2 Eylül 2016 Cuma

Ağustos ayında 33 kadın öldürüldü

Ağustos ayında 33 kadın öldürüldüKadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Ağustos ayına ilişkin verilerini açıkladı. Temmuz ayına oranla kadın cinayetlerinde 2 kat artış yaşanırken ay boyunca 32 kadın öldürüldü, 1 kadın intihara sürüklendi. Cinsel şiddet ve çocuk istismarında artışın yaşandığı bu ay 26 kadına cinsel şiddet uygulanırken, 23 çocuk istismara uğradı. Ağustos ayında, Konya'da 4 kadın; Antalya ve Manisa'da 3 kadın; Diyarbakır Düzce ve Samsun'da 2 kadın öldürüldü.

'35 ÇOCUK ANNESİZ KALDI'

AKP'nin kadınlara yönelik politikaları eleştirilirken öldürülen kadınların yüzde 37'si evli ve çocuklu olduğu, kadınların yüzde 39'unun kocası tarafından öldürüldüğü ve 35 çocuğun annesiz kaldığı belirtildi. Öldürülen kadınların yaşının gittikçe küçüldüğü ifade edilirken öldürülen kadınların yüzde 48'inin 36 yaşın altında olduğu, yüzde 24'ünün 13-24 yaş aralığında genç kadınlardan oluştuğu dile getirildi. Kadınların yüzde 42'si ateşli silahla, yüzde 30'u kesici aletle öldürülürken, kadınların yüzde 18'i boşanmak ve ilişkisini sonlandırmak istediği için, yüzde 24'ü kendi hayatına dair karar almak istediği için yüzde 6'sı ekonomik nedenlerle yüzde 45'nin de nedenin tespit edilmediğine dikkat çekildi.

'ŞİDDETİ KÖRÜKLEYEN AÇIKLAMALAR'

Açıklamada, OHAL sürecinde şiddeti körükleyen açıklamalar, "hadım yasası", "idam" gibi intikama dayalı uygulamaların getirilmeye çalışılması kadın cinayetlerindeki vahşetin önünü açtığı gibi nefret suçlarına da zemin hazırladığı belirtildi. Açıklamada, Mersin'de kaçırılıp işkence sonrası bıçaklanan trans kadın İpek Kaya ve İstanbul'da işkence ve tecavüz sonrası yakılarak öldürülen Hande Kader hatırlatıldı. 

'9 AYLIK BEBEK'

Savaş ortamının Suriyeli mültecilere cinsel şiddet ve istismarının önünü açtığı vurgulanırken Dîlok'ta (Antep) tecavüz edilen 9 aylık Suriyeli bebek ve Ceylanpınar'da Suriyeli Hamide K.'nın barındığı Çadır Kentte görev yapan güvenlikçi tarafından cinsel şiddete maruz kalması belirtildi. 

'KORUMA ALTINDA TECAVÜZ'

AYM'nin 15 yaş kuralını iptal etmesi çocuk istismarına bir yenisini eklediği ifade edilen açıklamada, "Çocuklar oyun oynadıkları sokakta, evde, kaldıkları yurtlarda, kamu alanlarında istismara uğradı. Kahramanmaraş'ta Hamidiye yurdunda kalan 4 çocuk, Denizlide ekmek almaya giden bir çocuk istismara uğradı. Siirt'te Sevgi Evleri'nde 18 yaşında koruma altında bir kız çocuğuna tecavüz edildi. Yine sokakta, otobüste, hastanelerde, iş yerlerinde kadınlar cinsel şiddete maruz kaldı. Bu ay cinsel şiddete uğrayanların 5'i engelliydi. Yozgat'ta zihinsel engelli bir kadın kardeşimize yaşadığı köyde birden fazla kişinin sistematik bir şekilde tecavüz edildiği öğrenildi" denildi. 

"Lenin'in naaşı sayesinde yapılan buluşlar, bugün tüm dünyada hastaları iyileştiriyor"

[Haber görseli]
Komsomolskaya Pravda Gazetesi'nin, California Üniversitesi profesörü Aleksey Yurçak ile yaptığı görüşmede, Yurçak 'ünlü Sovyet cerrah Yuriy Lopuhin’in, Lenin’in naaşının korunmasına yönelik çalışmaların yürütüldüğü labaratuvarlarda böbrek nakli ile ilgili yeni yöntemi keşfettiğini' belirtti.
Bilim adamı, “Lenin’in naaşı korunurken en önemli beklentilerden biri bedende herhangi bir kesik oluşturulamaması. Düzenli olarak yapılan testler sayesinde, vücutta kesik oluşturmadan verilerin toplanmasını sağlayacak yöntem geliştirildi. Lopuhin ve çalışma arkadaşları, bu yöntemi canlı hastaların kolesterol ölçümlerine uyarladı. Bilim adamları 2002 yılında bu konuda patent aldı. Geliştirilen kolesterol ölçüm cihazı bugün Kanada, ABD ve Avrupa’da satılıyor” şeklinde bilgi verdi.

2346 ihraç: AK Parti, OHAL ile akademisyenleri vurdu

Aralarında barış imzacısı akademisyenlerin de bulunduğu 2346 öğretim görevlisi ihraç edildi.
İhraçların rektörlerin verdiği listeye göre yapıldığı öne sürülüyor.
İhraç edilenler kararı KHK ile öğrenirken tepkilerini sosyal medya hesaplarından da dile getirdiler.

Melih Gökçek, Cemil Çiçek ve Hüseyin Gülerce darbeci çıktı

Yayınlanma tarihi: 01 Eylül 2016 Perşembe, 19:18
[Haber görseli]
SoL'da yer alan habere göre, 12 Mart 1971 askeri müdahalesi öncesinde aralarında Cemil Çiçek, Melih Gökçek ve şimdiki "itirafçı" cemaatçilerden Hüseyin Gülerce'nin de olduğu bir grup, "Yeniden Milli Mücadele" adlı dergide açıktan orduya darbe çağrısı yapıyordu.

12 Mart darbesinden günler önce 16 Şubat 1971'de derginin kapağında, dönemin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç'ın fotoğrafı yer alarak "Komünistlere karşı ordu-millet el ele" başlığı atıldı.

[Haber görseli]

Tağmaç'ın muhtıra içeren bayram mesajının da yer aldığı dergide, "Bundan böyle ordumuzun bir zabıta kuvveti değil milletin millet düşmanlarını göğüsleyen parçası olduğunu herkes kafasına çakmalıdır. Türk ordusu Türk milletinin ordusudur. Baş görevi onu hayat kavgasında rehberi, harbe hazırlayıcısı olmaktır" denildi.

CEMİL ÇİÇEK: KAHRAMAN ORDUMUZA BAĞLIYIZ

AKP'li Cemil Çiçek de "Muhterem Memduh Tağmaç" başlığıyla orduya desteğini şu sözlerle açıklıyordu:

"Aylardan beri anarşist ve komünist militanların silahlı tecavüzleri yüzünden derslere devam edemeyen, hayatları ve okuma hakları tehdit altında bulunan Türkiye’mizin istikbalinden endişe duyan milliyetçi ve vatansever talebeler olarak bayram mesajınızı ümid ve takdirle karşıladık. Milliyet, devlet ve milli ordu düşmanları karşısında kahraman ordumuzun mert sesini duymaktan büyük sevinç ve kıvanç duyduk. Bağlılıklarımızı bildirir; saygılar sunarız.

[Haber görseli]MELİH GÖKÇEK, HÜSEYİN GÜLERCE, TAHA AKYOL...

O dönem dergide çalışan yazar Ahmet Taşgetiren de o günlerde Melih Gökçek, Hüseyin Gülerce, Taha Akyol'la ilişkisini şöyle anlatıyor:

“Cemil Bey’le İstanbul’da epey beraberdik, aynı evlerde kaldık. Hüseyin Gülerce ile de aynı evde kaldık. Melih Bey karpuz satarak hayatını sürdüren bir arkadaşımızdı. Cağaloğlu’ndaki Mücadele Dergisi’nden çıkıp Üsküdar’daki eve gidine kadar en az on yeni düşünce üreten bir zihin yapısı vardı. İlginç bir arkadaşımızdı. Taha Akyol, ben daha girmeden önce Mücadele Birliği’nden ayrılmıştı. Girdiğimde Ankara Sancağı’nda başkan Cemil Çiçek’ti. Melih Bey de Yeniden Milli Mücadele ve Bayrak’ta Ankara temsilcisi olarak çalıştı."

Derginin darbecilere çağrıları 12 Mart'tan sonra "Milli ordunun ikazı", "Türk ordusu milli varlığı koruma vazifesinde", "Devletimiz yıkılmayacak" manşetleriyle destek olarak devam etti.

O küpürlerden bazıları şu şekilde:

[Haber görseli]

 [Haber görseli]
 [Haber görseli]

Yarbay Mehmet Alkan TSK'den ihraç edildi... "Aynı haksızlıklara uğramadan ölmeyin"

Yayınlanma tarihi: 02 Eylül 2016 Cuma, 09:59

[Haber görseli]
Resmi Gazete'de yayımlanan ve yaklaşık 50 bin kişinin ihraç edildiği kanun hükmünde kararname'de dikkat çekici bir isim de yer aldı. İhraç edilen isimler arasında, PKK'nin 21 Ağustos'ta Şırnak'ta jandarma karakoluna yapılan saldırıda şehit olan Yüzbaşı Ali Alkan'ın cenaze törenindeki haykırışları geniş yankı uyandıran ağabeyi Jandarma Yarbay Mehmet Alkan'ın da bulunduğu ortaya çıktı.

Şehit Yüzbaşı Ali Alkan'ın cenaze törenine üniformasıyla katılan ağabey Mehmet Alkan, açılım sürecinde yapılan hatalara isyan ederek "Düne kadar çözüm diyenler ne oldu da sonuna kadar savaş diyor. Saraylarda 30 tane korumayla gezip, zırhlı arabalara binip 'Şehit olmak istiyorum' diye bir şey yok" sözlerine tepki göstermişti.

Bu sözlerden sonra yandaşların hedefi haline gelen Alkan hakkında Jandarma Genel Komutanlığı'nca soruşturma başlatılmış ve uyarı cezası verilmişti.

YARBAY ALKAN SOSYAL MEDYADAN TEPKİ GÖSTERDİ

Karara sosyal medya hesabından tepki gösteren Yarbay Mehmet Alkan, ihraç edilmesinde yandaş medyanın başlattığı kampanyanın etkili olduğunu belirterek "Sizden hakkımı almadan ve helak olduğunuzu görmeden ölmeyeceğim" diye yazdı.

Alkan şunları yazdı:

"21 temmuzda Haber7 sitesinin başlattığı kampanya sonuç verdi... Bu gece yarısı ordudan atıldım... Hayatımın hiç bir döneminde FETÖ ile irtibatım olmamıştır, selam dahi vermedim ama yılardır bu örgütle beraber olanlar tarafından FETÖ'cü diye atıldım... Bu iş tamamen çığırından çıktı... Elbet sorulur hesabı.. Zulüm ile abad olanın sonu berbad olur... Gecenin bu saatinde hakkımda sorgusuz sualsiz işlem yapanlara sesleniyorum: Benim vicdanım rahat başımı yastığa koyup uyuyacağım... Ya siz zulüm sahipleri, rahat olacak mısınız... Sizden hakkımı almadan ve helak olduğunuzu görmeden ölmeyeceğim... Sonuna kadar mücadele... Allah belanızı versin... Aynı haksızlıklara uğramadan ölmeyin siz de..."

Yeni kadrolaşma Ala'ya koltuğu kaybettirdi

Yayınlanma tarihi: 01 Eylül 2016 Perşembe, 21:07

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın isteği üzerine İçişleri Bakanlığı’ndan istifa eden Efkan Ala’nın, dün düzenlenen devir teslim töreninde yeni bakan Süleyman Soylu’yu kapıda karşılamaması, yaşanan krizin göstergesi oldu. Ala’nın istifasının arkasında emniyet ve bürokrasi içinde cemaatten boşalan kadrolara dolan Okuyucu- Yazıcı, KÖZ’cüler ve Milli Damarcılar gibi grupların tasfiyesine karşı çıkmasının etkili olduğu öne sürüldü. Emniyet müdürleri kararnamesinin yaşanan bu kriz nedeniyle çıkmadığı belirtildi.
Yine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlarının görevden alınması isteğine Ala’nın soğuk bakmasının da istifa ettirilmesinde etken olduğu iddia edildi. Önceki akşam sürpriz bir şekilde görevinden istifa ettiği açıklanan Efkan Ala, dün bakanlıkta görevi yeni İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya devretti. Devir-Teslim için bakanlık önünde Jandarma ve Emniyet tören kıtası hazır bekletildi. Geçmişteki devir-teslimlerde görevi bırakan bakanı, yeni bakanı tören kıtasının önünde karşılar, beraber içeri girerlerdi. Hatta Efkan Ala’ya görevi devreden Muammer Güler de kendisini kapıda karşılamıştı.
Ancak dünkü devir-teslimde sürpriz yaşandı. Jandarma Genel Komutanı Yaşar Güler ve Emniyet Genel Müdürü Celalettin Lekesiz, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Selami Altınok ve Bakanlık bürokratları karşılamada hazır bulundu. Ancak Efkan Ala, Bakanlık bahçesine inmedi. Ala’nın yerine Bakan Yardımcısı Sebahattin Öztürk, Süleyman Soylu’yu karşıladı ve tören kıtasını selamlamasını sağladı. Efkan Ala ise makamına çıkan merdivenlerin ortasında Soylu’yu karşıladı. Ala’nın Soylu’yu beklerken oldukça moralsiz olduğu gözlendi. Bu hava, tören sırasında da Ala’ya yansıdı. Sözlerine “Bu görevi bana tevdi eden Cumhurbaşkanımıza ve Başbakanımıza teşekkür ediyorum” diyerek başlayan Efkan Ala, konuşmasında görevinden neden ayrıldığına ilişkin ipuçu vermedi.
‘Hayırlı olsun’ dileği
Ala, yeni bakana “hayırlı olsun” dileklerini ileterek bitirdi. Süleyman Soylu ise konuşmasında PKK ve IŞİD’in yanı sıra cemaatle mücadele mesajı verirken, şöyle konuştu: “15 Temmuz milletimiz için, Türkiye’den umudu olan tüm milletler için milattır. Demokraside milletleşmenin ne olduğunu, ana unsurlarından birisinin demokrasi olduğunu 15 Temmuz’da bu aziz millet bütün dünyaya göstermiştir. Samimiyeti, ihlası ve vatan duygusunu aziz milletimiz dünyaya göstermiştir. Hepimizin sorumluluğu 14 Temmuz’dan daha fazla.
Elbette ki 15 Temmuz’un müsebbibi FETÖ terör örgütünden tek bir fert kalmayıncaya kadar Türkiye bu beladan, alçaklıktan kurtulacaktır. Kararlılığımız net ve açıktır. Bu İçişleri Bakanlığı’nın kendi tasarrufu değildir, bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kararı, hükümetimizin bir politikası ve milletimizin emridir.” Efkan Ala, görevinden neden istifa ettiğine ilişkin suskun kalmayı tercih etse de bakanlık kulislerinde ilginç iddialar konuşuluyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın emniyet ve İçişleri bürokrasisi içindeki okuyucu-yazıcı, KÖZ’cüler ve Milli Damarcılar gibi diğer cemaat gruplarının da tasfiyesini istediği ancak Efkan Ala’nın buna direndiği idddia ediliyor. Emniyet Müdürleri kararnamesinin bu zamana kadar çıkmamasında da yaşanan bu krizin etkili olduğu öne sürüldü. Erdoğan’ın kararnameye bu gruplara bağlı müdürleri koymak ve tasfiye etmek istediği, Ala’nın ise bu isteği yerine getirmediği ileri sürüldü.
Daha önce hükümet, 17-25 Aralık operasyonu üzerine Fethullah Gülen cemaatini devlet içinden tasfiye ederken Okuyucu-Yazıcı, KÖZ ve Nur cemaatinden ayrılan Milli Damarcılar gibi grupların desteğini almıştı. Ancak cemaatin tasfiye edilmesinden sonra boşalan yerlere bu grupların dolması ve kadrolaşmaya çalışmasının hükümette ve Cumhurbaşkanlığı’nda rahatsızlık yarattığı belirtildi. Ala’nın istifasıyla ilgili ikinci iddianın ise, Erdoğan’ın zamanında cemaate çok fazla destek veren Ankara ve İstanbul belediye başkanlarını görevden alınması istediği oldu. Efkan Ala’nın Melih Gökçek ve Kadir Topbaş’ın görevden alınmasına soğuk baktığı ve bu istediği yerine getirmediği savunuldu.

1 Eylül 2016 Perşembe

Polisin 'barış' tahammülsüzlüğü!


İSTANBUL - Barış Anneleri Meclisi'nin; 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle düzenlediği eylemde 'barış' temalı pankartlar polis tarafından yırtıldı. 

1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle Barış Anneleri Meclisi İstanbul Galatasaray Meydan'ında bir araya geldi. Polis ablukası altında basın açıklaması yapan Barış Anneleri, "Kürdistan da barış dünyada barış", "Welat'e meda aşiti, Cihane da aşiti" pankartları taşıdı. 

Basın açıklamasını okuyan Perihan Akbulut, "Ülkemizin de içinde bulunduğu Ortadoğu coğrafyasında barış gününü savaş ve kaos ortamında karşılıyoruz. Barış bir gerçekliktir" dedi.

'Eylem bıçak kemiğe dayandı çığlığıdır'

PKK lideri Abdullah Öcalan'a yönelik derinleştirilen tecride tepki gösteren Perihan, "5 Eylül'den itibaren 50 arkadaşın süresiz dönüşümsüz açlık grevine başlayacaklarını deklare etmeleri artık bıçak kemiğe dayandı çığlığıdır. Bizde barış anneleri olarak biran önce bu yangının sönmesi ve Kürt sorununun halkların lehine çözümlenmesi için tecridin kaldırılması müzakerelerin başlamasını istiyoruz" diye konuştu.

Açıklamanın ardından polis eyleme saldırarak pankartları yırttı. Barış Annelerini gözaltına almaya çalışan polis kadınların direnişi ile geri çekildi. HDP il binasına kadar yürüyen Barış Anneleri Meclisi eylemini sonlandırdı. 
JİNHA