8 Ağustos 2016 Pazartesi

Demokrasi Düşmanı Kontrgerilla şefi Mehmet Ağarda “Demokrasi Nöbeti”nde..!


90’lı yılların faili meçhul cinayetlerinin sorumlusu olan ve “Devlet adına bin operasyon yaptık” diyen Mehmet Ağar Erdoğan’ın evinin bulunduğu Üsküdar Kısıklı’da ‘Demokrasi Nöbeti’nde konuştu.

Mehmet Ağar’ın kısa hikayesi

Mehmet Ağar, Kaymakamlık, Ankara ve İstanbul Emniyet müdürlükleri, Emniyet Genel Müdürlüğü, valilik ve İçişleri ve Adalet bakanlıkları görevlerinde bulundu. Kontrgerillanın faili meçhul cinayetleri, işkence ve katliamlarını yönlendirdi, kontrgerilla tetikçilerini himayesine aldı.

3 Kasım 1996’da, Susurluk “kazası”nda Susurluk’taki kazada “polis tarafından aranan” Abdullah Çatlı, polis şefi Hüseyin Kocadağ ve DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak‘la aynı otomobilin içindeydi. Mehmet Ağar, Abdullah Çatlı’ya silah ruhsatı ve pasaport sağlamakla suçlandı. Çatlı’nın Ağarîn himayesinde olduğu biliniyordu. Çatlı, Bahçelievler Katliamı’nın emrini veren isimdi.

Bahçelievler’de 7 TİP’li öğrencinin katledilmesinin baş aktörü olan ve yakalandıktan sonra “yanlışlıkla” iki kez tahliye edilen ve infazı 7 öğrenci üzerinden değil 1 kişi üzerinden hesaplanan katil Haluk Kırcı’nın nikah şahidi de o dönem Erzurum Valisi olan Mehmet Ağar’dır.

Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca’nın 79’da Maltepe Askeri Cezaevi’nden “kaçırılması” sonrasında Çatlı’nın evinde saklandığı daha sonra ortaya çıktı.

Tansu Çiller hükümeti döneminde, 1993-1994 yılında kirli savaş sırasında işlenen cinayetler konusunda daha sonra itiraflarda bulunan dönemin özel harekât polisi Ayhan Çarkın “Her şeyden Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve Özel harekât Daire Başkan Vekili İbrahim Şahin’in de haberi olduğunu” itiraf etti.

Mart 2016’da Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Mehmet Ağar’ın Susurluk davası kapsamında “Cürüm işlemek amacıyla silahla teşekkül oluşturmak ve yöneticiliğini yapmak” suçundan verilen mahkûmiyet kararını kaldırdı. Yargıtay, dava kapsamında 5 yıl hapis alan ve 1 yıl cezaevinde yatarak cezasını infaz eden Ağar’ın davasını 7 yıl 6 aylık zamanaşımı süresi dolduğu gerekçesiyle düşürdü. Bu kararla Mehmet Ağar, siyasi hakları dahil yasaklanan tüm haklarını kullanabilecek duruma getirildi.

Mehmet Ağar 1 Kasım seçimlerinde AKP’yi desteklediğini açıklamıştı.

Erdoğan-AKP Kirli ellerini Gülen Cemaati Sabunuyla Yıkama Çabasına Geçit Vermeyelim..!


Türkiye’de özellikle politik nitelikli davalarda hukuk burjuva hukuku bile hep eğilip büktü, hele özel dönemlerde ortadan kaldırıldı. Tam da bu nedenle üzerinden yıllar geçse de, o dönemlerin kritik politik davalarını yakından takip etmeyenler, bir dönem topluca tutuklanıp, o dönem değişince topluca bırakılanlara dair sağlıklı bir bilgi edinemezler.

Durum böyle olunca çoğu kesim kendi aklı ve vicdanında kurduğu mahkemede o yargılamaların kendince sağlamasına yapar ve birilerini mahkum ederken, başka birilerini de beraat ettirir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şimdi ‘aldatıldık’ diye açıklayarak elini yıkamaya çalıştığı Cemaat ile ortaklık döneminde cemaatçi olarak adı çıkan bir özel yetkili savcı bir çok gazete için dosya açmıştı.

46 gazetecinin yargılandığı ve 32’sinin tutuklandığı KCK Basın Davası, ‘düşman ceza hukuku’ anlayışı ile masa başında delil icat edip gazetecilerin mağdur edildiği bir davaydı. KCK davasının farklı sektörlerdeki başlıkları için de bu geçerliydi. Aynı şekilde Ergenekon, Balyoz,ODA-TV,, Devrimci Karargah vb davalarda uydurma delillerle, hiç ilgisi olmayanlar aynı torbaya atılarak yargılandılar.

Özel Yetkili Savcılardan Zekeriya Öz, Fikret Seçen, Ercan Şafak ve Cihan Kansız Akkaş, hatırlanacağı gibi, insanların yaşamından olduğu, gözünü kaybettiği, gazetecilerin yaralandığı Gezi eylemleri sürecinde polisin ‘orantılı güç kullandığı’nı öne süren iddianamenin altında imzası olan savcıydı.

Ve ardından hakkında Cemaat ile bağlantılara dair pek çok şey çıktı. Bu arada şunu da özellikle vurgulamak gerekiyor ki, Erdoğan’ın liderliğindeki siyasal iktidar ile Muammer Akkaş’ın temsil ettiği kesim o dönem ortak hareket ettiler. Tam da bu nedenle, Erdoğan’ın ya da Hükümet yetkililerinin o ortaklık için af dileyerek ellerini yıkayabileceklerini düşünmek saflık olur.

Öz, Seçen ve Şafak, Ergenekon, Balyoz, ODA TV, KCK gibi davalarda bütün gözaltı kararlarına imza atan, iddianameleri hazırlayan savcılardı. Güngör de bu soruşturmalarda görev almıştı. Kansız, Şike operasyonu ile gündeme gelmişti. Böylece, İstanbul Özel Yetkili Savcılığı’n da, 2007’den bu yana yaşanan döneme damga vuran isimleri göreve AKP getirmiş ve Erdoğan bu özel yetkili savcıların en aktif destekçisi konumundaydı.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından başlatılan yargılamalarda öncekilerden farklı olmayacaktır . Darbe suçuna iştirak etmiş olduğuna dair hakkında somut delil olanların yargılanıp cezalandırılmalarına sonuna kadar evet, ama hakkında somut delil olmadan daha önce başka örgütler üzerinden söylenmiş olan resmi ideolojik düsturun devamı olarak bugün de ‘FETÖ size göre bir terör örgütü mü?’ diye sorarak suç icat etme çabasına hayır!

İktidar geçmişte Ergenekon, KCK gibi kritik siyasi davlarda yan yana durduğu gazete ve televizyonları bugün kapatıp, o kurumlarda çalışan gazetecileri yargılarken, onlarla ortaklık yaptığı dönemin hedefindekilerden de destek bekliyor.

Geçmişte Cemaat ile bu ortaklığı yapan ve bir dizi hukuksuzluğa, suça birlikte imza atanların bugün ellerini gülen Cemaatinin sabunu’ ile yıkarken onlara su tutan, havlu veren konumda olmak onlara suç ortaklığı yapmak anlamına gelecektir.

Menbic operasyonunun 68 günlük bilançosu..!


Demokratik Suriye Güçleri'nin Menbic'i IŞİD'den kurtarmak üzere başlattığı operasyonda 67 gün geride kaldı. 68 günde 210 köy ve mezrayı kapsayan bin 200 metrekarelik alan kontrol altına alındı. ANHA'nın haberine göre 140 bin sivilin kurtarıldığı operasyonlarda 4 bin IŞİD'li öldürüldü. Kentin yüzde 90'ından fazlası kurtarılmış durumda.

Teşrin ve Karakozak cephelerinden 4 kol halinde başlayan operasyon boyunca 7 bin mayın ve patlayıcı etkisiz hale getirildi. Patlayıcı dolu 20 araç imha edildi.

Menbic çevresindeki tüm köyler alındıktan sonra başlatılan operasyonun 2. aşamasında Cerablus ve Bab yolları kesilerek kent 4 cepheden tamamen kuşatıldı. Haziran ayının sonunda başlayan kuşatmayla kent merkezini kurtarma operasyonuna geçildi.

IŞİD, bu aşamada kent merkezinde merkezi konumundaki çok sayıda ev, işyeri, apartman, yol, cadde, sokak, meydan ve stratejik yerleri mayın ve patlayıcılarla tuzakladı. Ayrıca kent merkezindeki siviller de canlı kalkan olarak kullanılarak kentten çıkışlar engellenmeye çalışıldı.

IŞİD'in bu hamleleri, kent merkezinin kurtarılması operasyonunun yavaş ilerlemesine neden oldu. Menbic Askeri Meclisi, sivilleri, IŞİD'den korumak için 15 savaşçısından oluşan özel bir kurtarma ekibi oluşturdu.

Ön cephedeki IŞİD'lilerin saldırılarını kırmakla görevli ekip, ayrıca döşenen mayın ve tuzakları etkisizleştirecek bir mayın imha ekibi oluşturdu. Bununla birlikte savaşçıların ilerleyişi kontrollü bir şekilde sürdü.

İlk olarak kentin etrafındaki yollarda bulunan IŞİD noktaları hedeflendi ve kente giriş yapıldı. Doğu ve kuzey cephesinden sivillerin tahliyesi sağlandı. Şu ana kadar kent merkezinde 60 bin sivil kurtarıldı.

Mayın ekipleri ise kent merkezindeki 3 bin mayın ve patlayıcıyı etkisiz hale getirdi. İkinci aşama olan kent merkezini kurtarma operasyonunda 2 bini aşkın IŞİD'li öldürüldü, 700'ü aşkın cenaze Menbic Askeri Meclisi'nin eline geçti.

Menbic Askeri Meclisi'nin ise operasyon kapsamında 280 savaşçısını yitirdiği tahmin ediliyor. Bu konudaki bilançonun daha sonra açıklanacağı belirtildi.

Operasyona ABD'nin başını çektiği koalisyon uçakları da havadan saldırılarla destek verdi.

Menbic, 2014 yılından bu yana IŞİD'in işgali altında bulunuyor.

 

Göç-Der açıkladı: Nusaybinde 45 Bin kişi kendi topraklarında Mülteci..!


"Nusaybin'de 45 kişi kendi toprağında mülteci oldu; tahribatın gerçek boyutları gün yüzüne çıkarılsın"

GÖÇ-DER, Nusaybin’deki 134 gün süren “sokağa çıkma yasağı”ndaki hak ihlallerine ilişkin hazırladığı raporu dernek binasında düzenlenen basın toplantısı ile kamuoyuyla paylaştı. Mardin’in Nusaybin ilçesinde 14 Mart’tan bu yana uygulanan sokağa çıkma yasağı altı mahalle haricinde 25 temmuz günü kısmen kaldırıldı. Altı mahallede yasak 30 gün süreyle akşam 21.00 ile sabah 05.00 saatleri arasında uygulanacak. Göç-Der raporunda, "Yasağın sürdüğü bölgelerde tahribatın gerçek boyutları ortaya çıkarılmalı" dedi. Raporda, 45 bin kişinin kendi topraklarında mülteci olduğu ifade edildi.

Toplantıda açıklamayı GÖÇ-DER Diyarbakır Şube Eşbaşkanı Yılmaz Kan yaptı.

Kan, yasak sonrasında çatışma alanlarının yoğunlukta bulunduğu yerlerin etrafının tel örgülerle çevrilerek yasaklandığını ve yıkımın gerçekleştiği alanlara girişlerin halen engellendiğini ifade etti.

Yasaklı mahallelerde yıkım ve hafriyat kaldırma işlemine başlandığını belirten Kan, bu işlemlerin yerel hafriyat şirketleri dışında yabancı şirketlere verilmiş olmasının dikkat çekici olduğunu kaydetti.

İnceleme heyeti dernek eş başkanları Semire Nergiz ve Yılmaz Kan, yönetim kurulu üyeleri Haknas Sadak, Sadettin Akay ve hukukçu ve teknik uzmanlardan oluşuyordu. Heyet incelemelerini 2 Ağustos günü yaptı. Aynı heyet daha önce 25 Temmuz günü ilk incelemeyi yapmıştı. İkinci inceleme sonrası hazırlanan rapordaki ana başlıklar şöyle:

"Bağımsız komisyon kurulmalı"

Sokağa çıkma yasağı bahane edilerek dış dünya ile ilişkileri kesilen ilçe halkına karşı işlenen hak ihlallerinin yaşandığı göz önünde tutularak suçlu ve suçluyu ortaya çıkaracak bağımsız etkin bir komisyonun kurulması elzemdir.

"Hırsızlık olayları etkin bir biçimde soruşturulmalı"

Sokağa çıkma yasağının olması sivil ve esnafların yasakların olduğu dönemlerde hiçbir şekilde işyerlerini açamadıklarını sivillerinde bu dönem boyunca kendi mahallerinde ve iş yerlerine ulaşamadıkları gözlemlenmiştir. Bütün iş yerlerinde ve evlerde hırsızlık vakasının olduğu gözlemlenmiştir. Sokağa çıkma yasağı uygulamasında güvenlik güçleri dışında kimsenin dışarıda bulunma ihtimalinin bulunmadığı gerçeğinden yola çıkarak hırsızlık olaylarının etkin bir soruşturma yürütülerek faillerinin ortaya çıkarılması ve yargılanmaları biran önce sağlanmalıdır.

"Zorunlu göç ettirilenlere yardım yapılmalı"

Evlerini zorunlu bir şekilde terk edip çevre ilçelere yerleşen kişilere yardım yapılmadığı, mağduriyetlerinin giderileceğine dönük resmi kurumlardan yapılan açıklamalara rağmen yapılan görüşmeler sırasında kendilerine yönelik herhangi bir maddi ve manevi desteğinin sağlanılamadığına yönelik beyanlarının olduğu gözlemlenmiştir. Çoğunluğu ise akraba arasında ve ilçe sakinleri ile yapılan dayanışmasıyla sorunların giderilmesine gidilmiştir.

"Defin işlemlerine izin verilmeli"

Sokağa çıkma yasakları olduğu ve sonrasında ilçede olan mezarlıklarda cenazelerin defnedilmesine izin verilmediği gözlemlenmiştir.

"Devlet yetkilileri yerel yöneticileri bilgilendirmiyor"

Devlet yetkililerinin, yerel yönetimleri yeterince bilgilendirmediği ve yerel yöneticilerle ortaklaşamadığı gözlemlenmiştir.

"Adalet duygusunu güçlendirecek adımlar atılmalı"

Toplumda yaşanan travmalar ve sonrasında adalet duygusunu güçlendirecek yaralarının sarılmasını ve onarımını sağlayacak samimi adımlara acil ihtiyaç vardır.

"Minnesota Otopsi Protokolü'ne uyulmalı"

BM'nin temel bir belgesi olan Minnesota Otopsi Protokolü'ne göre insan hakları ihlalleri, işkence ve ölümlerle ilgili incelemelerin tümüyle objektif bilimsel uzmanların, tarafların katılması esas alınmalıdır.

"TBMM İnsan hatları komisyonu görev almalı"

Yaşanan hak ihlallerinin ortaya çıkarılması için TBMM'nin İnsan Hakları Komisyonu zaman geçirmeden ilçede yaşanan hak ihlallerini araştırmak için acilen ilçeye davet ediyoruz.

"Kendi topraklarında mülteci olmak"

Yaşatılan bu çatışma ortamı ve uygulanan göçertilmeye yönelik politikalardan dolayı ilçenin asil sahipleri kendi topraklarında mülteci konumuna getirilmiştir.

"Giriş yasağı sürüyor"

Yıkılmış, yakılmış kentlerde giriş yasağı halen devam ettiği için tahribatların gerçek boyutları henüz tam olarak gün yüzüne çıkarılamamıştır.

"Irkçı duvar yazıları"

Heyetimiz Nusaybin mahalle ve çarşılarında yaptığı incelemelerde birçok ırkçı söylemlerin kentin duvarlarında yazıldığı gözlemlenmiştir.

"45 bine yakın göç mağduru"

Evleri yıkılan ve yakılan 6 mahallenin 45 bine yakın göç mağdurlarının şuan Nusaybin'e yakın il, ilçe ve köylerde barındığına dair tespitler yapılmıştır. Devlet yetkililerinin mağduriyetlerini gidermek için şuana kadar göç mağdurlarına herhangi bir bilgilendirmenin yapılmadığı gözlemlenmiştir. Amaç dönüşleri zamana yaymak ve göç eden insanların kendi ilçesinden ve toprağından koparmaktır.

"Sokağa çıkma yasaklarının ortak noktası"

Sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı ve ağır saldırılara maruz kalan kentlerin çoğunun ortak özelliği 90'lı yıllarda köy boşaltmaları sonucunda zorla yerinden edilenlerin gelip yeni yaşam kurmaya çalıştıkları kentlerin olmasıdır.

Kürtler ve Kürt kentleri yıllardır yaşanan çatışmalardan ve kendisine uygulanan politikalardan dolayı büyük acılar yaşamış ve büyük tahribatlara maruz kalmıştır. Devletin politikalarından dolayı 1920'lerde şark ıslahat planı güncelleşerek yeniden uygulanmaktadır. 1990'larda 5000 e yakın köy devletin eliyle yakılarak, yıkılarak 3 000 000'dan fazla insan şehirlerin varoşlarına sürülmüş ve acımasızca bir asimilasyona maruz kalmışlardır. Yerinden koparılmak toplumsallığından, tarihinden, kültüründen ve ruhundan koparılmakla eş anlamlıdır. Amaç insanları köklerinden koparmak ve özgürlüklerini hapsetmektir ve insanları geleceksiz bırakmaktır. Kadim topraklarımızı insansızlaştırma uygulamaları demografik yapıyı değiştirmek sistematik olarak acımasızca yapılmaktadır. Bu gerçeklerden hareketle kültürel soykırım politikaları dönemsel değil yöntemleri ve dozajları, araçları ve üslubu değişse de sürekliliği olan bir devlet politikası haline gelmiştir.

 

Bayburt Valisi’nden Kürt öğrencilere yönelik ırkçı saldırıya ‘halk tepkisi’ savunusu..!


Bayburt’un Gençosman Mahallesi’nde 7 Ağustos’ta Kürt illerinden üniversitenin yetenek sınavlarına girmek için gelen ve mahalledeki öğrenci yurdunda kaldıkları belirtilen öğrencilerin yurda ‘PKK flaması astığı’ biçiminde çıkarılan söylenti, ırkçı saldırıya dönüştü.

Yenetek sınavına gelen öğrenciler ile yurtta kalan diğer öğrenciler arasında başlayan gerginlik, yurt binası dışında toplanan ırkçıların yurttaki öğrencilere yönelik linç girişimine döndü. Saldırganlar gençleri kente getirdiğini öne sürdükleri bir aracı ateşe verdi. Polis gruba biber gazı ile müdahale etti. Yanan araç da itfaiye ekiplerinin müdahalesi ile söndürüldü.

Olay yerine gelen Bayburt Valisi İsmail Ustaoğlu, Belediye Başkanı Mete Memiş ve İl Emniyet Müdürü İsa Bülent Kaya ‘sükunet çağrısı’ yaptı.

Vali ırkçı saldırıyı “halkın tepkisi” olarak savundu

AA’nın haberine göre, saldırının yaşandığı yere gelen Bayburt Valisi İsmail Ustaoğlu, konuyla ilgili açıklama yaptı. Faşist saldırıyı “halkın tepkisi” olarak savunan Vali Ustağolu, “Bazı öğrenciler ‘örgüt propagandası’ yapmış. Kaç öğrenci olduğunu bilmiyoruz. Bunun üzerine halk yurdun bulunduğu Gençosman Mahallesi’ne gelerek bu öğrencilere tepki gösterdi. Biz de polis ve jandarma ekiplerimizle yurt civarında gereken önlemleri alıyoruz” iddiasında bulundu.

Kardeşini işkenceyle öldüren erkek: 'Dövemeyince gözüme uyku girmiyor'..!



Batman’da 2 Ağustos'ta ağabeyi Kasım Demirtaş tarafından telefonun şifresini vermediği için işkenceyle öldürülen 17 yaşındaki Amine Demirtaş’ın ölümüyle ilgili yeni ayrıntılar ortaya çıktı.

Diken'den Burcu Karakaş'ın haberine göre; ifade tutanağında, cinayete tanık olan kardeş C.D., ağabeyinin “Amine’yi dövemeyene kadar akşamları gözüme uyku girmiyor” dediğini ve kendisine ablasını öldüreceğini söylediğini anlattı.

‘ONU ÖLDÜRECEĞİM’

Kardeş C.D., polis ifadesinde şunları aktardı:

“Bundan yaklaşık 25 gün önce abim Kasım bana Facebook adresine bir mesaj geldiğini ve bu mesajda ‘Amine’ye sahip çık, çıkmıyorsan başına bela açacak’ yazılı olduğunu söyledi. Bana Amine’nin telefon kullanıp kullanmadığını sordu. ‘Kullandığını görmedim’ dedim. ‘Nasıl görmemişsin, telefon kullanıyor. Onu öldüreceğim’ diyerek sinirli bir şekilde konuştu. Amine ablam daha önceden üç defa evden kaçmıştı. En son olarak 6-8 gün kadar önce Fatma ablamın evinde kalmıştı. Burada iki gün kaldıktan sonra babam yerini öğrendi ve eve getirdi. Amine eve gelmek istememiş. Bu olaydan 3-4 gün sonra Kasım abim babama, ‘Amine’yi dövemeyene kadar akşamları gözüme uyku girmiyor’ dedi. Abim bunu Amine eve gelmediği için söylemiş.”

‘DIŞARI ÇIKIN, DÖVECEĞİM’

Ortaokul öğrencisi kardeş C.D., olay günü gördüklerini de şöyle anlattı:

“Olay günü Kasım abi evin önünde bekliyordu. Eve girdiğimizde ablam Amine içeriyi topluyordu. Abim Kasım bana ve anneme ‘Siz dışarı çıkın, ben bunu döveceğim’ dedi. Biz dışarı çıktık. 4-5 dakika kadar oyalandıktan sonra abim, ‘C., içmek için su getir’ dedi. Ben de pet şişe ile su getirdim. İçeri girdiğimde ablam mindere yatmış vaziyette oturuyor ve ağlıyordu. Abimin ise elinde sopa vardı. Abim verdiğim suyu içti, sonra yine bana çıkmamı söyledi.

“Babama, ‘Acil eve gel, Kasım abim ablamı dövüyor’ dedim. Babam gelince birlikte eve girdik. Kasım abim Amine’ye ‘Telefonunu çıkar çabuk’ dedi. Telefonu abim aldı. ‘Şifreyi söyle’ dedi ablama, ablam da ‘Bilmiyorum’ dedi. Abim ‘Söylüyor musun yoksa söylemiyor musun’ dedi. Babam abime dönerek ‘Şifreyi söylesin’ dedi. Babam telefon ortaya çıkınca ablama ‘Neden yalan söyledin?’ dedi. Annem içeri girdikten sonra babama ve abime ‘Sakın fazla dövmeyin’ dedi. Arka bahçeye gitti. Abim mutfaktan bir kablo aldı. Ablamın bacaklarına elektrikli teli değdirip çekti. Ablam anında bayıldı. Abim bana seslenerek, ‘C. bir sürahi su getir, Amine’nin yüzüne dökelim. Bayılmış’ dedi. Suyu döktü ve ‘Anneni, yengeni çağır. Üstünü başını değiştirin’ dedi. Bu esnada ablam hala baygındı. Ambulans geldi ve ablamın öldüğünü söyledi.