oldu. Bir gün sonra ayakkabıları evlerinin yakınına atılmış olarak bulundu. Ailelerine telefonda işkence sesleri dinletildi. Hemen Ankara'ya bir heyet çıkartıldı. Zamanın İçişleri Bakanı İsmet Sezgin heyete 'Endişe etmeyin bırakacaklar' dedi. 26 Şubat 1993'de işkence edilmiş bedenleri Tunceli Dinar Köprüsü altında ölü olarak bulundu. Metin Can'ın o zaman anne karnında olan bebeği babasını hiç göremedi.'
Olayı itirafçılar da doğruladı
Bu olayın JİTEM mensubu Abdulkadir Aygan'ın itiraflarında da anlatıldığına dikkat çeken Gözler, 'İtiraflarda, Mahmut Yıldırım (Yeşil) ve Mesut Mehmetoğlu adlı JİTEM elemanlarının Metin Can ve Hasan Kaya'yı işkence ederek öldürdüğünü anlattı. Ancak devlet bugüne kadar hiçbir şey yapmadı' dedi. Can ve Kaya'nın AHİM'e giden dava dosyasında Türkiye'nin mahkum olduğunu hatırlatan Gözler, 'Suçluları korumaktan vazgeçin, JİTEM'i korumaktan vazgeçin, toplu mezarların ölüm kuyularının sorumlularını korumaktan vazgeçin Ergenkon'a Fırat'ın berisini de ötesini de dahil edin' diye seslendi.
Cumartesi Anneleri, kayıplarının akıbetini öğrenmek için 204. kez Galatasaray Meydanı'nda oturma eylemi yaptı. Kayıp yakınlarının fotoğraflarını taşıyan kayıp yakınları, sorumluların suçlu olan JİTEM'i korumaktan vazgeçmesini istedi. Her hafta bir kayıp hikayesinin anlatıldığı buluşmada bu hafta 1993 yılında kaybedilen İHD Elazığ Şube Başkanı Av. Metin Can ve İHD Üyesi Dr. Hasan Kaya'nın kaybedilme öyküsü anlatıldı. Cumartesi Anneleri'ne destek vermek için eyleme katılan Devlet Tiyatroları Sanatçısı Seray Gözler, açıklama yaptı. Gözler, Can ve Kaya'nın kaybedilme hikayesini şöyle anlattı: '21 Şubat 1993'de gece Hasan Kaya acil hasta var diye çağrıldı. Can güvenliğinden endişe ettiğinden Metin Can ile birlikte gitmeye karar verdi. Sabah olup eve dönememeleri üzerine resmi makamlara durum bildirildi ve bulunmaları istendi. Cevap her zaman ki gibi 'Biz almadık bizde yok' oldu. Bir gün sonra ayakkabıları evlerinin yakınına atılmış olarak bulundu. Ailelerine telefonda işkence sesleri dinletildi. Hemen Ankara'ya bir heyet çıkartıldı. Zamanın İçişleri Bakanı İsmet Sezgin heyete 'Endişe etmeyin bırakacaklar' dedi. 26 Şubat 1993'de işkence edilmiş bedenleri Tunceli Dinar Köprüsü altında ölü olarak bulundu. Metin Can'ın o zaman anne karnında olan bebeği babasını hiç göremedi.'
Olayı itirafçılar da doğruladı
Bu olayın JİTEM mensubu Abdulkadir Aygan'ın itiraflarında da anlatıldığına dikkat çeken Gözler, 'İtiraflarda, Mahmut Yıldırım (Yeşil) ve Mesut Mehmetoğlu adlı JİTEM elemanlarının Metin Can ve Hasan Kaya'yı işkence ederek öldürdüğünü anlattı. Ancak devlet bugüne kadar hiçbir şey yapmadı' dedi. Can ve Kaya'nın AHİM'e giden dava dosyasında Türkiye'nin mahkum olduğunu hatırlatan Gözler, 'Suçluları korumaktan vazgeçin, JİTEM'i korumaktan vazgeçin, toplu mezarların ölüm kuyularının sorumlularını korumaktan vazgeçin Ergenkon'a Fırat'ın berisini de ötesini de dahil edin' diye seslendi.
AKP Diyarbakır mitingi fiyaskoyla sonuçlandı
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Diyarbakır'da yaptığı konuşmasında Kürt sorununun çözümüne dönük herhangi siyasi bir mesaj vermezken, kömür yardımlarını savunması ve TRT 6'yı seçim propagandası olarak kullanarak oy istemesi dikkat çekti. Erdoğan, Diyarbakır'a yönelik ayrımcılık yapmadıklarını savunurken, günlerdir hem AKP'nin hem de kamu kurumlarının tüm imkânlarını kullanarak mitinge katılımı sağlamak için yapılan çalışmalar ise fiyaskoyla sonuçlandı. AKP'nin Diyarbakır'da seçim mitingi polisler ve korucularla beraber on bin kişiyi aşamadı.
Erdoğan, Diyarbakır'da katıldığı seçim mitinginde Kürt sorununu yine 'güvenlik ve ekonomik' sorunu olarak dile getirdi. Mitingin düzenlendiği İstasyon Meydanı'nda Türkçe ve Kürtçe 'TRT 6 hayırlı olsun' yazması dikkat çekerken, miting alanında bulunanların büyük çoğunluğunun kırsal kesimden olması ve farklı kentlerden araçlarla getirildi. Yine kentte kamu kurumlarında çalışan işçeler de alana kurum müdürlerinin talimatı ile getirilirken, Süleyman Demirel Kampusu'nda yatılı olarak öğrenim gören öğrenciler de okul müdürlerinin baskısı ile alana toplu hale getirildi. AKP'nin tüm uğraşlarına rağmen ve kamunun tüm imkanlarının seferber etmesine rağmen alanda sayı on bini aşmazken, alanda sorunlarını pankartlarla dile getirmek isteyenleri polisler engelledi. Yine özellikle sahnenin İstasyon Meydanı'nın ortasına konulması ve yan taraflardan kamyonlarla alanın daraltılması ise AKP'nin 'meydan oyunu' yorumlarına yol açtı.
İstasyon Meydanı'nda platform üzerinde eşi Emine Erdoğan ile birlikte çıkan Başbakan Erdoğan, 'Türkiyeli olmak ruhu budur. Mitinge gelmedik sadece. Dev projeler içinde buradayız. Siyasette tek arzumuz insanımıza hizmet etmektir. Gönüller kazanmaktır. Diyarbakır da çıtayı yükselttik. Diyarbakır için Kutbettin Arzu dedik. Bu evladınızı bu sefer güçlü bir iradeyle kucaklayacaksınız. Yegane arzumuz barış içinde demokratik bir yarış olmasıdır' dedi. Geçmiş yılların yanlışını hep birlikte düzelteceklerini ileri süren Erdoğan, '29 Mart büyük Türkiye iradesi sandıktan çok daha güzel olarak çıkacak. Defalarca yüksek gönlünüze gölgelemek isteyenlerin elini boşa çıkardınız. Yıllarca kendilerini gizleyerek haksızlık üretenler deşifre oluyorlar. Yaşanan sürecin adı Türkiye için bir arınma sürecidir. Temiz toplum temiz siyaset temiz yönetim sürecidir. İnanıyorum ki bu arınmayı en çok sizler hissediyorsunuz. Hakkaniyet sahibi olan herkes kabul eder ki bugün ne 1980 yılların kabusu ne 1990'lı yılların karanlık odaları vardır. Karanlık odalardan arınıyor. Biz bu karanlık odak filminin her karesini ezberledik. Suç örgütlerinin hangi aktörleriyle iç içe geçtiğini biliyoruz. Perde gerisinde birbirlerini nasıl beslediklerini biliyoruz artık. Bu ülkenin evlatlarını zehirleyenlerin oyunları akamete uğrayacaktır. Artık bu karanlık filmi izlemek istemiyoruz' dedi.
'Ayrımcılık yapmadık' savunması
'Birlikte kurduğumuz cumhuriyete sahip çıkıyoruz. Demokrasiye inanıyoruz' diyen Erdoğan ise 15 Şubat'ta yaşanan olaylarda DTP binasının gaz bombası ile saldırıya uğramasını ve onlarca insanın yaralanmasını görmezden gelerek, 'AK Parti binasını taşa tutanlar demokrasi ve bu milletin iradesini taşa tutmuş olmuyorlar mı? Esnafa zorla kepenk kapatanlar diğer partilerin adaylarını ailelerini baskılarla tehdit almaya çalışanlar bu millete saygısızlık yapmıyorlar mı? Bu kentin huzur şehri olmasından kimler niçin rahatsız oluyorlar. Biz bize oy vermeyenlerinde hukukunu haklarını korumayı savunmayı asli vazifemiz biliyoruz. Kimsenin ötekileşmesini istemiyoruz' diye konuştu.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ülkesine aidiyetini yaralayan zedeleyen hangi engeller varsa onları ortadan kaldırmak istediklerini söyleyen Erdoğan, 'Vatandaşlar arasında ayrımcılık yapmadık yapmayacağız. 3 kırmızı çizgimizden taviz vermedik vermeyeceğiz. Etnik siyaset ve etnik milliyetçilik yapmayacağız. Çünkü bunlar Türkü
Kürt'ten, Lazı Çerkez'den her birini birbirinden ayırt edip bir birine düşman eden yaklaşımlardır. Bölgesel milliyetçilikte yapmayacağız. Doğuyu batıdan kuzeyi güneyden ayırmayacağız. Çünkü güneydoğuyu kalkıp ta batıya, doğuyu batıya, kuzeyi güneye asla düşman nazarıyla baktırtmayacağız. Aradaki adil dağılımı da gidereceğiz' şeklinde konuştu.
Bir Baykal'a bir DTP'ye yüklendi
Diyarbakır'a gönderilen kaynaklar arasında hiç bir fark gözetilmediğini ifade eden Erdoğan, 2003-2007 arası 307 trilyonun Diyarbakır'a gönderildiğini ileri sürdü. Gerçekçi hiçbir projeni geri gönderilmediğini ifade eden Erdoğan, şunları söyledi: 'Biz diyoruz ki hepimiz bu ülkenin asli unsuruyuz. Kimse kimseye misafir muamelesi yapamaz. Bu ülke bu vatan bu bayrak bizim. Birlikte koruyacağız. Boşaltılan köylere yeniden hayat getirdik. 14 ilde 25 bin haneden 151 bin kişi eskiden yaşadıkları köylere geri döndü. Bunun için 83 trilyon harcama yaptık. Ülke fotoğrafına bütün olarak bakamazsak büyük düşünemeyiz. Marjinal dil ile politika yapanlar marjinal dile teslim olurlar. Bir çeteyi bir ordu gibi gösterirler. Ağaca bakarlar ama ormanı görmezler. Onlar daima küçük olsun benim olsun derler. Siz onların kim olduğunu iyi bilirsiniz. Onlar milletin talepleri karşısında devletimize körlük tavsiye ederler. Demokrasiyi milletten esirgerler. Batıyı kazanalım doğuyu kaybetsek de olur demedik. Sayın Baykal diyor ya, 'Sayın başbakan Diyarbakır'a niye gidiyor.'. Burası benim vatanım. 81 vilayetimden bir tanesi. Nasıl gelmem buraya. Ama Sayın Baykal gibileri Sivas'tan bu tarafa zaten gelmiyorlar ki.'
'TRT 6' Erdoğan'ın seçim malzemesi oldu
Erdoğan, 'Kar maskeleri ardında yüzlerini gizlediler. Bu ülkede sembolik çatışma alanları özellikle korundu. Nazım Hikmetin iade itibarını 60 yıl boyuca tartıştık durduk. Nice gencimiz bu yüzden Türkiye'nin tarihi ile barışamadı. Bu sembolik tartışmalar yüzünden ne şivanlar ne civanlar annelerinden ayrı kaldı. Annelik mezhep, din, etnik ayrıma takılmaz. Biz istiyoruz ki anneler üzülmesin. Gözyaşı dökülmesin. Yavruları da istismar edilmesin. Bu acılara son verilsin artık. TRT şeş be xerbe dedik. TRT Şeş hayırlı olsun dedik. Devlet ve toplumun birlikte güç kazanması kimin oyununu bozdu. Birileri neden bize hayırlı olsun diyemedi. Muhalefet karşı çıktı. Yoksa onlarda buranın CHP'si mi olmak istiyorlar. Onlarda mı sosyal devlet ilkesinin rafa kalkmasını istiyorlar. Onlarda mı demokrasinin güçlenmesinden rahatsız oluyorlar. Baykal'ın avukatlık ruhsatı yakında belki de 29 Mart günü millet eliyle iptal olacaktır' dedi. AKP iktidarında Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ne 11.7 milyar YTL'lik yatırım yapıldığını ileri süren Erdoğan, GAP Eylem Planı çerçevesinde 2013 yılına kadar 27 milyar harcayacaklarını iddia eti. Erdoğan, Diyarbakır'a ilişkin ise sözlerini şöyle sürdürdü: 'Diyarbakır'da kalitesiz bir belediyeciliğe mahkum değildir. Diyarbakır'ın modern büyük bir şehir olmasını istiyoruz. Dicle vadisini hayat fışkıran bir mesire yerine çevirmek istiyoruz. Diyarbakır'ı asli hüviyetine ve modern şehre kavuşturmak istiyoruz. Bunlar ideoloji ile olmaz. Bunlar belediyeciliği bilenler tarafından olur. 30 Mart'ta
yeni bir Diyarbakır farklı bir şekilde ele alınacak.
Erdoğan 'kömür'e devam dedi
Kamuoyunda tartışma yaratan çamaşır makinesi ve kömür yardımlarının da devam edeceğini söyleyen Erdoğan, 'Kömür yardımları devam ediyor. Onlar istediği kadar bağırsın çağırsın. Bunlar devam edecek. Şu böyle demiş bunlar bizi ilgilendirmez. Bunları yapacağız. Her yıl ortalama 65 bin ailemize kömür yardımı yaptık. Diyarbakır'ın kendi girişimcileri bile buraya gelemiyor. Gelmiyor. Onun için oylarımızı verirken dikkat edeceğiz' dedi. Daha sonra Arzu'yu sahneye çağıran Erdoğan, Arzu'nun boyunun
kısalığına takılarak, 'Kutbettin Arzu'nun boyunun böyle küçük olduğuna bakmayın. Atom karıncadır. Ben inanıyorum, güveniyorum. Diyarbakır'ı iyi okuyan biri olarak güveniyorum' dedi.
Arzu'dan ilginç sözler
Erdoğan'dan önce konuşan Tarım Bakanı Mehdi Eker ise, AKP'nin Kürt sorununu çözdüğünü ileri sürerek, 'Biz Diyarbakır'da barış içerisinde bir yarış istiyoruz. Diyarbakır'ın 3 temel sorunu vardı AKP gelmeden. Adı konmayan Kürt sorunuydu. Bu sorunu barış içerisinde çözen AK Parti hükümetidir. 10 yıldır Diyarbakır belediyeleri bizden devletten hükümetten bir ayrımcılığa tabii tutulmadan, diğer şehirler kadar yardım destek aldı' dedi. AKP'nin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Kutbettin Arzu da, 'Ben değişmedim. Hep sizden biri oldum. Diyarbakır'ın kapılarını barışa kardeşliğe açıyorsunuz. Diyarbakır yerel-yönetimlerden 10 yıldır hizmet almamış. 10 yıl laf üretilmiş. Barıştan kardeşlikten söz ediyorlar. Ama siz görüyorsunuz, sizi ötekileştirmiyorlar mı? Dostluğu geliştireceğiz diyorlar. Ama maalesef Kürtlerin bile partisi olamadılar. Kürdün Kürt ile olan kardeşliğini bozdular' diye konuştu. DİHA
Erdoğan, Diyarbakır'da katıldığı seçim mitinginde Kürt sorununu yine 'güvenlik ve ekonomik' sorunu olarak dile getirdi. Mitingin düzenlendiği İstasyon Meydanı'nda Türkçe ve Kürtçe 'TRT 6 hayırlı olsun' yazması dikkat çekerken, miting alanında bulunanların büyük çoğunluğunun kırsal kesimden olması ve farklı kentlerden araçlarla getirildi. Yine kentte kamu kurumlarında çalışan işçeler de alana kurum müdürlerinin talimatı ile getirilirken, Süleyman Demirel Kampusu'nda yatılı olarak öğrenim gören öğrenciler de okul müdürlerinin baskısı ile alana toplu hale getirildi. AKP'nin tüm uğraşlarına rağmen ve kamunun tüm imkanlarının seferber etmesine rağmen alanda sayı on bini aşmazken, alanda sorunlarını pankartlarla dile getirmek isteyenleri polisler engelledi. Yine özellikle sahnenin İstasyon Meydanı'nın ortasına konulması ve yan taraflardan kamyonlarla alanın daraltılması ise AKP'nin 'meydan oyunu' yorumlarına yol açtı.
İstasyon Meydanı'nda platform üzerinde eşi Emine Erdoğan ile birlikte çıkan Başbakan Erdoğan, 'Türkiyeli olmak ruhu budur. Mitinge gelmedik sadece. Dev projeler içinde buradayız. Siyasette tek arzumuz insanımıza hizmet etmektir. Gönüller kazanmaktır. Diyarbakır da çıtayı yükselttik. Diyarbakır için Kutbettin Arzu dedik. Bu evladınızı bu sefer güçlü bir iradeyle kucaklayacaksınız. Yegane arzumuz barış içinde demokratik bir yarış olmasıdır' dedi. Geçmiş yılların yanlışını hep birlikte düzelteceklerini ileri süren Erdoğan, '29 Mart büyük Türkiye iradesi sandıktan çok daha güzel olarak çıkacak. Defalarca yüksek gönlünüze gölgelemek isteyenlerin elini boşa çıkardınız. Yıllarca kendilerini gizleyerek haksızlık üretenler deşifre oluyorlar. Yaşanan sürecin adı Türkiye için bir arınma sürecidir. Temiz toplum temiz siyaset temiz yönetim sürecidir. İnanıyorum ki bu arınmayı en çok sizler hissediyorsunuz. Hakkaniyet sahibi olan herkes kabul eder ki bugün ne 1980 yılların kabusu ne 1990'lı yılların karanlık odaları vardır. Karanlık odalardan arınıyor. Biz bu karanlık odak filminin her karesini ezberledik. Suç örgütlerinin hangi aktörleriyle iç içe geçtiğini biliyoruz. Perde gerisinde birbirlerini nasıl beslediklerini biliyoruz artık. Bu ülkenin evlatlarını zehirleyenlerin oyunları akamete uğrayacaktır. Artık bu karanlık filmi izlemek istemiyoruz' dedi.
'Ayrımcılık yapmadık' savunması
'Birlikte kurduğumuz cumhuriyete sahip çıkıyoruz. Demokrasiye inanıyoruz' diyen Erdoğan ise 15 Şubat'ta yaşanan olaylarda DTP binasının gaz bombası ile saldırıya uğramasını ve onlarca insanın yaralanmasını görmezden gelerek, 'AK Parti binasını taşa tutanlar demokrasi ve bu milletin iradesini taşa tutmuş olmuyorlar mı? Esnafa zorla kepenk kapatanlar diğer partilerin adaylarını ailelerini baskılarla tehdit almaya çalışanlar bu millete saygısızlık yapmıyorlar mı? Bu kentin huzur şehri olmasından kimler niçin rahatsız oluyorlar. Biz bize oy vermeyenlerinde hukukunu haklarını korumayı savunmayı asli vazifemiz biliyoruz. Kimsenin ötekileşmesini istemiyoruz' diye konuştu.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ülkesine aidiyetini yaralayan zedeleyen hangi engeller varsa onları ortadan kaldırmak istediklerini söyleyen Erdoğan, 'Vatandaşlar arasında ayrımcılık yapmadık yapmayacağız. 3 kırmızı çizgimizden taviz vermedik vermeyeceğiz. Etnik siyaset ve etnik milliyetçilik yapmayacağız. Çünkü bunlar Türkü
Kürt'ten, Lazı Çerkez'den her birini birbirinden ayırt edip bir birine düşman eden yaklaşımlardır. Bölgesel milliyetçilikte yapmayacağız. Doğuyu batıdan kuzeyi güneyden ayırmayacağız. Çünkü güneydoğuyu kalkıp ta batıya, doğuyu batıya, kuzeyi güneye asla düşman nazarıyla baktırtmayacağız. Aradaki adil dağılımı da gidereceğiz' şeklinde konuştu.
Bir Baykal'a bir DTP'ye yüklendi
Diyarbakır'a gönderilen kaynaklar arasında hiç bir fark gözetilmediğini ifade eden Erdoğan, 2003-2007 arası 307 trilyonun Diyarbakır'a gönderildiğini ileri sürdü. Gerçekçi hiçbir projeni geri gönderilmediğini ifade eden Erdoğan, şunları söyledi: 'Biz diyoruz ki hepimiz bu ülkenin asli unsuruyuz. Kimse kimseye misafir muamelesi yapamaz. Bu ülke bu vatan bu bayrak bizim. Birlikte koruyacağız. Boşaltılan köylere yeniden hayat getirdik. 14 ilde 25 bin haneden 151 bin kişi eskiden yaşadıkları köylere geri döndü. Bunun için 83 trilyon harcama yaptık. Ülke fotoğrafına bütün olarak bakamazsak büyük düşünemeyiz. Marjinal dil ile politika yapanlar marjinal dile teslim olurlar. Bir çeteyi bir ordu gibi gösterirler. Ağaca bakarlar ama ormanı görmezler. Onlar daima küçük olsun benim olsun derler. Siz onların kim olduğunu iyi bilirsiniz. Onlar milletin talepleri karşısında devletimize körlük tavsiye ederler. Demokrasiyi milletten esirgerler. Batıyı kazanalım doğuyu kaybetsek de olur demedik. Sayın Baykal diyor ya, 'Sayın başbakan Diyarbakır'a niye gidiyor.'. Burası benim vatanım. 81 vilayetimden bir tanesi. Nasıl gelmem buraya. Ama Sayın Baykal gibileri Sivas'tan bu tarafa zaten gelmiyorlar ki.'
'TRT 6' Erdoğan'ın seçim malzemesi oldu
Erdoğan, 'Kar maskeleri ardında yüzlerini gizlediler. Bu ülkede sembolik çatışma alanları özellikle korundu. Nazım Hikmetin iade itibarını 60 yıl boyuca tartıştık durduk. Nice gencimiz bu yüzden Türkiye'nin tarihi ile barışamadı. Bu sembolik tartışmalar yüzünden ne şivanlar ne civanlar annelerinden ayrı kaldı. Annelik mezhep, din, etnik ayrıma takılmaz. Biz istiyoruz ki anneler üzülmesin. Gözyaşı dökülmesin. Yavruları da istismar edilmesin. Bu acılara son verilsin artık. TRT şeş be xerbe dedik. TRT Şeş hayırlı olsun dedik. Devlet ve toplumun birlikte güç kazanması kimin oyununu bozdu. Birileri neden bize hayırlı olsun diyemedi. Muhalefet karşı çıktı. Yoksa onlarda buranın CHP'si mi olmak istiyorlar. Onlarda mı sosyal devlet ilkesinin rafa kalkmasını istiyorlar. Onlarda mı demokrasinin güçlenmesinden rahatsız oluyorlar. Baykal'ın avukatlık ruhsatı yakında belki de 29 Mart günü millet eliyle iptal olacaktır' dedi. AKP iktidarında Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ne 11.7 milyar YTL'lik yatırım yapıldığını ileri süren Erdoğan, GAP Eylem Planı çerçevesinde 2013 yılına kadar 27 milyar harcayacaklarını iddia eti. Erdoğan, Diyarbakır'a ilişkin ise sözlerini şöyle sürdürdü: 'Diyarbakır'da kalitesiz bir belediyeciliğe mahkum değildir. Diyarbakır'ın modern büyük bir şehir olmasını istiyoruz. Dicle vadisini hayat fışkıran bir mesire yerine çevirmek istiyoruz. Diyarbakır'ı asli hüviyetine ve modern şehre kavuşturmak istiyoruz. Bunlar ideoloji ile olmaz. Bunlar belediyeciliği bilenler tarafından olur. 30 Mart'ta
yeni bir Diyarbakır farklı bir şekilde ele alınacak.
Erdoğan 'kömür'e devam dedi
Kamuoyunda tartışma yaratan çamaşır makinesi ve kömür yardımlarının da devam edeceğini söyleyen Erdoğan, 'Kömür yardımları devam ediyor. Onlar istediği kadar bağırsın çağırsın. Bunlar devam edecek. Şu böyle demiş bunlar bizi ilgilendirmez. Bunları yapacağız. Her yıl ortalama 65 bin ailemize kömür yardımı yaptık. Diyarbakır'ın kendi girişimcileri bile buraya gelemiyor. Gelmiyor. Onun için oylarımızı verirken dikkat edeceğiz' dedi. Daha sonra Arzu'yu sahneye çağıran Erdoğan, Arzu'nun boyunun
kısalığına takılarak, 'Kutbettin Arzu'nun boyunun böyle küçük olduğuna bakmayın. Atom karıncadır. Ben inanıyorum, güveniyorum. Diyarbakır'ı iyi okuyan biri olarak güveniyorum' dedi.
Arzu'dan ilginç sözler
Erdoğan'dan önce konuşan Tarım Bakanı Mehdi Eker ise, AKP'nin Kürt sorununu çözdüğünü ileri sürerek, 'Biz Diyarbakır'da barış içerisinde bir yarış istiyoruz. Diyarbakır'ın 3 temel sorunu vardı AKP gelmeden. Adı konmayan Kürt sorunuydu. Bu sorunu barış içerisinde çözen AK Parti hükümetidir. 10 yıldır Diyarbakır belediyeleri bizden devletten hükümetten bir ayrımcılığa tabii tutulmadan, diğer şehirler kadar yardım destek aldı' dedi. AKP'nin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Kutbettin Arzu da, 'Ben değişmedim. Hep sizden biri oldum. Diyarbakır'ın kapılarını barışa kardeşliğe açıyorsunuz. Diyarbakır yerel-yönetimlerden 10 yıldır hizmet almamış. 10 yıl laf üretilmiş. Barıştan kardeşlikten söz ediyorlar. Ama siz görüyorsunuz, sizi ötekileştirmiyorlar mı? Dostluğu geliştireceğiz diyorlar. Ama maalesef Kürtlerin bile partisi olamadılar. Kürdün Kürt ile olan kardeşliğini bozdular' diye konuştu. DİHA
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)