1 Ekim 2016 Cumartesi

KESK: “AKP’nin darbe karşıtı cilası erken döküldü, boyun eğmeyeceğiz”

KESK Ankara Şubeler Platformu, OHAL’e, KHK’lerle kamu emekçilerinin haksız ve hukuksuz ihraç edilmesine ve AKP’nin karşı darbeyle muhalif kesimlere yönelmesine karşı açıklama yaparak, “Boyun eğmeyeceğiz” dedi
Ankara’da kamu emekçileri, KESK Ankara Şubeler Platformu’nun çağrısıyla”, OHAL, baskı, sürgün, gözaltı, tutuklama, ihraç ve KHK’ler son bulsun” diyerek bugün (1 Ekim) Sakarya Caddesi’nde bir araya geldi.
Kamu emekçileri adına basın açıklamasını yapan Ramazan Gürbüz, “MGK sonrası OHAL’in uzatılacağına dair yapılan açıklama ve birçok muhalif, demokrat TV ve radyonun kapatılması darbenin AKP karşıtı tüm kesimleri kapsayacak şekilde devam ettirileceğini göstermiştir. AKP 15 Temmuz darbe girişimini artık bahane olarak bile kullanmaya ihtiyaç duymamaktadır. AKP açıkça OHAL olmadan ülkeyi idare edemediğini, OHAL’siz tek adam ve tek parti rejimini inşa edemeyeceğini her gün biraz daha açığa vurmaktadır” dedi.
“AKP’nin de darbeci olduğu açığa çıkmıştır”
“Darbecilerle mücadele” adı altında emekçilere, işçilere, toplumsal muhalefete bedel ödetildiğini belirten Gürbüz, “KHK’lerle süren saldırı dalgası sıkıyönetim uygulamalarını aratır hale gelmiştir. Konfederasyonumuz KESK de bu saldırılardan payına düşeni alıyor. Daha da ötesi artık sendikalarımız başta olmak üzere sol, sosyalist, sosyal demokrat ve muhalif tüm kesimler AKP’nin ana hedefi durumundadır” dedi.
Diyarbakır’da 20’şerli 30’arlı listelerle eğitim emekçilerinin insanlık dışı biçimlerde gözaltına alındığını, yeni listelerle evlerin basıldığını, kanser tedavisi gören kamu emekçisinin greve katıldı diye günlerce nezarethanede tutulduğunu belirten Gürbüz, “15 Temmuz darbecileri başarılı olsaydı bundan farklı ne yapacaklardı diye bir kez daha soruyoruz. O yüzden AKP’nin darbe karşıtı cilası çok erken dökülmüş, kendisinin de darbeci olduğu açığa çıkmıştır” dedi.
KESK’in sendikal mücadelenin, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğu için hedefte olduğunu belirten Gürbüz, “Bu nedenle bugün genelde toplumun en geniş kesimleri özelde kamu emekçileri olarak sıkıştırıldığımız bu cendereden çıkmanın tek yolu sıramızı beklemeden, haklarımızı korumak için zaman kaybetmeden bir arada birleşik mücadeleyi örmekten geçmektedir” dedi.
“Asla geri adım atmayacağız”
Gürbüz son olarak talepleri şu şekilde sıraladı:
OHAL derhal kaldırılmalıdır.
Darbe girişimiyle hiçbir alakası olmayan, hükümetin kendi darbesini kalıcı hale getirmek için çıkarılan ve mevcut anayasaya da aykırı olan KHK’ler geri çekilmelidir.
İhraç edilen be açığa alınan kamu emekçileri derhal görevlerine iade edilmelidir.
İş güvencemizi ortadan kaldırmayı hedefleyen düzenlemeler geri çekilmelidir.
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi tarafından açığa alınan Ankara Tabip Odası (ATO) yöneticisi Dr. Benan Koyuncu açıklamada söz alarak, “Daha dün Mihriban arkadaşımız hiçbir gerekçe olmadan görevden alındı. Bugün de sıra bize geldi. Görevimin başındayken beni görevden aldılar. Bu mücadele dünden daha güçlü olarak devam edecek. Asla geri adım atmayacağız” dedi.

Cumartesi Anneleri'nden TBMM’ye çağrı: Parmaklarınız savaşın önüne set olmak için kalksın..!

Cumartesi Anneleri/İnsanları, Adalet arayışlarının 601’inci haftasında Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelerek 1994 yılı Ekim ayında gözaltında kaybedilen Ahmet Şen akıbetini sordu. Kayıp yakınları televizyon kanalları ve radyoların kapatılmasına da tepki göstererek “Hiç kimse Cumartesi Annelerinin sesini kısamaz” dedi. Meclisin açılmasıyla birlikte gündeme gelen tezkereye ilişkin de çağrıda bulunan Cumartesi Anneleri “Parmaklarınız savaş için kalkmasın, parmaklarınız savaşın önüne set olmak için kalksın” diye seslendi. Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması için sürdürdükleri adalet arayışlarının 601’inci haftasında da Galatasaray Meydanında bir araya geldi. Oturma eylemine CHP İstanbul Milletvekilli Sezgin Tanrıkulu ile Sanatçı Ferhat Tunç da destek verdi. “Failler belli, kayıplar nerede?” yazılı pankartı açan ve üzerine kırmızı karanfiller bırakan Cumartesi Anneleri, kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını taşıdı. Ekim 1994’te gözaltında kaybedilen 80 yaşındaki Ahmet Şen’in akıbeti soruldu. Gözaltında kaybedilen Fehim Tosun’un eşi Hanım Tosun, kapatılan televizyon ve radyo kanallarına dikkat çekerek, “Bizim sesimizi dünyaya duyuran belli sayıda basın var. Sizler bu ülkeyi nereye götürüyorsunuz? Özgür basından bahsediyorsunuz ama nerde bahsettiğiniz özgür basın” dedi. Basına yönelik baskıları kınayan Tosun, “Hiç kimse Cumartesi Annelerinin sesini kısamaz” diye konuştu. ‘

Gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin’in ağabeyi İrfan Bilgin de kapatılan medya kurumlarına dikkat çekerek, “Basından neden bu kadar korkuyorsunuz? Sizin kirli, gerçek yüzünüzü ortaya çıkardığı için mi korkuyorsun? Ne yaparsanız yapın gerçekler açığa çıkacaktır” dedi. Bilgin, meclis gündemine gelen tezkere hakkında da “Parmaklarınız savaş için kalkmasın, parmaklarınız savaşın önüne set olmak için kalksın” çağrısında bulundu. ‘BU KARANLIĞI YIRTACAĞIZ’ Gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi Faruk Eren de basına yönelik baskıları kınayarak, “Bizler haber yazmaya, gerçekleri kamuoyuna iletmeye devam edeceğiz. Kapatılan radyolar için dışarıda ses olacağız. Televizyon ve gazeteler için de duvarlara yazmaya devam edeceğiz. Korkmuyoruz bu karanlığı yırtacağız” diye ifade etti. CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise milletvekillerine seslenerek “Savaş için değil barış için çalışalım” dedi.

Savaş tezkeresine AKP CHP MHPden Evet HDPden Hayır..!

Yasama yılını açan Meclis’in ilk gündemi Suriye ve Irak’a yönelik olmak üzere hükümete sınırötesi operasyon yetkisi veren tezkere oldu. Sınırötesi operasyon yetkisinin 2 Ekim’de dolması ve Suriye topraklarında işgalci konumunda olan askerlerinin akıbetinin belirsizleşme olasılığına karşı hükümet tarafından alelacele Meclis Genel Kurulu’na sunulan tezkere, AKP, CHP ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla kabul edildi. Böylece operasyon yetkisi 30 Ekim 2017’ye uzatıldı.
Işık: “Türkiye lider donör ülke”
Tezkere ile ilgili hükümet adına konuşan Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, PKK/PYD’nin Suriye’deki karışıklıktan istifade ederek ve bölge dışı aktörlerin desteği ile kazanç elde etmeye çalıştığını, IŞİD’in de son yıllarda ülke güvenliğini ciddi biçimde tehdit eder hale geldiğini söyledi.
Fırat Kalkanı Operasyonu’nun her iki örgüte yönelik olduğunu savunan Işık, “Bugün burada süresini bir yıl daha uzatmayı takdirlerinize sunduğumuz tezkere ile yetki vermeniz halinde söz konusu cevap misliyle verilmeye devam edilecektir” dedi. Işık, konuşmasında Türkiye’nin bölgesel konumundan söz ederken de “lider donör ülke” nitelemesi yaptı.
CHP’den eleştirili destek: “Daha fazla bataklığa sapmamalıyız”
MHP’den tezkereye de tam destek gelirken, CHP adına kürsüye çıkan Grup Başkanvekili Engin Altay da tezkereye “evet” diyeceklerini açıkladı, eleştirilerini de sıraladı. “Askerimiz bir aydır orada. Kilis’e neden hala bomba düşüyor? Kilis halkının can ve mal güvenliğini sağlayamazken askerimiz orada Türkiye’nin güvenliğini nasıl sağlayacak?” diye soran Altay, ordunun Suriye’de daha güneye inmemesi ve daha fazla batağa saplanmaması gerektiğini söyledi.
Yeni yılın ilk oturumu, tezkerenin kabul edilmesinin ardından kapatıldı.

OHAL işkenceleri can alıyor: 15 gün boyunca gözaltında işkence gören 51 yaşındaki adam yaşamını yitirdi

Van’ın merkez İpekyolu ilçesinde 15 gün boyunca gözaltında tutulan 51 yaşındaki İhsan Aslan serbest bırakıldıktan 17 gün sonra hayatını kaybetti. 6 ay içerisinde evlerinin 8 kez basıldığını belirten Aslan’ın eşi Nuriye Aslan, eşinin gözaltına maruz kaldığı polis işkencesi sonucu yaşamını yitirdiğini belirtiyor.
DİHA’nın haberine göre, Van’ın merkez İpekyolu ilçesi Hisar Mahallesi’nde 24 Ağustos gecesi yapılan ev baskınında 51 yaşındaki İhsan Aslan isimli yurttaş gözaltında alındı. “Yardım ve yataklık” suçlamasıyla 15 gün boyunca İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube’de gözaltında kalan Aslan, mahkemeye çıkarıldıktan sonra serbest bırakıldı. Gözaltında işkenceye maruz kaldığını belirten Aslan, götürüldüğü Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ise revire bile alınmadan, zırhlı polis otosuna gelen doktorlar tarafından muayene edildi ancak işkence gördüğüne dair rapor verilmedi. Gözaltı sonrası günden güne sağlık durumu kötüye giden Aslan, 25 Eylül günü aniden fenalaşarak, hastaneye kaldırılana kadar yaşamını yitirdi.
6 ay içerisinde 8 kez evleri basıldı
Yaşamını yitiren Aslan’ın acılı eşi Nuriye Aslan, 6 ay içerisinde evlerine 8 kez baskın düzenlediğini belirtti. Baskın esansında polisin hakaretlerine maruz kaldıklarını ve kundaktaki torununa dahi silah uzatıldığını anlatan Aslan, “8’nci baskında ise eşim gözaltına aldı. Eşim ‘çocuklarıma işkence yapmayın beni alın bir şey olmaz’ dedi. Polislere çünkü daha önceki seferlerde yapılan göz altılarda evin her yerini didik didik arıyorlardı. Her tarafı dağıtıp, kundaktaki bebekleri dahi tehdit ediyorlardı. Birçok kez de evde bir şey bulamamalarına rağmen bizleri ölümle tehdit ediyorlardı. Eşim bunları bildiği için polislere ‘çocuklara işkence yapmayın ben alın’ dedi” diye konuştu.
‘Eşim işkence sonucu yaşamını yitirdi’
Eşine gözaltında yapılan işkenceyi anlatan Aslan şöyle devam etti: “İlk çıktığından beri bir rahatsızlığı vardı ama bizlere bir şey söylemedi. Daha sonra ise ben ısrar edince bana gözaltında yaşadıklarını şöyle anlattı. ’Bizim eve her baskında çocuklarımıza işkence eden sarı saçlı ve saçını arkadan bağlayan sarışın polis beni sorguya aldı. Ve bana sorguda ilk önce ‘ senin evine 8 kez baskın yaptım ama bir şey bulamadım. Ben ölmesem son bahara kadar senin evine öyle bir darbe vuracağım ki ömür boyunca unutamayacaksın’ dedi Bende ona ‘Benim evimde hiç bir şey bulamadın niye tehdit ediyorsun. Benim evimde bir şey bulsan ne yaparsan da haklısın’ dedim. Bunun üzerine ayakkabısının burnuyla karın boşluğuma çok sert bir tekme vurdu. Sanırım böbreğime denk geldi ve o günden sonrada kendime gelemedim’ dedi. Eşime işkence eden polis her seferinde bizim eve baskın yaparak ve bizlere hakaret edip küçük çocuklara işkence eden polisle aynıdır.”
112: Teröristlerin bulunduğu mahalleye ambulans gönderemiyoruz
Eşinin fenalaştığı gece defalarca 112’yi aramalarına rağmen “Teröristlerin bulunduğu mahalleye ambulans gönderemiyoruz” cevabını aldıklarını iddia eden Aslan, “Zaten gözaltından çıktıktan sonra sürekli hastaydı ve en sonunda ise çok ağır hastalandı. Artık konuşamıyordu aniden düştü bizlerde o gece ambulansı çağırdık ama gelmediler. Yaklaşık bir saat boyunca 6 ya da 7 kez ambulansı aradık ama hep aynı şeyi söyleyip gelmediler. Daha sonra da bizler kendi imkanlarımızla çağırdığımız araçla hastaneye kaldırdık ama çok geç olmuştu artık. Sadece bizlim için değil diğer hastalar içinde ambulans mahalleye gelmiyor” diye konuştu.

Savaş tezkeresine AKP CHP MHPden Evet HDPden Hayır..!

Görüşmelerde ilk olarak Milli Savunma Bakanı Fikri Işık söz aldı. Işık, “Tezkerenin tek hedefi bu ülkenin huzuruna saldıran içteki ve dıştaki teröristlerdir. Nihai hedefimiz, bu tür tezkerelere artık bir daha hiç ihtiyaç duymayacağımız sürdürülebilir bir özgürlük ve güvenlik ortamının tesisidir. Tezkerenin uzatılması hem bölücü terör örgütünün, hem de DEAŞ’ın olası eylemlerine yönelik caydırıcı bir unsur olmaya devam edecektir” dedi.
Erdoğan, Meclis'te Külliye'den getirilen tören kıtasını selamlarken özel harekâtçı polisler elleri tetikte bekledi. Meclis ana binasının üzerine de otomatik tüfekli özel harekâtçılar yerleştirildi. Erdoğan'dan Meclis'e 'Yenikapı ruhu' çağrısı
Siyasi parti temsilcilerinin konuşmalarının ardından süresi 2 Ekim’de dolan tezkere 1 yıl daha uzatıldı. Hükümete, Irak ve Suriye’de sınırötesi operasyon yetkisi veren tezkereye AK Parti, CHP ve MHP ‘evet’, HDP ‘hayır’ oyu verdi.

TKP/ML, Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nden ayrıldığını duyurdu


TKP/ML, Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nden ayrıldığını duyurdu..!
Biraz Ciddiyet Biraz Sorumluluk..!
NOT: TKP/ML adına HBDH'inde ayrıldığına dair bir açıklama yaptı. TKP-ML açıklamasında aslında sözde eylem ve güç birliğini savunuyor görünmesine rağmen, gerçekten de parti birliğini eylem ve güç birliği ile aynı düzelmede ele aldığını gösteriyor. Ayrıca TKP-ML'nin uzun bir sürecin ardından HBDH'de çekilmesi de ciddiyetsiz bir yaklaşımı ifade ediyor.
Heyşeyden önce HBDH'ti her ne kadar kendisine bir cephe oluşumu olarak baka gösterse de aslında devrimci ve ilerici örgütlerin üsten oluşturulmuş iradi bir eylem ve güç birliği olduğunu ifade etmeliyiz. Asgari hattı, demokrasi ve özgürlük savaşımına omuz veren ve ortak çalışma ve düşman karşı birlikte vurma yaklaşımını ifade eden eylem ve güç birliklerine acil ihtiyaç duyulduğu bir gerçekliktir.
Buradan hareket ettiğimizde TKP-ML'nin, HDBP'de ayrılık gerekçesinin tutarlı bir yanı olmadığı gibi, güç ve eylem birliği ile parti için ideolojik-programatik birliği bir birine karıştırdığını, bu konuda samimiyetten uzak durduğunu gösteriyor. TKP-ML'nin asıl rahatsız olduğu olay,HBDH'tine Kürt özgürlük hareketinin damgasını vurması olması ve her bakımdan yönlendirir bir konumda olması olgusudur. TKP-ML'nin açıklamasına bakılırsa eylem ve güç birliği dahi yapmak oldukça güçleşiyor.
Çünkü TKP-ML kendi politika hattına güven duymuyor ve HBDH'ti içinde eriyip-etkisiz hale geleceğini düşünüyor.Bunun içinde program düzeyindeki ilkesel ayrılıkları- bunlar öne çıkarılıp dayatılırsa TKP/MLnin kendi dışında başka örgüt ve partilerle eylem ve güç birliği yapması bile güçleşecektir. Devrimin öncülüğü masa başında dayatmalarla değil, yığınları örgütleyip, onları mücadele mevzilerine çekip doğru devrimci politikalar ve pratik bir hat izlemekle mümkün olduğunu-olacağını unutmayalım. Buradan hareket edildiğinde  HDP-HDKda ve değişik alanlarda ortak hareket etme ve düşmana karşı birlikte vurmada birliktelik yakalamayanların, ben varsam herşey iyidir, benim önderliğimde herşey devrimcidir yaklaşımı içinde olan bir yaklaşımla ortak bir hattın tutturulması mümkün olamazdı. Yani daha küçük eylem ve güç birliğinde buluşamayanların daha büyük bir eylem ve güç birliğini örmeleri ve başarılı bir şekilde ilerletmeleri mümkün olmazdı.
 Nitekim HBDH'tinde bu gerçeklik bir kez daha açığa çıktı. Keza,  TKP-ML kendi politik hattına güvende sorunu yaşaması nedeniyle bu eylem ve güç birliğinde çekildiği görülüyor. Çünkü TKP-ML, bu eylem ve güç birliğine katılırken, ayrılık gerekçesinde öne sürmüş olduğu ilkelerin hemen hepsi biliniyordu. Buna rağmen bir yıla yakın bir süre HBDH'tinin içinde yer almanın   mantığı nedir? Bunun gerekçesi örgüt içi tartışma olamaz, çünkü örgütün programatik ilkeleri ve programı bellidir. Haliyle TKP-ML'nin "biz içte tartıştık ondan sonra HBDH'tinde ayrılma kararı aldık" savı bize hiçte ikna edici gelmedi.
Eylem ve güç birliği konusunda oldukça olumsuz pratiklerin yaşandığı gerçekliğini dikkate aldığımızda, bu türden oluşumlara karşı daha özenli davranmak ve işin gereklerine göre hareket etmek hem halklarımıza karşı sorumluluk bakımından ve hemde devrimci hareketin grupçu ve ben merkezci olumsuz imajını aşmak bakımından dahi dikkatli ve özenli davranmak önem taşıyor. Buradan hareket ettiğimizde TKP-ML'nin, HBDH'te ayrılma gerekçesinin samimiyetten uzak ve iller tutar bir öz taşımadığını ve kendi söylemleri ile pratiklerinin tezatlık içinde olduğunu söylemeliyiz. Büyük iddialarla ilan edilen ve hatta varlık-yokluk sorunu olarak öne sürülen HBDH'ti diğer eylem ve güç birlikleri gibi birkez daha kağıt üzerinde kalmakta öteye pek bir ilerleme katedemediğini ve  hayal kırıklığı yarattığını açığa seriyor.
1-Ekim-2016
Halkın Birliği
TKP/ML, Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nden ayrıldığını duyurdu
Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) bileşenlerinden Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) yaptığı yazılı açıklama ile örgütten ayrıldığını duyurdu. HBDH, Kürt hareketi ve Türkiye sol örgütlerinin silahlı birlikteliği fikri etrafında 12 Mart 2016’da kuruluş deklarasyonunu yayımlamıştı.
TKP/ML tarafından yapılan açıklamada, “Partimiz HBDH içinde yer almayı, oluşumun programına imzacı olmayı belli başlı ilkelerine uygun bulmamış, Kongre kararlarıyla değişmesi gereken programatik görüşlerine aykırı bulmuştur. Bu eksende HBDH bileşeni olarak Partimiz TKP/ML’nin bundan sonra yer almayacağını başta siz dostlara ve tüm kamuoyuna ilan etmektedir” denildi.
TKP/ML açıklamasında şunlar kaydedildi:
“12 Mart 2016 tarihinde Halkların Birleşik Devrim Hareketi adlı oluşumun kuruluşu ilan edildi. Bu oluşumun çalışmalarında partimiz temsilcisi de sorumluluk gereği yer almıştır. Nihayetinde oluşumun program, işleyiş ve kuruluş deklarasyonuna partimiz adına imza atmıştır. Bu oluşumun örgütlenme sürecinde ve devamında konuyla ilgili, koşullardan kaynaklı partimiz bir bütün bilgilendirilememiş, süreç partimizin tam kumandasında ilerlememiştir. Oluşum çalışmalarına katılan yoldaş var olan durumda inisiyatif kullanarak oluşumun içinde yer almaktan yana tutum benimsemiştir. Devrimci kaygılarla ve hesaplarla kurulan HBDH’nin içinde yer almak partimiz açısından ideolojik-politik ve ilkesel düzeyde tartışmalıdır. Önümüze gelen HBDH programı, kuruluş deklarasyonu, amaç ve hedefleri, örgütsel yapısı parti içinde uzun sayılacak bir dönem tartışılmış ve partimiz bu oluşuma dair bir tutum benimsemiştir.
Şimdi kısaca ve en kaba haliyle gerekçelerimizi, partimizin tutumunu ve HBDH’ye bakış açımızı ve ilişkilenme biçimimizi izah edeceğiz.
1-Partimiz HBDH içinde yer almayı, oluşumun programına imzacı olmayı belli başlı ilkelerine uygun bulmamış, Kongre kararlarıyla değişmesi gereken programatik görüşlerine aykırı bulmuştur. Bu eksende HBDH bileşeni olarak Partimiz TKP/ML’nin bundan sonra yer almayacağını başta siz dostlara ve tüm kamuoyuna ilan etmektedir.
2- Neden yer almadığımıza dair gerekçelerimiz:
  • HBDH programatik yapısı, amaç ve hedefleriyle birlikte bir “cephe” örgütlemesidir. Farklı siyasetlerin bir araya geldiği bir eylem birliğini aşan iddiaları, amaçları, çalışma tarzı söz konusudur. Halkın Birleşik Cephesi meselesi bu noktada partimiz için ilkesel bir meseledir. Halkın ve Demokratik Halk Devriminin üç temel silahından biri olarak gördüğümüz “Cephe” örgütlenmesinin kurulma koşulları ve şartı partimizin programatik görüşlerinde ve rehberimiz olan MLM öğretide oldukça nettir. Böylesi bir oluşumu partimiz kendi ideolojik, siyasi önderliği altında şart koşar. Bunun koşulları içinde partimizin siyasi, ideolojik, örgütsel önderliğinin belli bir düzeye gelmesi, böylesi bir oluşumu Demokratik Halk Devriminin gerçekleşmesi ve proletaryanın sınıf çıkarlarıyla uyumlu olmasını ön görür. Bu bağlamda bizim açımızdan henüz bunun koşulları ve şartları söz konusu değildir.
  • HBDH programı partimizin ideolojik yaklaşımlarından biri olan ülke devrimi tanımını genişletmektedir. Partimiz öncelikli ve acil görevi olarak, ülke devrimini gerçekleştirmeyi önüne hedef olarak koyar. Bunu ilkesel olarak kabul eder. HBDH, genel bir bölge devriminin parçası olarak kendi misyonunu tanımlamaktadır. Bu tanımlama, MLM devrim anlayışımızla ve her ülkenin kendi özgünlüğünde gelişecek devrimci koşullara uygun olarak devrim perspektifi kurma anlayışımıza aykırıdır. Gerçek enternasyonalizmi her ülkenin kendi devrimini yapması olarak kavrıyoruz. Bölge ülkelerinde gelişecek devrimlere karşı askeri, siyasi, lojistik, örgütsel, ideolojik olarak dayanışma içinde bulunmak aktif desteklemek ise başka bir görevdir. Biz her ülkedeki devrimin önünde sonunda kendinde özgünleşeceğini, bu farklı devrimlerin ortak bir devrim programıyla birleştirmesinin gerçeklikle uyuşmadığını düşünüyoruz. Troçkizmden türeyen ve ülke devrimlerini zorlaştıran bir anlayış olduğu fikrindeyiz. Kuşkusuz biz MLM’nin “somut koşulların somut tahlili” ilkesine sımsıkı bağlıyız. Bölge Devrimi de ancak somut koşulların somut tahlilinin bir ürünü olabilir. Bugün için böyle bir somutluk ve olgu görmediğimiz gibi böyle bir tahlilinde bizim açımızdan ideolojik bir savrulmaya tekabül edeceğini düşünüyoruz. Bu anlamda HBDH’nin bu anlayışını ideolojimize, ilkemize aykırı buluyoruz.
  • HBDH programı Kürt Ulusal Meselesine dair de bir yaklaşım ve çözüm sunmuştur. Her ne kadar dağınık ve eklektik bir yaklaşım olsa da esasta demokratik özerklik odaklı bir yaklaşım programa esas rengini vermiştir. Bilindiği gibi demokratik özerklik Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (KKTH) yerine ikame edilen bir çözümdür. Biz MLM’ler Kürt ulusal sorununda “Demokratik Özerkliği” demokratik, ilerici bir program olarak görmekle birlikte, ulusal sorunun tam hak eşitliği temelinde çözümün KKTH olduğu fikrindeyiz. Ulusal sorunda bu çözümü ilkesel görmekteyiz. Bunun dışında bir çözüm önerisini gerçek bir çözüm ve Kürt ulusuna tam özgürlüğü ve ulusların tam hak eşitliğini sağlamayacağını ezen ulusun ayrıcalıklarını koruyacak yeni bir aşama olarak görüyoruz. Ezen ulusun ayrıcalıklarını koruyacak hiçbir çözümü çözüm olarak kabul etmiyoruz. Bu bağlamda Demokratik özerkliğin demokratik muhtevasıyla birleşirken, desteklerken aynı zamanda onun KKTH alternatifi olması yaklaşımına karşı ideolojik bir konumlanış ve mücadeleyi esas görüyoruz. HBDH programında ilkesel temelde iştirak edemeyeceğimiz böylesi bir çözüm yaklaşımı söz konusudur. Bu temsil ettiğimiz proleter ideolojiyle uyumlu değil, tezattır. Farklılıklarımızı koruyarak demokratik hak mücadelesinde her türlü ortaklaşmaya evet ancak programatik temelde bu eksende ortaklaşmaya hayır diyoruz.
  • “Devrim” tanımına dair ciddi ideolojik farklılıklarımız söz konusudur. Biz her devrimi siyasi niteliğiyle tanımlamayı olmazsa olmaz görüyoruz. “Rojava Devrimi”, “Arap Baharı Devrimi”, “Ortadoğu Devrimi” gibi tanımı yapılmamış bir genel devrim tanımının yerinde olmadığını düşünüyoruz. Ki Rojava devrimi denilen devrim belli oranda bir devrime denk düşmektedir. Ancak biz bu süreci “Rojava Ulusal Kurtuluş Devrimi” olarak tanımlıyoruz. Henüz tamamlanmamış bir süreç şerhini de koyarak. Ancak burada ulusal kurtuluş temelinde bir devrimin hayata geçirilmeye çalışıldığını ve bunun destekçisi olduğumuzu ilan ediyoruz. Ancak nihayetinde niteliği, özelliği, sınıfsal karakteri belirlenmemiş genel bir devrim tanımı ve görevi ekseninde ortak bir programın oluşturulmasını doğru bulmuyoruz. HBDH bu görev ve misyonu üstlenmiştir. Bu eksende biz tanımladığımız Demokratik Halk Devrimi ve onun önderliği meselesini flulaştıracak bir devrim programı içerdiği kanaatindeyiz, HBDH’nin. Bu bizim açımızdan programatik bir ilke sorununa denk düşmektedir. Bu açıdan uygun değildir.HBDH kuruluş deklarasyonunda “topyekün bir dünya savaşı”na evrilen bir süreç tespiti yapılmaktadır. Biz süreci hala “devrimler süreci” olarak görüyoruz. Dünya savaşı tespitini bu bağlamda yerinde bir politik tespit olarak görmüyoruz. Zira bu tespit genel yönelimi, ittifak politikalarını, savaş stratejisini, temel sloganları, hedefleri değiştirmeyi gözden geçirmeyi gerektiren bir durumdur. Buna göre şekillenmeyi verili koşullarda yerinde görmüyoruz. Bu açıdan sorunlu bir durum söz konusudur.
  • HBDH programında “Faşizm” tespiti oldukça sorunludur. Programda ve deklarasyonda Faşizmin verili Hükümetle sınırlandırılmasından dolayı bir devlet biçimi olduğu karartılmaktadır. Partimiz Türk Devletini Cumhuriyetin ilanından itibaren faşist karakterli bir devlet olarak tanımlamaktadır. Hükümetleri bu devlet yapısının kumandasında olan sadece bir parçası olarak görmektedir. Bu bağlamda AKP’ye indirgenmiş bir faşizm tespiti devlet gerçeğini örtmektedir. Kuşkusuz hedefe yönelmek açısından böylesi indirgenen politik propaganda biçimi kullanılabilir. Ancak HBDH programında bunun ötesinde faşizm tespiti meselesinde bir kafa karışıklığının olduğunu görmekteyiz. Bu ortaya çıkan siyasal, toplumsal çelişkileri kavramakta zorluk çıkaracağı gibi ittifak politikalarında sorunlara neden olacak politik defolara da kapı aralamaya müsaittir. AKP karşıtı faşist partilerle düşmanlık temelinde ki stratejik mücadeleyi zayıflatacağı gibi, ele alışta sorunlu politik yönelimlere de kapı aralayabilir. Stratejik ve taktik ittifakları karartabilir. Partimizin bu karartmaya iştirak etmesi söz konusu değildir. İşçi sınıfı ve ezilen toplumsal kesimleri siyasal temelde doğru hedefe yönlendirmek, bilinçlendirmek geleceği kazanmak ve halka güven vermek, tarihin akışını en uygun anda en ileri düzeyde yakalamak açısından belirleyici önemde görüyoruz. Halkın bilincini karartacak, anlık taktik kazanımları stratejik kayıplara tercih etmemiz söz konusu olamaz. HBDH’nin karışık, belirsiz ve yanlış olan faşizm tespitini doğru bulmuyoruz. Bu şekilde faşizme politik iktidar temelinde yönelmenin mümkün olmadığını, bunun reformist eğilimleri, sistem içi çözümleri besleyeceğini düşünüyoruz. Geniş kitlelerinde bu siyasal şekillenişi donanımını ve devrimci damarını zayıflatacaktır.
HBDH programında ilkesel ve programatik temelde itiraz edeceğimiz ana noktalar bunlardır. Bunun yanında bir dizi farklı eleştirilerimiz söz konusudur. Ancak bu daha geniş bir tartışmanın ama ilkesel olmayan bir tartışmanın konusudur. Biz programatik temelde oluşan çelişkileri ifade ederek sorunu ele alma kaygısındayız. Temel itiraz noktalarımız bu başlıklar eksenindedir.
3- HBDH’yi devrimci zeminde hareket etmesinden dolayı önemsediğimizi ve en yakın müttefikimiz olduğunu belirtmemiz gerekiyor. HBDH programına imza atmaksızın bu oluşumla tüm alanlarımızda en güçlü ve etkili biçimde ortak eylem birliği ve mücadele hattı kurmayı önemsiyoruz. HBDH içinde yer almamamız bizim bu oluşumla ilkelerimize ters olmadığı, siyasi çizgimizi zedelemediği sürece hareket etmemiz önünde engel değildir. Biz siz dostlarla faşist saldırılara, Kürt ulusunun demokratik-devrimci mücadelesine, ezilen diğer toplumsal kesimlerin yaşadığı sorunlara, Rojava Ulusal devrim süreciyle ilişkilenmede ortak hareket etmede kendimizi sınırlı hale getirmemeye özel önem ve itina göstereceğiz. Siyasi, askeri, demokratik temelde düşmana karşı ortak hareket edecek koşulları yaratarak yürümeyi önemli görüyoruz. Bu eksende tüm alanlarımız HBDH’yi en yakın müttefik ve eylem-pratik mücadeleyi birleştirecek güç olarak görecek, bu bağlamda ilişkileri istikrarlı ve sürekli hale getirmeyi amaçlayacaktır. Aynı çabanın sizler tarafından gösterilmesi durumunda eylem birliği eksenindeki bakış açımızın, düşmanı zayıflatacak, tabanımıza doğru sirayet ederek güç oluşturacak bir konumlanışı sağlayacağına inancımız tamdır. Tüm alanlarımızda birlikte mücadeleyi yükseltme, faşizmi geriletme, devrimci-demokratik alanları genişletme de sebatkar, kararlı ve başarılı bir sürecin oluşmasını umuyoruz.
Devrimci selamlar.
EYLÜL 2016
TKP/ML”

Alp Altınörs: Bu tiple ne işim varmış HDP'de!..!

alpaltinorsHDP Genel Merkezi’nden basına gönderilen açıklamada bir süre önce tutuklanan HDP Eşbaşkanı Alp Altınörs’ün cezaevinden gönderdiği mektubuna yer verildi. Mektubunda Ankara katliamında yaşamını yitiren Zakir Karabulut’un cenazesinde HDP adına yaptığı bir konuşma nedeniyle hedef alındığını söyleyen Altınörs, “Anadolu Ajansı’nın ben gözaltındayken hakkımda yaptığı polis-savcılık kaynaklı haberde açıkça görüldüğü üzere, bir kumpas ile karşı karşıyayım. Fethullah Gülen Cemaati polisten tasfiye edildi, ama yöntemleri ve zihniyeti hâlâ yürürlükte. Ben gözaltında 5 gün avukatımla dahi görüşemezken, hakkımda iftirada bulunan bir şahsın sözleri devletin ajansı aracılığıyla yayılıyor!” dedi.
Söz konusu haberde yer alan ifadelerin emniyet, savcılık ya da hakim karşısında kendisine gösterilmediğini belirten Altınörs, “Şahsın ismi de söyledikleri de bizden gizlendi. Ne zaman verildiği ve kim tarafından verildiği “meçhul” bir ifadenin uydurma suçlamalarını çürütme zorunluluğuyla karşı karşıya kaldık. Çürüttük de, zira Bitlis’e gelişim ve oradan ayrılışım belgeliydi. Ama buna rağmen sonuç değişmedi. Zira karşımızda iktidarın önünde cüppesini ilikleyen bir yargı pratiği vardı ve belli ki, ’emir büyük yerden’ gelmişti.”
Altınörs, Zakir Karabulut’un bazı arkadaşlarına gözaltında “pişmanlık, itirafçılık” dayatıldığını, Tokat Barosu’ndan bu gençler için atanan kimi avukatların da gençleri savunmak yerine bu dayatmalarına ortak olduklarını savundu. “Gençler okuldan atılmakla, gelecekleri karartılmakla, öğretmen yapılmamakla, cezaevlerinde çürütülmekle tehdit edilmiş. Özellikle benim üzerime yalan beyanda bulunmaya zorlanmışlar. Bulunmayı reddedenlerin pek çoğu tutuklanmış. Anadolu Ajansı’nın yaydığı iftiracının ifadesi de herhalde bu koşullar altında alınmış” diyen Altınörs, “Operasyonda Zakir Karabulut’un manevi şahsiyetiyle mücadele edildiğine de şahit olduk. Tokat HDP İl Saymanı iken barış şehidi olan canımız Zakir’i, ölümünün ardından hâlâ kriminalize etmeye çalışıyorlar. Sağ iken hakkında hiçbir soruşturma olmayan Zakir’i mezarında bile rahat bırakmıyorlar. IŞİD eliyle katledilen bu yiğit gencin sahiplenilmesini, onun cenaze törenini tam bir hazımsızlıkla karşılıyorlar. Barış şehidimiz Zakir Karabulut’u sahiplenmekten asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.
‘TİPİM FAZLA TÜRK İMİŞ’
Alp Altınörs mektubunu şöyle bitirdi, “Beni gözaltına alan polislerden birisinin söylediğine göre; ‘Tipim fazla Türk’ imiş. ‘Bu tiple ne işim varmış HDP’de?!’ Sanırım bu zor süreçte Kürt halkı ile omuz omuza durmanın bedelini ödetiyorlar. Türk ve Kürt halklarının ortak demokratik mücadelesini dağıtmak her zamanki gibi özel hedefleri. O polise yanıt olarak söylediğim gibi; ‘Türküm, demokratım, HDP’liyim’. Biz sosyalistler, demokratlar, ekolojistler, emekten, kadından yana mücadele verenler; bütün sol renkleriyle Türk halkı, faşizmin karşısında HDP ile birlikte olmaya devam edecek.”