1 Mart 2010 Pazartesi

Barolar Birliği hükümeti uyardı

Hükümetin gündemindeki anayasa değişikliği çalışmalarına Barolar Birliği tepki gösterdi.

Anayasa değişikliği çalışmalarına Barolar Birliği'nden tepki geldi. Birlik Anayasa reformunun bugünkü kavga ortamında gerçekleşemeyeceğini söyledi. Barolar Birliği'nden yapılan açıklamada, "Düzenlemenin geniş kapsamlı bir şekilde tartışılmadan aceleye getirilerek gerçekleştirilmesinin, demokratik sisteme vereceği tahribat göz ardı edilmemelidir" denildi.

Çalışmanın içeriğinin de eleştirildiği açıklamada reformun demokratik bir şekilde tartışılarak yapılması istendi. Barolar Birliği, planlanan değişikliklerin kuvvetler ayrılığı ilkesindeki dengeleri onarılmayacak şekilde bozacağını, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi ve tarafsızlığının geliştirilmesini olanaksız hale getireceğini belirtti. Yapılan açıklamada parti kapatma ile ilgili karar alma yetkisinin Meclis'e devredilmesine de tepki gösterilerek yeni bir düzenleme yapılması durumunda, "yargı ile onun dayandığı anayasal ve yasal düzenlemeler işlevsiz hale gelecek, sisteme yönelik yeni sıkıntılara yol açacak" dedi.(Kaynak: soL)

TSK'dan Dursun Çiçek açıklaması

İrticayla Mücadele Planı gerçek mi? TSK'dan açıklama geldi. Genelkurmay Başkanlığı, İrticayla Mücadele Eylem Planı belgesinin ıslak imzalı aslının mevcudiyeti iddialarını doğrulayabilecek bazı delillerin elde edildiğini, bu kapsamda Albay Dursun Çiçek'in tutuklama istemiyle Askeri Mahkeme'ye sevkedildiğini, ancak tutuklama talebinin reddedildiğini açıkladı.

İşte TSK'dan yapılan o açıklama:

1. Yürütülen bir soruşturma kapsamında, bir şüphelinin bürosunda yapılan aramada ele geçirilen ve bilahare 12 Haziran 2009 tarihinde bir gazetedeki habere konu olan fotokopi belgeye ilişkin yapılan inceleme sonucunda, Genelkurmay Askerî Savcılığı tarafından 24 Haziran 2009 tarihinde “Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı” verilmişti.

2. Sayın Genelkurmay Başkanı tarafından, 26 Haziran 2009 tarihinde yapılan Basın Toplantısında; “Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı kesin değildir. Biz hukuk devletiyiz. Hukuk devleti ilkelerine de sadığız. Bu belgenin doğru olduğuna ilişkin yeni delil, bilgi, emare vs. çıkarsa elbette bu soruşturma tekrar açılabilir.” şeklinde açıklamalarda bulunulmuştu.

3. 26 Ekim 2009 tarihinde bazı gazetelerde söz konusu belgenin ıslak imzalı aslının bulunduğuna ilişkin haber ve iddiaların yer alması üzerine, Genelkurmay Başkanlığı Askerî Savcılığı tarafından yeniden soruşturma başlatılmıştı.

4. 16 Şubat 2010 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Belge”nin Genelkurmay Askerî Savcılığına gönderilmesini müteakip, söz konusu belgenin ıslak imzalı aslının mevcudiyeti iddialarını doğrulayabilecek bazı delillerin elde edilmesi nedeniyle, 24 Haziran 2009 tarihli karara esas teşkil eden gerekçelerin yapılmakta olan soruşturmada geçerliliğini yitirmiş olduğu dikkate alınmış ve Genelkurmay Askerî Savcılığınca verilen “Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı” kaldırılmıştır.

5. Bu kapsamda devam olunan soruşturma sırasında, ifadesi Askerî Savcılık tarafından yeniden tespit edildikten sonra, Dz.P.Kur.Alb. Dursun ÇİÇEK tutuklama talebiyle Askerî Mahkemeye sevk edilmiş ve 01 Mart 2010 tarihinde Genelkurmay Askerî Mahkemesi tarafından tutuklama talebinin reddine karar verilmiştir.

6. Soruşturmaya Askerî Savcılık tarafından devam edilmektedir. Herkesin; soruşturmanın gizliliği ve masumiyet ilkelerine saygılı olmasını, bu bağlamda sorumlu hareket etmesini ve yargı sürecinin sonucunu sabırla beklemesini bir kez daha hatırlatmakta yarar görülmektedir.

İngiliz gazetesi son operasyonları ve gerginliği değerlendirdi

İngiliz The Times gazetesi, AKP hükümetiyle ordu arasında son “Balyoz” tutuklamalarıyla tırmanan gerilimin felaketle sonuçlanabileceğini öne sürdü.

TÜRKİYE FELAKETİN EŞİĞİNDE
Bugünkü başyazısını Türkiye’ye ayıran gazete, “NATO”nun payandası, potansiyel Avrupa Birliği üyesi ve Batı’nın Orta Doğu'daki stratejik ortağı Türkiye, bugün bir felaketin eşiğinde” diye yazdı.

ERDOĞAN KAYBEDERSE..
Son zamanlarda yaşanan gelişmelerin Başbakan “Tayyip Erdoğan’ın kazanması gereken bir çatışma” olduğunu savunan The Times, şu sözlere yer verdi: “Eğer Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ılımlı İslamcı hükümeti ile ordu arasındaki mevcut gerilim bir darbeyi tetikler, ya da siyasi ve dini şiddeti teşvik ederse, Batı’nın, bölgesel istikrarın ve bölgenin bu yükselmekte olan ekonomik gücünün kaybı hesaplanamaz boyutlarda olur. Tehlikede olan sadece Türkiye için değil, Müslüman dünyasındaki bütün ülkeler için önemli olan bir sorunun yanıtıdır: Siyasi İslam, ılımlı bir biçimde de olsa, demokrasi, devlet otoritesi ve seküler kurumlar ile uyumlu olabilir mi?”

TOPLUMSAL GERİLİM TIRMANIYOR
Gazete, eski kuvvet komutanları İbrahim Fırtına ve Özden Örnek ile eski 1. Ordu Komutanı Ergin Saygun’un serbest bırakılmasının tansiyonu az da olsa düşürdüğünü belirterek, “Ama Başbakan Erdoğan’ın, Silahlı Kuvveleri’in başı General İlker Başbuğ ile yaptığı kriz görüşmelerine ve gerginliği ‘anayasal sınırlar içinde’ çözme sözlerine rağmen korku ve söylentiler her yanı kapladı. Borsa düştü. Toplumsal ve siyasi gerilimler tırmanıyor” diye yazdı.

AKP ile silahlı kuvvetler arasındaki 'kavga'nın AKP'nin iktidara geldiği 2003 yılından bu yana sürdüğünü yazan gazete, "Ordu daha önce defalarca Kemalist geleneğe ters düştüğünü savunduğu hükümetlere karşı darbe yaptı, ama AKP daha güçlü bir rakip olduğunu gösterdi" ifadesi kullanıldı.

DARBE OLURSA..
Türkiye’de ordunun demokratik bir yolla seçilmiş bir hükümeti devirmesi halinde dışarda kendine dost bulamayacağını ve içarde kuşatma altında kalacağını savunan gazete şöyle devam etti: “Erdoğan ordu ile arasındaki mücadeleden zaferle çıkmalıdır. Avrupa Birliği üyeliğine aday bir ülkede, ordunun sivil mahkemeler karşısında dokunulmaz olması, siyaset üzerinde veto yetkisine sahip olması, Kıbrıs’ta çözüme engel olması, hatta hükümeti tehdit etmesi kabul edilemez. Ne var ki, öfkeli ordunun, Türkiye'yi kargaşaya sürüklemesini engellemek için, Erdoğan’ın biraz nabza göre şerbet vermesi, sabırlı, ancak kararlı olması gerekiyor.”

TEKEL işçilerini sevindiren Danıştay kararı

Danıştay, TEKEL işçisine yapılan 1 aylık geçiş süresine yapılan itirazı kabul etti... Bazı maddelere yapılan itiraz savunma sonrasına kaldı...

Danıştay 12. Dairesi, 4 Şubat 2010 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı'nın, TEKEL işçilerinin de aralarında bulunduğu geçici personelin 4/c'ye geçiş için 30 günlük süre içinde ilgili kurumlara başvurmasını öngören hükmünün yürütmesini durdurdu.

DANIŞTAY'A DAVA AÇMIŞTI
TEK GIDA-İŞ Sendikası, Bakanlar Kurulu'nun, ''Kamu Kurum ve Kuruluşlarındaki Geçici Mahiyetteki İşleri Yürütmek Üzere Geçici Personel İstihdamı ve Bu Personele Ödenecek Ücretler Hakkında Karar''ın 2. maddesi (1/a) bendinde yer alan ''30 günlük süre içinde'' ibaresi, bunun dayanağı Bakanlar Kurulu Kararının 1. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ''30 gün içerisinde'' ibaresinin iptali ile davacı sendika üyeleri açısından, 31 Ocak 2010 itibariyle iş akitleri kamu tarafından feshedilmiş ve 30 günlük sürenin 2 Mart 2010'da doluyor olması da gözetilerek, öncelikle idarenin savunması alınıncaya kadar yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi istemiyle Danıştay'da dava açmıştı.

30 GÜN HÜKMÜ DURDURULDU
Davayla ilgili ilk incelemesini yapan Danıştay 12. Dairesi, geçici personelin 4/c'ye geçiş için 30 günlük süre içinde ilgili kurumlara başvurmasını öngören hükmünün yürütmesini durdurdu. 31 Ocak 2010 itibariyle iş akitleri kamu tarafından feshedilen TEKEL işçilerine 4/c'ye geçiş için tanınan 30 günlük süre yarın doluyordu. Daire kararının gerekçesinde, temel hak ve çalışma hayatına ilişkin bir konuda Bakanlar Kurulu'nun başka bir kararına atıfla süre zorunluluğunun getirilmesinin hukuka aykırı olduğu kaydedildi.

KARAR NE ANLAMA GELİYOR
Peki karar işçileri nasıl etkileyecek. Gazete Habertürk Yazarı Ali Tezel, “Bu kazanılan 5. zafer oldu” dedi. Sosyal güvenlik uzmanı Ali Tezel kararı şöyle yorumladı: “Danıştay’ın bu kararıyla Tekel işçilerinin haklılığını bir kez daha bir mahkeme tarafında kabul edilmesi anlamına geliyor. Artık Tekel işçilerinin 2 mart 2010 gününe kadar 4-C'ye geçmeleri konusundaki zorunluluk sınır kalkmış oldu. Sadece Tekel için değil artık özelleştirmeden gelen tüm 4-D'liler diledikleri zaman 4-C'ye geçebilirler. Danıştay'ın bu kararı ile Tekel işçilerinin eylemi 77. gününde 5. meyvesini vermiş oldu. Eylem süresince Tekel işçileri ‘kıdem tazminatı, maaş artışı, 11 aylım çalışma süresi, ek izin süresi’ hakları elde etmişti, Danıştay'ın son kararı eylemin 5. meyvesi oldu. Eyleme devam halinde Tekel işçileri 4-D'ye geçişle taçlandırılacakr. Ancak hükümet bunu kabul etmese bile Danıştay 4-D'ye geçiş hakkı verebilir.”

Erdoğan'ın mal varlığına bakın

Recep Tayyip Erdoğan, 1 Mart 2010 tarihi itibariyle mal varlığını açıkladı.

50 BİN TL'LİK TAŞINMAZ
Başbakanlık Basın Merkezi'nin internet sitesinde yer alan beyana göre, Başbakan Erdoğan'ın, 40 bin TL değerinde Arnavutköy-Bolluca Köyü 376 metrekare arsa, 10 bin TL değerinde Güneysu-Dumankaya Köyü'nde 2 bin metrekare arsa taşınmaz mal varlıkları arasında yer aldı.

500 BİN TELE ALACAĞI VAR
Başbakan Erdoğan'ın, banka hesaplarında ise 2.366.109,95 TL'si (Şirket hisselerinin satış geliri, emekli ikramiyesi, emekli maaşı ve milletvekili maaşlarının toplamı) bulunuyor. Sitede yer alan beyana göre Başbakan Erdoğan'ın ayrıca 500.000 TL alacağı olduğu bildirildi.

Bu arada küçük bir dip not: Erdoğan en zengin Müslüman liderler arasında 5. sırada olduğunu daha önce DHB Haber Portalı sayfasından duyurmuştuk.. Kendi resmi sitelerinde böylesi bir açıklama yapmaları oldukça normal neticede halkı provoke etmekte üstüne olmayan bay Erdoğan kliğinin son sekiz yıl içinde edindiği muhteşem servetini 'servetçik' diye sunulmasıysa tamamen burjuva ahlakıyla örtüşmektedir.

Felçli, kör, yoksul ve hapiste

Ankara'da geçirdiği bir trafik kazası sonucu felç ve kör olan 61 yaşındaki Dursun Erselligil ödeyemediği 45 liralık su faturası yüzünden hapse gönderildi.

Okuma-yazması olmayan Ersellligil, hakkında dava açıldığını da duruşma günü öğrenmişti. Yaşlı adam polisin yardımıyla araca bindirilip cezaevine götürüldü.

Ankara’nın gecekondu semti Yenidoğan’da eşi Zeynep Erselligil ile birlikte oturan 61 yaşındaki Dursun Erselligil, bir kaç yıl öncesine kadar hamallık yaparak geçiniyordu, ancak geçirdiği kaza sonucu kör ve felç oldu. Okuma-yazması olmayan karı-kocaya 45 TL’lik su faturası geldi.

Posta Gazetesi’nin haberine göre, yaşlı çiftin faturadan haberi olmadı. Borç ödenmeyince ASKİ (Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi) ekipleri bir sabah eve gelip ailenin su sayacını söküp gitti.

9 gün hapis cezası aldı

Dursun Erselligil’e kaçak su kullanmaktan dava açıldı. 25 Şubat’ta eve polis geldi. Polis yardımıyla mahkemeye götürülen Dursun Erselligil 6 ay hapis ve 990 TL para cezasına çarptırıldı.

Hakim cezayı 9 güne indirdi. Tekerlekli sandalyeye mahkum olan Dursun Erselligil herkesin şaşkın bakışları arasında Sincan L Tipi Cezaevi’ne gönderildi.

Komünistler öcü değillermiş

MALATYA: ÖNYARGILAR SİLİNDİ
Hüseyin Erol: Türkiye'de daha önceden bir ayrışma vardı. Burada bir kaynaşma var. İnsanların kafalarındaki önyargılar silindi. Siyasi fikirlerimizde büyük değişimler oldu. Çadırda 5 vakit namaz kılan AKP'li bir arkadaşımız bile komünist partilere oy vereceğini söylüyor.

MUŞ ÇADIRI: BİR SİMİDİ PAYLAŞIYORUZ
Medeni Gürkan: Kesin kazanacağız. Kürt’ü burada Zaza’sı burada bir tek patronlar burada yok. Bu direniş bize çok şey öğretti. İyi ki başımıza böyle bir şey geldi. Kürt, Arap, Türk bir simidi 15 kişi paylaşıyoruz.

Metin Kaya: Direniş bizden çıktı. Halkın davası oldu. İşimi kaybettim ama ülkem adına sevindim. Sınıf yardımlaşmasını ne olduğunu burada anladım.

BURSA ÇADIRI: İŞÇİ KURTULUŞ SAVAŞI
Hamit Torun: Bu direniş artık ll. Kurtuluş Savaşı, çünkü biz kazanırsak Türkiye’nin üretim yapan bir ülke haline gelmesi yeniden sağlanabilir. Bu direniş insanların ayrı ayrı siyasi fikirleri ve ayrı ırkları da olsa bir çadırda 10 kişinin bir yumurtayı paylaşabilecek kadar birbirinden farkı olmadığını öğretti. Okumak bilgi edinmek sadece okullarda değil hayatın içinde de oluyor. AKP burada bizi bölmeye çalıştıkça amaçlarımızın bir olduğunu öğrendik.

Ali İhsan Eker: Asıl açılımı biz burada başardık. 20 yıllık TEKEL işçisiyim. Bu direniş bize yardımlaşmayı en doğrusu yaşamı öğretti. Öğrenciler sağ olsun Bize gelen desteklerle bu direnişi kazanacağız.

Uğur Aslaner: Bize ne kadar çok destek gelirse o kadar iyi. Bu direniş hükümete karşı ne kadar güçlü olduğumuzu öğretti. Burada hayatın gerçeğinin ekmek siyaseti olduğunu öğrendik.

Ercan Turhan: Direniş başladığından beri burada hayatı paylaşıyoruz. Bir mum yaktık. 1991 Zonguldak yürüyüşünden sonra en büyük eylemdir. Yardımlaşma hepimizin derdinin ekmek olduğunu öğretti.

BATMAN ÇADIRI: BERABERLİĞİ ÖĞRENDİK
Fesih Abant: Komünistler bize burada çok yardımcı oldu. Burada herkes onlara seviyor. Ancak onlar iktidara gelemezler. Onlar her şey devletin olacak diyor. Mesela şu karşımızdaki binayı devletleştirip ihtiyacı olanlara verecekler. Bu yapıla bilir mi ki? ABD ve patronlar çok güçlü, izin vermezler buna.

Ayşe Güngördü: Bu direniş yaşamımıza her şeyi kattı. Bize gelen desteklerden çok memnunuz ama daha da çoğalması lazım. İnsanlar artık AKP'nin kurduğu tuzaklara düşmemeli.

Metin Anıl (PALA): Ekmeğimiz için geldik. 43 yaşındayım ilk defa bir eyleme katıldım. Sağı, solu önemli değil önemli olan insan.

AMASYA ÇADIRI: GÖZYAŞIMIZ GERÇEK
Firuze Göbel: Hepimiz bu çadırlarda biriz. Bizim derdimiz ekmek kavgası. Emine Erdoğan hangi işte çalıştı. Onun gözyaşları yalan. Gerçek olan bizim gözyaşlarımız. Biz ondan daha çok ağlıyoruz.

Halis Koyun: 19 yıllık Tekel işçisiyim. Tayyip Erdoğan bize yetimin hakkını yiyorsunuz diyor. Asıl yetim hakkını kendisi yiyor. Bizi sağır sultan bile duydu bir tek Başbakan duymadı.

ADIYAMAN ÇADIRI: BOŞA YAŞIYORMUŞUZ
Mustafa Eroğlu: Daha önce boşa yaşamışız. Bu mücadele yaşamın bize verdiği derstir. Komünistleri öcü olarak görüyorduk. Ama şimdi onların da ülkenin kötü durumda olduğunu gören ve birşeyler yapmaya çalıştığını gördük. BDP'nin de emek siyasetine daha duyarlı olmasını ve Türkiye Partisi olmasını istiyoruz. ÖDP ve TKP’liler burada bize çok yardımcı oluyorlar.

DİYARBAKIR ÇADIRI: BÜTÜN İNSANLAR İÇİN
Samet Özkaya: Destekçilerden memnunuz. Hayatın gerçeklerini paylaştık. Trabzonlu arkadaşlarla aynı çadırlarda kalıyoruz. Biz bütün insanlar için buradayız. Mücadeleyi kazanma inancıyla buradayız.

TRABZON ÇADIRI: GERÇEKLERİ ÖĞRENDİK
Mustafa Türker: Yarınlarımız için çocuklarımız için buradayım. Ben çok şehir gezdim ama artık gerçekleri öğrendim. Bundan sonra kimse beni dinle, hemşericilikle kandıramaz. Akıllandık.

SAMSUN ÇADIRI: ÖNEMLİ OLAN EKMEK
Murat Faruk Dürlü: Asıl açılımı biz yaptık. Önemli olan ekmek… AKP'ye oy vermemeye yemin ettik. Oyumuzu yanımızda olan sol partilere vereceğiz.

TOKAT ÇADIRI: MHP’LİLER SOLCU OLDU
Sinan Sondaş: İnsanlarla bir arada bir amaç doğrultusunda yaşamayı öğrendik. MHP'li arkadaşlarımızın çoğu solcu oldu.

İhsan Cander: Hakkımızı kazanmak birlikte mücadele etmeden kazanamayacağımızı öğrendik. Yatarak hak alınmaz. Bizim derdimiz ekmek.

Hüseyin Sönmez: Bu eylemle Komünist partilere mesafeli bakışımız değişti. Genç çocuklar, sürekli bizimleler, onları seviyoruz. Ama iktidara gelemezler, küçük partiler onlar, iktidara gelme potansiyelleri yok. Sarıgül'e oy verebilirim.

Mustafa Polat: Bizi CHP ve MHP kullanmak istiyor. Bu oyuna gelmeyeceğiz. Burada bize destek veren komünister ekmek işine tam inanmış insanlar. Amaçları daha değişik…

SİİRT ÇADIRI: FİKİRLERİMİZ DEĞİŞTİ
Sürmeli Bal: Türkiye'de değişim var. Bu direnişin buraya kadar gelmesi solcuların sayesinde oldu. Burada ÖDP’lilerle tanışınca onlar solcular hakkındaki fikrimiz değişti. AKP, MHP, CHP ise hepsi birbirine benziyor.

ADANA ÇADIRI: SINIFI ÖĞRENDİM
Mehmet Çetin: MHP’liydim ama kafam karıştı. Konuşursam hapise atarlar beni. Burada emek mücadelesini, sınıfı öğrendim. Solcular olmasaydı bu direniş bu noktaya gelemezdi.
.
İZMİR ÇADIRI: EYLEMLERE KATILACAĞIZ
Erdem Al: Önemli olanın insan olduğunu burada anladık. Eylem yapanlara bakış açımız değişti. Onlara ortalığı karıştıran olarak bakıyorduk. Artık solcuların bütün eylemlerine katılacağız. Mesela işsiz öğretmenlerin yaptığı bütün eylemlere katılmayı düşünüyoruz. (BURAK ÖZ- DİLEM TAŞTAN)