3 Ocak 2017 Salı

Barbaros Şansal tutuklandı..!

Sosyal medya paylaşımları nedeniyle KKTC sınır-dışı edildikten sonra gözaltına alınarak savcılığa çıkarılan ünlü modacı Barbaros Şansal'ın "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçundan tutuklanması talep edildi.
Uçaktan inerken apronda bir grup tarafından saldırıya uğrayan Barbaros Şansal, emniyetteki işlemlerinin ardından Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'na sevk edildi. Şansal, saat 17.15 sıralarında polisler eşliğinde adliyenin savcılık katına çıkarıldı. Barbaros Şansal, kendisini saatlerdir adliyede bekleyen avukatı Efkan Bolaç ile birlikte soruşturmayı yürüten Basın savcılarından Umut Tepe'ye ifade verdi.
SADECE BİR TWEET'İ KABUL ETTİ
Şansal savcılığa verdiği ifadesinde, suçlanan paylaşımlardan bir tweet'i kabul ederek "Buradaki amacım üç farklı inanca sahip insanların mağdur edildiğine ilişkindir. Kesinlikle ayrımcı, nefret ve kin dili kullanılmamıştır" dedi.
'AYRIMCILIĞA KARŞI BİR HİCİV OLARAK PAYLAŞTIM'
Şansal, söz konusu videoyu ise saat 00.13 sıralarında yeni yıl mesajı olarak paylaştığını belirterek "19 Ekim 2015'te Reportare isimli internet sitesinde bir röportaj vermiştim. Bu röportajın başlığı da 'B... boğul Türkiye' idi. Videoda bu kelimeyi ayrımcılığa karşı bir hiciv olarak paylaştım. Hackerler tarafından bana telefonda hakaretler başladı. Bu nedenle tüm hesaplarımı ve iletişimimi tamamıyla kapattım. 1 Ocak 2017'den sonra hiçbir iletişim aracım yoktur. Suçlamayı kabul etmiyorum" dedi
TUTUKLANMASI TALEP EDİLDİ
Şansal ifadesinin ardından TCK'nin 216/1.maddesinde düzenlenen "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçundan tutuklanması talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi.
Nöbetçi İstanbul 14. Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edilen Barbaros Şansal ifadesinde, "Suçsuzum. Serbest bırakılmayı talep ediyorum" dedi. Mahkeme, Şansal'ın "atılı suçun niteliği, mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı, sosyal medyada paylaştığı videolar somut delil olmakla, atılı suçun yasada öngörülen üst sınırı, şüpheli tarafından yapılan sosyal medya paylaşımlarının halkta oluşturduğu infial nazara alınarak bu aşamada adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı anlaşıldığından. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan tutuklanmasına" karar verdi. Şansal, Silivri Cezaevi'ne gönderildi.(DHA)
 Zindan çit
 ‘cunta’ uygulaması: HDP’lilerin saçları zorla kazındı!
Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yönelik siyasi soykırım operasyonları kapsamında Mersin’de geçtiğimiz hafta tutuklanarak Mersin Cezaevi’ne götürülen siyasetçiler, avukatları ile görüştü. Avukatlar, tutsakların cezaevinin keyfi muamelelerine maruz kaldıkları aktardı. Avukat Sebahat Gençtarih Cebe, görüştüğü müvekkillerinin hepsinin saçlarının kesildiğini ifade ederek, “Sorduğumuzda hepsinin saçlarını 3 numaraya kendi istekleri dışında kesildiğini öğrendik. Cezaevi yönetimine sorduğumuzda hapishanenin uygulamasının bu olduğunu ilettiler. Aynı şekilde beraber götürüldükleri diğer tutukluların ilk götürüldükleri gün askeri nizamda sayım vermedikleri için 50 ila 60 gardiyan tarafından çok kötü şekilde darp edildiklerini, fakat hastaneye de sevk edilmediklerini öğrendik” diye konuştu.
‘Tutsaklar gardiyanların insafına bırakıldı’
Uygulamanın hukuksuz olduğunu belirten Cebe, yaşananların “cunta dönemi” ile benzer olduğunu söyledi. Cebe, tutsakların gardiyan ve cezaevi yönetimlerinin insafına bırakıldığını kaydetti. Müvekkillerinin darp ve kötü muameleye maruz kaldığını dile getiren Avukat Ali Bozan da, 3 kişilik koğuşlara 8 kişinin konulduğunu söyledi.
Kişi başına bir odun
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi de, Tarsus C Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerine ilişkin rapor hazırladı. Tutsakların ısınma ihtiyaçları için kişi başına bir odun verildiğine vurgu yapılan raporda, “Kadın mahpusların kaldığı cezaevinde 40 kişilik odalarda 85 kişi tutulmaktadır. Kontenjan aşımından dolayı mahpusların çoğu yerde yatmaktadır” denildi. Tutsakların, günde sadece iki kova içme suyu verilerek, susuz bırakıldığının belirtildiği raporda, “Cezaevi idaresi tarafından mahpusların banyo ve diğer zaruri gereksinimleri için sıcak su ve ısınma ihtiyaçlarını karşılamak için kişi başı sadece 1 tane odun verilmektedir” ifadelerine yer verildi.
Hastaneye sevkler yapılmıyor

Yine tutsakların sağlık ihtiyaçlarının karşılanmadığına dikkat çekilen raporda, “Mahpusların sağlık sorunları ilişkin büyük engellerle karşı karşıya kalmaktalar. Hastaneye gitme ve revire kalmaya ilişkin talepler çoğunlukla çeşitli nedenlerle reddedilmekte veyahut uzun süre bekletilmektedirler. Cezaevi idaresi tarafından mahpusların özel ihtiyaçların dışarıdan getirilmesi engellenmekte, cezaevi kantininden alınılması dayatılmaktadır” denildi. Raporda, Kürtçe tercüman olmadığı için tutsakların Kürtçe yazdığı mektupların gönderilmediği ve dışarıdan gelen Kürtçe mektupların tutsaklara verilmediği belirtildi.

EMEK VE MESLEK ÖRGÜTLERİ REİNA’YA YÜRÜDÜ

Emek ve meslek örgütleri Reina’ya yürüdü..!
İstanbul’da emek ve meslek örgütleri, Reina’da 39 kişinin yaşamını yitirdiği katliamı lanetledi. İstanbul Tabip Odası, İstanbul Barosu, İstanbul Eczacı Odası, İstanbul Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası, İstanbul Diş Hekimleri Odası, İstanbul Veteriner Hekimler Odası, TMMOB, DİSK ve KESK’in çağrısıyla dün Tarihi Mimar Sinan Hamamı Önü’nde toplanan yüzlerce kişi, “Korkmuyoruz, karanlığa teslim olmayacağız” pankartı arkasında Reina önüne yürüdü. Açıklamaya Eski CHP Milletvekili Süleyman Çelebi, Demokrasi için Birlik’in koordinatörü ve Emek Partisi MYK Üyesi Abdullah Levent Tüzel, Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Güven Gerçek, Anti Kapitalist Müslümanlardan İhsan Eliaçık, eski bakan Ziya Halis ve Suruç aileleri de katıldı.
Yürüyüş boyunca sık sık “Susma haykır, savaşa hayır”, “Türkiye laiktir, laik kalacak”, “Katillerden hesabı emekçiler soracak”, “Katliamlar ülkesi olamayacağız” ve “Hükümet istifa” sloganları atıldı. Eylemde ortak açıklamayı yapan İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Samet Mengüç, “2016 yılını bitmek bilmeyen katliamlarla kapatan ülkemiz, malesef 2017 yılına da yeni bir katliam ile girdi. İktidarın yurttaşlarına karşı en önemli sorumluluğunun can güvenliğini sağlamak olduğunu söyleyen Mengüç, katliamda ölenleri anmak isteyen yurttaşların neden gözaltına alındığını sordu.
Mengüç,”Laiklik savunması kriminalize edilirken birlik ve beraberlik nasıl sağlanacaktır? Toplumu kutuplaştırarak nefret dilini siyasete hakim kılarak her türlü eleştiri ve muhalefeti suçlayarak bu ülke yönetilmektedir. Bu akıl tutulmasına bir an önce son verilmeli. Eşitliğin, özgürlüğün, laikliği, demokrasinin de barışın yokluğunda memleketimizin nasıl bir tehdit altında olduğu ortadadır” dedi.
Daha sonra söz alan İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu da, “Biz bu ülkede bir taraftan laikliğin ve demokrasinin önemini anlatmaya çalışırken, özgürlükler dünyasının nasıl kazanıldığının bilincini yansıtmaya çalışırken terörün başarmaya çalıştığı o ayrıştırmaya asla katkı sunmayacağız” dedi.
'BU ÜLKENİN İHTİYACI OHAL DEĞİL BARIŞTIR'
Eylemde söz alan DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu da, “Türkiye bir karanlığın içerisinde. Ölüm bile yoruldu bu ülkede. Bu ülkeyi yönetenler ve bu ülkede yaşayanlar biliyor ki bu ülkede yaşanan süreç, uygulanan politikaların, yıllardır süre giden politikaların sonucudur. Bugün artık bu topraklarda ölüm bile yorulduysa biz biliyoruz ki bunun nedeni siyasal politikalardır ve Türkiye’yi yönetenler bunun öncelikli sorumlularıdır” dedi.
OHAL’in uzatılmak istenmesine dikkat çeken Çerkezoğlu, “Gördük ki OHAL ne akan kanı durdurdu ne terör saldırılarını durdurdu. Sadece gazetecilerin, muhaliflerin, akademisyenlerin hapse atılmasına neden oldu. Biz biliyoruz ki bu ülkede güvenlik konsepti sadece muhaliflere uygulanıyor. Bu ülkenin ihtiyacı OHAL değil, iş, aş, kardeşlik, barış, eşitlik ve özgürlüktür” diye konuştu. İstanbul Mali Müşavirler Odası Başkanı Erol Demirel de, toplumu ayrıştırmak ve kutuplaştırmak isteyenlere karşı barış ve demokrasi demeye devam edeceklerini söyledi.
'TOPLUMSAL BARIŞ HEDEF ALINDI'
Eylemde söz alan TTB Başkanı Raşit Tükel de, katliamın failinin ve azmettiricilerin yakalanmasını talep ederek konuşmasına başladı. Nefret söyleminin, farklı inanç ve kültürlere tahammülsüzlüğün artması nedeniyle toplumun tehlikeli bir yere gittiğini belirten Tükel, “Savaş ve çatışma ortamındaki politikalar nedeniyle bu katliamlar doğar ve ölümlere sebep olur. Kötülüğün karşısında iyiliği savunacağız” dedi.
KESK adına konuşan Hüseyin Tosu da, “Bu katliam toplumsal barışa ve laikliğe dönüktür. Korkmayacağız. İnadına barış demeye, laiklik demeye devam edeceğiz” dedi. Hükümetin sorumluluğuna dikkat çeken Tosu, “Önlemleri almayanları istifaya davet ediyoruz” dedi. Suruç Aileleri adına konuşan Hacer Elçin de, “Asla karanlığa teslim olmayacağız” dedi.

Birleşik metal iş- üceret .jpg

Birleşik Metal: Açlık sınırı 1,602, yoksulluk sınırı 5066 TL..!

Birleşik Metal İş Sendikası Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM) yüzde 8.53 olarak açıklanan yıllık enflasyonun yevmiyeli çalışanlarda yüzde 9.35 olarak gerçekleştiğini, bu oranlara göre açlık sınırındaki yıllık artışın 78 lira artarak 1602 lira, yoksulluk sınırındaki artışın da yıllık 246 lira artarak 5066 lira olduğunu açıkladı.
BİSAM tarafından hazırlanan Enflasyon ve Hayat Pahalılığı Aralık 2016 Dönem Raporu’nun sonuçlarına göre TÜİK tarafından yüzde 8.53 olarak açıklanan aylık Tüketici Fiyat Endeksi’ndeki artış, yevmiyeli olarak çalışanlar için yüzde 9.35, düzenli ücretlilerde yüzde 8.99 olarak gerçekleşti. Enflasyondan en az etkilenenler yüzde 8.25 ile temel gelir kaynağı gayrimenkul kira geliri ve menkul kıymet faiz geliri olanlar olarak belirlendi. Resmi olarak yüzde 1.64 olan Aralık ayı enflasyonu ise en çok yüzde 1.80’lik artış ile kendi hesabına çalışanları vurdu.
‘ENFLASYON YOKSULU DAHA FAZLA VURDU’
BİSAM tarafından farklı gruplara göre enflasyon verileri TÜİK Tüketim Harcamaları İstatistikleri ve TÜİK Tüketici Fiyat Endeksi Harcama Gruplarına Göre Endeks Sonuçları kullanılarak hesaplanıyor. Bu hesaplamaya göre AKP hükümetleri döneminde enflasyon çeşitli gelir ve tüketim grupları için farklı sonuçlar yaratıyor. Buna göre;
Aralık 2003-Aralık 2016 dönemleri arasında genel TÜFE yüzde 181 artış gösterirken bu oran düzenli ücretlilerde yüzde 199, nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanlar için yüzde 208, emeklilerde yüzde 204, nüfusun en yoksul yüzde 20’lik kesimi için yüzde 208 oldu. En zengin yüzde 20’lik dilim için ise enflasyon yüzde 194 olarak gerçekleşti. Buna göre enflasyon yoksulu daha fazla vurdu.
‘GİZLİ YOKSULLAŞMA EN YOKSULLARI VURDU’
BİSAM tarafından Aralık 2003-Aralık 2016 dönemlerine göre gizli yoksullaşma oranları da hesaplandı. Gizli yoksullaşma genel enflasyon rakamları ile farklı grupların enflasyonlarının arasındaki farktan kaynaklanan ve kayıtlara yansımayan yoksullaşma düzeyini ortaya koyuyor.
Buna göre son 13 yıllık dönemde (Aralık 2003-Aralık 2016) gizli yoksullaşmayı en yoğun yaşayanlar;
* İşteki duruma göre yüzde 11.05 ile “Yevmiyeliler”,
* Mesleğe göre yüzde 9.67 ile “Nitelik Gerektirmeyen İşlerde Çalışanlar”,
* Temel gelir kaynağına göre yüzde 10.01 ile “Diğer Transferlerle Geçinenler”,
* Gelir gruplarına göre yüzde 9.6 ile “En Yoksul Yüzde 20”’lik gelir grubunda yer alanlar oldu.
Yıllık enflasyon ekmekte yüzde 8.4, kirada yüzde 10.4, belediye otobüs ücretinde yüzde 10.6, koyun etinde yüzde 13.6, yumurtada yüzde 30.3, tavuk etinde yüzde 19 oldu.
13 YILDA PEYNİRDE ALIM GÜCÜ YÜZDE 40 DÜŞTÜ
BİSAM, TÜİK Madde Fiyatları üzerinden son 13 yıldaki fiyat hareketlerini de inceledi. Buna göre teknolojik ürünlerde alım gücü artarken, barınma, beslenme gibi temel harcama kalemlerinde alım gücü enflasyon karşısında önemli oranda azaldı. Seçili ürünler bazında en ciddi kayıplar yüzde 43 ile yumurta, yüzde 40 ile beyaz peynir, yüzde 33 ile zeytinyağı, yüzde 25 ile kiralar, yüzde 22 ile dana eti, yüzde 17 ile ekmekte yaşandı. Buna karşın beyaz eşya, elektronik vb. gibi teknolojik gelişmeye koşut olarak fiyatları düşen ürünlerde alım gücü arttı.
Fotoğraf makinesinde alım gücü yaklaşık olarak 3 kat, bilgisayarda 2 kat artış gösterdi. Uçak biletinde alım gücündeki artış yüzde 59 olarak gerçekleşti. Süt için alım gücü yüzde 36 oranında arttı.
AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRI ARTTI
BİSAM’ın dört kişilik bir ailenin sağlıklı bir biçimde beslenmesi için yapması gereken harcama tutarı üzerinden hesapladığı Açlık Sınırı 1602, yoksulluk sınırı 5066 lira olarak gerçekleşti. 2015 yılının Aralık ayında Açlık Sınırı 1525, Yoksulluk Sınırı 4820 lira tutarındaydı. Buna göre açlık sınırındaki yıllık artış 78 lira, yoksulluk sınırındaki yıllık artış 246 lira oldu.
Enflasyondaki hareketler doğrudan doğruya alım gücüne etki eden bir role sahip. Kişinin kendi yaptığı harcama kalemlerindeki fiyat artışları (enflasyonu) ile resmi Tüketici Fiyat Endeksi arasındaki fark istatistiklere yansımayan bir yoksulluğa neden oluyor.
‘İSTATİSTİKTE EMEK ÖRGÜTLERİNİN KATILIMI-DENETİMİ’
BİSAM açıklamasında, "Bu nedenle;
*Ücret artışlarında dikkate alınacak ayrı bir endeks oluşturulmalıdır,
* Toplum tarafından yaygın olarak kullanılmadığı halde, yüksek değer taşıdığı için ciddi bir biçimde enflasyonu etkileyen ürünler mal sepetinde yer almamalıdır,
* Her türlü sübjektif müdahaleye açık olan yıllık sepet değişimi konusunda, sendikalarında onayının alınması sağlamalıdır,
* İstatistik konseyinin kapsamı genişletilerek emek örgütlerinin katılımı ve denetimi sağlanmalıdır,
* Hükümet mensuplarının TÜİK’e müdahalesi anlamına gelecek yaklaşımlardan uzak durmaları sağlanmalıdır,

* Enflasyon hesaplamasında yukarıda belirtilen unsurlardan kaynaklı yaşanan gelir kayıpları giderilmelidir" denildi. (DHA)

Faşist Katliam ve Yasaklara Karşı Anti-faşist Eylem ve Güç Birliğinin Aciliyeti..!

Diğer saldırılara ek olarak Reina katliamı bir kez daha gösterdi ki, devlet halkı korumuyor-korumak istemiyor; onun için yeni yılda tek yol anti-faşist-anti -şovenist temelde güç ve eylem birliği zemininde emekçilerin kendisini koruyacak savunma örgütlerinin oluşturulması !
Halkın kendi iradesine dayanmayı hedefleyen anti-faşist savunma eylem ve güç birliğinde söz edince ilk aklımıza gelecek olan, merkezi devletin gücünü esas olarak koruduğu koşullarda kurtarılmış alanlar yaratmak anlaşılmamalıdır. Bu hala hazırda devrimci örgütlenme ve kitle hareketinin somut durumuna uygun bir hedef değildir. haliyle kurtarılmış alanlar yaratma biçimindeki bir hedef politik durum bağlamında sınıfların örgütlü güç ilişkileri bakımından yağmurdan kaçarken doluya tutulmak, kurtuluşu ararken bir yıkımı davet etmekten başka bir anlama gelmez.
Suriye’de merkezi otoritenin çaresiz kaldığı koşullarda (ve tabii arkasında muazzam bir ABD, Birleşik Krallık, Fransa, TC, Suudi Arabistan, Katar vs desteğinin olduğu unutulmadan) faşist şeriatçı güçler kimi kentleri kurtarılmış alan ilan edebilirken, benzer bir başarıyı daha az destekle ama muazzam kayıpları da göze alarak Rojavalılar başarmıştır. Ne var ki, Kuzey Kürdistan’daki -Hendek savaşı-deneyimlerin merkezi otoritenin güçlülüğü ve akıl almaz canavarlığı sonucu aynı başarı düzeyine ulaşamadığını, tersine bir demoralizasyona yol açtığını görmek gerekiyor. Sözünü ettiğimiz anti-faşist savanma eylem ve güç birliği esas olarak günlük hayata müdahale ederek toplumun bünyesinde bir hegemonya ve yeni yaşam tarzı oluşturmaya çalışan faşist şeriatçı güçlere karşı, günlük yaşamın savunulması amacına yönelik olarak gerçekleştirilecek olan örgütlenmelerdir.
AKP iktidarı kendi varoluşunu başka türlü devam ettirebilmenin başka yolu olmadığını, iktidardan düştüğü takdirde kendisini ulusal ve uluslararası yargı karşısında bulacağını bildiğinden dolayı, klasik faşizmin İslami bir türünü üretmenin peşine düşmüş, esas olarak ele geçirdiği devlet aygıtının yukarıdan denetim gücüne ek olarak toplum bünyesindeki hegemonyayı pekiştirrmek üzere, başka kurumlar yanında günlük hayata doğrudan şekil vermeye çalışan faşist paramiliter örgütlenmeleri de adım adım kurmaktadır. Mevcut durumda anti-faşist savunmanın hedefi bunların kurmaya çalıştığı faşist hegemonyaya ve sokakları zaptetmeye izin vermemek ve bir karşı hegemonyanın geliştirilmesine çalışmak olmak durumundadır.
Paramiliter güçlerden/örgütlenmeden söz edince ille de akla kara veya kahverengi gömlek giymiş, neredeyse düzenli birlik konumuna ulaşmış İtalya, Almanya,İspanyada ki klasik faşist yapıların gelmesi gerekmiyor. Bunların üniformasız ve düzensiz görünümlü olmaları da mümkündür, hatta faşizmin dünya çapında lanetlenmiş olması dolaysıyla da aynı adla anılmamak için bu görüntülerden birçok durumda bilinçli sakınıldığı da düşünülmelidir.
Kuşkusuz zamanla askeri birlikler gibi daha disiplinli yapılar oluşturabilirler. Ama bu görüntü ortada değil diye varolmadıklarına hükmetmemek gerekiyor. Alperenler, Ülkü Ocakları, AKP Gençlik Kolları, Osmanlı Ocakları, cami çevresindeki örgütlenmeler gibi oluşumların bu paramiliter yapılanmanın ilk biçimleri olduğunu ve 15 Temmuz darbe girişimine karşı nasıl bir sokak hakimiyeti oluşturduklarını, caminin, Diyanet İşleri'nin nasıl bir rol oynadığını görmek gerekir. Neoliberalizmi egemen kılabilmek amacına yönelik olarak 70’li yıllar boyunca da hangi fonksiyonu yerine getirdiklerini 5000 insanın ölümüne mal olan çatışmalarda Kontrgerilla ile birlikte Ülkü Ocaklarının oynadığı rolde gördük, yaşadık ve nasıl mücadele edilmesi gerektiği konusunda, eksik kalmış olsa da kimi deneyimler edindik. Var olana alternatif olabilecek devrimci ve sosyalist toplum yaratma amacını bir an bile akıldan çıkarmadan, eylemimize kılavuzluk etmesini ihmal etmeden anti-faşist savunma örgütlenmelerinin gerçekleştirilmesi faşist kuşatmanın kırılması amacına yönelik olarak tüm anti-faşist ve demokrat-ilerici toplum kesimlerini demokratik ilkeler zemini etrafında toplayıp harekete geçirmeye çalışırken, başarılı olabildiği ölçüde de karşı hegemonyanın demokratik bir halk iktidarı hedefine ilerletilmesinin de aracı olabilirler.

Bu anti faşist-anti şovenist örgütlenmeler dünya deneyimi ve kendi tarihimizde görüldüğü gibi hiçbir mücadele ve örgütlenme biçimini dışlamaz ama bunların hedeflediğimiz amaca o koşulda ne ölçüde hizmet edip etmediğinin akıldan çıkarılmamasının varoluş/yokoluş meselesi olduğunu bilir. Katliamcı politikaların gün be gün yaygınlaşması, AKP iktidarının, Kürdistan’da sergilediği akıl almaz katliam ve zulüm politikaları, onun iktidarda olmaya devam edebilmek için bölgeyi ve Türkiye’yi yangın alanına çevirmekten imtina etmeyeceğini gösteriyor. Artık güvenlik güçlerinin güvenlik kelimesiyle hiçbir alakasının kalmadığının bilinci içerisinde yığınların kendi güvenliklerini kendilerinin gerçekleştirmesi gerektiğinin bilincinin yaygınlaştırılmasının ve bunun somut pratiklerine öncülük etmenin zamanıdır. Bir zaman sonrası ise geç kalmış olmak olacaktır.

SES: Zamlar geri çekilsin!

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Kayseri Şubesi, yeni yılla muayene ücretlerine getirilen zamma tepki gösterdi.
‘Karşı olduğumuz sağlık politikası adım adım hayata geçirilmektedir’ diyen SES Kayseri Şube Başkanı Orhan Karakaya, sağlık hakkının eşit, ücretsiz, nitelikli ve ulaşılabilir bir hale getirilmesi gerektiğini ifade etti.
Muayene ücretlerinde yüzde 60’lara varan zammın hayata geçirildiğine dikkat çeken Karakaya, “Enflasyonun yüzde 10’un altında gösterildiği bir dönemde yurttaşlarımızın sağlık hakkına, muayene ücretlerine yüzde 20 ile yüzde 60 oranında zam yapılması sağlık hakkımızın nereye götürülmek istendiğini göstermektedir” dedi.

Sağlık hakkı hizmetine yapılan zamların geri çekilmesini isteyen Karakaya, “Tüm yurttaşlarımız, halkımız için sağlık hakkının ücretsiz, nitelikli ve ulaşılabilir olmasını istiyoruz. Muayene olmak için gittiğimizde alınan katkı-katılım, muayene vb. tüm ücretlerin alınmasından vazgeçilmesini talep ediyoruz” dedi. 

HDP: Bu dikta metniyle yasama ve yargıya cumhurbaşkanı kayyım olarak atanmaktadır..!

HDP, TBMM Anayasa Komisyonu’nda oy çokluğuyla kabul edilen değişiklik teklifine yönelik muhalefet şerhini tamamladı. Teklifi, “kişiye özgü rejim dayatması” olarak nitelendiren HDP, “Bu dikta metni ile yasama ve yargıya cumhurbaşkanı kayyım olarak atanmaktadır” dedi.
Nergis Demirkaya'nın Gazete Duvar'da yer alan haberine göre, “Parlamentonun 2’nci ve 3’üncü siyasi partilerinin dahil edilmediği, toplumun farklı kesimlerinin hiçbirisinin görüşüne başvurulmadığı, parti eş genel başkanları ve seçilmiş milletvekillerinin tutuklu bulunduğu bir süreçte topluma dayatılacak bir metnin ‘yeni anayasa’ olmayacağı”eleştirisinde bulunan HDP’nin muhalefet şerhinde şu değerlendirmelere yer verildi:
KAOS ORTAMINDA ANAYASA: Şiddet eylemlerinin yaygınlaştığı, her yerde patlayan bombalarla güvensizlik ortamının egemen olduğu, kutuplaşmanın belki de hiç olmadığı kadar arttığı, muhalefete baskının yükseldiği ve demokratik hak alanının daraldığı bu ortamda, bu kadar kapsamlı anayasa değişikliklerini tartışmak mümkün değildir. Özellikle anayasa değişikliklerinin bu sorunların herhangi birisine çözüm bulmak bir yana, bir dayatmayla toplumda kutuplaşma ve yarılmayı derinleştireceği açıktır.
DENGE DENETLEME YOK: Teklifin başkanlık sistemi andıran tarafları olmakla birlikte, başkanlık sisteminin öngördüğü denge ve denetleme mekanizmalarının yoksunluğunda bir başkanlık sisteminden bahsetmek mümkün değildir. Yine parlamenter sistemin bazı özelliklerini zayıflatarak korumaya devam ederek çok kırılgan bir yapı ortaya çıkarmaktadır.
SINIRSIZ YÜRÜTME: Teklifle yürütme erki, frensiz ve sınırsız bir biçimde genişletilirken, yasama ve yargı zayıflatılmakta ve alanları daraltılmaktadır. Başbakan da tamamen tedavülden kalkmaktadır. Kendi statüsünün ilgası için Türkiye tarihinde imza veren başka ‘muktedir’ olmayabilir.
PARLAMENTONUN SONU: Anayasa değişiklik teklifinin birincil amacı, yürütmede tek yetkili olan cumhurbaşkanının olağanüstü yetkilerle donatılması iken parlamentonun yetkilerinin sadece “kağıt üzerinde” göstermelik yetkilere indirgenmesi, parlamentonun kendi kendisini feshetmesi ile eşdeğerdir.

KAYYIM CUMHURBAŞKANI: Yapılacak olanın adı darbeyi, OHAL’i ve statükoyu süreklileştirme; toplumu daha fazla baskı altında tutarak demokratik özgürlüklerin daha fazla yok sayılacağı bir “dikta metni”dir. ‘Bu dikta metni ile yasama ve yargıya cumhurbaşkanı kayyım olarak atanmaktadır’ demek abartı olmayacaktır.

Kadınlar sokakları tecavüzcülere bırakmadı: Gece gece sokaktayız..!

Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu’nun çağrısıyla bir araya gelen kadınlar bir üniversiteli kadını tecavüze uğramasının ardından İstanbul’da sokağa çıktı. Tecavüzün yaşandığı sokaklarda yürüyen kadınlar sokakları tacizcilere, tecavüzcülere bırakmayacaklarını bir kez daha ilan etti
İstanbul, Şişli’de kaldığı yurda gitmek için karanlık sokaklardan geçmek zorunda olan bir üniversiteli kadın 23 Aralık gecesi bir erkek tarafından tecavüze uğradı. Polis tarafından yakalanan tecavüzcünün savunması ise “Travesti zannettim. Mücadele sırasında olmadığını anladım. Kendimi tutamadım, tecavüz ettim” oldu. Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu’nun çağrısıyla yeni yılı eylemle karşılayan kadınlar, Osmanbey metro çıkışında buluştu. “Hayatımıza, yaşadığımız, yürüdüğümüz sokaklara sahip çıkıyoruz” diyen kadınlar metro çıkışından başlayarak tecavüzün yaşandığı Şişli’nin ara sokaklarında “gece gece” yürüdü.
Tecavüzcülere meydan okuyan kadınlar; erkeklerin kadınlara ve translara yönelik şiddetine buldukları “trans sandım”, “gece gece sokakta ne işi var”, “mini etek giymişti” gibi bahanelerinin tacize ve tecavüze gerekçe olamayacağını bir kez daha ilan etti.
“Bu rahatlık nereden geliyor?”
Kadın Cinayetlerine karşı Acil Önlem Grubu adına yapılan açıklamada tecavüzcü erkeğin yaptığı savunmaya dikkat çekilerek “Bu rahatlık nereden geliyor?” diye soruldu. Yanıtını yine kendileri veren kadınlar “Bu sokaklarda ve her yerde, evlerimizin önünde, hayatlarımızın orta yerinde taciz var. Bunun sorumlusu sadece bu olaydaki suçun faili değil. Aynı zamanda bu tür gerekçeleri kabul eden, ceza indirimi isteyen ve uygulayan savcılar ve hakimler; translara yönelik şiddeti normal addeden, hatta kendisi uygulayan polisler; biz kaıdnlar gece sokakta olunca, eve kapanmayınca her şeyi hak ettiğimizi düşünenler ve bunu düşünmeyi meşrulaştıranlar; bizi minibüste, takside, metrobüste, sokakta güvensiz hissettiren, her an etrafımızda ne olup bittiğinin, çevremizde kimlerin olduğunun farkında olmak, arkamızı kollamak ama kolladığımızı da çaktırmamak zorunda kılan erkekler; daha bir ay önce tecavüzü evlilikle aklayacak yasa tasarısını geçirmeye çalışan iktidar” dedi.

Herkesi şiddete tanık olduğu her yerde izlemek yerine müdahale etmeye çağıran kadınlar basın açıklamasını; “Bize dayatılan bu tedirginliğe hapsolmamak için buradayız. Bizler sokakta azaldıkça, eğreti hale geldikçe, alanlarımız ufaldıkça maruz kaldığımız şiddet ve erkeklik hali genişliyor ve daha fazla yer kaplıyor, bunu da görüyoruz. Tam da bu yüzden: Geceleri de, sokakları da, meydanları da terk etmiyoruz” diyerek sonlandırdı.