1 Kasım 2016 Salı

Zulme Direnişin Adı Kobane.Bugün Dünya Kobanê Günü..

kobane direnişin adı ile ilgili görsel sonucu19 Temmuz 2012 tarihinde başlayan Rojava devriminin ilk mayası Kobanê’de atılmıştı. Bu adım, mazlum Kürt halkının özlemlerinin gerçekleşmesinde tarihe atılmış önemli bir çentikti. Emperyalist güçler ve bölgesel gericilikler arasında sıkışmış Kürt halkı, 21. yüzyılın ilk yarısında, tüm insanlığa umut ve güven taşıyacak bir serüvene başlıyordu. Dostları kadar düşmanları çok olacak bir yürüyüştü bu…

Başta bölge gericilikleri ve onlarla içiçe geçmiş cihatçı çeteler olmak üzere Rojava’nın varlığından çıkarları temelinde rahatsızlık duyan tüm güçlerin, bu rahatsızlıklarını pratik adımlara dönüştürerek, Rojava’ya çullanmaları uzun sürmedi. Her kirli dehlizin kapısını açacak anahtar muamelesi gören IŞİD canilerinin 2014’te Kobanê’ye saldırmaları bu adımların en kanlı, en kapsamlı ve en kirli olanıydı. Fakat ağır silahlar ve sınırsız olanaklarla girişilen Kobanê saldırısı, onun onur ve iradeyle örülmüş kapısından içeri giremedi.

Tam 134 gün sürdü Kobanê direnişi... 44 günlük Kabonê’yi özgürleştirme oparasyonunda ise 807 çete üyesi öldürüldü.

Dört yandan kuşatılmış bu küçük kasaba; irade, onur ve ezilen insanlığın soylu değerleriyle örülmüş 21. yüzyılın Stalingrad’ı, Madrid’i oldu. 

Türkiye, İran, Irak ve Suriye'nin farklı yerlerinden Kürtler Kobanê'yi savunmak için geldi.

Sınırın bu tarafından, Diyarbakır’dan, Mardin’den, Van’dan, Batman’dan, Suruç’tan... yüzlerce Kürt genci yalınayak koşarak gitti kader birliği ettiği halkını savunmaya. Kobanê direndi!

Hayatının baharında Arin Mirkan düşmanı paramparça etmek için gözünü kırpmadan yürüdü ölümün üstüne. Kobanê direndi!

Suphi Nejat ve birçok enternasyonal savaşçı, ölümü gözlerinde küçülterek ölümsüzleştiler, Kobanê direndi!

Kobanê ne sadece Kürtler için ne de mendil kadar bir toprak parçası için direndi. Dünyadaki birçok kent “Her yer Kobanê!” diye ayağa kalkarken Kobanê insanlık için direndi.

IŞİD canilerine karşı direnen Kobanê için “Kobanê düştü, düşecek” diye keyifle ellerini ovuşturan Tayyip Erdoğan ve Türk şovenizmi umduğunu bulamadı. Kobanê düşsün, Rojava devrimi yenilsin, kanton yapısı bir daha ayağa kalkamayacak şekilde yara alarak çöksün istiyorlardı, avuçlarını yaladılar.

6-7- 8 Ekim 2014'te başta Kürt illerinde olmak üzere kitleler sokağa indi. Kobanê serhıldanı diye anılan ve üç gün boyunca aralıksız süren bu direniş, özellikle genç kuşak Kürtler içinde ulusal bilincin sıçrama yaptığı bir moment oldu.

Pekçok il ve ilçede halk Kobane için sokaklara aktı. Neredeyse tüm Kürt kentleri savaş alanına döndü. Halkının öfkesi karşısında bazı kentlerde devlet görünmezleşti, denetim fiilen halkın eline geçti. Kürt halkı IŞİD çetesinin Kobanê merkezine girmesi ve bir katliam gerçekleştirmesi olasılığına karşı, ölümüne bir sahiplenme içinde olduğunu gösterdi.

IŞİD canileri, onların sayısız destekçisi ve yaşanan görkemli direnişe günlerce seyirci kalan ve Kobanê’nin düşmesini bekleyen bilumum dünya gericiliği en sonunda Kobanê’nin düşemeyeceğini, “düşse” bile Kürt halkının 21. yüzyılda olgunlaşmış iradesinin kırılamayacağını gördü, anladı…

Dünya halkları Kobanê’nin ezilen insanlığın erdemleriyle kuşanmış direnişi karşısında şapka çıkardı ve 1 Kasım 2014 Dünya Kobanê Günü ilan edildi. O gün 40 ülkede, 232 kentte yüzbinlerce insan sokaklarda Kobanê direnişini destekledi. “Kobanê direnişi insanlık direnişidir” diyen halklar, ellerindeki YPG bayraklarını dalgalandırarak sokaklara çıktı.

Kobanê direnişi on yıllardır nefessiz kalan dünya işçi ve emekçilerine, ezilen tüm toplumsal kesimlerine yeni bir umut ve coşku kaynağı oldu. Unutulan pekçok değeri hatırlatan bir kaynak…

Türkiye faşist rejimi başta olmak üzere bölgesel gericilikler ve emperyalist güçlerin yeni hamleleri, kızışan rekabetleri ve dikiş tutmaz planlarıyla karşı karşıya olduğumuz bu günlerde Rojava yine hedefte. Rojava yine tüm insanlık için direnmeye hazır…

Bu yılki Dünya Kobanê Günü faşist saldırıların gemi azıya aldığı, Suriye ve Irak’ta en kirli ve en çılgın senaryoları devreye sokmaya hazırlandığı, içerde tüm muhalefet dinamiklerinin vahşice ezilmeye çalışıldığı, işçi ve emekçilere dönük saldırıların her açıdan tırmandığı koşullarda gerçekleşiyor.

Eğitim Sen: “Hukuksal ve örgütsel mücadeleyi kesintisiz sürdüreceğiz”..!

egitim-sen-ihrac-aciklama
Ankara’da ihraç edilen kamu emekçileri için açıklama yapan KESK’e bağlı Eğitim Sen “Hangi siyasi görüşten olursa olsun, haksız ve hukuksuz bir şekilde ihraç edilen herkes için hukuksal ve örgütsel mücadeleyi kesintisiz sürdüreceğimiz bilinmelidir” ifadelerini kullandı
Ankara’da KESK’e bağlı Eğitim Sen 29 Ekim’de ilan edilen 675 ve 676 sayılı KHK ile binlerce kamu emekçinin ihraç edilmesine karşı basın açıklaması yaptı.
Basın açıklamasını okuyan Eğitim Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde 672 sayılı KHK, ardından 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı akşamında 675 sayılı KHK yayımlanarak, tamamen keyfi ve siyasi kararlarla binlerce kamu personeli kamu görevinden ihraç edilerek toplumla adeta dalga geçildiğini söyledi.
675 sayılı KHK ile 2 bin 219’u MEB, 1267’si üniversitelerden olmak üzere kamudan 10 bin 131 kişinin daha hukuksuz biçimde kamu görevinden çıkarıldığının altı çizen Karaca, 1 Eylül’de açıklanan 672 sayılı KHK ile ihraç edilenlerle birlikte değerlendirildiğinde bugüne kadar kamu görevinden çıkarılan MEB personeli sayısının 38 bin 294’e, yükseköğretim personeli sayısının ise 3 bin 613’e yükseldiğini belirtti.
Karaca “İhraç edilen üyelerimizin sendika içindeki görevlerine bakıldığında ülke çapında il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri, mülki amirler, iktidarın yerel uzantıları ve yandaş sendika işbirliği ile Eğitim Sen’e yönelik olarak özel bir çalışma yapıldığı anlaşılmaktadır” dedi.
Türkiye’de sadece son birkaç ayda yaşananlara bakıldığında bugüne kadar yaşanan bütün darbeleri gölgede bırakan korkunç bir manzara ile karşılaşıldığını vurgulayan Karaca şunları söyledi:
Kamuda 100 bini aşkın ihraç yaşanırken, muhalif gazeteler, dergiler, televizyonlar, radyo ve internet sitelerinin birer birer kapatılması, gazeteci, yazar, öğretmen, bilim insanı, belediye başkanı ayrımı yapmadan iktidara biat etmeyen tüm muhalif kesimlerin baskı, tehdit, gözaltı ve tutuklamalarla sindirilmek istenmesi kesinlikle tesadüf değildir.
15 Temmuz’dan bugüne kadar yaşadıklarımız, kimlerin gerçek anlamda darbeye karşı olduğu, kimlerin darbeci zihniyetle aynı çizgide olduğunu bir kez daha göstermiştir. Darbe fırsatçılığı yaparak ülkeyi kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda “tek adam yönetimi” ile yönetmek isteyenler karşılarında duracak hiçbir örgütlü ve dinamik güç istememektedir.
Bugüne kadar attıkları her adımda hukuku ayaklar altına alarak hareket edenler, yok saydıkları hukuk karşısında mutlaka hesap vereceklerdir. İktidarın bugüne kadar hayata geçirdiği tüm hukuk dışı uygulamalarda olduğu gibi, KHK’lar ile hukuksuz bir şekilde ihraç edilen üyelerimiz başta olmak üzere, hangi siyasi görüşten olursa olsun, haksız ve hukuksuz bir şekilde ihraç edilen herkes için hukuksal ve örgütsel mücadeleyi kesintisiz sürdüreceğimiz bilinmelidir.

“Boğaziçi kendi rektörünü seçmiştir, hala atanmaması kabul edilemez”

bogazici-universitesi-rektor-atama-protesto1-1-kasimBoğaziçi Üniversitesi akademisyenleri bir açıklama yaparak son KHK ile rektör seçimlerinin kaldırılmasına itiraz etti. KHK’yi dakikalarca alkışlarla protesto eden akademisyenler adına açıklamayı Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ayşe Buğra yaptı.
Ülkenin zor zamanlardan geçtiğini vurgulayan.Buğra “Zorlukları ortak aklı çalıştırarak, bilimsel olarak temellendirerek ve hukuk devleti çerçevesinden çıkmadan aşmalıyız” dedi.
Boğaziçi kendi rektörünü seçmiştir
Temmuz ayında Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinin yüzde 90’ının katıldığı seçimle yüzde 86 gibi rekor bir oyla kendi rektörünü seçtiğini hatırlatan Buğra bu sonucun görmezden gelinerek seçilmiş rektörün hala atanmamış olmasının kabul edilemez olduğunu söyledi.
Buğra’nın Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri adına okuduğu açıklama şöyle:
Ülkemiz zor zamanlardan geçiyor. Zorlukları ortak aklı çalıştırarak, bilimsel olarak temellendirerek ve hukuk devleti çerçevesinden çıkmadan aşmalıyız.
29 Ekim 2016 gecesi çıkarılan 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) rektör seçimlerini yeniden düzenleyen 85. Maddesi, olağanüstü hal koşullarıyla ilgisiz düzenlemeler önermektedir. Daha önce 18 Ağustos 2016’da TBMM’ye sunulan ve milletvekillerinin tepkisi üzerine hızla geri çekilen bu düzenleme, üniversite yönetimini siyasi iradenin tasarrufuna bırakmaktadır.
Demokratik toplumlarda rektörler siyasi irade tarafından belirlenmez. Üniversiteler özerk kurumlardır. Bu özerklik, anayasamız tarafından sınırlı da olsa güvence altına alınmıştır. Ancak son düzenleme, üniversitenin kurumsal özerkliğini hem kamu hem vakıf üniversiteleri için yok etmektedir.
Boğaziçi Üniversitesi, 12 Temmuz 2016 tarihinde öğretim üyelerinin % 90’ının katıldığı bir seçimde, % 86 gibi rekor bir oy oranıyla rektörünü seçmiştir. Seçimlerin öneminin her gün hatırlatıldığı ülkemizde, böylesine net bir seçim sonucunun görmezden gelinerek, seçilmiş rektörün hâlâ atanmamış olması kabul edilemez.
OHAL’in hukuki çerçevesinin dışında kalan yeni rektör belirleme yöntemi ise, ülkenin bilimsel, demokratik ve ekonomik gelişmesine zarar verecek niteliktedir. Özerk üniversitelerin gelişmiş toplumların güvencesi olduğunu hatırlatarak, rektör seçimini düzenleyen KHK’nın iptalini kamu yararı adına talep ediyoruz.
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyeleri”
Buğra, yeni rektör belirleme yönteminin ülkeye zarar vereceğini vurgulayarak KHK’in iptalini talep ettiklerini dile getirdi. Açıklama akademisyenler tarafından dakikalarca alkışlandı.

Demirtaş: Faşist bloka mecbur değiliz, demokratik blok oluşturalım..!

Partisinin grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş muhalefete, “Bu faşist bloka mecbur muyuz, neden demokratik bir blok oluşturmayalım” diye seslendi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eş başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın tutuklanmasının bütün toplumu esir alma siyasi projesinin ayaklarından olduğunu belirten Demirtaş, “Bu bir rehin almadır. Kaçırılmadır. Arkadaşlarımız şu anda iktidarda olan bir çete tarafından kaçırılmıştır” dedi.
Belediyelere kayyum atılmasıyla ilgili Binali Yıldırım’a da seslenen Demirtaş, “Havuz medyanızda, lağım medyanızda bu iftiraları kampanyaya dönüştürürken hiç mi utanmıyorsunuz? Başbakan, hiç mi utanmıyorsun, sıkılmıyorsun. Çık açıkça söyle, hırsızlıkla, alıştığımız yöntemle belediyelere el koyuyoruz de” dedi.
IMC TV ve Hayatın Sesi TV’nin Saray iktidarı tarafından kapatılmasıyla grup toplantısı canlı yayınlanmayan HDP, Periscope ve Facebook’tan canlı olarak Demirtaş’ın konuşmasını yayınladı.
Demirtaş’ın konuşmasından satır başları şöyle:
“Erdoğan yıllardır Diyarbakır’da oy çokluğunun hayalini kurmuştur”
Hukuk devletinin askıya alındığı toplumda yaşamak kolay değil. Hak arayıcıları hiç kendileri için değil, ötekileştirilmiş herkes için mücadele ediyor. Saray’ın etrafında beslenen leş kargalarını saymazsanız toplumun tamamı hukuksuzluk altında inliyor. Herkesin bir yakını ya tutuklanmıştır, ya soruşturma altındadır ya da korkuyordur. Böyle bir ortamda hepimizin birleşebileceği temel ilkeler adalet ilkeleridir. İnsan haklarının, hukukun evrensel ilkeleridir.
Size iç karartıcı bir konuşma yapmak istemezdim ama gün geçmiyor ki bir faşizan saldırıya imza atılmasın. Gültan Kışanak, Fırat Anlı, Ayla Ata uzun yıllardır siyasette olan, parlamentoda, yerel yönetimlerde görev yapmış, siyasi şahsiyetler. Başlarına gelenleri görüyorsunuz. Büyük bir komplo, iftira kampanyasıyla, sandık yoluyla kazanamadıkları belediyeyi ele geçirme operasyonunu nasıl pervasızca, aleni gerçekleştirdiklerini gördünüz. Tayyip Erdoğan çok uzun yıllardır, siyasete girdiği günden bu yana Diyarbakır’ın hayalini kurmuştur. Diyarbakır’da oy çoğunluğunun hayalini. Ama Diyarbakır ona hep kabus yaşatıyordu. Hangi yöntemle olursa olsun alınacak talimatını veriyor.
“Tek bir belediyemizin kasasından para gitmemiştir, halkın parasıdır”
Biz seçim bildirisi dağıttık, onlar para dağıttılar. Müşahitlere baskı yaptılar, mitingleri yasakladılar, bildirileri yasakladılar. Gönüllü çalışanların desteğiyle seçimleri kazandık. Şimdi 15 Temmuz darbe girişimi ‘Bu bize Allah’ın lütfudur’ sözünün neden söylendiği anlaşılıyor. Bütün kirli hayallerini gerçekleştirme fırsatını yakaladı. Gücünün yetmediği ne kadar kanunsuzluk, ilkesizlik varsa şimdi aleni bir şekilde yapabiliyor. Diyarbakır Belediyesi’ne yapılan operasyonun nedeni budur. Her belediyede müfettişler yıllık denetim yaparlar ve bir oda tahsis edilir. Yıllardır tek bir hırsızlık, yolsuzluk bulamıyorlar. Sizce 15 yaşında bir çocuğu yaka paça içeri atan bir yargı, belediyelerden 1 lira dağıtılmış olsaydı savcı itiraz etmez miydi? Bunu belgelemiş olsalar o belediye başkanı çoktan tutuklanmış olmaz mı?
Bu süre zarfında tek bir belediyemizin kasasından ne dağa, ne bayıra tek kuruş para gitmemiştir. Resmi bütçeler var. Ankara’dan para gelir, nereye harcanacağı bellidir. Böyle saçmalık mı olur? İkincisi bizim hiçbir görevlimiz dağa, oraya, buraya para göndermekle görevli değildir. Halkın parasıdır. Savcının değil, bizim en sert şekilde eleştirimize maruz kalırlar. Her açıdan asla kabul edeceğimiz bir şey değil. Peki, bunlar utanmadan, sıkılmadan yalanlar sallarken savcılar bu iddiaya bakıyor mu? Yok. Belediye eş başkanlarımıza sorduğu sorulara bakıyorsunuz, böyle bir iddia da yok. Havuz medyanızda, lağım medyanızda bu iftiraları kampanyaya dönüştürürken hiç mi utanmıyorsunuz? Başbakan, hiç mi utanmıyorsun, sıkılmıyorsun. Çık açıkça söyle, hırsızlıkla, alıştığımız yöntemle belediyelere el koyuyoruz de.
“Teröre yardımdan yerine kayyum atanacak Gökçek ve Topbaş’tır”
Belediyeler terör örgütüne yardım ettiğinde kayyım atama gerektiğinde iki örnek vereyim size. Kadir Topbaş ve Melih Gökçek. Cemaat’e neler verdiklerini övünerek anlattılar. Parsel parsel Ankara’yı satmış olan adama kayyım atayın. Kandıra Cezaevi’ne göndermeniz gereken Gültan Kışanak ve Fırat Anlı değil; Melih Gökçek’tir, Kadir Topbaş’tır. Diyeceksiniz ki bunların elebaşı sarayda, doğru. ‘Ne istedilerse verdik’ demedi mi? Fakat sihirli bir cümle bulmuş, ‘Allah bizi affetsin.’ Allah sizin belanızı versin be. Bunların hepsi kandırılmış; memur, işçi, polis ‘Kandırıldık’ bile diyemez.
Bu görevden aldığınız halk çok zeki. Onları kandıramamışlar, siz saf, keriz olduğunuz için sizi kandırmışlar. Ülkenin bu kadar saf tarafından yönetilmesi yanlış bir şey, istifa edin. Yıllarca sizi rahat kandıranlara karşı bir kez daha kandırılamayacağınızın garantisini verebiliyor musunuz?
“Adil yargılama olsa arkadaşlarımız tutuklanmazdı”
Malına el koyuyorsunuz, mülküne el koyuyorsunuz, maaşına, yetmiyor, annesini babasını rehin alıyorsunuz. Biz bunları normal karşılayabilir miyiz? Bu kadar huzursuzluk yaşanırken darbeciler darbe yapmaya çalıştı diye toplumun tamamına zulüm yapılmasına sessiz kalabilir miyiz? Gültan Kışanak – Fırat Anlı meselesi sıradan bir yargı operasyonu değil. Bütün toplumu esir almak siyasi projesinin ayaklarından biridir. Tutuklanmış bütün siyasetçi arkadaşlarımızın ‘tutuklandı’ şeklinde hukuki kavramla açıklanmasını doğru bulmuyorum. Bu bir rehin almadır. Kaçırılmadır. Arkadaşlarımız şu anda iktidarda olan bir çete tarafından kaçırılmış, Kandıra denilen bir yerde rehin tutuluyorlar. Adil bir yargılama olsa, zaten arkadaşlarımızın tutuklanmasına gerek kalmayacaktı. Yargılanmalarına belki gerek kalmayacaktı.
Ortada bir çete var. Hükümet yok, çeteye bağlı faaliyetler var. Mafya raconu diye bir şey vardır. Bunlarda o da yok. Onun da alt seviyesindeler. Ülkeyi ele geçiren zat çıkıp ‘Ne mağduriyeti ya’ diyor. Ülkenin yarısı doğrudan mağdur, yarısı bundan dolayı mağdur.
“Cesaret bulaşmasın diye medyada sansür var”
Medyada ağır bir sansür. Çünkü korku nasıl bulaşıcıysa, cesaret de bulaşıcı. Bir kişinin cesaretinden toplum da cesaretlenir. Muhalefetin sesi hiçbir yere ulaşmasın diye basına yönelik darbe süreci devam ediyor. Dün Cumhuriyet’in başına gelenleri biliyorsunuz. Neredeyse bütün köşe yazarlarını yaşına bakmaksızın, ki bazıları ağır hasta. Gözaltına alıp hücrelere doluşturdular. Şimdi Cumhuriyet’e nasıl kayyım atayabiliriz diye hesap yapıyorlar. Keza Kürtçe yayın yapan tek gazete Azadiya Welat kapatıldı, DİHA, Jinha kapatıldı. Şu ana kadar KHK’lerle 116 yayın organı kapatılmış. En korktukları şey ne biliyor musunuz? Biz teslim olmayacağız dememiz.
Kendi yayın anlayışıyla özgürce yayın yapan bütün merkezler kapatılmazsa bundan bile büyük bir korku içine düşüyor. Teslim alınmamış tek bir odak bile onun için tehdittir. Kendisinden beklenen budur. Bunun dışında herhangi bir beklentiniz yok herhalde bu zattan. Bu gibi durumlarda dayanışma tabii ki çok önemli. Teslim olmamak çok önemli ama hep savunmada kalmanın bir anlamı yok. Bizim bunları yenmemiz, alt etmemiz, tepetaklak etmemiz lazım. Türküyle, Kürdüyle, Alevisiyle, Sünnisiyle büyük bir korku yaşayan herkesin karşı hamle yapması gereken bir dönemden geçiyoruz. Devirmemiz lazım.
“İlk sandık kurulduğunda alternatif bir demokratik iktidar seçeneği sunmalıyız”
İlk sandık önümüze kurulduğunda güçlü bir muhalefet olarak Türkiye’ye alternatif bir demokratik iktidar seçeneği sunmamız lazım. Biz şu faşist bloka mecbur muyuz ya? Eşitlikten, kardeşlikten yana olanlar neden yüzde 60 oy alamayacakmışız, neden bir araya gelip demokratik bir blok oluşturmayacağız?
AKP’ye şans veren, prim veren ana muhalefetin hataları, yanlışları oldu. Bundan ders çıkardılar mı, emare de yok. Ülkenin geleceği bu kadar tehlike altındayken temel ilkeler altında mücadele etmemiz gerekiyor. Yenikapı’da sahneye çıkan ana muhalefetin sayın lideri, partinden tek bir kişi kalabalığın içinde var mıydı? CHP Genel Başkanı oradayken tek bir CHP’li var mıydı? Yoktu.
Artık önyargılarınızı bir kenara bırakmanız lazım. 1 Kasım Dünya Kobane günü. IŞİD barbarlarına karşı Türkiye’deki bu dayatmacı, ırkçı anlayışa karşı rengarenk çiçek bahçesi gibi HDP’nin yanında olmayacaksınız da nerede olacaksınız? Saray’dan hayır yok. En yakın arkadaşlarını sata sata oraya çıktı, siz kimsiniz ya? Gözünüzün yaşına bakmadan sizi idam sehpasına gönderir.
“Diktatörlüğü anayasal hale getirmeye çalışıyor”
Adına fiili başkanlık diyorlar da başkanlık bilmesek yutturacak. Biraz net ol, ‘Diktatör olmak istiyorum. Hayalim buydu, diktatör olacağım’ de. Ortada bir başkanlık sistemi tartışması yok. Fiilen ele geçirdiği devletteki diktatör yetkilerini anayasal hale getirmeye çalışıyor.
Demokrasiye çıkacaksa her model tartışılır ama toplumun yüzde 60’ı başkanlık sisteminin diktatörlük olduğunu biliyor ve korkuyor. Sen buna rağmen kendini başkan ilan edersen halkın başkanı olmazsın. Olsan olsan cop cumhuriyetinin başkanı olursun. Senin için o defter kapandı. Sen artık toplumun tamamının başkanı olamazsın, bitti. Sen Alevi bir anneyi yuhalattığında Alevilerin başkanları olma şansını kaybetti. ‘Kobane düştü düşecek’ derken Kürtlerin başkanı olma şansını kaybettin. Sokakta sadece onurlu bir yaşam için yürüyen emekçiyi gazla, copla ezmeye çalıştığından bu yana emekçinin başkanı olma şansını yitirdin. Kadına hakaret ettin, kadınların başkanı olma şansını kaybettin. Sen ancak çakallar sürüsü gibi toplanmışların başkanı olabilirsin.
“İçinizdeki Cemaatçileri temizleseniz 3-5 kişi kalırdınız”
Bu ülkenin bir diktatöre teslim edilmemesi gerek. Biz diktatörlüğe hayır diyeceğiz. Genel Kurul’daki tavrı, milletvekilleri ne diyecek merak ediyoruz. Teklifinize bakalım, neymiş. 14 yıldır hayalini görüyor, bir tasarı hazırlayamadınız mı? Daha elinizde bir tasarı yok mu? Parlamentoda darbeden kaç haberi olan AKP’li var, bilmiyoruz. Belki senin siyasi kurmayların var? Belki bakan var? Kaç AKP’li yönetici var, haberdar olan. Hiç mi yok? Zavallı erleri linç ettiniz, boğazlarını kestiniz be. Kendi içinde kaç tane var söylemiyorlar. Ne diyor atanmış başbakan, ‘Biz cemaatçileri temizledik.’ Temizlemiş olsanız 3-5 kişi kalmış olmanız gerekirdi.
Sen bana dokunma, ben sana dokunma pazarlığı yapıldıysa kim ne aldı, ne verdi onu da bilelim. Genelkurmay Başkanı darbeden haberi yok sözde, ayakta uyumuş, yaveri teslim almış. Onuru olan bir asker rütbesini söker, istifa eder ya.
Aman bana dokunmasınlar diye AKP’den daha AKP’ci, Erdoğan’dan daha Erdoğancı davranıyorlar. Hiç yapılmaması zulümleri katmerli bir şekilde yapıyorlar. Bu vur dediğinde aşağıdakiler öldürüyor. İşkence yaşanmayan cezaevi yok. Bekir Bey, beraber gezelim cezaevlerini. Silivri’de yüksek yargı mensubu “Ağır işkence altındayım. İntihar noktasına geldim” diyor. İşkencecileri cesaretlendiriyorlar, hak aranmasını zorlaştırıyorlar. Bunların hepsini göğsünü gere gere başbakan yürütüyor. Çevik kuvvetler gözaltına alınmış, hepsine işkence yapılmış. ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ dediğinizde sizi döven polisler var ya, işkence altındalar. Asla kimseye işkence yapamazsınız. İşkence yaptığınız polisin, danıştay hakiminin, devrimcinin yanındayız.
“Sadece kendisinin kazanabileceği bir sistem getirecek”
Cezaevinde avukat ve müvekkili görüşürken görüşme kayıt alınacak. Gerektiğinde de bir görevli bulunacak. Avukat savunma hazırlayacak ya müvekkiliyle. Ya da hiçbir şey olmayacak, özel konuşacak ya. Sana ne?
Bu sürece yargı süreci derseniz, yanılırsınız. Siyasi linç faaliyetleri. Her gün her cezaevinde hukukun katledildiğini avukat arkadaşlarımız daha iyi biliyor. Biri gözaltına alındığında özellikle muhalefetten, ‘Acaba ben bunu tutuklamazsam, bir arkadaşım beni tutuklar mı?’ diyor. Bunların hepsi bir gün gelip geçecek. Ne kadar hızlı mücadele eder, karşı hamle yaparsak o kadar çabuk bitiririz. Seçim deyince adamın aklına sadece kendisinin seçileceği bir mekanizma geliyor. Rektörlük seçimi, genel seçim, yerel seçim… Yerel seçimde de düzenleme yapacaktır. Sadece kendisinin kazanabileceği bir sistem getirecek.

Cumartesi Anneleri karanfillerle Cumhuriyet'e desteğe geldi

Yazarları ve yöneticileri gözaltına alınan Cumhuriyet Gazetesi'ne destek çığ gibi büyüyor
Gazete önünde destek için gelenlerin eylemleri sürerken Cumartesi Anneleri de gazeteye ellerinde karanfillerle geldi.
"Bir gün her şey düzelecek, direnenler kazanacak" diyen Cumartesi Anneleri ve kayıp yakınları yazı işlerine karanfiller bıraktı. Ziyarete 13 eylül 1980'de Kars'ta gözaltına alındıktan sonra haber alınamayan Cemil Kırbayır'ın kardeşi Mikail Kırbayır da katıldı.
Cumhuriyet gazetesi önünde eylemler sürüyor.

Cumartesi Anneleri Bu Defa Salı Günü Cumhuriyet Önünde Oturacak..!

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ve yazarlarının gözaltına alınmasına karşı dayanışmaya bir destek de Cumartesi Anneleri’nden geldi.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sorgulamak amacıyla her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, Cumhuriyet’e yapılan operasyonlara tepki göstermek için gazete binası önünde toplanacak. Cumartesi Anneleri/İnsanları yarın, saat 12.00’de gazetenin önünde buluşmak için çağrıda bulundu.
Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın çağrı metni şöyle:
Cumhuriyet Gazetesi halkın haber alma hakkı demektir.
İfade ve basın özgürlüğü üzerindeki baskıcı politikalara itiraz etmek ve halkın haber alma hakkına sahip çıkmak için Cumhuriyet Gazetesi önünde olacağız.
Cumartesi Anneleri
Tarih: 1 Kasım 2016 (Salı)
Saat: 12.00
Yer: Cumhuriyet Gazetesi Önü

Tekmeci Şeriatçı Saldırgan Yeniden Tahliye edildi...!


İstanbul Çekmeköy’de şort giydiği gerekçesiyle İETT otobüsünde Ayşegül Terzi’nin yüzüne tekme atan Abdullah Çakıroğlu ikinci kez tahliye edildi. Çakıroğlu’nun avukatının itirazını değerlendiren Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesi, davaya ilişkin delillerin toplandığını belirterek 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği tutuklama kararını kaldırdı. İlk tutukluluğunda 44 gün cezaevinde kalan Çakıroğlu, bu kez 3 günde tahliye edildi.
İETT otobüsünde yolculuk eden hemşire Ayşegül Terzi’ye saldıran Çakıroğlu, güvenlik kamerası kayıtlarından kimliği tespit edilerek gözaltına alınmış, ancak tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Kamuoyundan tepkiler yükselirken, savcılığın itirazı üzerine Çakıroğlu tutuklanarak cezaevine konulmuştu. Çakıroğlu’nun ilk duruşmada tahliye edilmesi üzerine Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tahliyeye itirazda bulunmuş ve yeniden tutuklanmıştı.
“İnanç düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme”, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”, “Kasten yaralama” ve “Hakaret” suçlarından toplamda 2 yıl 7 aydan, 9 yıl 4 aya kadar hapis cezası istemiyle yargılanan Çakıroğlu 29 Ekim’deki ikinci tutuklamanın ardından bugün tahliye edildi.