29 Eylül 2009 Salı

DTP'liler gitmiyor, gözler mahkemede


Mahkemeler DTP’li milletvekillerinin ifadelerinin talimatla alınması için Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine müzekkere yazmıştı.

DTP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in de arasında bulunduğu DTP Kadın Meclisi Üyesi 23 kişi ile DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk hakkında ''suçu ve suçluyu övdükleri'' iddiasıyla Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2 ayrı dava daha açılmıştı.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, davaların önceki celselerinde TBMM Başkanlığına yazı yazarak milletvekillerini ifade vermeye çağırmıştı.

TBMM'nin mahkemeye verdiği cevaplarda ise ''milletvekillerinin sekreterlerine yazının ulaştırıldığı, ancak milletvekillerinin çalışmaları dolayısıyla sık sık Ankara dışında bulunduğundan yazının kendilerine ulaştırılamadığı'' belirtilmiş, gerekli işlemler tamamlandığında mahkemeye bilgi verileceği kaydedilmişti.

Mahkeme, son celsede TBMM Başkanlığına bir kez daha yazı göndererek, müzekkerelerin akıbetini sormuştu.

Mahkeme, yazıya, yeni duruşma günü ve saatini de ekleyerek, duruşmaları ertelemişti.

Edinilen bilgiye göre, TBMM Başkanlığı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine, Emine Ayna'nın sekreterine çağrı kağıdının tebliğ edildiğini, diğer milletvekillerine ise tebliğ edilemediğini bildirdi.

DTP'den, konuya ilişkin olarak 17 Mayıs 2009'da yapılan yazılı açıklamada, ''milletvekillerinin ifade vermeye gitmeyecekleri'' belirtilmişti.

TBMM çatısı altında, adli suçlarından dolayı vekil seçilmeden önce hakkında dava açılan çok sayıda milletvekili bulunduğuna dikkat çekilen açıklamada, ''Adli suçlardan dolayı fezlekesi bulunan vekillere yapılmayan bir uygulamanın, sadece açıklamalarından dolayı yargılanan DTP'lilere karşı hayata geçirilmek istenilmesi düşündürücüdür'' görüşüne yer verilmişti.

Açıklamada, ''yasama dokunulmazlığı'' başlıklı Anayasa'nın 83. maddesi ile ''temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması'' başlıklı 14. maddelerin değiştirilmesi istenmişti.

MAHKEMENİN KARARI NE OLACAK?

Milletvekillerinin duruşmalara katılmamaları halinde nasıl bir yol izleneceğine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi karar verecek.

DTP Genel Başkanı Türk ile milletvekilleri Ayna ve Demirtaş'ın talimatla ifadesinin alınması yönündeki duruşma bugün görülecek.

Tuğluk hakkında, ''suçu ve suçluyu övdüğü'' iddiasıyla açılan davanın görülmesine de yarın devam edilecek.

Tuğluk hakkında, İstanbul ve Diyarbakır ağır ceza mahkemelerinde açılan davalarla ilgili talimat duruşmaları ise yarın görülecek.

Mahkeme, DTP İstanbul Milletvekili Tuncel'in de arasında bulunduğu DTP Kadın Meclisi üyesi 23 kişinin yargılandığı davanın görülmesi de aynı gün devam edecek.

Hak-İş yönetimi emperyalist haydutların sofrasında


Emperyalist haydutlar İMF ve Dünya Bankası İstanbul’da buluşmaya hazırlanırken her kurum, kendi durduğu yerden bu haydutları karşılamaya hazırlanıyor. Sermaye ve örgütleri kendi cephelerinden bu haydutlara ev sahipliği yapmaya hevesleniyorlar. Onların safları belli. Diğer taraftan ise devrimci ve ilerici güçler “İMF-DB defol!” diyorlar. Bazı sendikalar da yine protestolara hazırlanıyorlar. Fakat öyleleri var ki sendika yaftasıyla İMF-DB’ye yataklığa soyunuyorlar. İşte bunlardan biri olan Hak-İş Konfedarasyonu’nun yaptığına bakın!

Hak-İş 27 Eylül tarihinde yaptığı açıklamayla İMF-DB toplantılarına katılacağını duyurdu. Böylelikle işçilerin ve emekçilerin canına okuyan bu emperyalist haydutlarla aynı sofraya oturacağını ilan etmiş oldu. Hak-İş bunu da “sorumlu sendikacılık anlayışının bir gereği” olarak sunuyor. Aslında “satılmış sendikacılık anlayışı” dese daha uygun olurdu.

Hak-İş yönetimi bu toplantılara katılarak güya İMF-DB’nin yenilenmesi ve politikalarının değiştirilmesi için yapılacak tartışmalara katılacak ve bu tartışma toplantılarında itirazlarını ve önerilerini sunacakmış. Hatta yapılan açıklamaya göre Hak-İş’in kendisi de bir tartışma platformu oluşturacakmış. “Emek Yönünden Küreselleşen Ekonomi ile IMF ve Dünya Bankası Politikalarının Değerlendirilmesi Uluslararası Sempozyumu” adıyla düzenlecek toplantıda İMF temsilcisi ile Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz konuşmacılar arasında yer alıyor. Diğer konuşmacılar ise ağırlıkla Mehmet Altan, Eser Karakaş gibi liberaller.

Kuruldukları günden bu yana emperyalist yağma ve sömürü politikalarından başka bir iş yapmayan, varlık gerekçesi emperyalizme hizmet olan İMF-DB’den işçiler yararına yenilenebileceğini söylemek düpe düz yalan söylemek demektir. İşte Hak-İş yönetiminin yaptığı da bundan başka bir şey değil. Üyesi olan on binlerce işçi işten atılırken kıllarını kıpırdatmayan Hak-İş yönetimi bu son icraatiyle sınıfa ihaneti nasıl bir kimlik haline getirdiğini de göstermektedir.

Hak-İş yönetimi ve Soroscu vakıflarla da ilişkilerine dair çok şey söylenen Salim Uslu böylelikle, İMF-DB haydutlarının önüne geçip onları korumaya alıyor. Öfkenin önüne geçiyor, onu yumuşatmaya çalışıyor.

Bu hain bürokratlar İMF-DB’ye yönelecek tepkiden paylarına düşeni alacaklardır, almalıdırlar.

Bu devirde böyle yaşam olur mu?


Hasta olduğu için işten atıldı, kirayı ödeyemediği için evden atıldı, hayvan barınağında atlarla, farelerle birlikte yaşamak zorunda bırakıldı. Şimdi de yaşam koşulları yüzünden hastalandığı için gittiği hastanede, yıllar öncesinden kalan borcu yüzünden tedavi edilmedi. Başından geçenleri anlattığı doktor ise ‘Bu devirde böyle şey mi olur’? diyerek şaşkınlığını gizleyemedi.
İzmir Demir Çelik AŞ adlı bir fabrikadaki çalışma koşulları yüzünden sürekli bayılan ve bu gerekçe ile işten çıkartılan Enver Arabacıoğlu’nun ailesinin sağlığı da büyük tehdit altında.
Oturdukları evin üç aylık kirasını ödeyemedikleri için ev sahibi tarafından evden çıkarılan ve daha sonra kalacak bir yer bulamayan Arabacıoğlu, Karabağlar ilçesine bağlı Yağhaneler semtindeki bir hayvan barınağında ailesiyle birlikte yaşamak zorunda kaldı. At, fare ve köpeklerle iç içe yaşayan Enver Arabacıoğlu’nun eşi Ayla Arabacıoğlu’nun sağlık durumunun, yaşadıkları yer yüzünden kötüye gittiği belirtildi.
Ahırda kaldıkları süre içinde vücutlarına mikrop bulaşan aile, yıllar önce ödeyemedikleri borç yüzünden hastane tarafından da tedavi edilmedi. Yeni yeşil kart alabilen aile, tedavi edilemediği gibi 2007 yılından kalma 280 TL’lik borçları yüzünden haciz ile karşı karşıya kaldı.
BORCUN VARSA TEDAVİ OLAMAZSIN!
Önceki gün sabah saatlerinde mide bulantısı nedeniyle gittiği Bozyaka SSK Hastanesi’nde vücuduna mikrop bulaştığı belirlenen Arabacıolu, muayene sırasında ilginç bir uygulama ile karşılaştı. Arabacıoğlu’nun, 2007 yılında kulağındaki rahatsızlığı nedeniyle gittiği aynı hastanede 280 TL’lik muayene borcu bulunduğu gerekçesiyle tedavisi yapılmadı. Şu an yeşil kart güvencesi bulunan Arabacıoğlu’nun, hastaneye olan borcu yüzünden tedavi olma isteği geri çevrildi. Hastane yetkilileri ise borç ödenmediği sürece Arabacıoğlu’nun tedavi edilemeyeceğini ve hacizlik bir durumla karşı karşıya kalacaklarını belirtiler.
Arabacıoğlu ise hastanede yaşadığı sorunu şöyle anlatıyor: “Bu parayı ödeyemiyorum. Hastanede, ‘Ne zaman ödeyeceksin bu parayı’ diye sordular. Ben de, ‘Kaymakamlıktan bir yardım alabilirsem ödeyeceğim, alamazsam ödeyemem’ dedim. Hastane görevlileri de ‘İcralık bir durumla karşılaşabilirsin’ dediler. Korkuyorum artık. Zaten icra gelse de neyimi alacak? Hiçbir şeyim yok ki. Bir de 280 TL borcum olduğu için yeşil kart ile de tedavi edilemiyorum.”
SANA YAZIK OLACAK
Hayvan barınağında yaşamını sürdüren Arabacıoğlu sözlerine şöyle devam etti: “Bu ortamdan bıkmaya başladım. Hastanede beni muayene eden doktor, ‘Nerede yaşıyorsun’ diye sordu. Ben de, ‘Evim yok, bir ahırda yaşıyorum’ dedim. Doktor da bunu duyunca çok şaşırdı. ‘Bu devirde böyle şey mi olur?’ dedi. Ben de yaşadığımız evin sahibi bizi evden çıkardığı için burada kalmaya mecbur olduğumuzu anlattım. Doktor da, ‘Sana yazık olacak. Mikrop kapmaya başlamışsın’ dedi.”

28 Eylül 2009 Pazartesi



Başbakan Erdoğan, ABD temaslarıyla ilgili olarak The Plaza Oteli'nde düzenlediği basın toplantısında basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

TEZKERE

Erdoğan, hükümete sınır ötesi operasyon için yetki verilmesini öngören tezkere ile ilgili sorulan soruya da "ilk Bakanlar Kurulu Toplantısında tezkere konusunu görüşüp hemen Parlamento'ya sevk edeceğiz. Bu konuda gazetelerde çıkan olumsuz haberler kesinlikle yanlıştır. Biz tekrar bir yıl daha uzatılmasından yanayız. Bunuda bilmenizi istiyoruz" yanıtını verdi.

OBAMA İLE GÖRÜŞME

Erdoğan, "ABD Başkanı Obama ile yaptığınız görüşmede neler konuşuldu? Demokratik açılım gündeme geldi mi?" sorusuna "Aralık ayında gerçekleştireceğimiz görüşmenin gündemini şimdiden konuşursak o çok erken olur, doğru da olmaz. Özellikle Sayın Obama ile yaptığımız görüşmede Ermenistan'la ilgili devam eden görüşmelerle ilgili kısa bir karşılıklı değerlendirmemiz oldu. Bölgesel konuları, başta Ortadoğu olmak üzere görüşme imkanımız oldu" yanıtını verdi.

Başbakan, "Bunların içinde Irak, malum en önemli konu. Bir diğer konu; bundan önceki hükümetle müşterek bir kararımız olmuştu. Terör örgütüne karşı bir kararımız olmuştu. Terör örgütüne karşı ortak düşman ilan etme olayı ve bu sürecin devamına yönelik görüşmelerimiz olmuştu. Aynı şekilde Ermenistan ile ilişkiler noktasında, azınlıklar da bunun içinde" diye konuştu.

Erdoğan ayrıca, "Buna yönelik olarak bir fikir alışverişimiz de oldu. Bundan sonraki sürece yönelik olarak da ağırlıklı olarak Türkiye-ABD ilişkilerinde özellikle bulunduğumuz bölgede, Türkiye'nin üzerindeki yükün her zaman için çok daha ağır olduğu ortada. Bu konularda da özellikle Filistin-İsrail arasındaki sorunlarda Irak, Suriye arasındaki sıkıntılar da rol alabileceğimiz ortada. Bunları da kendilerine ifade ettik. Ağırlıklı olarak görüşme bu çerçevede gitti" dedi.

İRAN'IN NÜKLEER ÇALIŞMALARI


Başbakan Erdoğan, "İran'ın nükleer çalışmalarıyla ilgili bir arabuluculuk teklifi oldu mu?" sorusu üzerine "Şu ana kadar bize herhangi bir teklif söz konusu değil. Ancak 1 Ekim'de Solana ile aynı şekilde İran'dan Celili, bir araya gelme durumları var. Bu konuyla ilgili yine Türkiye'nin girişimiyle bu bir araya geliş gerçekleşti. Şimdi bir araya gelecekler ve bu bir araya gelme konusunda atılan bir adım var. Bundan sonraki süreçte Türkiye'den herhangi bir şey talep edilirse bu konuyla ilgili biz her zaman hazırız diyoruz. Bunu söylüyoruz" dedi.

"Benim Ekim ayı içinde, sonuna doğru bir Tahran seyahatim söz konusu... Bu seyahatte de bölgenin sorunlarını müzakere edeceğimiz gibi bunları da görüşeceğiz. Sayın Ahmedinejad'ın yaptığı açıklamalar bir nükleer silaha yönelik değil, barışçıl amaçlı zenginleştirmeye yönelik. Ve bunun da Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'na bildirildiği yönünde açıklamaları var" diyen Erdoğan, "Bunlar da bütün ortadayken, dünya bunu nasıl değerlendirir bilemem ama dediğiniz gibi, bakıyorum, uluslararası medya sürekli İran'ı bu konuda konuşuyor. Aslında çok daha farklı konuşulacak konular var diye de düşünüyorum. Çünkü konuşanlar hepside kendilerinde nükleer silah olanlar. Biz Ortadoğu'da nükleer silaha tamamen karşıyız" şeklinde konuştu.

Erdoğan, "İstemiyoruz böyle bir şeyi. Ortadoğu'da da nükleer silahı olan ülke var, örneğin İsrail. Bir fark var, İsrail IAEA'ya üye değil, İran üye... Kaldı ki Gazze'de fosfor bombaları kullanıldı. Bu ne? Kitle imha silahı. Bunun neticesinde 1400 kadın, çocuk orada öldü, 5000 yaralı. Bunlar hiç masaya gelmiyor. Bunlarla ilgili hazırlanmış raporlar varsa bunlar gündeme gelmiyor. Şahsen, sorumluluk mevkinde olan bir insan olarak rahatsız ediyor. Niçin bunlar masada yok, niçin bunlar konuşulmuyor? Yatıyoruz kalkıyoruz İran... Yani daha adil olmamız lazım. Dürüst davranmamız lazım. Eğer küresel barışı istiyorsak" ifadelerini kullandı.

"İran nükleer tesislerine saldırma konusu var mı?"

Erdoğan, basın toplantısında bu sıralar ABD medyasında gündemde olan "İran'ın nükleer tesislerine saldırmak gibi bir konunun gündemde olup olmayacağına, "İran'a karşı böyle bir çılgınlığın" yapılıp yapılmayacağına yönelik bir soru üzerine de, "Biz böyle bir şeyi bölgede temenni etmeyiz, yani bu çok çok yanlış bir şey olur, yani bundan bu çılgınlığa teşebbüs edenler salt olarak zarar görmez. Bakın Irak'la ilgili süreci yaşıyoruz, bunun bize ders olması lazım, yani şimdi sormak gerekir, kendi kendimize soralım yani Irak'ta neyi hallettik: Şu anda bir ülke bir medeniyet bana göre çöktü, milyonu aşkın insan öldü" dedi.

"Şimdi aslında bir Irak medeniyeti Irak'taki bu medeniyeti yeniden inşa etmek acaba bizim kaç yılımızı alır, veya yeniden inşa edebilir miyiz, veya oradaki medeniyet artık çöken medeniyetler arasında mı yer alır. ABD'nin belki de finans krizinin içerisinde Irak'taki yaptığı harcamalar ona neden olmuş olabilir, tabii bilemiyoruz resmi rakam nedir, ne kadar para harcanmıştır? ABD'nin de orada kayıpları var, ha nedir Saddam rejimi yıkılmıştır olan budur" diyen Erdoğan, "Şimdi yeni bir demokratik düzenin kurulmasına yönelik çalışmalar yapılıyor, temennimiz odur ki toprak bütünlüğüne saygılı bir yapı orada meydana gelsin. Ama daha bu bir yere oturmadan böyle bir şeyi çözemeyen Dünya şimdi İran üzerinde devamlı böyle bir şeyi düşünüyor, tek bahanesi nükleer silah. Tamam da bu nükleer silahın bulunduğu başka ülkeler var, niye bunlar konuşulmuyor, bunların da konuşulması lazım" diye konuştu.

Erdoğan, "Yani burada bir haksızlık var gibi geliyor bana, hepsi konuşulsun ve kimde varsa nükleer silah hepsi bu konuyla ilgili adımlarını atsın. Çünkü bir şeyin tesirinin olabilmesi için önce onu kendinizin yapmaması lazım, eğer kendiniz bunu yapıyorsanız bunun karşı tarafa tesiri olmaz, yapılan harcamalar da ne o nükleer silah yatırımını yapana bir şey kazandırıyor, ne de o korkuyu verdikleri topluma" ifadelerini kullandı.

DEMOKRATİK AÇILIM

Başbakan Erdoğan demokratik açılım konusuyla ilgili olarak da "Demokratik açılımla ilgili konuda, muhalefet, adı üzerinde muhalefet görevini yapacak, şu anda yaptığı da o... Biz İçişleri Bakanımızı bu işin koordinasyonu ile görevlendirdik. İçişleri Bakanımız, yüzde 1'in üzerinde oy alan partilerden randevu talep etti. CHP bu yazıya cevap vermedi. MHP, bu yazıya olumsuz cevabını verdi. CHP ise sözlü olarak olumsuz cevap verdi. Diğer olumlu cevap alınan partilere ziyaretler yapıldı, onların kanaatlerini aldı" dedi.

"Yazılı görsel medya ile görüşmeler oldu, akademisyenlerle görüşmeler yapıldı, sivil toplum örgütleri ile görüşmeler yapıldı. Bu sürecin muhatabı olarak milleti gördüğümüz için parlamentonun açılışı ile milletimizin vekillerine parlamentoda bunu götüreceğiz, çalışmalarımız tabii netleşmiş olacak ve bu çalışmaları orada parlamentoda açacağız, konuşacağız, anlatacağız" diyen Erdoğan, "Bir genel görüşme mi olur daha farklı mı olur, bunları da orada gündeme getireceğiz. Ondan sonraki süreç, bu demokratik açılımla ilgili adımımızı tüm Türkiye'ye anlatmak olacak. Başta şahsım olarak, bakan, milletvekili, teşkilatımız dolaşıp anlatacağız, halkımızı bu konuda bilgilendireceğiz. Bu demokratik açılım neyi gerektiriyor denildiği zaman, içinde bir çok başlıklar var" şeklinde konuştu.

Erdoğan, "Bu sadece Kürt kökenli vatandaşların sorunlarını kapsayan bir açılım değil. Başta terör sorunu olmak üzere... Şu anda Alevi çalıştayları yapıyoruz, aynı şekilde Ermenistan'la ilişkilerimiz bu konunu içinde, azınlıklarla ilgili konular bunun içinde. İşsizlik bunun içinde. Birçok sorun alanlarını burada tespit ediyoruz ve bunların üzerinde çalışarak bunları minimize etmenin gayreti içinde olacağız. Bu şekilde de halkımıza bu süreci mal etmeye gayret edeceğiz. Şu anda yaptırdığımız kamuoyu yoklamalarında halkımızın ilgisi gayet iyi" ifadelerini kullandı.

Erdoğan ayrıca, "Sayın Esad biliyorsunuz, Ramazan ayının son günlerinde bizimle bir iftarı oldu. Orada gayet olumlu açıklamalar yaptı bu konuyla ilgili. Özellikle terör örgütüne yönelik açıklamaları çok çok iyiydi. 'Suriye kökenli teröristlerden gelen olursa bunları ülkemize de kabul ederiz' ifadesini kullandılar. Demokratik açılımı paylaştıklarını ifade ettiler. İran'ın yaklaşımı da farklı değil. Irak'ın yaklaşımı da Talabani ile burada görüştük, onlar da bu açılım sürecini olumlu bulduklarını kendileri ifade ettiler" diye konuştu.

Bir gazetecinin "Demokratik Açılım konusunda Savcılar dava açıyorlar" sözleri üzerine Erdoğan, "İç siyaseti konuşmayalım demokratik açılımla ilgili düşüncelerimi zaten söyledim" yanıtını verdi.

IRAK ZİYARETİ


Erdoğan, "Irak'a yapılacak ziyaretin tarihi ve içeriği ile tezkerenin bu salı günü yapılacak Bakanlar Kurulu toplantısı gündemine gelip gelmeyeceğine" yönelik soruya ise, "Irak seyahati ile ilgili, Ekim'in ortalarında 15'i civarı, onun üzerinde çalışılıyor. Karşı taraf ile görüşmek suretiyle mutabık kalınacak. Ekim'in ortalarında gideceğiz. Ve stratejik yüksek düzeyli toplantımızı orada gerçekleştirmiş olacağız. Burada icracı bakanlarımızla beraber orada olacağız. Karşılıklı olarak görüşmeler yapılacak" yanıtını verdi.

Başbakan, "İş adamlarımızı da götürmeyi planlıyoruz. Belki iki tür olacak. İş adamlarımızı burada beraberimize almazsak, daha sonra bir bakanımızın riyasetinde iş adamlarını Kuzey Irak'a göndermeyi planlıyorum. Öyle bir çalışmamız da var. Talabani ile bunları görüştük. Tabii tezkere konusuna gelince, tezkere konusuyla alakalı bunu ben aslında geçenlerde cevapladım. Bu konuyla ilgili olarak ilk bakanlar kurulu toplantımızda bunu görüşüp, hemen parlamentoya sevk edeceğiz. Bu konulardaki gazetelerde çıkan olumsuz haberler kesinlikle yanlıştır. Biz tekrar 1 yıl daha uzatılmasından yanayız. bunu da bilmenizi istiyorum" diye konuştu.

TÜRKİYE-ERMENİSTAN-AZERBAYCAN İLİŞKİLERİ

Başbakan Erdoğan, Azeri bir gazetecinin "demokratik açılım konusunda muhalefet hükümete destek vermiyor. Bu proje ertelenebilir mi? Demokratik açılım projesinin Irak, İran ve Suriye gibi ülkelere nasıl bir etkisi olabilir? Ermenistan-Azerbaycan konusundaki değerlendirmeniz nedir?" sorusu üzerine de, "Sayın Obama'dan isteğimiz Minsk Sürecinin hızlandırılması. Bu konuya onlar da çok önem verdiklerini, süreci hızlandırdıklarını, hızlandıracaklarını söylediler. Aynı konuyu Medvedev ile de görüştüm. Ona da söyledim. Eğer Minsk Üçlüsü bu süreci hızlandırırsa, inanıyorum ki bir an önce neticeye varılır. Çünkü Azerbaycan-Ermenistan arasında bir karara, bir neticeye varılırsa bu Türkiye'nin işini kolaylaştıracaktır. Ondan sonra biz de Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde çok daha rahat karar verebiliriz" yanıtını verdi.

"Bizim ön kabullerimiz, ön yargılarımız yok. Bizim cumhurbaşkanımız hiçbir ön koşulsuz, Ermenistan-Türkiye milli maçını gitti izledi. Dedi mi şunu yaparsanız gelirim diye? Hayır. Gitti izledi. Ama şimdi Sayın Sarkisyan, 'eğer kapı açılırsa ben maça gelirim' diyor. Böyle bir yaklaşım tarzı olur mu? Bu zaten bir şeyi ortaya koyuyor. Demek ki içeriye bazı mesajlar verme gayreti var" diyen Erdoağan, "Biz Erivan-İstanbul arasında uçuş seferlerine müsaade ettik. Bu bizim iyi niyetimizdi. Aynı şekilde Van Gölü içinde Ermeni Ortadoks kilisesini onardık. Akdamar Adası'nda, bunu yaptık. Bizim önyargımız, ön kabulümüz yok. Bunlarla biz bazı olumlu mesajlar verelim istiyoruz. Bizim ülkemizde Ermeni vatandaşlarımızla sorunumuz yok. Kaçak Ermeniler var Türkiye'de. Biz onları göndermiyoruz" şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan, "Bu anlayışları ortaya çok "açık ve net ortaya koyuyoruz. Ermenistan-Azerbaycan arasındaki görüşmelerde de 5 konuda mutabakat var. Sıkıntı olanlarında aşılması zor konular değil. Bazı bölgeler ile konular var. Bunların da aşılabileceğine inanıyorum. Aşıldığı anda da Yukarı Karabağ sorunu çözülür diye düşünüyorum. Ama burada Minsk üçlüsü, biraz daha sıkı tutması lazım, hızlı tutması lazım, burada bir neticeye varılması gerekir. Yani biz bu işi yapmak istiyoruz' demesi lazım, yapmak istiyoruz derlerse bu iş çözülür"ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ

Erdoğan, Suriye ile sınır açılımı, vizelerin kaldırılması konusunda ne gibi beklentileri olduğunun ve kendisine ne tür tepkiler geldiğinin sorulması üzerine, "Valla biz bunu ilan ettiğimiz andan itibaren bayram oldu, bizim bütün telefonlarımız, adeta SMS'ler kilitlenir hale geldi. Aynı şey onlarda da oldu. Biz daha bayrama girmeden, bizim Hatay ilimiz, Gaziantep hareketlendi. İlk defa tabii bu yıl hiçbir şey sorulmadan rahat rahat girdiler, çıktılar filan. Bambaşka bir hava estirdi ve herhangi bir olumsuz şeyle bize şu ana kadar gelmedi. Tabii biz bunun daha da yayılması düşüncesindeyiz, bizim vizesiz gidip geleceğimiz birçok ülkeler var, rahatlıkla bunu kurabiliriz" diye konuştu.

AB ülkelerinin Schengen'le yaptıklarını Türkiye'nin de ikili anlaşmalarla yapabileceğini belirten Erdoğan, gazetecilerin Suriye'ye giriş konusunda sıkıntı yaşadıklarına dair bir soru üzerine, "Bunu konuşuruz, çözeriz" dedi.

FİLİSTİN-İSRAİL

Başbakan Erdoğan Gazze'deki insani durumdan bahsettiği BM Genel Kurulunda yaptığı konuşma ve ABD Başkanı Barack Obama'nın İsrail ve Filistin liderleriyle BM'de yaptığı üçlü toplantı temelinde Orta Doğu'da barış yönünde iyimser olup olmadığının sorulması üzerine, "İyimser olmak istiyorum" yanıtını verdi.

Gazze'deki durumu ABD'de bulunduğu süre içinde pek çok platformda açıkladığını belirten Erdoğan, "Burada medyaya çok büyük görev düşüyor. Yani Gazze'de kitle imha silahı kullanılmıştır, fosfor bombaları kullanılmıştır ve 1400 insan orada ölmüştür, 5 bin insan yaralanmıştır ki bunların bir kısmı Türkiye'de tedavi görmüştür. Biz bunları bizzat gördük yaşadık. Yani şu anda Gazze'nin biliyorsunuz bu bombardıman neticesinde altyapısı çökmüştür. BM'nin binaları aynı şekilde çökmüştür. Hala orada insanlar maalesef çadırlarda yaşamaktadır. Tabii bütün bunların yani gelişmesi karşısında İsrail inşaat ile ilgili herhangi bir giriş çıkışa müsaade etmemiştir. Sadece şu anda ilaç, gıda, burada bu iş devam ediyor" dedi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun, ABD'nin Orta Doğu temsilcisi George Mitchell ile New York'ta detaylı bir görüşme yaptığını belirten Erdoğan "Süreci biz kovalıyoruz, takip ediyoruz, en azından buraya inşaat malzemelerinin girmesine müsaade edildiği anda birçok şeyler aşılır diye düşünüyorum" diye konuştu.

New York'ta Yahudi cemaati temsilcileriyle bir toplantı yaptığını söyleyen Erdoğan "Tabii burada bir temsilcinin ifadesi beni üzdü. O da şuydu: (Orada teröristlere inşaat yapılacağından dolayı buna müsaade edilmiyor) gibi bir ifade, yani buna adeta kodlanmış olan yapı tabii buradaki adımların atılmasına müsaade etmez. Şimdi sıkıntı buradan geliyor. Her şeyden önce burada çalışmalar bir başlasın. Şarm El Şeyh'te o zaman niye toplandılar: Şarm El Şeyh'te bu donörler toplantısında milyarlarca dolar söz verildi, buranın yeniden inşa edilmesi için. İnşa edilmesine yönelik müsaade var mı yok, 8 ay geçti, 6 ay donörler toplantısından sonra geçti" şeklinde konuştu.

"Gazze'de yaşananlar insanlık dramı"


Başbakan Erdoğan, "Bu bir insanlık dramı, trajedi var ortada, bunu halletmemiz lazım, çözmemiz lazım. Tabii Türkiye olarak biz kovalıyoruz ki dünya medyası da bunu kovalasın, çünkü burada hepimiz düşen sorumluluk var" dedi.

Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin Musevi temsilciye yanıtının ne olduğunu sorması üzerine, "Bunu anlattım, dedim işte (siz nasıl bunu teröristler olarak ilan edersiniz?). Bir kere yaralanan 1400 kişinin 1400'ünü de terörist olarak kabul ediyor. Böyle bir mantık olur mu, siz fosfor bombası atacaksınız (teröriste isabet etti, 1400 tane terörist öldürdüm diyor, bizim hastanelerimize gelen yaralılar var, çocuk, ufak çocuk, kadın, kollar kopmuş, ayaklar kopmuş, bu vaziyette bunları gördük, yani Gazze'de yaşayan her insana terörist gözüyle bakan bir anlayış var ortada. Tabii bunla bir yere varmak tabii ki çok zor" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, İran ile ilgili olarak yabancı gazetecilere, (İran'ın nükleer meselesi konusunu) çok ısrarcı bir şekilde sordukları için tepki gösterdiğine yönelik bir soru üzerine ise, "Tepki değil canım. Ben gündem sadece bu mu, yani başka gündem olmayacak mı, dünyanın gündemi sadece İran'la meşgul edersek öbür tarafta çok daha farklı görüşülmesi gereken, görüşmediğimiz Gazze gibi bir kenara ittiğimiz konular var, bence Gazze hepsinden öte bir şey. Şu anda İran'da olan bir şey yok ki. Ama Gazze'de çok şey var, oksijen çadırında onlar adeta, oraya yönelik alınan bir tedbir var mı yok, konuşuluyor mu hayır biz konuşuyoruz, benim derdim bu" dedi.

KIBRIS

Erdoğan, BM Genel Kurulu'nda "Kıbrıs'ta ilerleme olmazsa ilkbahara doğru görüşmelerin kesilebileceği" ve "Kıbrıs'ta yeni bir yöne doğru gidiş olup olmayacağının" sorulması üzerine, "Bu süreç kısa bir süreç değil, 50 yıldır devam eden bir süreç ve bu süreç içerisinde sürekli bir oyalama politikaları, artık bu ise bir ciddi noktada karar vermemiz gerekiyor. Son yılda özellikle başta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat olmak üzere bizler de garantör bir ülke olarak dedik ki her türlü desteği vereceğiz, yeter ki bu yıl sonuna kadar bu işi artık bir yere bağlayalım" dedi.

Kıbrıs konusuyla ilgili olarak BM Güvenlik Konseyi'nin verdiği kararlar olduğunu hatırlatan Erdoğan, bu çerçevede Kıbrıs sorununun neticelendirilmesi gerektiğini belirtti.

Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın özellikle de Avrupa Birliği üyesi olduktan sonra havasının değiştiğini ve çok daha farklı bir havada masada oturduğunu ve masada ona göre tavırlar takındığını belirterek, şunları söyledi: "Bizim de Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu karar çerçevesinde ortaya koyulan bir tablo var, bir şablon var, bu şablon çerçevesinde eşit statüde biliyorsunuz iki kurucu devlet anlayışını biz savunduk, savunuyoruz" dedi.

"BM Güvenlik Konseyi de bunu aynı şekilde ortaya koydu. Annan Planında da adını koydular. Orada da Kıbrıs Türk Devleti, Kıbrıs Rum Devleti şeklinde iki kurucu devletten bahsediliyor" diyen Erdoğan, "Orada konfederal yapı mı, federal yapı mı filan bunlar işin aslında sadece oyalama taktikleri. Eşit statüde eşit kurucu devlet dediğiniz zaman zaten bu işin nereye vardığı, varacağı belli. Burada şu anda öyle basit şeylerle oyalamalar yapılıyor ki örneğin yani Güney Kıbrıs hala Kuzey'in cumhurbaşkanını karşısında bir cumhurbaşkanı olarak görmeyecek kadar ileri gidebiliyor" şeklinde konuştu.

Hristofyas'a yanıt


Erdoğan, "(Hristofyas) Bunu bizzat şahsıma söylediği için ben burada açıyorum, bunu gizlemeye de gerek yok. Görüşmeler noktasında biz Sayın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun'un gerekirse riyasetinde de bu üçlü toplantıyı New York'ta yapmalarını söyledik, tabii buna yanaşmak istemiyorlar. Bizimle görüşmek istiyor, bizimle görüşmek istediğinde de biz kendilerine açıkça şunu söylüyoruz. Bu görüşme dörtlü olur, bu görüşmede garantör ülkeler olarak Türkiye olur, Yunanistan olur, Sayın Talat ve bir de siz olursunuz. (Tabii Sayın Talat hangi sıfatla olacak?) diye soru yönelttiğinde de kendisine şu cevabı verdik: Siz hangi sıfatla oradaysanız Sayın Talat da o statüyle orada olur. Otururuz konuşuruz, o zaman kararımızı veririz, temenni ederiz ki anlaşırız ve bu işin artık bitmesi gerekir" dedi.

AFGANİSTAN'A ASKER GÖNDERİLMESİ

Afganistan'a ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, "Orada biliyorsunuz Kasım ayında görev devralma sürecimiz olacak. Buraya ne kadar asker gideceği noktasında bir rakam vermek gereksiz, zaten tarih geldiğinde gönderilecek sayı da açıklanacaktır. Bu bin mi olur, bin küsur mü olur? Ne olursa o zaman bunu açıklamakta fayda görürler. Şu anda kesinleşmiş herhangi bir rakam söz konusu değil. Ama yeteri olan neyse bugüne kadar zaten orada deneyimi olan bir ülkeyiz. Şu ana kadar sadece Albayımızın dışında da orada bir şehidimiz olmadı. O da biliyorsunuz bir trafik kazası. Çünkü Afganistan halkının Türk Askerine karşı Türkiye'ye karşı farklı bir yaklaşımı var" dedi.

Erdoğan, Afganistan'a yapılan yardımlara devam edileceğini de belirterek, "Tarihten gelen o birliğimiz beraberliğimiz bütünlüğümüz yine kendini gösteriyor. Kasım ayındaki Kabil'de komutayı devralmamız inanıyorum ki Afganistanda farklı bir moral de verecektir. Şu anda yapılmış bir seçim var henüz neticeleri kesin olarak açıklanmadı. Temennim odur ki Afganistanda içinde bulunduğu şu süreçten süratle çıkar ve bir kalkınma hamlesi içerisine girer" diye konuştu.

TÜRKİYE NÜFUSU

"Yapılan bir araştırmada Türkiye'nin nüfusunun 2050 yılında 98 milyon olacağı belirtiliyor" sözleri üzerine Erdoğan, "İnşallah, ne kadar olursa Türkiye ekonomisi o kadar güçlenir. Benim düşüncem ben 3 söyledim, en az üç diyorum. Nüfusunuz ne kadar fazla olursa o kadar güçlü olursunuz. Bunu unutmayın, şu anda dünyada dikkat edin, kimse Hindistan'ı gündeme getirmiyordu, Çin'i gündeme getirmiyordu. Bakın Çin, Hindistan şu anda nereye sıçradı ve şu anda dünya gündeminde belirleyici iki önemli ülke konumuna geldi. Aynı şekilde bir Japonya'nın durumuna bakın" dedi.

EKONOMİ

Başbakan Erdoğan bir gazetecinin IMF'deki Türkiye'nin hisselerinin yükseldiğini ifade etmesi üzerine "Daha kesinleşmedi, ama görünen o ki artacak, çerçeve bu" dedi. Erdoğan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ABD'deki temaslarını sürdüreceklerini de ekledi.

KORUMA KRİZİ

Erdoğan, "Clinton Vakfı'nın toplantısında o gün yaşanan gerginlikle ilgili olarak "neler yaşandığının sorulması üzerine ise bunun üzerinde durulacak bir konu olmadığını kaydetti.

Başbakan Erdoğan, "Bana göre çok çok basit bir olaydı. Bu sadece Washington güvenlik servisiyle, bize verilmiş olan güvenlik görevlileri arasındaki bir olaydı, olayın gazetelere yansıması da bizi üzmüştür. Yani bizim polisimizle, bizim güvenliğimizle alakalı bir konu değil, tamamen kendi güvenlikleri arasındaki bir iletişimsizlikten gelen bir şeydir ve konuyla ilgili de zaten ABD'nin yetkilileri açıklamalarını yaptılar. Olay odur ve bunun dışında herhangi bir şey yok. Tabi ben olay o boyuta gelince artık o toplantıya katılmayı da doğru bulmadım. Tabi katılamadığım için de üzüldüm. Böyle olmamalıydı, ama herhangi bir abartılacak bir şey yok. Aynı şekilde tabi Clinton ailesi de bundan üzüldü ve eşleriyle ertesi gün yemekte görüştüğümüzde onlar da bu konuyla ilgili bize özür beyan ettiler. Bunu da çok samimi bir şekilde söylediler. Böyle bir büyük ebatlı bir şey söz konusu değil" dedi.

Direnistanbul: IMF-DB hoşgeldin!


Direnistanbul, "IMF ve Dünya Bankası'na Hoşgeldin!" yürüyüşü için 27 Eylül günü Taksim Tramvay Durağı'nda biraraya geldi. Buradan Hillton Oteli'ne yürümek isteyen Direnistanbul üyelerinin önü kolluk güçleri tarafından kesildi.

Eylemde, “IMF–DB Karşılama Komitesi” pankartı ile “Travestiyim IMF’siz işsizim”, “IMF bize de para ver”, “Eşcinselim IMF’siz yalnızım”, “Kadınım IMF’siz yokum”, “Bütçeden paramızı istiyoruz” dövizleri taşındı. Yürüyüşe geçen kitlenin önüne barikat kurularak, kitle çember içine alındı. Polisin yürüyüşe izin vermemesi üzerine, burada yapılan konuşmaların ardından sloganlarla Galatasaray Lisesi önüne yüründü. Yürüyüş sırasında bir faşist kolundaki ay-yıldız dövmesini göstererek, provakasyon yaratmaya çalıştı.

Bu kişi etrafta bulunan insanlar tarafından uzaklaştırıldı. Provakasyona karşı, “Irkçı faşistler bu dünyadan defolun!” sloganı atıldı.

Galatasaray Lisesi önüne gelindiğinde yapılan basın açıklamasını Evrim Asutay gerçekleştirdi. Asutay yaptığı açıklamada, IMF ve Dünya Bankası’nın bu yıl 6-7 Ekim’de İstanbul’da yapacakları toplantıda, krizle başa çıkmanın yollarını bulmak için her zamankinden çok çalışmak zorunda olduklarını belirterek,“Yanıbaşımızda bir araya gelecek olan bu büyük adamların fedakarlıklarına kayıtsız olmadığımızı göstermek ve konukseverliğimizi göstermek için, onlara koskocaman bir ‘hoşgeldiniz’ diyoruz” şeklinde konuştu. Asutay, burada olmalarının bir başka nedeninin ise, IMF ve Dünya Bankası’nın öngördüğü “toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe” den paylarını istemek olduğunu söyledi. Asutay açıklamanın devamında şunları ifade etti: “Önerecekleri “toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe”lerin bizleri değil, bu düzenin koruyucularını zenginleştireceğini biliyoruz.”

Asutay, basın açıklamasının ardından, bir haftalık eylem takvimini açıkladı. IMF ve Dünya Bankası’na İstanbul’u dar etmeye çağırdı. Yaklaşık 80 kişinin katıldığı yürüyüş ve eylem boyunca, “Milyonlar aç, işgal altında IMF varken kimin umrunda!”, “Diren İstanbul!”, “Hoşgeldin IMF!” sloganları atıldı.

27 Eylül 2009 Pazar

Zelaya'ya yönelik abluka sürüyor

Honduras'ta darbeci lider Micheletti, ülkesine dönen Manuel Zelaya ile görüşmeyeceğini söyledi. Birleşmiş Milletler, Zelaya'nın bulunduğu Brezilya Büyükelçiliği etrafındaki ablukanın kaldırılmasını istedi.

Darbeci lider Micheletti son açıklamasında, başka bir ülke tarafından sığınma tanındığı takdirde Zelaya'nın Brezilya Büyükelçiliği'nden çıkmasına izin verilebileceğini söyledi. “Zelaya ülkede kalmak için ısrar ettiği takdirde hakkındaki suçlamalardan yargılanmak üzere teslim olması gerekeceğini” söyledi. Micheletti, Zelaya ile yüz yüze görüşmeyeceğini, temsilcilerinin görüştüğünü ifade etti.

Manuel Zelaya, kendisiyle Çarşamba gecesi görüşen darbeci hükümet temsilcisine “ya geri dönüş ya ölüm” demiş, ülke topraklarını ve görevini terk etmeyi düşünmediğini belirtmişti.

BM: Ablukaya derhal son verilmeli

Üç ay önce gerçekleşen darbeyle sürgüne gönderilen Zelaya, darbecilerin tüm tehditlerine rağmen 21 Eylül'de gizlice Honduras'a dönerek Brezilya Büyükelçiliği'ne sığınmıştı. Fakat darbeciler, konsolosluğu ablukaya alarak, elektrik ve suyu kesmiş, temel gıda maddelerinin elçiliğe ulaşmasını engellemişti. Polis ve askerler, Zelaya'ya destek için gelen halka saldırmış. Çatışmalarda 3 kişi katledilmiş, yüzlerce kişi de gözaltına alınmıştı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Honduras’da bulunan Brezilya Büyükelçiliği önündeki ablukanın sona erdirilmesini talep etti. Uluslararası kamuoyuna ülkedeki siyasi krizin çözülmesine yönelik çağrıda bulundu. BM Güvenlik Konseyi'nin 15 üyesinin aldığı kararda, diplomatik bir elçiliğin dokunulmazlık hakkının çiğnenemeyeceği vurgulandı.

Aleviler: Sahte Açılım oyunu son bulsun


Alevi Bektaşi Federasyonu bileşenleri, bugün yaptığı basın toplantısında Diyanet İşleri'nin zorunlu din derslerini kaldırılması istemini tehdit görmesine yanıt verdi. “AKP çözmüyor, bizi oyalıyor” diyen Aleviler, 8 Kasım'da İstanbul'da bir miting yapacaklarını duyurdu.

Alevi Bektaşi Federasyonu bileşenleri, yöre dernekleri ve dergahlar, Ataşehir'de bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği şubesinde basın toplantısı düzenledi. Alevi örgütleri, zorunlu din dersi dayatmasının kaldırılması talebinin Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınladığı 'İslam'a tehdit' listesinde yer almasına tepki gösterdi. Yaklaşık 100 kişinin katıldığı toplantıya Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız ve PSAKD Genel Başkanı Fevzi Gümüş de katıldı.

AKP sorun çözmüyor bizi oyalıyor

Basın toplantısında açıklama yapan ABF Genel Başkanı Ali Balkız, geçtiğimiz yıl Ankara'da 135 bin kişinin katılımıyla yapılan Alevi mitingini hatırlattı. 'Eşit yurttaşlık hakkı' taleplerini dile getirdiklerini belirtti. Balkız, Alevilerin yaptıkları kitlesel miting ile hükümete seslerini duyurmaya çalıştıklarını söyledi. Balkız, “Miting sonrasında oluşan kamuoyu baskısının da etkisiyle AKP Hükümeti 'Alevi Açılımı', 'Alevi Çalıştayı' adı altında bir süreç başlattı. Başlangıç olarak da Alevileri dinledi. Talepleri, Alevilerle çözülebilecek iken; hükümet sorunu sürece yayarak, ipe un sermeye başladı. Diyanetçiler ve İlahiyatçılar da dahil olmak üzere ilgili ilgisiz birçok kesimi dinledi, dinlemeye devam ediyor. AKP gerçekten sorun çözüyor mu, bizleri oyalıyor mu? Bizce belli oldu” dedi.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, zorunlu din derslerinin kaldırılması isteğini dine ve kuruma tehdit olarak gördüğüne dikkat çeken ABF Genel Başkanı Balkız, Diyanet İşleri açıklamasının Alevi kurumlarına yönelik bir tehdit olduğunu söyledi. “Bu tehdit karşısında sessiz kalarak hükümet de zımnen onay vermiş oldu” dedi.

8 Kasım'da yüzbinlerle Kadıköy'de

Balkız, “Mahkeme kararları varken, AİHM ve Danıştay kararları varken, hükümetin bu kararlardan kaçması gibi bir husus da söz konusu değilken; neden Alevi Çalıştayı?” diye sordu. “AKP hükümetinin Alevilerin haklı seslerine kulakları hala sağır, gözleri hala kördür” dedi. ABF Genel Başkanı, geçen yıl verilen kitlesel tepkinin yıldönümünde bir miting daha düzenleyeceklerini ilan etti. 8 Kasım'da yüzbinlerin katılımıyla İstanbul Kadıköy Meydanı'nda olacaklarını duyurdu. Balkız, AKP'yi bu sesi duymaya ve “açılım” oyununa son vermeye çağırdı.

'Açılım'lar sürüncemeye bırakıldı

Açıklamanın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Balkız, “Biz bu açılımdan umutlu değiliz. Madımak'ın müze yapılması talebi için açılım gerekmiyor. Davalar var, bunun için de açılım gerekmiyor” dedi. Balkız, hükümetin Kürt halkının talepleri karşısında başlattığı “Kürt açılımı”nın sürüncemeye bırakıldığını hatırlattı. Alevi açılımının da benzer bir süreci yaşayacağını söyledi. Balkız, muhalefe partilerine ilişkin bir soruya ise “Al birini vur ötekine. CHP yaptığı tüzük kurultayında Alevilerin talepleri ile ilgili daha da geriye düşmüştür” diye konuştu.