28 Kasım 2009 Cumartesi

DHF: Protestolar meşrudur

Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), üye ve taraftarlarına yönelik ev baskınları ve sonrasında gelişen tutuklama terörü ile ilgili yazılı bir açıklama yaptı. “IMF ve Dünya Bankası Protestoları Meşrudur! Gayrı Meşru Olan Emperyalistler ve Yerli Uşaklarıdır!” başlıklı açıklamada IMF-DB eylemlerinden rahatsızlık duyan emperyalizmin yeminli uşaklarının saldırılarını sürdürdükleri ifade edildi.

IMF-DB uşaklarının ve onların kolluk güçlerinin yalanlara ve tehditlere devam ettiğinin vurgulandığı açıklamada, burjuva medyanın da demagojik haberleriyle saldırıdaki yerini aldığı dile getirildi.

Halk içerisinde devrimci ve demokratik dinamikler barındıran her kesime yönelik açık ve gizli saldırıların yoğunlaştığı bir süreçten geçildiğinin söylendiği açıklama, demokratik haklar mücadelesine yönelen gerici-faşist ablukaya karşı birlikte mücadeleye etme çağrısıyla son buldu.
DHF’nin yazılı açıklamasının tam metnini yayınlıyoruz:

IMF ve Dünya Bankası Protestoları Meşrudur! Gayrı Meşru Olan Emperyalistler ve Yerli Uşaklarıdır!

Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın (DB) toplantıları 6 - 7 Ekim’de, İstanbul’da binlerce kişinin katıldığı eylemlerle protesto edilmiş ve gittiği her yerde dünya halklarının öfkesiyle karşılanan emperyalist haydutlar İstanbul’da da hak ettikleri gibi karşılanmıştı.

Alanlara çıkan binlere, gaz bombalarıyla ve coplarla saldıran kolluk kuvvetleri, haklı ve meşru protesto hakkının kullanılmasına engel olmaya çalışmış ve türlü yalan ve çarpıtma ile gösteriler “suç” olarak gösterilmek istenmişti.

IMF protestoları sırasında göstericilerden onlarcası yaralanırken, 200’e yakını ise gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınanlar, gerek gözaltılar sırasında gerekse gözaltı süresince fiili ve sözlü saldırıya maruz kalmış, bazı göstericiler gericilerin, faşistlerin sopalı, bıçaklı saldırılarında yaralanırken kullanılan yoğun gazdan etkilenen İshak Kalvo adlı bir vatandaş ise kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti.

Kolluk güçleri, yalan ve tehditlerine devam ediyor: IMF ve DB uşakları iş başında!

Emperyalist haydutlara karşı gerçekleştirilen protestoları “provokasyon” ve “suç” olarak nitelendiren emperyalizmin yeminli uşakları saldırılarını sürdürüyor. 20 Kasım Cuma günü evleri basılarak gözaltına alınan 1 üyemiz ve 7 arkadaşımızın, IMF protestolarına katılmakla “suçlandığı” açıklandı.

IMF ve DB uşakları ve efendileri; 6-7 Ekim tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen eylemlerden duydukları “rahatsızlıkları” 20 Kasım günü yapılan gözaltılarla gidermeye çalıştı. Kendisini, efendilerine “ispatlama” telaşına giren İstanbul Emniyet Müdürlüğü, İstanbul Valiliği, AKP ve diğer kan emici kesimler yapılan gözaltıları çarpıtarak “sarsılan otoritelerini” kurtarmaya çalışmışlardır.

Gözaltına alınanların henüz savcılık ve mahkeme sorguları sürerken ve “gizlilik” kararı olduğu söylenirken; burjuva medyada “terör örgütü operasyonu” demagojisi eşliğinde “ele geçirilen mühimmatlardan”, “hücre evlerine yapılan baskınlardan”, Federasyon yöneticilerimizden Ali Haydar Ben’in “verdiği bilgiler doğrultusunda operasyonun genişlediğinden”, “havai fişek atan göstericinin yakalandığından” dem vuran haberler gündemin ilk sıralarına yerleştirildi.

Yapılan “operasyonlarda” Ali Haydar Ben adlı üyemiz ve 3 arkadaşımız tutuklanmıştır. Federasyon yöneticilerimizden olan Ali Haydar Ben hakkında, burjuva medyada yapılan “haberler” yalan ve demagojiden ibarettir. IMF ve DB uşakları; Ali Haydar Ben şahsında Federasyonumuza yönelmekte ve güvensizlik yaymaya çalışmaktadır.

Hâkim sınıflar bir kez daha “yasalarının” göstermelik olduğunu ispatlamıştır. Burjuva medya bir kez daha uşaklığını kanıtlamıştır. Federasyonumuz; İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün ve burjuva medyanın yalan ve demagojilerine meydan vermeyecektir!

Tutuklananlar serbest bırakılsın!

Halk içerisinde devrimci ve demokratik dinamikler barındıran her kesime açık ve gizli saldırılarını yoğunlaştıran hâkim sınıflar, demokratik haklar mücadelesinin örgütlü-dinamik güçlerine dönük saldırılarını da aralıksız sürdürüyor.

Federasyonumuza dönük son bir yılda yoğunlaşan baskı ve saldırıların nedeni demokratik haklar mücadelesini geliştirme ve halkla buluşma iradesidir. Bu iradenin ve ısrarın halkın talepleri ile buluşmasından korkuyorlar. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da gelişecek tüm saldırılar demokratik haklar mücadelesini yükseltme irademiz karşısında hükümsüz kalacaktır.

Geçtiğimiz günlerde Taksim’de 1 Mayıs eylemlerine katıldığı gerekçesiyle tutuklananlara, IMF ve DB protestolarına katılanlar da eklenmiştir. Hâkim sınıfların; demokratik- meşru eylemlere yönelik saldırıları artarak devam edecektir.

Bir kez daha ilan ediyoruz; IMF ve DB protestoları haklı ve meşrudur! Gayrı meşru olan emperyalistler ve uşaklarıdır! Emperyalist haydutlara karşı 6-7 Ekim tarihlerinde İstanbul’da sergilenen karşı koyuş ezilen milyonların geleceklerini kazanma iradesidir.

Federasyonumuz; tüm gerici saldırılara karşın demokratik-meşru eylem çizgisini savunmaya ve halkın haklı kavgasını örgütlemeye devam edecektir.

Tüm ilerici, demokratik, devrimci kurum ve kişileri; ezilenlerin demokratik-meşru eylemlerine yönelen bu saldırıları lanetlemeye çağırıyoruz!

Bütün duyarlı kesimleri, demokratik haklar mücadelesine yönelen bu gerici-faşist ablukaya karşı birlikte mücadeleye etmeye ve can bedeli kazanılmış hakları korumaya davet ediyoruz.

IMF ve DB uşaklarının yalan ve demagojilerini boşa çıkaracağız!

IMF ve DB protestoları haklı ve meşrudur!

Yaşasın demokratik haklar mücadelemiz!

Baskılar, gözaltılar, tutuklamalar halkın haklı kavgasını engelleyemez!

1 Mayıs ve IMF-DB eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle tutuklananlar serbest bırakılsın!

Demokratik Haklar Federasyonu
25 Kasım 2009

Güler Zere özgürlük yürüyüşüne katıldı


Güler Zere'ye Özgürlük Platformu dün akşam İstiklal Caddesi'nde özgürlük yürüyüşüne devam etti. Binlerce ilerici, devrimci “Hasta tutsaklara özgürlük” diye haykırdı, adalet talebini yükseltti. Güler Zere de özgürlük yürüyüşüne katıldı.

Taksim Tramvay Durağı’nda bir araya gelen 3 bini aşkın kişi, “Hasta tutsaklar serbest bırakılsın” yazılı pankart açarak Galatasaray Meydanı'na yürüdü. Yürüyüşün en önünde Güler Zere ve polis kurşunuyla felç kalan Ferhat Gerçek yer aldı. Tecrit karşıtları Esenyurt'ta polislerce infaz edilen devrimci Alaattin Karadağ'ı da unutmadı. Tecrit karşıtları hasta tutsaklar için on dakika oturma eylemi yaptı, türkülerini hasta tutsaklar olmak üzere katledilenler için söyledi.

Zere hasta tutsaklar için mücadele edecek

Galatasaray Meydanı'nda konuşma yapan Güler Zere, mücadeleyi omuzlayanları selamladı. Zere, hala onlarca var olan hasta tutsaklar için aynı şekilde kendisinin mücadele edeceğini söyleyerek, kendisini özgürlüğüne kavuşturanlara teşekkür etti. Platform adına açıklamayı Ölüm Orucu şehitleri Canan ve Zehra Kulaksız'ın babası Ahmet Kulaksız okudu. Kulaksız,“Bizler, bayramın bu ilk gününde, sevdikleri ile bayramlaşma imkanları olmadığı gibi, belki sonraki bayramların sevinçlerini de duyma şansları olmayacak hasta tutsakları hatırlatmak için yürüdük, yürüyoruz” dedi.

Devrimcilere kurşun sıkanlar serbest bırakılıyor

Hasta tutsakların her geçen dakika, biraz daha ölüme yaklaştığını hatırlatan Kulaksız, devletin katletme politikasına dikkat çekti. Bayramın arifesinde Bilecik M tipi hapishanesinde tutuklu bulunan Zeki Dökel'in Adli Tıp Kurumu önünde hayatını kaybetmesi ile birlikte sarsıldıklarını ifade eden Kulaksız, Adli Tıp Kurumunun ağır hasta tutsaklara “Hapishanelerde kalabilir” raporu vermesiyle tıp bilimine aykırı davrandığını söyledi. Kulaksız şöyle konuştu, “Tıp bilimini insanlığın hizmetine sunmak için yemin edenler, bugün efendilerinin talimatlarına uyarak tıp etiğine ve bilime aykırı kararlar veriyorlar. Devrimcileri, demokratları katlediyor, devrimcilere kurşun sıkanları, çetecileri serbest bırakıyorlar.”

Eylemde, “Katil devlet hesap verecek”, “İçeride dışarıda hücreleri parçala”, “Güler Zere onurumuzdur”, “Hasta tutsaklar serbest bırakılsın”, “Adalet istiyoruz” ve “Tecride Hayır”, “Alaattin Karadağ yoldaş ölümsüzdür” sloganları atıldı.

27 Kasım 2009 Cuma

Gerçekler bilinsin yeter!...



Videoda Hakan Akcura’nın sorularına cevap veren "kimlikler", Abdulkadir Aygan, "Abuzer" ve "Serif" (Aziz Turan).

Onur Öymen CHP'nin en namuslu adamıdır

Onur Öymen, Kemal Kılıçdaroğlu'ndan, diğer Alevi CHP'lilerden daha dürüsttür, asıl CHP'li Onur Öymen'dir. Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Gündeme ilişkin değerlendirmeler yapan Öcalan, AB standartlarına ulaştırılan yeni cezaevini AB'ye şikâyet etti.

HAVASIZ İNSANIN BEYİN HÜCRELERİ ÖLÜR
5 milyon dolar harcanarak 'F tipi'ne dönüştürülen İmralı cezaevindeki yeni koğuşunda "nefes alamadığını" savunan Abdullah Öcalan, "Havasız kalan bir insanın beyin hücreleri ölür. Bu beyin hücrelerinin ölümünü hissediyorum. Burada konsantre olamıyorum." diye konuştu. Yeni cezaevinin yapılmasını CPT (İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi) ve AİHM'nin önerdiğini iddia eden Öcalan, "Bana da buradaki koşullarımın eskisine göre daha iyi olacağını belirttiler ama hiçbiri olmadı. Buraya gelip kendi yarattıkları eserlerini görmeliler." dedi.

'BEYİNSEL İŞLEVLERİ' ETKİLENİYORMUŞ!
İmralı'da kendisi için 5 milyon dolar harcanarak özel yapılan AB standartlarına sahip hücresinde "yarı ölü" şekilde yaşadığını öne süren Öcalan havasızlığın "beyinsel işlevlerini etkilediğini" de iddia etti. Öcalan ayrıca daha önceki görüşmelerde "Demokartik açılım" süreci ile ilgili avukatlarına yaptığı açıklamalar nedeniyle 20 gün hücre cezası aldığını söyledi.

YENİ KORKUSU: OSMAN ÖCALAN
Abdullah Öcalan son dönemde Türkiye'ye dönmek istediği yönünde mesajlar veren kardeşi ve PKK'nin eski yöneticisi Osman Öcalan hakkında da çok çarpıcı açıklamalar yaptı. Kendisinin tasfiye edilmek istendiğini söyleyen Öcalan ortaya çıkacak boşluğun da 'kaçanlar' ile doldurulacağını savundu. Öcalan, "Beni burada tasfiye edip yerime yeni bir Öcalan koymaya çalışacaklar. Öcalan ismini böyle kullanacaklar." diye konuştu.

CHP'Yİ DE AKP'Yİ DE BAHÇELİ YÖNLENDİRİYOR
Onur Öymen'in Dersim gafıyla ilgili olarak değerlendirmeler de yapan Öcalan, Öymen'i CHP'nin en namuslu adamı olarak nitelendirdi. “Esasen AKP bir adım ileri iki adım geri atıyor. Zik-zak çiziyor. Bahçeli geçmişte olduğu gibi bugün de bir çok şeyin önünde engel olarak duruyor. Bugün CHP’yi de, AKP’yi de aslında bir nevi Bahçeli yönlendiriyor. Bahçeli’nin bu konumunu iyi görmek gerekiyor. Aslında AKP ile CHP de, MHP de hepsi kendilerine biçilen görevi yerine getiriyor.

ONUR ÖYMEN CHP'NİN EN NAMUSLU ADAMIDIR
CHP ile Aleviler elde tutulmaya çalışılıyor, MHP ile de milliyetçi damar elde tutulmaya çalışıyor. AKP ile de Kürtler elde tutulmaya çalışılıyor. CHP’nin halini görüyorsunuz. İşte Dersim hakkında daha önce birçok şeyi dile getirmiştim, şimdi Onur Öymen’in açıklamaları da ortaya çıkardı. Şimdi söylediklerim daha iyi anlaşılıyor herhalde. Mustafa Kemal hakkında değerlendirmelerim de daha iyi anlaşılıyor herhalde. Aslında herkesi Mustafa Kemal’in öldürdüğünü söylüyorlar ancak öyle değildir. Bunlar iyi araştırılmalıdır, iyi bilince çıkarılmalıdır. Aslında Onur Öymen CHP’nin en dürüst, namuslu adamıdır; CHP’nin gerçek politikalarını, gerçek çizgisini açıkça dile getirmiştir. Yine Onur Öymen, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan, diğer Alevi CHP’lilerden daha dürüsttür, asıl CHP’li Onur Öymen’dir.

DÜRÜST OLMAYAN KILIÇDAROĞLU'DUR
Dürüst olmayan, namuslu olmayanlar Kılıçdaroğlu gibileridir. Kendi tarihlerine ihanet edenler kendileridir. İşte Almanya’da biliyorsunuz Hitler faşizmini. Yahudileri nasıl katlettiler? Yahudilerin sonu da böyledir. Biliniyor Hitler faşizmi önce komünistleri-sosyalistleri, sonra Kilise rahiplerini ortadan kaldırdı. Dersimlilerin tarihi de buna benzerdir. Bunlar bu zihniyeti, bu katliam zihniyetini savunuyorlar.

BUNLAR AZILI FAŞİSTLERDİR
Bunların hepsi azgın milliyetçidirler, azılı faşisttirler. Dersim, bütün bu kendi üzerinde oynanan oyunları iyi görmelidir, kendilerini bekleyen tehlikelerin farkında olmalıdır. Kendi tarihlerini iyi anlamalıdırlar. Bunu Dersim için diyorum, yine tüm Kürtler için de aynı şeyi söylüyorum. Kendi tarihlerini iyi bilmeliler. Hakeza Muş için, Van için, Urfa için de aynı tehlikelere işaret ediyorum. Kürtlere CHP ve MHP’nin katliamcı politikalarıyla ölümü göstererek, AKP’nin tasfiyeci politikasıyla sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar. Böyle bir konsept var.”

Sivas katliamının firarisi Fransa’da

2 Temmuz 1993’te meydana gelen, 37 kişinin öldüğü Sivas Katliamı davası sanığı Cafer Erçakmak’ın Fransa’da yaşadığı, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) kayıtlarından ortaya çıktı.
Avukat Şenal Sarıhan’ın; arandığı dönemde 5 yıl boyunca Sivas’tan emekli maaşını çektiğini saptadığı Erçakmak hakkındaki “yakalama” kararı, “tutuklama” kararına çevrildi. Adalet Bakanlığı’nın Fransa’dan Erçakmak’ın iadesini talep etmesi bekleniyor. Milliyet'te yer alan habere göre; 16 yıldır bulunamadıkları için haklarında karar verilemeyen 7 firari sanık hakkındaki davada, mağdur avukatı Sarıhan, soruşturmanın genişletilmesi talebinde bulunmuştu. Sarıhan, “TÜİK’in, 19 Eylül 2007’de bir nüfus müdürlüğüne, firari sanık Erçakmak’ın Fransa’da ikamet ettiğini bildirdiğini, nüfus kayıt örneğinde de ikamet adresi olarak Fransa’nın gösterildiğini” mahkemeye bildirmişti. Sarıhan ayrıca Erçakmak’ın, 26 Mayıs 1998’e kadar SSK’dan emekli aylığı aldığını öğrendiklerini mahkemeye iletmişti. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi de İçişleri Bakanlığı, TÜİK ve SGK’dan bilgi istemişti.

Türkiye'den İran'a jest

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK), İran'ı bir uranyum zenginleştirme tesisini gizlice inşa ettiği gerekçesiyle kınayan tasarıyı onayladı. Türkiye'nin çekimser kalması İran'a jest olarak yorumlandı.

UAEK yönetim kurulunun, kurumun Viyana'daki merkezinde dün başlayan olağan toplantısına bugün de devam edildi. Toplantının sabah oturumunda, İran'ın nükleer programına yönelik olarak Almanya'nın sunduğu yeni karar tasarısı oylandı.

Almanya'nın hazırladığı ve UAEK yönetim kurulunda bugün kabul edilen karar tasarısında, İran'ın Kum kentinde uranyum zenginleştirmek üzere inşa ettiği yeni nükleer tesisin varlığını UAEK'ya geç bildirdiğine işaret edilerek, İran'a yaptırım uygulanması için konunun BM Güvenlik Konseyine havale edilmesi talep ediliyor. UAEK ayrıca Iran'ın nükleer projesini derhal durdurmasını da talep etti.

Tasarı, yaklaşık dört yıldır İran'a karşı onaylanan ilk karar tasarısı olma niteliğini taşıyor. Karar tasarısı, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu yönetim kurulu asil üyelerinden 34'ünün katıldığı oylamada, 25 lehte oyla kabul edildi.

Oylamada 3 üye ülkenin aleyhte oy kullandığı, 6 ülkenin de çekimser kaldığı bildirildi. Türkiye de oylamada çekimser kaldı. ABD karşıtlığı ile bilinen Küba ve Venezüela ile Malezya ret oyu kullanırken, Türkiye’nin dışında oylamada çekimser kalan diğer ülkeler Afganistan, Mısır, Pakistan ve Güney Afrika oldu. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın geçtiğimiz günlerde ziyaret ettiği Brezilya'nın da çekimser oy kullanması ise dikkat çekti. Yönetim kurulunda asil üye olarak yer alan Azerbaycan, oylama sırasında salonda bulunmadığı için oylamaya katılmadı.İran konusunun ele alınacağı Başkan Obama ile Başbakan Erdoğan'ın 7 Aralık'taki görüşmesi öncesinde Türkiye'nin BM'de yapılan kritik oylamada çekimser kalmasıyla Ankara İran'a kınama kararını ne destekleyerek ne de karşı çıkarak Batı ile Tahran arasında dengeli bir pozisyon almış oldu.Tasarıya, İran'a yönelik yaptırımlara set çeken Rusya ve Çin'in destek vermesi dikkat çekti. Ancak bunun Rusya ve Çin'in yaptırım konusundaki tutumunu değiştirecekleri anlamına gelip gelmediği bilinmiyor.

Eylül'de İran'ın ikinci bir uranyum zenginleştirme tesisine sahip olduğu ortaya çıkmıştı. Tahran, İran'ın düşük zenginlikli uranyumunun yakıta dönüştürülmek üzere deniz aşırı ülkelere gönderilmesini öngören ABD destekli planı kabule yanaşmıyor.

Başbakan KESK'i açık hedef gösterdi

2.5 milyon memurun yaptığı uyarı greviyle ilgili soruları yanıtlayan Başbakan Erdoğan, grev sorusuna kızdı ve "Biten işi konuşmanın anlamı var mı? Yaptırım olacak. Sami Evren'in Başbakan'ın sözüne baş eğmesini beklemiyoruz hukuka baş eğmesini bekliyoruz" dedi.Erdoğan, Danıştay'ın İmam Hatiplerin önünü açna "katsayı farkı" uygulamasına yönelik iptal kararı için de "Danıştay ideolojik davranıyor" yorumunda bulundu.

DOMUZ GRİBİ AŞISI
"Ben sadece medyadan birşey rica ediyorum. Bu konuyu bu kadar kurcalamasınlar. Devlet çalışıyor. Aşının yan etkileri anlatılıyor. Bu konuyla ilgili olarak isteğe bağlı olarak aşının yaptırılması süreci başlatılıyor. Ben de bazı basın yayın organlarının "Başbakan söyledi" demesi oluyor. Siz soruyorsunuz ben yanıtlıyorum. Medya yardımcı olsun. Gerekli olanı Sağlık Bakanlığı yapıyor. Ben kendimle ilgili olanı kendi istediğim gibi uygulayayım. Kimseye de aşı olacaksın diye diretemem. Bu iki kere iki dört değil. Benim ailemde kimse aşı olmadı."

MEMUR EYLEMLERİNDE KESK'İ İŞARET ETTİ
Başbakan memur eylemleri konusunda soru yönelten gazeteciye şunları söyledi: "Biten işi konuşmanın anlamı var mı? Yaptırım olacak. O kurumların yöneticileri gerekli olan neyse takip edecek. Yasaların çiğnenmesine müsade edilirse ülke yol geçen hanına döner. Sami Evren'in Başbakan'ın sözüne baş eğmesini beklemiyoruz hukuka baş eğmesini bekliyoruz. Biz onların yasa çerçevesinde çalışmasını istiyoruz. Yasal çerçevede çalışmadıklarında bunun bedelini ağır öderiz. Gerginliklerin yaşaandığı bir ülke oluruz. Buna da kimsenin hakkı yok. Yasal olmayan hakları kullanmaya kalkarlarsa biz de yasanın gereğini kullanırız."

"Taksiciler sizi Cumhurbaşkanı olarak görmek istiyoruz demişlerdi" şeklindeki soruya Başbakan "teşekkür ederiz" diyerek yanıtladı.

"DANIŞTAY'IN KARARI İDEOLOJİK BİR KARARDIR"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Danıştayın, YÖK'ün, üniversiteye giriş sınavında katsayı uygulamasının kaldırılması yönündeki kararının yürütmesini durdurması ile ilgili ''Bu karar tamamıyla ideolojik bir karardır. Dolayısıyla böyle bir ideolojik kararı anlamakta zorlanıyoruz. Bunun kabul edilir hiçbir yanı yok'' dedi.
Başbakan Erdoğan, bayram namazını kıldığı Eyüp Sultan Camisi'nden ayrılırken gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin, Danıştayın, YÖK'ün katsayı uygulamasını kaldıran kararının yürütmesini durdurduğunu anımsatarak, bu konudaki görüşlerini sorması üzerine Erdoğan, konuyla ilgili YÖK'ün ve ilgili kişilerin gerekli açıklamaları yaptığını söyledi. Aldığı bu kararın, Danıştayın kendi içinde ne denli çelişkili olduğunu gösterdiğini kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti: ''Bu konuda yetkili mercinin YÖK olduğunu söyleyen Danıştayın, aynı yıl içerisinde tamamen o aldığı kararı nakseden bir karar alması hiçbir şeyle izah edilemez. Bu karar tamamıyla ideolojik bir karardır. Dolayısıyla böyle bir ideolojik kararı anlamakta ben şahsen zorlanıyorum. Bunun kabul edilebilir hiçbir yanı yok. Yargı organıdır, kararını almıştır ama inanıyorum ki muhatabı olan YÖK de bununla ilgili itirazını yapacaktır, tavrını belirleyecektir. Biz de bu ülkede mağdurların haklarını arama noktasında olan bir iktidar olarak, bir siyasi iktidar olarak, yargı karşısında yapılması gerekenleri aramızda bayramdan sonra değerlendireceğiz.'' (A.A)