29 Kasım 2016 Salı

Olağanüstü halde sandık kurulur mu? MHP Genelbaşkanı Bahçeli Kurulur Dedi..!

Olağanüstü hal koşullarının referandumunda 1982 Anayasası, Evren’in cumhurbaşkanlığı ve darbecilere ömür boyu dokunulmazlık zırhı için yüzde 91,7 oranında “evet” oyu çıkar. Amaç hasıl olmuştur…
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, grup toplantısını bitirmiş, Meclis kulisinde gazetecilerin sorularını yanıtlıyor. “OHAL koşullarında referandum olur mu” tartışmasını hatırlatıyor bir gazeteci.
Bahçeli, son zamanlarda yüzünde görmeye alıştığımız o hınzır gülümsemeyle yanıt veriyor:
“OHAL olunca evinizden çıkıyorsunuz, evinize gidiyorsunuz, iş yerinize gidiyorsunuz. Sandık kurulursa herhalde oy vermeye de gidebilirsiniz.”
Olağanüstü koşullarda eve gidip gelebiliyorsanız, sandık da kurulabilir diyor, Bahçeli… Dün, 29 Kasım 2016 günü söylüyor bunu… Bu ‘olağanüstü’ günlerde, ‘çeşitli nedenlerle’ evlerine gidemeyen ve aralarında milletvekilleri, belediye başkanları, genel başkanların bulunduğu binlerce insanı bir an olsun unuttuğumuzu düşünelim; eve gidip gelmekle sandık kurup oylama yapmak aynı şey mi? İlki ikincisinin yeter şartı mı?
Yanıt aslında çok açık… Ama, pek çok ‘olağanüstü dönem’ yaşamış ve bu dönemlerde de halkın önüne sandık konulmuş tarihimizin benzer bir yaprağına bakalım biz yine de. 12 Eylül cuntasının, 1982’de tertiplediği (evet “tertiplediği”) Anayasa referandumuna…
Cemal Süreya’nın 5 bölümden oluşan “Kısa Türkiye Tarihi” şiirinin ikinci bölümü şöyledir:
Üç anayasa
ortasında büyüdün;
Biri akasya
Biri gül
Biri zakkum.
Süreya’nın zakkum, halk tabiriyle söylersek “zıkkım” dediği 1982 Anayasasıdır. Bu anayasa, darbecilerin oluşturduğu “Danışma Meclisi” tarafından yazılmış ve darbeci konseyin onayından geçmiştir. Ama usulen de olsa bir meşruiyete ihtiyaç duyulur: Eylül ayında yazımı tamamlanan anayasa için 7 Kasım 1982 günü bir referandum “tertiplenecektir”. Ülkenin önemli bir bölümünde olağanüstü hal ve sıkıyönetim uygulanmaktayken…
Bu referandum sadece 1982 Anayasası’nın halk tarafından kabul edildiği görüntüsünü değil; cunta lideri Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığını ve “geçici 15. Madde” ile darbecilerin ömür boyu dokunulmazlık zırhı kazanmasını da hedeflemektedir.
Darbe rejimi sandıktan çıkacak sonuca öylesine odaklanmıştır ki halk oylamasının olağanüstü koşullarda, birçok yerde sıkıyönetim altında yapılması da onları ‘kesmez’. 7 Kasım’daki referandumdan 16 gün önce, 21 Ekim 1982 günü, Kenan Evren başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Konseyi’nden şu karar çıkar:
“Parlamenter demokratik rejime sağlıklı ve güvenli bir biçimde süratle geçebilmeyi sağlamak amacıyla düzenlenmiş olan Anayasa’nın geçici maddeleri ile Devlet Başkanı’nın radyo – televizyonda ve yurt gezilerinde yapacakları Anayasa’yı tanıtma konuşmaları hiçbir surette eleştirilemez ve bunlara karşı yazılı ve ya sözlü herhangi bir beyanda bulunulamaz.”
Bu ‘tarihi’ karar “yayımı ile birlikte yürürlüğe girer”.
1982’deki olağanüstü halin sahipleri, olağanüstü koşulların kendilerine verdiği yetkiden yararlanarak referandumda “evet” seçeneğini savunan devlet başkanının, yani Kenan Evren’in eleştirilmesini yasaklamıştır. Bu yasak, elbette, “hayır propagandasının yasaklanması” olarak uygulanır. Zaten siyasi partiler, sendikalar ve kitle örgütleri dağıtılmış, aydınlar ya hapse atılmış ya sürgüne gitmek zorunda bırakılmıştır. Muhalif tüm medya kuruluşları kapatılmış, “ana akım”ın nefes almasına ancak cuntayı, Evren’i ve elbette 82 anayasasını savunması şartıyla yayın izni verilmiştir.
Olağanüstü hal koşullarının referandumunda 1982 Anayasası, Evren’in cumhurbaşkanlığı ve darbecilere ömür boyu dokunulmazlık zırhı için yüzde 91,7 oranında “evet” oyu çıkar.
Amaç hasıl olmuştur…
Bahçeli’nin dün, “Evinize, işinize gidip gelebiliyorsanız referandum da yapılabilir” demesinin ardından HDP sözcüsü Ayhan Bilgen, “Evet, olağanüstü halde referandum olur; Kenan Evren yaptı, oldu; siz de yapınca olur tabi” demişti. İşte Kenan Evren’in yaptığı referandum yukarıdaki gibi bir referandumdu. Ve Türkiye, halen çalışmakta olan bir “kayıp zaman saati”yle 34 yıl kaybetti.
Hakkı Özdal
gazete duvar

Fidel Castro'ya 'Elveda' kuyruğu

Küba’nın 90 yaşında ölen efsane lideri Fidel Castro için dün başkent Havana'da 21 pare top atışı yapılırken binlerce kişi Devrim Meydanı'na akın etti.
Meydanda Castro için kurulan geçici anıtın önünde Kübalılar uzun kuyruklar oluşturdu. Kimi telefonuyla fotoğraf çekti, kimi hıçkıra hıçkıra ağladı. Sırası gelen herkes, Fidel'in devrim yıllarından kalma eli silahlı fotoğrafı ve çiçeklerle donatılmış anıtı önünde El Commandante'ye son vedasını etti.
Öğrenciler, askerler, gaziler, doktorlar ve diğer kamu çalışanları gecenin ilerleyen saatlerine dek uzun kuyruklar oluşturdu. 66 yaşındaki Lourdes Rivera adlı kadın hıçkırıklar içinde s"Tüm Kübalıların babası o. Benim babam, öz babam da olsa Castro'nun bana verdiklerini veremedi. O bana herşeyi verdi. Özgürlüğümü... İtibarımı..." diye konuştu.
Koyu renkli ahşap bir kutunun içindeki Fidel’in külleri dün ilk kez Küba devlet televizyonunda gösterildi.
Havana'daki iki günlük törenin ardından Küba'nın "devrim yollarını" dolaşacak küllerin 4 Aralık'ta Santiago'da gömülmesi törenine katılacak dünya liderleri belli olmaya başladı.
Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales, Zimbabwe Devlet Başkanı Robert Mugabe, Güney Afrika Devlet Başkanı Jabob Zuma, Çin Devlet Başkan Yardımcısı Li Yuanço, Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras.
Silahlı Kuvvetler Bakanlığı'nda Fidel için düzenlenen törene kardeşi ve Küba Devlet Başkanı Raul Castro da katıldı.
Kübanın dört bir yanındaki devlet binalarında da “devrim savaşını sürdürme” antı içildi.

İstanbul Metroda 'bacak bacak üstüne attın' şiddeti..!


Müzik yazarı ve programcı İpek Atcan 'metroda bacak bacak üstüne attığı için tekmelendiğini' söyledi.
Atcan olayın ayrıntılarını kişisel internet sayfasında yazdı. Akşam saatlerinde metro istasyonundaki banka oturup, metronun gelmesini bekleyen Atcan, bir adamla göz göze geldikten sonra, adamın “Ne oturuyorsun lan öyle bacak bacak üstüne'' dedikten sonra tekme attığını ifade etti. Olayın şokuyla tepki veremediğini, tekmeci saldırganın yürüyüp gittiğini de anlatan Atcan, en çok çevredeki insanların tepkisiz kaldığına üzüldüğünü söyledi.
Atcan yaşadıklarını şu şekilde ifade etti:

"...Bugün akşam saatleri, metrodaki bankta oturmuş metroyu bekliyorum. Gelmesine 3 dakika var. Sağımda solumda insanlar, yanımda tatlı bir teyze. Bir adam yürüyor, sağa sola bakmadan, kendi halinde. Ben adama bakıyorum. O adama da bakıyorum başka insanlara da. Severim insanları seyretmeyi. Herkesin göz göze gelmekten çekindiği şu günlerde hala ve de inatla severim. Sonra göz göze geliyoruz, 'Ne oturuyorsun lan öyle bacak bacak üstüne?!' diyor ve atıyor tekmeyi. Ben de teyze de şok geçiriyoruz. Birkaç insan görüyor. “ck ck ck”lar, 'ne hale geldikler' havada uçuşuyor, 'Biz n’olduk lan?' diyorum içimden, yürüyüp giden adam ve ardından bakan bizler. Tepki bile veremedim. Belki de ilk defa. Sanmayın ki dayak yedim. Sanmayın ki bacağım mosmor. Ama ruhum dayak yedi, kalbim de mosmor."

Adana da Yoksul Çocukların kaldığı Tarikat Yurdunda Yangın Çıktı 12 Kişi Öldü..!

AKP iktidarı, bir yandan eğitimi dinselleştirirken
çocukları cemaat,tarikat evlerine,yurtlarına mahkum edip tecavüz edip ucuza çalıştırırken öte yandan diri diri yakmaktan geri kalmadılar.
Adana’nın Aladağ ilçesi Sinanpaşa mahallesinde bulunan ve çevre köylerde oturan ailelerin orta okul ve lise dengi okullarda öğrenim gören çocuklarının kaldığı yurtta bugün (29 Kasım) akşam saatlerinde yangın çıktı.
Henüz belirlenemeyen nedenle çıkan yangın kısa sürede büyüdü. Alevler bir anda binayı sararken içeride bulunan öğrenciler korku içerisinde camlardan atladı. Ekipler söndürme çalışmalarını sürdürürken, yaralanan öğrencilerin Adana’daki çeşitli hastanelere kaldırıldığı belirtilmişti.
DHA’nın haberine göre; Adana İtfaiye Daire Başkanı Fatih Durukan, Aladağ ilçesindeki ahşap olan kız öğrenci yurdunda çıkan yangında 11 öğrenci ile 1 görevlinin yaşamını yitirdiğini belirtti. 22 kişinin de yaralandığı belirtildi.
Süleymancıların yurdu
Aladağ’daki 31 kız öğrencinin kaldığı yurdun 3 katlı Özel Aladağ Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği Ortaöğretim Kız Öğrenci Yurdu olduğu ve yurdun Süleymancılar cemaatine bağlı olduğu belirtildi.
Çocuğunun kayıp olduğunu belirten bir baba, “Burası Süleymancıların yurdu. Yurdu yıktılar, bizim çocuklarımızı buraya yerleştirdiler” dedi.
Tarikat yurtları kapatılsın

Aliboğazı’ında Askerlerle Girilen Çatışma da 8 TKP/ML -TİKKO Gerillası Katledildi..!

TC’’ ordusunun Dersim’in Aliboğaz bölgesinde önce çatışma ve ardından gerçekleştirilen m hava bombardımanı sonucu 8 gerillanın yaşamını yitirdiği ifade edildi. Yaşamını yitiren 8 gerillanın TKP/ML-TİKKO gerillası olduğu açıklandı. Bu çatışmada aynı zamanda bu çatışmada 2 askerinde öldüğü belirtildi.
Dersimde katledilen 8  gerilla cenazesinin Malatya Adli Tıp Kurumuna götürüldüğü ve bunlardan ikisinin Ersin Erel’in(Hakan) ve Hasan Karakoç olduğu tespit edilerek cenazelerinin alınması için  ailelerine haber verildiği açıklandı.
Faşizme karşı emekçi halkaların özgürlüğü için elde silah direnerek şehit düşen TKP-ML-TİKKO gerilları ölümsüzdür.

Devrimciler Ölür Devrim Davası  Sürer..!

Ölümüzde Korkuyor Faşistler; Tunceli Valiliği, Armenak Bakırcıyan’ın anıt mezarını yıktıracak..!

Tunceli Valiliği, TİKKO yöneticilerinden Armenak Bakırcıyan’a ait anıt mezarı yıktırma kararı aldı.
Dersim'in (Tunceli) Nazımiye İlçesi’ne bağlı Aşağıdoluca Köyü’nün Pembelik Baraj Gölü’nün kıyısında inşa edilen ve üzerinde “Ermeni soykırımını lanetliyoruz. Armenak Bakırcıyan’ı anıyoruz ve Hrant’ı anıyoruz. 100’üncü yılında Ermeni soykırımı devam ediyor” yazılı anıt yıkılıyor.
26 Nisan 2016 tarihinde yapılan anıtın açılışına Yunanistan’dan, Fransa’dan Ermeni diasporasının temsilcileri de katılmıştı.

Armenak Bakırcıyan, Elazığ Karakoçan’da, 13 Mayıs 1980’de jandarmayla girdiği çatışmada hayatını kaybetmişti. AKP faşizmi halka gözdağı vermek için halk için yaşamlarını ortaya koymuş devrimcileri mezarlarında bile korkuyorlar. 

Erdoğan Önderliğindeki T.C Devletinin Orta-doğu Politikasının Özünü Kürt Düşmanlığı Oluşturuyor..!

Erdoğan önderliğindeki TC devleti Esad'ın kısa zamanda yıkılıp gideceği ve Suriye de Sünni şeriatçı bir işbirlikçi iktidarın kurulacağı hayaliyle çıktığı yolda, emperyalistler de istediği desteği alamayınca yeni Osmanlı politikası erken çöktü. Komşu ülkelerle sıfır sorun politikası yerini tüm ülkelerle sorun yaratma kanlı bıçaklı olmaya bıraktı. Orta-doğuda umduğu sonucu alamayan Erdoğan'ın önderliğindeki AKP iktidarı, bir yandan yayılmacı işgal adımları öte yandan ABD'ye kafa tutar sahte efelenmeler yanında, AB ile gerilim yaşamaya başladı. 15 Temmuz darbe girişimini OHAL ilanıyla karşı darbeye dönüştüren Türkiye Şangay Beşlisi’ne dahil olma talebini silah olarak kullanmaya kalkıştı. Tüm bu gelişmelerin arka yüzünde aslında demokrasi ve Kürt düşmanlığı yatmaktadır. Nitekim T.C. devleti, özellikle bölgede PKK önderliğindeki Kürt özgürlük hareketinin yeni mevziler kazanmasında rahatsızlık duyuyor ve bunun önünü kesmek için Kürt düşmanlığını tırmandırmaya devam ediyor
Orta-doğu genelinde halkların umutsuzluğuna umut olaya olmaya devam eden Kuzey Suriye ve Rojava devriminde ortak yaşam zeminlerinin inşası önemli bir çaba harcanırken buna karşı Lozan’ı yeniden tartışmaya koyan Türkiye ve işbirlikçileri, Kuzey Suriye ve Rojava’da halkların kazanımlarına karşı düşmanca politikalar yürütmeye devam ediyor.
Cerablus ile başlayan ve Bab bölgesine doğru yayılan ve Erdoğan'ın Küdüs Parlamenterleri toplantısında yaptığı konuşmayla açıktan Suriye topraklarına Esad'ı yıkmak amacıyla işgal planlarını hayata geçirmesi amaçladıkları dillendirmesi, AKP/T.C. devleti, Rakka’yı özgürleştirme operasyonuyla birlikte Menbic’deki sivillere dönük saldırılarını artırdı.
Ancak bu saldırılarında da Erdoğan’ın önderliğindeki AKP iktidarı bir kez daha hüsrana uğramakla karşı karşıya.Uğradığı hüsranı telafi etmek için her yolu mübah gören Erdoğan önderliğindeki AKP hükümeti, yürüttüğü diplomatik çabalarla işgal ısrarlarını ‘batıda’ AB üyeliğinde noktasında aldığı cevapla bu kez ‘aşina’ olduğu cephelerle sürdürmek istiyor.
AB’ne üyeliği askıya alınan ve ardı sıra AB ülkeleri tarafından kararı verilen silah ambargosu ile çözümü Şengay Beşlisi’ne dahil olmada arayan T.C. devleti, AB ülkelerine tehditler savurmakta.
Şengay’dan istediği cevabı alamayan Türkiye, 24 Kasım’da- ki geçen yıl bu tarihte Türkiye Rus savaş uçağını vurmuştu- Rojava topraklarına dönük aktif hava saldırı düzenledi.
Bölgedeki tüm bu gelişmelerin ardından bir yandan işgali yayarken öte yandan diplomasi trafiğini artıran Erdoğan/ AKP hükümeti, 23 Kasım’da Güney Kürdistan Bölgesi Başbakanı Neçirvan Barzani Türkiye’de görüşmelerde bulundu.
AKP/Erdoğan hükümetinin, MHP ile ittifak içinde başkanlıkta ortaklaşma ama Kürt direnişini kirli savaşla ezme ve Kürdistan, Suriye ve Irak’ta yeni işgal planları çerçevesinde Kandil şahsında PKK'ye yönelik Medya Savunma Alanları alanlarında askeri operasyon başlatılacağı iddiaları, AKP-MHP ittifakını nedenlerini daha net açığa seriyor.
Öte yandan,Güney Kürdistan Hükümeti başbakanı Neçirvan Barzani ile görüşmenin yapıldığı tarihte Türk ordusunun günlerdir Silopi’de üzerinden Güney Kürdistan’a gerçekleştirdiği askeri sevkiyat sürüyor
T.C. devleti bölge devletleriyle Kürt özgürlük hareketinin önünü almak için, yoğun bir çaba gösteriyor. Keza MİT müşteşarı Hakan Fidan ve Türk Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Tahran’da İran Dışişleri bakanı Cevad Zarif’le görüştü. Tahran’daki Dışişleri Bakanlığı binasında gerçekleşen basına kapalı görüşmede, başta Suriye olmak üzere bölgesel konuların ele alındığı bildirildi.
Ruhani ile yaptığı görüşmede ise, Kuzey Suriye’de yaşanan krizli ortamda işgalciliğini ‘iç güç’ olarak addeden Çavuşoğlu, “Büyük bölgesel güçler birlikte hareket edebilirse, Irak ve Suriye’deki sorunlar da dış güçlere gerek kalmadan çözüme kavuşturulur” şeklinde konuştu.
Bir kez daha Rojava ve Güney Kürdistan da PKK'nin denetimi altındaki Medya Savunma alanlarının işgali hayallerini ifşa eden Çavuşoğlu, işgal saldırılarında kendilerine destek sunulması talebini “”Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü ve ulusal birliğinin korunması hem İran ve Türkiye’nin hem de bölgesel barış ve istikrarın çıkarınadır” sözleri ile dil getirdi.
Suriye ve Rojava’daki işgal planları için yeni bir arayış maksadı ile gerçekleştirilen ziyarete dair, İran Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan kısa açıklamada ise, Suriye ve Irak konusunda kimi değerlendirmelerde bulunulduğu belirtildi.
Türkiye’nin İran ile diplomasi trafiği öncesinde Esad ve Hizbullah Genel Sekreteri Hassan Nasrallah’ın gizli bir buluşma gerçekleştirdiğini iddia etti.
Lübnan gazetesi ad-Diyar, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ve Hizbullah Genel Sekreteri Hassan Nasrallah’ın, Suriye-Lübnan sınırında gizli bir buluşma gerçekleştirdiğini duyurdu.
Ne tesadüftür ki; bu diplomasi trafiği ardından T.C devleti cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet başkanı Vladimir Putin 24 ve 26 Kasım tarihlerinde 2 telefon görüşmesi yaptı.
Görüşmelerde Türkiye ile Rusya arasında, özellikle de Suriye konusunda görev üstlenmiş birliklerin en üst düzeydeki komutanların iletişim ve işbirliğini artırmasının kararlaştırıldığı öne sürüldü.
Hali hazırda Suriye Baas rejiminin en önemli müttefiklerinden biri olan Rusya’nın Erdoğan hükümeti ile yaptığı görüşmeler dikkat çekiyor.
Öte yandan Şangay Beşlisi’ne dair taleplerini dillendirdiği şu günlerde birliğe üye olmadığı halde Türkiye, Şangay Enerji Kulübü’nün 2017 dönem başkanı oldu.


Verilen bu başkanlık, Türkiye’ye işgal saldırılarında tıkanma yaşadığı bir zaman diliminde İran, Rusya ve birlikte hareket ettiği Suriye rejiminin araladığı yeni bir kapının habercisi olabilir.