2 Şubat 2010 Salı

Obama'nın bütçesinde savunmaya rekor harcama

ABD Başkanı Barack Obama, Kongre'den 2011 mali yılı için savunma harcamalarında 708 milyar dolarlık ''rekor düzeyde'' bütçe talep etti.

3,83 trilyon dolarlık harcama öngören 2011 mali bütçesini Kongre'ye sunan Obama, savunmaya önemli pay ayırdı. Obama, bütçesinde bazı iç harcamaları ''dondurma planı'' sunarken, savunma harcamalarında artışa gitti.Obama'nın bütçesinde savunma harcamalarının toplamda 708 milyar dolar gibi ''rekor'' düzeye ulaştığı belirtiliyor.

Buna göre sunulan bütçe, Savunma Bakanlığı Pentagon'un taban bütçesinin yüzde 3,4 artırılarak 549 milyar dolara çıkarılmasını öngörüyor. Bunun yanında, ABD'nin Irak, Afganistan ve Pakistan'daki askeri misyonu için de 159 milyar dolarlık ödenek ayrılması isteniyor. 33 milyar dolar da Afganistan'daki asker artırımı için talepte bulunuldu. Bütçede, Pakistan'a sınırları içerisindeki ''radikallerle'' mücadele edebilmesi için 1,2 milyar dolar, ekonomisi için 1,3 milyar dolar destek sağlanması öngörülüyor. Bunun yanında Afganistan'a 4 milyar, Irak'taki faaliyetler için de 2,6 milyar dolar ayrılması planlanıyor. Bütçede, Dışişleri Bakanlığı'na da 57 milyar dolar bütçe ayırıyor.

Bu durum, Obama'nın önceki Başkan George Bush'un Irak ve Afganistan operasyonları için ayırdığı büyük hacimli savaş bütçesini sürdürdüğü yorumlarına neden oluyor.

SAVUNMADA TASARRUF
Bunun yanında, bütçede, silah alımı geçen yılın biraz üzerinde, yaklaşık 113 milyar dolar para ayrılıyor. Bu rakam, 2010 mali yılında yaklaşık 105 milyar dolardı. Bütçede, silahla ilgili araştırma ve geliştirme harcamaları için de 76 milyar dolar isteniyor. Bütçe, gemi inşaatı programı için 25 milyar dolar, devam eden balistik roket programını desteklemek için yaklaşık 10 milyar dolar, yeni helikopterler için 9,6 milyar dolar ve uzun menzilli saldırı programları için 4 milyar dolar ayrılmasını öngörüyor. Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi bütçesinde de nükleer silahlarla ilgili faaliyetler için 7 milyar dolardan fazla bütçe talebinde bulunuluyor. Bu 2010 mali yılına göre 624 milyon dolarlık artışa tekabül ediyor.

Buna karşın Obama yönetimi, yıllık 2,5 milyar dolar harcanan C-17 transfer uçakları ile 300 milyar dolarlık en büyük silah programı olan F-35 gibi ülkenin güvenliğini tehlikeye atmayacak savunma harcamalarını ise kesmeyi planlıyor. Ayrıca bütçe, donanmadaki bazı araçlar ile yüzergeçer araçların alımıyla ilgili ertelemeleri de kapsıyor.

OBAMA'NIN YENİ BÜTÇESİNDE AÇIK 1,6 TRİLYON DOLAR
ABD Başkanı Barack Obama'nın Kongre'den onaylamasını istediği yeni bütçede açığın 1,66 trilyon dolar olduğu belirtiliyor.

Ülkenin karşı karşıya olduğu ciddi bütçe açığından Bush yönetimini sorumlu tutan Obama, yeni bütçesinde birçok konuya yer ayırdı. Bazı alanlarda kesintilere gideceğini belirten Obama, bazı harcamaları da artırdı. Bu nedenle Obama'nın Kongre'den onaylamasını istediği yeni bütçenin, ülkenin tüm vergilerden elde ettiği gelirden 1,66 trilyon dolar daha fazla olduğu ifade ediliyor. Ancak Obama da, bu açığı, görev süresi sona erene kadar yarıya düşürme sözü veriyor.
Bu yılki önceliğinin işsizlik olduğunu belirten Obama için işsizlikle mücadele etmek ve ekonomiyi desteklemek, federal bütçe açığının üstesinden gelmekten daha öncelikli bir konu. Yeni mali yılda işgücü konusuna ağırlık verecek olan Obama'nın bütçesinin büyük bir dilimi çift haneli işsizlik rakamlarını düşürmeye ayrılmış durumda. İşçi alımı ve ülkenin enerji ve altyapı sektörlerini geliştirmek için 100 milyar dolar vergi teşviki içeren bütçe taslağı, küçük işletmeler ve işsizlik konusunda da birçok öneri getiriyor. Ancak hükümete, bu yılın eylül ayında kapanacak şu anki mali yılda 3,72 trilyon dolar harcatması öngörülen iş konusundaki önerilerin, 2011 mali yılında da 3,83 trilyon dolar harcamaya neden olacağı düşünülüyor. Obama, önceki başkan George Bush tarafından getirilen ve süresi dolan, zengin Amerikalara yönelik vergi indirimini de uzatmayarak, bu ödemelerle yüksek vergilerle "sıçrayan" harcamaları kısmen karşılamayı düşünüyor. Bütçe, Obama'nın önceliklerinden biri olan sağlık reformuyla ilgili konuları da içeriyor. Reform henüz Kongre'de bulunmasına rağmen bütçe, "Sağlık Reformu Ödeneği"nin 2010 yılında başlamasını öngörüyor.

Bütçe önerisi, sağlık sigortası sistemindeki reformları sağlamak için altyapıyı kuracak ödenekleri de içeriyor. Sağlık harcamaları için 1 milyar dolar ayrılan bütçe planında, ihtiyaç duyanlara yönelik federal sağlık sigorta şirketi Medicaid'e 6 ay için 25,5 milyar dolar, gıda güvenliği çabaları için 1,4 milyar dolar ve AIDS ile mücadele için de 3 milyar dolar ayrılması planlanıyor.

Kırmızı kitaptan 'irtica' çıkarılıyor

AKP iktidarı 'kırmızı kitap' olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ni ikinci defa revize etmeye hazırlanıyor. Yeni belgede iç tehdit bölümünden 'irtica' başlığının çıkarılması, 'bölücülük ve aşırı sol' ifadelerinin ise kalması bekleniyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kamuoyunda 'Kırmızı Kitap' olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin (MGSB) bu yıl içinde revize edileceğini ve 'İç Tehdit' bölümünün kaldırılacağını açıklaması üzerine dikkatler bu belge üzerine odaklandı. Mevzuata göre, MGSB, 5 yılda bir güncelleniyor. Halen yürürlükte olan MGSB, 24 Ekim 2005 tarihinde Milli Güvenlik Kurulu'nda kabul edildi ve 20 Mart 2006 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe kondu. Yeni MGSB'nin Ekim 2010'a kadar revize edilmesi bekleniyor. Mevcut MGSB'de Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden temel unsurlar, 'irtica, bölücülük ve aşırı sol' olarak sıralanıyor. PKK'nın varlığını sürdürdüğü sürece 'bölücülüğün' iç tehdit değerlendirmesinde kalacağı belirtiliyor. MGSB'de Türkiye Cumhuriyeti'nin milli menfaatleri ve milli hedefleri, milli hedeflere ulaşılabilmesi için takip edilecek iç ve dış güvenlik ile savunma siyasetlerine ilişkin esaslar yer alıyor.

25 SAYFAYA İNMİŞTİ
Yürürlükteki MGSB, Başbakan Erdoğan'ın Ocak 2005'te verdiği talimat doğrultusunda 100 sayfadan 25 sayfaya indirildi. Belgenin, ekleri olan İç Güvenlik ve Dış Güvenlik eylem planları kaldırıldı. Erdoğan'ın şimdi belgeyi ikinci kez kısaltma yoluna gitmesi bekleniyor.Belgede, iç güvenliğin tehlikede olduğu durumlarda askerin kullanımına ilişkin ifadeler de yer alıyor. Yeni hazırlanacak belgeden, bu ifadelerin de çıkarılması bekleniyor. Bu ifadeler, MGSB 2005 yılında hazırlanırken de asker ile hükümeti karşı karşıya getirmişti. Kamuoyunda çok tartışılan EMASYA protokolü ile MGSB'deki 'Asayiş olaylarında askerin kullanımı' arasında organik bir bağlantı bulunuyor.

BÖLÜCÜLÜK KALIR
Yeni MGSB'de iç tehdit bölümünden 'irtica' başlığının da çıkarılması, 'bölücülük ve aşırı sol' ifadelerinin ise kalması bekleniyor. Uzmanlar, PKK'nın varlığını sürdürdüğü sürece tehdit değerlendirmesinde 'bölücülüğün' kalacağını belirtiyor.

'CASUS BELLİ' NE OLACAK?
Atina yönetimi ile yapılan son mektup teatisi çerçevesinde Türkiye, Ege'de yaşanan sorunları çözmeyi planlıyor. Mevcut MGSB'nin Yunanistan ile ilgili değerlendirmesinde, Kardak kayalıkları ve Ege Denizi'nde aidiyeti tartışmalı 100'den fazla ada için taviz verilmemesi ve bu konuda kararlı politika izlenmesi gerektiği belirtiliyor. Yunanistan'ın karasularını 12 mil olarak ilan etmesinin de Türkiye'nin Ege'deki menfaatleri açısından kabul edilemez olduğuna dikkat çekilen belgede, bunun 'casus belli' (savaş nedeni) sayılacağı ifadeleri yer alıyor.

YUNANİSTAN SOYKIRIMLARI KALDIRMALI
MGK kaynakları, Yunanistan Parlamentosu'nun, 1994'te kabul ettiği '19 Mayıs 1919, Pontus Rumlarına dönük soykırım günüdür' kararını, 25 Nisan 1996'da kabul ettiği 'Ermeni soykırımını tanıma' kararını ve 1998'de kabul ettiği '14 Eylül 1922 Küçük Asya soykırım günüdür' kararını kaldırmadan, Türkiye parlamentosunca alınan bir kararın ortadan kalkmasının mümkün olmadığının altını çiziyor.

KIBRIS, ERMENİSTAN 'SÜRECE' BAĞLI
Kıbrıs'ta da sorunların çözümü için müzakereler yürüyor. Müzakerelerin önümüzdeki aylarda sonuçlanması bekleniyor. Sorunlar aşılamaz ise MGSB'deki Kıbrıs ile ilgili mevcut durumun devam etmesi bekleniyor.Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmek için de adımlar atıyor. Mevcut belgede, 'Ermenistan'ın ve Ermenilerin Türkiye'deki faaliyetleri işleniyor ve özellikle Doğu Anadolu'nun bazı illerine dikkat edilmesi gerektiği' belirtiliyor. Normalleşme süreci, belgedeki ifadeleri etkileyecek.

NASIL HAZIRLANACAK?
Belgenin hazırlanması aşamasında MGK Genel Sekreterliği, Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı başta olmak üzere ilgili kurumlardan görüş isteyecek. İstenilen bu görüşler, sekreterlik tarafından derlenerek, MGK'ya sunulacak. MGSB, MGK tarafından uygun görülmesi halinde, Bakanlar Kurulu'na onaylanması için tavsiye edilecek. Bakanlar Kurulu onayı ile yürürlüğe giren belgenin uygulanmasından yine hükümet sorumlu olacak.

EMASYA'ya onay veren ilk bakan AKP'li Başesgioğlu EMASYA Protokolü imzalandığında dönemin İçişleri Bakanı olan AKP İstanbul Milletvekili Murat Başesgioğlu, 'Yasanın ve protokolün uygulanmasında hukuk dışına çıkılması söz konusu olmuşsa, her zaman yargı denetimi işletilmesi mümkündür' dedi.

ÜÇ ADET 'İÇ TEHDİT' VAR
Mevcut belgede, Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden temel unsurlar, irtica, bölücülük ve aşırı sol akımlar olarak sıralanıyor. 'Bunlarla mücadele ederken temel evrensel değerlerden vazgeçmemelidir' denilen belgede, 'aşırı sağ' tehdit olarak yer almıyor. İç tehditlerle ilgili izlenmesi gereken yol haritası ise belgede şöyle çiziliyor:

- Türkiye Cumhuriyeti etnik temele dayalı olarak kurulmamıştır. Kuruluş esası, tek devlet, tek ulus, tek bayrak, tek dildir. Atatürk'ün 'Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir' sözü temel bir ilkedir. Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı bulunan herkes ülkenin esas unsurudur.

- Atatürk'ün, 'Millet; dil, kültür ve ülkü birliğiyle birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu siyasi ve sosyal bir birliktir' sözü bugün de geçerli olan, çağımızın gereklerine yanıt veren bir yaklaşımdır. Bu bağlamda mahalli dil ve kültürler bireysel özgürlük kapsamındadır. Bu özgürlüklerin kötüye kullanılmaması önem taşımaktadır. Bölücü örgütün bu unsurları kendi amaçları doğrultusunda kullanmamasını sağlamak gereklidir.

DİNİ DUYGULAR İNCİTİLMEMELİ
- İrticai faaliyetler içte ve dışta sürmektedir. Bunlarla mücadele ederken, toplumun dini duygularını incitmemeye özen gösterilmelidir. Bu bağlamda toplumun dini duygularını kullanmak isteyenlere izin verilmemelidir.

- Anayasa'da dikkat çekilen İnkılap Kanunları'nın ödün vermeden uygulanması gereklidir. Din eğitimi, devletin üstlenmesi gereken bir işlev olarak devam etmelidir.

AKP'nin görülmemiş siyasi ahlakı 'Büyük abi' mülakat için imaj yeniledi

Tekirdağ 1 No'lu F Tipi Cezaevinde bulunan Hrant Dink davasının tutuklu sanıklarından Erhan Tuncel, Adalet Bakanlığınca açılan infaz koruma memurluğu için mülakat sınavına girdi.

TEKİRDAĞ - 18 Ocak'taki başvuruda boyu ve kilosu ölçülen Tuncel'in gerekli şartları taşıdığının belirlenmesi üzerine bugün mülakata çağrıldı. Tekirdağ Adliyesindeki mülakat sınavına tutuklu sevk aracıyla gelen Tuncel, geniş güvenlik önlemleri altında adliyenin arka tarafından içeri alındı. 461 aday numarasıyla 17. sırada mülakata giren Tuncel'e Sınav Komisyonunca Atatürk'ün ilke ve inkılapları, genel kültür, bir konuyu kavrama ve ifade yeteneği, atanacağı kadroyla ilgili mesleki bilgilerin sorulduğu öğrenildi.Tuncel'in, sınav komisyonunun yapacağı değerlendirmenin ardından 3 gün sonra sınavı kazanıp kazanmadığının açıklanacağı kaydedildi. Tuncel, Tekirdağ Adliyesindeki mülakat sınavının ardından tekrar tutuklu sevk aracıyla Tekirdağ 1 No'lu F Tipi Cezaevi'ne götürüldü.

Açlık grevi öğleden sonra başlıyor

Hükümetle ile TÜRK-İŞ arasında dün yapılan görüşmelerden bir sonuç çıkmaması üzerine daha önce belirlenen eylem takvimi uygulamaya konuluyor.

TEKEL işçileri eylemlerinin 50. gününe girdi.

200 İŞÇİ AÇLIK GREVİNE BAŞLADI
Tek Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Türkel ve 200 TEKEL işçisi açlık grevine başladı. Türkel, TÜRK-İŞ Genel Merkezi önünde yaptığı açıklamada, Türkiye'nin gözünün 50 gündür Türk-İş'in önünde olduğunu, herkesin kalbinin burada attığını, burayla nefes alıp verdiğini söyledi. Dünkü müzakerelerin sonrasında bakanlar tarafından yapılan açıklamaların gerçeği yansıtmadığını iddia eden Türkel, bugüne kadar yaptıkları bütün görüşmeleri tümüyle üyeleriyle paylaştıklarını ifade etti. Hükümetin, 4/c'ye ilişkin önerilerinin TÜRK-İŞ kendileri tarafından görüşmeye değer bulunmadığını belirten Türkel, kendilerine A ve B planları sorulduğunda, ''özlük haklarla tayin hakkı'' dışında başka bir planları olmadığını açıkladıklarını bildirdi.

Türkel, özlük haklarıyla işçi statüsünde başka kamu kurumlarına gönderilmek istediklerini söyledi. Gittikleri yerdeki işçi ücretlerini kabul etmeye hazır olduklarını vurgulayan Türkel, ''Biz, 'işçilik dışında 4/c denilen köleliği görüşmüyoruz' dedik. İşçilik hakkını bize İş Kanunu'nu, Sendikalar Kanunu'nu çıkaran parlamento vermiştir. Bizim elimizden bunu almak isteyenleri tanımıyoruz. Bizi köleliğe, 4/c'li çalışmaya mahkum etmeye güçleri yetmez'' diye konuştu.

Tüm Türkiye'nin kendileriyle birlikte olduğunu, TÜRK-İŞ'in önünde marjinal gruplar bulunmadığını dile getiren Türkel, ''Burada her dinden, her etnik kökenden işçiler ve sınıf kardeşlerimiz var. Hiç kimse emeğin gücünü hafife almasın'' dedi. Bugüne kadar kimseye zarar vermediklerini ifade eden Türkel, kendi canlarına kastetme pahasına haklarını korumaya çalıştıklarını ifade etti. TÜRK-İŞ önünde yarın 10 bin kişinin olacağını, ertesi gün 1 milyon çalışanın hayatı durduracağını dile getiren Türkel, ''üretimden gelen gücün kullanılması'' eyleminin örgütlü oldukları tüm iş yerlerinde ''sıfır hata'' ile uygulanacağını bildirdi. Türkiye'de artık emeğin gücünü, taleplerini görmezden gelme döneminin sona erdiğini söyleyen Türkel, ''Artık yeni bir dönem başlayacaktır'' dedi.

Sağlık durumları el veren ve ilaç kullanmayan işçilerin 1 günlük kitlesel açlık grevi yapacağını belirten Türkel, 200 kişinin de 3 gün sürecek daha sonra yeni gruplarla devam ettirilecek açlık grevine başlayacağını bildirdi. Türkel, ''Bu süreçte, bundan sonra yaşanacakların tüm sorumluluğu bir kişinin burnunun kanamasının, başına bir şey gelmesinin sorumluluğu başta Sayın Başbakan olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinindir'' şeklinde konuştu. Türkel, eylem süresince işçilerin eş ve çocuklarının da ''yasta'' olacaklarını söyledi.

Daha sonra, açlık grevine başlayacak işçilerin isimleri tek tek okunarak, TÜRK-İŞ Konferans Salonu'na alındı. Açlık grevine Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel'in yanısıra Genel Sekreter Mecit Amaç ve eşi Asuman Amaç da katılıyor. Türkel'in 1 gün, Mecit Amaç'ın ise 3 gün açlık grevi yapacağı belirtildi. İşçilerden 3 günlük açlık grevine katılacaklar başlarına siyah kurdele, 1 günlük açlık grevine başlayanlar ise beyaz kurdele bağladı. Bir günlük açlık grevi yapacak işçiler eylemlerini TÜRK-İŞ önündeki çadırlarda gerçekleştirecek. Açlık grevine şeker, tansiyon gibi kronik hastalıkları olmayan ve isteyen herkesin katılabileceği düşüncesi dile getirilirken, TEKGIDA-İŞ yönetimi bir toplantı yaparak, açlık grevine katılanların sayısının sınırını belirleyecek.

4 ŞUBAT'TA İŞ DURACAK
İşçi ve memur sendikaları konfederasyonları ''üretimden gelen gücü kullanma'' eylemini 4 Şubat perşembe günü yapmayı kararlaştırdı. Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Memur-Sen, Türkiye Kamu-Sen ve KESK yöneticileri, Türk-İş Genel Merkezi'nde bir araya gelerek, daha önce aldıkları eylem kararını gözden geçirdi.

Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, daha önce TEKEL işçileriyle dayanışma amacıyla 3 Şubat Çarşamba günü yapmayı kararlaştırdıkları ''üretimden gelen gücü kullanma'' eylemini, gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra 4 Şubatta uygulama kararı aldıklarını bildirdi. Kumlu, eylemin 08.00 ile 17.00 saatleri arasında gerçekleştirileceğini kaydetti.Türk-İş Genel Başkanı Kumlu, toplantının ardından yaptığı açıklamada, konfederasyonlar olarak, TEKEL işçilerinin sorununun masa başında çözülmesi için diyalogdan yana olduklarını ifade ederek, sorunun diyalogla neticelenmemesi halinde 3 Şubat Çarşamba günü ''üretimden gelen gücü kullanma'' eylemi yapacaklarını açıkladıklarını anımsattı. Dün geç saatlere kadar yaptıkları müzakerelerden olumlu bir netice alamadıklarını, müzakerelerin anlaşmazlıkla sonuçlandığını ifade eden Kumlu, ancak 4/c statüsünde belli bir noktaya gelinmiş olmasını ise önemsediklerini söyledi.

Kendilerinin TEKEL iş yerleri kapatıldığı için daha önceki örneklerde olduğu gibi buradaki işçilerin başka kamu kuruluşlarına geçirilmesini istediklerini dile getiren Kumlu, bu konuda hükümeti bir türlü ikna edemediklerini kaydetti. Hükümetle aralarındaki görüş farklılığının işçilerin yeniden nasıl istihdam edileceği konusundan kaynaklandığını ifade eden Kumlu, ''üretimden gelen gücü kullanma'' eylemini gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra 3 Şubat yerine 4 Şubatta yapmayı kararlaştırdıklarını bildirdi. Kumlu, bu eylemin ardından 5 Şubat Cuma günü saat 14.00'de KESK Genel Merkezi'nde tekrar bir araya gelerek daha sonra yapılacakları planlayacaklarını kaydetti.

Bir gazetecinin, 4 Şubattaki bir günlük iş bırakma eyleminin ardından nasıl bir yol izleneceği şeklindeki sorusunu Kumlu, şöyle yanıtladı: ''4 Şubatta üretimden gelen gücün kullanılmasından sonra oturup ne yapacağımızı konfederasyonlarla değerlendireceğiz. Konfederasyon başkanı arkadaşlarımızın altını çizdiği husus; biz her zaman masa başında bu işin bitirilmesi için diyalogdan yana olduğumuzu her fırsatta söylüyoruz.''

Kumlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın işçi ve memur konfederasyonlarının birleşmesi yönündeki çağrısının hatırlatılması üzerine de bu öneriyi televizyondan duyduğunu, Memur-Sen konfederasyonunun yaptığı bir toplantıda Başbakan Erdoğan'ın bu çağrıyı yaptığını anımsattı. Kumlu, bunu kendi aralarında değerlendirmediklerini ifade etti. Bir başka gazetecinin, 4 Şubattaki bir günlük iş bırakma eylemine katılımın ne boyutta olacağı sorusuna Kumlu, ''En etkili şekilde uygulamaya çalışacağız'' yanıtını verdi. ''Başbakan Erdoğan'ın Türk-İş önündeki eyleme 1 aylık süre tanıdığı aksi takdirde müdahale edileceğini söylediği'' hatırlatılan Kumlu, ''O bizim işimiz değil. O hükümetin yapacağı bir şey. O konuda müdahaleyi yapacak ben olsam, 'şu şöyle olacak' diye sizinle paylaşırım. Müdahaleyi edecek veya etmeyecek hükümet. Onun kararını hükümet verecek'' diye konuştu.

AÇLIK GREVİ ÖĞLEDEN SONRA BAŞLAYACAK
Türk-İş Genel Merkezi'nde bir araya gelen altı konfederasyon görüşme masasında hem yarın ele alınacak olan genel eylem takviminin biçimini konuşurken, diğer yandan önümüzdeki haftalarda gerçekleştirilecek eylemlerin takvimi üzerinde mutabakat sağlamaya çalışıyor.Öte yandan şube başkanlarıyla bir toplantı yapan TEKGIDA-İŞ yönetimi, bugün saat 13.00'de 200 kişiyle açlık grevine başlayacak. Sonraki süreçte Türkiye'nin her yerindeki işçilerin ailelerinin de açlık grevi yapması kararı da alındı. İşçiler yarın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde ertesi gün de Maliye Bakanlığı önünde bir basın açıklaması yapacak.

İŞ AKDİ FESHEDİLEN 8 BİN 364 TEKEL İŞÇİSİNDEN
28'İ, 4/C SÖZLEŞMESİNİ İMZALADI
İş akdi feshedilen 8 bin 364 TEKEL işçisinden 28'inin 4/c sözleşmesini imzaladığı bildirildi. TEKEL işçilerinin, özlük hakları ile başka kamu kurumlarına geçirilme talebiyle başlattıkları eylem, 50. gününde sürüyor. Sendika yetkililerinden edinilen bilgiye göre, işçilerden 31 Ocak itibarıyla iş akdi feshedilen 8 bin 364'ünden 28'i, 4/c sözleşmesini kabul etti. İşçiler, daha önce alınan karar doğrultusunda bugün ''açlık grevine'' başlayacak. ''Açlık grevine'' 200 işçinin katılması planlanıyor. İşçilere, destek amacıyla çeşitli kesimlerin de bir gün süreyle ''açlık grevi'' yapılacağı belirtildi.

İşçilerin yakınlarının da bulundukları illerde bir gün süreyle ''açlık grevine'' gidecekleri bildirildi.

TEKEL direnişi için genel grev 4 Şubat'ta

Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Memur-Sen, Kamu-Sen ve KESK, TEKEL için üretimden gelen gücünü kullanacak. Karar, hazırlıkların tamamlanması nedeniyle bir gün gecikmeli uygulanacak. 4 Şubat Perşembe günü saat 08.00 ile 17.00 arasında Türkiye'de hayat duracak.

Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Memur-Sen, Kamu-Sen ve KESK, TEKEL'de uzlaşma çıkmaması üzerine bugün Türk-İş Genel Merkezi'nde toplandı. Konfederasyonlar saat 13.00'da kararını açıkladı: 4 Şubat Perşembe günü Türkiye'de hayat duracak.

Grev, her sendika konfederasyonu tarafından en etkin şekilde uygulanmaya çalışılacak. Her konfederasyon, 4 Şubat'a dair kendi planını açıklayacak. Konfederasyonların ağırlıklı kararı iş bırakarak sokaklara çıkmak.

Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu'nun, basının soruları üzerine Perşembe günü evinde olacağını açıklaması dikkat çekti. Konfederasyonlar, genel grevin sonuçlarını ve bundan sonra yapılacakları 5 Şubat'ta KESK Genel Merkezi'nde değerlendirecek. Altı konfederasyon, Başbakan'la TEKEL işçilerinin durumu için yapacakları görüşmeden olumlu sonuç çıkmaması halinde 3 Şubat'ta üretimden gelen güçlerini kullanma kararı aldıklarını duyurmuştu.

Şimdi genel grev genel direniş zamanı
TEKEL işçileri, 4 Şubat'ta işçi ve emekçi memurları genel greve katılmaya çağırırken, emekçi halkı da genel direnişi örgütlemeye çağırıyor. Öğrenciler, okullarını boykot etmeli, esnaflar kepenklerini kapatmalı, emekçi semtlerde sokaklara çıkılmalı. Kısacası 4 Şubat'ta hayat durmalı.

Şimdi, genel grev genel direniş zamanı!

BDP'de yeni dönem

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) 1. Olağanüstü Kongresi bugün (1 Şubat) Ankara'da Ahmet Taner Kışlalı Salonu'nda gerçekleştirildi. “Demokratik siyaset için demokratik katılım” sloganıyla toplanan kongrenin Divan Başkanlığına BDP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır seçildi. Kongre, sloganlarla başladı.

Divan başkanı seçilmesinin ardından yaptığı Kürtçe konuşmayı daha sonra Türkçe olarak olarak tekrarlayan Bayındır Türkiye'de bugün daha fazla barışa ve demokrasiye ihtiyaç olduğunu söyledi. Kongre salonunda Abdullah Öcalan fotoğrafları ve PKK bayrakları göze çarparken BDP’lilerin kelepçeli fotoğrafı ile birlikte Dersim katliamı sonrası idam edilen Seyit Rıza'nın “Yalan ve hilelerinizle baş edemedik, bu bize ders olsun. Ama biz de sizin önünüzde diz çökmedik, bu da size dert olsun” sözlerinin yazılı olduğu döviz de salona asıldı. BDP’li milletvekilleri ve belediye başkanları salona girişleri sırasında sloganlarla karşılandı. Kapatılan DTP’nin yöneticileri, Kandil ve Maxmur’dan gelen Barış Grubu Üyeleri, Barış Anneleri, sendikalar ve çeşitli siyasi partilerin temsilcilerinin de yer aldığı kongrede tutuklu bulunan belediye başkanları ve yöneticilerin isimleri de tek tek okundu. Bu sırada salondakiler alkış ve zılgıtlarla “Erdoğan şaşırma, bizi dağa taşırma” sloganını attı.

Seçimler yapıldı

BDP Grup Başkanvekilleri Selahattin Demirtaş ve Gülten Kışanak’ın eşbaşkan adayı olduğu kongrede seçimlere çarşaf listeyle gidildi. 457 delegeden 289'unun katıldığı kongrede 288 oyun geçerli olduğu seçimler sonucunda Demirtaş ve Kışanak başkanlığındaki liste yeni yönetime seçildi. BDP'nin yapılan 1. Olağanüstü Kongresi'nde yapılan tüzük değişikliği ile "Başkanlık Divanı" "Dönüşümlü Eşbaşkanlık" sistemi getirildi. Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak'ın Eşbaşkan seçildiği kongrede, aralarında Ayhan Bilgen, Nazan Üstündağ, Ayşegül Devecioğlu, Filiz Koçali, Tuncer Bakırhan ve Mehmet Öcalan'ın da bulunduğu 80 kişiden oluşan Parti Meclisi (PM) de seçildi.

Tüzük değişikliğine gidildi

BDP 1. Olağanüstü Kongresi'nde yapılan konuşmaların ardından, tüzük değişikliğine gidildi. Tüzükte göze çarpan en önemli değişiklik kota oldu. Daha önceki tüzükte geçen yüzde 40 kadın kotası, "cinsiyet kotası" şeklinde değiştirildi. Diğer önemli bir değişiklik ise eşbaşkanlık sisteminden sonra, Türkiye'de ilk defa bir siyasi partide "Başkanlık Divanı"nın oluşturulması oldu. Ankara’da uzun süredir eylemde olan TEKEL işçileri de zafer işaretleriyle kongre salonuna girerek, delege bölümünde oturdu.

TEKEL işçileri oyalama taktiğini boşa çıkartarak direnişi zafere taşıyacaklardır

Sermaye hükümetinin dayattığı kölece çalışma koşullarına karşı TEKEL işçilerinin inatla ve ısrarla yürüttüğü direnişin 49. gününde Türk-İş ve hükümet kanadı biraraya geldi.

Görüşmelerden "uzlaşma" çıkmadı, direnişe devam

Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu başkanlığındaki Türk-İş heyeti ile hükümet arasında bugün öğle saatlerinde yapılan görüşmeden "uzlaşma" çıkmadığı açıklandı. Kumlu, Başbakanlık'taki görüşmenin ardından "Bu akşam yeniden Başbakanlık'ta biraraya geleceğiz" açıklamasında bulundu.

Konfederasyonlar toplanıyor

Günün ikinci görüşmesi ise Başbakanlık'ta gerçekleşti. Kumlu başkanlığındaki heyet görüşmenin ardından yaptığı açıklamada "uzlaşma" sağlanamadığını bildirdi. Başbakanlık'taki görüşmenin ardından Türk-İş, işçi ve memur konfederasyonlarını 2 Şubat günü saat 10.00'da toplantıya çağırdı.

Açlık grevi başlıyor

Türk-İş Genel Merkezi önünde TEKEL işçilerine seslenen Tek Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Türkel, artık sözün bittiği yerdeyiz diyerek 2 Şubat günü saat 13.00'te açlık grevine başlayacaklarını söyledi. Türkel, 3 Şubat günü örgütlü oldukları kamu ve özel sektörde Tek Gıda-İş olarak üretimi durduracaklarını söyledi.

TEKEL işçileri hükümete ve Türk-İş'e öfkeli

TEKEL işçileri, direnişin sermaye hükümetinin sözcüleri Erdoğan ve Şimşek'in açıklamalarına aynı gün yaptıkları bir eylemle yanıt verdiler. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in “4/C köleliliği”ni savunan sözleri ve Erdoğan'ın 4/C uygulamasından vazgeçmeyeceklerini ilan etmesi Türk-İş önündeki direnişlerine devam eden işçiler de büyük bir öfke yarattı.

Sendika bürokrasisini de hedefe çakan TEKEL işçileri, öncelikle dün akşam saatlerinde çadırları dolaşarak eylem için çağrılar yaptılar. Ardından Türk-İş Genel Merkezi önünde kortejler oluşturarak toparlanan işçiler, Sakarya Caddesi’ne doğru sloganlarla yürüyüşe geçtiler.

“Özlük yoksa masada, ölü çıkar burada!” sloganının damgasını vurduğu yürüyüşü engellemeye çalışan Tek Gıda-İş yöneticilerinin bu çabaları ise işçiler tarafından boşa düşürülmüş oldu.

Öfkeli ve coşkulu sloganlarla eylemlerini sürdüren TEKEL işçileri Türk-İş'e ve hükümete yönelik tepkilerini dile getirdiler.

Tepki bugün de sürdü...

Öte yandan işçilerin sürece ilişkin tepkileri bugün de sürdü. Tek Gıda-İş İzmir Şubesi'ne bağlı bir grup işçi çadırlarından sloganlarla çıkarak Türk-İş Genel Merkezi ana giriş kapısına doğru yürüdü. Diğer çadırların yanından geçerek ulaştıkları ana kapı önünde dakikalarca "genel grev" sloganları atan işçiler sendikayı göreve çağırdılar. İşçiler bekleyişlerinin ardından tekrar diğer çadırları dolaştılar.

İşçiler sendikalara basınç uyguluyor

Direnişin belki de en kritik aşamasına gelinirken TEKEL işçilerinin tabandan doğru geliştirdikleri inisiyatif de bu eylemlerle açığa çıktı. Sendikaya ve hükümete tepki gösteren TEKEL işçileri alınan karar ne olursa olsun açlık grevine başlayacaklarını söylüyorlar. İşçiler diğer bir yandan da “genel grev-genel direniş”in örgütlenmesine yönelik basınç oluşturmayı da sürdürüyorlar.

TEKEL işçileri aralarında oluşturdukları ekiplerle Ankara'daki sendika merkezlerini dolaşarak 3 Şubat'taki eyleme dair destek talebinde bulundular. Ankara'nın çeşitli yerlerindeki sendikaları dolaşan işçiler, 3 Şubat günü Ankara'da yapılacak eylemin yer ve saatinin belirlenmesi gerektiğini söylediler.