30 Ekim 2016 Pazar

HDP Kışanak,Anlı ve Akatın Tutuklanmalarına İlişkin Açıklama yaptı: Bu yanlışın vebali Erdoğan-AKP iktidarındadır..!

HDP, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Gültan Kışanak, Fırat Anlı ve KJA Dönem Sözcüsü Ayla Akat Ata’nın tutuklanması sonrası bir açıklama yayımladı. Açıklamada “Erdoğan-AKP iktidarı Kürt halkının siyasi iradesine yönelik bu düşmanca tutumuyla demokratik siyasetin ve demokratik muhalefetin tasfiyesini hedefliyor” denildi.
HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) tarafından yapılan basın açıklaması şöyle:
"Keyfi ve hukuksuz gözaltı uygulamasından sonra siyasi ve hukuksuz bir tutuklama gerçekleşti. Diyarbakır halkının siyasi iradesi yok sayıldı. Yüz binlerce insanın oy vererek seçtiği Eşbaşkanlar Gültan Kışanak, Fırat Anlı ve KJA Dönem Sözcüsü Ayla Akat Ata mesnetsiz ve uydurma iddialarla tutuklandı.
"Erdoğan-AKP iktidarı Kürt halkının siyasi iradesine yönelik bu düşmanca tutumuyla demokratik siyasetin ve demokratik muhalefetin tasfiyesini hedefliyor.
"İktidar, Kürt halkı açısından sembolik ve tarihi bir değeri ve anlamı olan bir kentin seçilmiş iradesini çiğnemekten çekinmeyeceği mesajını verdi. Bu tarihsel bir yanlıştır. Bu yanlışın vebali Erdoğan-AKP iktidarındadır.
"Ne Kürt halkı ve siyasal hareketi, ne de Türkiye’nin demokrasi ve barış güçleri bu hukuksuzluklara, baskılara ve zulme boyun eğmeyecek ve diz çökmeyecek."

Sivas’ta katliam talimatı veren Karamollaoğlu, Saadet Partisi’nin yeni başkanı..'

Sivas Katliamı’nın yaşandığı 2 Temmuz 1993 tarihinde Refah Partisi’nden Sivas Belediye Başkanı olan ve katliamın başsorumluları arasında bulunan Temel Karamollaoğlu, Saadet Partisi’nin 6. Olağan Kongresi’nde partinin yeni genel başkanı seçildi.
Ankara Atatürk Spor Salonu’nda gerçekleştirilen kongrede bin 100 delegeden 891’i oy kullandı. Karamollaoğlu, 871 oy alarak genel başkan oldu.
Katliamda bizzat yer aldı, katilleri akladı
Karamollaoğlu, Sivas Katliamı’nın gerçekleşmesinde büyük pay sahibiydi. Cuma namazı çıkışında seslendiği gerici kitleye “Gazanız mübarek olsun” diyerek alenen katliam çığırtkanlığı yapan Karamollaoğlu, Madımak Oteli’nin etrafı sarıldığında otel önüne belediye araçlarıyla taş yığarak saldırıya doğrudan katılım da sağlamıştı.
2011’de CNNTürk’te 5N1K programına katılan Karamollaoğlu, Cüneyt Özdemir’in 35 insanın canlı canlı yakıldığını söylemesi üzerine ise “Cayır cayır yanarak ölmediler. Dumandan hayatarını kaybettiler. Buradaki tahriki söylemek istiyorum. Aradaki farkı biz görmezsek, bunu da söylemezsek, oradaki halkta farklı bir izlenim doğar” demişti.
Karamollaoğlu, vicdanının rahat olup olmadığı sorusuna ise “Bu yönüyle vicdanım rahat ama bu tür hadiselerin benim belediye başkanlığım döneminde olması yüzünden ise elbette üzgünüm. Yani hiçbir belediye başkanı böyle bir olayın kendi belediye başkanlığı döneminde, suçu olsun ya da olmasın, yaşanmasını istemez” yanıtı vermişti.

HANİ OHAL ESAS OLARAK DEVLETE KARŞI İLAN EDİLMİŞTİ?

sinan-olcan
12 Eylül askeri darbesinde Diyarbakır Cezaevi’nde işkence gören Dr. Sinan Olcan, 676 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle (KHK) meslekten ihraç edildi.
Resmi Gazete’de 675 ve 676 sayılı iki yeni KHK’la ile, aralarında Dicle Haber Ajansı ve Özgür Gündem Gazetesi’nin de olduğu bazı medya kuruluşları kapatılırken, son dönemde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yeniden gündeme getirdiği rektörlük seçimleri kaldırılmıştı.
Yürürlüğe giren KHK ile görevden alınan Sakarya İl Sağlık Müdürlüğü’nde görevli 29 sağlık çalışanı arasında Olcan da bulunuyor
Olcan 12 Eylül darbesinde Diyarbakır Cezaevi’nde insanlık dışı işkence gördüğünü iddia ederek, 2011 yılında ’12 Eylül mağduru’ sıfatıyla darbenin başındaki isim olan Kenan Evren ile Deniz ve Hava Kuvvet Komutanları dahil olmak üzere askeri tüm görevlilerin cezalandırılmalarını isteyerek Sapanca Cumhuriyet Savcılığı’na dava dilekçesi vermişti.
‘Çöktürürlerdi, nefes alamazdık’
Diyarbakır Cezaevi’nde kendisine dışkı yedirildiğini belirten Olcan, yaşadıklarını şöyle anlatmıştı: “Mahkemelere giderken, Sabah 6’da kalkıyorduk. Bir duvarın önüne diziliyorduk. Marşlar eşliğinde, ayaklarımızda prangalar, göğsümüzde zincir ön ve arkadaki arkadaşlarımıza bağlanıyorduk, başımız önde eğik bizi arabalara koyarlardı. Çöktürürlerdi, nefes alamazdık. Önümüzde jandarmanın dipçiği ve postalları ile bizim sırtımızdan, başımızda hemen coplarlardı.”

Tutuklama Terörü Sürüyor: Kışanak, Anlı ve Akat tutuklandı. Kürt Halkının İradesi teslim alınamaz...!

tutuklama_kisanak_anli
15 Temmuz darbe girşimini Sivil darbeyle tamamlamaya çalışan Erdoğan'ın önderliğindeki AKP faşist diktatörlüğü sandıkta alamadığını kayyum kararnamaleriyle almaya çalışıyor. DBP-HDP belediye başkanlarını gözaltına alıp hayali iddialarla tutuklayan AKP faşizmi halkın iradesini hiçe sayarak darbe üstüne darbe yaptı. OHAL rejiminin esas olarak devlete karşı ilan edildiği iddialarının külliyen yalan ve esas hedefin AKP faşizmine karşı direnen devrimci-demkrat ve Kürt yurtsever muhalif güçler olduğu ı KHK kararlarNitekim, ıyla bir kez daha açığa çıktı.
Diyarbakır’da 25 Ekim akşamı gözaltına alınan Büyükşehir Belediyesi eş başkanlarından Fırat Anlı, İl Emniyet Müdürlüğü’ndeki 5 günlük sorgulamalarının ardından tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Sevk sonrası Fırat Anlı tutuklandı. Sorgusunun ardından Gültan Kışanak hakkında da tutuklama kararı çıktı.
Eş başkanların gözaltına alınmasından sonra belediyenin önündeki eylemde gözaltına alınan, Batman eski Milletvekili Ayla Akat Ata da çıkarıldığı savcılıkta sorgusundan sonra tutuklaması istemiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Ayla Akat Ata da sevk edildiği mahkemece tutuklandı.
Bu tutuklamalar açıktan Kürt halkının iradesini hiçe sayan ve emekçi halklara gözdağı veren bir saldırıdır. Bu faşist saldırının geri püskütülmesi için devimci-demokrat ve ilerici güçler sokağa çıkarak Kürt halkının iradesi sahip çıkmalı ve faşist kuşatmanın dağıtılması için mücadele etmelidirler. Aksi halde yeni tutuklama dalgaısnın kapıda oluğunu unutmayalım. Faşizmin anladığı tek dil örgütlü birleşik direniştir. Bunu yaratmak için öne çıkmalıyız.
ANF’nin haberine göre; gizlilik kararı olan soruşturmada Kışanak’ın “örgüt yöneticiliği”, Anlı’nın ise “örgüt üyeliği” iddialarıyla suçlandığı belirtildi. İddialara dayanak olarak ise eş başkanların belediye faaliyetleri ve DTK binasında yapılan toplantıların ortam dinlemeleri gösterildi.

29 Ekim 2016 Cumartesi

Seçimler Kaldırıldı, Rektörleri de Erdoğan Seçecek..!

Bakanlar Kurulu tarafından yayınlanan yeni kararnameyle rektörlük seçimleri de kaldırıldı.
Bugün akşam saatlerinde yayınlanan 676 sayılı Kanun Hükmünde kararname ile 2547 sayıı Yükseköğrenim Kanun değiştirildi. Değişiklik şöyle belirtildi:
MADDE 85- 2547 sayılı Kanunun 13.maddesinin (a) fıkrasının birinci paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Devlet üniversitelerinde rektör Yükseköğretim Kurulu tarafından önerilecek, profesör olarak en az üç yıl görev yapmış üç aday arasından Cumhurbaşkanınca atanır. Bir aylık sürede önerilenlerden birisinin atanmaması ve Yükseköğretim Kurulu tarafından, iki hafta içinde yeni adaylar gösterilmemesi halinde Cumhurbaşkanınca doğrudan atama yapılır.
"Rektörün görev süresi 4 yıldır. Süresi sona erenler aynı yöntemle yeniden atanabilirler. Ancak aynı Devlet üniversitesinde iki dönemden fazla rektörlük yapılamaz.Rektör, üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü tüzel kişiliğini temsil eder. Vakıflarca kurulan üniversitelerde rektör, mütevelli heyetinin Yükseköğretim Kuruluna teklifi ve Yükseköğretim Kurulunun olumlu görüşü üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanır.”
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “rektör atamalarındaki mevcut usulden vazgeçilmesi, üniversitelerimizin de ülkemizin de yararına olacaktır” demişti.
Erdoğan zaten rektör seçimlerindeki sıralamayı gözönünde bulundurmuyordu. Erdoğan şimdiye dek 74 üniversitedeki rektör seçiminin 29'unun birincisini atamadı.

Düzenlemenin önceki hali

a) (Değişik: 17/8/1983 - 2880/7 md.) (Değişik birinci paragraf: 18/6/2008-5772/2 md.) Devlet üniversitelerinde rektör, profesör akademik unvanına sahip kişiler arasından görevdeki rektörün çağrısı ile toplanacak üniversite öğretim üyeleri tarafından seçilecek adaylar arasından Cumhurbaşkanınca atanır. Rektörün görev süresi 4 yıldır. Süresi sona erenler aynı yöntemle yeniden atanabilirler. Ancak iki dönemden fazla rektörlük yapılamaz. Rektör, üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü tüzel kişiliğini temsil eder. Rektör adayı seçimleri gizli oyla yapılır. Oy veren her öğretim üyesi oy pusulasına yalnız bir isim yazabilir. Birinci toplantıda öğretim üyelerinin en az yarısının hazır bulunması şarttır. Bu sağlanamadığı takdirde toplantı 48 saat ertelenir ve nisap aranmaksızın seçime geçilir. Bu toplantıda en çok oy alan altı kişi aday olarak seçilmiş sayılır.
"Yükseköğretim Genel Kurulunun bu adaylar arasından seçeceği üç kişi Cumhurbaşkanlığına sunulur. Cumhurbaşkanı, bunlar arasından birini seçer ve rektör olarak atar. Yeni kurulan üniversitelere rektör adayı olarak başvuran profesörler arasından Yükseköğretim Genel Kurulunun seçeceği üç aday Cumhurbaşkanlığına sunulur. Cumhurbaşkanı, bunlar arasından birini seçer ve rektör olarak atar. Vakıflarca kurulan üniversitelerde rektör adaylarının seçimi ve rektörün atanması ilgili mütevelli heyet tarafından yapılır.
Rektörlerin yaş haddi 67 yaştır. Ancak rektör olarak atanmış olanlarda görev süreleri bitinceye kadar yaş haddi aranmaz.

TV10 protesto eylemi: Sazımızla sözümüzle direneceğiz..!

Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile kapatılan kanallardan birisi olan TV10’un kapatılması Taksim Galatasaray Meydanı’nda protesto edildi. Eyleme çok sayıda Alevi örgütü temsilcisi ve sanatçı ile Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu da katıldı.
“Alevilerin sesi TV10 susturulamaz!” pankartının açıldığı eylemde AKP Gençlik Kollarının düzenlediği yürüyüşü gerekçe gösteren polis ‘Size karşı bir saldırı olursa sorumlusu biz değiliz’ diyerek eylemin bitirilmesini istedi.
‘ALEVİLER YAŞADIKLARINI DUYURAMIYOR’

Eylemde konuşan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, “Mahkemelerde Alevilerin davaları görülüyor. Uğur Kurt’un davası, Pir Sultan Aptal Cemevi davası görüldü. Orada medyayı, televizyonları göremiyoruz. TV10’u kapattılar. Alevilerin sesini kıstılar. Aleviler yaşadıklarını duyuramıyorlar. O yüzden biz TV10’un kapatılmasının Alevilerin susturulması anlamına geldiğini söylüyoruz. Biz ekranlarımızda televizyonumuz kapatıldığı ana kadar sevgiyi, barışı, birlikte yaşamayı sazlarımızla sözlerimizle, semahlarımızla, cemlerimizle bir şekilde yansıtmaya çalıştık. Ama sesimizin kısılmasıyla birlikte maalesef Türkiye’de çatışmalar ve savaş dili hakim olmuştur. OHAL’den sonra Aleviler, Kürtler, sanatçılar, aydınlar, yazarlar, kadınlar, işçiler, ezilenler zarar gördü” dedi. TV 10 ile ilgili yasal süreçten de bahseden Büyükşahin, “Televizyonumuzla ilgili gerek OHAL’e itirazın yapılması, gerek Anayasa Mahkemesi, Danıştaya itirazların yapılması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine itirazların yapılması süreci devam ediyor. İmza kampanyaları devam ediyor bir taraftan. Bizim sesimizi susturamazsınız sazlarımız susmayacak” dedi. Sanatçılar adına konuşan Metin Karataş, “Bizleri, bu toplumun sanatçıları, aydınları, yazarları, çizerleri olarak susturamayacaklar. TV10 gibi azınlıkların, dışlananlarının sesi olan kanalları kapatmakla bizi susturamayacaklar” diye konuştu. Sanatçılar konuşmaların ardından türküler söyledi. 

DİYANETİN KADINLARIN KILLARIYLA UĞRAŞTIĞI BİR DÖNEMDE OKUNMASI GEREKEN BİR YAZI ..!

Mümkünse okumadan beğenmeyin ... paylaşmayın..
Yumurtalar izin verdiği sürece ayda bir kanıyor, adına regl deniyor ama o da ayıp. Ve insan
”Kadın değil, Keçi boynuzuyuz!
Sayelerinde çırılçıplak geziyoruz memlekette. Gözlerini, sözlerini eksik etmiyorlar çünkü üzerimizden. Ne kadar giyinsek de fark etmiyor, kafalarında hep çıplağız biz. Kıyafet özgürlüğümüz elimizden alındığı gibi, bedenimiz de bize ait değil.
Memelerimiz var mesela; ama bizimle alakaları yok. "Eski Başbakan''ın" şiddetle tavsiye ettiği üzere, doğuracağımız üç çocuk için, kutsal ailenin yapıtaşı, kutsal süt ünitesi onlar. Emzirme sutyeniyle sıkı sıkı korunsun, uslu uslu otursunlar. O kadar! Olur da elbisemizin penceresinden aksilik yapıp görünmeye kalkarlarsa vay hallerine! Elinde kumanda, kanal kanal gezen iktidar partisinin genel başkan yardımcısı düzeyinde muhatap alınıp kovulurlar.
• • •
Vajinamız var mesela; ama vajina dememiz ayıp. Böbrek, dalak gibi bir organ ama Başbakan yardımcısı tarafından yüz kızartan sözcükler listesine alındı. Yumurtalar izin verdiği sürece ayda bir kanıyor, adına regl deniyor ama o da ayıp. Kısık sesle ‘halam geldi’ dememize izin var. Bu eşsiz benzetmenin çıkış noktasını bulmak için geleneklerimizin karanlık dehlizlerine dalmaya hiç niyetim yok. Ama bu regl öyle ayıp bir şey ki, ramazanda toplum içinde yemek yiyen başörtülü kadınlar böylece regl olduklarını ilan etmiş sayıldıkları için, elbette ki bir erkek tarafından kınandı. Başörtülü bir kadın ramazanda oruç tutmuyorsa vajinası kanıyordur çünkü, misal şeker hastası olma ihtimali bu kafa için fazla bilimsel.
• • •
Dudaklarımız var bizim. Kırmızı çok yakışıyor. Ama işte, erkek üzerinde bir kilo keçiboynuzu yemişcesine afrodizyak etkisi yaratabileceğinden, THY’de kurum düzeyinde tartışıldı. Hostes kırmızı ruju sürünce ne olacak, servis yaparken, demli çay isteyen yurdum erkeğinin aktive olan testosteronu, kalbinde meydana getirdiği ritim artışıyla bedenini titretip, sıcak bardağı üzerine dökmesine neden olacak! Kırmızı rujuyla, “içecek ne alırsınız efendim” diyen kadının dudaklarının arasındaki bu büyük tehlikeye “dur” demek elbette yine erkeklerin işi.
• •
Özgürlüklerimiz için sokağa çıktığımızda, devletin polisi saçımızdan sürükleyip, vura vura kalçamızı kırdığında, adı hatırlanmayan, -aslına bakarsanız gerek de duyulmayan-, Başbakan tarafından “ bir tane ‘kız’ mıdır, ‘kadın’ mıdır artık bilemem” olarak seslendiği insanlarız biz. Ya üzerinden etiketi sökülmemiş yeni bir tişört, ya paketi açılmış eski bir hediye… Çok afedersiniz o yüz kızartan vajinanın içindeki zar da bizim değil elbet, erkeğe sunmakla yükümlü olduğumuz, bize emanet edilmiş hazine o.
• • •
Eşşek gibi çalışırız ama emeğimiz bizim değil. Merdiven altlarında, pencere pervazlarında güvencesiz, üç paraya çalıştırılıp görmezden geliniriz. Kadının yeri evi tabii de, mecburiyet olunca… Gerçi iki ucu kakalı çomak! Kadınlar iş aradığı için işsizliğin yüksek olduğu, bakan düzeyinde ciddiyetle öne sürülmüştü. En iyisi gözden ırak olsunlar, erkeklerin istemeyeceği işleri yapsınlar, bir de çok kazanıp şımarmasınlar. Mazallah kendimize güvenimiz falan gelir, başlarım böyle hayata deyip, çekip gideriz! Gerçi bu asiliğin de çaresine bakılmış. Sokak ortasında öldürülmemizin önünde pek bir engel yok. Cezası, ‘namus temizliği’ne davetiye… Tahrik indirimi memleketin erkeklik haklarının en iyi avukatı.
• • •
Biz varız ama, biz bize ait değiliz. Başbakan düzeyinde dillendirilen kürtaj yasağı, “anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, anası ölsün,” şeklinde başkent belediye başkanı düzeyinde ve “tecavüze uğrayan doğursun, devlet bakar,” şeklinde de bakan düzeyinde ele alınmış; ancak dibin dibi olarak tanımlanabilecek olan açıklama, görevi insanlığa karşı işlenmiş suçları araştırmak olarak belirlenmiş meclis insan hakları komisyonu başkanından gelmişti. “Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masumdur.”
• • •
Onlar, günde beş kadının öldürüldüğü, son on yılda kadın cinayetlerinin yüzde bin dört yüz arttığı memleketimizin iktidar temsilcileri. “Biz karısını kırk yerinden bıçakladıktan sonra sokak ortasında bırakan bir ahlaksız kocayı bu güne kadar duymamıştık” diye şaşıran Bülent Arınç’ın yol arkadaşları. Bugünlerde bir hayadır, iffettir almış yürüyor. Sıfırlanamayan paralarla, kirli ortaklıkla, özgürlüğü ve hayatı yalan dolanla elinden alınmış insanlarla, öldürülen çocuklarla, çekirdek gibi çitlenen işçilerle, tabutu bedeninden ağır çeken Berkin’le, onun acılı anasını yuhalatmakla falan ilgili değil. Mesele kahkaha; ama durum gülünç değil.
• • •
Kadınlar toplum içinde kahkaha atmasın, demek; kadın katillerinin “güldü, tahrik etti, vermedi, öldürdüm” savunmasının temelini oluşturuyor. Bu, komşumuz X efendinin ağzından dökülmüş bir saçmalık olsaydı, karşısına geçip katıla katıla güler, kapısını çalıp “kim o?” dediğinde, vajina der eğlenirdik. Ama değil… Bülent Arınç, AKP’nin kadına bakışını temsilen yaptığı konuşmayla gündemi değiştirmiyor, aksine on iki yıldır hiç değişmeyen kendi gündemlerini hatırlatıyor. Örtülü, örtüsüz bütün kadınların vücudunu, gözleri ve sözleriyle yıllardır çıplaklaştırmaları hiç gülünç değil, aksine çok korkutucu. Haramdan, kıyımdan değil de, vajinadan utanıp kahkahayla irkilen bir zihniyetten ve her gün kadınları hedef alan bu tacizden nasıl kurtulacağız? Asıl soru bu.”
Gözde Bedeloğlu / Bunları yazmak cesaret ister de, anlamak için de insan olmak lazım!..