1 Ocak 2010 Cuma

Hizbullah davasında karar çıktı

Diyarbakır'daki Hİbullah davasında 16 sanık müebbet hapse çarptırıldı. Diyarbakır'da 10 yıldır süren 33 sanıklı Hizbullah Ana Davası'nda karar çıktı.33 sanıklı davada 16 sanığa müebbet hapis cezası verildi.

10 YIL SONRA KARAR ÇIKTI
Diyarbakır'da 10 yıldır devam edilen Hizbullah ana davasında karar çıktı. Kararda 16 kişi müebbet hapis cezası verildi. 7 kişi ise "örgüt üyeliğinden" ceza aldı. Bu 7 kişi, "cezaevinde kaldıkları süre dikkate alınarak" tahliye edildi.

Öcalan'dan belediye başkanlarına KCK fırçası

Belediye Başkanları'nın KCK yapılanması içerisinde olması Öcalan'ı çıldırttı. Abdullah Öcalan, Barış ve Demokrasi Partili (BDP) belediye başkanlarının KCK yapılanmasının içerisinde olmasına sinirlendi.

ÖCALAN: KCK İLLEGAL BİR YAPILANMA
Avukatlarıyla yaptığı haftalık görüşme notları PKK'ya yakın internet sitelerinde yayınlanan Öcalan, KCK'nın illegal bir yapılanma olduğunu vurguladı. KCK'nın başının Kandil olduğunu belirten Öcalan, yapının içerisindeki belediye başkanlarına kızgınlığını şöyle ifade ediyor:

TUTUKLANMALAR PROVAKASYON
"KCK'nin bir sürü yerde örgütlenmeleri vardır, Türkiye içinde de yapılanmaları vardır. KCK ile legal siyaset ayrıdır. Belediye başkanlarının, siyasetçilerin bu oluşumun üyesi olmamaları gerekir. Seçilmişler, KCK'nın Türkiye'de yasal olmadığını bilir, buna göre davranmalılar." Öcalan, KCK soruşturması kapsamında belediye başkanlarının tutuklanmasını da 'provokasyon' olarak değerlendirdi.

SADECE KÜRTLERİN DEĞİL TÜRKİYE'NİN PARTİSİ OL
BDP yöneticilerine talimatların yer aldığı görüşme notlarında Öcalan, BDP'ye "Sadece Kürtlerin değil Türkiye'nin partisi ol" diyor. Öcalan ayrıca, "feminist, çevreci ve dürüst Alevileri partiye dahil" edilmesini istiyor. Siyasal örgütlüğün yükseltilmesini isteyen Öcalan, 2010 yılında demokratik mücadele verilmesini gerektiğini kaydediyor.

Genelkurmay'dan açıklama: "Toplum ne hale geldi"

Genelkurmay’dan yapılan açıklamada, kozmik odada arama yapan hakim Kadir Kayan’ı takip ettikleri ihbarıyla bazı askerlerin gözaltına alınıp serbest bırakıldığını belirterek, “Son günlerde yaşananların, kişileri ve toplumu ne hale getirdiğini göstermesi bakımından önemli olduğu düşünülmektedir” denildi.

ANKARA - Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde yer alan bilgi notunda, bugünkü bazı medya organlarında dün bir hakimi takip ettiğinden şüphe edilen iki aracın durdurularak arandığı, bu araçların askeri ve içindeki şahısların da askeri personel olduğu haberlerine yer verildiği anımsatıldı.

Bilgi notunda, olayın gelişimine yer verilerek, şunlar kaydedildi: ''31 Aralık 2009 saat 12.30 civarında, Uğur Mumcu Caddesinde birbirinden bağımsız olarak idari görevle seyir halinde olan beyaz renkli iki ayrı askeri araç polisler tarafından durdurulmuştur. Durdurulan bu araçların askeri araç olduğunun anlaşılması üzerine olay yerine Merkez Komutanlığı ekipleri çağrılmıştır.

Söz konusu araçlar ve içindeki personel, durdurma ve arama kararını veren Cumhuriyet Savcısının isteği üzerine saat 14.00 civarında Ankara Merkez Komutanlığına götürülmüşlerdir. Burada, Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan tespitlerde; araçlardan birisinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ait olduğu ve içinde iki şoför er ile bir uzman çavuş aşçının bulunduğu, diğer aracın ise Garnizon Komutanlığına ait olduğu ve içinde biri onbaşı biri er iki şoför, bir elektrik teknisyeni er ve bir marangoz erin bulunduğu anlaşılmıştır.

İlgili Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan inceleme sonucunda, söz konusu askeri personel dün gece saat 22.00 civarında serbest bırakılmıştır.

Olayın, bir şüphe üzerine yapılan ihbar ve bu ihbara yönelik olarak icra edilen bir uygulama olduğu anlaşılmış ise de, son günlerde yaşananların, kişileri ve toplumu ne hale getirdiğini göstermesi bakımından önemli olduğu düşünülmektedir.

Konuya ilişkin olarak gerekli işlemler başlatılmıştır.”

Güneydoğu bu fotoğrafı unutmadı!

KCK operasyonunda, aralarında belediye başkanlarının da bulunduğu 35 kişinin adliye bahçesinde ifade vermek için başında polisle tek sıra halinde elleri plastik kelepçeli sıraya dizilmelerini gösteren o fotoğraf, Diyarbakır'daki panolara asıldı...

DİYARBAKIR- Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), Diyarbakır İl Başkanlığınca, KCK operasyonu kapsamında gözaltına alınan ve aralarında belediye başkanlarının da bulunduğu elleri plastik kelepçeli 35 kişinin tartışma yaratan fotoğrafını kentin değişik yerlerindeki bilboardlara astı.

BDP Diyarbakır İl Başkanlığı, PKK'nın sivil oluşumu ''Kürdistan Topluluklar Birliği/Türkiye Meclisi (KCK/TM) Yapılanması''na yönelik operasyonda gözaltına alınan ve aralarında belediye başkanlarının da bulunduğu elleri kelepçeli 35 kişinin fotoğrafının yer aldığı afişler hazırladı. Afişlerde, ''Dün Halepçe, Bugün Kelepçe'' ibaresine yer verildi.

Irak'ın Halepçe kentine 1988'de düzenlenen kimyasal saldırıda yaklaşık 5 bin kişi yaşamını yitirmiş, çok sayıda kişi de yaralanmış ve sakat kalmıştı. CK soruşturması kapsamında 24 Aralık 2009'da eş zamanlı yapılan operasyonda gözaltına alınan ve aralarında eski ile yeni belediye başkanlarının da bulunduğu 35 kişinin savcılığa çıkarılması sırasında ellerine plastik kelepçe takılmıştı. Bu görüntü daha sonra tartışma yaratmış ve Nazi dönemini hatırlattığı ifade edilmişti. Gelen tepkiler üzerine, İçişleri Bakanlığı o fotoğrafta yaşanan durumla ilgili inceleme başlatmıştı.

Bak işçi tulumu giymiş umut

2009'da silkelenen işçi sınıfı ve ezilenlerin geride kalan yıla bıraktıkları izler, küçük çaplı onlarca zaferi hatırlatıyor. İşte 2009... Grevler, işgaller, direnişler... İşte 2009, dişe diş çarpışmalar... İşte 2009... Hayatı yaratanlardan kesitler...

Kim unutabilir; elde ekmek, beline kadar buz gibi su içinde isyan eden TEKEL işçisini. Nasıl unutulur; Taksim Anıtı'nda zafer bayrağını sallayanları, binlerin görkemli Taksim çarpışmasını ve zaferini. Tersanelerde grevler hala korurken sıcaklığını yeni direnişleri kim hatırlamaz? Ya da, hayatı durduran emekçi memurları. Hareket etmeyen trenler, bomboş koridorlar... İşte 2009... Grevler, işgaller, direnişler...
.
İşte 2009, dişe diş çarpışmalar... İşte 2009... Hayatı yaratanlardan kesitler... Basında 12 eylül sonrası ilk grev ATV-Sabah emekçileri, 29 yıl aradan sonra ilk defa özel bir basın kuruluşunda greve çıktı. Grev, AKP'ye yakınlığıyla bilinen Çalık grubunun baskı ve tehditlerine rağmen aylarca sürdü. ATV-Sabah grevi 154. gününde, 19 Temmuz'da İstanbul 2. İş Mahkemesi'nin kararıyla durduruldu. Grev, 1980 sonrası basın dünyasında ilk grev olma özelliğini taşıyor.
.
Tekstilde işgal yılı Krizin, en derinden hissedildiği tekstil iş kolunda yüz binlerce işçi sokağa atıldı. Tekstil havzaları barut fıçısı ama patlamalar lokal düzeyde kaldı. Bu dönemde İstanbul'da bir çok orta ölçekli tekstil fabrika ve atölyesi işgal ve direnişlere tanıklık etti. İstanbul Sultançiftliği'nde kurulu bulunan Selga Tekstil'de, Tekstil Sen öncülüğünde iki direniş yaşandı. 2008 yılının son günlerinde atölyeyi işgal eden işçiler yeni yılı direnişle karşıladı. Ocak ayının sonunda ikinci bir direnişle kazandılar. Selga'nın ardından Asya Tekstil işçileri direnişe geçti. Patron kaçtı, işçiler kovaladı. Tekstil işçileri, haklarını almayı bildi. Yine Hiranur Tekstil Fabrikası'nda üç aylık maaşları, mesai ücretleri ve sigorta primleri için 25 Mart'ta iş bırakan 85 işçi, Tekstil Sen öncülüğünde başlattıkları direnişi kazanımla sonuçlandırdı. Şafak Tekstil firmasında çalışan yaklaşık 100 işçi, 10 Ocak'ta başlattıkları direnişi 6 gün sonra kazanımla sonuçlandırdı. Şafak Tekstil işçileri, yaklaşık bir ay önce de patronu rehin alıp, fabrikayı işgal etmişti. Tekstil Sen, Selga, Şafak, Miteks, Asya, Hiranur ve Ağ Tekstil'de işgal, iş durdurma ve direnişlerle kazanımlara imza attı. Tersanelerin yazgısı yeniden yazılıyor Tersanelerde iş cinayetlerine, kuralsızlığa karşı mücadele; 2008 yılında 27-28 Şubat ve 16 Haziran fiili grevlerinin ardından 2009 yılında da soluksuz sürdü. Tersaneler, 2009 perdesini, Limter-İş yöneticisi Levent Akhan'ın 11 Eylül 2008'de başlayan tek kişilik direnişiyle açtı. Akhan, Eylül ayında başlayan direnişi 24 Nisan 2009'da kazanımla sonlandırdı. İrili ufaklı çok sayıda direnişin yaşandığı tersanelerde, Limter-İş Sendikası, Pendik Askeri Tersanesi'nde, Haziran ayında direnişe geçti.
.
Limter-İş üyeleri, Temmuz ayında Pendik'ten Unkapanı'na yürüdü. Kazanım da direnişin 22. gününde geldi. Aynı tersanede Limter-İş üyeleri hakları için defalarca iş durdurdu. Aynı tersanede iki ay sonra 9 işçi direnişe geçti. Limter-İş, o direnişten de alnının akıyla çıktı. İş cinayeti kader mi? Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesinde 10 Aralık günü Bükköy Madencilik'te meydana gelen grizu patlaması gözleri iş cinayetlerine çevirdi. Grizu patlamasının ardından meydana gelen göçükte 19 işçi yaşamını yitirdi. İş cinayetleri, 2009 yılında işçilerin yakasını hiç bırakmadı. İşçiler, madenler, şantiyeler ve tersanelerde yaşamını yitirdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı müfettişleri, Ocak-Haziran 2009 döneminde, meydana gelen 3 bin 18 olayda, 670 işçinin yaşamını yitirdiğini açıkladı. 2009'un ilk 6 ayında bin 727 işçi yaralandı, 549 işçide de uzuv kaybı yaşandı. Yılın diğer altı ayı da kanlı geçti. Ajansımızın kayıtlarına göre; tersanelerde 2009 yılında 15 işçi yaşamını yitirdi. Tüm iş kolları açısından ise Temmuz ayında 19 işçi hayatını kaybetti, 100’e yakın işçi yaralandı. Ağustos'ta 53 işçi yaşamını yitirirken, 300 işçi de yaralandı. Eylül ayında meydana gelen iş cinayetlerinde 43 işçi yaşamını yitirdi. İstanbul'da 9 Eylül'de yaşanan sel felaketinde 8 işçi kadın, kapalı kasa servis aracında can vermişti. Ekim ayında 25 işçi, Kasım'da; 28 işçi yaşamını yitirdi. KENT A.Ş. hala direniyor İzmir'in CHP'li Karşıyaka Belediyesi'ne bağlı Kent A.Ş'de 271 işçi, daralma gerekçesiyle 1 Mayıs'ta kapı önüne konuldu. İşçiler, 1 Mayıs'ın gücüyle direnişe geçti.
.
Kent A.Ş işçisi, direnişin sürdüğü şantiyede defalarca polis saldırısına uğradı, direndi. İşçiler, 16 Eylül'de İzmir'den Ankara'ya 1 aylık ölüm yürüyüşü gerçekleştirdi. İşçiler, 1 aylık yürüyüşün ardından 20 gün Abdi İpekçi Parkı'nda bekledi. İşçiler, eylemlerinin Genel-İş Sendikası tarafından engellendiğini ifade ederek İzmir'de CHP ilçe binasını işgal etti. İşçiler sendika ile yollarını ayırdı, ancak işe geri dönme mücadelesi sürüyor. DESA'da kadın dayanışması kazandı Desa Deri Fabrikası'nda sendikalı oldukları için atılan işçilerin mücadelesi 2008 yılından yadigar kaldı, direniş, 20 Haziran'da, Düzce'de, 418. gününde, İstanbul Sefaköy'de ise 352. gününde kazanımla sonuçlandı.
.
Emine Arslan, İstanbul Sefaköy'de tek başına direndi. Kadınlar, Emine Arslan'la dayanışma ağı ördü. Kadınlar, haftalarca DESA mağazaları önünde eylem yaptı, boykot gerçekleştirdi. Kağıtta grev kağıttan değilmiş 2009 yılı ilklerle dolu bir yıl oldu. İstanbul Halkalı Kağıt Fabrikası işçileri, 35 yıl sonra grev ile tanıştı. İşçiler, sıfır zam dayatmasına boyun eğmedi, 17 Temmuz'da greve çıktı. İşçiler, 33 günlük direnişin ardından, 18 Ağustos'ta patronun dayatmalarını geri çekmesiyle TİS imzaladı. Polis terörü sendikaları hedef aldı Sosyalistleri, devrimcileri hedef alan polis terörü, bu defa emekçi memurları hedef aldı. KESK ve Eğitim Sen genel merkezinin de aralarında olduğu Ankara, İstanbul, Van ve Manisa'daki sendika binalarına 28 Mayıs'ta düzenlenen operasyonlarda 31 emekçi memur gözaltına alındı. 14 KESK üyesi çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Emekçi memurlar, polis terörüne günlerce sokakta yanıt verdi, dayanışmamanın güzel örneklerinden biri yaşandı. Emekçi memurlar, ilericiler, devrimciler günlerce sokakları tuttu. Davanın ilk duruşmasında tutuklu KESK üyeleri serbest bırakıldı. Operasyon, Başbakanın, etnik azınlıklara yönelik Cumhuriyet yıllarındaki uygulamaları “Faşizan” olarak adlandırmasından hemen sonra yaşandı. KESK üyeleri sendikalarına yönelik baskıları, “Faşizan tutum” olarak niteledi, “Faşizan tutum amacına ulaşmayacak” dedi.
.
Sendikalara saldırılar, KESK'le sınırlı kalmadı. Aralık ayında, DİSK Örgütlenme Daire Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu'nun da aralarında olduğu 10 Nakliyat-İş üye ve yöneticisi tutuklandı. Geçen yıl da TÜMTİS yöneticileri tutuklanmıştı. İsyanbul Taksim
2009 yılında işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs'ta hedef yine Taksim Meydanı oldu. 2007'de özgürleştirilen, 2008 yılında azgın polis terörüne rağmen kuşatılan 1 Mayıs Meydanı, günlerce süren sinir harbi ve irade çarpışmasıyla 2009 yılında kazanıldı. Taksim, birleşik devrimci irade ile kazanıldı, devletin Taksim yasağı bir kez daha delindi, devletin “makul sayı” sınırları aşıldı. Taksim Meydanı, “İşte Taksim işte 1 Mayıs” sloganlarıyla çınladı. 1 Mayıs öncesinde devletle irade çarpışmasının alanı olurken, yine 1 Mayıs öncesi ve sonrasında da reformist çevreler ile tartışmanın merkezi oldu. Aralarında Türk-İş ve EMEP'in de olduğu çevreler Kadıköy Meydanı'nı “tercih” etti, Taksim'e çıkanların işçi olmadıklarını dahi iddia etti. Taksim Meydanı'na binlerce DİSK, KESK, TTB, TMMOB üyesi ile ilerici siyasi parti, platform ve demokratik kitle örgütlerinin olduğu 10 bin kişi girmişti. Memurlar hayatı durdurdu 25 Kasım, işçi ve emekçiler için özel bir gün olarak, grev günü olarak tarihi geçti. Hükümet ile emekçi memur sendikaları arasındaki orta oyunu toplu görüşmeler, Ağustos ayında başladı. KESK, sonucu belli “görüşmelerin” ilk toplantısında masaya yumruğunu vurdu, “TİS yoksa grev var” dedi. KESK, grevli TİS talebiyle sonbaharda greve çıkacağını ilan etti. Toplu görüşmelerden beklenen sonuç çıktı. Ardından emekçi memur grevi ortaklaştırıldı. KESK ve Kamu-Sen üyesi yüz binlerce emekçi memur, 25 Kasım'da hükümet erkanın tehditlerine boğun eğmedi, grevli toplu sözleşme hakkı için greve çıktı.
.
Emekçi memurların toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı talebiyle yaptığı bir günlük uyarı grevi nedeniyle garlarda trenler hareket etmedi, hastanelerde sadece acil servisler çalıştı, okullar, kamu kurumları boşaldı. Hükümet, intikama girişti; demiryollarından 40 grevci işten atıldı. Memur sendikaları, saldırıya iş kolunda ikinci bir grevle yanıt verdi. Trenler 16 Aralık'ta bir kez daha çalışmadı, TCDD yönetimi, 24 Aralık'ta geri adım attı, emekçiler iş başı yaptı. Grev, uzun yılların suskunluğu ve emekçi memur hareketinin parçalanmışlığının ardından geldi. Emekçi memurlar, en son 11 Aralık 2003'de greve çıkmıştı.Yemek hakkı için beyaz boykot Emekçi memurların sağlık bölüğü, kazanılmış hakkı yemek hakkını dişe dişe mücadele ile gasp ettirmedi. Maliye Bakanlığı, Mart 2008'de yayınladığı genelge ile sağlık emekçilerinin ücretsiz yemek hakkını gasp etti. Sağlık emekçileri, aylarca süren mücadele yürüttü. Hastanelerde beyaz boykotlar birbirini izledi. Bakanlık, 11 ay sonra, 2009 Şubat'ında geri adım attı. Katile ödül, çelebi'ye suikast kurşunu Kamuoyu, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Süleyman Çelebi'ye yönelik silahlı saldırıyla sarsıldı. Rıza Tunçbilek adlı saldırgan, 5 Ekim'de Çelebi'ye makamında kurşunlar yağdırdı. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, “Olay terör değil, alacak verecek meselesi” dedi. DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, İçişleri Bakanı'na tepki gösterdi, “Bu ne arkadaş kurşunu ne de alacak kurşunu. Bu kurşun DİSK Başkanı'na suikast kurşunudur” dedi. Çelebi'nin ayaklarına isabet eden kurşunlar, 22 Temmuz Merter'de, evinin önünde DİSK kurucu üyesi ve Genel Başkanı Kemal Türkler'in canını almıştı.
.
29 yıllık adaletsizlik 2009 yılında bir kez daha tescillendi. Türkler'in katili Ünal Osmanağaoğlu'nun yargılandığı davanın 30 Temmuz'da görülen duruşmasında 3. kez aklandı, beraat etti. Türkler davasındaki adaletsizlik kara bir leke olarak Türk hukuk tarihine geçti. Ünal Osmanağaoğlu, DİSK Genel Başkanı Türkler'i öldürdüğü olayın tanıkları ve delilleri bulunmasına rağmen beraat etti. Türk-İş'i sendikacılık Türk-İş yönetiminin amel defteri 2009 yılında da kabardı. Türk-İş yönetimi, patronlarla aynı kampanyaya imza attı. Türk-İş yönetimi, “Evde oturma, pazarı çık” dedi ama, işçi ve emekçinin pazara çıkması için bir şey yapmadı. Kamuda toplu iş sözleşmesi çerçeve görüşmelerinde, bir saatlik iş bırakma eyleminin ardından iradesini hükümete teslim etti. Türk-İş genel merkezi, bağlı sendikaların itirazlarına rağmen, yüzde 3,5 zamma imza attı. Bağlı sendikalar, günlerce Türk-İş yönetimini protesto eden eylemler düzenledi. Metalde sert bir dönem İşçi sınıfının metal bölüğü, en ağır saldırıların hedef oldu; hem sermayenin, hem de sendikal bürokrasinin. Yine de metal işçileri grev ve direnişlerle dolu bir yılı geride bıraktı. Özellikle Bursa havzasında karakterize olan direnişler, halen tekil olarak sürüyor. Metal toplu iş sözleşmesi, sendikal hareketin kalbindeki hançer Türk Metal Sendikası'nın, patronların hazırladığı sözleşmeye imza atmasıyla başladı. DİSK'e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası, başlarda eylemli bir hattan ilerlese de çizgisini aynı şekilde devam ettiremedi, sözleşmeyi imzaladı. Ancak, DİSK'e bağlı Birleşik Metal-İş, metal havzalarında, faşist genel başkan Mustafa Özbek'i, Ergenekon tutuklusu Türk-Metal'in patronlarla kol kola ihanetlerine karşı daha mücadeleci bir tablo çizmeyi başardı. İstanbul'da Sinter Metal Fabrikası'nda atılan işçilerin mücadelesi 22 Aralık 2008 tarihinden beri sürüyor. Bursa havzası da direnişlerle dolu bir yıl geçirdi. Bursa'da Birleşik Metal-İş üyesi işçiler, Asil Çelik, Asemat, Prysmian, Renault fabrikalarında, Eşkişehir'de Renta işçileri aylar süren direnişlere imza attı.

2010'a girerken
Bir yılı daha geride bırakıyoruz. İşçiler, insanca bir yaşam için sokakta. Direnişçi işçiler, 2010 yılını direniş alanlarında karşılıyor. İştanbul'da itfaiyeciler, işsizlik yangınına karşı sokakta. İtfaiye erleri, yeni yıla işsiz girmemek için ayakta. AKP'li Esenyurt Belediyesi'nde sendikalı işçilerin iş geri dönme mücadelesi aylardır sürüyor. İşçiler kazanmakta kararlı. Eczacılar, yeni yılı mücadele yılı ilan etti. Basın-İş üyesi E-Kart işçileri, sendikal hakları için 1 yılı aşkın süredir grevde. Sinter Metal'de işçiler direniyor. Kent A.Ş. işçisi hala CHP'li belediyenin kapısında. Ve TEKEL işçileri.... Onlar da yeni yıla işsiz girmek istemiyor. TEKEL işçileri, özlük hakları için hala Ankara'da bekleyişlerini sürdürüyor. TEKEL işçileri, Ankara'nın ayazına, copuna, gazına direndi, direniyor. TEKEL işçileri, şimdi işçinin sınıfının sıkılı yumruğu.

2009 dünya panoraması

2009, kapitalist dünyanın küresel ekonomik krizi, işgaller, direnişler, doğal afetler ve skandallarla geride kaldı. İşte, özetle 2009 yılı dünyası...

Siyonist İsrail'in Gazze'ye yönelik bombardımanları ile birlikte başlayan 2009, 2010'a dönüyor. Emperyalist işgaller, direnişler, doğal afetler ve skandallarla dolu bir yıl geride kaldı. Obama'ya verilen Nobel Barış Ödülü, Honduras'ta darbe, domuz gribi salgını, küresel sarsıntılar, Filistin gibi başlıklar dünya gündemine damga vurdu. İşte 2009'dan küresel bir panorama: 27 Aralık-18 Ocak: Siyonist İsrail ordusunun “Dökme Kurşun” adını verdiği işgal saldırısı, 27 Aralık’ta başladı. 22 gün boyunca devam etti. Saldırıda bin 400 kişi katledildi, binlerce Filistinli yaralandı.

20 Ocak: ABD'yi 8 yıl boyunca yöneten George W. Bush, Beyaz Saray'a veda etti. Barack Obama göreve başladı.

26 Şubat: Guatemala Devlet Başkanı Alvaro Colom, 1960 ile 1996 arasında iç savaş sırasında ordu ve milislerin işlediği “soykırım” suçları için özür diledi. Sonraki aylarda Peru hükümeti yerlilerinden ve Avustralya da aborjinlerden özür diledi.

3 Mart: Mart'ın ilk günlerinde başlayan Tamil katliamı haftalarca sürdü. On binlerce Tamilli dünyanın gözleri önünde katledildi.

12 Mart: ABD'nin eski Başkanı George Bush'a Bağdat'taki basın toplantısı sırasında ayakkabı fırlatan Iraklı gazeteci Muntazar El Zeydi, 3 yıl hapis cezasına mahkum edildi.

27 Mart: ABD Başkanı Barack Obama, yeni Afganistan stratejisini açıkladı. İlk hedeflerinin “Afganistan ve Pakistan'da El Kaide'yi dağıtmak ve yenilgiye uğratmak” olduğunu söyledi.

10 Nisan: Barack Obama, Irak ve Afganistan savaşları için 83,4 milyar dolarlık ek bütçe istedi.

24 Nisan: Dünya Sağlık Örgütü, Meksika'da domuz gribi salgınında 71 kişinin öldüğünü duyurdu. Nisan sonunda başlayan salgın, dünyaya yayıldı. 2009'da domuz gribinden ölenlerin sayısı 10 bini aştı.

-Birleşmiş Milletler, Sri Lanka devletinin düzenlediği kanlı saldırılarda, 3 ayda yaklaşık 6 bin 500 Tamil'i öldürdüğünü açıkladı.

1 Mayıs: Avrupa'dan Latin Amerika'ya, Asya'dan Afrika'ya, milyonlarca işçi ve emekçi, 1 Mayıs İşçi Bayramı dolayısıyla sokaklara çıktı, insanca bir yaşam talebini dile getirdi.

22 Mayıs: Amerikan Senatosu, Başkan Barack Obama'nın, Guantanamo cezaevinin kapatılması için istediği finansmanı reddetti. Irak ve Afganistan için 91,3 milyar dolar ek bütçe açıkladı.

12 Haziran: İran’da 10. kez cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı. Eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad kazandı.

16 Haziran: İran'da hileli olduğu belirtilen seçimi kaybeden Mir Hüseyin Musavi'nin taraftarları Tahran’da büyük bir gösteri düzenledi. Bu, reformcu güçlerin ilk büyük eylemleri oldu. Çoğu gösteriye polis tarafından ateş açıldı. 1 hafta içinde ölenlerin sayısı resmi rakamlarda 21, yerel kaynaklara göre ise 150 olarak açıklandı.

- BM Güvenlik Konseyi, Kuzey Kore'ye yeni ve sert yaptırımlar getiren kararı oy birliğiyle kabul etti.

28 Haziran: Honduras'da ordu darbe gerçekleştirerek halkçı Devlet Başkanı Manuel Zelaya'nın görevine son verdi. Halk, demokratik yollarla seçtikleri Başkanları için aylarca sokaklarda eylem yaptı.

2 Temmuz: Uluslararası Af Örgütü, “İsrail güçlerinin Gazze Şeridi'ne yönelik saldırısında yüzlerce Filistinli sivili öldürdüğünü, binlerce evi yıktığını, bunların savaş suçu olduğunu” belirtti.
5 Temmuz: Çin’in Urumçi bölgesinde Uygur Türk’lerine yönelik saldırı üzerine eylemler başladı. Eylemciler üzerine ateş açıldı. Çatışmalarda 1 hafta içinde en az 184 kişi öldü. 1500’den fazla kişi tutuklandı, idam cezaları verilmeye devam ediliyor.

5 Eylül: İngiltere'nin başkenti Londra'da bir araya gelen G-20 ülkeleri maliye bakanları, ortak bildiri yayımladı. Küresel ekonomiyi ayağa kaldırmak için canlandırma önlemlerini sürdürme sözü verdi. Ekonomik krizin konuşulduğu toplantılar antiemperyalistlerin gösterilerine sahne oldu.

15 Eylül: Eski ABD Başkanı Bush'a ayakkabı fırlattığı için hüküm giyen Iraklı gazeteci Muntazar El Zeydi, 9 aylık hapis hayatının ardından serbest bırakıldı. Zeydi “Ben özgürüm ama ülkem hala esir” dedi.

21 Eylül: Honduras'ta darbeyle ülkesinden uzaklaştırılan devrik Devlet Başkanı Manuel Zelaya, gizlice ülkesine dönerek Brezilya Büyükelçiliği'ne sığındı.

25 Eylül: ABD'nin Pittsburg şehrinde yapılan G-20 zirvesinde, küresel ekonomik dengesizliklerin giderilmesi için önlem alınması konusunda mutabakat sağlandı. Küresel kapitalizm karşıtları krizin yükünü ödemeyeceğiz diyerek eylemler gerçekleştirdi.

27-29 Eylül: Filipinler'de Ketsana tropik fırtınasının neden olduğu, ülkede son 40 yılın en büyük sel felaketi nedeniyle onlarca kişi öldü. Sonraki günlerde Vietnam'ın orta kesimlerini vuran Ketsana kasırgasında 33 kişi hayatını kaybetti, Samoa adaları, Tonga ve Sumatra'da yaşanan depremler nedeniyle can kaybı 240'a yükseldi.

29 Eylül: Gine'de darbeci Musa Dadis'in Ocak 2010'da yapılacak seçimlerde ülke yönetiminin başına geçeceğini açıklamasının ardından sokaklara çıkan halkın üzerine ateş açıldı. 157 kişi öldü. Yüzlerce kadın ve kız çocuğu sokak ortasında tecavüze uğradı.

4 Ekim: Yunanistan'da eski Başbakanı Kostas Karamanlis'in “Ekonomik krizi yönetmem için halktan alacağım yetkiye ihtiyaç var” diyerek ilan ettiği erken seçimler gerçekleşti. Seçimlerde Yorgo Papandreu'nun genel başkanı olduğu PASOK birinci parti olarak çıktı.

- Latin Amerika'nın popüler şarkıcısı Arjantinli Mercedes Sosa, 74 yaşında hayatını kaybetti.

6-7 Ekim: IMF ve Dünya Bankası toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi. Antiemperyalistler, toplantılardan bir hafta öncesinden başlayarak sokaklara çıktı. Kapitalizm temsilcilerine karşı seslerini yükselttiler.

9 Ekim: 2009 Nobel Barış ödülüne ABD Başkanı Barack Obama'nın layık görüldüğü açıklandı.

16 Ekim: BM İnsan Hakları Konseyi, hem İsrail, hem de Filistinli Hamas örgütünü, Aralık-Ocak aylarındaki çatışmada savaş suçu işlemekle itham eden Goldstone raporunu onayladı.

16-18 Kasım: Dünyada bir milyar aç varken, İtalya'nın başkenti Roma'da Dünya Gıda zirvesi gerçekleştirildi.

23 Kasım: Filipinler'in güneyindeki Maguindanao eyaletinde, bir seçim konvoyuna düzenlenen saldırıda 30'u gazeteci 57 kişi öldürüldü. 2009 yılında öldürülen gazeteci sayısı 69'a yükseldi.

26 Kasım: Dış borcu 100 milyar doları bulan Dubai Emirliği, kontrol ettiği büyük holdingler Dubai World ve Nakheel için altı aylık borç erteleme istedi.

2 Aralık: ABD Başkanı Barack Obama, yeni işgal politikalarını açıkladı, Afganistan'a 30 bin ek asker gönderilmesi talimatı verdi.

7 Aralık: Küresel ısınma, iklim değişikliği konusunda yaklaşık 2 hafta sürecek müzakerelerin yapılacağı Birleşmiş Milletler iklim konferansı 192 ülkenin katılımıyla Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da başladı. Kopenhag'da, 67 ülkeden 516 çevre örgütünün organize ettiği protesto gösterilerine, 50 binin üzerinde gösterici katıldı.

10 Aralık: ABD Başkanı Barack Obama, Norveç'in başkenti Oslo'da 2009 Nobel Barış Ödülünü aldı.

-Yunanistan yönetimi, ülkenin ekonomik kriz nedeniyle iflasla karşı karşıya olduğunu açıkladı.

2009 kadın panoraması

Bir yılı daha eskittik. Dünyayı etkisi altına alan ekonomik kriz en çok kadınları vurdu. 2009 yılında da kadınlar meydanlarda oldu. 2009'a veda ederken, 2010'a merhaba derken işte 2009 kadın panoraması...

2008'in son aylarında dünyayı etkisi altına alan ekonomik kriz en çok kadınları vurdu. 2009 yılında da devam eden küresel ekonomik kriz sadece kadınları ekonomik temelde etkilemedi, kadınlara yönelik şiddeti de besledi. Kriz nedeniyle işten ilk çıkarılanlar yine kadınlar oldu ve kriz nedeniyle daha çok ayrımcılığa, şiddete ve baskıya maruz kaldılar. Krizin faturasını ağır bir şekilde ödemek zorunda bırakılan kadınlar, savaşı, ayrımcılığı, erkek egemen sistemin ayrımcı politikalarını bu yıl da ağır bir şekilde yaşadılar.

Direniş ve kadın dayanışması kazandı
Kadınlar, işsizliğe ve yağmur gibi üstlerine yağan zamlara karşı direnişlerde, grevlerde en önde oldular. Sinter, ATV-Sabah, MEHA ve DESA direnişlerinde kadınlar direnişlere öncülük ettiler. Krizin faturasını ödemeyeceklerini sokaklarda, meydanlarda haykırdılar. Kadınlar, kadın dayanışmasıyla kazandılar. Bunlardan öne çıkanı, tek başına direnişin simgesi olan DESA işçisi Emine Arslan oldu. Kadın örgütleri, Emine Aslan'ı ve DESA işçilerini, Novamed'de olduğu gibi hiç yalnız bırakmadı.

Seçimler turnusol oldu
2009'da yerel seçimler ve 8 Mart çalışmaları iç içe geçti. 2009 8 Mart'ı, varlığını özgün kılan başka bir politik süreçle iç içe kutlandı. Kadınlar, 8 Mart etkinliklerini yerel seçim faaliyetleriyle birleştirdiler. Emekçi kadınlar, “Krize, yoksulluğa, savaşa, şovenizme ve erkek egemenliğine karşı söyleyecek sözümüz, değiştirecek gücümüz var” diyerek ve “erkek partilere oy yok” şiarıyla yerel seçim çalışmasında aktif bir şekilde yer aldılar.

Ankara'da EKD'nin yürüttüğü yerel seçim çalışması örnek bir çalışma oldu. EKD'nin desteklediği Fahri Korutürk Mahallesi muhtar adayı Yeliz Akın, tüm engellemelere karşı kadınların örnek dayanışmasıyla muhtarlık seçimlerini kazandı.

Yerel seçim maratonu, ardında emekçi kadınları da ilgilendiren bir dizi veri bırakarak sona erdi. Kadın gözüyle baktığımızda öne çıkan; burjuva düzen partilerin yerel seçimlerde kadınları ittiği korkunç noktadır. On milyonlarca seçmen kitlesini temsil eden, milyonlarca üyesi olan düzen partilerinin mevcut gerçeği içinde seçilen kadın oranı, okyanusta ceviz kabuğu kadardır. Aday gösterilen kadınların oranına baktığımızda da bu sonucu öngörmek mümkündü. Sonuç; bütün düzen partileri 81 ilin birinde kadın belediye başkanı çıkardı. Hepsi birer tane bile değil, hepsi adına bir tane yani! Böyle yüz karası bir temsiliyet oranı, erkek egemen burjuva politika ve erkek düzen partilerinin kadına vaat edeceği bir şey olmadığı gerçeğini teyit etti. DTP ise sonuçlardaki kadın temsiliyeti bakımından düzen partilerini, kıyaslanmayacak düzeyde aşmıştır.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü
2009 8 Mart'ında eylem ve etkinliklerin yaygınlığı ve kitleselliği dikkat çekti. Yediden yetmişe binlerce kadın sokaklara çıktı, erkek egemen kapitalist sisteme, ekonomik krize, tacize, tecavüze isyan etti. 2009 İstanbul 8 Mart Kadın Platformu'nun Kadıköy'de düzenlediği ortak mitinge, on bin kadın katıldı. Kadıköy Meydanı'nı dolduran kadınlar, “Söyleyecek sözümüz, değiştirecek gücümüz var” diye haykırdı. Emekçi kadınlar, “Krizin bedelini ödemeyeceğiz”, “Yaşasın kadın dayanışması” ve “Yaşasın devrim ve sosyalizm” sloganlarını haykırdı.

Ölü kadınlar ülkesi
2009 yılının en çarpıcı sonuçlardan biri de artan kadın cinayetleri oldu. Adalet Bakanlığı verileri, kadına yönelik şiddetin AKP iktidarı döneminde tavan yaptığını gösterdi. Bakanlık verilerine göre 2002 yılında 66 olan kadın cinayeti, 2007 yılında bini aşarken, 2009 yılının ilk 7 ayında 953'e ulaştı.

'Erk'ek yargı
Erkekler öldürüyor, yargı koruyor. Yasalar 2009 yılında da kadınları değil, erkekleri korudu. Kadını 'namus' olarak gören 'erkek' yargının yüzünü gösterdiği kararlardan bir tanesi, daha geçtiğimiz ay basına yansıyan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin bir boşanma davasında verdiği karardı. Zira yargıtay, evliliğin iptali için açılan bir davada, kadının “gerdek gecesinde bakire çıkmadığına” dair eş beyanını “kadında bulunması gereken lazım gelen vasfın bulunmaması” şeklinde yorumlayarak evliliğin geçersiz olduğuna karar verdi. 2. Daire bu kararla, kadında bulunması gereken vasıflar arasında ‘bekareti’ de saydı. İşte erkekler bu 'vasıflara' sığınarak, eşlerini, sevgililerini öldürmekte, şiddet uygulamaktadır. Her gün kadınlar bu 'erkek' devletin, 'erkek' yargının sırtını sıvazladığı katiller tarafından vahşice katledilmektedir.

Burada sele kurban giden 8 kadın işçiyi de unutmamak gerekiyor. Çünkü bu davada da erkek egemen, sermayeden taraf mahkeme kararı yüzümüze çarpıyor. İstanbul Halkalı'da 9 Eylül'de yaşanan selde, 8 tekstil işçisi kadının kapalı kasa servis minibüsünde boğularak yaşamını yitirmesine ilişkin davada patron ödüllendirildi. Tutuklu sanıklar Pameks Tekstil'in patronu Cevdet Karahasanoğlu ile firmanın idari amiri Seyit Göncük, 17 Aralık'ta Bakırköy 4. Ağır Ceza'da görülen ilk duruşmada mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Böylece iş cinayeti yine cezasız kaldı. İşçileri bile bile ölüme gönderen, yağmuru sele ve felakete dönüştüren kapitalist sistemin yasaları bir kez daha patronlara çalıştı. Tıpkı Bursa'da patronun kapıları üstlerine kilitlemesi yüzünden fabrikada yanarak can veren 5 kadın işçi cinayetinde olduğu gibi. Orada da mahkeme, Özay patronunu küçük para cezasıyla ödüllendirmiş ve serbest bırakmıştı.

Cinsiyet ayrımcılığı
Böyle bir ülkede erkek ve kadın eşit olabilir mi? İşte sadece bu rakamlar bile sorunun çarpıcı yanıtını veriyor. UNDP Cinsiyete Dayalı Gelişme Endeksi verilerine göre cinsiyet ayrımcılığında Türkiye 109 ülke arasında 101. sırada. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2009 Cinsiyet Uçurumu Raporu’nda Türkiye kadın-erkek eşitliğinde 134 ülkelik listede 129. sırada bulunuyor. Kadına yönelik şiddet sıralamasında da yerimiz şahane sayılabilir; 128 ülke arasında 121. sıra. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde kadınlar yine sokaklardaydı. Şiddetin öznesi erkeği, onu koruyan devlet ve yasalarını deşifre ederek, kadın dayanışmasının gücünü bir kez daha gösterdiler. Kadınlar, onlarca ilde sokaklara çıkarak, “Korkmuyoruz hesap soruyor” dediler, taleplerini haykırdılar. 25 Kasım eylemlerinin en gergin durağı ise Ankara oldu. Ankara'da polislerin cop, gaz bombalı saldırı ve barikatına karşın kadınlar, şiddeti lanetleyen yürüyüşlerini yaparak, eylemlerini gerçekleştirdiler.

Kadınların mücadelesi Üzmez'i tutuklattı
2009'a damgasını vuran olaylardan biri de 14 yaşındaki bir çocuğa sistematik olarak cinsel tacizde bulunan Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez'in tutuklanması oldu. Üzmez, kadınların ısrarlı mücadelesi sonucu Temmuz ayında tutuklanarak, ceza aldı. Çıkarıldığı ilk duruşmada imdadına yetişen “Ruh sağlığı bozulmamıştır raporu” ile tahliye edilen Üzmez, kadınların ısrarlı mücadeleleri sonucunda yeniden tutuklandı. Üzmez'in skandal Adli Tıp Raporu ile tahliye edilmesinin hemen ardından kadınlar sokaklara çıkmış, “Üzmez'i üzeceğiz” demişti. Kadınların ısrarlı mücadelesi sonucunda aradan geçen bir yıla rağmen mahkeme, B.Ç'nin tekrar kontrol edilmesini istemek zorunda kalmıştı. İlk muayenede Adli Tıp Kurumu'nda çocuk pskiyatristi olmadığı ortaya çıktı. Kadınlar eylemlere devam ettiler. Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Dairesi'nin ikinci raporu B.Ç'nin ruh sağlığının bozulduğu raporunu verdi. Kadınlar her mahkemede Üzmez'in peşini bırakmadı. Ve aradan geçen aylardan sonra kadınların mücadelesi Üzmez'i tutuklattı.

Kadınlar barış istiyor
Türk ve Kürt kadınlarının “Savaşa ve ölüme değil, barışa ve yaşama” diyerek ellerini buluşturması ise 2009 yılında kadın hareketi için en olumlu pratiklerinden birisi bizce. Barış İçin Kadın İnisiyatifi oluşturan kadınlar, “Söyleyecek Sözümüz Çözümü Geliştirecek Gücümüz Var!” diyerek, önce Mayıs ayında Diyarbakır’da buluştu, sonra Haziran ayında Ankara’da, Ağustos sıcağında Hakkari Berçelan Yaylası’nda ve Taksim’de aynı anda çadır kurup, barış nöbetinde bir araya geldi. Türk ve Kürt kadınları daha sonra İstanbul’da Kadın Barış Şenliği’nde ve Ekim 2009'da ise Barış için Kadın Forumu'nda bir araya geldiler.