Kürt Sorununun çözümüne ilişkin önceki gün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den gelen sorunu Türkiye kendi inisiyatifi ile çözmeli açıklamasının tersine sınır ötesinde çözüm arayışları sürüyor.
Kürt Sorununun çözümüne ilişkin önceki gün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den gelen sorunu Türkiye kendi inisiyatifi ile çözmeli açıklamasının tersine sınır ötesinde çözüm arayışları sürüyor.
Ankara’da toplanan üçlü zirvenin gündeminde Kuzey Irak’taki PKK varlığı, Mahmur Kampı’nın kapatılması gibi başlıklar yer aldı. PKK’ye karşı Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Irak tarafından oluşturulan üçlü mekanizma toplantısı Ankara’da yapıldı.
Üçlü mekanizmanın bakanlar düzeyindeki ana komitesinin üçüncü toplantısı Dışişleri Bakanlığı’nda yapıldı.
19 kişilik Irak heyetine, Irak’ın Ulusal Güvenlikten Sorumlu Devlet Bakanı Şirvan El Vaili başkanlık etti. Heyette, Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi Yetkilisi Necip Osman da yer aldı. Toplantıda, Türk heyetine İçişleri Bakanı Beşir Atalay başkanlık yaptı. Amerika Birleşik Devletleri’ni ise, Irak’taki Çok Uluslu Gücün Komutan Yardımcısı Steven Hammer temsil etti.
ATALAY: SOMUT SONUÇ PEŞİNDEYİZ
Toplantıya ilişkin açıklama yapan İçişleri Bakanı Beşir Atalay üçlü mekanizmaya her üç tarafın da verdiği önemin ortaya konduğunu söyledi. Atalay toplantıda, son toplantıdan bu yana elde edilen gelişmelerin ele alındığını, önümüzdeki dönemde atılması gereken adımların gözden geçirildiğini söyledi.
Atalay “Kuzey Irak’taki hareketliliği değerlendirdik. Türkiye olarak daha somut sonuçlar peşindeyiz, daha fazla beklentimiz var. Güvenlik noktasında eğitim amaçlı işbirliği konusunu görüştük. Bundan sonraki toplantımızı ekim ayında Bağdat’ta yapacağız” dedi.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Mahmur Kampı’yla ilgili soruya “Mahmur ve diğer konular bir bütündür. Mahmur Kampı da gündemimizde, inceliyoruz. Çok nüfus olduğu için daha fazla bilgiye ihtiyaç var. Bugünkü toplantıda bunu da konuştuk” yanıtını verdi.
Atalay, Irak’tan iadesi istenen PKK’liler konusunda “İsimler 150’nin üzerinde” açıklamasında bulundu.
KÜRT AÇILIMI BUGÜN-YARIN
Atalay, Kürt açılımıyla ilgili bakanlığın yürüttüğü çalışma konusunda da “Demokratik açılım ve soruna ilişkin çalışmalarımız sürüyor. Çok geçmeden yarın ya da öbür gün bilgi vereceğim” dedi. Irak’ın Ulusal Güvenlikten Sorumlu Devlet Bakanı Şirvan El Vaili de “PKK unsurlarını Irak’tan temizlemeyi amaçlıyoruz. Irak olarak bu konuya bütün ağırlığımızı koyuyor, çalışmalarımızı sürdürüyoruz. PKK Irak için de tehlike teşkil ediyor” dedi. (HABER MERKEZİ)
29 Temmuz 2009 Çarşamba
'Ediş ve Ölmez asker kurşunu ile öldürüldü' iddiası
Şırnak'ın Beytüşşebap (Elkê) İlçesi'nde DTP'li Necman Ölmez ve Ferhat Ediş'in öldürülmesinde askerlere ait kurşunun kullanıldığını öne süren Ferhat Ediş'in kardeşi Nihat Ediş, 'Kardeşim öldürüldüğü yerde bir ağacın gövdesine saplanmış mermi bulduk. Bu mermi sadece askerlerin kullandığı M-16 silahının mermisidir' dedi.
Beytüşşebap (Elkê) İlçesi'nde DTP'li Necman Ölmez ve Ferhat Ediş'in öldürülmesine ilişkin ayrıntılar ortaya çıkmaya devam ediyor. Olayda yaşamını yitiren Ferhat Ediş'in kardeşi Nihat Ediş, olayın üstünün kapatılmak istendiğini söyledi. Kardeşi ve akrabası olan Ölmez'in maddi nedenlerden öldürüldüğünün söylenmesinin doğru olmadığını ifade eden Ediş, kimsenin para için canını ortaya atmayacağını belirtti. Yaşanan olayın aydınlanması için ellerinden geleni yapacaklarını kaydeden Ediş, olayın olduğu bölgede savcılığın ardından kendilerinin de inceleme yaptığını ifade etti. Yaptıkları incelemede kardeşinin öldürüldüğü yerin hemen yanında bir ceviz ağacını saplanmış şekilde bir merminin bulduğunu belirten Ediş, merminin çelikten yapıldığını ve zırhlı araçlarda kullanıldığını belirtti. Merminin arka kısmının sekme sonucu ağaca saplandığını söyleyen Ediş, 'Bu mermi zırhlı araçlara ateş açmak için üretiliyor ve sadece askerin elinde olan bir mermidir. Hiçbir sivil insanın elinde bulunmayacak bir mermidir. Zaten sivil insanların kullanması yasaktır. Mermi M-16 tipi silahlarda kullanılıyor ve asker dışında kimsede bulunmaz. Bu ya askerdedir ya da asker birilerine vermiştir. Biz silahları iyi tanıyoruz ve merminin kimler tarafından kullanıldığı ortadadır' diye konuştu.
'Deliller görmezden gelindi'
Olayın yaşandığı yerde birçok delilin toplanmadığını belirten Ediş, merminin bile fark edilmediğini ve kendileri tarafından bulunduğunu ifade etti. İnceleme yapan savcının kendi kafasında soru işaretleri bıraktığını dile getiren Ediş, şunları ifade etti: 'Savcı beni arayarak olay yerine yaklaşmamamızı ve inceleme ekibinin helikopterler ile olay yerine geleceğini söyledi. Biz de deliller kararmasın diye olay yerine yaklaşmadık. Olay esnasında kardeşimin başına vurulan taşın üzerinde hiçbir şekilde parmak izi aranmadı. Savcıyı birçok kez ikaz ettim iyi inceleme yapması konusunda. Ancak hiçbir şekilde aldırış etmedi. Kardeşim olay yerine gelirken bisküvi ve kola getirmiş. Kola içtikleri bardaklara bile bakmadılar. Her şeyi yerinde bıraktılar. Araba bir şahıs tarafından ana cadde üzerinde tur atılmak suretiyle götürülmüş. Düşünün savcı onun üzerindeki parmak izlerini bile almadı. Direksiyona, kapıya ve vitese dokunmuştur o kişi. Ancak bunların hepsi görmezden gelindi. Öylesine bir inceleme yaptılar ve gittiler.' Olayın bir an önce aydınlanması gerektiğini dile getiren Ediş, ayrıca olay yerinde sadece 3 kişinin nöbet tuttuğunu söyledi.
'12 kişilik transit aracı olay yerinde görülmüş'
Bir nöbet yerinde, siyah ve beyaz bir mont, yöre halkının kullanmadığı kanlı peçete bulduklarına değinen Ediş, merminin hangi silahtan çıktığının ortada olduğunu ancak Adli Tıp raporunda bunun yazılmadığını söyledi. Olayda buldukları mermilerin Hançer Timi tarafından da kullanıldığını belirten Ediş, 'Görgü tanıklarının bize anlattığı kadarıyla içinde 12 kişinin bulunduğu bir aracın olayın yaşandığı saatte olay yerinde olduğu yönündedir. Ancak kaç kişinin içinde olduğuna ilişkin kesin bir şey yoktur. Taksiyi sürerek köyler arasında tur atan kişinin yöresel kıyafetli, pos bıyıklı birisi olduğunu söylediler. Ayrıca kardeşimi telefon açarak çağıran kişinin numarasına ulaştık. Turkcell hattına ait bir numaradır ve kayıtlarda kimin üzerine kayıtlı olduğu yoktur. Hatta geçen gece o numarayı aradık. Önce bizim yörenin Kürtçesi'yle konuşan bir erkek çıktı ve ardından yine Kürtçe konuşan bir kadına verdi. Ve kadın hemen telefonu kapattı. Bir daha ulaşamadık. Savcı da numarayı dinlemeye aldığını söyledi' dedi.
'DTP'li oldukları için onlarca kez tehdit edildiler'
Ediş'in amcasının oğlu ve Ölmez'in yakın akrabası olan Nihat Ediş de, Ölmez ve Ediş'in onlarca kez askerler tarafından tehdit edildiğini belirtti. Her iki kişinin de DTP'li oldukları gerekçesiyle ve özellikle seçim çalışmalarına katıldıkları için Andaç Bölük Komutanlığı askerleri tarafından öldürülmekle tehdit edildiğini iddia eden Ediş, bu yaptıklarından dolayı iki akrabasının da katledildiğini kaydetti. Son olarak Ediş ve Ölmez'in yapılan tehditler yüzünden da Berxbir Festivali'ne gitmediğini söyleyen Nihat Ediş, 'Her ikisi de DTP'ye çalışırsan işin kötü olur, başına bir iş gelir, kendine dikkat et, seni cezaevine atarız şeklinde tehdit alıyordu' diye konuştu.
Beytüşşebap (Elkê) İlçesi'nde DTP'li Necman Ölmez ve Ferhat Ediş'in öldürülmesine ilişkin ayrıntılar ortaya çıkmaya devam ediyor. Olayda yaşamını yitiren Ferhat Ediş'in kardeşi Nihat Ediş, olayın üstünün kapatılmak istendiğini söyledi. Kardeşi ve akrabası olan Ölmez'in maddi nedenlerden öldürüldüğünün söylenmesinin doğru olmadığını ifade eden Ediş, kimsenin para için canını ortaya atmayacağını belirtti. Yaşanan olayın aydınlanması için ellerinden geleni yapacaklarını kaydeden Ediş, olayın olduğu bölgede savcılığın ardından kendilerinin de inceleme yaptığını ifade etti. Yaptıkları incelemede kardeşinin öldürüldüğü yerin hemen yanında bir ceviz ağacını saplanmış şekilde bir merminin bulduğunu belirten Ediş, merminin çelikten yapıldığını ve zırhlı araçlarda kullanıldığını belirtti. Merminin arka kısmının sekme sonucu ağaca saplandığını söyleyen Ediş, 'Bu mermi zırhlı araçlara ateş açmak için üretiliyor ve sadece askerin elinde olan bir mermidir. Hiçbir sivil insanın elinde bulunmayacak bir mermidir. Zaten sivil insanların kullanması yasaktır. Mermi M-16 tipi silahlarda kullanılıyor ve asker dışında kimsede bulunmaz. Bu ya askerdedir ya da asker birilerine vermiştir. Biz silahları iyi tanıyoruz ve merminin kimler tarafından kullanıldığı ortadadır' diye konuştu.
'Deliller görmezden gelindi'
Olayın yaşandığı yerde birçok delilin toplanmadığını belirten Ediş, merminin bile fark edilmediğini ve kendileri tarafından bulunduğunu ifade etti. İnceleme yapan savcının kendi kafasında soru işaretleri bıraktığını dile getiren Ediş, şunları ifade etti: 'Savcı beni arayarak olay yerine yaklaşmamamızı ve inceleme ekibinin helikopterler ile olay yerine geleceğini söyledi. Biz de deliller kararmasın diye olay yerine yaklaşmadık. Olay esnasında kardeşimin başına vurulan taşın üzerinde hiçbir şekilde parmak izi aranmadı. Savcıyı birçok kez ikaz ettim iyi inceleme yapması konusunda. Ancak hiçbir şekilde aldırış etmedi. Kardeşim olay yerine gelirken bisküvi ve kola getirmiş. Kola içtikleri bardaklara bile bakmadılar. Her şeyi yerinde bıraktılar. Araba bir şahıs tarafından ana cadde üzerinde tur atılmak suretiyle götürülmüş. Düşünün savcı onun üzerindeki parmak izlerini bile almadı. Direksiyona, kapıya ve vitese dokunmuştur o kişi. Ancak bunların hepsi görmezden gelindi. Öylesine bir inceleme yaptılar ve gittiler.' Olayın bir an önce aydınlanması gerektiğini dile getiren Ediş, ayrıca olay yerinde sadece 3 kişinin nöbet tuttuğunu söyledi.
'12 kişilik transit aracı olay yerinde görülmüş'
Bir nöbet yerinde, siyah ve beyaz bir mont, yöre halkının kullanmadığı kanlı peçete bulduklarına değinen Ediş, merminin hangi silahtan çıktığının ortada olduğunu ancak Adli Tıp raporunda bunun yazılmadığını söyledi. Olayda buldukları mermilerin Hançer Timi tarafından da kullanıldığını belirten Ediş, 'Görgü tanıklarının bize anlattığı kadarıyla içinde 12 kişinin bulunduğu bir aracın olayın yaşandığı saatte olay yerinde olduğu yönündedir. Ancak kaç kişinin içinde olduğuna ilişkin kesin bir şey yoktur. Taksiyi sürerek köyler arasında tur atan kişinin yöresel kıyafetli, pos bıyıklı birisi olduğunu söylediler. Ayrıca kardeşimi telefon açarak çağıran kişinin numarasına ulaştık. Turkcell hattına ait bir numaradır ve kayıtlarda kimin üzerine kayıtlı olduğu yoktur. Hatta geçen gece o numarayı aradık. Önce bizim yörenin Kürtçesi'yle konuşan bir erkek çıktı ve ardından yine Kürtçe konuşan bir kadına verdi. Ve kadın hemen telefonu kapattı. Bir daha ulaşamadık. Savcı da numarayı dinlemeye aldığını söyledi' dedi.
'DTP'li oldukları için onlarca kez tehdit edildiler'
Ediş'in amcasının oğlu ve Ölmez'in yakın akrabası olan Nihat Ediş de, Ölmez ve Ediş'in onlarca kez askerler tarafından tehdit edildiğini belirtti. Her iki kişinin de DTP'li oldukları gerekçesiyle ve özellikle seçim çalışmalarına katıldıkları için Andaç Bölük Komutanlığı askerleri tarafından öldürülmekle tehdit edildiğini iddia eden Ediş, bu yaptıklarından dolayı iki akrabasının da katledildiğini kaydetti. Son olarak Ediş ve Ölmez'in yapılan tehditler yüzünden da Berxbir Festivali'ne gitmediğini söyleyen Nihat Ediş, 'Her ikisi de DTP'ye çalışırsan işin kötü olur, başına bir iş gelir, kendine dikkat et, seni cezaevine atarız şeklinde tehdit alıyordu' diye konuştu.
'YNK ve KDP arasındaki stratejik ittifak bozulabilir'
Federal Kürdistan Bölgesi'nde 25 Temmuz günü gerçekleşen parlamento ve bölge başkanlık seçim sonuçlarını değerlendiren Standart Yayınevi Sorumlusu Mesut Abdulxalq, KDP ve YNK'nin her seçimde giderek güç kaybettiğini söyledi. Özellikle YNK'nin seçimlerde ciddi oy kaybına uğradığını belirten Abdulxalq, 'Ondan kaynaklı 2002'de her iki örgüt arasında yapılan stratejik ittifakın bozulma ihtimali var. Yine KDP bu durumda hükümet başkanlığını YNK'ye vermez' dedi.
Federal Kürdistan Bölgesi'nde yapılan seçim sonuçlarını yorumlayan Standart Yayınevi Sorumlusu Mesut Abdulxalq, KDP ve YNK'nin seçimlerde büyük yenilgi ile çıktığını söyledi. Abdulxalq, 'İktidardaki bu iki örgüt nasıl ki geçmişte dağda Kürdü Kürde kırdırdılar. Şehre indikten sonra da ilk seçimde YNK ve KDP arasında çatışmalar çıktı. Biz bu seçimlerin daha olumlu ve demokratik bir ortamda geçeceğini umuyorduk. Fakat seçim sonlarına doğru Dohuk, Hewler ve başka yerlerde seçimde yine sahtekârlık ve hile yaptılar. Her ne kadar Federal Kürdistan Hükümet başkanı yapılan bu saldırılar bizim haberimiz dışında olmuş deseler de bunun mümkün olmadığını düşünüyorum. Nasıl olursa sana bağlı olan güçler senden habersiz böyle bir şey yapıyor. Halk bu seçimlerde kimi seçeceğine karar vermişti' dedi.
'KDP ve YNK güç kaybediyor'
KDP ve YNK'nin gücünün giderek kırıldığını söyleyen Abdulxalq konuşmasını şöyle sürdürdü: '1992 yılında yapılan ilk seçimde KDP ve YNK'nin her biri yüzde 50 civarında oy almışlardı. İkinci seçimde bu oran yüzde 41'e düştü. Bu sefer ki seçimlerde yapılan sahtekarlık ve hilelere rağmen KDP ve YNK ittifakla seçime girerek yüzde atmış almışlar. Yani her biri yüzde 30 civarında oy almışlar. Bu tablo açıkça her şeyi ortaya koyuyor. Goran listesi altı ay önce kurulmuş olmasına rağmen YNK'nin etkin olduğu alanlarda oy aldı. Goran'ın KDP'nin bulunduğu alanlarda faaliyet yürütmesine çok fazla müsaade etmediler.
Yine Goran listesinin başkanı olan Noşurvan Mustafa'nın geçmişi de oy almasını engelledi. Behtinan alanında bu yönlü çok fazla anti propagandası yapıldı. Örneğin Noşurvan Mustafa'nın ulusal değil dar ve yerelci olduğu, Kürdistan'da partiler arasında yürütülen Kürdü Kürde kırdırma savaşında Noşurvan'ın ciddi rol oynadığı söylendi. Bu da halkın oy vermesini engelledi. Ben şahsen tam anlamıyla böyle olduğuna inanmıyorum olsa dahi Noşurvan 1991 yılından sonra çok fazla aktif rol oynamamıştır.'
'KDP ve YNK gizli ittifak yaptı'
KDP ve YNK arasında ittifakın çok kirli ve gizli olduğunu söyleyen Abdulxalq, 'Mesut Barzani ve Celal Talabani arasındaki anlaşma farklıdır. İşler bu anlaşmaya göre yürütülür. Mesut Barzani ile Celal Talabani arasındaki anlaşmanın ne olduğunu her iki örgütün pilot büro üyeleri bile bilmez. Hatırlarsanız Kosret Resul Ali YNK'den ayrılma noktasına geldiğinde 'Ben hükümet başkan yardımcısı ve aynı zamanda YNK Genel Sekreter Yardımcı olmama rağmen yapılan anlaşmalardan haberim yoktur. Bu anlaşmaların açıklamasını istiyorum' demişti. Federal Kürdistan Hükümeti'nin bu güne kadar iç ve dış güçlerle yapmış olduğu ittifaklar şeffaf değildir. Yapılan bu ittifaklarda her şeyden önce parti ve şahsi çıkarlar ön planda tutulmuştur. Esas olan bu çıkarlar olmuştur' diye konuştu.
'Bu ittifak bozulabilir'
YNK'nin bu seçimlerde ciddi oy kaybını söyleyen Abdulxalq, 'Ondan kaynaklı yapılan anlaşmanın bozulma ihtimali var. Yine KDP bu durumda hükümet başkanlığını YNK'ye vermez. Yine aynı şekilde KDP parlamenterleri de yarı yarıya YNK ile paylaşmayacağını da düşünüyorum. Bu sorunlardan kaynaklı hükümetin kurulması uzun bir zaman alabilir. YNK şuan bir kriz içine girmiş. Eğer YNK bu ittifakta istediklerini alamazsa KDP'ye karşı muhalefet edebilir' dedi.
ABDULLAH RAMAZAN / SERBAZ SİYAMED
DİHA
Federal Kürdistan Bölgesi'nde yapılan seçim sonuçlarını yorumlayan Standart Yayınevi Sorumlusu Mesut Abdulxalq, KDP ve YNK'nin seçimlerde büyük yenilgi ile çıktığını söyledi. Abdulxalq, 'İktidardaki bu iki örgüt nasıl ki geçmişte dağda Kürdü Kürde kırdırdılar. Şehre indikten sonra da ilk seçimde YNK ve KDP arasında çatışmalar çıktı. Biz bu seçimlerin daha olumlu ve demokratik bir ortamda geçeceğini umuyorduk. Fakat seçim sonlarına doğru Dohuk, Hewler ve başka yerlerde seçimde yine sahtekârlık ve hile yaptılar. Her ne kadar Federal Kürdistan Hükümet başkanı yapılan bu saldırılar bizim haberimiz dışında olmuş deseler de bunun mümkün olmadığını düşünüyorum. Nasıl olursa sana bağlı olan güçler senden habersiz böyle bir şey yapıyor. Halk bu seçimlerde kimi seçeceğine karar vermişti' dedi.
'KDP ve YNK güç kaybediyor'
KDP ve YNK'nin gücünün giderek kırıldığını söyleyen Abdulxalq konuşmasını şöyle sürdürdü: '1992 yılında yapılan ilk seçimde KDP ve YNK'nin her biri yüzde 50 civarında oy almışlardı. İkinci seçimde bu oran yüzde 41'e düştü. Bu sefer ki seçimlerde yapılan sahtekarlık ve hilelere rağmen KDP ve YNK ittifakla seçime girerek yüzde atmış almışlar. Yani her biri yüzde 30 civarında oy almışlar. Bu tablo açıkça her şeyi ortaya koyuyor. Goran listesi altı ay önce kurulmuş olmasına rağmen YNK'nin etkin olduğu alanlarda oy aldı. Goran'ın KDP'nin bulunduğu alanlarda faaliyet yürütmesine çok fazla müsaade etmediler.
Yine Goran listesinin başkanı olan Noşurvan Mustafa'nın geçmişi de oy almasını engelledi. Behtinan alanında bu yönlü çok fazla anti propagandası yapıldı. Örneğin Noşurvan Mustafa'nın ulusal değil dar ve yerelci olduğu, Kürdistan'da partiler arasında yürütülen Kürdü Kürde kırdırma savaşında Noşurvan'ın ciddi rol oynadığı söylendi. Bu da halkın oy vermesini engelledi. Ben şahsen tam anlamıyla böyle olduğuna inanmıyorum olsa dahi Noşurvan 1991 yılından sonra çok fazla aktif rol oynamamıştır.'
'KDP ve YNK gizli ittifak yaptı'
KDP ve YNK arasında ittifakın çok kirli ve gizli olduğunu söyleyen Abdulxalq, 'Mesut Barzani ve Celal Talabani arasındaki anlaşma farklıdır. İşler bu anlaşmaya göre yürütülür. Mesut Barzani ile Celal Talabani arasındaki anlaşmanın ne olduğunu her iki örgütün pilot büro üyeleri bile bilmez. Hatırlarsanız Kosret Resul Ali YNK'den ayrılma noktasına geldiğinde 'Ben hükümet başkan yardımcısı ve aynı zamanda YNK Genel Sekreter Yardımcı olmama rağmen yapılan anlaşmalardan haberim yoktur. Bu anlaşmaların açıklamasını istiyorum' demişti. Federal Kürdistan Hükümeti'nin bu güne kadar iç ve dış güçlerle yapmış olduğu ittifaklar şeffaf değildir. Yapılan bu ittifaklarda her şeyden önce parti ve şahsi çıkarlar ön planda tutulmuştur. Esas olan bu çıkarlar olmuştur' diye konuştu.
'Bu ittifak bozulabilir'
YNK'nin bu seçimlerde ciddi oy kaybını söyleyen Abdulxalq, 'Ondan kaynaklı yapılan anlaşmanın bozulma ihtimali var. Yine KDP bu durumda hükümet başkanlığını YNK'ye vermez. Yine aynı şekilde KDP parlamenterleri de yarı yarıya YNK ile paylaşmayacağını da düşünüyorum. Bu sorunlardan kaynaklı hükümetin kurulması uzun bir zaman alabilir. YNK şuan bir kriz içine girmiş. Eğer YNK bu ittifakta istediklerini alamazsa KDP'ye karşı muhalefet edebilir' dedi.
ABDULLAH RAMAZAN / SERBAZ SİYAMED
DİHA
28 Temmuz 2009 Salı
ZAMLAR ZİNCİRDE BOŞANDI DAHA NE KADAR SESSİZ KALACAĞIZ !
AKP hükümeti bir yandan krizin yükünü emekçilerin sırtına bindirmek için sermaye adına paketler yayınlıyor ve sermayeden vergi indirimlerine giderken, öte yandan bütçe açığını kapatmak için dur durak bilmeden zam yapıyor. Dünyada petrol fiyatları düşerken Türkiye de AKP hükümeti 15 temmuz günü petrole yüzde 7.8’lik zam yaparak, iğneden ipliğe yüzde 20’leri bulacak zammın önü açıtı. Daha öncede elektriğe, suya ve doğal gaza yapılan zamlarla beli bükülen emekçiler, petrole yapılan yeni zamlarla , işçilere ve emekçi memurlara reva görülen 3 kuruşluk ücret zammı da kepçeyle geri alındı.
Yerel seçimler nedeniyle kesenin ağzını açan AKP hükümeti , milyarları bulan bütçe açığını kapatmak için başta doğal gaz ve petrol olmak üzere, zorunlu giderlerden su, elektrik ve taşımacılığa yüklü zam yağdırdı. Ekonomik krizin ekonomiyi daha da alabora etmesi kapitalist rejimi artan oranda bir istikrarsızlığa sürüklüyor. Bu istikrarsızlığın faturası da devlet terörü, işçi kıyımı terörü, vergi yükü ve zamlarla, işçi ve emekçi yığınların sırtına bindiriliyor.
Bilindiği üzere egemen sınıfların ve Onların hükümetleri her dönem ekonomik ve politik bunalımlarını faturasını/yükünü emekçilerin sırtına yıkmışlardır. Bugün AKP hükümeti tarafından uygulanan politikalar da aynı hedefi gütmektedir.
AKP hükümetinin “refah”, “istikrar” dediği şeye bakın enflasyon resmi yüzde 12, bütçe açığı yılın ilk yarısında da 23 milyar 205 TL, iç ve dış borç 500 milyar doları aşmış, işsizlik resmi verilere göre 4 milyonu aşmış. Bu verilen ortaya koyduğu bir gerçek var: oda ” refah” , “istikrar” dedikleri bu açmazın yükünün giderek daha fazla emekçi yığınların omuzlarına yıkıldığıdır.
AKP hükümeti, işbirlikçi tekelci burjuvaziye sınırsız kar mutluluğunu yaşatırken, derinleşen ekonomik krizin yükü; tarım ürünlerinin taban fiyatını düşük tutarak, işçilere ve memurlara yüzde 3’lük komik zam uygulayarak, alım güçlerini neredeyse sıfırlanarak emekçilere bindiriliyor. Bire bir kendisini politik düzlemde ortaya koyamasa da, sermaye sahipleri ile emekçiler arasında gelir adaletsizliği ve kutuplaşma giderek daha fazla öne çıkıyor.
Dahası, yapılan yeni zamlar ekonomik krizin faturasını tüm sonuçlarıyla ezilen ve sömürülen sınıflara çıkartmaktan başka bir anlam gelmiyor.
Başbakan Erdoğan pembe yalanlarla emekçi yığınları aldatıp, durumu olduğundan daha iyi göstermeye çalışırken ve” kriz bizi teğet geçti” derken, işçi ve emekçi yığınların yaşamlarını zamlar ve vergilerle çekilmez hale getirerek, aslında sermayenin çıkarlarından başka birşey yapmadığını gösteriyor. İşsizlik, yokluk, yoksulluk, devlet terörü ile toplumun zamlara ses çıkarmasını önleyecekler. Böylece zamlar, mevcut olan faşist baskı ve terörü daha da yoğunlaştıracaktır.
AKP hükümeti gelir uçurumlarının yaratılmasında doğan rahatsızlıklarda, özveriyi daima işçi-memur ve kır emekçileri ezilen ve sömürülen yığınlardan istemektedir. Enflasyon aşağı çekildi demagojisiyle temel girdi fiyatlarına zamlar bir birini kovalıyor.
Ücretler çok kısa zaman diliminde zamlar karşısında erirken, yine en fazla özveri istenen kesimler emekçilerdir. İşte kapitalizmin adaleti bu kadar acımasızdır. Yığınların yaşama olanaklarının hergün kısıtlanması yetmiyormuş gibi, yinede sömürücü kanlı ellerini işçi-memur ve dar gelirli emekçilerin ekmeğine uzatmaktan geri kalmıyorlar. Elbetet bu sömürünün ucu emperyalist tekellere kadar uzanıyor. Emperyalist mali kuruluşlar İMF ve Dünya Bankası ardarda “istikrar” paketi hazırlayıp devlet ve hükümetinin önüne koyuyorlar. Devlet, emperyalist bağımlılığın gereğine uyarak hareket ediyor, kemer sıkma politikasıyla, daha fazla bağımlılık ve daha fazla faşist baskı terör ve daha fazla zam çıkıyor.
Nitekim son aylarda ulaşımdan Elektiriğe, Su’dan Petrole kadar ardarda uzanan zamlar zorunu tüketim maddelerinin hepsinin zamlanmasını sağlamış ve yapılan bu zamlarla, halkın alım gücü dahada düştü : yaşam pahalılığı çekilmez boyutlara vardı. Şu anda buna yönelik emekçilerin saflarında yükselen bir tepki yoktur. Buda yeni zamları yapma da AKP hükümetini dahada cesaretlendiriyor. İşçi kıyımı, yoksulluk, zamlar ve yeni vergilerle birbirine paralel yürüyor.
Petrole yapılan zam diğer alanlara otomatik olarak yansıyacak ve yeni zamlarla ve vergilerle ( Sigarada, pasaport da, petrolde ve turizmde alınan vergiler artırıldı ), emekçilerin ekmeği daha da küçülecektir. Neki mutfaklar da tutuşan yangın hala sokaklara taşırılmadı. Emekçi yığınlar üzerinde estirilen faşist baskı ve teröre yapılan zamlar ve yeni vergiler karşısında emekçilerin lokal bazı tepkiler dışında homurdanmaktan ve kendi kendisine konuşmaktan öteye geçmiş değil. Emekçilerin örgütsüz ve dağınık olmaları nedeniyle, kendilerine çıkarılan faturayı sessizce sineye çekiyor. Dünyanın bir çok ülkenin de zamlara duyulan tepkiler kitlesel eylemler dönüşürken, Türkiye de ciddi eylemliliklere başvurulmamaktadır.
Zamlar sıralandığı ve sıralanacağı bu dönemde öne çıkarmamız gereken faktör herşeyden önce kitlelerin homurdanmalarını ve sınırlı tepkilerini, işçi kıyımı terörüne, yoksulluğa ve zamlara karşı birleşik emekçi mücadelesini örgütlemektir.
Bugünkü duyarsızlık, boyun eğiş ve suskunluk yerini eyleme, başkaldırıya: kendiliğindencilik yerini bilinçli örgütlülüğe bırakmak zorundadır. Ancak bu yoldan işçiler ve emekçiler mevcut durumu tersine çevirebilir ve zam saldırılarını geri püskürtebilir. İşçiler, emekçiler olarak: “ Zamlara Hayır ” şiarıyla yeni zamlara seyirci kalmayalım ve sesimizi alanlara çıkarak yükseltip, krizin faturasını krizin yaratıcısı egemen sınıfların sırtına yükleyelim.
Yerel seçimler nedeniyle kesenin ağzını açan AKP hükümeti , milyarları bulan bütçe açığını kapatmak için başta doğal gaz ve petrol olmak üzere, zorunlu giderlerden su, elektrik ve taşımacılığa yüklü zam yağdırdı. Ekonomik krizin ekonomiyi daha da alabora etmesi kapitalist rejimi artan oranda bir istikrarsızlığa sürüklüyor. Bu istikrarsızlığın faturası da devlet terörü, işçi kıyımı terörü, vergi yükü ve zamlarla, işçi ve emekçi yığınların sırtına bindiriliyor.
Bilindiği üzere egemen sınıfların ve Onların hükümetleri her dönem ekonomik ve politik bunalımlarını faturasını/yükünü emekçilerin sırtına yıkmışlardır. Bugün AKP hükümeti tarafından uygulanan politikalar da aynı hedefi gütmektedir.
AKP hükümetinin “refah”, “istikrar” dediği şeye bakın enflasyon resmi yüzde 12, bütçe açığı yılın ilk yarısında da 23 milyar 205 TL, iç ve dış borç 500 milyar doları aşmış, işsizlik resmi verilere göre 4 milyonu aşmış. Bu verilen ortaya koyduğu bir gerçek var: oda ” refah” , “istikrar” dedikleri bu açmazın yükünün giderek daha fazla emekçi yığınların omuzlarına yıkıldığıdır.
AKP hükümeti, işbirlikçi tekelci burjuvaziye sınırsız kar mutluluğunu yaşatırken, derinleşen ekonomik krizin yükü; tarım ürünlerinin taban fiyatını düşük tutarak, işçilere ve memurlara yüzde 3’lük komik zam uygulayarak, alım güçlerini neredeyse sıfırlanarak emekçilere bindiriliyor. Bire bir kendisini politik düzlemde ortaya koyamasa da, sermaye sahipleri ile emekçiler arasında gelir adaletsizliği ve kutuplaşma giderek daha fazla öne çıkıyor.
Dahası, yapılan yeni zamlar ekonomik krizin faturasını tüm sonuçlarıyla ezilen ve sömürülen sınıflara çıkartmaktan başka bir anlam gelmiyor.
Başbakan Erdoğan pembe yalanlarla emekçi yığınları aldatıp, durumu olduğundan daha iyi göstermeye çalışırken ve” kriz bizi teğet geçti” derken, işçi ve emekçi yığınların yaşamlarını zamlar ve vergilerle çekilmez hale getirerek, aslında sermayenin çıkarlarından başka birşey yapmadığını gösteriyor. İşsizlik, yokluk, yoksulluk, devlet terörü ile toplumun zamlara ses çıkarmasını önleyecekler. Böylece zamlar, mevcut olan faşist baskı ve terörü daha da yoğunlaştıracaktır.
AKP hükümeti gelir uçurumlarının yaratılmasında doğan rahatsızlıklarda, özveriyi daima işçi-memur ve kır emekçileri ezilen ve sömürülen yığınlardan istemektedir. Enflasyon aşağı çekildi demagojisiyle temel girdi fiyatlarına zamlar bir birini kovalıyor.
Ücretler çok kısa zaman diliminde zamlar karşısında erirken, yine en fazla özveri istenen kesimler emekçilerdir. İşte kapitalizmin adaleti bu kadar acımasızdır. Yığınların yaşama olanaklarının hergün kısıtlanması yetmiyormuş gibi, yinede sömürücü kanlı ellerini işçi-memur ve dar gelirli emekçilerin ekmeğine uzatmaktan geri kalmıyorlar. Elbetet bu sömürünün ucu emperyalist tekellere kadar uzanıyor. Emperyalist mali kuruluşlar İMF ve Dünya Bankası ardarda “istikrar” paketi hazırlayıp devlet ve hükümetinin önüne koyuyorlar. Devlet, emperyalist bağımlılığın gereğine uyarak hareket ediyor, kemer sıkma politikasıyla, daha fazla bağımlılık ve daha fazla faşist baskı terör ve daha fazla zam çıkıyor.
Nitekim son aylarda ulaşımdan Elektiriğe, Su’dan Petrole kadar ardarda uzanan zamlar zorunu tüketim maddelerinin hepsinin zamlanmasını sağlamış ve yapılan bu zamlarla, halkın alım gücü dahada düştü : yaşam pahalılığı çekilmez boyutlara vardı. Şu anda buna yönelik emekçilerin saflarında yükselen bir tepki yoktur. Buda yeni zamları yapma da AKP hükümetini dahada cesaretlendiriyor. İşçi kıyımı, yoksulluk, zamlar ve yeni vergilerle birbirine paralel yürüyor.
Petrole yapılan zam diğer alanlara otomatik olarak yansıyacak ve yeni zamlarla ve vergilerle ( Sigarada, pasaport da, petrolde ve turizmde alınan vergiler artırıldı ), emekçilerin ekmeği daha da küçülecektir. Neki mutfaklar da tutuşan yangın hala sokaklara taşırılmadı. Emekçi yığınlar üzerinde estirilen faşist baskı ve teröre yapılan zamlar ve yeni vergiler karşısında emekçilerin lokal bazı tepkiler dışında homurdanmaktan ve kendi kendisine konuşmaktan öteye geçmiş değil. Emekçilerin örgütsüz ve dağınık olmaları nedeniyle, kendilerine çıkarılan faturayı sessizce sineye çekiyor. Dünyanın bir çok ülkenin de zamlara duyulan tepkiler kitlesel eylemler dönüşürken, Türkiye de ciddi eylemliliklere başvurulmamaktadır.
Zamlar sıralandığı ve sıralanacağı bu dönemde öne çıkarmamız gereken faktör herşeyden önce kitlelerin homurdanmalarını ve sınırlı tepkilerini, işçi kıyımı terörüne, yoksulluğa ve zamlara karşı birleşik emekçi mücadelesini örgütlemektir.
Bugünkü duyarsızlık, boyun eğiş ve suskunluk yerini eyleme, başkaldırıya: kendiliğindencilik yerini bilinçli örgütlülüğe bırakmak zorundadır. Ancak bu yoldan işçiler ve emekçiler mevcut durumu tersine çevirebilir ve zam saldırılarını geri püskürtebilir. İşçiler, emekçiler olarak: “ Zamlara Hayır ” şiarıyla yeni zamlara seyirci kalmayalım ve sesimizi alanlara çıkarak yükseltip, krizin faturasını krizin yaratıcısı egemen sınıfların sırtına yükleyelim.
MUNIR DISKAYAYI ANDIK
26 Temmuz Pazar günü Almanya’nın Berlin kentinde 30 Temmuz 1979 yılında Adana da sulama kanalında yitirdiğimiz TKP/ML Hareketi’nin MK üyesi Münir Dışkaya yoldaşı andık. Bir yoldaş devrim şehitleri anısına saygı duruşu çağrısıyla başlayan anma etkinliğine bir yoldaşın şiir okumasıyla devam etti ve ardından bir yoldaş Münir Dışkaya yoldaşın yaşamı ve mücadelesi anlatan konuşmayla sürdür. Yoldaş konuşmasında Münir yoldaşın kaybı erken ve büyük bir kayıp olduğuna vurgu yaptı. Tam da komünist harekete daha fazla yararlı olacağı bir zamanda kaybettik sözleriyle konuşmasına devam eden yoldaş Münir yoldaşı Anılarını yükleyerek geleceğimize, omuzlarımız da ağırlığını bırakarak görevlerinin, bir de avuçlarımıza ateşten bayrak, hep gidenlerin ardı sıra keşke görmeseydik, tanımasaydık diyorsak da yine sevinç ve gururunu duyarız, umutlu yürüyüşlerin ve içten yoldaşların. Biliriz ki geleceğimizin yılmayan direniş neferleri, karanlık gecelerimizin kızıl yıldızlarıdır onlar. Ne kadar acı verse de bir anda terk edişleri bizi, birden çıkıp gelecekler alınlarında ter damlalarını silerek, gülen yüzleriyle merhaba yoldaş diyecekler çalışmalarımızı denetlercesine!
Bazen imkansızı yaşamak yaratmak gibi, fakat yanar yine kavganın içinde canımız. Öfkemiz parçalar kayaları, tutamayız içimizde birikip gözlerimizde boşalan sağanak yağmuru, sel olur yoldaşlığa bağlılık, yaşama sımsıkı sarılış ve aydınlık günlerin hatırına verilen kavgada, devrime bağlanış ve direnir umut. Hep yeniden başlanır, onun için yakalayamayız zamanı ve hep yeniden yaratırız zamanı. Bugün kavga zamanıdır artık, Münirleri, İrfanların, İboların, Kemallerin, AliEkberlerin ardılı olma, yani komünist olma, kendi külünde yeniden yaşam ve Anka Kuşu'nun kanadından tutup gökyüzüne uçma zamanıdır.
Münir yoldaş seni yazmalı ve genç kuşaklara tanıtmalıyız. Senin cesaret, coşku,engel tanımayan ve yoktan var eden önder militan yanını yeniden hatırlayıp ayağa dikmeliyiz. Seni bir sıcak ayında tanıdım ve güleç yüzünle, tartışmadaki kararlılığın ve örgüte sahip çıkarken ki kartal bakışlarınla yoldaşça kenetlendik. Yıkıntılar ve güvensizlikler, yokluk ve yoksunluklar içine omuz omuza vererek zorlukları aşmayı yaşadık. Yoldaş için herşeyini vermekten geri durmayan feda ruhuna tanıklık ettik ve senin gibi yoldaşlarla omuz omuza sosyalizm kavgasını örme savaşımı içinde olduğumuz için hep gurur duyduk ve senin yarım bıraktıklarını tamamlamaya söz verdik ve eğilip bükülmeden bugün kavganı ileriye taşımaya çalışıyoruz. Sözleriyle konuşmasını sonlandırdı ve ardından Münir yoldaşı yakınen tanıyan bir yoldaş anılarını ve ondan bugüne taşımamız gereken komünist özellikler vurgu yaptı.
Şehitlere sahip çıkmanın önemine vurgu yapan yoldaş devrimci mücadeleyi geriye düşmüş durumundan ayağa kaldırmak için daha sıkı mücadeleye sarılmak gerektiğini söyleyerek Münir yoldaşı anma etkinliği sona erdi.
Münir Yoldaş Ölümsüzdür !
Anıları Mücadelemize Rehber Olacaktır !
27.07.2009
Berlin DHB taraftarları
Bazen imkansızı yaşamak yaratmak gibi, fakat yanar yine kavganın içinde canımız. Öfkemiz parçalar kayaları, tutamayız içimizde birikip gözlerimizde boşalan sağanak yağmuru, sel olur yoldaşlığa bağlılık, yaşama sımsıkı sarılış ve aydınlık günlerin hatırına verilen kavgada, devrime bağlanış ve direnir umut. Hep yeniden başlanır, onun için yakalayamayız zamanı ve hep yeniden yaratırız zamanı. Bugün kavga zamanıdır artık, Münirleri, İrfanların, İboların, Kemallerin, AliEkberlerin ardılı olma, yani komünist olma, kendi külünde yeniden yaşam ve Anka Kuşu'nun kanadından tutup gökyüzüne uçma zamanıdır.
Münir yoldaş seni yazmalı ve genç kuşaklara tanıtmalıyız. Senin cesaret, coşku,engel tanımayan ve yoktan var eden önder militan yanını yeniden hatırlayıp ayağa dikmeliyiz. Seni bir sıcak ayında tanıdım ve güleç yüzünle, tartışmadaki kararlılığın ve örgüte sahip çıkarken ki kartal bakışlarınla yoldaşça kenetlendik. Yıkıntılar ve güvensizlikler, yokluk ve yoksunluklar içine omuz omuza vererek zorlukları aşmayı yaşadık. Yoldaş için herşeyini vermekten geri durmayan feda ruhuna tanıklık ettik ve senin gibi yoldaşlarla omuz omuza sosyalizm kavgasını örme savaşımı içinde olduğumuz için hep gurur duyduk ve senin yarım bıraktıklarını tamamlamaya söz verdik ve eğilip bükülmeden bugün kavganı ileriye taşımaya çalışıyoruz. Sözleriyle konuşmasını sonlandırdı ve ardından Münir yoldaşı yakınen tanıyan bir yoldaş anılarını ve ondan bugüne taşımamız gereken komünist özellikler vurgu yaptı.
Şehitlere sahip çıkmanın önemine vurgu yapan yoldaş devrimci mücadeleyi geriye düşmüş durumundan ayağa kaldırmak için daha sıkı mücadeleye sarılmak gerektiğini söyleyerek Münir yoldaşı anma etkinliği sona erdi.
Münir Yoldaş Ölümsüzdür !
Anıları Mücadelemize Rehber Olacaktır !
27.07.2009
Berlin DHB taraftarları
BEHİÇ AŞÇI "DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTÜ, SİYASİ PARTİ, SENDİKALAR VE DE YURTTAŞLARA ACİL ÇAĞRI!"
Avukat: avukatbehic@gmail.com
Siyasi tutsak Güler Zere 4. evrede kanser hastası. Hastalığı ilerlemiş durumda. İktidar sessiz imha ile Güler’i de öldürmeye çalışıyor.
Elbistan Hapishanesi’nde kalan Güler Zere ağzının içinde yaralar çıkınca doktora çıkmak istedi. Doktora uzun süre çıkartılmayan Güler ağzının içi yaralarla tamamen kaplanınca ve yemek yiyemez hale gelince çıkarıldığı revirden ağrı kesici ilaçlarla gönderildi. Hapishane arkadaşlarının ısrarlı çabalarıyla hastaneye sevk edilebildiğinde ağız için kanseri olduğu ortaya çıktı. İlk evrede teşhis edilebilse kolaylıkla tedavi edilebilecek bir hastalık hapishane idaresi, infaz savcısı tarafından tedavisi olanaksız hale getirildi.
Güler buna rağmen hemen hastaneye yatırılamadı. “…Yer yok…” denildi. Artık hastaneye yatırılabildiğinde hemen ameliyata alındı. Yanağının yarısı operasyonla alındı. Ama kanser yayılmıştı. İkinci kez ameliyat oldu. İkinci ameliyat da çare olmadı. Bu arada hakkında Çukurova Üniversitesi Hastanesi, Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü, Adana Tabip Odası Başkanlığı tarafından raporlar düzenlendi. Raporların tümünde de Güler Zere’nin 4. evrede kanser hastası olduğu, tutukluluk koşullarında iyileşmesinin mümkün olmadığı, tahliye edilmesi durumunda iyileşme ihtimalinin yüzde 30 olduğuna dair rapor verdi.
Yasalara göre Güler’in tahliye edilmesi için bu raporlar yeterli idi. Ancak Elbistan İnfaz Savcısı bu kurumlardan ek rapor istedi. İnfaz savcısı “… Yüksek güvenlikli, tam teşekküllü bir hastane mahkûm koğuşunda tedavisinin mümkün olup olmadığını…” soruyordu.
İkinci kez düzenlenen raporla aslında ilk raporun çok açık olduğu halde niye ikinci kez rapor istenildiği soruldu. Güler Zere zaman geçirilmeksizin tahliye edilmeli idi. Ek raporun düzenlenmesinden sonra Elbistan İnfaz Savcısı Güler Zere’yi İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sevk etti.
Güler gidiş-geliş 28 saat süren karayolu ile 10 dakikalık Adli Tıp muayenesine getirildi. Yolculukta toplam 3 kilo kaybetti. İki kez ameliyat olmuş birine yaptırılan 28 saatlik yolculuk işkence değilse nedir?
İki hafta sonra bu sevkin nedeni anlaşıldı. Ergenekon sanıklarına, kontrgerilla elemanlarına, İbrahim Şahin’lere 1 günde rapor düzenleyen Adli Tıp Kurumu, Güler ile ilgili raporu 2 haftada düzenleyebildi. Adli Tıp Kurumu Güler’in tahliyesine gerek olmadığına karar verdi. 10 dakikalık muayene ile bunu anlayabilmişlerdi. Adli Tıp Kurumu raporunun altında bulunan imzalar bu raporun niye böyle çıktığını da anlatıyordu. Nur Birgen başkanlığındaki bir heyet bu raporu vermişti. Nur Birgen adeta kendini işkenceyi gizlemeye adamış bir Mengele artığı idi. Bu nedenle defalarca Türk Tabipleri Birliği tarafından cezalandırıldı. Nur Birgen başkanlığındaki Adli Tıp heyeti Güler Zere’nin ölüm fermanını imzalamış oldu.
Güler’in yaşamı bizim ellerimizdedir. Onu yaşatabiliriz. Onu zulmün elinden alabiliriz. İktidar açık ki Güler’i de hapishanede öldürmek istiyor. Tıpkı daha önce öldürdükleri gibi. Biz engel olmazsak bunu başarabilirler. Ama biz Güler’in özgürlüğünü sağlayabiliriz. Tüm demokratik kitle örgütlerinin, sendika ve partilerin, aydın ve sanatçıların bu konuda yapabilecekleri olduğunu biliyoruz.
Sizleri neler yapabileceğimizi konuşmak üzere 28 Temmuz Salı düzenleyeceğimiz toplantıya davet ediyoruz. Güler için neler yapabileceğimizi konuşacağımız toplantı 18.00’de, TMMOB Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Toplantı Salonu’nda yapılacak. Rica ediyoruz, bu toplantıya katılın!
Adres: Kâtip Mustafa Çelebi Mah.
İpek Sk. No: 9/2 Beyoğlu
İrtibat: 0 532 243 85 69
Siyasi tutsak Güler Zere 4. evrede kanser hastası. Hastalığı ilerlemiş durumda. İktidar sessiz imha ile Güler’i de öldürmeye çalışıyor.
Elbistan Hapishanesi’nde kalan Güler Zere ağzının içinde yaralar çıkınca doktora çıkmak istedi. Doktora uzun süre çıkartılmayan Güler ağzının içi yaralarla tamamen kaplanınca ve yemek yiyemez hale gelince çıkarıldığı revirden ağrı kesici ilaçlarla gönderildi. Hapishane arkadaşlarının ısrarlı çabalarıyla hastaneye sevk edilebildiğinde ağız için kanseri olduğu ortaya çıktı. İlk evrede teşhis edilebilse kolaylıkla tedavi edilebilecek bir hastalık hapishane idaresi, infaz savcısı tarafından tedavisi olanaksız hale getirildi.
Güler buna rağmen hemen hastaneye yatırılamadı. “…Yer yok…” denildi. Artık hastaneye yatırılabildiğinde hemen ameliyata alındı. Yanağının yarısı operasyonla alındı. Ama kanser yayılmıştı. İkinci kez ameliyat oldu. İkinci ameliyat da çare olmadı. Bu arada hakkında Çukurova Üniversitesi Hastanesi, Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü, Adana Tabip Odası Başkanlığı tarafından raporlar düzenlendi. Raporların tümünde de Güler Zere’nin 4. evrede kanser hastası olduğu, tutukluluk koşullarında iyileşmesinin mümkün olmadığı, tahliye edilmesi durumunda iyileşme ihtimalinin yüzde 30 olduğuna dair rapor verdi.
Yasalara göre Güler’in tahliye edilmesi için bu raporlar yeterli idi. Ancak Elbistan İnfaz Savcısı bu kurumlardan ek rapor istedi. İnfaz savcısı “… Yüksek güvenlikli, tam teşekküllü bir hastane mahkûm koğuşunda tedavisinin mümkün olup olmadığını…” soruyordu.
İkinci kez düzenlenen raporla aslında ilk raporun çok açık olduğu halde niye ikinci kez rapor istenildiği soruldu. Güler Zere zaman geçirilmeksizin tahliye edilmeli idi. Ek raporun düzenlenmesinden sonra Elbistan İnfaz Savcısı Güler Zere’yi İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sevk etti.
Güler gidiş-geliş 28 saat süren karayolu ile 10 dakikalık Adli Tıp muayenesine getirildi. Yolculukta toplam 3 kilo kaybetti. İki kez ameliyat olmuş birine yaptırılan 28 saatlik yolculuk işkence değilse nedir?
İki hafta sonra bu sevkin nedeni anlaşıldı. Ergenekon sanıklarına, kontrgerilla elemanlarına, İbrahim Şahin’lere 1 günde rapor düzenleyen Adli Tıp Kurumu, Güler ile ilgili raporu 2 haftada düzenleyebildi. Adli Tıp Kurumu Güler’in tahliyesine gerek olmadığına karar verdi. 10 dakikalık muayene ile bunu anlayabilmişlerdi. Adli Tıp Kurumu raporunun altında bulunan imzalar bu raporun niye böyle çıktığını da anlatıyordu. Nur Birgen başkanlığındaki bir heyet bu raporu vermişti. Nur Birgen adeta kendini işkenceyi gizlemeye adamış bir Mengele artığı idi. Bu nedenle defalarca Türk Tabipleri Birliği tarafından cezalandırıldı. Nur Birgen başkanlığındaki Adli Tıp heyeti Güler Zere’nin ölüm fermanını imzalamış oldu.
Güler’in yaşamı bizim ellerimizdedir. Onu yaşatabiliriz. Onu zulmün elinden alabiliriz. İktidar açık ki Güler’i de hapishanede öldürmek istiyor. Tıpkı daha önce öldürdükleri gibi. Biz engel olmazsak bunu başarabilirler. Ama biz Güler’in özgürlüğünü sağlayabiliriz. Tüm demokratik kitle örgütlerinin, sendika ve partilerin, aydın ve sanatçıların bu konuda yapabilecekleri olduğunu biliyoruz.
Sizleri neler yapabileceğimizi konuşmak üzere 28 Temmuz Salı düzenleyeceğimiz toplantıya davet ediyoruz. Güler için neler yapabileceğimizi konuşacağımız toplantı 18.00’de, TMMOB Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Toplantı Salonu’nda yapılacak. Rica ediyoruz, bu toplantıya katılın!
Adres: Kâtip Mustafa Çelebi Mah.
İpek Sk. No: 9/2 Beyoğlu
İrtibat: 0 532 243 85 69
BÜTÜN GEMİLER AKP HUKUMETINE DOĞRU KALKIYOR "AKP HUKUMET VE YAKIN ÇEVRESİ ZENGİNLEŞMEYE DEVAM EDİYOR"
Boğazlardan geçen gemilerden alınan geçiş ücreti ile açılan ihale, tartışma konusu oldu. Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü’nün fonunda tutulan bu paralar, sağlık malzemesi alımında kullanılıyor. Gazeteport'un haberine göre; malzeme alım ihalesini bu yıl, iktidara yakın İNKUR firması kazanınca tartışma yaşandı.
Bu tip ihalelerde yeterlilik kıstası önem taşırken, son ihalede bunun dikkate alınmadığı iddia edildi. Genel Müdürlük bugüne kadar, her hastanenin talebini lokal ihalelerle karşılarken, bu kez toplu alıma gitti. Küçük ölçekli firmalar da devre dışı kaldı.
FİRMA, AKP'YE YABANCI DEĞİL
İhaleyi kazanan İNKUR şirketine ait bilgiler İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) resmi internet sitesinde yer alıyor. 9 Haziran 2003’te kurulan şirketin kurucu ortaklardan Hüseyin Pehlivan, Kadir Topbaş’ın seçim kampanyasında 'Danışman' olarak görev yaptı. “Pehlivan Helvaları”nın sahibi olan Pehlivan’ın kardeşi Zeki Pehlivan ise, uzun süre Belediyenin sosyal tesislerinde görev yaptı. Şirketin bugünkü yönetiminde ise, İstanbul Büyükşehirden gıda alım ihalesi alan KİM, BURDA ve Ersan gibi market zincirlerinin yöneticiliğini yapan Atila Ersan bulunuyor. Şükrü Kamal ise AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in kardeşlerine ait Kiler Marketler grubuna yakınlığıyla bilinen Ersan’ın ortaklığını sürdürüyor.
İDDİALAR MECLİS’TE
Bu ihale TBMM’ye de taşındı. DSP İstanbul milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş, Sağlık Bakanı Recep Akdağ tarafından yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, İNKUR’un ihaleye katılırken, altyapı hizmetlerini yerine getirebileceğine dair belgeleri ihale komisyonuna sunup sunmadığının açıklanmasını istedi.
Ağırbaş, “Kiler Grubu ile beraber İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin gıda ihalelerini kazanan bir firma özelliğine sahip olan İNKUR’un, sağlık sektörüne yönelmesinde bakanlığınızın bir telkini olmuş mudur? İNKUR ortaklarının, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde danışmanlığını yaptıkları, bu ihaleyi kazanmalarında siyasi yakınlığın rol oynadığı iddiaları doğru mudur?” diye sordu.
AKP bunu hep yapıyor!
AKP’nin 'kendi zenginini yarattığı' tartışması, uzun zamandır medyada yeralan belgeli haberlerle iddia olmanın ötesine geçti. İşte AKP'nin karlı ihalelerinden kısa bir derleme:
AKP’nin ilk 5 yıllık iktidarı döneminde TOKİ ve EGYO’nun yaptığı konut, altyapı ve sosyal donatı ihalelerinin tutarı 16 milyar TL. Bu ihalelerin 9 milyar 982 milyon TL’lik bölümü; yani yüzde 68’i iktidara yakın olan veya yakın durmaya çalışan şirketlere verildi.
İhale verilen şirketlerin büyük bölümü siyasal İslamcı kökenden gelen işadamlarının kurduğu Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON), Nakşibendi tarikatının içindeki büyük cemaatlerden Nurcuların en güçlü isimlerinden Fetullah Gülen’e yakın işadamlarını bir çatı altında toplayan Türkiye Sanayici ve İşadamı Dernekleri Konfederasyonu (TUSKON) üyesi şirketler. Şirketler arasında AKP üyesi veya yöneticisi işadamlarına ait şirketler de yer alıyor.
İktidara yakın şirketlerden birçoğuna oldukça düşük kırımla ihaleler verilmesi de diğer bir metod. Sözgelimi; Ankara Yukarı Yurtçu’daki 1152 konut projesi Öz-Kar şirketine yüzde 0.6, Menemen Asarlık’taki 208 konut projesi İHE şirketine yüzde 18, Yukarı Yurtçu’daki 564 konut projesi Kalyon İnşaat’a yüzde 8.1,
İstanbul Halkalı’daki 1116 konut şirketine yüzde 9, Bursa M.K.Paşa’daki köyevi projesi Makro İnşaat’a yüzde 10.2, Düzce’deki 588 konut projesi Seha İnşaat’a yüzde 10.2, Ankara Protokol Yolu 1. Etap’taki 1008 konut projesi İlsan’a yüzde 12.1, Bursa Kestel’deki 716 konut projesi Aksa İnşaat’a yüzde 12.7 kırımla verildi.
İDDİALAR MECLİS’TE
Bu ihale TBMM’ye de taşındı. DSP İstanbul milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş, Sağlık Bakanı Recep Akdağ tarafından yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, İNKUR’un ihaleye katılırken, altyapı hizmetlerini yerine getirebileceğine dair belgeleri ihale komisyonuna sunup sunmadığının açıklanmasını istedi.
Ağırbaş, “Kiler Grubu ile beraber İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin gıda ihalelerini kazanan bir firma özelliğine sahip olan İNKUR’un, sağlık sektörüne yönelmesinde bakanlığınızın bir telkini olmuş mudur? İNKUR ortaklarının, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde danışmanlığını yaptıkları, bu ihaleyi kazanmalarında siyasi yakınlığın rol oynadığı iddiaları doğru mudur?” diye sordu.
AKP bunu hep yapıyor!
AKP’nin 'kendi zenginini yarattığı' tartışması, uzun zamandır medyada yeralan belgeli haberlerle iddia olmanın ötesine geçti. İşte AKP'nin karlı ihalelerinden kısa bir derleme:
AKP’nin ilk 5 yıllık iktidarı döneminde TOKİ ve EGYO’nun yaptığı konut, altyapı ve sosyal donatı ihalelerinin tutarı 16 milyar TL. Bu ihalelerin 9 milyar 982 milyon TL’lik bölümü; yani yüzde 68’i iktidara yakın olan veya yakın durmaya çalışan şirketlere verildi.
İhale verilen şirketlerin büyük bölümü siyasal İslamcı kökenden gelen işadamlarının kurduğu Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON), Nakşibendi tarikatının içindeki büyük cemaatlerden Nurcuların en güçlü isimlerinden Fetullah Gülen’e yakın işadamlarını bir çatı altında toplayan Türkiye Sanayici ve İşadamı Dernekleri Konfederasyonu (TUSKON) üyesi şirketler. Şirketler arasında AKP üyesi veya yöneticisi işadamlarına ait şirketler de yer alıyor.
İktidara yakın şirketlerden birçoğuna oldukça düşük kırımla ihaleler verilmesi de diğer bir metod. Sözgelimi; Ankara Yukarı Yurtçu’daki 1152 konut projesi Öz-Kar şirketine yüzde 0.6, Menemen Asarlık’taki 208 konut projesi İHE şirketine yüzde 18, Yukarı Yurtçu’daki 564 konut projesi Kalyon İnşaat’a yüzde 8.1,
İstanbul Halkalı’daki 1116 konut şirketine yüzde 9, Bursa M.K.Paşa’daki köyevi projesi Makro İnşaat’a yüzde 10.2, Düzce’deki 588 konut projesi Seha İnşaat’a yüzde 10.2, Ankara Protokol Yolu 1. Etap’taki 1008 konut projesi İlsan’a yüzde 12.1, Bursa Kestel’deki 716 konut projesi Aksa İnşaat’a yüzde 12.7 kırımla verildi.
Bu tip ihalelerde yeterlilik kıstası önem taşırken, son ihalede bunun dikkate alınmadığı iddia edildi. Genel Müdürlük bugüne kadar, her hastanenin talebini lokal ihalelerle karşılarken, bu kez toplu alıma gitti. Küçük ölçekli firmalar da devre dışı kaldı.
FİRMA, AKP'YE YABANCI DEĞİL
İhaleyi kazanan İNKUR şirketine ait bilgiler İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) resmi internet sitesinde yer alıyor. 9 Haziran 2003’te kurulan şirketin kurucu ortaklardan Hüseyin Pehlivan, Kadir Topbaş’ın seçim kampanyasında 'Danışman' olarak görev yaptı. “Pehlivan Helvaları”nın sahibi olan Pehlivan’ın kardeşi Zeki Pehlivan ise, uzun süre Belediyenin sosyal tesislerinde görev yaptı. Şirketin bugünkü yönetiminde ise, İstanbul Büyükşehirden gıda alım ihalesi alan KİM, BURDA ve Ersan gibi market zincirlerinin yöneticiliğini yapan Atila Ersan bulunuyor. Şükrü Kamal ise AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in kardeşlerine ait Kiler Marketler grubuna yakınlığıyla bilinen Ersan’ın ortaklığını sürdürüyor.
İDDİALAR MECLİS’TE
Bu ihale TBMM’ye de taşındı. DSP İstanbul milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş, Sağlık Bakanı Recep Akdağ tarafından yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, İNKUR’un ihaleye katılırken, altyapı hizmetlerini yerine getirebileceğine dair belgeleri ihale komisyonuna sunup sunmadığının açıklanmasını istedi.
Ağırbaş, “Kiler Grubu ile beraber İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin gıda ihalelerini kazanan bir firma özelliğine sahip olan İNKUR’un, sağlık sektörüne yönelmesinde bakanlığınızın bir telkini olmuş mudur? İNKUR ortaklarının, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde danışmanlığını yaptıkları, bu ihaleyi kazanmalarında siyasi yakınlığın rol oynadığı iddiaları doğru mudur?” diye sordu.
AKP bunu hep yapıyor!
AKP’nin 'kendi zenginini yarattığı' tartışması, uzun zamandır medyada yeralan belgeli haberlerle iddia olmanın ötesine geçti. İşte AKP'nin karlı ihalelerinden kısa bir derleme:
AKP’nin ilk 5 yıllık iktidarı döneminde TOKİ ve EGYO’nun yaptığı konut, altyapı ve sosyal donatı ihalelerinin tutarı 16 milyar TL. Bu ihalelerin 9 milyar 982 milyon TL’lik bölümü; yani yüzde 68’i iktidara yakın olan veya yakın durmaya çalışan şirketlere verildi.
İhale verilen şirketlerin büyük bölümü siyasal İslamcı kökenden gelen işadamlarının kurduğu Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON), Nakşibendi tarikatının içindeki büyük cemaatlerden Nurcuların en güçlü isimlerinden Fetullah Gülen’e yakın işadamlarını bir çatı altında toplayan Türkiye Sanayici ve İşadamı Dernekleri Konfederasyonu (TUSKON) üyesi şirketler. Şirketler arasında AKP üyesi veya yöneticisi işadamlarına ait şirketler de yer alıyor.
İktidara yakın şirketlerden birçoğuna oldukça düşük kırımla ihaleler verilmesi de diğer bir metod. Sözgelimi; Ankara Yukarı Yurtçu’daki 1152 konut projesi Öz-Kar şirketine yüzde 0.6, Menemen Asarlık’taki 208 konut projesi İHE şirketine yüzde 18, Yukarı Yurtçu’daki 564 konut projesi Kalyon İnşaat’a yüzde 8.1,
İstanbul Halkalı’daki 1116 konut şirketine yüzde 9, Bursa M.K.Paşa’daki köyevi projesi Makro İnşaat’a yüzde 10.2, Düzce’deki 588 konut projesi Seha İnşaat’a yüzde 10.2, Ankara Protokol Yolu 1. Etap’taki 1008 konut projesi İlsan’a yüzde 12.1, Bursa Kestel’deki 716 konut projesi Aksa İnşaat’a yüzde 12.7 kırımla verildi.
İDDİALAR MECLİS’TE
Bu ihale TBMM’ye de taşındı. DSP İstanbul milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş, Sağlık Bakanı Recep Akdağ tarafından yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, İNKUR’un ihaleye katılırken, altyapı hizmetlerini yerine getirebileceğine dair belgeleri ihale komisyonuna sunup sunmadığının açıklanmasını istedi.
Ağırbaş, “Kiler Grubu ile beraber İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin gıda ihalelerini kazanan bir firma özelliğine sahip olan İNKUR’un, sağlık sektörüne yönelmesinde bakanlığınızın bir telkini olmuş mudur? İNKUR ortaklarının, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde danışmanlığını yaptıkları, bu ihaleyi kazanmalarında siyasi yakınlığın rol oynadığı iddiaları doğru mudur?” diye sordu.
AKP bunu hep yapıyor!
AKP’nin 'kendi zenginini yarattığı' tartışması, uzun zamandır medyada yeralan belgeli haberlerle iddia olmanın ötesine geçti. İşte AKP'nin karlı ihalelerinden kısa bir derleme:
AKP’nin ilk 5 yıllık iktidarı döneminde TOKİ ve EGYO’nun yaptığı konut, altyapı ve sosyal donatı ihalelerinin tutarı 16 milyar TL. Bu ihalelerin 9 milyar 982 milyon TL’lik bölümü; yani yüzde 68’i iktidara yakın olan veya yakın durmaya çalışan şirketlere verildi.
İhale verilen şirketlerin büyük bölümü siyasal İslamcı kökenden gelen işadamlarının kurduğu Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON), Nakşibendi tarikatının içindeki büyük cemaatlerden Nurcuların en güçlü isimlerinden Fetullah Gülen’e yakın işadamlarını bir çatı altında toplayan Türkiye Sanayici ve İşadamı Dernekleri Konfederasyonu (TUSKON) üyesi şirketler. Şirketler arasında AKP üyesi veya yöneticisi işadamlarına ait şirketler de yer alıyor.
İktidara yakın şirketlerden birçoğuna oldukça düşük kırımla ihaleler verilmesi de diğer bir metod. Sözgelimi; Ankara Yukarı Yurtçu’daki 1152 konut projesi Öz-Kar şirketine yüzde 0.6, Menemen Asarlık’taki 208 konut projesi İHE şirketine yüzde 18, Yukarı Yurtçu’daki 564 konut projesi Kalyon İnşaat’a yüzde 8.1,
İstanbul Halkalı’daki 1116 konut şirketine yüzde 9, Bursa M.K.Paşa’daki köyevi projesi Makro İnşaat’a yüzde 10.2, Düzce’deki 588 konut projesi Seha İnşaat’a yüzde 10.2, Ankara Protokol Yolu 1. Etap’taki 1008 konut projesi İlsan’a yüzde 12.1, Bursa Kestel’deki 716 konut projesi Aksa İnşaat’a yüzde 12.7 kırımla verildi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)