2 Ekim 2016 Pazar

DİSK, KESK, TMMOB, TTB’den Açığa Almalara Tepki: Görevden Almalar 100 Bini Geçti..!


DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, açığa alınan kamu çalışanlarının göreve iade edilmesi için İstanbul’da Galatasaray Lisesi önünde eylem düzenledi. 15 Temmuz sonrası yaşananların AKP darbesi olduğunu vurgulayan emek ve meslek örgütleri hükümetin hukuksuz işten atmalarla sadakat ve biatın egemen olduğu bir kamu düzeni yaratmak istediğini söyledi. Emek örgütleri 20’yi aşkın televizyon ve radyo kanalının yayınının durdurulmasını da kınadı. DİSK, KESK, TTB ve TMMOB 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Kanun Hükmünde Kararnamelerle kamu çalışanlarına yönelik ihraç ve açığa alınmaları Galatasaray Meydanı’nda protesto etti. “OHAL’e KHK’lara, ihraç ve açığa almalara karşı iş güvencemizi savunuyoruz” pankartı açan emek örgütleri “AKP elini sendikamdan çek”, “Açığa alınanlar geri alınsın”, “Çalmadık çırpmadık kandırılmadık” sloganı attı. KESK MYK üyesi İlhan Yiğit, “Darbe ile mücadele ettiğini söyleyen AKP hükümeti, televizyonları kapatarak mı darbe ile mücadele ediyor” diye sordu. Darbe girişimi başarılı olsaydı sendikaların kapatılacağını gazetecilerin ve akademisyenlerin hapse atılacaklarını, belediyeler kayyım atacaklarını belirten Yiğit, “Artık darbe girişimini fırsata çeviren AKP demiyoruz, direk AKP darbesi diyoruz çünkü meclis devre dışı bırakılmış durumdadır” dedi. ‘AÇIĞA ALINANLARIN SAYISI 100 BİNİ GEÇTİ’ KESK dönem sözcüsü Sevtap Akdağ da darbe girişimi ile somut bir bağlantısı olmadığı halde açığa alınan emekçilerin sayısının 100 bini geçtiğini belirterek şunları söyledi, “Kamuda haksız, hukuksuz şekilde işten atılanların yerine ‘sözlü sınavla’ yani torpil ile personel alınmaya başlaması AKP hükümetinin liyakatın yerine tam sadakat ve tam biat egemen olduğu bir kanı düzeni yaratmak istediğini ortaya koyuyor” diye konuştu. ‘MUHALİF SESE TAHAMMÜL YOK’ Televizyonların ve radyoların kapatılmasına tepki gösteren Akdağ, “Hiçbir muhalif sese tahammül göstermeyen siyasi iktidar, işçilerin, emekçilerin, Alevilerin, Kürtlerin, kadınların, çocukların kısacası tüm ezilenlerin yok sayılanların sesi olan televizyon ve radyo kanallarını kapatıyor” diye konuştu.

Tophanede Şeriatçılar Sergi bastı, polis gelmedi

İstanbul’un Tophane semti yine bir sergi baskınına sahne oldu. Tomtom Mahallesi’nde bulunan Çukurbostan Sokak’ta açılan “Kuytu” adlı serginin saat 21.00’daki açılışı, mahalle sakinlerinin olay çıkarması sonucu bitirildi. 21 kadın sanatçının eserlerini aynı sergide buluşturan “Kuytu”da eseri bulunan Vardal Caniş olayı şöyle anlattı:
“Açılışa beklediğimizden çok insan geldi, kalabalıktı. Sigara içip sohbet etmek isteyenler mekânın kapısının önünde bekleşiyorlardı. Kızlı erkekli kalabalıktan ve alkol alınmasından rahatsız olan mahalleliden bir geniş aile, dedesi, anneannesi, anne, babası ve çocuklarıyla mekânın önüne gelip insanlara bağırmaya başladı. Sanatçılardan birinin babasına fiziksel şiddet uygulamak istediler. Sergi alanına doluştuğumuz halde olay bitmediği için sergiyi kapatmak zorunda kaldık.”
Vardal Caniş, Tophane’de daha evvel yaşanan sergi baskınları ve kavga haberlerine aşina oldukları için, olay karşısında şaşırmadıklarını, zaten hep tansiyonu düşürmek üzere çalıştıkları için çok da büyük bir arbede yaşanmadığını söylüyor. Onları asıl tedirgin eden, sergi alanına doluştuktan sonra aradıkları polisin telefonda “koşullar gereği dağılmalarının daha uygun olacağı”nı söylemesi ve çağrıldığı halde olay yerine hiç gelmemesi. Caniş, şöyle anlatıyor hislerini: “Hem gelmediler, hem de dağılmamızın daha uygun olacağını söylediler. Polisin müdahalesi olmayacağını anlayınca sergiyi kapatmak durumunda kaldık. Bize zarar verilmesin diye koruyacak kimsenin, bir kurumun olmaması daha tedirgin edici.”

Alevilerin Muharrem Orucu başladı..!

”Zalimin zulmüne karşı çıkmamak, mazluma yapılacak en büyük
kötülüktür. Ben zalimlerle birlikte varlık içinde yaşamayı alçaklık
sayarım. Zalime karşı gelerek bulacağım ölümü ise yücelik sayarım…”.
( İmam Hüseyin)
"Zalımların zulmü bizim gözümüzü yaş eyledi
Hüseyin aşkı namımızı böyle KIZILBAŞ eyledi"
Her inançta olduğu gibi Alevi Kızılbaş inancının da kutsal günleri, ibadetleri vardır. Öncelikle Alevilikte ibadetin yeri, şekli, zamanı, mekanı yoktur. Alevilikte esas olan ibadet, her zaman kamili (olgun) insan olmaya çalışmak, kendine reva görmediğini başkasına reva görmemektir.. Alevilerce en önemli kutsal geleneklerden biri Muharrem orucu ( yani H.Hüseyin’in katledildiği  Kerbela yasını yaşatan oruç ) ve Aşure Günüdür.
Kerbela Yas-ı Muharrem Orucu ve Aşure günü
İsteyen Alevi Kızılbaşlar hicri takvimin 1.inci ayında, 1-10 Muharrem tarihleri arasında Kerbela şehitleri anısına 10-12 gün oruç tutarlar. Tarihte başka inançlarda da kutsal sayılıp tutulan bu orucu-Adem peygamberden bu yana tutulduğu söylenir.-Aleviler esas olarak 10 Muharrem 61 Hicri (10 Ekim 680) günü Emevi Halifesi Yezid’in emriyle Hz. Muhammed’in torunu ve Hz.Ali’nin oğlu İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesi dolayısıyla tutarlar. Tarihe Kerbela Olayı olarak geçen bu olay;
Muaviye tarafından halife tayin edilen Yezid, babasının ölümünden sonra ilk iş olarak özellikle Hz. Hüseyin’in muhakkak kendisine biat etmesini, reddederse öldürülmesin emri verir. Hz. Hüseyin’in Yezid’e biat etmeyeceğini bildirir. Küfe (şehri) halkı Hz. Hüseyini Kûfe’ye davet edip, kendisini halife olarak tanıyacaklarını bildirdiler. Bu davetin ve Kerbela olayının sosyal ekonomik boyutları da vardır. Yoksul halk genel olarak Yezid’in yönetiminden memnun değil ve ona karşı bir ayaklanma içindedirler. Hz. Hüseyin’in Küfeye doğru yola çıktığını haber alan Yezit, Kerbela Çölünde, İmam Hüseyin’le 73 kişi, ayrıca kadın ve çocuklardan oluşan Kervanın önünü, büyük bir orduyla keser. 1-10 Muharrem günleri onları aç susuz bıraktıktan sonra, nihayet 10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü, Hz. Hüseyin, Yezid’in ordusuna karşı anlamlı bir konuşma yapar, Fakat karşılığı ya biat ya ölüm olur..Güç dengesi bakımında dengesiz önemli farkla başlayan savaşta Hz. Hüseyin’le birlikte olan 72 kişi teker teker savaş meydanına çıkıp dövüşerek şehit olur.. En son Hz. Hüseyine biat ederse canının bağışlanacağı çağrısı yapılır, ama Hz. Hüseyin teslimiyeti değil direnişi seçer. Yezid’in ordusu, sonunda Şimr’in emriyle dört bir yandan hücum edilerek Hz. Hüseyin oklanarak katledilir. .
Böylece, Yezide teslim olmayan İmam Hüseyin Aleviler için bir direniş abidesi olmuştur. Bu çirkin orantısız ve kirli savaşın savaşın en küçük kurbanı ise, daha altı aylık bir bebek olan Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Asgar olur. Kadınlarla birlikte, İmam Hüseyin’in hasta olan küçük oğlu İmam Zeynel Abidin bu katliamdan kurtulur.
Aleviler, bu acı olayı matem ayı olarak kabul ederler. 1-2 r ekimde başlayan Muharrem Oruuc 13.ekimde sona erecek- Muharrem’den başlamak üzere oniki gün oruç tutarlar. Buna Kerbelayı unutmamak ve yaşatmak adına Matem Orucu da denilmektedir. Oruç süresince su içilmeden sulu içeceklerle yetinilmesi, hayvan kesilmemesi, düğün, eğlence yapılmaması vb. gibi uygulamalar İmam Hüseyin’in matemini simgelemektedir. Yine oruç günlerinin akşamlarında Dedelerce yada bilgelerce Kerbela Olayını konu alan sohbetler yapılır, kitaplar okunur, Alevi ozanlarının Kerbela Olayı’nı konu alan deyişler “mersiyeler” okunur.
Bu Kerbala matemi demek olan Muharrem Orucunun sonunda Aşure günü yapılır. O gün pişirilen ve en az 12 değişik malzemeden oluşan, (Kerbela da yenilen son yemek olması babında) Aşure tatlısı da İmam Hüseyin’in oğlu İmam Zeynel Abidin’in Kerbela’da kurtulmasına yolun sürmesine duyulan memnuniyeti ifade etmektedir. Etli pilav ve Aşure’nin topluma dağıtılması orucun bitiminde yani onikinci günü akşamı veya onüçüncü gün yapılmaktadır. Bu nedenle bugüne Aşure Günü de denilmektedir. Aşure ve Aşure günü başka olaylarla da simgeleştirilir, fakat esas anlamı: Kurtuluşu, acı tatlı yarin yanağından gayrı her şeyi paylaşmayı simgeler.
 Gösterişten ve diğer emekçileri rahatsız etmekten uzak Kerbala matemini Muharrem orucu tutarak yaşayan Aleviler, her şeyi kendi içlerinde yaşayarak örnek olmaya devam ediyorlar. Alevilerin Kerbela yası oruçları, dün İmam Hüseyin ve yoldaşlarını katleden Yezid iktidarı,  AKP  bugün başında Erdoğan’ın bulunduğu AKP dinci faşizmi emekçi halklara dayatılan faşist baskı, terör ,zulüm ve tutuklamalar sürüyor Kızılbaş Alevilerin  Kerbalan’ın yasını tutan  Muharrem orucu , AKP faşizmine karşı İmam Hüseyin’in direniş ruhunu bugünlere  taşımada  eşitli,özgürlük savaşımının gelişip güçlenmesine bir vesile olsun. 

Tophane'de kadınların sergisine saldırı

İstanbul Tophane’de 21 kadın sanatçının çalışmalarından oluşan “KUYTU” sergisinin açılışı içki içildiği gerekçesiyle mahalleli olduğu söylenen bir grup tarafından saldırıya uğradı. Mahallede yaşadığını söyleyen 4-5 kişinin açılış sırasında alkol alan davetlilere saldırarak “Kadınlı erkekli mahallede içki içemezsiniz” dediği öne sürüldü. Saldırı sonrası serginin açılış kokteyline son verildi.
Çekilen görüntülerde sergiye gelen davetliler tehdit ediliyor ve “Hiç kimse burada kalmayacak, edepsizler. Burada durma! Lan i... , s... belanızı, şerefsiz, içip kafayı bulmuşsunuz, it, y... y... konuşma karşımda” gibi sözlerle küfür ve hakaretler ediliyor.

NELER YAŞANDI?

Serginin açılışını organize edenler arasında bulunan, aynı zamanda sergiye de eserleriyle katılan Vardal Caniş Su, yaşananları Evrensel'e anlattı: “21 kadın sanatçıdan çalışmalar aldık. Sergi alanının kürasyonunu yaptık. Sponsorlar bulduk, organizasyon oluşturuldu. Konumuz ‘gece’ idi. Karanlıkta el fenerleri ile gezilen bir sergiydi. İsmine de bu yüzden ‘Kuytu’ dedik. Mahalleli olduğunu söyleyen 4-5 kişinin, ‘kadınlı erkekli içki’ içtiğimiz gerekçesiyle saldırısına maruz kaldık. Sokakta kadınlı erkekli şarap içtiğimiz için, küfürler yetmezmiş gibi fiziksel şiddete de maruz kaldık. Üzerimize yürüdüler, itiş kakış yaşandı. Araya girenler sayesinde şiddet dozu artmadı. Sokağı boşaltıp galerinin içine geçtik. Grubun sergi salonuna sıkışmaya çalışması öfkeyi durdurmaya yetmedi. Mahalleliye olan saygımızdan kepenkleri kapatıp, açılışı bitirdik. Sergi bir hafta daha devam edecek”

MAHALLELİ DEĞİL, ÖNLEM ALMAYANLAR TEDİRGİN EDİYOR

Su, sözlerine söyle devam etti: “Biz zaten böyle bir olayın yaşanabileceği tedirginliği ve olaysız çözeriz iyimserliği ile bu sergiyi açtık. Tophane’nin mahalle kültürünün bu tip organizasyonlar için uygun olmadığını daha önceki örneklerde görmüştük zaten. Beklenmeyen bir şey değildi. Tedirginliğin asıl sebebi aslında bizim için şu: Biz okuldan 3 arkadaş organize ettik bu sergiyi. 21 sanatçıdan her biri de destek verdi yapabilecekleri ne varsa. Ortak bir çalışma. Ama 21 kişilik bir yalnızlık var çünkü polisi aradığımızda koşullar gereği yalnızız. Ve kapatmamızın daha uygun olacağı söyleniyor. Mahalleliden ziyade, olası bir sorunda buna engel olacak kimsenin olmadığını ve dağılmamız gerektiğini biliyor olmak bizi tedirgin ediyor aslında.”

FARKLI TARİHLER BENZER SALDIRILAR

Tophane’de daha önce de benzer saldırılar yaşanmıştı. 21 Eylül 2010’da Tophane’de bulunan beş sanat galerisi 30’a yakın saldırgan tarafından basılmıştı. Etkinliklerde içki içildiğini ve mahallelinin bundan rahatsız olduğunu iddia ederek galerileri basan saldırganlar, resim ve fotoğraf sergilerinin açılışı için gelen sanatçılara ve davetlilere sopalarla ve biber gazı ile saldırmıştı.
2014 yılında da seçim çalışması yapan AKP’liler Cihangir’de bir gence saldırırken, 29 Haziran 2015’te yapılan Onur Yürüyüşü’ne yönelik polis saldırısı sonrasında da LGBTİ’lere saldırılmıştı.
Yine 2015’te Tophane’de birçok sanat galerisi “İçki içiliyor, mahalleli rahatsız” denilerek basılmıştı.
Geçtiğimiz haziran ayında da, Cihangir’de dünyaca ünlü müzik grubu Radiohead için ‘Velvet Indieground Records’ isimli mekanda düzenlenen etkinlikteki katılımcılara yönelik saldırıda çok sayıda kişi darbedilmiş, bir kişi de başına aldığı darbelerden ötürü yaralanmıştı. Saldırganlardan biri “Sizi içeride yakarız” diye etkinliğe katılanları tehdit etmişti.

Redhack'ın ele geçirdiği belgelerde kritik yazışmalar..!

Redhack'ın ele geçirdiği Berat Albayrak belgelerinde çok kritik yazışmalar ortaya çıkıyor. Yazışmalardan önemli olanı Okan M. adlı biri tarafından gönderiliyor. Bu Okan M;Sabahda kçşe yazarı olan Okan Müderrisoğlu- muderrisokan@yahoo.com adresinden serhatalbayrak@yahoo.com, serhatalbayrak@yahoo.com maillerine gönderilen bir mailde çok kritik bilgiler var. 19 Mart 2016'da gönderilen belgede " Sn Serhat ALBAYRAK’ın nazik dikkatine… Serhat Bey… Özel çerçevede sohbet ettiğim askeri yetkiliyi biliyorsunuz. Bu nedenle kişi ve kurum belirtmeden kritik bazı hususları size yansıtmak istiyorum. Haber amaçlı olmadığı için muhatabımıza, kurumsal bazda size bilgi amaçlı aktarımda bulunacağımı ifade etmiştim." deniliyor ve şu bilgiler rapor ediliyor: " Sn Serhat ALBAYRAK’ın nazik dikkatine… Serhat Bey… Özel çerçevede sohbet ettiğim askeri yetkiliyi biliyorsunuz. Bu nedenle kişi ve kurum belirtmeden kritik bazı hususları size yansıtmak istiyorum. Haber amaçlı olmadığı için muhatabımıza, kurumsal bazda size bilgi amaçlı aktarımda bulunacağımı ifade etmiştim. Sohbetin kapsamı - Terörle Mücadele ve gelinen son nokta, - Artan terör saldırılarının arka planı ve genel gidişat, - Çözüm Süreci boyunca yaşananlar ve askerin konumu, - Dolmabahçe’deki açıklamaya bakış, - Teröre karşı alınan önlemler ve yaza kadar yaşanabilecek olaylar, - Terörün batıya kayma riski, - Asker-polis-MİT işbirliğinin düzeyi, - Askerin kent içi operasyonlar nedeni ile istediği yasal güvence, - Askerin sistemdeki yeri ve rolü, “darbe senaryoları” (ki bu başlığı kendisi açtı), - Suriye’deki gelişmeler, Azez-Cerablus hattının kontrolü, - Kobani olayları sonrası neden Suriye’ye girilmediği, - Rus uçağının düşürülmesi ve bu olayın arkasında paralel yapı unsurlarının rolünün olup olmadığı, - Rus uçağı düşürülmeseydi, Mare hattında gerçekleşecek güvenli bölge operasyonu ve TSK’nın katkısı, - Ergenekon ve Balyoz vb davalarda ismi geçen, ancak beraat eden askeri personele özlük haklarının iadesi, - TSK’daki paralel yapı unsurları, gelen ihbarlar, yapılan işlemler, - Askerin, Cumhurbaşkanı’na bakışı ve verdiği önem, - ABD askeri makamları ile ilişkiler ve onların talepleri, - YPG konusunda ABD’lilerin ne dedikleri, - Terör örgütü PKK’da ele geçirilen ABD ve Alman silahları, - Rusların, PYD unsurlarına lojistik desteği, - İsraille normalleşme süreci, - Musul’daki Başika Kampı’nın son durumu ve oynayacağı rol, - Suudi Arabistan’ın başını çektiği, Türkiye ve Katar’ın da dahil olduğu askeri işbirliğinin kapsamı, - TSK’nın 2033 yeniden yapılanma çalışmaları, - Şehir merkezlerindeki askeri tesislerin boşaltılması vb… Sohbet oldukça geniş yelpazede gerçekleşti. Zaman sınırlaması nedeni ile muhatabımızın anlatımlarını dinlemekle yetindim, anlatılanları ayrıca sorgulama yaklaşımı içinde olmadım. Ortamın gereği bu zaten mümkün değildi. Önemli olan nabzı tutmaktı. Kritik konuları, izlenimlerle aktarayım: 1- Çözüm Süreci başlarken siyasi otorite tarafından bize (TSK’ya) ne yapılmak istendiği açıklandı. Biz de “Hedef bu ise merak etmeyin sonuna kadar yanınızdayız” dedik. Hatta önemli bir resmi toplantıda, “Süreci bozan taraf biz olmayacağız” güvencesi verdik. Süreci biz bozmadık. 2- Süreç içinde, valilerin ve AK Parti içindeki çekirdek bir kadronun, “Asker, Ergenekoncu, darbeye zemin hazırlar” şeklindeki bilinç altı yaklaşımı ve kemikleşen kanaatleri nedeni ile hassas aşamalardan geçildi. Bazı valiler, “Asker kontrol altında, jandarma kıpırdayamıyor” diye övündü. 3- Cumhurbaşkanı herhangi bir aşamada, “Operasyon yapmayın” diye talimat vermedi. Ancak, sahada durum farklı idi. Örneğin, Bingöl-Diyarbakır yolu 20 gün kapalı kaldı. Vali ve kaymakamlar, çözüm süreci ile eli silahlı unsurlara yönelik önlemler arasındaki kesin çizgiyi çekemedi. 4- Asker de Uludere olayından alınan derslerle, özellikle alt kademede aşırı ihtiyatlı hareket etti. Bilhassa kırsalda gördüklerini vali ve kaymakamlara bildirdi. Onlardan gelen yazıları dosyalamakla yetindi. Buna rağmen üs bölgelerinin çevre güvenliğini alma noktasında TSK emirlerini yeniledi. 5- Bugün gelinen noktada, TSK terörle mücadele son derecede kararlı. Bu yaz “terör belası bitecek” şeklinde hedefleri var. Örgütün gerek Kuzey Irak gerekse ülke içinde kırsaldaki kapasitesinin kırıldığını, son çırpınış içinde kentlerde canlı bomba türü eylemlere yöneldiği görüşünde. 6- Askerle polisin ortak operasyon kabiliyeti ise 35 yıldır benzeri görülmemiş işbirliği ve kurumsal güven ilişkisi biçiminde anlatılmakta. 7- (Oldukça mühim bir husus da güvenlikçi politikaları fırsat bilerek veya olası iç savaş senaryosuna göre askerin darbeye uygun şartlar bulduğu iddiası.) Çok net olarak söylenen şu: (İfade orijinal hali ile ve sertliği ile) “Askerin aklında, fikrinde darbe marbe diye bir kavram yok. İç savaş bile çıksa askerin de sivilin de kanı akar. Asker asli görevini yerine getirir. Siyasi otorite ile koordine hareket eder. Kenan Evren’in akıbetini gören, küresel şartları bilen hiçbir asker darbe kelimesi ile bile yan yana gelmez!!!

Çocuk istismarcısı 16 yıl ceza aldı serbest kaldı..!

Çocuk istismarcısı 16 yıl ceza aldı serbest kaldı
Tekirdağ Marmaraereğlisi’nde, 2011 yılında yanında kaçak çalıştırdığı 12 yaşındaki kız çocuğu C.O.’ya, cinsel istismarda bulunduğu suçlamasıyla yargılanan Azmi Ergüney (73) önceki gün hakim karşısına çıktı. 22 yıl hapis cezası istemiyle yargılanan sanık, 16 yıl 10 ay 15 gün cezaya çarptırıldı. Ancak mahkeme, “15 yaşını tamamlamamış çocuğa karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışın cinsel istismar sayılacağına” ilişkin hükmün, Anayasa Mahkemesi tarafından geçen mayısta iptalini gerekçe göstererek Ergüney’i adli kontrol ile serbest bıraktı. İptal hükmünün yürürlüğe girmesi için gereken 6 aylık süreyi beklemeyen mahkeme, “Ülkemizin yoğun ve acil sorunları nedeniyle yasa koyucunun bu suça ilişkin düzenlemeyi ne zaman yapabileceğinin bilinmiyor olması” gerekçesini ileri sürdü.

BAŞKA ÇOCUKLARI DA İSTİSMAR ETMİŞ
Hürriyet'ten İdris Emen'in haberine göre Silivri Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 7. duruşmasına C.O.’nun ailesinin yanı sıra İstanbul Barosu ile kadın hakları sivil toplum kuruluşları katıldı. ‘Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ ile ‘çocuğun basit cinsel istismarı’ suçlamasıyla hakim karşısına çıkan Azmi Ergüney savunmasında kendisine yöneltilen suçlamayı reddetti. Mağdur C.O.’nun avukatlarından Selin Nakıpoğlu aynı dönemlerde başka çocukların da sanık tarafından istismara uğradığını belirterek başka bir tanığın dinlenilmesini istedi. Dosyanın bir diğer tanığı olan C.O.’nun üvey kardeşi R.C.’nin de Ergüney’in istismarına maruz kaldığı ortaya çıktı. 22 yıl hapis cezasıyla yargılanan sanık cinsel istismar suçundan 16 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmasına rağmen tutuklanmadı. 

‘ÜLKEMİZİN ACİL SORUNLARI NEDENİYLE’
Hakim Abdullah Özer, Gülçin Erkul ve Betül Onay’dan oluşan mahkeme heyeti Azmi Ergüney’in adli kontrolle serbest bırakılmasının gerekçesini şu şekilde belirtti: 
“Her ne kadar sanık hakkında hükmolan ceza miktarı nazara alındığında sanığın hükmen tutuklanmasına karar verilmesi gerekiyor ise de; sanığın mahkumiyetine konu TCK 103/1-A Maddesinin ‘15 yaşını tamamlamış mağdurlar yönünden’ Anayasa Mahkemesi’nin 26/05/2016 tarih 2005/108 esas 2016/46 sayılı kararıyla iptal edilmiş olması, iptal kararının yayımlandığı tarih olan 13/07/2016’dan itibaren 6 ay sonra iptal kararının yürürlüğe girecek olması, henüz yasa koyucunun iptal edilen madde yerine düzenleme yapmamış olması, ülkemizin yoğun ve acil sorunları nedeniyle yasa koyucunun bu suça ilişkin düzenlemeyi ne zaman yapabileceğinin bilinmiyor olması, iptal kararının yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yasa koruyucu tarafından yasal düzenleme yapılmaması halinde, tutukluluğun sanık yönünde telafisi mümkün olmayan hak mahrumiyetine neden olacak olması mahkememizin Anayasa Mahkemesi iptal kararından sonra uygulamasının bu yönde istikrar kazanması ve sanığın tutuklulukla geçirmiş olduğu süre nazara alındığında, 5271 sayılı CMK 109 ve devamı maddeleri gereğince sanığın yurt dışına çıkışının yasaklanması suretiyle adli kontrol altına alınması...”

'İSTİSMARCILARI CESARETLENDİRİR'
Sanığın tutuklanmamasının son derece yanlış olduğunu söyleyen avukat Selin Nakıpoğlu kararı şu şekilde değerlendirdi: “Sanık, bu suçu müvekkile defalarca işlediğinden 16 sene 10 ay ceza aldı. Ancak mahkeme tutuklama kararı verecekken verememiştir. Bu durum bize, AYM’nin bu maddenin iptal edilmesi kararının ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor. Ayrıca çocuklara karşı işlenen suçların faillerini cesaretlendiren bir noktayı getiriyor. Oysa yasalar caydırıcı olmalı, kamu vicdanını tatmin etmeli. Meclis’in hâlâ bu konuda neden yasal bir düzenleme yapmadığını anlamak mümkün değil.” 

SANIK: ÇOK DAHA GÜZEL BAYANLAR VARKEN...
16 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan ancak serbest bırakılan sanık Azmi Ergüney, hazirandaki duruşmada skandal bir savunma yaparak cinsel istismar iddiasını reddetmişti. Ergüney mahkemede, “Fiziksel olarak kendilerinden çok daha güzel olan bayanlar varken ben gidip çocukla niye uğraşayım? Ayrıca hastanede yöneticilik yaptım orada yüzlerce güzel kız vardı. Niçin bunlara yönelik böyle bir iddia olmadı” sözleriyle kendini savunmuştu.

PAKSÜT UYARMIŞTI: İNFİAL YARATIR
Anayasa Mahkemesi Üyesi Osman Alifeyyaz Paksüt, AYM’nin iptal kararına karşı oy gerekçesinde benzer durumlarla karşılaşılabileceği uyarısını yapmıştı: “İptal kararı, örneğin, 12-13 yaşındaki çocuğa yönelik 40-50 yaşlarındaki failin işleyebileceği bir cinsel istismar suçuna da sekiz yıl hapsi çok görmek suretiyle, toplumda infial yaratacak sonuçların önünü açmaktadır. AYM’nin muradının bu olmadığına şüphe duymamaktayım. Ancak yasa koyucu yeni bir düzenleme yapmadığı takdirde ortaya çıkacak sonuç budur.”

1 Ekim 2016 Cumartesi

KESK: “AKP’nin darbe karşıtı cilası erken döküldü, boyun eğmeyeceğiz”

KESK Ankara Şubeler Platformu, OHAL’e, KHK’lerle kamu emekçilerinin haksız ve hukuksuz ihraç edilmesine ve AKP’nin karşı darbeyle muhalif kesimlere yönelmesine karşı açıklama yaparak, “Boyun eğmeyeceğiz” dedi
Ankara’da kamu emekçileri, KESK Ankara Şubeler Platformu’nun çağrısıyla”, OHAL, baskı, sürgün, gözaltı, tutuklama, ihraç ve KHK’ler son bulsun” diyerek bugün (1 Ekim) Sakarya Caddesi’nde bir araya geldi.
Kamu emekçileri adına basın açıklamasını yapan Ramazan Gürbüz, “MGK sonrası OHAL’in uzatılacağına dair yapılan açıklama ve birçok muhalif, demokrat TV ve radyonun kapatılması darbenin AKP karşıtı tüm kesimleri kapsayacak şekilde devam ettirileceğini göstermiştir. AKP 15 Temmuz darbe girişimini artık bahane olarak bile kullanmaya ihtiyaç duymamaktadır. AKP açıkça OHAL olmadan ülkeyi idare edemediğini, OHAL’siz tek adam ve tek parti rejimini inşa edemeyeceğini her gün biraz daha açığa vurmaktadır” dedi.
“AKP’nin de darbeci olduğu açığa çıkmıştır”
“Darbecilerle mücadele” adı altında emekçilere, işçilere, toplumsal muhalefete bedel ödetildiğini belirten Gürbüz, “KHK’lerle süren saldırı dalgası sıkıyönetim uygulamalarını aratır hale gelmiştir. Konfederasyonumuz KESK de bu saldırılardan payına düşeni alıyor. Daha da ötesi artık sendikalarımız başta olmak üzere sol, sosyalist, sosyal demokrat ve muhalif tüm kesimler AKP’nin ana hedefi durumundadır” dedi.
Diyarbakır’da 20’şerli 30’arlı listelerle eğitim emekçilerinin insanlık dışı biçimlerde gözaltına alındığını, yeni listelerle evlerin basıldığını, kanser tedavisi gören kamu emekçisinin greve katıldı diye günlerce nezarethanede tutulduğunu belirten Gürbüz, “15 Temmuz darbecileri başarılı olsaydı bundan farklı ne yapacaklardı diye bir kez daha soruyoruz. O yüzden AKP’nin darbe karşıtı cilası çok erken dökülmüş, kendisinin de darbeci olduğu açığa çıkmıştır” dedi.
KESK’in sendikal mücadelenin, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğu için hedefte olduğunu belirten Gürbüz, “Bu nedenle bugün genelde toplumun en geniş kesimleri özelde kamu emekçileri olarak sıkıştırıldığımız bu cendereden çıkmanın tek yolu sıramızı beklemeden, haklarımızı korumak için zaman kaybetmeden bir arada birleşik mücadeleyi örmekten geçmektedir” dedi.
“Asla geri adım atmayacağız”
Gürbüz son olarak talepleri şu şekilde sıraladı:
OHAL derhal kaldırılmalıdır.
Darbe girişimiyle hiçbir alakası olmayan, hükümetin kendi darbesini kalıcı hale getirmek için çıkarılan ve mevcut anayasaya da aykırı olan KHK’ler geri çekilmelidir.
İhraç edilen be açığa alınan kamu emekçileri derhal görevlerine iade edilmelidir.
İş güvencemizi ortadan kaldırmayı hedefleyen düzenlemeler geri çekilmelidir.
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi tarafından açığa alınan Ankara Tabip Odası (ATO) yöneticisi Dr. Benan Koyuncu açıklamada söz alarak, “Daha dün Mihriban arkadaşımız hiçbir gerekçe olmadan görevden alındı. Bugün de sıra bize geldi. Görevimin başındayken beni görevden aldılar. Bu mücadele dünden daha güçlü olarak devam edecek. Asla geri adım atmayacağız” dedi.