3 Nisan 2009 Cuma

Diyarbakır'da kemik parçaları bulundu

PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan’ın 1990’lı yıllarda 2 kişinin öldürülüp merkez Karaçalı Köyü yolu üzerine gömüldüğü iddiaları üzerine dün başlatılan kazı çalışmalarında bugün Deveboylu Mevkii’nde 17 kemik parçası bulundu.
PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan’ın 1994 yılında Fethi Yıldırım ile 1996 yılında Hakkı Kaya’nın öldürüldükten sonra Diyarbakır- Hani karayolu üzerindeki Karaçalı Köyü yakınlarında toprağa gömüldüğü iddialarını gündeme getirmesinin ardınan, İHD Diyarbakır Şubesi iddialar üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Başvuru üzerine özel yetkili iki savcı Karaçalı Köyü’ne giderek, bölgede keşif yaptı ve köylülerin ifadelerine başvurdu.
Savcıların değerlendirmesinin ardından Karaçalı Köyü yakınlarında Fethi Yıldırım’ın gömüldüğü iddia edilen bölgede dün yapılan kazılarda herhangi bir bulguya rastlanmadı. Kazılar bugün aynı bölgede Hakkı Kaya’nın gömüldüğü iddia edilen Deveboylu Mevkii’nde sabah saat 09.00 sıralarında yeniden başlatıldı.
Savcı nezaretinde süren ve jandarmanın sıkı güvenlik önlemleri aldığı kazı bölgesine gazeteciler 200 metre uzakta tutuldu. Kazılara katılan İDH Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey, saat 10.00 sıralarında gazetecilerle yaptığı görüşmede 17 kemik parçasının bulunduğunu ve bu kemiklerin insana ait olup olmadığının henüz belli olmadığını söyledi. Kazı çalışmalarını savcının izniyle Hakkı Kaya’nın 3 çocuğunun da izlediği belirtildi.
İHD Diyarbakır Şube Başkanı Muharem Erbey, kazı çalışmalarından önce gazetecilire yaptığı açıklamada, Diyarbakır- Hani karayolunun 1990’lı yıllarda ‘Ölüm yolu’ olarak adlandırıldığını o dönemde faile meçhul cinayetlere kurban giden bir çok kişinin öldürüldükten sonra bu yolun kenarına atıldığını ileri sürdü.
Muharrem Erbey, “Kurbanlar yolun kenarına atılarak insanların görmesi istenildi. Daha öncede bu yolda yapılan aramalarda bir çok ceset bulunmuştu. Bugünkü kazılarda faile meçhul cinayetlere kurban gidenlere ait olduğunu tahmin ettiğim bulgulara rastlayacağımıza eminim. Dünkü kazılarda hazır bulunan Fethi Yıldırım’ın ailesi, yanlış yerde kazı yapıldığını söyledi ve başka bir nokta gösterdi. Orada da kazı yapılması için savcılarla görüştük. Kazı yapılıp yapılmayacağına sonra karar verilecek” dedi. (dha)

odrum'da seçimde Kürtçe konuşmaya soruşturma

Contepe, o günkü konuşmasında Kürtçe olarak ‘merhaba’ dediğini ve soruşturma açılmasına anlam veremediğini söyledi.
Bodrum’un Turgutreis Beldesi’nde geçen 14 Mart’ta Kargı Caddesi’ndeki DTP seçim bürosuna molotof kokteylli saldırı yapıldı. Saldırıyı kınamak için seçim bürosu önünde konuşma yapan Yeşiller Partisi Türkiye Eş Başkanı Bilge Contepe, DTP İlçe Başkanı Emin Çağan ve DTP Parti Meclisi Üyesi Hasan Vural hakkında kürtçe kelimeler kullandıkları gerekçesiyle Bodrum Cumhuriyet Savcılığı’nca soruşturma açıldı.
Maddi hasarın meydana geldiği ve yaralanan olmadığı saldırının ardından DTP’lilerle birlikte seçim bürosu önünde açıklamalarda bulunan Bilge Contepe açılan soruşturmaya bir anlam veremediğini söyledi. 50 yaşındaki iç mimar Contepe, “DTP seçim bürosuna saldırı olduğunu öğrenince geçmiş olsun demeye gitmiş, orada bir konuşma yapmıştım. Hangi parti veya sivil toplum örgütü bu tür çirkin bir saldırıya uğrarsa, onu savunurum. Bu demokrasinin bir gereğidir, nezaketidir. Farklı kültürlerden oluşan insanların kavga etmeden ayrı dili konuşsalar bile birçok unsuru paylaşarak birlikte yaşayabileceklerini anlatmak istedim. Konuşmamda, Türkiye’de nasıl Halikarnas Balıkçısı’nın ‘merhaba’sı ünlü ise ve Bodrum girişinde gelenleri karşılıyorsa, ilçemize gelen turistlere nasıl ‘hello’ demeye alıştıysak, Kürtçe olarak da ‘spas’ da diyebilmemiz gerektiğini ve buna alışmamız gerektiğini söylemiştim. Savcılık ve jandarmanın çağrısı üzerine gelerek ifade verdim. Çok şaşırdım. Aynı şeyleri jandarmada verdiğim ifadede tekrarladım. Yaptığım konuşmanın arkasındayım ve herkesin bu tür konuşmalar yapmasını öneriyorum” dedi.

“SPAS’A TAKILMIŞLAR”
Contepe’nin avukatı Aytül Doğu ise yöneltilen suçun netlik kazanmadığını belirterek, “Suçlamaları tam öğrenemedik. Jandarmaya gittiğimizde tam belli değildi. Sadece 14 Mart’ta DTP seçim bürosuna yapılan saldırıyı kınamak amacıyla Contepe’nin ifadesine başvurulmak istendiği söyledi. Contepe, o gün saldırıyı kınayan bir konuşma yapmış ve jandarma tarafında konuşmasının tamamı kayıda alınmış. Biz konuşmayı reddetmedik. Sadece oradaki Kürtçe ‘merhaba’ anlamına gelen ‘spas’ kelimesine takılmışlar. Contepe’nin konuşma içeriğinde bir suç olduğunu sanmıyorum. Sadece ifade özgürlüğü kapsamında bir beyan var. Contepe şiddete karşı demokratik bir tepki vererek amacıyla barışcıl bir konuşma yapmıştır” diye konuştu.

ÜÇ AYDAN BİR YILA KADAR HAPİS CEZASI ALABİLİR
Contepe’nin 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun’un 58'inci maddesinde yer alan, ‘Propaganda için kullanılan el ilanları ve diğer her türlü matbualar üzerinde, Türk Bayrağı, dini ibareler, bulundurulması yasaktır. Radyo ve televizyonda yapılacak propaganda yayınlarıyla, diğer seçim propagandalarında, Türkçe’den başka dil ve yazı kullanılması yasaktır’ hükmü gereğince de 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası ile yargılanabileceği belirtildi.

2 Nisan 2009 Perşembe

AKP’den stratejik ırkçılık

Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in DTP için “Iğdır’ı da aldılar. Yani Ermenistan sınırına dayandılar” demesine DTP Eşbaşkanı Emine Ayna sert tepki gösterdi. Ayna, Çiçek’in Kürtleri ve DTP’yi düşman gördüğünü belirtti. Kürdistan’da mutlak bir yenilgiye uğrayan devlet partisi konumundaki AKP’nin Sözcüsü Cemil Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası ve bir gazeteye verdiği demecinde seçim sonuçlarını değerlendirmişti. Cemil Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada özellikle Kürt coğrafyasındaki sonuçlara “partiler üstü bir bakışla” bakılmasını istemişti. Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Cemil Çiçek, önceki gün de tepki toplayan açıklamalarda bulundu. Bir gazeteye verdiği demecinde ise “Bu seçim sonuçlarını alın Türkiye haritasının üzerine yerleştirin; buna baktığınızda o size çok şey ifade eder. Türkiye açısından baktığımızda önümüzdeki gelişmeleri takip edebilmek bakımından partiler üstü stratejik bir bakışa ihtiyaç var.Türkiye’nin belirli bir bölgesinde DTP’den başka parti kalmadı. Iğdır’ı da aldılar, yani Ermenistan sınırındalar. Tamam, biz Ankara’yı, CHP de İzmir’i aldık diye övünebilir. Ama bu kutlamanın Türkiye’nin güvenlik açısından sorunlu bölgesine yardımı olmaz” demişti.

‘Kürtleri düşman görüyor’

DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in DTP’nin seçimlerdeki başarısına ilişkin yaptığı açıklamaya tepki gösterdi. Ayna, AKP’nin artık Kürtlerin üzerinden politika geliştiremeyeceğini gördüğü için yeni bir kulvara oynadığını söyledi. Çiçek’in açıklamasını ‘ırkçı’ olarak değerlendiren Ayna, “Ne demek Ermenistan sınırına dayandılar? Sanki başka bir ülkeden bahsediyor. Bunu söyleyen ne yazık ki Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı. Bir bölgede DTP’nin olmasını tehlike olarak görüyor. DTP’ye oy verenler bu ülkenin vatandaşı olan Kürtlerdir. AKP bunu reddettiği oranda kaybetmeye devam edecek” dedi. Çiçek’in DTP’nin başarısına karşı kin duyduğunu dile getiren Ayna, şunları kaydetti: “Bu psikolojik bir durumdur, Çiçek bir psikologa görünmelidir. Eğer AKP’nin yaklaşımı böyleyse, tehlikelidir. O zaman demek ki karşımızda faşist bir iktidar var. Buna karşı ülkenin demokratları ve aydınları şapkasını önüne alıp düşünmelidir ve kaygılanmalıdır. Bu açıklama bir siyasi partiye düşmanlıktır. ‘Herkes büyüyebilir, CHP, MHP büyüyebilir, ama DTP Iğdır’ı aldıysa bütün siyasi partiler birleşmelidir’ diyor Çiçek. Demek ki Çiçek, Kürtleri ve DTP’yi düşman olarak görüyor.”

‘Okuyanlar Kürtlere saldırdı’

Başbakan Recep T. Erdoğan’ın, Çiçek’i psikologa göstermesi gerektiğini, yapılan açıklamanın çok tehlikeli olduğunu söyleyen Ayna, “‘Bizim oylarımız düştü, bunun nedeni Kürtleri inkar etmemizdir ve savaş politikasından kaynaklıdır’ diyeceklerine ve özeleştiri yapacaklarına, çözüm politikası üreteceklerine böyle bir söylem geliştirmek ne demektir? Dün Antep’te Batman otobüsüne saldırı oldu. Bunun sorumlusu Çiçek’tir. Bu açıklamayı okuyanlar otobüse saldırmıştır” dedi. Çiçek’in dile getirdiği düşüncelerin sorunlu ve hastalıklı olduğunu ifade eden Ayna, “AKP uyguladığı politikalara bakmalı. Böyle bakmaya devam ederlerse, diğer partiler gibi biteceklerdir” şeklinde konuştu.

Iğdır Belediye Başkanı: Histerinin dışa vurumu

Iğdır’ın DTP’li Belediye Başkanı Mehmet Nuri Güneş, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in açıklamalarını dehşetle dinlediklerini belirterek, “Sayın Çiçek’in bu açıklaması, sorunlu kişinin dünyaya düşünsel bakış açısını ve hükümetin bakış açısını özetliyor. Olaya güvenlik sorunu olarak baktıklarının göstergesi. Bu sonuçları hazmedememenin ötesinde, beyni çağdaşlaşmayan insanların histerisinin dışa vurumudur. Bunun bir yenilgi psikoloji olduğu gerçek. Son derece üzücü ve düzeysiz bir saptama. Çözümden uzak, iflas eden statükonun son çırpınışları. Bu açıklamaları ciddiye almıyoruz. 29 Mart seçimlerinde kazanan Iğdır olmuştur. Cemil Çiçek, MHP kökenli ve aynı zamanda devletin politikasını savunan, kendi dinamikleriyle barışık olmayan biri. Ayrıca bir yandan Ermenistan ile ilişkileri yumuşatmaya çalışırken yapılan bu açıklama oldukça talihsiz diye düşünüyorum.”

AKP’lilerden kaçamak yanıtlar

AKP’nin Kürt milletvekilleri ve siyasetçiler ise Çiçek’in açıklamalara yönelik kaçamak yanıtlar verdi. AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Aslan, Çiçek’in açıklamasını okumadığını ileri sürdü. AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt da açıklamadan haberdar olmadığını belirtti. AKP Ağrı Milletvekili Fatma Kotan ise, açıklamadan haberdar olmadığını ve değerlendirme yapmayacağını söyledi. Kotan, “DTP’nin bölgeyi kazanmasını tehlike olarak görüyor musunuz?” sorusuna ise, “Şuanda müsait değilim, daha sonra konuşalım” şeklinde cevap verdi.

DİHA/ANKARA



Yalan egemenliği

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Brüksel’deki İstanbul Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında DTP’yi, AB’ye şikayet etti.Yalan ve iftiralara başlayan Egemen Bağış, yerel seçimlerde AKP’nin Kürt illerindeki oy kaybıyla ilgili bir soruya şöyle cevap verdi: “Maalesef Güneydoğu Anadolu bölgesinde seçime 2 parti girdi. Diğer partilerimiz neredeyse pek girmediler, ya aday göstermediler ya da çok düşük profilli adaylarla girdiler. Orada DTP’nin kendisine rakip olarak gördüğü tek parti Ak Parti’ydi. Ve Ak Parti’nin adayları, ilçe ve il başkanları, il yönetim kurulu üyeleri, sandık müşahitlerine kadar birçok arkadaşımızın tehdit aldığını sizler de daha evvelki açıklamalardan zaten duymuşsunuzdur. Seçim gecesi Güneydoğu’nun bazı illerinde de maalesef bildiriler dağıtıldı. O bildirilerde insanları alenen tehdit eden ifadeler kullanıldı. Bunlar zaten güvenlik güçlerimizin, valiliklerimizin bilgisi dahilinde. O konuda zannediyorum gerekli çalışmalar da yapılıyor. Bunun dışında seçim günü de bazı sandıklarda birtakım baskılar uygulandı. İnsanların hür iradeleriyle oy kullanmalarına kısıtlamalar getirmek için çabalarda bulunuldu. Bunların hepsi kayıtlarda var ve bunların birçoğuyla ilgili tutanaklar da var.”

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

G.20 ZİRVESİNE KAN BULAŞTI

Emperyalist katiller yine can aldı. Başkent Londra'da emperyalist G-20 zirvesini protesto edenlere, polisin azgınca saldırdı. Çok sayıda yaralı var. Bir kişi ise katledildi. Yaşamını yitiren kişinin kimliği ve ölüm nedeni henüz açıklanmadı. Protestolar bugün de sürüyor.

Londra'da, G-20 zirvesini protesto gösterilerinde bir antiemperyalistin hayatını kaybettiği bildirildi. Londra'daki protesto eylemlerinde polisin kitleye azgınca saldırdığı, çok sayıda yaralı olduğu bildirildi. İngiliz yayın kuruluşu BBC ve Sky News televizyon kanalının bildirdiğine göre, Bank of England yakınlarındaki gösteriler esnasında bir kişi yaşamını yitirdi. Ambulansla hastaneye kaldırılan kişinin kurtarılamadığı belirtildi. Kişinin kimliği hakkında henüz bir açıklama yapılmadı.

Hedefte finans kuruluşları var

Dünkü eylemlerde Merkez Bankası'nı kuşatma altına alan göstericiler, sık sık “Ateş yakalım, ateş yakalım. Bankacıları en üste koyalım. Başbakan Brown arasında kalsın. Sonra kibrit çakalım” sloganını attı. 1 Nisan'ın Batı'da 'Aptallar Günü' olarak anılmasına gönderme yapan göstericiler, dünü 'Mali Aptallar Günü' ilan etti. Eylemlerde, küresel krizin sorumlusu olarak görülen finans merkezleri hedef alındı. İngiltere'deki krizin simgelerinden olan Royal Bank of Scotland binasına giren yüzlerce kişi, binayı tahrip etti, duvarlara “Hırsızlar” yazdı.

Emperyalistlerin 1-2 Nisan tarihlerinde yaptıkları zirveye karşı protesto gösterileri bugün de devam ediyor.

Katillerin ilk suçu değil

Londra'daki bir antiemperyalistin katledilmesi, emperyalist katillerin ilk cinayeti değil. Temmuz 2001'de İtalya'nın Cenova kentinde yapılan zenginler kulübü G-8 zirvesini protesto eylemlerine katılan Carlo Guiliani isimli 23 yaşındaki İtalyan genç, jandarma tarafından katledilmişti. 'Carabinieri' adıyla bilinen İtalyan jandarması, kitlenin üzerine gerçek mermi kullanmıştı.

NATO karşıtları kamp kurdular

NATO toplantısının başlamasıyla birlikte eylemciler Fransa'nın Strasbourg kentini eylem alanına çevirdi. Abluka altında yapılar toplantı öncesi kentte kuş uçurtmayacaklarını ilan eden Fransız polisine rağmen devrimciler, komünistler, antiemperyalistler dün Strasbourg’da kamp kurdular. Gözdağı vermeye çalışan polis, kamp alanında yemek görevlilerinden 5 kişiyi gözaltına aldı. Almanya ve Fransa sınırlarını kontrol altında tutan polis, yemek malzemesi taşıyan tırları ve antiemperyalistleri sınırda bekletiyor. Gözaltına alınanların yarın mahkemeye çıkarılacağı belirtiliyor.

Emperyalistlerin, NATO karşıtlarına yönelik saldırılarına karşı dün, Pont De L’Europe köprüsü (Avrupa Köprüsü) işgal edildi. Almanya Başbakanı A. Merkel ile Fransa Cumhurbaşbakanı N. Sarkozy’nin buluşacağı köprünün işgali eylemlerin ilki oldu. Haftalardır hazırlıkları yapılan NATO karşıtı eylem zincirinin ilk halkası olan bu eylemle start verilmiş oldu.

AKP'li yazarlar neler söyledi?

AKP'nin gerilemesi ilginç eleştirilere yol açtı.

AKP’nin yerel seçimde yaşadığı 8 puanlık gerileme hükümete destek veren ve İslamcı hassasiyetleriyle öne çıkan muhafazakâr gazetelerde de ilginç değerlendirmelere ve eleştirilere kaynaklık etti

İşte bu yazılardan bir kaç örnek:

Akif Emre/Yeni Şafak İKTİDAR KİBİRİ VE ÇÜRÜME: Her iktidarın zamanla yıpranmasının kaçınılmaz olduğunu söyleyerek AKP’nin aldığı sonuçları normal karşılayacak değilim. Çünkü bu seçimlerde ortaya çıkan durum iktidar yorgunluğu ya da iktidar yıpranmasından çok daha derin bir sorunla alakalı: İktidar çürümesi... Varoşlardan gelen, ötekileştirilen “sessiz yığınların sesi” olmak adına iktidara yükselen bir kadronun bir anda statükoyla özdeşleşmesinin getirdiği bir duruş kaymasından söz ediyoruz. Adeta anlamın buharlaşması gibi siyasal eksen kaymasının, toplumsal kopuşun getirdiği siyasal sonuçları konuşmak zorunda iktidar partisi. Bir tür ‘iktidar kibri’ne bürünerek merkez parti tavrını hızla benimseyiş en çok seçim kampanyasına yansıdı.

Serdar Demirel/Vakit/DÜNYA GÖRÜŞÜ NET DEĞİL: Ak Parti’nin şapkasını önüne koyup, “siyasi kimliği üzerinde yeniden düşünmesi elzemdir. İçi doldurulamayan “muhafazakârlık” SP’nin ortaya koyduğu kimlik karşısında cılız kalmaktadır.

Fehmi Koru/Yeni Şafak : SEÇMEN BIKAR, SEÇİLEN YANLIŞ DA YAPAR: Ak Parti’nin ihtiyacı, bir gün iktidardan gitmesi mukadder bir parti olduğunu anlamasıdır. Seçmenler bıkar, seçilmişler içinden bazıları yanlış yapar ve bunlar da partilerin kaybetmesine sebep olur. Şimdiye kadar seçmenleri bıktırmayan bir siyasi parti hiç çıkmadı... Gerçek bu ve Ak Parti -özellikle lideri Tayyip Erdoğan- vakit kaybetmeden bu gerçekle yüzleşmek zorunda

İbrahim Karagül/Yeni Şafak: SEÇMENE ÖZENSİZ DAVRANMANIN BEDELİ: İktidar sahipleri seçmene özensiz davranmanın bedelini hemen ödüyorlar. İktidar partisinin kitle partisi olarak kimlik politikası yapma şansı yoktu. Ancak Ergenekon davası muhteva olarak siyasi olsa bile yargılaması siyasi olmaması gereken bir davadır. Ergenekon davasının politize edilmemesi gerekiyordu.

Mümtaz’er Türköne/ZAMAN: AKP ARTIK SIĞ SULARDA GİDECEK: Tayyip Erdoğan gibi mucizevi başarılara alışmış bir liderin, aldığı hasara bütün dikkatini vereceği ve önemli sonuçlar çıkaracağı anlaşılıyor. Ama AKP artık engin denizlerde değil, sığ ve tehlikeli sularında yoluna devam edecek.

Fatma Barbarosoğlu / YENİ ŞAFAK: ERDOĞAN’IN STRATEJİK HATASI: AKP’nin, partiden ziyade Tayyip Erdoğan’ın bu seçimlerdeki en büyük stratejik hatası özne çıkaramamış olması. Özne konusunda ısrarcı davrandığı bölgelerde ‘mutlak başarısını’ korudu nitekim. ‘Hükümet biziz, bizim adamımız olsun da çamurdan olsun’ imajının, halkın hoşnutsuzluğunu arttıran bir öge olduğunu Tayyip Erdoğan’ın idrak etmesi gerekiyor.

Resul Tosun/ YENİ ŞAFAK: PARTİNİN SÖYLEMLERİ YÜZÜNDEN: Bana göre oyların gerilemesindeki en önemli sebep bu kriz değildir. Çünkü hükümet her şeye rağmen başarılı bir hükümettir. Oyların gerilemesindeki asıl faktör, partinin söylemleri ve eylemleridir. Zafiyet hükümette değil, tepeden tırnağa parti yönetimindedir.

gercekgundem.com / 02.04.09

NATO zirvesi başlıyor

28 ülkenin liderlerini buluşturacak olan NATO zirvesi yarın başlıyor. Zirvenin gündeminde yeni üyeler, Afganistan stratejisi ve Fransa'nın dönüşü var.

NATO üyesi 28 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getirecek olan Strasbourg-Kehl zirvesi, ittifakın 60. kuruluş yıl dönümü çerçevesinde, "kapalı bir aile toplantısı" havasında yapılacak.

Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarafından temsil edileceği zirvede liderler, "Karargah Reformu" olarak adlandırılan çalışmayı en üst düzeyde ele alarak inceleyecek.

İttifakın gelecek 10 yıllarda yeni güvenlik unsur ve tehditlerini nasıl göğüsleyeceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunacak olan NATO Konseyinde devlet ve hükümet başkanları, "Atlantik İttifakı Deklarasyonu" belgesinin yanı sıra bir ortak bildiri ve bir "Afganistan Deklarasyonu" yayımlayacak.

ABD Başkanı Barack Obama'nın ilk defa katılacağı zirve sırasında ittifakın Arnavutluk ve Hırvatistan'ın katılımıyla genişlemesi, Fransa'nın askeri kanada dönüşü, yeni NATO genel sekreterinin belirlenmesine ilişkin temaslar, terörizmle mücadele, Rusya ile ilişkiler, NATO-AB ilişkileri gibi konular resmi veya gayrı resmi gündemde yer bulacak.

Fransa'nın Strasbourg, Almanya'nın Kehl ve Baden-Baden kentlerinde yapılacak NATO zirvesi, yarın akşam devlet ve hükümet başkanlarının, dışişleri bakanlarının ve savunma bakanlarının ayrı ayrı buluşacakları çalışma yemekleriyle başlayacak. Zirve, cumartesi günü yayımlanacak ortak bildiriyle sona erecek.

15 BİN POLİS GÖREVLENDİRİLDİ

NATO zirvesi sırasında yapılması ve bir kısmı şiddetten yana olan on binlerce kişinin katılması öngörülen karşı gösteriler ve protesto hareketleri nedeniyle, Fransa ve Almanya'da 15'er bin polis ve güvenlik uzmanı görevlendirildi, olağanüstü önlemler alındı.

Strasbourg'da yaklaşık 30 stratejik öneme sahip binanın çevresinin bariyerlerle kapatıldığı, bu binalar arasında kongre ve basın merkezleriyle Amerikan heyetinin kaldığı Hilton otelinin de bulunduğu kaydedildi.

ZİRVENİN EN POPÜLER LİDERİ OBAMA

Zirvede en fazla ilgi ve merakla beklenen liderin, ABD Başkanı Barack Obama olduğu gözlemleniyor. Obama'nın ABD Başkanı olduktan sonra gerçekleştirdiği ilk deniz aşırı gezisinde yeni Afganistan stratejisini ve terörizme karşı mücadele hedeflerini müttefiklere anlatarak destek isteyeceği bildiriliyor.

Zirvede, Afganistan'daki gelişmelerin "ittifaka daha fazla itibar kaybettirmemesi" için alınması gereken önlemler üzerinde bir kere daha durulacak.

Brüksel'de gerçekleşecek zirvenin bir başka kritik noktası da Fransa'nın ittifaka dönüşü. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin, geçen ay NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'e ilettiği resmi mektupta, ülkesinin ittifakın askeri kanadına tam dönüş iradesini aktardığı biliniyor.

Fransız askeri kaynakları, NATO'nun yapısında yerlerini tam olarak 2010'da alacaklarını bildiriyor.

YENİ GENEL SEKRETER ARAYIŞLARI

NATO'nun yeni genel sekreter arayışı zirvenin resmi gündeminde yer almıyor, ancak bu konunun kulislerde ve çeşitli ikili görüşmelerde ön plana çıkacağı ifade ediliyor.

Genel sekreterliğe 2004 yılının Ocak ayında atanan Hollanda'nın eski Dışişleri Bakanı Jaap de Hoop Scheffer, 31 Temmuz 2009'da koltuğunu devrederek Brüksel'den ayrılacak.

NATO genel sekreterliğine aday olarak ismi geçenler arasında, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski ve Kanada Savunma Bakanı Peter Mackay bulunuyor.

İttifak kulislerinde, Rasmussen'in adaylığına destek konusunda ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya'nın uzlaşma sağladığı, ancak Türkiye'nin tavrının belirleyici olacağı ifade ediliyor.

Batı Avrupa basınında çıkan haber ve yorumlarda "karikatür krizi" üzerinde duruluyor, Rasmussen'in bu kriz sırasındaki hatalı tavrının Ankara tarafından hoş görülmediği ileri sürülüyor.

ANKARA VETO KARTINI ÖNE SÜREBİLİR

Bazı haber ve yorumlarda, Rasmussen'e destek konusunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında fikir ayrılığı olduğu iddia edilirken, NATO zirvesinde Türkiye'yi, Rasmussen'e karşı olunmadığını söyleyen Gül'ün temsil edeceği belirtiliyor.

Türkiye, 2004 yılından beri terör örgütü PKK'nın yayın kuruluşu Roj TV'nin Danimarka'daki lisansının iptali için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Liberal Rasmussen'in, terör örgütünün televizyon kanalını savunurken "ifade özgürlüğünden" söz ettiği hatırlatılıyor.

UKRAYNA VE GÜRCİSTAN HALA SORUNLU

Bazı diplomatik gözlemciler, NATO'nun güçlü müttefiklerinden Türkiye'nin bu koşullarda Rasmussen'in genel sekreterliğine yeşil ışık yakmasının mümkün gözükmediği, bunun, uzun yıllardır terörizmden acı çeken Türk kamuoyuna kabul ettirilemeyeceği, Ankara'nın, "olası ısrar ve baskılara rağmen" veto kartını öne sürebileceği, aksi takdirde "itibar kaybının" söz konusu olacağı görüşlerini savunuyor.

NATO'ya Arnavutluk ve Hırvatistan'ın üye olması ile üye sayısı 28'e çıktı. Ancak Makedonya'nın üyeliği Yunanistan engeline takılırken, genişleme planlarına dahil olmak isteyen Ukrayna ve Gürcistan'dan kaynaklanan uzlaşmazlık, ittifak bünyesinde hala devam ediyor.

NTV-MSNBC /

‘İşsizlik arttıkça acil servis önünde kuyruk uzayacak'

Ekonomik krizin peşinden sağlık krizini de getireceğini söyleyen Dünya Sağlık Örgütü, ülkeleri önlem almaları için uyardı. İzmir Tabip Odası Başkanı'na göre işsizlikle birlikte acil servis hizmeti çökecek

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), global ekonomik krizin, zaman içinde sağlık alanında krize ve ardından da sosyal krize dönüşme tehlikesi bulunduğuna dikkati çekerek ülkeleri sağlık politikalarını gözden geçirmeye çağırdı.

DSÖ’nün üst düzey yetkilileri 19-20 Ocak günlerinde Cenevre’de toplanıp ekonomik krizi değerlendirmişti. ‘Üstdüzey Danışma Toplantıları’nın sonuç raporu, örgütün resmi internet sitesinde yayımlandı.

Raporda, “Ekonomik krizin, sosyal alanda ve sağlık alanında krize dönüşme tehlikesi var. Sağlık alanında tüm ülkeler global ekonomik krizden etkilenecek, ancak bazı ülkeler diğerlerinden daha kötü yara alacak” denildi.

Rapora göre ‘ekonomilerin karşı karşıya kaldığı sorunlar, sağlık harcamalarını, sağlık hizmetlerini ve tedaviye erişim olanaklarını ciddi şekilde sekteye uğratabilir.’ Bu nedenle özellikle erken tanı ve teşhis mekanizmalarının korunması ve devam eden yatırımların durdurulmaması istendi.

Raporda krizden en çok gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin etkileneceği ifade edilirken, bu ülkelerde 2000-2006 yılları arasında, gelişmiş ülkelerden sağlanan yardımlarla sağlık harcamalarının arttığı, şimdiyse bu yardımların kesilmesi tehlikesi bulunduğu belirtiliyor. Gelişmiş ülkelereyse “Taahhütlerinizi yerine getirin, sağlık yardımlarını kesmeyin” çağrısı yapılıyor.

Alarm çanları çalıyor

Raporu değerlendiren İzmir Tabip Odası Başkanı Suat Kaptaner ise süresel krizin Türkiye’ye etkileri ve Sağlıkta Dönüşüm projesindeki aksayan noktalar göz önüne alındığında ‘Türkiye’nin ciddi bir halk sağlığı sorunu ile karşı karşıya olduğunu’ söyledi.

Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin, en zayıf yönünün ekonomik sıkıntılar başlamadan önce de finans boyutu olduğunu iddia eden Kaptaner, “Türkiye’nin ekonomik ve sosyal koşullarına hiç uygun olmayan, üstelik de mali yönü en başından zayıf olan sistem, ekonomik krizin de etkisiyle tam bir karmaşaya dönüşecek” dedi.

“Kaynakların sınırlı, gelir dağılımının bozuk ve ekonominin büyük bölümünün kayıt dışı olduğu bir ülkede, genel sağlık sigortasını tartışmaya açmanın zorluğunu” vurgulayan Kaptaner, krizin sağlık alanındaki olumsuz etkilerinin birkaç ay içinde çok daha yoğun hissedileceğini savundu.

Yasal düzenlemeler uyarınca, işten çıkarılanların altı ay süreyle sağlık güvencesinden yararlanabileceklerini ifade eden Kaptaner, şöyle konuştu:

“İşten çıkarılanların büyük bölümü, güvence süreleri sona ereceği için hizmet alma hakkın kaybetmiş olacak. Bu insanların yasaya göre sağlık hizmeti alabilecekleri tek yer acil servisler. Artan işsizlik, sosyal güvencesi olmayan vatandaşların acil servislere akın etmesine neden olacak. İnsanlar saat 17.00’den sonra acil servislere gelecekler. Gerçek acil hastalarına yeterli hizmet verilemeyeceği gibi, acil hasta tanımı da yeniden yapılacağından, acil servislerde hastayla doktor karşı karşıya bırakılacak, hizmet alamayanların öfkesi doktora yönelecek. Yaz mevsiminin de bir şekilde atlatıldığını düşünürsek, kış aylarında Türkiye’yi gerçekten sosyal felaket bekliyor.”

‘Türkiye’ye uygun değil’

Yeni düzenlemeler uyarınca, üniversiteye gitmeyen 18 yaşını doldurmuş kız çocuklarının, artık ailelerinin sosyal güvencesinden yararlanamayacağını, üniversiteyi bitiren gençlerin de sağlık güvencesinden yoksun kaldığını söyleyen Kaptaner, uyardı:

“Krizin ardından Türkiye’deki işsiz sayısı çok arttı. Üniversite öğrencilerinin ise yüzde 25’inin işsiz olduğundan bahsediliyor. Bu düzenlemeler Türkiye’nin sosyal yapısına uygun değil. Gençlere iş bulamadığımız gibi, onlara sağlık hizmeti de sunamıyoruz.”

AA / 02.04.09