1 Nisan 2010 Perşembe

Kürtçe köy isimleri geri geliyor

Sayıları 12 bini bulan, isimleri değiştirilmiş köyler, eski isimlerini geri alabilecekler. Ankara'nın en Özel Kalemi yine Ankara'dan özel bir haberle karşınızda.. Hem de devrim niteliğinde bir kararla.. KÜRTÇE KÖY İSİMLERİ GERİ GELİYOR.. İşte Köy Kanun tasarısının ayrıntıları..
Söz konusu düzenleme, “diğer mahalli idareler için pilot uygulama” olarak gösteriliyor. Tasarı ile bir köyün adı, köy meclisinin talebi ve valinin uygun görüşle teklifi üzerine İçişleri Bakanlığı’nın onayıyla birlikte değiştirilebilecek. Böylece sayıları 12 bini bulan, isimleri değiştirilmiş köyler, yaşayanlar isterlerse eski isimlerini geri alabilecekler.

KÖY KANUN TASARISININ AYRINTILARI
Bu madde, hükümetin demokratikleşme açılımı kapsamında bir adım olarak da değerlendiriliyor. Böylelikle, Kürtçe isimleri olan köyler, eski isimlerini kanunla geri alabilecekler. Tasarıda yer alan bir diğer düzenleme ile ihtiyar meclisi kaldırılacak, muhtarlara ayda 800 ile 400 TL arasında değişen ödenek verilecek. İşte devrim niteliğindeki Köy Kanun tasarısının ayrıntıları:

KÖYLER 3’E AYRILACAK: Köyler nüfuslarına göre üç gruba ayrılacak; Nüfusu 1501'den yukarı köyler birinci grup, nüfusu 251'den 1500'e kadar olan köyler ikinci grup, nüfusu 250'ye kadar olan köyler ise üçüncü grubu oluşturacak.

KAN DAVALARINA SON: Yeni kurulan bir köyün sınırları, kuruluşu izleyen üç ay içinde tespit edilecek. Sınır ihtilafını en aza indirecek modern ve bilimsel kıstaslar kullanılacak. Günümüz teknik ve bilgi düzeyi bu imkânları sağladığı için coğrafi koordinatlar esas alınacak.

UYUŞMAZLIKTA SON SÖZ VALİ’NİN: Bir il dahilindeki köylerin kendi aralarındaki veya köyler ile belediyeler arasındaki sınır uyuşmazlıkları, kaymakamın görüşü alınmak suretiyle vali tarafından karara bağlanacak. Vali, gerektiğinde il genel meclisi veya ilgili belediye meclisinin de görüşüne başvurabilecek.

KÜRTÇE-ERMENİCE-OSMANLICA İSİMLER GERİ GELİYOR: Bir köyün adı, köy meclisinin talebi ve valinin uygun görüşle teklifi üzerine İçişleri Bakanlığının onayı ile değiştirilebilecek. Maddenin gerekçesinde yerleşim yerlerinin orijinal isimlerinin, “istikrar içinde korunması”nın haberleşme ve iletişim açısından önemine dikkat çekildi. Yerleşim yeri sakinlerinin yaşadıkları yerle ilgili bu en temel konuda söz sahibi olabilmelerinin önemine dikkat çekilerek, “Ad belirlemede çok basit ve seçilmişlerin tercihini ön plana çıkaran bir sistem benimsemiş ama istikrarı sağlamak için de bir onay şartı konulmuştur” denildi.

MUHTARI GÖREVDEN ALMA: Köy muhtarı ve meclisin kanunlarla kendilerine verilen görevleri yapmamaları ve bu durumun kamu hizmetlerinde aksamaya yol açması durumunda, köyde kayıtlı seçmenlerin yarıdan bir fazlası, mahallin en büyük mülki idare amirine yazılı başvurarak muhtar ve meclisin geri çağrılmasını isteyebilecek. Tasarının gerekçesinde, “Bu usulün zamanla diğer mahalli idareler içinde uygulanmasının yararlı olacağı, demokrasimiz açısından katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir. Bu açıdan köy idarelerindeki geri çağırma uygulamaları pilot uygulama hüviyetinde olacaktır” denildi.

İHTİYAR HEYETİ YERİNE KÖY MECLİSİ: 1924 tarihli yasada bulunan köy derneği kaldırılacak. İhtiyar meclisinin adı ise “Köy Meclisi” olarak değiştirilecek. “Muhtar” ismi ise gelenekselleşmiş ve kurumsallaşmış olduğu için değişmeyecek. Köy meclisi; birinci grup köylerde muhtarın başkanlığında sekiz üyeden, ikinci grup köylerde muhtarın başkanlığında altı üyeden, üçüncü grup köylerde muhtarın başkanlığında dört üyeden oluşacak.

NALBANT DÜKKANI VE SUDA ADAM KURTARMA: 1924 yılı şartlarında tanımlanan köy idaresinin görevleri de yeniden tanımlandı. Örneğin, köy namına nalbant, bakkal, arabacı dükkânları yaptırmak, devlet parasını kıymetinden aşağı aldırtmamak, bir adamın suda veya başka suretle başına bir felaket gelince onu kurtarmak gibi görevler yeni düzenlemede bulunmuyor. Bunların yerine yol, su ve kanalizasyon gibi tesislerin bakımı, onarımı ve işletilmesi, çevrenin korunması, köyde ihtiyaç duyulan umumi tuvalet, köy konağı, ibadethane, kütüphane, oyun alanı ve spor tesisi gibi diğer tesisler ile kültür, sanat, turizm ve tanıtım faaliyetleri ile spor faaliyetleri düzenlenmesi, ağaçlandırma, park ve yeşil alan yapılması gibi görevler yer alıyor.

MUHTARA 1 AY İZİN: Tasarıda köy muhtarının izin hakkı açıkça belirtiliyor. Buna göre muhtarlar 1 ay yıllık izin kullanabilecek. Köy muhtarlarına köy gruplarına göre; Birinci grup köylerde 14 bin, ikinci grup köylerde 11 bin, üçüncü grup köylerde 7 bin gösterge rakamının Devlet memurları için belirlenen aylık katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda net ödenek verilecek. Bu da 800 ile 400 TL arası bir miktara denk geliyor. Ayrıca köy ve mahalle muhtarlarının sosyal güvenlik primleri muhtarlık ödeneğinin ödendiği kurum tarafından doğrudan SGK’ya yatırılacak.

JANDARMA GİBİ KÖY BEKÇİSİ: Köyde muhtarın gözetiminde emniyeti sağlamakla görevli olarak köy bekçisi çalıştırılabileceği, silahlı olan köy bekçilerine karşı gelenlerin, jandarmaya karşı gelmiş gibi ceza göreceği düzenleniyor.

İMECE KALKIYOR: 1924 tarihli Kanununun 15. maddesindeki, “Köy işlerinin birçoğu bütün köylü birleşerek imece ile yapılır” hükmü işlevsiz kaldığı için kaldırılacak. Ayrıca fiili olarak uygulanmayan köy gelirlerinden olan “salma” da kaldırılıyor.

GERİ GELEN İSİMLER
Demokratik açılımla birlikte Doğu ve Güneydoğu’da bazı köylerin isimleri tabelalara parantez içinde eski isimleriyle birlikte yazılmaya başlanmıştı. Örneğin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi; Kürtçe, Ermenice ve Osmanlıca isimlerin köy girişlerindeki tabelalara yazılması yönündeki il genel meclisi kararını uygulamaya koymuştu. Doğu ve Güneydoğu’daki yörelerden köylerin
eski isimleriyle ilgili örnekler şöyle:

Yezdo, Kurdi, Şikeft, Koran, Zifker, Mevrek, Sinco, Cerdo, Bellık, Zarate Jor, Şavık, Masara, Cessasdinayi, Mizrin, Bubik, Hanerik, Hacek, Marut, Keruk, Kırmit, Zarete Jer, Kastonik, Zebeşkar, Harapsor, Mızar E Pijan, Sîrım, Heste QA Bahrê, Qod.

Köylerin isimlerinin yazımı konusunda Türkçe alfabede bulunmayan, “X, Q, W, Ê, Δ harflerinin kullanılıp kullanılmayacağı konusunda ise tasarıda herhangi bir düzenleme öngörülmüyor.

Jet Fadıl geri döndü

Fadıl Akgündüz, İstanbul'da yapacağı devre mülk otelin pazarlamasını yaparken bir grup tarafından protesto edildi.

Almanya, Hollanda ve Fransa'daki Türkler'den 1998 ve 2000 yılları arasında 'yüksek kar payı' vaadiyle para toplayıp dolandırıcılık suçlamasıyla cezaevinde yatan, kamuoyunda 'Jet Fadıl' olarak bilinen Fadıl Akgündüz, Didim Akbük'teki otelinde İstanbul'da yapacağı devre mülk otelin pazarlamasını yaparken bir grup tarafından protesto edildi. Protestocu 20 aile jandarma zoruyla otelden çıkarıldı.

Fadıl Akgündüz, pazartesi gecesi Aydın’ın Didim İlçesi’ne bağlı Akbük Beldesi’nde sahibi olduğu 5 yıldızlı Caprice Otel'in lobisinde, İstanbul'da yapacağı ‘devremülk otel’ Caprice Gold'un pazarlamasını yaparken bir grup tatilci tarafından protesto edildi. 110’u tanıtım için paket programla İstanbul ve Avrupa’dan gelen, 40’ı da Almanya’dan otele tatil için gelen 150 kişinin izlediği toplantıda, Bayrampaşa'da yapılması planlanan, ancak inşaatına henüz başlanmamış otelde konaklamanın 15'er günlük devremülkler şeklinde olacağını, Caprice Gold ile İstanbul'da bir otelin ilk kez devre mülk şeklinde işletileceğini anlatan Akgündüz, projeden satışlar için ön ödeme aldıklarını söyledi.

VERİLEN PARALARIN GARANTİSİ NEDİR
Protestocu grubun anlattığına göre Almanya'da sosyal danışman olarak görev yapan dinleyicilerden 27 yaşındaki Sevda Tanrıverdi Bahçi, Akgündüz'e daha önce yurtdışında yaşayan Türkler'den yüksek kar payı vaadiyle para toplayıp, ödemeleri yapmadığını hatırlattı, “Fadıl Bey, sizin yüzünüzden yüzlerce aile mağdur oldu, yuvalar yıkıldı, intihar edenler oldu. Yine aynı şekilde para toplamaya çalışıyorsunuz. Verilen paraların garantisi nedir” diye sordu.

SORUYA SİNİRLENDİ
Soruya sinirlenen Fadıl Akgündüz, “Hiç bir şeyin garantisi yok. O dönem topladığımız paralara devlet el koydu. Kurtarmaya çalışıyoruz. Siz beni itham ediyorsunuz. Size hakkımı helal etmiyorum” diye cevap verdi. Dinleyicilerden, “Mağdur ettiğiniz aileler de size haklarını helal etmiyorlar” sesleri yükselince gerginlik arttı. Fadıl Akgündüz, gerginliğin tırmanması üzerine otelden ayrıldı.

AİLELER KARAKOLA GÖTÜRÜLDÜ
Fadıl Akgündüz ile tartışan, 12’si paket programla, 8’i Almanya’dan tatil için gelen yaklaşık 60 kişilik 20 aileden, dün sabah iddiaya göre oteli terk etmeleri istendi. Protestocu ailelerin bunu reddetmesi üzerine jandarmayı arayan otelin yönetimi, 20 aileden huzuru bozdukları gerekçesiyle şikayetçi oldu. Jandarma zoruyla otelden çıkarılan aileler karakola götürülerek ifadeleri alındı.

Fadıl Akgündüz'e hakaret etmediklerini, sadece soru sorduklarını savunan Sevda Tanrıverdi Bahçi, “Fadıl Bey soru sormamıza bile katlanamadı. Demek ki sistemi bu şekilde işliyor. Dinleyeceksin, para vereceksin, ancak arkasına düşmeyeceksin, sormayacaksın” dedi.

HAYALİ PROJE SATIYORLAR
Sevda Tanrıverdi Bahçi’nin doktor eşi Seyfullah Bahçi ise, “Otelin genel müdürü satış yapmalarını engellediğimiz gerekçesiyle otelden atıldığımızı söyledi. Ekmek paralarıyla oynadığımızı iddia etti. Dolandırılan yüzlerce ailenin ekmeği, ekmek parası ne oldu? Hayali bir projeyi satıyorlar. Biz de haklı olarak önceki olayları hatırlattık. Cevap veremediler. Alıcıların dikkatli olmalarını öneririm” diye konuştu. Otel yetkilileri konu ile ilgili konuşmak istemedi. Fadıl Akgündüz'ün bu gece otele yeniden geleceği ve İstanbul'daki otelinin pazarlamasını yapacağı öğrenildi.

CAPRİCE GOLD
2012 yılında bitirileceği söylenen Caprice Gold Otel için Bayrampaşa Belediyesi'nden, Forum İstanbul ile eski Bayrampaşa Cezaevi arasında kalan 26 bin metrekarelik arazi 49 yıllığına kiralandı. Otelin açılış tarihi Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un fethi olan 29 Mayıs'ı belirledi.

500’ÜN ÜZERİNDE SATIŞ YAPTI
2 bin oda ve 3 bin yataklı olarak tasarlanan Caprice Gold'da konaklama 15'er günlük devre mülkler şeklinde olacak. Elde edilen bilgilere göre, Anadolu kadar yurtdışındaki muhafazakar kitlenin de müşteri olarak hedeflendiği projede, devre mülk satışlarına da başlamış durumda. Henüz lansmanı yapılmayan projede şimdiye kadar 500'ün üzerinde devre mülk satışı gerçekleştiği iddia ediliyor. Öte yandan devre mülkü alanlar kullanmadığı dönemlerde kiraya verebilecek. 300 bin metrekarelik inşaat alanına sahip otelin maliyetinin ise, 350 milyon dolar civarında olması bekleniyor. Devremülklerin hepsinin satılması durumunda elde edilecek ciro ise 2 milyar dolar.

EN KÜÇÜK ODA 23 BİN TL
Otelde odaların büyüklükleri 19.60 metrekare ile 48.20 metrekare arasında değişiyor. En küçük odanın devre mülk satış bedeli 23 bin TL. Otelde kadın ve erkek yüzme havuzları da ayrı olarak düşünülmüş. 12'si kapalı, 6'sı açık 18 havuz bu şekilde projelendirilmiş.

FADIL AKGÜNDÜZ’ÜN JET-PA TARİHİ
Fadıl Akgündüz, dolandırıcılık suçunu işlediği gerekçesiyle 10 Ekim 2002 tarihinde tutuklandı. Akgündüz'ün tutuklanmasına neden olan, Almanya, Hollanda ve Fransa'daki Türkler'den 1998 ve 2000 arasında ‘yüksek kar payı’ vaadiyle para toplamasıydı. Yaklaşık 661 kişiden gelen şikayetler üzerine başlatılan soruşturmada Akgündüz'ün 10 milyon 675 bin mark ve 51 milyar 146 milyon TL topladığı ortaya çıkmıştı. 2003'te yargılanmaya başlayan Akgündüz için 494 ile 1235 yıl arasında ağır hapis cezası istendi. Ancak, dava, cezaevinde yattığı süreç de gözönüne alınarak zaman aşımı nedeniyle 2008'de düştü. Yurtdışındaki Türklerin paraları kurtarılamadı.

Fadıl Akgündüz’e konut alanında da davalar açılmıştı. Jetpa Holding, 1998'de Ankara'da Jetkent- 3 adı verilen bir site inşaa etti. Evlerin 2001'de verileceğini taahhüt etti. Ancak, 1998-2001 döneminde evler bir türlü teslim edilmedi. Gerekçe olarak da o dönemde evlere koyulan ihtiyati tedbir kararı gösterilmişti. Jetpa'nın konuttaki İstanbul macerası ise Beylikdüzü'nde gerçekleşmişti. Beylikdüzü'nde Fadıl Akgündüz'e ait Jetpa konutlarından alan vatandaşların mallarına da el konulmuştu.

Maxmur'dan gönüllü gelişe 15 yıl

Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Maxmur'dan gönüllü Türkiye'ye gelen Musa Tümeğ'in 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını talep etti. 'Demokratik açılımı' suç kapsamında değerlendiren Savcılık, Maxmur kampına yönelik suçlamalarda bulundu

Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Maxmur'dan gönüllü gelen Musa Tümeğ hakkındaki soruşturmayı tamamlandı. Mahmur Kampı için 'Örgüt kampı' değerlendirmesi yapan Savcılık, Tümeğ'i de demokratik açılıma PKK'yi muhatap göstermekle suçladı. Savcılık, bu nedenlerle PKK propagandasını yapma ve örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından Tümeğ'in 15 yıla kadar hapsini istedi.

GÖSTERİYE DÖNÜŞTÜ
İddianamede, barış grubunun gelişinin gösteriye dönüştüğü belirtilerek, Habur Sınır Kapısı'ndaki gösteri ile ilgili şu değerlendirme yapıldı:

'Abdullah Öcalan'ın çağrıları doğrultusunda geldiği barış grubunun Habur Sınır Kapısından girişleri sırasında örgütün müzahir tabanı ve sempatizanları tarafından sahiplenilip kitlesel törenlerle karşılanması yönündeki çağrılar doğrultusunda gerek Silopi, gerekse Diyarbakır'da düzenlenen karşılama törenlerinde örgütü temsil eden bayrak ve Öcalan'ın posterlerini açan binlerce insanın toplanması ve gerçekleştirilen etkinliğe katılımı sağlamak suretiyle adeta bir gövde gösterisine dönüştürülmüştür.'

MAXMUR'A İLGİNÇ SUÇLAMA
İddianamede, Mahmur kampı ile ilgili de ilginç suçlamalarda bulunuldu. Kampın BM gözetiminde olduğu belirtilirken, 'Ancak değişik tarihlerde bu kamptan gelen şahısların anlatımlarında ve elde edilen bilgilerden de, bu kampın örgütün kontrolü altında bulunduğu ve bu kamptan Türkiye'ye gelecek kişilerin de örgüt tarafından belirlendiği tespit edilmiştir' suçlaması dikkat çekti.

DEMOKRATİK AÇILIM SUÇ OLDU
İddianamede, gruptakilerin Türkiye'ye giriş yaptıktan sonra gerçekleştirilen etkinliklerde Kürt sorunu ile ilgili başlatılan 'demokratik açılım' sürecinde PKK ve yöneticilerinin muhatap alınması yönünde Türk yetkilileri üzerinde baskı oluşturmaya çalıştıkları ileri sürülerek, 'Aynı zamanda örgütün ve Liderinin Kürt halkı tarafından sahiplenilmesi ve süreç belirleyici rol üstlenmesini sağlamaya yönelik toplumsal baskı oluşturmayı amaçlamışlardır' denildi.

İŞTE AKP’NİN TEKEL DİRENİŞİ DÜŞMANLIĞI 1 NİSAN EYLEMİNE POLİS BARİKATI

Aylardan bu yana özlük hakları için mücadelede eden Tekel işçileri 1 günlük eylem için 1 Nisanda Ankara’ya geldiler. Ne ki, Tekel direnişinden öcü gibi korkan AKP hükümeti, işçilerin ve devrimci, demokrat ,ilerici güçlerin eylemini önlemek için otobüslerin Ankara’ya girmesini engelleyerek, her yerde polis barikatı kurdurarak, işçilerin eylemini önlemeye ve emekçilerin alanlarda seslerini yükseltmelerini darbelemeye çalıştı. Önce Ankara Valiliği Tekel işçilerinin 1 Nisanda Ankara da Türk-İş önünde buluşarak 4-C dayatmasına ve haklarının gaspına karşı seslerini yükseltmek ve hükümete seslerini duyurmak eylemini yasadığı ilan etti ve ardından AKP hükümeti, Ankara’yı polis ablukasına çevirdi. Başbakan Erdoğan, tekel direnişine düşmanlığını, bunların işi Ankara da nedir, bunlar işçi değil olay çıkartmayı amaçlayan belli bir kesimdir” diyerek, işçilerin emekçilerle buluşmasında ne kadar korktuğunu dillendiriyordu.

Sabah saatlerinden itibaren Türk-İş Genel Merkezi’ni ablukaya alan Ankara polisi, Tuna Caddesi’nde toplanan işçiler ile siyasi parti, demokratik kitle örgütleri ve devrimci-demokrat çevrelerin yürüyüşünü engelledi ve işçileri ve destekçilerinin bir araya gelmesini önledi. Sakarya caddesine zorlayarak çıkan işçilere polis gazla saldırdı. Yine Kızılay’a çıkmaya çalışan işçilere, emekçilere ve devrimcilere polis saldırmaktan ve onlarcasını yaralamaktan geri durmadı. “Ölmek var dönmek yok” diyen işçiler, Türk-İş Genel Merkezi önüne kurulan barikatın kaldırılmasını istiyor. Polis, KESK üyelerine gaz bombasıyla saldırdı..

Değişik alanlarda gelip oturma eylemi yapan işçiler, her fırsatta polis barikatını aşmak için hamle yaptılar. Ama güçlerin parçalanmış olması ve hamlelerin polis barikatlarını aşmasını sağlayamadılar. Ankara Valiliği ve Emniyet Müdürlüğü’nün tutumunu protesto eden TEKEL işçileri sık sık “Ölmek var, dönmek yok”, “Biz haklıyız, biz kazanacağız”, “Her yer TEKEL her yer direniş”, “Ücretli köle olmayacağız” sloganları atıyor.

İşçilerin bekleyişi sürerken, Tuna Caddesi’ne gelen çeşitli partilerden milletvekilleri Türk-İş yönetimi ile görüşmek için konfederasyon binasına geçti. Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu’nun İçişleri Bakanı Beşir Atalay görüştüğü ama sonuç hiçti.

KESK’e bağlı sendikalar da işçilerin direnişine destek verdiler. Tuna Caddesi’ne gelen KESK Genel Başkanı Sami Evren, barikat önünde bekleyen işçileri selamlayan bir konuşma yaptı. TEKEL işçilerinin taleplerinde haklı olduğunu ifade eden Evren, engellemelerin mücadelelerini engelleyemeyeceğini dile getirdi.

Karşılaştıkları duruma iliştin tepkilerini dile getiren TEKEL işçileri demokratik haklarını kullanmalarının engellenmesine tepki gösterdi. “100 metre ilerideki sendika binamıza neden gidemiyoruz?” diye soran işçiler, Abdi İpekçi Parkı’na geçmediler.

Ziya Gökalp Caddesi’nde toplanarak TEKEL işçilerinin yanına yürüyüş düzenleyen KESK üyelerine polis saldırdı. Mithatpaşa köprüsü yakınlarında önleri barikat ile kesilen emekçi memurlar yürüyüşlerini sürdürmek istedi. Çevik kuvvet ekipleri gaz bombaları ile KESK üyelerini dağıtmak için saldırdı. Yine işçiler ve destekçisi emekçiler Sakarya caddesinde Kızılay’a yürümek isterken polisin şiddetli saldırınsa maruz kaldı ve onlarca kişi yaralandı. Ziya. İşçiler değişik alanlarda toplanarak Türk-İş önünde birleşmeye çalıştılar ama işçi ve emekçilerin her hamlesi polis barikatı ve saldırısı nedeniyle işçiler ve emekçilerin Türk-İş önünde bileşerek eyleme geçmeleri engellendi. Ama işçilerin haklı eyleminden korkan AKP hükümeti, işçi ve emekçilerin eylemini engellemek için her türlü kirli yöntem devreye sokuyor. Ama hangi önlem alınırsa alınsın, Tekel işçilerinin direnişi, hem AKP'nin sahte demokratikleşiyoruz yüzünü açığa serecek ve hem de haklarını ancak örgütlü mücadeleyle başarıya taşınacağını ortaya koydu. Faşist diktatörlük ve halk düşmanı AKP’nin korkusu da burada kaynaklanmaktadır.

İşçiler Sakarya Meydanı’na girdi



Foto: İşçiler Sakarya Meydanı’na girdi

-TEKEL işçileri Türk-İş önüne gitmekte kararlı. Tuna Caddesi’ndeki toplanmaya son verildi. Bine yakın kişi barikatı aşarak Sakarya Meydanı’na girdi. Kurumlar, tüm sokaklardan Sakarya’yı zorladı. Polis, Ziya Gökalp Caddesi’nden meydana girmek isteyen gruba saldırdı.

Saatlerdir Tuna Caddesi’nde kurulan barikat önünde bekleyişlerini sürdüren TEKEL işçileri, eylemlerini Sakarya sokaklarına yaydı. Sabahtan bu yana polis tarafından kapatılan tüm girişler zorlanıyor.

İşçiler meydanda

Ara sokaklarda çatışmalar sürerken ağırlığını işçilerin oluşturduğu bine yakın kişi, Sakarya Meydanı’na girdi. Çevrede toplanan gruplar birleşmeye ve ara sokaklardan işçilerin yanına girmeye çalışıyor.

Bir grup Bayındır Sokak’ta yüzlerce kişi oturma eylemi yapıyor. “TEKEL’in ateşi AKP’yi yakacak” sloganı atan işçiler, meydanda toplanan arkadaşları ile birleşmek ve Türk-İş Genel Merkezi önüne gitmek istiyor. Polis ise işçilere ‘dağılın’ uyarılarında bulunuyor.

Sokaklar çatışma alanı

Ziya Gökalp Caddesi'ne geçen 300 kişilik kitle Sakarya sokaklarına girişleri engellenince Kızılay’a doğru yürüyüşe geçti. Çevik kuvvet ekipleri grubu müdahale etmeye hazırlandı. İşçiler ve demokratik kurumlar ile polisler arasında çatışma yaşanırken, grup Selanik Caddesi üzerinden Kocatepe’ye doğru çekildi. Ara sokaklarda taşlı sopalı çatışmalar yaşandı. Polis gaz bombaları ile ortalığı savaş alanına çevirdi. Gruplar birleştikçe polis ile gerginlik sürüyor

Gençlik TEKEL işçilerinin yanında


Dilsiz yoksulluk


Dilsiz yoksulluk

Dağlarca’nın ‘Sivaslı Karınca’sının hemşehrileri kederli bir yoksulluk içinde...

Anadolu yoksulluğu da büyük şehirlere benziyor giderek. Yer Sivas... Yaşlı bir kadın çöpte nafaka arıyor. Konuşmuyor... Belli ki o Cahit Külebi'nin 'ağız dil vermeyen' köylülerinden...