27 Şubat 2010 Cumartesi

Erdoğan 'Dersim'i açıklarım' demişti, Dersimliler'den cevap geldi: 'Tehdit etme açıkla..'

Erdoğan, ‘Balyoz’ tutuklamalarını Malta sürgünlerine benzeten CHP Lideri Baykal’a, “1938’e dönsünler. Sayın İnönü’nün Cumhurbaşkanı olduğu dönemdeki Tunceli sürgünlerine baksınlar” diye cevap verdi. Erdoğan, “Daha ileri giderlerse vesikasını açıklarım, bunlar elimde mevcut. Bunlar çırpındıkça eteklerinden bir şeyler dökülmeye başlıyor” diye konuştu.
.
DERSİMLİLERDEN ERDOĞAN'A ÇAĞRI
Erdoğan'ın dün söylediği bu sözlere bugün Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu'ndan (FDG) açıklama geldi. Fedarasyondan yapılan açıklamada "1937/38 yıllarında Dersim’de büyük bir insanlık dıramı yaşanmış ve onbinlerce kadın, çocuk ve yaşlı demedem mahsum insanlar öldürülmüştü. Katliamdan kurtulabilenler ise her köye bir aile olmak üzere Kayseri’nin batısına sürgün edilmişlerdi. Bu sürgün aynı zamada ailelerin de parçalanmalarına, büyük acıların yaşanmasına neden olmuştu. Anne ve babaları öldürüldükleri için kimsesiz kalan, yada ailelerinden zorla koparılan binlerce çocuk ya askeri erkan tarafından şavaş ganimeti gibi beraber götürüldü yada kimsesizler yurtlarına verildiler. Bugün hala pek çok dersimli kaybolan aile fertlerini aramaktadır. Yaşanan bu büyük trajedinin canlı tanıkları hala o yılların kötü hatırası süngü ve kurşun yaralarıyla bu sürece tanıklık yapmaktadırlar. 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Meydanında idam edilen Dersimin önde gelenlerinin mezar yerleri hala belli değil ve maktül yakınları açtıkları dava ile atalarının mezar yerlerini aramaktadırlar."
.
TEHDİT OLARAK KULLANMA AÇIKLA
Buradan Erdoğan’a bir kez daha çağrıda bulunmak istiyoruz. Belgeleri tehdit olarak kullanmak degil, toplumun bilgisine sunmak önemlidir. Dersim 1937/38 siyasal istismar malzemesi olarak kullanmayın, açıklayın. Madem “Dersim 38’de yapılanları savunanlar insanlıktan nasibini almamıştır” diyorsunuz o halde gereğini yapın ve Dersim Halkından devlet adına resmen özür dileyin. Dersim’de yapılanların bilinmesi için arşivleri açın. Bu vehşet bilinsin ki bir daha Dersimler yaşanmasın. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerini açıklayın. Evletlık verilenlerin tam listesini açıklayın.

ÖZÜR DİLEYİN
Bir çağrımızda Dersim 1937/38’in mimarı ve uygulayıcısı Cumhuriyet Halk Partisi’nedir. 1937/38 de soykırıma varan uygulamalardan ötürü sorumluluğunuzu kabul edin ve Dersim Halkından özür dileyin. Kamuoyu önünde resmen özür dilemediğiniz sürece sizi teşhir etmeye ve suçunuzu yüzünüze vurmaya devam edeceğiz. Susarak Dersim’de yapılanları unutturamazsınız, işlediğniz insanlık suçundan kurtulamazsınız.

BU VAHŞET AÇIĞA ÇIKACAK
Dersimliler kendi davalarına sahip çıkıyor ve atalarına yapılanların akibetini araştrıyorlar. “Dersim 1937/38 Sözlü Tarih Projesi” çalışmaları bu vahşetin açığa çıkaracak ve gelecek kuşaklara taşıyacaktır. Fedarasyonumuz Dersim’de yaşananları uluslararası alana taşımaya devam edecektir.

İSTİSMAR EDİLMEMELİ
Dersim’de yaşananlar partiler arası çekişmelerde siyasal malzeme olarak istismar edilmemelidir. 72 yıldır kapanmayan bu yara daha ne kadar kanamaya/kanatılmaya devam edecek.

Erdoğan'a yandaş yazarlar bile isyan etti

Erdoğan’ın gerilimin faturasını köşe yazarlarına kesmesine gazeteciler sert tepki gösterdi. Erdoğan’ın sözlerinden rahatsız olanlar arasında sadece muhalif yazarlar değil, iktidarı destekleyen köşe yazarları da vardı. Hem de ne yazarlar.. Zaman gazetesinde Fethullah Gülen'in sesi olan Hüseyin Gülerce'den, Oktay Ekşi'ye..

AÇIKLAMASI BİLE ÜRKÜTÜCÜ
Mehmet Altan (Star Gazetesi): Başbakan’ın konuşmasını çok garipsedim ve kabul edilemez buldum. Çünkü bu bizi tek sesli bir Türkiye’ye götürür. Başbakan burada zirvenin çok olumlu olduğunun yazılmasını istiyor herhalde. Benim bireysel olarak baktığım şey evrensel doğrular, insanların gitmek istediği noktalardır. Arzuhalcilikle yazarlık arasında çok fark var. Başbakan bir taraftan demokrasiden bahsediyor bir taraftan öyle bir şey söylüyor ki akıl alır gibi değil. Nasıl oldu böyle bir bölüm çıktı o konuşmadan anlamadım. Çok ürkütücü buldum açıkçası.

TEK PARTİ DÖNEMİNDE OLUR
Oktay Ekşi (Hürriyet Gazetesi): Sayın Başbakan’ın demokrasi anlayışıyla benimkini mukayese ettiğimde pek uyuşmadığını görüyorum. Benim demokrasi anlayışımla onunki zerre kadar bağdaşmıyor. Benim anlayışıma demokrasi deniliyorsa, Başbakan’ınkine faşizm demek gerekiyor. Ben medya patronlarının köşe yazarlarına karışmadığı bir Türkiye istiyorum. Ama Erdoğan patronların müdahalesini özlüyor. Siyaset kadrolarının medyanın özgürce görev yapmasına tahammül etmeyi öğrenmesiyle bu sorun çözülür. İktidarın istediği şekilde yayın yapılırsa herşey düzelir anlayışı yanlış. Bu bizzat Başbakan’ın kınadığı tek partili dönemlerde rastlanır.

DEMOKRASİ ANLAYIŞI OYLA SINIRLI
Nuray Mert (Radikal ve Hürriyet): Başbakan kendisine huzur verecek, etliye sütlüye, siyasi iktidarların tasarruflarına ve iktidarın işine karışmayan bir medya istiyor. İktidarın medya ve özgürlük anlayışı bu çerçevede beliriyor. Çünkü medya algısı böyle. Kaygı verici olan da bu durum. Patronlara yazarlarını denetlemelerini doğrudan talep ettiği için tablo vahimleşiyor. İktidar demokrasiyi böyle anlıyor. Sağ partilerin demokrasi algısı oy çoğunluğuyla sınırlıdır. Oyların çoğunu alan istediği tasarrufu yapar, demokrasinin de böyle bir şey olduğunu düşünür.

Nazlı Ilıcak (Sabah): Erdoğan’ın zaman zaman medyayı sert bir dille eleştirmesini ben şahsen onaylamıyorum. Son konuşmasında ise kabul edilmesi mümkün olmayan bir söz sarfetti ve medya patronlarının yazarları denetlemesini; icap ederse de yazdırmamasını söyledi. Halbuki biz köşe yazarları patronun emir-komuta altındaki kişiler değiliz. Vicdan ve düşüncelerimize göre yazıyoruz. Vicdanımızın aynasında olayları değerlendiriyoruz. Bu şekilde patronun sansürünün, politikacı tarafından tavsiyesini yanlış bir tutum olarak değerlendiriyorum.

PATRONA ŞİKAYET YANLIŞ
Hüseyin Gülerce (Zaman): Sayın Başbakan’ın eleştirilerinde yayın yönetmenlerini eleştirmesini anlayabilirim de, doğrudan doğruya bunları sen patronsun nasıl yazdıyorsun demeyi doğru bulmuyorum. Kutuplaşma ortamına girdiğimiz için özellikle Ergenekon Davası ve komutanların gözaltıları toplumu da ikiye böldü. Dolayısıyla gazete ve köşe yazarlarında da bir kutuplaşma var. Aslında Sayın Başbakan’ın gazete patronlarına bunları demesine gerek yok. Süreci destekleyen köşe yazarları zaten Başbakan’ın hoşuna gidecek cevapları veriyor. Bu gelişmelerin bizzat kendisi toplumda böyle bir tesir yapıyor.

Ahmet Taşgetiren (Bugün): Bir kere köşe yazarlarının ekonomiyi bu kadar etkilediğini düşünmüyorum. Medyanın da bu ölçüde etkilediğini düşünmüyorum. Yaşanan olaylar ve oradaki tansiyon ekonomiye yansıyor bunu söylemek lazım. Şu anda Türkiye’de oldukça yüksek gerilim yaşanıyor. Yargı-siyaset tartışması, darbe tartışmaları ve Ergenekon. Türkiye ciddi bir dönüşüm noktasında. Köşe yazarlarına müdahale talebi çok sağlıklı bir talep değil. Özgür medya bence siyasetçinin de yararınadır.

Belgedeki imza Tatar’ın değilmiş

İSTANBUL - Eski ve yeni Deniz Kuvvetleri komutanlarına suikast soruşturması kapsamında hakkında ikinci kez tutuklama kararı çıkartılınca intihar eden Deniz Kurmay Yarbay Ali Tatar’a ait olduğu iddia edilen suikast notundaki el yazısının Tatar’a ait olmadığı belirlendi. Gölcük’te deniz teğmenlerin kaldığı lojmanda bir buzdolabının arkasında bulunan nottaki el yazısı İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı’nda incelendi.

Uyuşturucu izi de yok Ali Tatar’ın ağabeyi Ahmet Tatar, kardeşi toprağa verildikten 19 gün sonra tamamlanan raporda belgelerdeki yazının kardeşine ait olmadığının ortaya çıktığını söyledi. Tatar, “Yazı diğer adı geçen insanların da değil. Peki kimin?” diye sordu. Soruşturma kapsamında tutuklanan teğmenler, uyuşturucu kullanmak ve satmakla da suçlanmıştı. Ahmet Tatar “Bu teğmenlerin hepsine idrar tahlili yapılmış Adli Tıp Kurumu’nda. Uyuşturucu kullandıklarına dair hiçbir şey bulunamadı. Bu iddianamenin içerisinde var. Fakat bunların hepsinin siciline bu iddialar işlendi” diye konuştu.

AKP savcılarına: Söz vermiştin tahliye ettir!

İSTANBUL - ''Ergenekon'' soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz, Sayın'ın kendisine yolladığı mühürlü zarf içindeki mektupları davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. Öz'ün mektuplarla birlikte gönderdiği üst yazıda ise Sayın'dan ''Anadolu mahlasıyla ifadesi alınan gizli tanık'' olarak bahsettiği görüldü. Sayın, Ekim ve Kasım 2009'da yazdığı ve aynı yıl Mayıs ayında gizli tanık olarak ifade verdiğini hatırlattığı beş mektupta özetle şunlara yer verdi:

"TAHLİYE UMUDUYLA GİZLİ TANIK OLMAYI KABUL ETMİŞTİM"
''Bildiğim ve duyduğum konularla ilgili bilgi vermiştim. Siz de bana Türk Ceza Kanunu'nun etkin pişmanlık hükmünü düzenleyen 221. maddesini okumuş, bu maddeye gireceğimi söylemiştiniz. Bunun üzerine gizli tanık olmayı kabul etmiştim. Mahkemede dinlendikten sonra tahliye olabileceğimi söylediniz. İfadem üçüncü iddianameye eklendikten sonra basında kimliğim açıklandı. Bunun üzerine tutuklu sanıklardan pek çoğu hakkımda konuşmalar yapmışlar. Hakkımda çok ağır konuşup saldırmışlar. Bu nedenle diğer sanıklarla aynı yerde bulunmam olanaksızdır. Duruşmada kapalı oturumda dinlendikten sonra tahliye olmak istiyorum. Bu konuda bana yardımcı olabileceğinizi biliyorum. Eğer yardımlarınızı esirgemezseniz, tahliye konusunda bana yardımcı olursanız minnettar kalırım.''

Habertürk gazetesi, manşetten verdiği haberle 2. Ergenekon davası ile birleştirilen 3. Ergenekon davasında adı geçen gizli tanık "Anadolu"nun, 1. Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Ümit Sayın olduğu ortaya çıkmıştı. Davanın 8 Aralık 2009 tarihinde yapılan duruşmasında diğer sanıklar dışarı çıkartılarak ifadesi alınan Sayın, 29 Ocak 2010 tarihinde yapılan duruşmada da ''dosya kapsamı, delil durumu, suç vasıflarının değişme ihtimali ve yattığı süre dikkate alarak'' tahliye edilmişti.

Balyoz'da ikinci dalga: 18 gözaltı

Foto: Balyoz'da ikinci dalga: 18 gözaltı

Balyoz Operasyonu’nda ikinci dalga başladı. 13 kentte başlatılan operasyonlarda ilk bilgilere göre 1’i emekli, 17'si muvazzaf 18 asker gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan biri Konya İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Özçoban. Gözaltına alınanlar İstanbul’a getiriliyor.

“Balyoz Güvenlik Harekatı Planı” iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında 13 ilde düzenlenen yeni operasyonda, aralarında muvazzaf subay ve astsubayların da bulunduğu 18 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan 4 subay ve 13 astsubay jandarmaya bağlı. Gözaltına alınanların ağırlıklı olarak jandarma sınıfından oldukları belirtildi.

İlk operasyonda gözaltına alınanların emniyette ve adliyede verdikleri ifadeler doğrultusunda 13 ilde yeni bir operasyon gerçekleştirildi. Operasyonda, aralarında Konya İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Özçoban'ın da bulunduğu 17 muvazzaf subay ve astsubay ile bir emekli askeri personel gözaltına alındı. Gözaltına alınan bu kişiler İstanbul'a getiriliyor.

Gözaltına alınanların Çarşaf, Sakal, Suga ve Oraj eylem planlarında keşif ve eylem planları yaptıkları öne sürülüyor.

Gözaltına alınanların isimleri

Balyoz soruşturması kapsamında gözaltıma alınan askerlerden yedisinin ismi şöyle: Üsteğmen Erdinç Atik (Batman Jandarma Bölge komutanlığı), Astsubay Abdil Akça (Batman Jandarma Komutanlığı), Astsubay İmdat Solak (Şırnak Jandarma), Astsubay Mutsafa Kelleci (Jandarma-Diyarbakır), Astsubay Selahattin Gözmen (Jardarma-Diyarbakır Silvan) , Astsubay Musa Faris (Jandarma-Mardin), Astsubay Fikret Coşkun (Elazıg-Karakoçan).

Çetin Doğan ve Engin Alan tutuklandı

Foto: Çetin Doğan ve Engin Alan tutuklandı

Balyoz Darbe Planını hazırlayan dönemin 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ve eski Özel Kuvvetler Komutanı emekli Korgeneral Engin Alan tutuklandı. Balyoz planını hazırlayan Doğan ve kontrgerillanın kara kutusu Alan'la birlikte tutuklanan darbeci asker sayısı 33'e yükseldi.

Camilerin bombalanması ve Türk jetinin düşürülmesi gibi kanlı eylemler içeren Balyoz darbe planında tutuklu sayısı 33'e ulaştı. Metris Cezaevi'ne gönderilen son isim, planın altında imzası bulunan dönemin 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan oldu. Doğan'la dün adliyeye çıkarılan emekli Korgeneral Engin Alan da tutuklular arasında yerini aldı. Savcılık soruşturmalarının ardından İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'ne çıkarılan Doğan ve Alan, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebir ve şiddet yoluyla ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan tutuklandı. Böylece birinci dalga operasyonlar çerçevesinde tutuklu sayısı 33'e ulaşmış oldu. Bunların 18'i muvazzaf, 15'i emekli subaylardan oluşuyor

Önceki gece emekli orgeneraller Özden Örnek, İbrahim Fırtına ve Ergin Saygun'un tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılması gözleri Çetin Doğan'a çevirmişti. Önceki gün Çankaya Köşkü'nde yapılan üçlü zirvenin ardından Örnek, Fırtına ve Saygun'un serbest bırakılmaları, tansiyonu düşürmeye yönelik bir uzlaşma olarak değerlendirilmişti.

Darbe planının mimarı

Tutuklanan emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın, Fatih ve Beyazıt camilerinin bombalanması, cübbeli ajanlara Hava Müzesi'nin bastırılması, Türk jet uçağının düşürülmesi, 200 bin kişinin gözaltına alınması gibi kanlı eylemlerin öngörüldüğü Balyoz Güvenlik Harekat Planı'nda imzası bulunuyor. 2003'te Selimiye Kışlası'nda yapılan ve planın görüşüldüğü toplantıyı yönetti. Toplantıda yaptığı konuşmanın ses kayıtları kamuoyuna yansıdı. Konuşmasında Meclis ve hükümete yönelik şu ifadeleri kullanıyor: "Her şeyden önce hükümetin ve Meclis'in kendisine çekidüzen verdirici, ben onu söyleyeceğim... Genelkurmay Başkanı'na diyeceğim ki siz Meclis'i ve hükümeti uyarıcı bu gidişe dur deyici bir ültimatom verin. Gerekirse çağırın 'bu işin sonu b..ktur, işte sonunuz böyledir' (deyin). İçeride yapacağımız güvenlik harekâtı klasik bir EMASYA harekâtı olmayacak. Klasik EMASYA anlayışından mutlaka çıkılacak ama bunun anlamı halka gereksiz yere kuvvet kullanma, o halkın yaşantısını daha da bozma gibi olmayacak."

Kontrgerillanın kara kutusu

Tutuklanan emekli Korgeneral Engin Alan, on beş yıl önce yaşanan Azerbaycan darbe girişimi sırasında ise Bakü askerî ataşesiydi. Başarısız darbe girişimine adı karıştı. Daha sonra azınlıklara yönelik suikast ve eylemlerle hükümeti yalnızlaştırarak kafese almayı öngören Kafes eylem planıyla gündeme geldi. Levent Bektaş'ta ele geçirilen belgede, "MSB'nin daha etkin kullanılması için Mazlum Savaş Onur'un oraya gitmesini Özden Paşa emretti, Fabrikatör (Doğu Perinçek) kabul etti, Engin'le iyi bir ikili oluşturacaklarını söyledi" ifadeleri yer alıyor. Balyoz seminerinde ise şu konuşmayı yapıyor: "Önce liderleri hemen toplamak lazım. Süratle bir gece yapılacak özel bir operasyonla bu liderleri derhal toparlayıp bir defa bu yangını kaynağında halletmek lazım. Kritik bölge veya sözde kurtarılmış bölge kapsamındaki mahallere ise olayların tırmanmasına göre darbe harekâtı icra etmeye hazır olunacak." Doğrudan Genelkurmay'a bağlı olan ve kontra eylemlerde adı sıkça duyulan Özel Kuvvetler Komutanlığı da yaptı.

“Hasta tutsakların ölümlerinden siyasi iktidar sorumlu olacaktır!”

İlerici ve devrimci kurumlar, hasta tutsakların serbest bırakılması için gerçekleştirdikleri eylemlerinin 31. haftasında 17 yaşındaki kan kanseri hastası Abdullah Akçay için yürüdü. Eyleme Akçay’ın ailesi de katıldı.

26 Şubat Cuma günü Taksim Tramvay durağında saat 19.30’da biraraya gelen kurumlar İstiklal Caddesi boyunca “Hasta tutsaklar serbest bırakılsın” pankartı arkasında yürüdü. Kortejin en önünde Abdullah Akçay’ın yakını çocuklar yer aldılar. Çocuklar Abdullah Akçay’ın resimlerini taşıdılar. Eylemde ayrıca İngilizce hasta tutsaklara özgürlük şiarlı pankart ve hasta tutsakların resimleri de taşındı. Kitle, Mephisto Kitapevi önünde oturma eylemi gerçekleştirdi. Oturma eylemi sırasında Çav Bella marşı hep bir ağızdan söylendi.

Galatasaray Lisesi önüne gelindiğinde, basın açıklamasını Ercan Aydın gerçekleştirdi. Aydın yaptığı açıklamada 31 hafta boyunca, hasta tutsaklar listesine yeni isimlerin eklendiğini ve tutsakların 31 hafta önceki sağlık durumları ile şimdiki sağlık durumları arasında, telafisi imkansız derecede olumsuzluklar olduğunu söyledi. Hasta tutsaklar için sürdürülen eylemlerin sadece siyasi tutsaklar için değil, adli tutuklular için de bir umut kaynağı olduğunu söyleyen Aydın, siyasi iktidarın yok sayma politikası bu şekilde devam ettikçe, hasta tutsakların da çoğalacağından kuşku duyulmaması gerektiğini belirterek tedavilerinin yapılması için tutsakları serbest bırakmayan siyasi iktidarın, meydana gelebilecek ölümlerden birinci dereceden sorumlu olacağını ifade etti. Aydın, tutsakların hastalıklarının çoğunun kaynağının, uygulanan tecrit politikası olduğu bilinci ile verilen mücadelenin aynı zamanda tecrite karşı da olduğunu vurguladı.

Eylem boyunca, “Hasta tutsaklar serbest bırakılsın!” , “Tecrite son!”, “Katil devlet hesap verecek!”, “İçerde, dışarda hücreleri parçala!”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!”, “Abdullah Akçay serbest bırakılsın!”, “Hasta tutsaklar serbest bırakılsın!” sloganları atıldı.