30 Aralık 2016 Cuma

Demokratik Kurumlara Yönelik OHAK Zulmü Devam ediyor..!

İçişleri Bakanlığı, 94 derneğin faaliyetinin durdurulduğunu açıkladı.
Bakanlıktan yapılan açıklama şöyle:
OHAL Kanunu’nun 11. maddesi kapsamında genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak amacıyla 20 ilimizde milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen; FETÖ bağlantılı 42, PKK/KCK bağlantılı 26, DHKP-C bağlantılı 3, diğer aşırı sol örgütlerle bağlantılı 19 ve DEAŞ bağlantılı 4 olmak üzere 94 derneğin faaliyetleri valiliklerimizce durdurulmuştur.
Bunlara ilişkin inceleme, değerlendirme çalışmaları devam etmekte olup, terör örgütleri ile irtibatlı tüm yapı, grup, oluşum, kurum ve kuruluşlarla mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir.
Daha önce, 23 Temmuz 2016 tarih ve 667 sayılı KHK ve 22 Kasım 2016 tarih ve 677 sayılı KHK’lar ile; FETÖ bağlantılı 1108, PKK/KCK bağlantılı 189, DHKP-C bağlantılı 20 ve DEAŞ bağlantılı 8 olmak üzere toplam 1325 dernek kapatılmıştır.


29 Aralık 2016 Perşembe

Hatay Halk Cephesinden DHKC Kır Gerillası Leyla Aracı İle İlgili Açıklama..!

SURİYE’DE, “VALLAHİ SİZİ SİLECEĞİZ” DİYEN YAHYA ADNAN’DAN TÜRKİYELİ DEVRİMCİ LEYLA ARACI’YLA TAŞINAN BAYRAK
Antakya’nın yiğit Arap kızı Leyla Aracı.
Devrim ve sosyalizm sevdalısı...
Bir ömrüm var Türkiye halklarının bağımsızlık mücadelesine adayan...
Arap halkı, Türkiye halkları devrim mücadelesine olan bu değerli naçizane katkılarını unutmayacak, binlerce yiğit Arap evladı tuttuğun kızıl bayrağı zafere taşıyacak, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı mücadeleyi yükselteceklerdir.
Suriye’de Amerika emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı savaşıp şehit edilen, “vallahi sizi sileceğiz” diyen Yahya Adnan’ın o düşmana olan öfkesini Türkiye sathına yayan Leyla Aracı; nasıl ki Yahya Adnan’ın yoldaşları Suriye’deki çeteleri siliyorsa, bizler de Leyla Aracı’nın bizlere bıraktığı çizgide Amerika ve işbirlikçi AKP’yi Türkiye topraklarından silip atacağız.
Seni seviyoruz halkı için Dersim topraklarında dövüşen ve ölümsüzleşen yiğit devrimci. Antakya’nın cesur onurlu Arap kadını...
Sana söz; bir kez de dünyayı Türkiye’den sarsacağız...
LEYLA ARACI ÖLÜMSÜZDÜR
HESABINI SORACAĞIZ
HATAY HALK CEPHESİ

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ERDOĞANIN PADİŞAHLIĞI İLAN ETMEYİ AMAÇLIYOR ..!

AKP’nin sunduğu ve MHP’nin üzerinde mutabakata vardığı yeni Anayasa değişimi tamamıyla eski parlamentoyu yok eden ve tek kişinin yönetimini egemen kılan padişahlık rejimine yasal değişikliği amaçlıyor.
Daha evvel Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birkaç yıldır üzerine konuştuğu aklındaki başkanlık önerisini değerlendirdiğimizde getirmek istenilen sisteme ilişkin ortaya enteresan bir karışım çıktığını bir gerçekti. Kesinlikle demokrasiden uzak, mutlak monarşiye yakın, ziyadesiyle cesur ve bir o kadar da korkutucuydu.
Her ne kadar anayasasının ilk dört madde değişmemiş ise de, o akıldaki Türk tipi sistem geldi. Şunu çok net söyleyebilirim; bu teklif ülkeye ‘daimi OHAL’ getiriyor.
Nasıl oluyor? Özetle, en belirgin kısımları ele alırsak şöyle (madde sırasıyla ilerleyeceğim):
– Bağımsız denetim mekanizması adına en ürkütücü olduğunu düşündüğümüz değişikliklerden biri; TBMM ile cumhurbaşkanı seçimlerinin beş yılda bir ve aynı anda yapılacak olması. Bakınız, hani deniyor ki ya başkanlık sisteminin en demokratik işlediği yer ABD diye, işte orada meclis ve başkan farklı farklı zamanlarda seçilir ki, başkan çoğunluk partiden olmasın, ayrıca bağımsız bir değerlendirme yapılabilsin ve dolayısıyla güç tek bir elde toplanmasın.
Burada ise birlikte seçilecek ve halk hangi partiye oy verdiyse çok büyük ihtimalle o cumhurbaşkanı olarak da parti ile ilintili kişiye oy verecek, bağımsız bir değerlendirme yapamayacak. Zira cumhurbaşkanının partili olmasının da önü açıldı. Tam demokratik cümbüş.
Ve seçtiğiniz cumhurbaşkanıyla beş yıl birlikte yaşamak zorundasınız. Yine ilerde göreceğiz, TBMM fesholur fakat cumhurbaşkanı fesholmaz, seçtiniz bir kere pişman da olsanız ne fayda.
Normalde demokratik yapılarda bu süre kısa tutulur. Örneğin Amerika’da Meclis iki yılda bir, Başkan dört yılda bir seçilir ki halk meclisten memnun kalmazsa değiştiriversin diye.
– Mevcut 87. Madde TBMM’nin görev ve yetkilerini sayar. Yeni teklifte şu kısım yok: ‘Bakanlar Kurulu’nu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kurulu’na belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek’. Yok; çünkü bu kısım bu teklifle meclisin elinden alındı, cumhurbaşkanına verildi.
– Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen 104. Madde’de en önemli değişiklik; ‘Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atar ve görevlerine son verir’ hükmü ile ‘Üst düzey kamu yöneticilerini atar ve görevlerine son verir’ hükmü.
Yeni teklifte başbakanlık kurumunun tamamen kaldırıldığını görüyoruz. Bununla birlikte bakanların doğrudan cumhurbaşkanının iradesine bağlanmış olduğunu. Ayrıca ‘üst düzey kamu yöneticisi’ derken, her ne kadar kimlerden bahsedildiği anlaşılmamakta ve tamamen genel bir ifade kullanılmakta ise de, devletin her bir kademesindeki yöneticiye cumhurbaşkanının doğrudan müdahale edebileceğini anlıyoruz. Bu da cumhurbaşkanının iradesi ne ise, devletin de iradesinin o yönde işleyeceği anlamına geliyor.
Peki, fikir özgürlüğü? Yahut demokrasinin anlamı?
– Yukarıda bahsettiğim; TBMM ile cumhurbaşkanının aynı anda seçilmesi meselesi vardı ya, işte o durum ne derece mühimse demek ki, 106. Madde’de de kendini gösteriyor: Eğer cumhurbaşkanlığı makamı herhangi bir sebeple boşalırsa, genel seçime 1 yıldan az süre kalmışsa, TBMM seçimi de cumhurbaşkanı seçimi ile yenilenir. Genel seçime bir yıldan fazla kalmışsa, seçilen cumhurbaşkanı TBMM seçim tarihine kadar görevine devam eder. Kalan süreyi tamamlayan Cumhurbaşkanı açısından bu süre dönemden sayılmaz(!) TBMM genel seçimlerinin yapılacağı tarihte her iki seçim birlikte yapılır.
Aynı maddede, kesinlikle hukuka aykırı olduğunu düşündüğüm bir diğer hüküm de ‘Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, göreviyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerden yararlanır’ hükmü. Politikacıların, her ne sıfatta olursa olsun göreviyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığından faydalanması kati surette hukuka, insan haklarına ve eşitlik ilkesine aykırıdır.
– TBMM ve cumhurbaşkanı seçimlerinin yenilenmesini konu alan 116. Madde, TBMM’nin seçimlerin yenilenmesi halinde beşte üç oy çokluğu ile seçimlerin yenilenmesine karar verebileceğini ve TBMM genel seçimi ile cumhurbaşkanlığı seçiminin de aynı anda yapılacağını belirterek, bu aynı anda seçim konusunu üçüncü kez karşımıza çıkarıyor. Ve bu kez şöyle bir çelişkiyi de ortaya çıkarıyor:
Normalde cumhurbaşkanının en fazla iki dönem görev yapabileceği belirtilmişken, maddenin devamında “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir” diyerek, en fazla iki dönem görev yapabileceğine ilişkin hükmü bertaraf ediyor.
– Ve tabii ki olağanüstü hale ilişkin teklifte, demokratik mantığa kati surette sığmayacak şekilde, olağanüstü hallerde cumhurbaşkanının, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” çıkarabileceği hükmü getirilmiş. 40 yıllık ‘Kanun Hükmünde Kararname’ olmuş size ‘Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’. Darbe Anayasası diye eleştirilen mevcut Anayasa’da bile en azından Bakanlar Kurulu diyor. Bir değil birkaç kişi var en azından. Açıkçası, hükmün dili dahi kulağa hoş gelmiyor: ‘Cumhurbaşkanı ilgili konuda kararname çıkarabilir..’*
Gerçi yeni teklife şöyle baştan aşağı bir baktığınızda o kadar ‘cumhurbaşkanı’ üzerine kurulu ki, değişikliğin salt cumhurbaşkanı için yapıldığını anlıyorsunuz. Bu da ‘daha demokratik’ bir Anayasa olduğu fikrini anında çürütüveriyor. Hoş, sanırım kimsenin böyle bir iddiası da yoktu. En başta belirttiğim, başkanlık önerisinden pek bir farkı olmadığı kanaati de buna dayanıyor zaten.
– Yine, mevcut Anayasa’da kamu tüzel kişiliğinin ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanarak kurulabileceği belirtilmişken, yeni teklifle cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle de kurulabileceği belirtiliyor. Ayrıca şu, bir muammadan ibaret ‘üst düzey kamu yöneticilerinin’ atanmasına ilişkin usul ve esasların da cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleneceği fıkrası da eklenmiş. Yani bu hükümde, cumhurbaşkanının üstün iradesi iki kere devreye giriyor.
En sevdiğim kısmı sona koydum:
– HSYK’nın 13 üyesinin yedisinin cumhurbaşkanı tarafından, diğer yarısının ise TBMM tarafından seçileceği düzenlemesi yer alıyor.
Ne yazık ki yargı bağımsızlığı adına felaket diye nitelendirebileceğimiz bir düzenleme. Zira, yarısının yine ve yine cumhurbaşkanının tarafından atandığı bir HSYK’dan bağımsız ve -1. Madde’ye eklenen ibarenin aksine- ‘tarafsız’ bir tutum beklemek saflık olur.
Tabii, başkaca birçok değişiklik var; yalnız en çarpıcı olanlar bunlar. Bir ülkede tam demokrasi olup olmadığını anlamak istiyorsanız dikkat etmeniz gereken en temel nokta şudur: ‘kuvvetler ayrılığı’ dediğimiz, yasama-yürütme-yargı erkleri birbirinden bağımsız mı? Güç, bu üç erkten herhangi birinde yahut ikisinde mi toplanmış? Eğer bağımsız değilse ve güç üç erkten herhangi birinde veya ikisinde toplanmışsa, orada kati surette demokratik bir ortamdan bahsetmek mümkün değildir.
Bizim Anayasamız zaten pek de sağlıklı bir Anayasa değildi. Özellikle, 2010 değişikliğinden sonra yürütme son derece güçlendirilmiş ve zaten evvelden bozuk olan denge-denetleme mekanizması daha da bozulmuştu. Fakat bu son teklifle, sanırım dünyanın hiçbir yerinde olmayan enteresan bir sistemle karşı karşıyayız. Parlamenter görünümlü Başkanlık sistemi demek mümkün. TBMM’nin birçok yetkisinin elinden alınarak Cumhurbaşkanına devredildiğini, meclisin bir nevi by-pass edildiği/işlevsiz bırakıldığı, Cumhurbaşkanı tarafından atanan bakanların yine yalnızca cumhurbaşkanına karşı sorumlu olduğu, yargının yürütmenin iradesine bağımlı kılındığı, dolayısıyla denetleme mekanizmasının temelinden çöktüğü, kısacası gücün tek elde, yürütmede, toplandığı bir Anayasa bu.
Elbette takdir halkımızın..
Tuba Torun

gazeteduvar

Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay serbest bırakıldı..!

Mahkemenin tahliye kararının ardından yazarlar Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay tutuklu bulundukları Bakırköy Kadın Cezaevi’nden serbest bırakıldı.
Cezaevinden ilk olarak Necmiye Alpay çıktı. Tahliye kararını değerlendiren Necmiye Alpay, şunları söyledi:
“İçeride kalan kadınlar olduğu için kötü hissediyorum. Yarın nöbete gelmeyi düşünüyorum. Tabi ilk yarın ne yaparım diye düşünmek oldu. Tabi ki nöbete geleceğim, cumartesi Cumhuriyet’e giderim, Barış Vakfı’na diye düşünürken birden anladım ki yarın nöbet olmayabilir. Onu anlayınca çok fena hissettim ve burada ilan ediyorum, lütfen bunu düşünelim, bizim adımız olmadan da kadın tutsaklara özgürlük başlığı altında nöbet tutmak şart. Çünkü baskılar burada artıyor.”
Tahliye kararını duyunca ne hissettiği sorulan Alpay, “Olması gereken gecikmiş, aslında hiç olmaması gereken bir davranış olarak karşıladım” diye yanıtladı.

Alpay’ın ardından Aslı Erdoğan da cezaevinden tahliye edildi. 

Yol Tv, izleyicilerini desteğe çağırıyor

Yol Tv: 17:55 itibariyle yayınımız durduruldu! Tüm izleyicilerimizi, dostlarımızı #YolTVSusturulamaz demeye çağırıyoruz.
Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Yol TV’nin yayınlarının sona erdirilmesine karar verdi. Kanal henüz kendilerine ulaşan bir tebligat olmadığını duyurmuştu:
Bugün Yol Tv, sosyal medya hesaplarından duyurdu: ”17:55 itibariyle yayınımız durduruldu! Tüm izleyicilerimizi, dostlarımızı #YolTVSusturulamaz demeye çağırıyoruz.”
Yol Tv, 22 Aralık tarihinde, “Bugün Anadolu Ajansı’nın yaptığı haberle RTÜK’ün Yol TV’nin yayınını durdurma kararı aldığını öğrendik. Karar; kanalı kapatma değil yayının durdurulması yönündedir. Öte yandan da henüz kanalımıza tebliğ edilen bir karar yoktur. İçinden geçtiğimiz bu süreçte tek sesli bir toplum yaratma çabası muhalif basının hedef alınmasıyla sürmektedir. Onlarca yayın kuruluşunun kapatılmasının ardından kanalımız hakkında da verilen bu karar hukuksuzdur. Alevilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin ve tüm halkların kanalı olarak yayınımıza devam ediyoruz. Gerçeklerin takipçisi olmaya devam edeceğiz, dayanışmayla bu günleri de aşacağız.” açıklamasını yapmıştı

Sahibin Sesi AA, suçlamaları Ahmet Şık’tan önce öğrenip duyurdu: Hedef yine Muhalif gazetecilik!

Sabah saatlerine evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınan gazeteci Ahmet Şık henüz savcı karşısına çıkmadan, hakkındaki suçlamalar Anadolu Ajansı eliyle servis edildi.
AA, servis haberinde Şık’ın “Türkiye Cumhuriyeti’ni, yargı organlarını, askeri ve emniyet teşkilatını alenen aşağılamak” ve “terör örgütü propagandası yapmak” olduğunu ileri sürdü.
Ahmet Şık hakkındaki suçlamalar şöyle:
“Suikastçinin Nusra’cı değil FETÖ’cü olduğunu kanıtlama gayretindeki iktidar ve yancıları katilin polis olduğu gerçeğini ne yapacaksınız?” tweeti,
“Katil devlettir deyince bozuluyorsunuz” tweeti,
“İktidar nezdinde savaş gerektirecek durumun adı artık belli. O da rejim değişikliğine konulacak son noktadır” tweeti,
“Savaş, PKK ile ülkenin belirli bir bölgesinde arada kesintiler olsa da 1984’ten bu yana var” tweeti,
“Cizre’de evlerin bodrumlarında yakılanlarla İstanbul’da bombayla parçalananları kıyaslayacağına ikisine de itiraz et” tweeti,
“Sırrı Süreyya Önder’e isnat edilen fiil suçsa, sarayda oturandan başlayarak daha bir dolu sanık olması gerekmez mi?” tweeti,
“Tahir Elçi’yi tutuklamak yerine katletmeyi tercih ettiler, katil sürüsü bir mafyasınız” tweeti,
“ABD ve AB’nin cihatçı teröre karşı müttefikimiz dedikleri PYD’nin terör örgütü olduğunu kanıtlamaya çalışanlar olağan şüpheli olmaz mı?” tweeti.
Cumhuriyet’te 13 Şubat 2015 tarihli “TIR’daki sır aydınlandı” başlıklı yazı.
Cumhuriyet’te 14 Mart 2015’te tarihli “Ya Apo Kandil’e ya biz İmralı’ya” başlıklı Cemil Bayık röportajı.
Cumhuriyet’te 8 Temmuz 2015 tarihli “Bizimki gazetecilik sizinki ihanet” başlıklı yazı.
Cumhuriyet’te 9 Temmuz 2015 tarihli “MİT tırları savcısı: MİT, Reyhanlı’ya göz yumdu onlara bilgi vermesek engellerdik” başlıklı yazı.

23-26 Eylül 2014 tarihinde Avrupa Parlamentosu ortaklığıyla Heybeliada’da düzenlenen basın özgürlüğü çalıştayında “PKK için çalışanlar da gazetecidir” sözleri.

Sosyal medyaya Şener Şen tartışması... Zuhal Olcay daha önce de çok sert eleştirmişti..!

Türkiye sinemasının önde gelen isimlerinden Şener Şen, Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü'nü aldı. Şener Şen ödülü 'toplumsal barışa bir katkısı olması umudu ile' kabul ettiğini söyledi. Törende konuşan Şener Şen, "Hikayeler hayatı nasıl yaşayabiliriz konusunda bize yol göstericilerdir. Ben canlandırdığım karakterlerin iyiye ve doğruya hizmet etmesi için özenle seçtim. Bir aktör için intihar sayılabilecek uzun yıllar istediğim hikayeyi bekledim. İyiyi, doğruyu ve güzeli arayan toplumların her zaman barış içinde yaşayacağıma inandım. Bu ödülü toplumsal barışımıza bir katkısı olması umudu ile kabul ediyorum" ifadelerini kullandı.
SOSYAL MEDYA İKİYE BÖLÜNDÜ
Şener Şen'in bugün Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki ödül törenine katılması sosyal medyayı ikiye böldü. Bir kısım Şener Şen'i yaptığı konuşma nedeniyle desteklerken bir grup da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte görüntü verdiği için eleştirdi.
Şener Şen geçtiğimiz yıl 20. Türk - Alman Film Festivali sırasında seyircilerden gelen, "Toplumsal eylemlere neden katılmıyorsunuz?" sorusunu yanıtlamıştı. Şen, "Oyuncunun ödevi, yaptığı filmlere hayat görüşünü yansımaktır. Bilfiil politikanın içinde olma, siyasetin içinde olma başka bir alandır. Bunu da sadece eylem yapan, hayatta başka hiçbir şey yapmayan, güzel film sevdalısı olmayanlara bırakıyoruz" şeklinde cevap vermiş, sosyal medyada eleştirilerin hedefi haline gelmişti.
Bu olayın ardından Cumhuriyet gazetesinden Ceren Çıplak'a bir açıklama yapan Şener Şen, "Meğer ne kadar sevgisizmişiz... Meğer ne kadar hoşgörüden yoksunmuşuz... Halkına ileri demokrasiyi layık görmeyen iktidarlar yüzünden sıradan vatandaşlar benimle aynı görüşten değilsin diye birbirleriyle kavgaya tutuşuyorlar. Türkiye’de herkesin aklını başına toplaması lazım. Bu cinnet halinden kurtulmazsak sonumuz iyi değil" ifadelerini kullanmıştı.
ZUHAL OLCAY ÇOK SERT ELEŞTİRMİŞTİ
Şener Şen'in söylediği "Eylem yapmayı, hayatta başka hiçbir şey yapmayanlara bırakıyorum" sözleri için sanatçı Zuhal Olcay'dan çok sert bir açıklama gelmişti. Hürriyet gazetesine konuşan Zuhal Olcay, "Sadece evlerimizden, güvenli ortamlarımızdan bir şeyler yazıp, “Hah bugün de görevimi yaptım” deyip huzur içinde uyuyoruz. Bir de geçenlerde şuna takıldım; Şener Şen demiş ya, “Ben eylemlere vakit ayıramayacak kadar sinemayı çok seviyorum” diye. Kendini yanlış mı ifade etti acaba diye düşündüm. Çok düşündürücü bir yanıt ve acıklı. Peki Picasso’yu, Sartre’ı, Marlene Dietrich’i ya da günümüzden Sean Penn’i nereye koyacağız? Picasso meşhur Guernica tablosunu yapmış ama faşistlere karşı lafını da söylemiştir" ifadelerini kullanmıştı.

cumhuriyet.com.tr