1 Nisan 2010 Perşembe

Almanya'ya yerleşmek artık sınavla

Almanya'ya, Almanca bilmeden eş durumundan yerleşmek tarihe karıştı. Entegrasyon sürecinin daha hızlı ve olumlu sonuçlanabilmesi adına, ülkeye yerleşecek her yabancının Almanca öğrenmesi şart koşuluyor.

Aile birleşimi için, Almanya’ya yerleşecek yabancılarda günlük hayatını idame etirebilecek kadar almanca bilme şartı aranıyor. Farklı ülkelerin vatandaşları Alman makamlarca belirlenen, ve en basit düzey olarak kabul edilen A1 Almanca bilgisi sertifika sınavına katılmak zorunda.

Ülkeye giriş için ön koşul

Bildunterschrift: Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift: Entegrasyon sürecindeki ön koşul almanca öğrenmek

Avrupa Birliği uyum süreci gereğince Almanya’ya yerleşmek isteyen yabancıların almanca öğrenme zorunluluğu bulunuyor. Eski yıllarda olduğu gibi almanca bilmeden ülkeye yerleşmek tarihe karıştı. Son Türkiye ziyareti sırasında konuyu dile getiren Almanya Başbakanı Angela Merkel, almanca bilmenin Almanya’da yaşamanın ilk şartlarından biri olması gerektiğini belirtti. Özellikle evlilik üzerinden Almanya'ya yerleşecek olanlar dil bilgilerini ispatlamadan ülkeye kabul edilmiyor. Eğitim ve iş hayatından, en basit günlük ihtiyaçların karşılanabilmesine kadar her şeyde yeterli almanca bilmenin gerekliliğine dükkat çeken yetkililer entegrasyon sürecinin ancak bu şekilde olumlu sonuç verebileceğini belirtiyorlar.

Peki ne kadar almanca bilmek gerekiyor? Hangi seviyede olunmak zorunda? Roman Truhler Düsseldorf Goethe Enstitüsü'nde Güney Kore, Suudi Arabistan ve Libyalıların oluşturduğu 12 kişilik yeni başlayanlar sınıfında ders veriyor. Truhler’in sınıfında, evlilik dolayısıyla ülkeye yerleşmek isteyen kimse bulunmuyor."Kursun bitiminde günlük hayatta kullanılabilecek cümle kalıpları öğrenilmiş olacak." diyen Truhler, ister evlilik, ister üniversite eğitimi için olsun, kurs bitiminde, herkesin günlük hayatını idame ettirebilecek kadar almanca öğrenebileceğini belirtiyor.

Almanca kursları ve zorunlı sınav

Bildunterschrift: Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift:

Günlük ihtiyaçları karşılamak, yol sorabilmek, alışveriş yapmak gibi temel ihtiyaçlar için getirilen almanca bilme şartının önemi, bürokratik işlemlerin için de isteniyor. Derdini anlatamayan ve yerine getirilmesi gereken işleri halledemeyen kişilerin, devlet dairelerinde yaşadıkları zorlukların önüne geçilmek isteniyor.

Almanca dil kursu, günde beş saatten, 4 hafta devam ediyor. Ve iki basamağı tamamlayan yabancı, dil sınavına katılabilecek seviyeye geliyor. 2008 yılından bu yana yaklaşık 60 bin kişi Almanya'dan alldığı eşinin yanına gidebilmek için, almanca sınavına girdi. Bu sayının 15 binini Türkler oluşturuyordu. Kosova, Makedonya ve Tayland’lılar da sınava en fazla katılan yabancılar arasında.

"Meslektaşlarımın anlattıklarına göre, Türkiye’de yapılan sınavlara katılmak için, adaylar uzak illerden gelmek zorunda kalıyor. Ailece geliniyor ve mecburen uzun kuyruklarda bekleniliyor” diyen Düsseldorf Goethe Enstitüsü müdürü psikolog Sigrid Axt , sınavın katılımcılar üzerinde büyük bir baskıya sebep olduğunu vurguluyor.

Sınav engel olarak görülüyor

Göçmenlerle ilgili bir internet sayfasının yöneticisi olan Ekrem Şenol, yaptığı araştırmada katılımcıların, almanca sınavının evlilikle Almanya’ya yerleşmek isteyenlere engel çıkarmak için hazırlandığını düşündüklerini ortaya çıkardı. Şenol, yasal süreçte almanca öğrenmenin gerekliliğine inanansa da madalyonun diğer yüzüne de dikkat çekerek, insanların Almanya'ya ayak basmadan istenmediklerini hissedebildiklerini dile getiriyor.

Almanya'ya yerleşmek için şart koşulan almanca testinin iş bulmayı kolaylaştıracağının bir garantisi yok. Amacın entegrasyon sürecinin kolaylaştırılması olduğunu belirten Sigrid Axt, yeni bir hayatın başlangıcı için Almanca sınavının önemli olduğunu vurguladı.

DW Türkçe / 01.10.04

Faşist baskı ve terör sökmedi, sökmeyecek!

Sermaye devleti faşist baskı ve terörüne bir yenisini daha ekledi.

31 Mart sabahı erken saatlerde İzmir, Ankara, Samsun ve Bursa'da gerçekleştirilen eşzamanlı operasyonlarla onlarca sınıf devrimcisi gözaltına alındı.

Sermaye devleti devrimci sınıf çalışmamıza azgınca saldırmaya devam ediyor. Bugün sabah saatlerinde gerçekleştirilen operasyonlarla birçok çalışanımızın evine ve kurumlarımıza baskınlar düzenlendi. Baskınlar sırasında birçok Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP) çalışanı gözaltına alındı.

Şimdiye kadar elimize ulaşan bilgilere göre Ankara, Samsun, İzmir ve Bursa'da gerçekleştirilen baskınlarda 20'ye yakın devrimci gözaltında tutuluyor.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararı doğrultusunda gerçekleştirilen eşzamanlı operasyonlar Ankara'da saat 06.30 sularında eşzamanlı olarak Mamak İşçi Kültür Evi, Sincan İşçi Derneği ve BDSP'lilerin kaldıkları evlere düzenlendi. Baskınlar sonucunda Ankara BDSP çalışanları Deniz Gündoğdu, Tolga Çınar, Onur İnce, Hızlan Erpak, Özgür Karagöl, Erhan Erikli gözaltına alındı.

Bursa'da sabah 07.15'te evi basılan BDSP çalışanı Can Kızıltan, hakkında tutuklama kararı olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. Evin bulunduğu sokağı ablukaya alan sermayenin kolluk güçleri kapı ve balkon camlarını kırarak zorla içeri girdiler. Yaklaşık 15-20 sivil polis evin her tarafını talan ederek didik didik aradı. Sermayenin faşist kolluk güçleri yaklaşık iki saat süren aramadan sonra evde bulunan Eksen Yayıncılık'a ait kitap ve CD'lere el koydu. Kızıltan ise önce Bursa Emniyet Müdürlüğü'ne ardından da Ankara'ya götürüldü. BDSP çalışanlarının avukatlarıyla görüşmesine dönük sınırlama getirildi.

İzmir'de gerçekleştirilen baskınlar sırasında da 10 devrimci gözaltına alındı. Erol Özdemir, Songül Akbalık, Semra Akbalık, Halil İbrahim ... , Burcu Koçlu, Volkan Çat, Gökçe Köksal, Erdal Bektaş, Muharrem Kurşun ve Emine Burcu Eker'in eşzamanlı operasyonlarla gözaltına alınmasına gerekçe olarak “Alaattin Karadağ ile ilgili eylemlere katılmak”, “molotof kokteylli eylem yapmak”, “Alaattin Karadağ ile ilgili yazılamalar yapmak” gösterildi.

Samsun'da gözaltına alınan BDSP'linin de Ankara'ya götürüldüğü belirtildi.

Avukatlar aracılığıyla edindiğimiz bilgilere göre de yeni gözaltılar için listeler oluşturulmuş durumda.

Ankara, İzmir ve Bursa ve Samsun'da gerçekleştirilen baskın ve gözaltı terörü sermaye devletinin devrimci faaliyet karşısındaki korkusunun ve tahammülsüzlüğünün de göstergesidir. Bir yandan “demokratik açılım”, “demokratik anayasa” tartışmalarına dayalı sahte demokratikleşme aldatmacasıyla işçi ve emekçiler oyalanırken öte yandan hak alma mücadelesine-direnişlere ve devrimci faaliyete karşı faşist baskı ve terör devreye sokularak mücadelenin önü kesilmek isteniyor.

Sermayenin hizmetindeki AKP hükümeti, sosyal yıkım saldırılarıyla işçi ve emekçilerin yaşamını çekilmez hale getiriyor. Bir yandan 4/C uygulamalarıyla TEKEL işçilerine kölelik dayatılırken öte yandan da düşük ücretle çalıştırmanın önü açılıyor. Esnek çalıştırma, taşeronlaştırma, özelleştirme vb. uygulamalarla işçi ve emekçiler geleceksiz ve güvencesiz bir yaşama mahkum ediliyor.

Diğer yandan işçi ve emekçilerin hak arama mücadelesinin yükselmesinden duyulan derin korku sermaye devletini yeni “çözüm” arayışlarına itiyor. Baskı ve zor mekanizmaları devreye sokularak sermaye düzeni geleceğini güvence altına almak istiyor.

Bunun için işçi ve emekçilerin hak alma mücadelesine ve direnişlerine saldırıyorlar. Bunun için sokak ortasında devrimci işçi kanı döküyorlar. Bunun için devrimcileri gözaltına alarak işkenceden geçiriyorlar. Bunun için Kürt halkının haklı ve meşru mücadelesini yok sayarak ezip tasfiye etmeye çalışıyorlar.

Ancak buradan bir kez daha haykırıyoruz. Hiçbir güç devrimci siyasal faaliyetimizi engelleyemez. Hiçbir önlem, faşist baskı ve terör onları kaçınılmaz akıbetinden kurtaramaz. Sınıf devrimcileri, kendilerine yönelen bu saldırılara karşı devrimci sınıf faaliyetini ve mücadelesini yükselterek yanıt vereceklerdir.

Gözaltı terörüne son, gözaltılar serbest bırakılsın!
Devrimci faaliyet engellenemez!
Yaşasın devrim ve sosyalizm!

Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP)
31 Mart '10

2 ayda 46 kadın öldürüldü



Foto: 2 ayda 46 kadın öldürüldüAdana Kadın Platformu, 1 Şubat-31 Mart tarihleri arasında kadına yönelik şiddet raporunu açıkladı. Raporda, 46 kadın ve 2 travestinin öldürüldüğü, 6 kadının intihar etiği, sayısız kadının da şiddete ve cinsel tacize maruz kaldığı belirtildi.

Adana Kadın Platformu Şubat ve Mart aylarında kadına yönelik şiddet raporunu İnönü Parkı'nda açıkladı. Açıklamada, 'At sizin, silah sizin, şeref sizin, namus belasına döktüğünüz kan bizim' pankartı ve 'Öldüren sevginizi istemiyoruz', 'Namusumu kaybettim bulmayacağız' yazılı dövizler ve üzerinde 'Kadın katliamlarına son' yazılı tabut taşındı.

Platform üyesi Av. Sevil Arıcı yaptığı açıklamada, Türkiye'de her gün 3 kadının, babası, eşi, sevgilisi, kardeşi ya da kendisinde bu hakkı gören herhangi bir erkek tarafından öldürüldüğünü belirterek, devlet görevlilerinin, bu cinayetleri önlemek için adım atmadığını, hatta teşvik eden adımlar attığını belirtti.

'Şiddet olayları artıyor'

Kadına yönelik şiddet olaylarının günden güne arttığına işaret eden Arıcı, "Bizler Adana Kadın Platformu olarak bir yandan kadına yönelik şiddet olaylarının çetelesini tutarken, bir yandan da şiddet gören kadınların davalarını takip etmeye çalışıyoruz" dedi. Adana'da öldürülen Demet Eygi, Tuğçe Anlaş, Derya Boğa ve Mersin'de öldürülen Gülbinşah Yerci'nin davalarını takip ettiklerini hatırlatan Arıcı, 9 Mart 2010 tarihinde, Niğde Ulukışla'da cinsel saldırıya uğrayan G.Ö.'nün davasını da platform olarak izleyeceklerini söyledi.

Arıcı, davalara sahip çıkarak, hem mağdurların yakınlarına destek olmayı hem de suçluların hak ettikleri cezalara çarptırılmalarını hedeflediklerini dile getirdi. Platform raporunda, 2 ay içinde 46 kadın ve 2 travestinin öldürüldüğü, 6 kadının intihar ettiği, sayısız kadının da şiddete ve cinsel tacize maruz kaldığı açıklandı. (Günlük)

14 yaşında sırtından vurdular



Foto: 14 yaşında sırtından vurdular Amed'in Lice ilçesinde, 14 yaşındaki Ceylan Önkol'un koyun otlatırken havan topuyla katledilmesinin ardından, 14 yaşındaki Mehmet Nuri Tançoban adlı lise öğrencisi de Alaköy Karakolu'nda görevli askerler tarafından vuruldu.

Lise öğrencisi Mehmet Nuri Tançoban, Taraf'ın haberine göre, İran sınırına 10 km mesafedeki Van'ın Çaldıran İlçesi'ndeki bir tarlada ölü bulundu. Babası askeri suçladı, oğlunun Alaköy Karakolu'nda görevli askerler tarafından vurulduğunu anlattı.

O daha çocuktu...

Askerler tarafından alınan cenazeyle birlikte Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne giden baba Cafer Tançoban şunları anlattı: "Oğlum Mehmet Nuri ile arkadaşları köyden 2 kilometre uzakta olan tarlaya gitmişler. Bu esnada Alaköy Karakolu'nda görevli askerleri gördüklerinde korkup kaçmışlar. Askerler oğlumu sırtından vurmuşlar. Oğlum, daha çocuktu. Bir oğlum da İzmir'de asker."

Cinayeti gören köylüler gözaltına alındı

Baba Tançoban, cinayeti gören dört köylünün de M. Şirin Tançoban, Metin Tançoban, Ayhan Bozkaya, Erhan Tançoban'ın da gözaltına alındığını söyledi. Ateşli silahla vurulmuş

Otopsi raporu baba Cafer Tançoban'ı doğruladı. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan otopside liseli gencin ölümüne ateşli silah çekirdeğinin neden olduğu belirlendi.

Hastane önüne gelen BDP'liler adına açıklama yapan İl Başkanı Av. Cüneyt Caniş de İran sınırında son bir yıl içinde kaçakçılık iddiasıyla 30 kişinin öldürüldüğünü kaydetti.

Merkel'in güvercininden tank çıktı



Foto: Merkel'in güvercininden tank çıktı

Türkiye'yi ziyaret eden Almanya Başbakanı Angela Merkel kameralar karşısında Başbakan Tayyip Erdoğan'a barış güvercini maketi hediye ederken, güvercinin içinden Türkiye'ye 56 milyon euroluk tank satışı sözleşmesi çıktı.

Almanya Başbakanı Angela Merkel Türkiye'ye geldiğinde Başbakan Tayyip Erdoğan'a bir barış güvercini getirdi. Ancak Türkiye'ye milyonlarca euroluk Leopard savaş tankı alım sözleşmesi kaldı. 'Almanya; Türkiye ve Yunanistan'a silah satmasın' önerisinde bulunan Egemen Bağış'ı ters köşeye yatıran sözleşmeyle Almanya'dan en çok silah alan Türkiye rekorunu büyütecek.

Türk Silahlı Kuvvetleri Almanya'dan aldığı 300 milyon Euroluk Leopard II A4 tanka tanesi 1 milyon eurodan 56 adet daha ekleyecek. Tank alım sözleşmesinin Nisan ayı içinde imzalanması bekleniyor.

Leopard'lar Bağış'ı yalanladı

Öte yandan Devlet Başkanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış International Herald Tribune'un önceki günkü sayısındaki demecinde, Yunanistan'ın içinde bulunduğu ekonomik felaketten kurtulması ve bölgesel gerginliğin düşürülmesine yardım etmek için, Yunanistan'ın savunma harcamalarını kısması ve dondurması halinde Türkiye'nin buna karşılık vereceğini belirtmişti. Bağış "Yunanistan'a bu zor durumunda yardım etmek isteyen ülkeler, aynı zamanda bu ülkeye silah satmak istiyor. Dünyada, özellikle Yunanistan ve Türkiye arasında silah harcamalarını kısmanın zamanı geldi. Türkiye'nin de Yunanistan'ın da Alman ve Fransız denizaltısına ihtiyacı yok" demişti.

Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Türkiye ziyareti sırasında hükümetten gelen bu açıklamalar, dikkatlerin iki ülke arasındaki savunma alımlarına çevrilmesine neden oldu.

Türkiye Almanya'dan en çok silah alan ülke

İsveç merkezli SIPRI Barış Araştırmaları Merkezi dünya silah ihracatında 3. sırada bulunan Almanya'nın en büyük müşterisinin Türkiye olduğunu açıklamıştı. İkinci sırada ise Almanya'nın silah alımı karşısında yardım edeceğini açıkladığı ve son zamanlarda iflas etme riskiyle yüzyüze olan Yunanistan bulunuyor.

SIPRI verilerine göre, 2005-2009 döneminde Türkiye Almanya'dan -1990'a endeksli fiyatlarla- toplam 1,736 milyar dolarlık, Yunanistan da 1,611 milyar dolarlık silah ithal etti.2009'da Almanya'dan Türkiye 185, Yunanistan 287 milyon dolarlık silah aldı.

Türkiye'nin Almanya'dan milyarlarca euro bedelle aldığı bazı silah sistemleri şöyle:

- 300 adet Leopard tankı

- 298 adet Leopard II A4 tankı

- 30 adet RF - 4 keşif uçağı

- 300 adet 6x6 zırhlı personel taşıyıcı BTR - 60

- Çok sayıda, G-3, Kaleşnikof, RPG - 7 roketatar, bunların mühimmatı ve termal kamera sistemleri

TSK'nın Deniz Kuvvetleri de birçok savaş malzemesini Almanya'dan alındı. Halen projesi süren 3 milyar euroluk 6 adet 'Havadan Bağımsız Tahrik Sistemli Denizaltı' ihalesi de Almanlar'da bulunuyor. Almanlar'dan alınan diğer deniz unsurları ise 8 fırkateyn, 6 Ay sınıfı, 8 Preveze ve 2 de Gür sınıfı denizaltı. 4 Doğan, 4 Rüzgar, 2 Karayel, 9 Kılıç sınıfı hücumbot. 6 adet A sınıfı mayın avlama gemisi.

Bakan'a göre sigortasız çalışan yok!



Foto: Bakan'a göre sigortasız çalışan yok!Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, set işçileriyle ilgili soru önergesine verdiği yanıtta, setlerde sigortasız çalışanların olmadığını iddia etti.

Sinema ve tiyatro oyuncularının, yazarların ve diğer pek çok sanat kolunun emekçilerinin ve örgütlerinin istediği, "Sinema İş Yasası"na ilişkin bir çalışmalarının olmadığını söyleyen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, setlerde sigortasız işçi çalıştırılmadığını savundu.

DSP İstanbul Milletvekili Jale Ağırbaş’ın yazılı soru önergesini yanıtlayan Kültür Bakanı Günay’a göre: “5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na göre, bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan; film, tiyatro, sahne, gösteri, ses ve saz sanatçılarıyla, müzik, resim, heykel, dekoratif ve benzeri diğer uğraşları içine alan bütün güzel sanat kollarında çalışanlar, düşünürler ve yazarlar sigortalı sayılıyor."

Bu açıklamaya göre, setlerde çalışan bütün sanatçılar ve set emekçileri sigortalı olarak çalışıyor. Oysa, 10 bini aşkın set işçisinin görev aldığı dizi setlerinde kölece çalışma koşulları hüküm sürüyor. Set işçileri ve Sine Sen yaptıkları açıklama ve eylemlerle bir çok kez sorunlarına dikkat çekmiş ve insanca çalışma koşulları isteklerini dile getirmişlerdi.

İşte AKP Demokrasisi TEKEL işçilerine Polis Barikatı



Foto: TEKEL işçileri barikat önünde -YENİLENDİ

TEKEL işçileri özlük hakları için mücadelede eden Tekel işçileri 1 günlük eylem için 1 Nisanda Ankaraya geldiler. Ama Tekel direnişinden korkan AKP hükümeti işçilerin eylemini önlemek için her yerde polis barikatı kurarak, işçilerin eylemini etkisizleştirmeye çalıştı, çalışıyor. Sabah saatlerinden itibaren Türk-İş Genel Merkezi’ni ablukaya alan Ankara polisi, Tuna Caddesi’nde toplanan işçiler ile siyasi parti, demokratik kitle örgütleri ve devrimci-demokrat çevrelerin yürüyüşünü engelliyor. “Ölmek var dönmek yok” diyen işçiler, Türk-İş Genel Merkezi önüne kurulan barikatın kaldırılmasını istiyor. Polis, KESK üyelerine gaz bombasıyla saldırdı.

Sabah saatlerinde yaşanan gerginlik, barikat önünde bekleyişin sürmesi ile biraz durgunlaştı. Çevik kuvvet polisleri, Sakarya bölgesine çıkan ona yakın giriş noktasına barikat kurmuş durumda.

İstanbul ve İzmir’den direnişçi işçilerin desteğini de TEKEL işçileri, barikat önünden ayrılmıyor. Oturma eylemi yapan işçiler, davul-zurnalar eşliğinde halaylar çekiyor. Ankara Valiliği ve Emniyet Müdürlüğü’nün tutumunu protesto eden TEKEL işçileri sık sık “Ölmek var, dönmek yok”, “Biz haklıyız, biz kazanacağız”, “Her yer TEKEL her yer direniş”, “Ücretli köle olmayacağız” sloganları atıyor.

İşçilerin bekleyişi sürerken, Tuna Caddesi’ne gelen çeşitli partilerden milletvekilleri Türk-İş yönetimi ile görüşmek için konfederasyon binasına geçti. Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu’nun İçişleri Bakanı Beşir Atalay görüştüğü öğrenildi. Tek Gıda-İş yöneticilerinin sendika binasında gerçekleştirdikleri toplantı ise sürüyor. Sendika Genel Başkanı Mustafa Türkel’in saat 13.00’de bir açıklama yapması bekleniyor.

KESK’e bağlı sendikalar da işçilerin direnişine destek veriyor. Tuna Caddesi’ne gelen KESK Genel Başkanı Sami Evren, barikat önünde bekleyen işçileri selamlayan bir konuşma yaptı. TEKEL işçilerinin taleplerinde haklı olduğunu ifade eden Evren, engellemelerin mücadelelerini engelleyemeyeceğini dile getirdi.

Karşılaştıkları duruma iliştin tepkilerini dile getiren TEKEL işçileri demokratik haklarını kullanmalarının engellenmesine tepki gösterdi. “100 metre ilerideki sendika binamıza neden gidemiyoruz?” diye soran işçiler, Abdi İpekçi Parkı’na geçmemekte kararlı olduklarını ifade ettiler.

Bu arada sabah saatlerinde Mithatpaşa Caddesi’nde çıkan arbede esnasında başından yaralanan Metin Sever isimli İzmir TEKEL işçisinin Numune Hastanesi’ne kaldırıldığı öğrenildi.

KESK üyelerine gazlı saldırı

Ziya Gökalp Caddesi’nde toplanarak TEKEL işçilerinin yanına yürüyüş düzenleyen KESK üyelerine polis saldırdı. Mithatpaşa köprüsü yakınlarında önleri barikat ile kesilen emekçi memurlar yürüyüşlerini sürdürmek istedi. Çevik kuvvet ekipleri gaz bombaları ile KESK üyelerini dağıtmaya çalışıyor. Ziya Gökalp Caddesi trafiğe kapandı. Emekçiler ile polis arasında gerginlik sürüyor. İşçiler değişik alanlarda toplanarak Türk-İş önünde birleşmeye çalışıyorlar. Ama işçileirn haklı eyleminden korkan AKP hükümeti, işçi ve emkçileirn eylemini engellemk için her türlü kirli yöntem devereye sokuyor. Ama hangi önlem alsalarda Tekel işçilerinin direnişi hem AKP'nin sahte demokratikleşiyoruz yüzünü açığa serecek ve hemde haklarını koparıp alana kadar sürecektir.