3 Mayıs 2009 Pazar

Fransada Milyonlarin katildigi kitlesel 1 Mayıs

Avrupa’nın en kitlesel 1 Mayıs’ına Farnsada 2.5 milyon insan katildi. Parisde 200 bine yakın işçi ve emekçi katıldı 1 Mayisa.
Fransa’nın başkenti Paris bu 1 Mayıs’ta Avrupa ve dünyada kitleselliği ve görselliğiyle öne çıktı. Bir taraftan krizin her geçen gün daha da derinleşen etkileri ile diğer taraftan Fransız devletinin eğitim ve sağlık alanındaki neoliberal politikalarını devreye sokma çabaları arasında sıkışan işçi ve emekçiler öfkelerini 1 Mayıs’ta sokağa taşıdılar.
Fransada 1 Mayıs’ın kitlesel ve coşkulu geçeceği çok önceden belliydi. Zira, aylar öncesinden grev ve direnişe geçen Fransız işçi ve emekçiler, kitlesellikleri ile aylardan bu yana sokaklardan inmiyordu. Bu yüzden yıllardır geleneksel olarak 1 Mayısların kutlandığı Republigue meydanının küçük geleceği düşünülerek yürüyüş Denfert Rochereau meydanına alınmıştı.

CGT, CFDT, FO, CFTC, CFE-CGC, FSU, Solidaires ve Unsa’dan oluşan 8 sendikanın önderliğinde kurulan “sendikal platform”un organize ettiği 1 Mayıs eylemine kriz ve neoliberal politikalara karşı direniş sloganları damgasını vurdu.

2.5 milyon emekçi alanlara çıktı

Fransa genelinde 300 ayrı noktada düzenlenen yürüyüş ve mitinglere 2.5 milyon işçi ve emekçinin katıldığı açıklandı. Paris’ten sonra Bordeaux 50 bin, Marsilya 35 bin, Lyon 15 bin, Toulouse 40 bin, Nancy 20 bin, Nantes 25 bin, Caen 20 bin, Grenoble 30 bin, Rennes 10 bin, Strasbourg 10 bin, Compiègne 5 Bin, Mulhouse, Metz ve Lille 3 bin kişilik gösterilere sahne oldular.
Degisik alanlarda Turkiyeli devrimci akimlar 1 Mayis etkinliklerde yerlerini aldilar. DHB okurlari Nancyde kitlesel katilimla 1 Mayisi yasattilar.

TAKSİM YASAĞI YARILDI 1 MAYIS HER YERDE KUTLANDI !

İşçi sınıfının Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü 1 Mayıs Dünyada oldugu gibi Türkiye genelinde coşkuyla kutlandi. İşçi ve emekçiler başta kriz olmak üzere yaşanan saldırılara karşı alanlara çıkarak tepkilerini dillendirdiler..
Krizin etkisi, dünya ile birlikte Türkiye’yi de sardı. Fatura, tüm krizlerde olduğu gibi yine emekçilere çıkartılıyor. İşten atmalar, hak gaspları dur durak bilmeden sürüyor. İşsizlik, yoksulluk hızla tırmanıyor. Herkesin demokratikleşmeden bahsettiği bir dönemde, demokratik haklar ayaklar altına alınıyor faşist baskı ve terör artarak sürüyor. Sendikal yasalarda özgürlüklerin önünü açmayan, yeni engeller getiren yasalar gündeme getiriliyor, işçilerin en temel hakkı olan kıdem tazminatı yok edilmek isteniyor. İşçi ve emekçiler, ağırlaşan bu sorunlarla 1 Mayıs’ı karşıladılar.. Edirne’den Kars’a kadar 1 Mayıs günü alanları dolduran işçi ve emekçiler, sorunlarına çözüm aramak için birlik, mücadele ve dayanışma talebini haykırdılar.
Kuşku yok ki 1 Mayısın kalbi İstanbul Taksimde atıyordu. Faşist diktatörlüğün tüm baskı, tehdit ve kusatmasına karşın binler Taksimi kuşattı ve Taksimin özgürleşmesi için direnişe geçti. Bu kararlı tutum nedeniyle faşist diktatörlük güya sınırlı sayıda işçi ve emekçinin özellikle devrimci güçleri dışlayarak sendikalar ve bazı kitle örgütlerine Taksime yürümeye izin vermek zorunda kaldı. Böylece 1 Mayıs yasağı böylece delinmiş oldu. Taksime kimseyi sokmayız diyenler işçi, emekçi ve devrimcilerin kararlılığı karşısında geri adım atarak, sınırlı sayıda kitlenin Taksime yürümesine ve Taksimde 1 Mayıs kutlamasına izin vermek zorunda kaldı. Yasaklar böylece sınırlı sayıda kitle olmaktan çıkarak beş bin kişi Taksimde 1 Mayısı kutladı. Yıllardan bu yana işçi ve emekçilere yasaklanan Taksim yasağı böylece delinmiş oldu .
1 Mayıs 2009 tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de işçi sınıfı ve emekçi yığınlar tarafından coşkuyla ve kararlılıkla kutlandı. Bu 1 Mayıs’ın temel özelliği şu ki; uluslararası işçi sınıfı, dünya kapitalist-emperyalist sisteminin krizinin derinleştiği, büyük sermayenin krizin tüm yükünü işçi sınıfının sırtına yıkmaya çalıştığı koşullarda 1 Mayıs’ı kutlandı.
Krizin yüklerinin kendi sırtlarına yıkılmasına karşı, başta emperyalist ülkeler olmak üzere, tüm ülkelerde işçi ve emekçiler “Krizin sorumlusu biz değiliz, krizin yükünü büyük sermaye, düzenin sahipleri ödesin” sloganı ile krizin yükünü üstlenmemek için mücadelenin yolunu tuttular. 1 Mayısda mücadele alanlarını dolduran işçilerin coşkusu, kendi sınıflarının gücünü tüm dünya da yeniden görmekten, kararlılıkları da, bu gücün sermayenin saldırılarına karşı aynı amaç için mücadele yolunu tutmuş olmasından, bu mücadelenin her geçen gün ilerlemesinden kaynaklanıyor. Uluslararası işçi sınıfının bu coşkusu ve kararlılığı, uluslararası emperyalist sermayenin temsilcilerinin ve sözcülerinin diline “Sosyal patlama tehlikesinin” varlığı olarak yansımış durumda.
Ülkemizde de 1 Mayıs’ın kutlanmasında koşullar çok farklı değil. Ama önemli bazı ayrıntılar da var. 2009 1 Mayıs’ı, işçi sınıfının uzun yıllara dayanan kararlı mücadelesi sonucu, 1 Mayıs’ın “Emek ve Dayanışma Günü” olarak resmi tatil ilan edildiği koşullarda –pek çok işyerinde bu hak gaspedilmiş olsa da- kutlanıyor. Yani işçi sınıfı, mücadelesinin somut bir kazanımla sonuçlandığı koşularda 1 Mayıs’ı kutladı ve 1 Mayıs alanı Taksime konan yasak da direnişle aşıldı. Nitekim 32 yıl sonra devrimci irade Taksim'i kazandı. Azgınca estirilen beyaz devlet terörüne rağmen işçiler, emekçiler devrimci güçler Taksime yek vücut olarak çıkmayı başardı. 1977 1Mayıs katliamının 32. yıl dönümünde İstanbul valisi ve Emniyet müdürünün dillendirdiği “Makul bir kitle katılımı” tartışmasıyla devrimci güçlerle , işçiler ve emekçiler ayrıştırılmak istendi. Bu böl, parçala yönet politikası devrimci irade ve bazi sendikaların olumlu desteğiyle boşa çıkarılmıştır. Bu yılda, 2008 Mayıs'ı gibi Taksim'e çıkan bütün yollar, caddeler, militan, direnişlere tanıklık etti. Keza 2009 1 Mayıs'ında, 2010 1 Mayıs'ında işçi sınıfı ve devrimci hareketin izleyeceği yolda çizilmiştir.

Vali ve emniyet müdürü 1 mayıs öncesi yaptıkları açıklamalarda, “Polise mukavemet olmadığı durumda güç kullanmayacağız” demesine rağmen 1 Mayıs da henüz toplanmaya bile fırsat bulamayan işçi, emekçi ve devrimcilere azgınca şiddet kullanılmıştır. Kameralara yansıyan görüntüler bu açıklamaların bir aldatmaca ve demagojiden öte bir şey olmadığını göstermiştir.

Faşist diktatörlük 2009 1 Mayısı'nın açığa çıkaracağı devrimci enerji ve iradeyi görmüş bu nedenle tüm hazırlıklarını buna göre yapmıştır. Taksim ve çevresi ablukaya alınmış, bir araya gelmeye çalışanlar engellenmiştir. Bu saldırılarda aralarında çok sayıda işçi, emekçi ağır yaralanmış, onlarcası da gözaltına alınmıştır. Saldırılardan esasen sorumlu olan İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celallettin Cerrah'tır.
1 Mayıs'ta gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalı, saldırıda sorumluluğu olanlar yargılanmalıdır. Yaşasın Taksim Direnişi, Taksim 1 Mayıs Alanıdır, Taksim Yasağının Kalkması İçin 2010 1 Mayıs'ında Daha Güçlü Olarak Yine Taksim'deyiz.
1 MAYIS TAKSİM YASAĞI DELİNDİ
DHB okurları olarak yıllardır süren 1 Mayısın Taksimde kutlanması kararlılığımız bu yılda devam etti. Günler öncesinden başlayarak Taksim hedefimizi yığınlara taşımaya çalıştık. 1 Mayıs günü 1 Mayıs Taksim alanında olmak için yola çıktık. Pangaltında toplandık ama polsisin kuşatması ve saldırılarıyla karşılaştık. Devrimci akimlarla ortak bir hatta faşist kuşatma ve saldıriları parçalamak için dişe diş ir direniş sergileidk. Kuşatmayı yaramak ve taksime çıkmak için değişik yolları denedik. Her seferinde polisin barikatı ve saldırılarıyla karşılaştık. Polis sivil faşist çeteleri öne sürerek devrimci direnişi etkisiz hale getirmeye çalıştı. Neki bu saldırılar devrimci birleşik direniş karşısında boşa çıktı. Devrimciler inatla ve isararla dişe diş bir mücadele yürüttüler. Direnişde siper yoldaşlığı egemendi.
DHB okurları olarak iki grup halinde değişik alanlarda Taksimi zorlayan direniş hattında dövüştük. Kararlı ve inatçıydık, direnişçilerde yüksek moral vardı. Bu devrimci kararlılık ki düşmanı korku içine itiyordu. Direnişçilerin ezici çoğunluğu gençlikti. Buda gençliğin devrim için örgütlenip harekete geçirmenin ne kadar aciliyet taşıdığını gösteriyor.
Bilindiği üzere, uzun ve zorlu mücadeleler sonucu 1 Mayıs işçi ve emekçi bayramı olarak kazanıldı. Sırasa taksim yasağının aşılması geliyordu. Günler öncesinden başlayarak faşist diktatörlük ve emir eri AKP hükümeti 1 Mayısı kendi istediği sınırlar içine hapsetmeye çalıştı. Faşist diktatörlügün bilinen halk düşmanı böl, parçala ve karala taktikleri doğrultusunda hareket ettiğini bir kez daha gözler önüne serdi. 1 Mayısı Taksim alanı Taksim de kutlamak için taksime çıkmayan çalışan onbinlerce işçi,emekçi ve devrimci sokaklarda üzerimize yağan boya, su ve bitmek bilmeyen gaz bombaları ve coplara karşı güçlü direniş örerek yanıt verdik. Ama faşist baskı ve saldırılar Taksim direnişçilerinin daha güçlü Taksim şiarıyla ileriye atılmalarına engel olamadı. 1 Mayısı Taksim de kutlamak ve yasakları parçalamak için Taksimde direnen devrimciler ve emekçiler, gözaltına alındı, ağır yaralananlarımız oldu. Bunların hiç biriside Taksimin direniş alanı olmasına engel olmadı. Biz devrimci gruplarla omuz omuza vererek faşist kuşatmayı yarmak için dövüştük ve her türlü saldırıya karşı durduk. Başımız dik alnımız açık bir şekilde yürüdük Taksim'e!
Faşist diktatörlüğün sendikalara ve bazı demokratik kurumlara izin vererek devrimcileri dıştalama taktiği Taksim direnişin içten bozma ve çökertme yaklaşımı devrimcilerin kararlılğı ve bazı sendikaların kararlı tutumu sonucu boşa çıkarıldı.
1 Mayıs işçi bayramının 1 Mayısı alanı Taksim de kutlanması kararlığı faşist diktatörlüğün yasak zincirini kırdı ve yıllardan bu yana işçi ve emekçilere yasaklanan Taksim 1 Mayıs kutlamasına fiili olarak açılmak zorunda kaldı. Yasaklar, provakasyon yalanları, tehditler vb sökmedi ve binler Taksim alanına çıkarak işte 1 Mayıs İşte Taksim şiarını yükselttiler. Taksime sınırlı sayıda kutlamacıya açma dayatmaları devrimcilerin kararlılığı sayesinde aşıldı ve Taksimin esas sahipleri emekçiler ve devrimciler 1 Mayıs alanında, 1 Mayısı kutladılar. Şimdi görev Taksime konan 1 Mayıs kutlama yasağının tümden parçalanması ve 2010 yılında 1 Mayısı Taksim alanında özgürce kutlamaktır.
Taksimi Direne Direne Özgürleştireceğiz !
Yaşasın Taksim Direnişimiz !
Yaşasın 1 Mayıs !

Istanbul DHB Okurları

1 Mayıs 2010

Bir işçi çıkıp Taksim Meydanı’ndaki anıtın üzerine, sarılıp Atatürk heykelini öpüyor. Yanaklarından... “Şükür kavuşturana” der gibi. ‘Makul zaferin’ mührü gibi. Birine, bir yere, bir zafere kavuşmanın değil; kendine kavuşmanın sevinci bu.
Apar topar, alalacele ama yine de halaylar çekiliyor. 1 Mayıs marşı söyleniyor, konuşmalar yapılıyor. Hiç değilse ‘öncü birlikler’ mahiyetindeki kitle, aslında zaten kendisine ait olan alana ‘geri geliyor’. Tam bir saatte bitiyor miting.
Tam bir saat sonra, Taksim Meydanı tam da muktedirin istediği gibi, steril, insansız, sessiz, tam teçhizat polisli olarak bomboş kalıyor. Muktedir meydanları böyle görmek istiyor; insansız. Oysa biz hep birlikte olmak istemiştik...

Genç Siviller’e tebrik
Bazıları eleştirecektir. ‘Parasıyla eylem yapmışlar’ diye. Umurumda değil. ‘1977’de buradan ateş edenler bulunsun’ pankartı The Marmara Oteli’nin camından sarktığı anda içim titredi. Genç Siviller grubuna tebrikler. Onlar da olacak Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde.
Bazıları kızdılar. Televizyonlar, haberleri verirken bile nasıl azarlayacağını şaşırdı. Gençler sapanlarına sarılmışlar. Gaz bombasına ve copa sapanla karşılık vermişler. Nişantaşı’ndaki lüks cafe’lerde içleri titremiş ‘vatandaşın.’ Mülke, her türlü müesseseye karşı olanlar sapanlarını koskoca devlete doğrultmuşlar.
Onlar da olacak Türkiye’nin özgürlük mücadelesinde. Herkese ‘uçuk’ gelecek fikirleriyle, enerjileriyle onlar da olacak. Hatta şunu da söyleyeyim:
Bu olaylar olurken Nişantaşı’nda cafe’de oturmayı seçmiş ‘beyaz Türk’ de olacak. Memleketin geri kalanına ‘uçuk’ gelecek hayatlarıyla, zevkleriyle.
Hak-İş veya Türk-İş yönetiminde olsaydım, 2 Mayıs günü kaçacak yer arardım. Uslu çocuklar olarak Taksim anıtına çelenk bırakırken herhalde DİSK’in ve KESK’in Taksim Meydanı’na çıkamayacağını hesap ediyorlardı. Herhalde kendilerinin ‘sınıfın’ örnek öğrencisi olarak gösterileceğini sanıyorladı ertesi günün gazetelerinde. Öyle olmadı. Arka sıradakiler kazandı.
Ne kadar kızsam da onlara, onlar da olacak Türkiye’deki adalet mücadelesinin içinde. Baka baka öğrenecekler ne yapmaları gerektiğini. Sola çektikçe araba, onlar da sola çekecekler ister istemez.
Yaptığının ne olduğunu hiç fark etmeden, ne kadar faşizan bir kültürün parçası olduğunu hiç ayırt edemeden televizyonları başında olup bitenleri polisle göstericiler arasında bir maç gibi izleyenler...
Onlar da olacaklar. Baktıkça baktıkça hatırlayacaklar, onlar için yeniden söke söke alınan hakların zaten onlara ait olmuş olduğunu geçmişte. İşten atıldıkça, aç kaldıkça, tarumar oldukça... Hatırlayacaklar. Bu yüzden gelecek yıl başka bir şey olacak.

Bir yıl sonra
1 Mayıs 2009’un önemi şudur:
1 Mayıs 2010’dan bir önceki 1 Mayıs’tır. Önümüzdeki yıllarda, öyle sanıyorum ki 1 Mayıs 2009 için şöyle diyeceğiz:
‘O, 1 Mayıs 2010’dan bir yıl önceydi.’
Çünkü gelecek yıl başka bir şey olacak. Biliyorum ki işçiler, emekçiler, bu ülkenin demokrasiden yana tüm güçleri bu yıl araladıkları kapıya bütün bir yıl ayaklarını dayayacaklar. Aralanmış kapı açılacak. Ayak dayanan yere omuzla yüklenilecek. Olmadı bir daha yüklenilecek. Ve gelecek yıl, ara sokaklardan azaltılmadan, ‘makulün’ ne olduğuna sadece ama sadece kendisi karar vererek kitle Taksim Meydanı’na yürüyecek. Muktedirin kalesinde gedik açıldı. Açılan gedik sadece ama sadece büyüyecek.
Ece Temelkuran

Tarihi fırsat kaçmak üzere

Ekonomik kriz Avrupa'yı derinden sarsarken, yaklaşan Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi beklenenin aksine solda ciddi bir canlanma görünmüyor. Siyasi ve coğrafi olarak bölünmüş bir sol karşısında anketler yine sağı gösteriyor.

Derinleşen ekonomik kriz, artan işsizlik, alım gücünün giderek düşmesi ve sağ hükümetlerin kriz karşısındaki yetersiz ekonomi politikaları sola tarihin en önemli fırsatlarından birini sunuyor. 1980'li yılların ekonomik liberalizmi ağır bir kriz yaşıyor, işsizlik Avrupa ülkelerinde rekor üstüne rekor kırıyor.

Yeni birdayanışma, sosyal adalet, yeniden dağıtım, kamu gücünün ekonomiye müdahele ihtiyacı açısından yeni bir dönemin kapıları açılıyor. Ancak yeni bir gelecek yaratmak ve ekonomik buhrandan kurtulmak için sol bunun ne kadar bilincinde? Oysa solun Sovyet sosyalizminin çökmesinden bu yana pazar ekonomisine yönelik eleştirileri bugün hiç olmadığı kadar haklı gerekçelere dayanıyor. Bu da yeni bir sosyal anlaşmanın zamanının geldiğini gösteriyor.

4-7 Haziran tarihlerinde yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi sol cephedeki duruma bakıldığında 'sol nerede?' diye sormak sormak için yeterli nedenlerimiz var. Mevcut koşullara baktığımızda mantıken parlamento seçimlerinde sol güçlerin daha güçlü katılımı ve daha güçlü sonuç alması gerekiyor. Ancak gerçekten durum öylemi? Açık bir şekilde ifade etmek gerekiyorsa, hayır!

Neden sorgulanıyor?

Yapılan son kamuoyu araştırmaları solun tarihin önemli bir şansını kaybetmekte olduğunu gösteriyor. Krize rağmen özellikle Fransa'da anketler yine sağı gösteriyor. Eğer anketlere bakılırsa zaten zayıf katılımın beklendiği Avrupa Parlamentosu seçimlerinde seçmenler mevcut sağ partiler lehine oy kullanacaklar. Peki neden böyle bir sonuçla karşılaşılıyor? Sol bunu ne kadar sorguluyor? Neden ciddi bir sol ittifak gerçekleşmiyor? Fransa Sosyalist Partisi'nin liberal ve halktan uzak politikaları bir yana radikal soldaki ardan canlanma solu kurtarmaya yetecek mi?

Öyle görünüyor ki sol Avrupa Parlamentosu'na da bölünmüş halde katılacak. Bu her zaman böyleydi ancak toplumun ihtiyaçlarına cevap olmak ve yeni bir umut yaratmak solda ciddi bir alternatif projeyi gerekli kılıyor. Avrupa Solu geçtiğimiz aylarda kapitalist kriz karşısında yeni bir gelecek yaratmak için 'manifesto' yayınladı. Ancak sosyalist bir Avrupa modeli için oluşturulan programların kağıt üzerinde kaldığı görülüyor. Bu nedenle bir çok çevre tarafından hayata geçebilecek bir hükümet projesi olarak görülmüyor.

Siyasi bölünmeler

Sadece politik olarak değil coğrafik olarak da solda ciddi bir bölünme var. İngiltere, İspanya, Portekiz, Bulgaristan, Macaristan, Slovakya, Slovenya, Litvanya ve Kıbrıs gibi solun yönettiği ülkelerde sosyalistler her şeyden önce ulusal çıkarları öne plana çıkarıyor. Yine koalisyon ortağı olarak yer aldıkları Almanya, Avusturya, Belçika ve Lüksemburg'da da durum çok farklı değil.

Yine bununla birlikte sol, sosyalistler ve sosyal demokratlar ile radikal ve aşırı sol arasında da bölünmüş durumda. Özellikle Almanya'da SPD ve Die Linke arasında ciddi bir muhalefet göze çarparken, Fransa'da ise sağa yakın liberal politikaları ile Sosyalist Parti ve diğer tüm sol arasında sert bir muhalefet var. Fransa'da yılın başlarında kurulan Yeni Anti Kapitalist Parti (NPA) genç Troçkist lideri Olivier Besancenot ile radikal solda ciddi bir canlanmayı beraberinde getirse de bir bütün olarak soldaki bölünmüşlük başarı önnünde engel oluşturuyor. Ayrıca Fransız Sosyalist Partisi'nin liberal duruşunun aksine Hollanda'da radikal sol cephesinde yer alan Sosyalist Parti ülkenin üçüncü siyasi gücü olması da sosyalistler arasındaki siyasi bölünmüşlüğe işaret ediyor. Bunlara bir de çevrecilerin rekabetini de eklemek gerekiyor.

Soldaki siyasi ve coğrafi bölünmenin yanı sıra Avrupa sağında da aşırı sağ, diğer ulusalcılar ve egemenlikçiler arasında artan bir muhalefet var ancak sola göre daha fazla birlik oluşturuyorlar. Sağdaki bu baskın durum Jose Manuel Durão Barroso'yu Avrupa Komisyonu Başkanlığı'na götürebilir. Barroso'nun sadece kendi sağ kanadından değil de üç sosyalist hükümet başkanı; İngiliz Gordon Brown, İspanyol José Luis Zapatero ve Portekizli José Socrates'in desteğini de alması ayrı bir tezatlık oluşturuyor.

Fransız gazeteci Patrick Jarreau, solun bu durumunu değerlendirirken, 1970'li yıllarda Amerika Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'in 'Birleşik Avrupa' üzerine ironide bulunarak kendisiyle konuşmak için telefon numarasını istediğini hatırlatıyor. Gazeteci, 'Bugün de Avrupa solunun nasıl birleşeceği bilinmiyor' diye eleştiriyor.

Aday arayışı

Avrupa Komisyonu'nun başına sol cephede kimin getirileceği konusunda ortada netleşen bir isim bile yok. Avrupa Sosyalist Partisi'nin Başkanı Poul Nyrup Rasmussen'e umutla bakılmıyor zira sosyalist hükümetler bile onu desteklemiyor. Kendi ülkesinde politikalarından ötürü destek yitirerek Başbakanlıktan düşen Tony Blair'in adı da geçiyor. Blair bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin desteğini almak için çabalıyor. Ortaya çıkan tablo pek parlak değil; soldan destek bulmayan solcu adaylar, soldan destek alan sağcı adaylar, sağdan destek arayışındaki solcu adaylarÖ

Ancak herşeye rağmen solun bir atılım yapması için önemli fırsatlar bulunuyor. Örneğin mali olarak çöken İzlanda'da 26 Nisan Pazar günü yapılan genel seçimlerde sol zaferle çıktı. Bu sol açısından iyi bir işaret. Ancak buna karşın sosyalistlerin iktidarda olduğu İspanya'da tarihin en ağır krizlerinden biri yaşanıyor. İspanya işsizlikte Avrupa birincisi oldu.

Diğer yandan ekonomik kriz ortamında Avrupalıların ulus-devlet ağırlıklı politikalarına ilişkin bakış açılarında da değişiklik yaşandığı gözleniyor. Bu da sol için önemli fırsatlar sunuyor. Europbarometre'ye göre Avrupalıların yüzde 61'i daha iyi korunmak için 27 Avrupa ülkesinden ulusal planda değil, koordineli tedbirler istiyor. Ortaya çıkan bu sonuç yaşanan krizinin bir ulus devlet dayatmasından çok siyasi bir Avrupa'yı teşvik ettiğini gösteriyor. Geriye can alıcı bir soru kalıyor: Sol önünde duran bu tarihi fırsattan yararlanabilecek mi?

DELİL FIRAT

'Dağa çıkmayı teşvik ediyorlar'

Partilerine yönelik başlatılan operasyonları protesto etmek için Diyarbakır'ın Koşuyolu Parkı'nda binlerce kişinin katıldığı 2 günlük açlık grevinde konuşan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, yerel seçimlerde devletin 'sahte Kürt'ünü kaybetmesinin ardından DTP'ye yönelik operasyonun başlatıldığını belirterek, partilerine yönelik darbe ile dağa çıkmanın teşvik edildiğini söyledi.

DTP'ye yönelik 14 Nisan tarihinde 15 ilde eş zamanlı olarak başlatılan operasyon da 3 eşbaşkan yardımcısı ile çok sayıda PM üyesinin bulunduğu 52 kişinin tutuklanmasının ardından gözaltı ve tutuklamalar sürerken, DTP'nin Koşuyolu Parkı'nda başlattığı açlık grevine DTP Eşbaşkanları Ahmet Türk ve Emine Ayna, DTP'li milletvekilleri ile DTP'li 98 belediye başkanı, DTP MYK ve PM üyeleri, DEP eski Milletvekili Hatip Dicle, PKK Lideri Abdullah Öcalan kardeşi Mehmet Öcalan, Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) bünyesinde çalışmalarını yürüten sanatçılar ve on binlerce kişi katıldı. Koşuyolu Parkı'ndaki İnsan Hakları Anıtı önünde kurulan platformda DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, açlık grevi için toplanan on binlerce kişiye seslendi.

'Bu sorun Türkiye'nin sorunudur'

DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, yerel seçimler öncesinde kamuoyunda, bu seçimlerde halkın tercihlerinin esas alınacağı bir siyasal zemin oluşturulabileceği beklentisinin mevcut olduğunu hatırlatarak, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün de bu zeminde gelişebileceği noktasında bir duyarlılık oluştuğunu kaydetti. Seçimde DTP'nin esas aldığı demokratik siyaset, yönetim anlayışı ve örgütlenme modeli, içerik olarak halkın tüm dinamiklerini dikkate alan ve bu dinamikleri iradeleştiren tarzı ile ciddi bir başarı elde ettiğini hatırlatan Türk, 14 Nisan'da DTP'ye yapılan operasyonun da demokratik yönetim anlayışına karşı geliştirildiğine işaret etti. Saldırı ve operasyon kendi siyasal çizgilerine, halkın iradeleşmesine, barışçıl özlemlerine karşı girişilen ve siyasal ahlaka sığmayan bir saldırı olarak nitelendiren DTP Eşbaşkanı Türk, 'Yakalanan yüzlerce yönetici ve üyemizi şahsında, on sekiz yıllık siyasal geleneğimizin yarattığı siyasal değerlerimizi tasfiye etmeye yöneliktir. Son yıllarda Türkiye demokrasisinin gelişim ya da gerileme ölçüsü olan Kürt sorununun çözümü ve muhatabı tartışmalarında adres olarak ortaya çıkan partimiz DTP' ye yönelik bu darbenin doğru olarak okunması halkların özgür geleceği açısından belirleyici olacaktır. Unutulmamalıdır ki, bugün yaşanan acı, karmaşa ve gözyaşında, devletin izlediği inkâr, asimilasyon ve bunun yarattığı şiddet temel nedendir. Bu neden iyi okunup açığa çıkarılmadan Kürt sorununun bugün ki durumu doğru bir tarzda ele alınamaz. Bu sorun özü itibariyle Türkiye'nin demokrasi ve Kürt halkının özgürlük sorunudur' dedi.

'Özgür Kürt'e operasyon

Hükümetin hatta Genelkurmay'ın bile zaman zaman dağdakileri indirme amaçlı olarak bazı politikaların gerekliliğine vurgu yaptığını, ancak partilerine dönük bu darbe ile adeta dağa çıkmayı teşvik etmekte olduğuna dikkat çeken Türk, hükümetin çatışmalı sürecin derinleşmesine hizmet eden politik yaklaşımında ısrarcı olduğunu gösterdiğini vurguladı.

Bu tür toplumsal sorunlarda köklü çözüm gelişebilmesi ve bu çözümün demokratik bir bütünlük içinde gerçekleşebilmesinin, halkın tercihi ile açığa çıkan siyasal iradenin dikkate alınması ile sağlandığını hatırlatan Türk, Kürt sorunun da bu yaklaşımla çözülebileceğini ifade etti. Kürtlerin 30 yıldır yürüttüğü demokrasi ve özgürlük mücadelesinde her türlü örgütlülük ve çözüm iradesini olabildiğince güçlü bir şekilde açığa çıkardığını kaydeden Türk, sonuç itibariyle bu operasyonun devletin yarattığı 'sahte Kürt' yaratma çabalarının kaybettiği, 'Özgür Kürt'ün kazandığı bir seçim sonucu olarak ele alınması gerektiğini belirtti.

'DTP'yi susturma silahları sustur'

'Özgür Kürdün, demokratik özerkliği esas alan demokratik siyaset yönetim anlayışına karşı bir saldırıdır' diyen DTP Eşbaşkanı Türk, konuşmasına şöyle devam etti: 'Kendi demokrasisini yaratan ve iradeleşen Kürt siyasetine olduğu kadar, Türk Halkı'nın da barışçıl ve demokratik özelliğini dirilten umutlarına, demokrasi dinamiklerine bunların talep ve özlemlerine vurulan bir darbedir. Bu seçimde açığa çıkan demokratik siyasetin başarısını barışçıl bir zemine dönüştürme şansı veren PKK'nin 1 Haziran'a kadar sürdüreceğini açıkladığı çatışmasızlık kararı ve bu süreçte gelişebilecek diyalog ve uzlaşıya karşı da ağır bir darbedir. Bu temelde hükümet Kürt Sorunu'nun demokratik ve barışçıl çözümünden yana olanlara bir cevap vermiştir. Bu cevap, sorunu çatışmasızlık ortamı içerisinde ve diyalog yoluyla çözme yerine; bastırma, inkâr ve tasfiye politikaları ile geçmişte uygulanan ve sonucu belli yöntemlere mahkûm etmenin ısrarı ve itirafıdır. Biz, bu iki günlük açlık greviyle hem demokratik siyaset yönetim anlayışımızda ısrarlı olacağımızı hem de demokratik siyasetin birer öncüsü neferi ve yürütücüsü olacağımızı bir kez daha belirtiyoruz. Ayrıca, bu seçimde açığa çıkan başarı ve 1 Haziran'a kadar oluşan çatışmasızlık kararının yarattığı barış havasının heba olmaması için demokratik siyasi direnişimizde ısrarcı olduğumuzu belirtiyor ve diyoruz ki; DTP susturma silahları sustur, silahları sustur. Barış için diyalogun önünü aç. İradesiz ve siyasetsiz bir Kürt olmayı asla kabul etmeyeceğiz. Onurlu bir yaşam onurlu bir duruştur. Bu nedenle buradayız. Ya onurlu bir yaşam ya hiç. Ya özgür iradeye dayalı demokratik bir siyaset ya da hiç.' Türk'ün konuşması sırasında, 'Baskılar bizi yıldıramaz' ve 'Öcalan' sloganlarıyla kesilirken, bugün başlayan açlık grevi yarın saat 16.00'da yapılacak açıklamayla son bulacak.

Bu arada Dicle Fırat Kültür Sanat Derneği'nin üyeleri, Balıkçılarbaşı'nda Koşuyolu Parkı'na kadar yürüdü. Ulusal kıyafetler giyen yaklaşık 200 kişi, arbane çalarak türküler söyledi.

DİHA

2 Mayıs 2009 Cumartesi

1 MAYIS TAKSİM YASAĞI DIRENE DIRENE DELİNDİ !

DHB okurları olarak yıllardır süren 1 Mayısın Taksimde kutlanması kararlılığımız bu yılda devam etti. Günler öncesinden başlayarak Taksim hedefimizi yığınlara taşımaya çalıştık. 1 Mayıs günü 1 Mayıs Taksim alanında olmak için yola çıktık. Pangaltında toplandık ama polsisin kuşatması ve saldırılarıyla karşılaştık. Devrimci akmlarla ortak bir hatta faşist kuşatma ve saldırları parçalamak için dişe diş ir direniş sergileidk. Kuşatmayı yaramak ve taksime çıkmak için değişik yolları denedik. Her seferinde polisin barikatı ve saldırılarıyla karşılaştık. Polis sivil faşist çeteleri öne sürerek devrimci direnişi etkisiz hale getirmeye çalıştı. Neki bu saldırılar devrimci birleşik direniş karşısında boşa çıktı. Devrimciler inatla ve isararla dişe diş bir mücadele yürüttüler. Direnişde siper yoldaşlığı egemendi.
DHB okurları olarak iki grup halinde değişik alanlarda Taksimi zoralayan direniş hattında dövüştük. Kararlı ve inatçıydık, direnişçilerde yüksek moral vardı. Bu devrimci kararlılık ki düşmanı korku içine itiyordu. Direnişçilerin ezici çoğunluğu gençlikti. Buda gençliğin devrim için örgütlenip harekete geçirmenin ne kadar aciliyet taşıdığını gösteriyor.
Bilindiği üzere, uzun ve zorlu mücadeleler sonucu 1 Mayıs işçi ve emekçi bayramı olarak kazanıldı. Sırasa taksim yasağının aşılması geliyordu. Günler öncesinden başlayarak faşist diktatörlük ve emir eri AKP hükümeti 1 Mayısı kendi istediği sınırlar içine hapsetmeye çalıştı. Faşist diktatörlügün bilinen halk düşmanı böl, parçala ve karala taktikleri doğrultusunda hareket ettiğini bir kez daha gözler önüne serdi. 1 Mayısı Taksim alanı Taksim de kutlamak için taksime çıkmayan çalışan onbinlerce işçi,emekçi ve devrimci sokaklarda üzerimize yağan boya, su ve bitmek bilmeyen gaz bombaları ve coplara karşı güçlü direniş örerek yanıt verdik. Ama faşist baskı ve saldırılar Taksim direnişçilerinin daha güçlü Taksim şiarıyla ileriye atılmalarına engel olamadı. 1 Mayısı Taksimde kutlamak ve yasakları parçalamak için Taksimde direnen devrimciler ve emekçiler, gözaltına alındı, ağır yaralananlarımız oldu. Bunların hiç biriside Taksimin direniş alanı olmasına engel olmadı. Biz devrimci gruplarla omuz omuza vererek faşist kuşatmayı yarmak için dövüştük ve her türlü saldırıya karşı durduk. Başımız dik alnımız açık bir şekilde yürüdük Taksim'e!
Faşist diktatörlüğün sendikalara ve bazı demokratik kurumlara izin vererek devrimcileri dıştalama taktiğii Taksim direnişin içten bozma ve çökertme yaklaşımı devrimcilerin kararlılğı ve bazı sendikaların kararlı tutumu sonucu boşa çıkarıldı.
1Mayıs işçi bayramının 1 Mayısı alanı Taksim de kutlanması kararlığı faşist diktatörlüğün yasak zincirini kırdı ve yıllardan bu yana işçi ve emekçilere yasaklanana Taksim 1 Mayıs kutlamasına fiili olarak açılmak zorunda kaldı.Yasaklar, provakasyon yalanları, tehditler vb sökmedi ve binler Taksim alanına çıkarak işte 1 Mayıs İşte Taksim şiarını yükselttiler. Taksime sınırlı sayıda kutlamacıya açma dayatmaları devrimcilerin kararlılığı sayesinde aşıldı ve Taksimin esas sahipleri emekçiler ve devrimciler 1 Mayıs alanında, 1 Mayısı kutladılar. Şimdi görev Taksime konan 1 Mayıs kutlama yasağının tümden parçalanması ve 2010 yılında 1 Mayısı Taksim alanında özgürce kutlamaktır.
Taksimi Direne Direne Özgürleştireceğiz ! Yaşasın Taksim Direnişimiz !Yaşasın 1 Mayıs !

Istanbul DHB Okurları

TAKSİM YASAĞI YARILDI 1 MAYIS HER YERDE KUTLANDI !


İşçi sınıfının Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü 1 Mayıs Türkiye genelinde coşkuyla kutlandi. İşçi ve emekçiler başta kriz olmak üzere yaşanan saldırılara karşı alanlara çıkarak tepkilerini dillendirdiler..
Krizin etkisi, dünya ile birlikte Türkiye’yi de sardı. Fatura, tüm krizlerde olduğu gibi yine emekçilere çıkartılıyor. İşten atmalar, hak gaspları dur durak bilmeden sürüyor. İşsizlik, yoksulluk hızla tırmanıyor. Herkesin demokratikleşmeden bahsettiği bir dönemde, demokratik haklar ayaklar altına alınıyor faşist askı ve terör artarak sürüüyor. Sendikal yasalarda özgürlüklerin önünü açmayan, yeni engeller getiren yasalar gündeme getiriliyor, işçilerin en temel hakkı olan kıdem tazminatı yok edilmek isteniyor. İşçi ve emekçiler, ağırlaşan bu sorunlarla 1 Mayıs’ı karşıladılar.. Edirne’den Kars’a kadar 1 Mayıs günü alanları dolduran işçi ve emekçiler, sorunlarına çözüm aramak için birlik, mücadele ve dayanışma talebini haykırdılar.
Kuşku yok ki 1 Mayısın kalbi İstanbul Taksimde atıyordu. Faşist diktatörlüğün tüm baskı, tehdit ve kusatmasina karşın binler Taksimi kuşattı ve Taksimin özgürleşmesi için direnişe geçti. Bu kararlı tutum nedeniyle faşist diktatörlük sınırlı sayıda işçi ve emekçinin özellikle devrimci güçleri dışlayarak sendikalar ve bazı kitle örgütlerine Taksime yürümeye izin vermek zorunda kaldı. Böylece 1 Mayıs yasağı böylece delinmiş oldu. Taksime kimseyi sokmayız diyenler işçi, emekçi ve devrimcilerin kararlılığı karşısında geri adım atarak, sınırlı sayıda kitlenin Taksime yürümesine ve Taksimde 1 Mayıs kutlamasına izin vermek zorunda kaldı. Yasaklar böylece sınırlı sayıda kitle olmaktan çıkarak beş bin kişi Taksimde 1 Mayısı kutladı. Yıllardan bu yana işçi ve emekçilere yasaklanan Taksim yasağı delinmiş oldu böylece.
1 Mayıs 2009 tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de işçi sınıfı ve emekçi yığınlar tarafından coşkuyla ve kararlılıkla kutlandı. Bu 1 Mayıs’ın temel özelliği şu ki; uluslararası işçi sınıfı, dünya kapitalist-emperyalist sisteminin krizinin derinleştiği, büyük sermayenin krizin tüm yükünü işçi sınıfının sırtına yıkmaya çalıştığı koşullarda 1 Mayıs’ı kutlandı.
Krizin yüklerinin kendi sırtlarına yıkılmasına karşı, başta emperyalist ülkeler olmak üzere, tüm ülkelerde işçi ve emekçiler “Krizin sorumlusu biz değiliz, krizin yükünü büyük sermaye, düzenin sahipleri ödesin” sloganı ile krizin yükünü üstlenmemek için mücadelenin yolunu tuttular. 1 Mayısda mücadele alanlarını dolduran işçilerin coşkusu, kendi sınıflarının gücünü tüm dünya da yeniden görmekten, kararlılıkları da, bu gücün sermayenin saldırılarına karşı aynı amaç için mücadele yolunu tutmuş olmasından, bu mücadelenin her geçen gün ilerlemesinden kaynaklanıyor. Uluslararası işçi sınıfının bu coşkusu ve kararlılığı, uluslararası emperyalist sermayenin temsilcilerinin ve sözcülerinin diline “Sosyal patlama tehlikesinin” varlığı olarak yansımış durumda.
Ülkemizde de 1 Mayıs’ın kutlanmasında koşullar çok farklı değil. Ama önemli bazı ayrıntılar da var. 2009 1 Mayıs’ı, işçi sınıfının uzun yıllara dayanan kararlı mücadelesi sonucu, 1 Mayıs’ın “Emek ve Dayanışma Günü” olarak resmi tatil ilan edildiği koşullarda –pek çok işyerinde bu hak gaspedilmiş olsa da- kutlanıyor. Yani işçi sınıfı, mücadelesinin somut bir kazanımla sonuçlandığı koşularda 1 Mayıs’ı kutladı ve 1 Mayıs alanı Taksime konan yasak da direnişle aşıldı. Nitekim 32 yıl sonra devrimci irade Taksim'i kazandı. Azgınca estirilen beyaz devlet terörüne rağmen işçiler, emekçiler devrimci güçler Taksime yek vücut olarak çıkmayı başardı. 1977 1Mayıs katliamının 32. yıl dönümünde İstanbul valisi ve Emniyet müdürünün dillendirdiği “Makul bir kitle katılımı” tartışmasıyla devrimci güçlerle , işçiler ve emekçiler ayrıştırılmak istendi. Bu böl, parçala yönet politikası devrimci irade ve bazi sendikaların olumlu desteğiyle boşa çıkarılmıştır. Bu yılda, 2008 Mayıs'ı gibi Taksim'e çıkan bütün yollar, caddeler, militan, direnişlere tanıklık etti. Keza 2009 1 Mayıs'ında, 2010 1 Mayıs'ında işçi sınıfı ve devrimci hareketin izleyeceği yolda çizilmiştir.

Vali ve emniyet müdürü 1 mayıs öncesi yaptıkları açıklamalarda, “Polise mukavemet olmadığı durumda güç kullanmayacağız” demesine rağmen 1 Mayıs da henüz toplanmaya bile fırsat bulamayan işçi, emekçi ve devrimcilere azgınca şiddet kullanılmıştır. Kameralara yansıyan görüntüler bu açıklamaların bir aldatmaca ve demagojiden öte bir şey olmadığını göstermiştir.

Faşist diktatörlük 2009 1 Mayısı'nın açığa çıkaracağı devrimci enerji ve iradeyi görmüş bu nedenle tüm hazırlıklarını buna göre yapmıştır. Taksim ve çevresi ablukaya alınmış, bir araya gelmeye çalışanlar engellenmiştir. Bu saldırılarda aralarında çok sayıda işçi, emekçi ağır yaralanmış, onlarcası da gözaltına alınmıştır. Saldırılardan esasen sorumlu olan İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celallettin Cerrah'tır.
1 Mayıs'ta gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalı, saldırıda sorumluluğu olanlar yargılanmalıdır. Yaşasın Taksim Direnişi, Taksim 1 Mayıs Alanıdır, Taksim Yasağının Kalkması İçin 2010 1 Mayıs'ında Daha Güçlü Olarak Yine Taksim'deyiz.