1 Şubat 2017 Çarşamba

Malatya’da ihraçlara karşı direnenler yerlerde sürüklendi..!

KHK’yle görevden uzaklaştırılan KESK üyeleri ile onlara destek için Malatya’ya gelen 3 kişi yerlerde sürüklenerek alıkonuldu. Alıkonulanlar arasında 3 aydır Ankara’da eylemlerini sürdüren Nuriye Gülmen de vardı.
Malatya’da OHAL Kanun Hükmünde Kararnameleri (KHK) ile görevden uzaklaştırılan Eğitim-Sen ve SES üyelerinin 4 haftadır Emeksiz Meydanı’nda “İşimi ve Ekmeğimi Geri İstiyorum” sloganıyla düzenlediği eyleme polis müdahale etti.
Meydanda 23’üncü kez bir araya gelen Özkan Karataş, Erdoğan Canpolat, Cengiz Uğurlu ve Umut Sertaç Ökdemir’e; Bodrum’da ihraç edilen Engin Karataş, Antalya’da ihraç edilen öğretmen Sibel Balaç ile Ankara’da tek başına yaptığı eylemlerle tüm Türkiye’nin tanıdığı ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen de destek verdi.
Emeksiz Meydanı’ndaki oturma eyleminde konuşan Gülmen, şunları söyledi:
Malatya halkı bizler OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lerle işlerinden atılan devrimci, demokrat kamu emekçileriyiz. AKP iktidarı hiçbir soruşturma yürütmeden bir gün içerisinde işimizi elimizden aldı. Tüm halka OHAL’le teslimiyeti dayatıyor. Biz bu teslimiyeti kabul etmiyoruz. Bugüne kadar onurumuzla emeğimizle çalıştık. İşimizden atıldığımız güne kadar halkın ve emekçilerin yanında olduk. Bugün kendi hakkımızı geri almak için ekmeğimize sahip çıkmak için oturma eylemi yapıyoruz.
Gülmen’in konuşmasının ardından ise polisler eylem yapanları yerde sürükleyerek gözaltına alıp araca bindirdi.
Balat’a gözaltı işlemi yapıldı
Daha sonra serbest bırakılan Gülmen, Malatya’ya 25 gündür direnen kamu emekçilerine destek olmak için gittiğini belirtirken, Sibel Balat’a gözaltı işlemi yapıldığını, kendisi dahil beş kişinin ise alıkonularak haklarında Kabahatler Kanunu’ndan işlem yapıldığını aktardı.
bianet’e konuşan Gülmen, gözaltı işlemi yapılan Balat’ın sağlık muayenesi için götürüldüğü hastanede doktorların gözü önünde polislerce yerlerde sürüklendiği bilgisini de aktardı.

Bir Yandan Yoksulluk Öte yandan 1 milyar dolarlık yiyecek çöpe.!

1975 yılında Lüksemburg‘da kurulan ve Avrupa Birliği‘nin bazı organlarını denetleyen, fonların doğru yönetilip yönetilmediğini kontrol eden Avrupa Teftiş Mahkemesi, her ne kadar israfı önlemek adına çalışmalar yürütmese de yiyecek israfı son yıllarda aşırı bir artış gösterince böyle bir rapor yayınlama ihtiyacı duymuş. Mahkemenin hazırladığı raporda yiyecek israfıyla yeteri kadar mücadele edilmediği, ayrıca bunun sadece Avrupa’nın değil, tüm dünyanın sorunu olduğu belirtildi.
Rapordan sorumlu Mahkeme üyesi Bettina Jakobsen bu konunun sadece üyeler ve üye olmaya çalışan ülkeler ile birlikte değil, dünya çapında çözüme kavuşturulması gerektiğini ifade etti. Açıklamasının devamında ise Avrupa Birliği‘nin bu konuda bazı çalışmaları olsa da yeterli gelmediğini itiraf etti. Jakobsen Avrupa Birliği’nde 400 metre kareden daha büyük marketlerin satılmamış günlük yiyecekleri çöpe dökmesinin yasak olduğunu hatırlatarak böyle projeler geliştirirsek israfın önüne geçmemizin kaçınılmaz olduğunu belirtti.
Mahkeme raporun devamında ise yiyeceklerimizi israf etmemek adına yapabileceğimiz bir kaç küçük tavsiyeyi şöyle paylaşıyor:
İhtiyacınız olmayan bir şeyi almayın. Bazen market arabalarının tıka basa dolu olduğunu görürsünüz. Aynı üründen bir kaç tane alan insan çoktur. Ancak o ürünlerin bir kısmı daha kullanılmadan bozulduğu için çöpe gidecek. Sizin ihtiyacınız olan ürünler daima marketlerde var. Aldığınız bir ürün bitmeden yenisini almayın
Alışverişinizi bilinçli yapın. Gereksiz alımlardan kaçınmak adına alışverişe çıkmadan bir ihtiyaç listesi hazırlayın ve bu listenin dışına taşmayın
First in first out. Bazen buzdolabınızda bazı ürünlerden bir kaç tane bulunabilir. Bunlardan en eski olanı en öne koyarsanız ilk onu kullanırsınız ve israftan kaçınmış olursunuz
Atık ürünlerinizi rapor tutun. Eğer haftalık raporlarınızda bir ürün sık sık yer alıyorsa o ürünü kullanmıyorsunuz demektir.
Buzdolabındaki eski yiyecekleri de tüketin. Her gün yaptığınız yemeklerden mutlaka arta kalan olur ve dolaba kalkar. Haftanın bir gününü bu yemeklere ayırın. Böylece bu yemekler çöpe gitmez.
Ürünler son kullanma tarihine ulaştıkları anda bozulmazlar. Ürünü kontrol edin, internetten o ürünün bozulma belirtilerini öğrenin. Eğer belirtileri göstermiyorsa o ürünü kullanabilirsiniz.
Turşu yapın! Neredeyse her ürünün turşusu yapılabilir. Böylelikle elinizdeki ürün çöpe gitmez ve sofranıza bambaşka bir lezzet kazandırırsınız.

Ancak her insan da bir şekilde atık yiyecek çıkarabilir. Özellikle sebze ve meyveler. Yenmeyen, çürüyen sebze ve meyveleri çiftliklere bağışlayın

'ABD Başkanlık Sistemi'nde 'Başkan'ın yetkileri..!

Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun AKP'li üyelerinden Mustafa Şentop geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda, partisinin başkanlık sistemi önerisinde başkana ABD’deki sistemden daha az yetki verildiğini belirtti.
Amerikan Siyasi Sistemi
Başkanlık sistemi denilince akla gelen ilk örnek olan Amerikan sisteminde güçler ayrılığı çok keskin bir şekilde anayasada belirlenmiştir. Bu yönüyle de siyaset bilimi literatürü içinde en başarılı ve eşsiz bir örnek olarak gösterilir. Zira başkanlık sistemleri tek adam yönetimi yaratma ihtimalleri açısından risk taşımaktadırlar. Özellikle başkanların halk tarafından seçiliyor olması başkanın anayasal yetkilerinin yanı sıra toplumsal meşruiyetlerinden hareketle iktidarı merkezileştirmeleri sonucunu doğurabilir. Amerikan sistemini bu açıdan farklı kılan, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin net bir şekilde birbirinden ayrılmış ve de güç bakımından da eşit olmalarıdır. Bu keskin güçler ayrılığı, diğer bir deyişle “denge ve denetleme mekanizmaları” (checks and balances) ülkenin kuruluş aşamasında kasti olarak alınan bir karar. Bu mekanizmaların bir gereği olarak Amerikan sisteminde yürütme ve yasama birbirlerinin üzerinde bir yetkiye de sahip değiller, yargı da her iki organdan bağımsız bir şekilde denetim görevini yerine getirebilmekte.
Yürütmeye Dair Yetkiler
Başkanlık sisteminde başkan, hem devletin hem de yürütmenin başında yer alıyor. ABD Başkanı da bu şekilde yürütmenin başında yer alıyor. Yürütme açısından da yetkileri geniş. Öncelikle kendi kabinesini ve yürütme organlarındaki çalışanları atama yetkisi mevcut. Bakanları ve memurları yasama organlarından olan Senato’nun onayı olmadan görevden de alabiliyor. Bunun yanı sıra, üst düzey memur ve büyükelçileri de atama yetkisi var. Ancak bu atama yetkisi Senato’nun tavsiyesi ve onayı ile kullanılıyor. ABD Başkanları aynı zamanda federal bütçeyi hazırlama yetkisine sahip; hazırlanan bütçenin yasama organı olan Kongre tarafından onaylanması gerekiyor. Başkan tıpkı parlamenter sistemlerde cumhurbaşkanlarının başkumandan olması gibi, ordunun da başkomutanı sayılıyor. Bu şekilde de askeri kararlarda söz sahibi bir konumda. Açacak olursak, savaş ilan etme yetkisi Kongre’de olsa da, bu yetki Başkan’a verildikten sonra ordu komuta yetkisi Başkan’a ait oluyor. Başkan’ın atama yapabildiği bir diğer kurum da yüksek yargı. Başkan Yüksek Mahkeme üyelerini atayabiliyor ancak bu atamanın gerçekleşmesi için Senato’nun onayı gerekli.
Yürütme alanında kimi zaman tartışmalara yol açan yetki ise “başkanlık emri” (executive order) adı verilen gücüdür. Kanun hükmünde olan bu emirler veya kararnameler aslında yürütme organlarına yönelik, federal hükümet dahilindeki işleyişi kolaylaştırmak içindir. Başkanlık emirleri için Kongre’nin onayı gerekmez ancak bu emirler veya kararnameler de yüksek yargı organlarının denetimine tabidir. Her ne kadar kullanma amaçları o olmasa da, başkanlık emirlerinin geniş siyasi etkileri de olabilmekte. Eisenhower yönetiminin devlet okullarında ayrımcılığı kaldıran emri ve Roosevelt’in 1942 yılında yayınladığı bazı bölgelerin askeri bölge ilan edilmesi kararını barındıran emri böyle örneklerdir. Roosevelt’in söz konusu emri aracılığıyla 70 binin üzerinde Japon asıllı Amerikalı evlerinden alınmış ve askeri kamplarda toplanmıştı.
Yasamaya Dair Yetkiler
Yürütmenin başı olan Başkan’ın yasama alanındaki yetkileri görece daha kısıtlı. Yasama yetkisi Kongre’nin elindedir. Başkan ise Kongre tarafından kendisine iletilen yasaları veto etme yetkisine sahip. Bu yetkiyi de kısmi olarak kullanması mümkün değil. Başkan’ın aynı zamanda Senato’nun onayıyla uluslararası anlaşmalar yapma yetkisi de var. Nitekim dış politika alanındaki en yetkili kişi de yine Başkan’dır.

Sesime kulak ver gülüm

Sesime kulak ver gülüm
Tutsaklığa yeğdir ölüm
Nerde varsa böyle zulüm
Çaresi isyan olmuştur
A.Behramoğlu

Belediye işçilerinin grevi ikinci gününde

Karabağlar Belediyesi’nde TİS görüşmelerinde sonuç alamayan işçilerin grevi ikinci gününde. Bine yakın işçinin hizmet üretmediği ilçede çöpler toplanmadı, park ve bahçelerin bakımı yapılmadı.
İzmir’in Karabağlar Belediyesi’ne ait KARBEL Şirketi’nin yöneticileri ile sendika arasında yapılan Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmelerinde anlaşma çıkmaması üzerine başlayan grev ikinci gününde devam ediyor. Uzundere’deki temizlik işleri şantiyesi ile Gediz’deki fen işleri şantiyesinde işçiler grev nöbetini tam katılımla sürdürürken, belediyenin, park bahçeler, temizlik ve idari işler gibi birimlerini kapsayan grevde, 915 işçi bugün de hizmet vermedi. Hizmet verilmemesi nedeniyle ilçede çöpler de toplanmadı, park ve bahçelerin bakımı yapılmadı.
İŞÇİLER YÜZDE 12 İSTİYOR
Belediye son olarak yüzde 7’lik zam önerisinde bulunurken sendika bu oranın yüzde 12’ye çekilmesini istiyor. Toplamda 76 maddelik TİS taslağında taraflar ayrıca yaptıkları görüşmede, ikramiyelerin 69 günden 112 güne çıkarılması, banka promosyonlarının ödenmesi, sosyal hakların iyileştirilmesi ve kiralık işçi çalıştırılmaması gibi konularda anlaşma sağladı.

Silah bırakan FARC'lılar, 'Yeşil Bölge'ye yerleştiriliyor..!

Kolombiya'da FARC ile yapılan barış anlaşması kapsamında 4 bini aşkın gerillanın silah bıraktığı açıklandı.
Kolombiya’da uzun yıllardır toprak reformu için mücadele eden FARC gerillaları, barış anlaşması kapsamına silah bırakıyor. İmzalanan anlaşma ile birlikte nihai barışı sağlamak üzere 4 bin 329 kişinin Yeşil Bölge’ye giriş yaptığı açıklandı. Hükümetin kurduğu Barış Komisyonu tarafından yapılan açıklamada toplamda 6 bin 300 gerillanın silah bırakacağını söyledi. FARC, anlaşma kapsamında siyasi partiye geçiş yapacak.
GERİLLALAR İÇİN ‘YEŞİL BÖLGELER’
Gazete Duvar'da yer alan habere göre Yeşil Bölgeler, barış anlaşmasının somutlaşması ile birlikte gerillaların bundan sonraki süreçte geçici olarak kalacağı yerler olarak planlandı. FARC üyeleri Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde kurulan silah bırakma alanından geçtikten sonra silahsız olarak kamp alanında girip üniformalı olarak kalabiliyor. Kamp alanının içinde iki BM gözlemcisi de bulunuyor.

Kampın dışındaki çemberde ise üniformalı girişin yasak olduğu daha büyük bir bölge bulunuyor, burada resepsiyon ve FARC gerillası olmayan ama sürecin parçası olan kuruluşlar, kişiler ve görevliler için konaklama yerleri var. Çemberin en dışında ise Kolombiya ordusunun ve polisinin kampları bulunuyor.

Sanatçılardan 'hayır' çağrısı..!

Meclis Genel Kurulu'ndan geçerek, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın onayını bekleyen Anayasa değişikliği teklifi için fiilen başlatılan referandum sürecine karşı "Hayır" cephesi gün geçtikçe büyüyor. Sosyal medyada referandum öncesi anayasa değişikliğine “hayır” diyen ünlülere sanatçılar Metin Kahraman ve Suavi, oyuncular Deniz Türkali ve Levent Üzümcü ile şair Ahmet Telli referanduma ilişkin konuştu.
KAHRAMAN: FAŞİZME EVET Mİ HAYIR MI OYLAMASI YAPILACAK
Sözlerine “tabi ki Hayır" diye başlayan Metin Kahraman, “O kadar açıktan bir faşizme evet mi? Hayır mı? Oylaması yapılacak. Diktatörlüğe evet mi oylaması yapılacak. Türkiye halklarının bunu çok iyi düşünüp karar vermesi gerekir. Biz Hayır’dan yanayız. Hayır’ın çıkması içinde uğraşacağız ve çalışacağız” dedi. Bütün demokratlara, muhaliflere, laik kesimlere seslenen Kahraman, “Ortak demokratik bir Türkiye’yi ancak bir araya gelerek kurabiliriz ya da koruyabiliriz var olanları eksikte olsa. O yüzden herkesi yan yana birlikte çalışmaya ve bunun için çok çaba harcamaya çağırıyorum” diye belirtti.
TÜRKALİ: VİCDANLARI İLE DÜŞÜNSÜNLER
Oyuncu Deniz Türkali ise, “Sadece 'Hayır' denmesi gerektiğini, gerisinin şu an için hiç önemli olmadığını düşünüyorum. Çağrı değil, ama tercihlerini yaparken en çok vicdanlarıyla düşünsün insanlar isterim” diye konuştu.
SUAVİ: HAYIR
Sanatçı Suavi de "Hayır" diyeceğini belirterek, “Siyasi görüşler bir kenara bırakılarak Türkiye düşünülmelidir” dedi.
ÜZÜMCÜ: KAYBETTİĞİMZDE ANLAYACAĞIZ DEĞERİNİ
Oyuncu Levent Üzümcü ise şunları dile getirdi: “İnsanlar bu ülkede bütün olup bitenleri Cumhuriyet’in suçuymuş gibi görüyor. Farklı etnik kökenden gelenler, farklı dinsel inanışı, mezhebi olanlar bu ülkenin bütün problemlerinin kaynağını Cumhuriyette görüyorlar. Oysaki bu ülkenin problemlerinin kaynağı Cumhuriyette değil, parlamenter sistemde değil. Bu ülkenin temel problemlerinin temel kaynağı ülkedeki aile içi eğitim yapısının ve okul eğitiminin tamamı ile paramparça olmuş olmasıdır.
Biz iyi temeller üzerine kurulu bir ülke yaratamadık. Bundan hepimiz sorumluyuz. Bu ülkedeki her ırk, dil, mezhep bundan sorumludur. Hiç kimse kendisini bundan ayrı tutmasın. Onun içindir ki bu ülkenin temel problemi Cumhuriyet değil. Ama insanlar bütün bileti Cumhuriyete kesme niyetindeler. Bu ülkenin bu ülkenin bugüne kadar kazandığı en önemli şeydir Cumhuriyet. Bu ülkenin en önemli değeridir. Bakın kaybettiğimizde anlayacağız ne kadar değerli olduğunu. Bunu umarım kaybetmeyiz” diye konuştu.
‘BÖYLE ŞEY Mİ VAR’
Geleceği düşünen herkese çağrıda bulunduğunu sözlerine ekleyen Üzümcü, şunları söyledi: “Buradan vatan sevgisidir, şudur budur demenin alemi yok. Gelecekte çocuklarına aydınlık bir ülke bırakmak isteyen herkesi 'Hayır' demeye davet ediyorum. Böyle şey olur mu hangi referandum ne referandum mu? Anayasa değişikliği imiş. Anayasa değişikliği değil, bir adamın zırhla donatılmak üzere bir seçim yapılıyor. Böyle şey mi var ya. Ben bunu doğru bulmuyorum.”
TELLİ: HAYIR DEMEK İNSANİ HALDİR
Şair Ahmet Telli ise şunları ifade etti: “Bir oyumuz var o da Hayır’dır. Birazcık düşünen herkesin 'Hayır' diyeceğine inanıyorum. 'Hayır' demek bence en insanı halimizdir.”