3 Mayıs 2010 Pazartesi

Sendika ağaları içeri, işçiler dışarı!

İşçi Filmleri Festivali'nde protokolden yer verilen direnişçi işçiler, Mustafa Türkel gelince protokolden çıkarıldılar.

Protokolden çıkarılan işçiler protestoyla salondan çıktılar, sinema önünde oturma eylemi yaptılar.

Halkevleri tarafından 5.si düzenlenen İşçi Filmleri Festivali’ne bu yıl, direnişçi işçilerin Mustafa Türkel geldiği için arka odaya çekilerek slogan atmamaları, protestoda bulunmamaları yönünde uyarılmaları, ardından da kendileri için ayrılan protokole sendikacıların oturtulması ve işçilere kapının gösterilmesi damgasını vurdu.

Programdan önce içlerinde İSKİ, Samatya, Ankara’dan gelen TÜBİTAK direnişçisi Aynur Çamalan ile Tekel işçilerinin de olduğu yüzlerce kişi Taksim Meydanı’ndan Emek Sineması’na kadar yürüyüş düzenledi. İSKİ ve Samatya işçileri önlükleriyle eyleme katıldılar. İşçilerin kol kola girdiği eylemde sık sık “Hak verilmez alınır zafer sokakta kazanılır, İSKİ, Tekel, İtfaiye işçisi yalnız değildir, Aynur Çamalan yalnız değildir, Seyirci kalma emeğe sahip çık" sloganları atıldı.

Emek Sineması önünde basın açıklaması yapıldıktan sonra festivalin yapılacağı Yeni Rüya Sineması’na yönelindi. Burada direnişçi işçiler, söz verileceği için protokol yönünden tüm kitleden önce salona alındılar. Tüm kitle salona girdiği sırada, en ön sıralarda oturan direnişçiler sahnenin yanındaki odaya çağrıldılar. Burada işçilere tertip komitesi tarafından “Mustafa Türkel de buraya gelecek, slogan atmayın, bağırmayın, protesto etmeyin” denildi. İşçilerse “Böyle Tekel’i satan insanın burada ne işi var? Bizimle pazarlık yapıyorsunuz. O zaman bizi niye protokolden çağırdınız!” diye tepki gösterdiler ama yine de dediklerine tamam deyip, tepki vermeyeceklerini, sadece Türkel kürsüye çıkınca sessiz protestoyla salondan çıkacaklarını söylediler. Bu konuda anlaşıldı. Ancak işçiler çıktıklarında ise yerlerine başta Mustafa Türkel ile Tez Koop-İş Genel Başkanı Gürsel Doğru olmak üzere sendikacıların oturtulduğunu gördüler. Bu sırada Mustafa Türkel, ikinci sırada en köşeye sıkışmış şekilde oturuyordu.

Bunun üzerine "Nerede oturacağız? Bizi siz davet ettiniz” diyen işçilere “Bir sürü işçi var ayakta, ayakta durun, istemiyorsanız yürüyün gidin” cevabı verildi. Bu tutumu protesto eden işçiler büyük bir öfkeyle topluca çıkışa yöneldiler ve “Kahrolsun sendika ağaları, Satılmış sendika istemiyoruz!” sloganları eşliğinde dışarı çıktılar. İşçilere salondan da destek alkışları ve sloganları geldi.

Sinema önünde oturma eylemi
İşçiler salonun çıkışında eylemlerini sürdürdüler. “Madem bizi salonda oturtmadılar o zaman sinemanın kapısında oturuyoruz” diyerek Yeni Rüya Sineması’nın önüne “Kahrolsun sendika ağaları, Satılmış sendika istemiyoruz, Türk-İş işçinin alınteridir, Her yer Tekel her yer direniş!” sloganlarıyla oturmaya başladılar. Bu sırada sinemaya yeni gelen itfaiye işçileri de eyleme destek verdiler.

İşçilerin eylemi karşısında dışarıya çıkan festival yöneticileriyle işçiler arasında tartışmalar büyüdü. İşçilere bu işi büyütmenin yanlış olduğunu, kendilerinin çıkarılmadığını söyleyen festival yöneticilerine karşı işçiler “Sizin tavrınız sendika ağalarına değil işçilere karşıdır, siz tercihinizi sendika ağalarından yana yaptınız. Bizimle pazarlık yapmaya çalıştınız” dediler. Tartışmaların büyümesi üzerine Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, tehdit eder bir şekilde “Şu saatten sonra yaptıklarınızı Halkevleri’ne yapılmış sayıyoruz. Sendikayı eleştirecekseniz, onların eleştirileceği yerler belli” dedi. Birol, işçilere protokolden yer veren kendileri değilmiş gibi “Orada dünya kadar işçi ayakta, bir tanesi bir şey söylüyor mu!” yanıtını da işçilere verdi.

İşçiler bir süre daha eylemlerini sürdürdükten sonra sinemanın önünden ayrıldılar. Festivalin daha sonra sendikacılara söz verilmeden devam ettiği öğrenildi.

Siz alamazsınız, biz veririz

Tayyip Erdoğan, 3 yıldır inatla engellemeye çalıştığı tablo gerçek olunca, Taksim meydanının yeniden 1 Mayıs'a açılmasını kendi lütufları olduğunu ilan etti. Başbakan, 1 Mayıs 2010’un “AKP iktidarının eseri” olduğunu söylese de meydandaki kalabalık AKP'yi huzursuz etti.

Anayasa gündemi üzerine dün yaptığı açıklamalarda 1 Mayıs kutlamalarına geniş yer ayıran Başbakan Tayyip Erdoğan, 1 Mayıs 2010 için AKP’nin zemin hazırladığını iddia etti.

Emekçilerin AKP iktidarına karşı 3 yıllık mücadelesinin eserini “AKP’nin demokratikleşme çabalarının sonucu” gibi lanse etmeye çalışan Erdoğan, konuşmasında “Oradan bazıları şu anda nemalanmak istiyor, ‘kopara kopara aldık’, ‘şöyle yaptık, böyle yaptık’. Kimsenin kalkıp da bu iktidardan kopara kopara aldığı bir şey yok. Bunun böyle bilinmesini istiyorum” dedi.

“Zemini hazırlamanın mutluluğu içindeyiz”
Başbakan Erdoğan, açıklamasında sık sık 1 Mayıs 1977’ye göndermede bulundu. Taksim Meydanı’nda 32 yıl önce 1977’de yaşanan katliamın ardından, ilk kez bu alanın resmi kutlamaya ev sahipliği yaptığına işaret eden Erdoğan, AKP’ye pay biçmeye çalıştı.

Erdoğan, 1 Mayıs 2010’un, “Türkiye’nin nasıl değiştiğinin, olgunlaştığının, tabularını nasıl yıktığının, statükoyu nasıl aştığının, tahrik ve provokasyon korkularından nasıl sıyrıldığının, somut bir abidesi olduğunu” iddia ederek, AKP öncülüğünde devam eden ve anayasa değişikliğiyle tescillenmeye çalışılan gerici-liberal-piyasacı dönüşümü parlatmayı hedefledi.

Gerçek tablo böyle mi?
2010 yılında emekçileri Taksim'den uzak tutamayacağını anlayınca manevra yapan AKP hükümeti, geçtiğimiz 3 sene Taksim'i emekçilerden "korumak" için meydanı ablukaya almıştı.

Son üç yıldır 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlamak isteyen işçiler polisin şiddetine maruz kalmışlardı. Polis baskısının yanı sıra AKP hükümeti tarafından yapılan açıklamalarla "yasak" zihniyeti meşrulaştırılmaya çalışılmıştı. AKP'li yetkililerin yanı sıra AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan da "Ayaklar baş olursa kıyamet kopar" ifadelerini kullanmıştı.

3 yılın küçük bir bilançosu, AKP’nin “demokrasi mücadelesinin” aşamalarını gözler önüne seriyor:

- 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması yönünde ilk ciddi girişimin yapıldığı 2007’de, AKP hükümetinin kolluk güçleri başta Beşiktaş-Şişli-Taksim hattı olmak üzere tüm kenti etkisine alan bir polis terörü yaratarak hayatı felç etti. Çok sayıda kişi polis şiddeti nedeniyle yaralanırken, bine yakın kişi gözaltına alındı. Bir vatandaş, polisin kullandığı biber gazından ötürü yaşamını yitirdi. Hükümet, yine de emekçilerin Taksim’e çıkmasını engelleyemedi.

- Taksim’i işçilere açmama yönündeki ısrarını 2008’de de sürdüren hükümet, 1 Mayıs’ın hemen öncesinde gerilimi tırmandırmış, 1 Mayıs için Taksim çağrısı yapanlar hakkında bile suç duyurusunda bulunmuştu. DİSK Genel Merkezi başta olmak üzere pek çok yerde yoğun polis terörüne maruz kalan emekçiler, yine de Taksim’e çıkmayı başardı.

- İki yıl üst üste işçilerin Taksim’e çıkmasını engelleyemeyen hükümet, 2009 yılında “Taksim’de temsili tören” gibi bir öneriyle işçileri Taksim’den uzak tutacak bir orta yol bulmaya çalıştı. Ancak bunun kabul görmemesi üzerine şiddet kartını bir kez daha kullanan hükümet, pek çok yerde cop ve biber gazı kullanmaktan çekinmedi. Polisin iki TKP üyesini elleri bağlı biçimde boş bir araziye götürerek demir çubuklarla dövmesi güne damgasını vurdu.

Giderek meşruiyetini yitiren ve kamuoyu tarafından tepki duyulan polis müdahalelerinin işçileri engelleyememesi, hükümetin 2010’da Taksim’i açmak zorunda kalmasında önemli role sahip oldu.

Anayasa hesabı “tuzlu” çıktı
Hükümetin 1 Mayıs’ta Taksim’i kutlama alanı ilan etmesinin altında yatan bir diğer hesabı da Anayasa görüşmeleri oluşturuyordu.

Meşruiyetini yitiren polis müdahalelerinden vazgeçmek zorunda kalan hükümet, Taksim’i açarak “demokratikleşme” manzarası sunmayı ve anayasa değişikliği sürecinde desteğini arttırmayı hedefledi.

Öte yandan Taksim’deki 1 Mayıs kutlamalarına katılımın uluslararası basında ses getirecek denli yüksek olması ve katılımcılardan yükselen AKP karşıtı sloganlar hükümetin hesaplarını boşa çıkardı. Mitingde çıkan yegane “olay”ın, AKP ile anlaştığı düşünülen, TEKEL işçilerini ortada bırakan Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu’yu hedef alması da AKP hesaplarını alt üst eden bir gelişme oldu. Kumlu'nun kürsüden inmesinden sonra konuşma yapan TEKEL işçisinin Kumlu yönetimini 1 Nisan günü TEKEL işçilerinin Ankara'ya girmemesi konusunda AKP ile anlaşmakla suçlamıştı.

1 Mayıs’ta Taksim Atatürk Anıtı’na çelenk koyan ve Kazancı Yokuşu’na karanfil bırakan 9 AKP’li milletvekilinin giriştiği “1 Mayıs’ı maniple etme” çabaları da kadük kaldı. AKP milletvekilleri şovlarını basın önünde verdiler ancak bu da 1 Mayıs'a AKP'nin damga vurmasına yetmedi.

Erdoğan, bu yıl 1 Mayıs kutlamalarını 'demokratik açılım'ın içine yerleştirmek için birkaç hafta önceden "işçi dostu AKP" görüntüsü vermek için bir dizi girişimde bulunmuştu. Bunlardan biri, Erdoğan'ın "Anadolu'da işadamlarının nasıl daha fazla para kazanırım derken emek sömürüsü yaptıklarını, özellikle tekstil sektöründe acımasızlık yapıldığını, acımasızlığın kadınların istihdam edildiği yerlerde görüldüğünü" söyleyerek tekstil patronlarıyla girdiği polemikti.

Erdoğan ve kendisine her koşulda destek olan medya organları da Taksim'de 3 yıldır yaşananları unutturmak istercesine "32 yıllık tabunun yıkılması"ndan bahsetmeleri de dikkat çekti.

İstanbul'da Taksim dışındaki herhangi bir alanın 1 Mayıs alanı olarak kesinlikle kabul edilmeyeceği 1977 1 Mayıs'ının 30. yıldönümü olan 2007 yılında dillendirilmişti. Emek örgütleri ve siyasi partiler 2007'de 30. yılda "yeniden Taksim" derken, 2010'a kadar Taksim'i açmamakta inat eden AKP hükümeti, emekçilere Beykoz çayırını bile eylem yeri olarak göstermişti.

Parti kapatma maddesi düştü

Parti kapatma maddesi düştü. Parti kapatma davasını meclis iznine bağlayan 8. madde 327 oyda kaldı.

Bugüne kadar yapılan Anayasa değişiklik paketi oylamalarında 330 sınırı aşılmıştı. Ancak Anayasa değişikliği görüşmelerinde parti kapatma davasının Meclis iznine bağlayan 8. madde 327 oyda kaldı.

8. Madde için 410 kişi oy kullandı. 327 kabul, 76 ret, 2 çekimser 2 de boş oy kullanıldı. Sonucun açıklanmasından sonra TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin birleşime 15 dakika ara verirdi.

Başbakan'dan mini zirve
Başbakan Erdoğan, Cemil Çiçek, Beşir Atalay, Hayati Yazıcı ve 3 AKP gurup başkanvekili birarada.

8 MADDE NE DİYOR?

MADDE (8): Anayasa'nın, "Siyasi Partilerin Uyacakları Esaslar" başlıklı 69. maddesi değiştiriliyor. Buna göre, siyasi partilerin mali denetimi Sayıştay tarafından yapılacak. Siyasi partiler hakkında kapatma davası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın talebi üzerine, TBMM'de grubu bulunan her siyasi partinin 5'er üye ile temsil edildiği komisyonun üye tam sayısının üçte 2 çoğunluğu ve gizli oyla vereceği izin üzerine açılacak dava sonucunda Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanacak. Komisyona TBMM Başkanı Başkanlık edecek ancak, oy kullanamayacak. Komisyonun kararları, yargı denetimi dışında olacak. İzin talebinin Meclis'e ulaşmasından itibaren 30 gün içinde komisyon oluşturulacak ve komisyon kararını izin talebinin Meclise ulaşmasından itibaren en geç 60 gün içinde verecek. Meclisteki siyasi parti gruplarınca izin talebiyle ilgili görüşme yapılamayacak, karar alınamayacak.

Anayasa Mahkemesi, bu kapsamda, kapatma yerine dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili partinin devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilecek. Devlet yardımından yoksun bırakılma, bağlı olduğu kapatma davasının ve kararının usulüne tabi olacak ve tek başına dava konusu yapılamayacak. Anayasa Mahkemesinde görülen parti kapatma davasında TBMM çalışmalarındaki oy ve sözler, ileri sürülen düşünceler ile idarenin eylem ve işlemleri partinin odak olup olmadığının tespitinde gözetilemeyecek. Partinin kapatılması durumunda kapatmaya beyan ve faaliyetleriyle neden olan üyeler için daha önce 5 yıl olan siyasi yasak süresi 3 yıla indirilecek.

Siyasi partiler ile ilgili "temelli kapatma" değil, "kapatma" kararı verilecek. Kapatmanın önündeki "temelli" sözcükleri kaldırılacak. Temelli kapatılan bir partinin başka adla kurulamayacağına dair hüküm de Anayasa'dan çıkarılacak.

1 Mayıs "Ergenekon" sayesindeymiş

1 Mayıs'ın yüz binlerin katıldığı bir mitingle Taksim Meydanı'nda kutlanmasının, "Türkiye solunun mu yoksa AKP'nin mi başarısı olduğu" tartışmasına AKP yanlısı liberal kalemlerin "katkı"sı, 1 Mayıs 2010 ile "Ergenekon" arasında bağ kurmak şeklinde gerçekleşti.

1 Mayıs ertesinde gazete köşelerinde yazanlar arasında en fazla dikkat çeken iki isim Oral Çalışlar ve Ahmet Altan oldu. Yüz binlerin katıldığı 1 Mayıs 2010, Çelik ve Altan'ın tarafından, "Ergenekon" olarak kodlanan "derin devlet"in AKP iktidarına nasip olmuş tasfiye sürecinin yarattığı "barış" ortamının en önemli ifadelerinden biri olarak yorumlandı.

Oral Çalışlar, Radikal'de çıkan "Taksim meydanından solun geleceğine bakarken" başlıklı yazısında, Taksim Meydanı'nın "kurtarılmış" olduğunu söylerken, bu başarının Türkiye solu kadar, AKP iktidarı dönemindeki "demokratikleşme" adımlarının da eseri olduğunu öne sürdü.

1 Mayıs'ın Taksim Meydanı'nda kutlanabilmesinin, "solun direne direne elde ettiği bir mevzi" olarak değerlendirilmesi gerektiğini yazan ve "Solcuların başarısı küçümsenmemeli... Solcular yıllardır bu meydanda 1 Mayıs’ı kutlamak amacıyla her türlü baskıyı göze alarak aralıksız bir mücadele yürüttüler" diyerek solun "hakkını teslim eden" Oral Çalışlar, bir yandan da "bugün Taksim meydanında 1 Mayıs’ı rahatlıkla kutlayabilmemizde, tertipçilerin yediği darbenin çok önemli bir rolü var" diye yazdı.

Çalışlar, "çok uzun bir süreden beri bu tür büyük gösteriler yapılamadı, yapıldığında ise devletin içinde yuvalanmış tertipçiler ortalığı kana buladılar. Büyük kitle gösterilerindeki kargaşalığı, provokasyonu demokrasinin işleyişini engellemek, darbe ortamı yaratmak gibi amaçlarla kullandılar. Türkiye son yıllarda 12 Eylülcü, darbeci rejimi aşmak amacıyla bir mücadele yürütüyor. Darbe tertipçilerinin bir çoğu bugün yargı önünde hesap veriyor. Çukurlardan, yer altından silahlar bombalar fışkırıyor. Balyoz planları, Kafes planları, darbecilerin hala aktif olarak tertiplerini sürdürdüklerini gösteriyor. Onlar tertiplerini sürdürmek istiyorlar, ancak ülkemizdeki demokratikleşme birikimi sayesinde onların planları deşifre oluyor, tertipçiler yargı önünde hesap veriyor" ifadelerine yer verdi.

Burada durmayan Oral Çalışlar, Türkiye sol hareketinin de, AKP menşeli "demokratikleşme mücadelesinin en aktif unsurlarından birisi haline gelmesi" çağrısında bulundu. Çalışlar'ın, AKP'nin Anayasa değişikliği teklifinin Meclis'te görüşülmekte olduğu günlere "tesadüf eden" 1 Mayıs 2010'a ilişkin yazısında, "AKP Anayasası"na destek çağrısında bulunması sürpriz olarak görülmedi.

Solun, "hâlâ ciddi bir değişim potansiyelini içinde barındırmakla birlikte, toplumun özgürlük, demokrasi talebiyle uyum içinde yürüyebilecek bir anlayışa gelemediği"ni iddia eden Çalışlar, "şu anda Meclis’te 12 Eylül darbe Anayasası’nın en azından bir kısmının değiştirilmesi isteniyor. Solun bu kadarına bile hiç katkısının olmadığını, bunun yanısıra da, anayasada değişiklik yapılmasının ‘zararlı’ olduğu yönünde bir psikolojinin sola hâkim olduğunu görüyoruz" diye yazdı.

1 Mayıs'ın Taksim Meydanı'nda yüzbinlerle kutlanmasını, yıllar boyu süren mücadele yerine AKP iktidarının "hediyesi" olarak göstermeye çalışan AKP yanlısı basından bir diğer isim de Ahmet Altan'dı.

Ahmet Altan Taraf gazetesinde dünkü sayısında yer alan "Sevinç, hüzün, öfke" başlıklı köşe yazısında, "otuz üç yıl boyunca o meydana 1 Mayıs’ın girmesini silahlarıyla önleyenlerin barikatlarını yüz binlerce kişilik bir kalabalıkla yıktılar. 'Yasakların kalkmasıyla' barışın doğal bir şekilde hayatımıza girebildiğini de gördük. Tabii, 'yasakların' kalkmasında, insanların talepleri kadar, otuz üç yıl önce o meydanı kana bulayan 'çetenin' büyük çoğunluğunun artık hapishanelerde bulunmasının da önemli bir rolü bulunuyordu" diyerek, "Ergenekon" Davası'na göndermede bulundu.

Ahmet Altan'ın 1 Mayıs 2010'a uygun gördüğü "anlam" şu satırlarında ortaya çıktı: "Devlet çetelerinin beli kırıldığında, bu ülkenin, bu toplumun hayatına, sevincine, neşesine kavuşacağı da bu 1 Mayıs’ta daha iyi anlaşıldı bence. Bizim hayatımızı bir kâbusa döndüren, bu 'derin devlet' denen rezillik çünkü. Derin devletin bir kısmını bile ortadan kaldırdığınızda kâbus önemli ölçüde kayboluyor." (Kaynak: soL)

2 Mayıs 2010 Pazar

Direniş başlıyor!

Gebze TÜBİTAK'tan 8 ay önce işten atılan 6 işçi yarın sabah TÜBİTAK önündeki direnişlerine başlıyor. İşçiler tüm emek dostlarını ve duyarlı kamuoyunu direnişin ilk gününde yanlarında olmaya çağırıyor.

Gebze TÜBİTAK'tan 8 ay önce sağlık problemleri nedeniyle işten çıkartılan ve sendika tarafından sahip çıkılmayan 6 işçi yarın TÜBİTAK önündeki direnişlerine başlıyor.

Direnişin ilk gününde işçilerin yanında, direnişte 50'li günleri geride bırakan Ankara TÜBİTAK direnişçisi Aynur Çamalan'da olacak.

İşçiler direnişin ilk gününde tüm emek dostlarını ve devrimci- demokrat kamuoyunu direnişe destek olmaya ve sahiplenmeye çağırıyor.

3 Mayıs'ta aynı zamanda TÜBİTAK'ta Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Mısır'dan devlet adamları bulunacak.

Tarih: 3 Mayıs Pazartesi

Toplanma Yeri: Gebze Cumhuriyet Meydanı

Toplanma Saati: 08:00

Emekçilerden 1 Mayıs'ta tarihi itiraz

1 Mayıs'ı kutlamak için Taksim Meydanı'na yüzbinlerce kişi geldi. Tarihi buluşmaya katılan emekçiler, Türkiye'de AKP hükümetine ve sermaye yanlısı politikalara, oluşturdukları muhteşem görüntüyle güçlü bir itirazda bulundular.

1 Mayıs 2010, Taksim Meydanı'nda yüzbinlerce emekçiyi bir araya getirdi. TEKEL işçilerinin direnişleriyle ilk kıvılcımı verdikleri işçi sınıfı hareketi, Taksim'deki 1 Mayıs'ı tüm etkisizleştirme çabalarına karşın, Taksim Meydanı'nı bir kez daha 1 Mayıs Alanı yaptı.

Katılımcıların kortejlerinin alana girmesinin ardından Atatürk Kültür Merkezi önüne kurulan platformda Timur Selçuk ve Ruhi Su Korosu, 1 Mayıs Marşı'nı seslendirdi. Dün kürsü tartışmalarının yarattığı belirsizlik ve emekçilerin Türk-İş Genel Başkanı ile DİSK ve KESK Başkanları dışındaki konfederasyon temsilcilerine gösterdikleri tepkiler 1 Mayıs'a damga vurdu. Bu nedenle programın değiştirilmek durumunda kalındığı 1 Mayıs'ta, KESK Genel Başkanı Sami Evren ve DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi birer konuşma yaptılar.

TKP hesap sormaya çağırdıYaşanan kürsü tartışmalarının yarattığı belirsizliğin ardından alandan ayrılan Türkiye Komünist Partisi, Dolmabahçe'ye yürüyerek kendi kürsüsünü kurdu. TKP'nin burada kurduğu kürsüden TKP Siyasi Büro Üyesi Kemal Okuyan ve TKP Genel Başkanı Erkan Baş birer konuşma yaptı.

Direnen TEKEL işçileri öne çıktıYüz binlerin katıldığı 1 Mayıs’ta, Taksim Meydanı’nda yıllardan sonra bir araya gelen görkemli kalabalıkta, TEKEL işçileri öne çıkan katılımcılardan oldu. Dün sabah saatlerinde Taksim Meydanı'nın ilk ziyaretçileri olan TEKEL işçileri, "Hamdullah Uysal ölümsüzdür" yazılı pankartla alanda bir eylem yaptılar.TEKEL işçileri, miting sırasında soL’a yaptıkları değerlendirmelerde, 1 Mayıs’ın 26 Mayıs’ta yapılacak olan iş bırakmanın provası olduğunu vurgularlarken, AKP’ye karşı işçi sınıfının kararlı bir mücadele yürütmesi gerektiğinin altını çizdiler.

Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu'yu ıslık ve alkışlarıyla konuşturmayan emekçilerin arasında yine TEKEL işçileri vardı. Öte yandan, Birleşik Metal-İş Sendikası (BMİS) eski başkanlarından Kamil Kinkır soL'a yaptığı değerlendirmede, "AKP demokrasi havarisi gibi. Oysa ki özelleştirmeleri yapan, TEKEL işçilerini açlığa mahkum eden AKP. Bu anlamda ortada bir ikilem var" diyerek, anlamlı bir soru sordu: "AKP'nin 1 Mayıs'ta işi ne?"

Medya 1 Mayıs'ın "hakkını verdi"
Medya geçmiş yıllarda işçi eylemlerinde ve özellikle Taksim'de kutlanılmaya çalışılan 1 Mayıs'larda yaptığı gibi, bu kez ortaya çıkan görüntüleri çarpıtmayı başaramadı.

Yandaş medyanın bu yöndeki tüm çabalarına karşın, Taksim'de 1 Mayıs Alanı'nı dolduran yüzbinlerin oluşturduğu tarihi görüntüler gün boyu televizyonlardan naklen yayınlanırken, gazeteler internet edisyonlarında coşkuya kayıtsız kalamadı. Vakit ve Zaman gibi gazeteler ise gün boyu, 1 Mayıs Alanı'nda nafile provokasyon görüntüleri ararken, ilginç başlıklar kullandılar.

Tüm Türkiye'de de kutlandı
İstanbul'da Taksim Meydanı'nda yüz binlerce emekçiyi bir araya getiren 1 Mayıs İşçi Bayramı Türkiye'nin tüm illerinde kutlandı.

1 Mayıs İşçi Bayramı dün ülkenin dört bir yanında değişik etkinliklerle kutlandı. Farklı illerde düzenlenen mitingler Taksim Meydanı'ndaki kadar kalabalık ve coşkulu olmasa da, memleketin dört bir yanında 1 Mayıs rüzgarı estirdi.

Dünyada işçiler alanlara aktı
Dünyanın dört bir yanında düzenlenen 1 Mayıs mitinglerinde ise milyonlarca kişi, ekonomik kriz gerekçesiyle işçi sınıfına ve çalışanlara savaş açan hükümetlere karşı kararlılıklarını ortaya koydu.

Hükümetin IMF ve Avrupa Birliği ile anlaşarak emekçilerin haklarına saldıran önlem paketleri açıklaması nedeniyle yıl boyunca grevler düzenleyen Yunanistanlı emekçilerin kararlı duruşlarıyla kutladıkları 1 Mayıs öne çıktı.

Her sene 1 Mayıs'ta tüm dünyanın gözlerinin çevrildiği Küba'daki gösteriyi, Kübalı fotoğrafçı Kaloian Santos Cabrera'nın soL için fotoğrafladı. (Kaynak: soL)

Erdoğan’a küfür eden komutana dava

Görevliyken televizyondan seyrettiği Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a küfür ettiği iddia edilen eski bir havacı subay hakkında dava..

Eskişehir'de 4 yıl önce 1'nci Hava Kuvveti Komutanlığında görevliyken televizyondan seyrettiği Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a küfür ettiği iddia edilen eski bir havacı subay hakkında dava açıldı.

Görüntüleri internete düşünce..
Alınan bilgiye göre, 1'nci Hava Kuvveti Komutanlığında 4 yıl önce pilot olarak görev yapan yüzbaşı H.A'nın (40), bir televizyon programında seyrettiği Başbakan Erdoğan'a küfür ederken çekilen görüntüleri bir internet paylaşım sitesinde yayımlandı.

Bu olayın öğrenilmesi üzerine Askeri Savcılık H.A. hakkında soruşturma başlattı. Askeri Savcılıkça yapılan tahkikat sonucunda görevsizlik kararı verilerek dosya Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Cumhuriyet Savcısı tarafından 16 Mart'ta hazırlanan iddianamede, şu görüşlere yer verildi:

Askeri savcılık takipsizlik verdi
''Olay tarihinde müştekinin (Erdoğan) yurt gezisindeki bir çalışması sırasında konuşmasının şüpheli H.A. ve olayın tanıkları tarafından basından dinlenildiği sırada şüpheli H.A. müştekiye (Erdoğan) kızarak, birden fazla alenen sövdüğü, tanıklardan birinin bu olayı kayda alarak daha sonra bir paylaşım sitesine vermesi sonucu olayın ortaya çıktığı belirlendi. Askeri Savcılıkça yapılan tahkikat sonucunda görevsizlik kararı verildi ve dosya İl Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Şüpheli H.A'nın bu suçu işlediği konusunda 1'nci Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Savcılığı'ndan gelen görevsizlik dosyası ve tüm ekleri, adli emanet makbuzu, tanık beyanları, olay tutanakları, olaya ilişkin CD'lerle tüm soruşturma evrakı kapsamından anlaşıldığından, yargılamanın mahkememizde yapılarak şüphelinin eylemine uyan ve yukarıda tatbiki istenilen sevk maddeleri gereğince cezalandırılmasına kamu adına iddia ve talep olunur.''

Özel havayolu şirketinde pilot
Askerlikten ayrılan ve şu anda bir özel hava yolu şirketinde pilotluk yapan H.A'nın avukatı Erol Halka, yaptığı açıklamada, müvekkilinin küfür eylemini kabul ettiğini ve olaydan pişman olduğunu söyledi. Başbakan'a hakaret davasının 4 Mayıs'ta Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesinde görüleceğini ifade eden Halka, ''Müvekkilimin hiçbir örgütle bağlantısının olmadığı belgelerle kanıtlı. Kendisi de yaptığı eylemden pişman'' dedi.