2 Şubat 2010 Salı

Meclis'te 'Peygamber' kavgası

TBMM'de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkında MHP'nin verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmamasına ilişkin görüşmeler sırasında kavga çıktı.

AKP'li milletvekilleri ile MHP'liler yumruk yumruğa kavga etti. Tartışmalar TBMM Başkan Vekili Güldal Mumcu'nun, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ı 'baskı' yapmakla suçlaması ve 'yürütmenin yasama üzerindeki baskısı' iddialarından sonra başladı. MHP adına söz alan Osman Durmuş'un, Başbakan Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın 2007 yılında tiyatro sanatçısı Nejat Uygur'u ziyaret etmek istemesi ancak kendisine, başörtüsü nedeniyle GATA'ya alınmayacağının bildirmesi olayına gönderme yaparak, GATA'daki doktarlara yönelik, "siz peygamber olarak kabul edilen bir Başbakan'ın eşini nasıl içeri almazsınız. Sizi gidi beyaz yakalılar sizi' sözleri Genel Kurul'u karıştırdı.

ERDOĞAN ÇOK KIZDI
Kürsüye çıkan Erdoğan Osman Durmuş'a dönerek şunları söyledi: "Nasıl olur da peygamberlik zincirinin bittiğini bilmezsiniz. Böylesi bir densizliğe imza atarsınız. AKP içinde peygamber sıfatını kullanacak birisi varsa biz onu partimizde barındırmayız. Susmayı öğren. Dinlemeyi öğren. Kaldı ki, benim ile ilgili bu tür yakıştırmayı yapan sizsiniz. Ayrıca eşime laf atamazsınız. Ahlaksızlıktır! Sen (işaret parmağı ile Durmuş'u işaret ediyor) başörtüsü sebebiyle oy isteyeceksin. Eşimi başörtüsü sebebiyle GATA'ya sokmayanları müdafa edecek kadar da vicdansızsın.

YUMRUK YUMRUĞA KAVGA
Durmuş'un bu sözlerinden sonra AKP'li milletvekilleri MHP'lilerin üzerine yürüdü. Yumruk yumruğa kavga edildi. Grup başkanvekillerinin araya girmesine rağmen kavga devam etti.

GERGİNLİK DAHA ÖNCE BAŞLAMIŞTI
TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu, TBMM Genel Kurulunda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkındaki gensoru önergesinin görüşmelerinde yaşanan tartışma nedeniyle birleşime 10 dakika ara verdiğini duyurdu. Yaklaşık 40 dakika süren aranın ardından birleşimi açan Mumcu, Türkiye'nin yasama, yürütme ve yargı bağımsızlığına dayanarak yürütüldüğünü söyledi. Mumcu, şu anda yasamayı temsilen bulunduğunu ancak, yürütmenin yasamaya baskı yapma hakkının, hiçbir zaman olmadığını belirterek, “Ama demin, Bakanlar Kurulu üyesi bir bakan, Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç, makam odasına gelip, nasıl yöneteceğim konusunda bana talimat vermeye kalkıştı, bunu şiddetle kınıyorum” dedi. Mumcu, bunun, son zamanlarda uygulanmaya konulan, yürütmenin yasama üzerindeki baskısının, ikinci tezahürü olduğunu savunarak, şiddetle kınadığını tekrarladı. Mumcu, yönetimle ilgili bir tartışma varsa, İçtüzüğün belli olduğunu, usul tartışması açılabileceğini ifade etti.

KINAYAN BİLDİRİYİ HEP BERABER İMZAYA AÇALIM
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da ayağa kalkarak, MHP olarak, Meclisin hükmü şahsiyetine yönelik bu girişimi protesto ettiklerini bildirdi. Vural, “Bütün milletvekillerini ve grup başkanvekillerini, bu yapılan muameleyi kınayan bir bildiriyi hep beraber imzaya açmayı teklif ediyoruz” diye konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol da Mumcu'nun söylediklerine ilişkin “TBMM tarihinde görülmemiş bir olay” değerlendirmesinde bulundu. Anadol, Oktay Vural'ın söylediklerine katıldıklarını belirterek, olayın kınanmasını istedi.

GENSORU REDEDİLDİ
Son yılların en gergin gensoru önergesi görüşmesi sona erdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkında verilen gensoru önergesi rededildi.

Cemaat nasıl bir 'Ordu istiyor?'

İşte onun cevabı

Türk Silahlı Kuvvetleri ile Fethullah Gülen cemaati arasında yaşanan çatışma bir sır değil. Cemaatin yayın organlarında hemen her gün ordu mensupları oldukça sert suçlamalara maruz kalıyor. Pek çok cemaat yazarı ordunun lağvedilmesine kadar gidecek aşırı görüşleri savunuyor.
TSK’nın komuta kademesinin de cemaate ilişkin rahatsızlıkları örtülü veya açık ifadelerle dile geldi. .
.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ 14 Nisan 2009 tarihinde Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmada cemaatin TSK karşısındaki pozisyonunu şöyle tarif etmişti: “bugün de bazı din eksenli cemaatler, kendilerini demokratik alanın bir oyuncusu olarak takdim etmekte ve çeşitli nedenlerle de görünürde kendilerinin güçlü bir konuma geldiğine inanmaktadırlar. Ancak bu güç imajı ve algısı yanıltıcıdır. İşte bu tip bazı cemaatler hedeflerine ulaşmada kendileri için en büyük engel olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini görmektedir. Bunun için de, her fırsattan istifade ederek, destekleyicilerinin de yardımıyla Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhine faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Bu yapılanlara karşı, hukuk devleti kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerinin tepkisiz ve etkisiz kalacağını düşünmek ise büyük yanılgıdır.”
.
Peki cemaat nasıl bir ordu istiyor? Bugün ordudan neden memnun değil? Bu sorunun cevabını geçen hafta Zaman Gazetesi’nden Abdullah Aymaz’ın yazısında bulmak mümkün. Cemaatin ağabeylerinden Aymaz 1994 sonrasında Bosna’da cemaat okullarının kuruluş hikayesini anlattı. Bosna’ya önce yedi gönüllü eğitimcinin gittiğini anlatan Aymaz, daha sonra bu kişilerin oluşturduğu kurslarda öğrenci sayısının binleri bulduğunu söyledi.
.
Aymaz, o yıllarda Zenitsa’da bulunan Türk Birliği’nin komutanının bu kurslarda ders veren eğitimcileri karargaha davet ettiğini anlattı. Komutanın cemaatin gönüllülerine “Koskoca Türk Devleti’nin yapamadığını siz yapıyorsunuz” dediğini söyleyen Aymaz’ın ifadesine göre komutan gönüllülere herhangi bir ihtiyaçları olup olmadığını sormuştu. Gönüllülerin kitap ve çay istediğini anlatan Aymaz işte bu noktada komutanın enteresan cevabından söz etti.. Komutan gönüllülere şöyle söylemişti: “Hiç problem değil... Bizim uçaklarımız Zagreb'e geliyor. Oradan da her hafta karayoluyla veya helikopterle bize ulaşıyor. Biz de size ulaştırırız.”
Bu konuşmadan sonra Zaman Gazetesi Bosna’ya gidecek malzemeyi orduya teslim ediyor, ordu kendi imkanlarıyla bu malzemeyi cemaatin gönüllülerine ulaştırıyordu. İşte bu şekilde cemaat Bosna’da büyüdü ve okullar açtı.
.
Kısacası Aymaz’ın ifadesine göre TSK, bir dönem cemaatin okullarına gidecek malzemeyi kendi imkanlarıyla taşımıştı. Ancak ne zaman ki cemaatler ile arasına mesafe koydu. İşte o zaman saldırılara maruz kaldı. / Kaynak: odatv.com

İşte Yasemin Çongar'ın merak edilen CIA görevlisi eşi: Chrıs Mason

Akşam yazarı Oray Eğin, bugünkü köşesinde Taraf Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Yasemin Çongar’ın eşinin bilinmeyen biyografisini kaleme aldı. Çongar’ın Chris Mason adlı eşinin CIA bağlantılarını da yazan Eğin, Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’a şu soruyu yöneltti: "Bizim çocuklarla' ne işiniz var?"

Oray Eğin’in “Ahmet Altan CIA'den Mr. Mason'ı tanıyor mu?” başlıklı yazısı şöyle: "Esmiş, kükremiş Ahmet Altan... Ama söylediği pek çok şey boş laf, sadece edebiyat parçalamaları. Öyle çok laf kalabalığı yapmış ki... Ama tek bir şeye açıklık getirememiş: Yasemin Çongar'ın kocası CIA'de çalıştı mı çalışmadı mı... 'Çalışmadı' diyemiyor tabii ki. Diyemez ki... Sadece CIA'de çalıştığını söyleyenlere meydan okuyor... Oysa Çongar'ın eşinin CIA'de çalıştığı büyük bir sır değil ki.

Bu iddialar daha evvel Taraf'ı allayıp pullayan Batı basınında da gündeme gelmişti. Ancak ne garip ki Çongar kocasının CIA'yle ilişkisi olmadığını söylemişti. 'Akademik çalışmalar yapan birisi' diye bahsetmişti... Gelin bu bilgileri biraz sorgulayalım... Hem de herkese açık belgeler üzerinden. Taraf'ın yaptığı gibi birinin talimat vermesine, bavulla belge getirmesine gerek yok. Yasemin Çongar'ın kocasının adı Chris Mason... Yasemin Çongar AFSA'ya yazdığı bir makalenin altındaki kısa CV'sine kim olduğu kadar, kiminle evli olduğunu da yazmış. Tabii AFSA'nın periyodik yayın organına yazınca bu bir anlamda zorunluluk gibi. Nedir AFSA? American Foreign Service Association. Amerikan Dışişleri'nde ya da yurtdışı görevlerinde bulunmuş kişilerin haklarını koruyan, hatta devletle onlar adına pazarlık yapan profesyonel bir kuruluş.

Çongar'ın makalesini yayınladığı Foreign Service Journal da AFSA'nın yayın organı...Çongar'ın eşi Chris Mason'ın bir de unvanı var: FSO... Bu da 'Yabancı hizmet subayı' demek... Asker kökenli, Dışişleri'nde görev yapmış biri Chris Mason... Güney Amerika'daki Barış Gücü'nde gönüllü olarak yer almış. Ancak asıl önemli görevi Afganistan'da... Dışişleri Bakanlığı'na bağlı olarak dört sene boyunca Amerika'nın Afganistan'daki güvenlik politikası üzerinde çalışmış...

Naval Postgraduate School'da yer alan biyografisi onun başka görevleri hakkında da bilgi veriyor: 'Dışişleri Bakanlığı'ndayken istihbarat çevreleriyle yakın çalışma içinde oldu, Afganistan'daki aşiretlerin haritalarının çıkarılması gibi gizli projelerde yer aldı. Dışişleri Bakanlığı'nda Afganistan'ın tarihi, kültürü ve kavim-ırk bilgileri konusunda uzman kişi olarak bilir. 'İstihbaratçılarla yakın ilişki içinde olması yeteri kadar açıklayıcı. Ama ille de kanıt isteyene bir sonraki cümle yeteri kadar aydınlatıcı: 'Ayrıca CIA'in Paştun Kızıl Hücresi'nde görev aldı...' Kızıl Hücreler, Amerikan birliklerinin performansını ve etkisini ölçen takımlara verilen ad...

Yasemin Çongar'ın da Milliyet'in Washington temsilcisiyken Afganistan'a gidip oradan yazı dizileri yaptığı arşivlerde var. Bu örnek Çongar'ın meslek hayatında bir şekilde Mr. Mason'la sık sık dirsek temasında olduğunu gösteriyor.

Bitmedi... Kendisini akademik olarak da geliştiren, çeşitli yerlerde konferanslar veren, makaleler yazan Mr. Mason'ın biyografisinde çarpıcı bir nokta daha var... Ders verdiği pek çok yerin arasında RAND Corporation'da var. RAND'i Türkiye kamuoyu yakından tanıyor. CIA'e yakınlığıyla bilinen, genellikle CIA ajanlarının yer aldığı bir düşünce kuruluşu. Türkiye'nin adını çok iyi bildiği CIA ajanlarından 12 Eylül darbesi için 'Bizim çocuklar yaptı' diyen Paul Henze ve Graham Fuller da RAND bünyesinde...

RAND'i çok iyi tanımamızın sebebi ise Türkiye için 'Ilımlı İslam' modelini sunan kuruluş olmasıydı.

Bilindiği gibi Cemaat de 'Ilımlı İslam' modelinin payandalarından biri... Bu modelin en büyük karşıtı ise Türk Silahlı Kuvvetleri... Ne tesadüf ki Türk Silahlı Kuvvetleri bugün Yasemin Çongar'ın hedefinde ve sürekli yıpratılmak için uğraşılıyor...

Şimdi CIA, Taraf, Cemaat, Ordu hep birlikte bir resim oluşturabilir. Benim aktaracaklarım aşağı yukarı bu kadar.

Şimdi sıra Ahmet Altan'da ve Yasemin Çongar'da: 'Bizim çocuklarla' ne işiniz var?”

(Kaynak: odatv.com)

Alevi Çalıştayı'nda Alevisiz uzlaşı

Foto: Alevi Çalıştayı'nda Alevisiz uzlaşı

AKP hükümetinin Alevi Çalıştayları sona erdi. Burjuva basın, çalıştay haberlerini “uzlaşı sağlandı” şeklinde yansıtırken, Alevilerin talepleri kabul edilmeden sonlandırılan çalıştaylarda “uzlaşı” hangi taraflar arasında sağlandı?

Alevi Çalıştaylarının son toplantısı önceki gün gerçekleştirildi. AKP'nin karargahı olarak da adlandırılan Kızılcahamam'daki toplantının ardından, kamuoyuna “uzlaşı sağlandı” açıklamaları yapıldı. Devlet Bakanı Faruk Çelik, çalıştayın sonuçlarına ilişkin ön raporu dünkü Bakanlar Kurulu'na sundu. Asıl rapor ise şubat ya da mart ayında tamamlanacak. Böylece Alevi açılımının yol haritası ortaya çıkacak.

Burjuva basın, toplantı haberlerini “uzlaşı sağlandı” şeklinde geçti. Ancak Çalıştay'ın son toplantısına Alevilerin temsilcileri katılmamıştı. Bu nedenle, “uzlaşı”nın hangi taraflar arasında sağlandığı soru işaretleri yarattı. 8 ay süren toplantılar sonucunda, Alevilerin talepleri yine kabul edilmedi.

Uzlaşı sağlandığı açıklanan maddeler şöyle:

-Diyanet İşleri Başkanlığı mevcudiyetini koruyacak, içerisinde Alevilerin de temsil edileceği bağımsız kurullar oluşturulacak, bütçeden Alevilere pay verilecek.

-Madımak Oteli yakınında “güllerle donatılmış bir park” yapılacak. Aynı alana bir anıt ile müze ve kültür merkezi yapılması da planlanıyor. Ancak bunun için bir süre bekleneceği, anıt ve müzenin “kimsenin tepkisini çekmeden uzlaşı içinde yapılmasının yolları aranacağı” belirtiliyor.

-Zorunlu din dersi konusunda Başbakan Başmüşaviri İbrahim Kalın'ın önerisi doğrultusunda din derslerinin seçmeli hale getirilmesi, “velilerinden görüş alınarak öğrencilerin kendi inancı doğrultusunda eğitim alması”na karar verildi. Bu maddeye ek olarak “Her koşulda tüm öğrencilere bütün din ve inançlar hakkında da eğitim verilecek” denildi.

Balkız: Göz boyuyorlar

Onlarca derneğin bağlı bulunduğu Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Çalıştayı ile ilgili başından bu yana dile getirdiği “AKP, kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor” görüşünü koruyor.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız, muhabirimize yaptığı açıklamada, çalıştaya katılanların ortak bir açıklama yaparak “biz şöyle şöyle konularda fikir birliğine ulaştık” diye bir açıklama yapmadıklarını söyledi. Balkız, hangi konularda anlaştıklarının bilinmediğini kaydetti, “Olup bitenlere bakıyoruz. Hiçbir hususta anlaşmış değiller, göz boyuyorlar” dedi.

Madımak Oteli'nin müze olması talepleriyle ilgili de bir adım atılmadığını dile getiren Balkız, “Doğru olanı gerçekten müze yapılmasıdır. Bu devletin özür dilemesi anlamına gelecektir. Bunu bekliyor ve istiyoruz” dedi. Balkız, şöyle devam etti: “Ama seramik dükkanı yapalım, kabak dikelim, gül dikelim gibi işin kenarında kıyısında dolaşılarak yapılacak olan işler hiç kimseyi tatmin etmeyecektir. Devlet böylece bu katliama zımnen de olsa onay vermiş olacaktır.”

Gümüş: Yandaş örgütlerle uzlaşıldı

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Fevzi Gümüş, Çalıtay'a davet edilenlere dikkat çekti, Alevilerin siyasal, inançsal yansımasını oluşturan örgütler yerine yandaş örgütlerin çağrıldığının altını çizdi. Gümüş, “Burada yandaşlarla uzlaşılmış oluyor” dedi.

Basına yansıyan “uzlaşma” maddelerine dikkat çeken Gümüş, “AİHM'in kaldırılması gerektiğini belirttiği zorunlu din dersinin yanında yeni bir din dersi hayata geçiriliyor” dedi. Gümüş, Diyanet İşleri Başkanlığı konusunda ise kurumun güçlendirildiğini kaydetti, “Oysa Aleviler Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kaldırılmasını istiyordu. Gerçek laik bir ülkede böyle bir kurum olmaz” dedi. Yine Cemevleri konusunda da taleplerinin kabul edilmediğini kaydeden Gümüş, Cemevleri'nin statüsünün daha sonra belirleneceği yönündeki kararı hatırlattı. Gümüş, Cemevleri'nin Aleviler için ibadethane olduğunu dile getirdi, “İbadethane olup olmadığını belirlemek hükümetin haddi değildir” dedi.

Fevzi Gümüş, Madımak Oteli ile ilgili kamulaştırma yapılacağının söylendiğini hatırlattı. Gümüş, “Ama bu yeni değil. Sonuç itibariyle AKP 7 yıldır hükümette ve somut adım atmadı. Dolayısıyla hükümetin, Alevi Çalıştayı ile Alevileri uyutmaya yönelik bir çaba içinde olduğunu düşünüyorum” dedi.

Kazanmak için açlığa yattılar

Foto: Kazanmak için açlığa yattılar

TEKEL işçileri, direnişlerini açlık grevine dönüştürdü. İşçilerle birlikte açlık grevine başlayan Tek Gıda-İş Başkanı Mustafa Türkel, “TEKEL köleliğe mahkum olmayacak. Bir işçinin burnu kanarsa sorumlusu hükümettir” dedi.

TEKEL işçileri, Türk-İş yöneticileri ile hükümet arasında yapılan görüşmenin uzlaşma ile sonuçlanmaması üzerine kitlesel biçimde açlık grevine başladı. Hükümetin 4/C dayatmasına karşı bedenlerini açlığa yatıran işçiler, “Ölmek var, dönmek yok” sloganlarıyla alınlarına açlık grevi bantlarını geçirdi.

Açlık grevinin başlangıcında bir açıklama yapan Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel, 50 günde tüm ülkenin TEKEL direnişi ile birlikte yatıp kalktığını söyledi. “Hükümetin bize sunduğu 4-C ile ilgili düzenlemeyi görüşmeyi bile düşünmüyoruz. Hükümetin ne A ne de B planını asla görüşmeyeceğiz. Özlük haklarını alana kadar mücadelemize devam edeceğiz” diye konuştu.

Sınıf mücadelesi zaferle sonuçlanacak

Türk-İş önünde bekleyenlere ‘TEKEL işçisi değil’ diyen Başbakan’a seslenen Türkel, “TEKEL işçisini görmek isteyenler buraya gelip bakar ve kim olduğumuzu görürler. Başbakan şunu bilsin ki, burada emek dostları yanımızda ve sınıf mücadelesine destek veriyorlar. Hiçkimse emeğin dayanışmasını, hiç kimse emeğin gücünü hafife almasın” dedi. TEKEL işçilerinin 4-C’li olmaya ve kölelik düzenine mahkum olmayacağını vurgulayan Türkel, “Buna kimsenin gücü yetmeyecek. Sınıf mücadelesiyle, omuz omuza verip bu mücadeleden zaferle çıkacağız” şeklinde konuştu.

Tek Gıda-İş Başkanı, 6 işçi ve memur konfederasyonun aldığı genel grevi hazırlık aşamasın daha etkin olması için 4 Şubat'a aldıklarını hatırlattı. Perşembe günü Türkiye’de hayatın duracağını söyledi. Tek Gıda-İş sendikasının özel ve kamu işyerlerinde sıfır eksikle greve katılacağını dile getirdi. “Grevin ardından yine konfederasyonlar, birlikte 5 Şubat tarihinde KESK'te tekrar toplanıp eylem sonrası süreci ve bundan sonra izlenecek yolu ve alınacak kararları değerlendireceklerdir” diye belirtti.

Türkel, sağlık durumu elveren işçilerin kitlesel olarak açlık grevine başlayacaklarını belirtti. Üçer günlük süresiz açlık grevine başladıklarını söyledi. Türkel şöyle konuştu: “Bundan sonraki yaşanacak olayların tüm sorumluluğunu sadece var olan hakkını korumak için mücadele eden, siyasi iktidar tarafından hakkı elinden alınmak istenen TEKEL işçisinin burnunun bile kanamasının sorumluluğu başta Başbakan olmak üzere hükümetindir. ” diye konuştu.

Onlar da başladılar

Açıklamanın ardından Tek-Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel ile Genel Sekreter Mecit Amaç’ında aralarında bulunduğu yaklaşık 200 işçi, açlık grevi önlüklerini giydi. Alınlarına siyah bantlar takarak Türk-İş binası içerisinde açlık grevine başladılar. Açlık grevine arkadaşlarının tüm ikna çabalarına rağmen önceki hafta geçirdiği ameliyatla böbreklerinin yarısı alınan Mehmet Gömeç adlı işçi de katıldı.

Açıklama esnasında sık sık "Ölmek var dönmek yok", “Genel grev genel direniş”, “Katil AKP", “Birleşe birleşe kazanacağız" sloganları atıldı.

İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek suçmuş!

Tunceli Cumhuriyet Savcılığı, mitinge katılan sanatçılardan Mehmet Özcan ve Pınar sağ hakkında soruşturma açtı. Soruşturma gerekçesi ise “İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek.”

İBRAHİM KAYPAKKAYA'YI SEVMEK SUÇMUŞ!
29 Mart Yerel seçimlerinde Dersim Demokratik Halk Dayanışması tarafından düzenlenen Bağımsız aday Murat Kur’a destek mitingine katılan sanatçılara soruşturma açıldı. Tunceli Cumhuriyet Savcılığı, mitinge katılan sanatçılardan Mehmet Özcan ve Pınar sağ hakkında soruşturma açtı. Soruşturma gerekçesi ise “İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek”. Mitingte Mehmet Özcan ve Pınar Sağ’in İbrahim Kaypakkaya ile ilgili söyledikleri sözler nedeniyle soruşturma açıldı. Tunceli Cumhuriyet Savcılığı’na göre, “Kaypakkaya’yı seviyorum” demek suçmuş!
.
Savcılığın soruşturma tutanağında şu ifadelere yer verildi: “29.03.2009 tarihli mahalli idareler genel seçimi öncesinde Tunceli Belediyesi bağımsız başkan adayı Murat Kur tarafından düzenlenen açık hava toplantısına katılan şüphelilerden Mehmet Özcan’ın ‘seni sevmek suçluyu övmek… Kaypakkaya seni seviyorum seni seviyorum bir suçlu da benim seni seviyorum’ şeklinde konuşma yaptığı, diğer şüpheli Pınar Sağ’ında, ‘…faşist iktidara karşı her zaman dik durmuş Kaypakkaya’ya yoldaşlara...’
.
‘.. Aslanlar gibi kurban olduğum 73’ten bu yana ser verip sır vermeyen bu geleneği asilce yaşatan Kaypakkaya’ya yakışır şekilde durmak…’ şeklinde konuşma yaptığı bu şekilde terör örgütü kurucusu ve yönetici İbrahim Kaypakkaya’yı övdükleri; yukardaki sözler Tunceli Cumhriyet Savcılığına suçmuş!

Vakit fırsatı kaçırmıyor!

Provokasyondan sorumlu yayın organı Vakit, hükümet ile TÜRK-İŞ arasında tıkanan görüşmelerin ardından TEKEL işçilerine “Kaçırmayın bu fırsatı!” çağrısında bulunmuş. Vakit daha önce de TEKEL işçilerinin Ergenekon tarafından kullanıldığını açıkça yazmıştı ve işçileri bu konuda "dikkatli olmaları" yönünde uyaran Büro Memur-Sen Genel Başkanı Yusuf Yazgan'ın "kıymetli görüşlerine" yer vermişti.

Vakit "gazetesi", bu kez de hükümetin bildik “çalışmadan para alıyorlar” söylemini hiç bir inceltmeye gerek duymadan habere entegre etmekle kalmamış. Buna ek olarak, bir de TEKEL işçilerinin durumlarında bir iyileştirmeye gidilmiş intibaı uyandırarak ve bunu her bir TEKEL işçisine 41 bin TL ödeme yapıldığı gibi hesap bilmez “veri”lerle süsleyerek Vakit, provokasyonlarına bir yenisini eklemeye çalışmış.

Provokasyonun Vakit okuyucuları nezdinde başarıya ulaştığı anlaşılıyor. Özel olarak provoke edilmeye ihtiyaçları olup olmadığını bilmediğimiz bu güruhun haberin altına yazdığı yorumlar şu şekilde:
“çoğu köylü-cahil ve MHP'li Ergenekon şürekası.. haliyle bu kumaştan birçok elbise biçilmiş olabilir..”

“vur patlasın dönemlerin sarhoşluğu ile cahil cesareti ile millete posta koymaya yelteniyorlar. Ergenekon güruhu da kaşıyor.”

“hak arıyoz derken mazlumun yetimin hakkını yedirtme gayreti gözden kaçıyor galiba. dikkatli takip edelim lütfen…”

“620 TL maaş alıp ev geçindirmeye çalısıyoruz..biz insan değil miyiz be kardeşim...bizi alın memurluğa. adamlar hiçbirseyden memnun değil .. peki söyleyin biz ne yapalım bize kim sahip çıksın..ölelim mi biz insan değil miyiz.. çoluk çocuğumuzun karnını zor doyuruyoruz ev kira, bağlasan hayvan zor durur rutubetli gecekondularda iflahımız sökülüyor. el insaf be kardeşim insaf. Allahınız kitabınız yok mu halinize şükür edin...”

“Waybeeeee… hukumet o kadar onlara imkan sundu tazminattan ayrı git yat iç helada boşalt içini aylık maaşını al diyor ama helal olsun tekelcilere buna bile razı gelmiyorlar ben hukumet olsaydım nerde yetim fakir fukara gariban varsa tekel isçilerine yol verip onların yerine o garibanları bırakırdım ozaman görürdüler bi avanak hakkımı helal etmiyorum C4 de gecmiyorum diyor yattıgın yerde para yiyorsunuz birde hakkınızı helal etmiyorsunuz tabi hukumet geçmiş hukumet olacaktı ozaman karayı denizi parayı görürdünüz nankörler eylemci tekelcilerin hepsi kovulmalı hiç biri bunlara layık degiller.”

“ben deli gibi çalışıp vergi verecem. tekelcilerde yattığı yerden maaş alacak. hemde bir mühensdis maaşı? bu adalet mi?”

“helal olsun onca işsiz varken alısmıslar ilkokul mezunu 2 milyara şimdi zor geldi tabi devletin malı deniz değil. ak parti gercekten adın gibisin helal.”

“gercekten bu insanlar ne yapiyor,goz gore gore soygun, yarinde baska kurumlar cikar meydana… ne guzel anlatmis bakanlar,almazlarsa iki yasinda oglum var gelsinler cok comertdir ondan alirlar, Allah razı olsun bu hukumetden, insanca davraniyor.”

Öyle görünüyor ki; bu provokasyonlara karşı TEKEL işçilerinin sesini daha net duyurmak gerekiyor. Hükümet ve yardakçıları, emekçileri birbirine kırdırmak, kendi yoksulluğunun ve yoksunluğunun hırsını TEKEL işçisinden çıkartmaya çalışan bir zihniyeti yaymak için kolları sıvıyor. (Kaynak: soL postaL)