1 Haziran 2017 Perşembe

Emperyalist kapitalist sistem 700 milyon çocuğun çocukluğu çalıyor..!

Çocuk Hakları Örgütü Save the Children (Çocukları Kurtarın) tarafından açıklanan rapora göre dünyada her dört çocuktan birinin çocukluğu çalınıyor. Yaklaşık 700 milyon çocuk, çocukluğunu yaşayamıyor.
1 Haziran Uluslararası Dünya Çocuk Günü’nde açıklanan rapora göre şiddet ve savaş nedeniyle göç, erken yaşta evlilik ve hamilelik, çocuk işçiliği, kötü sağlık koşulları ve okula gitmekten mahrumiyet, çocukluğu tehdit eden başlıca etkenler.
TÜRKİYE 59’UNCU SIRADA
172 ülkede yapılan araştırmada 5 yaş altı ölüm, yetersiz beslenme, erken evlilik, eğitim, çocuk işçiliği, genç yaşta hamilelik, çatışmalar nedeniyle sürgün ve ölümcül sonuçlu aşırı şiddet gibi 8 unsur ele alındı. Buna göre çocuklar en çok Batı ve Orta Afrika’da tehdit altındalar. Ülkeler sıralamasında son sırayı Nijer alırken bu ülkeyi aşağıdan yukarıya doğru Angola, Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Somali takip ediyor.
Çocukluğun en az tehdit altında olduğu iki ülke ise Norveç ve Slovenya. Bu ülkeleri Finlandiya, Hollanda ve İsveç takip ediyor. Almanya sıralamada 10’uncu sırada Türkiye ise 59’uncu sırada yer aldı. Raporda ayrıca, çocuklar arasında “En yaralanabilir ve en çok dışlanan çocukların, kız çocukları, mülteci çocukları, yoksul, dezavantajlı ve engelli çocuklar” olduğu belirtildi.
RAKAMLARLA KAPİTALİZMDE ÇOCUK OLMAK...
*Tüm dünyada yaklaşık 16 bin çocuk beş yaşına gelmeden hayatını kaybediyor. Ölümlerin nedeni çoğu zaman önlenebilir ya da tedavi edilebilir nedenler.
*Her gün 200 çocuk cinayete kurban gidiyor.
*Her yıl yaklaşık 15 milyon kız çocuğu 18 yaşına gelmeden evlendiriliyor; bunların 4 milyonu 15 yaşın altında.
*Dünyada yaklaşık 28 milyon çocuk yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Çocukların 11 milyonu başka ülkelerde sığınmacı ya da mülteci olarak yaşarken, 17 milyonu kendi ülkelerinde sürgün konumunda.
*5 yaşın altında 156 milyon çocuk yetersiz beslenme nedeniyle büyüme bozukluğu yaşıyor.
*168 milyon çocuk çalışmak zorunda. Bu sayı, Avrupa ülkelerinde yaşayan çocukların sayısını geçiyor.
*Dünyada 263 milyon çocuk okula gitmiyor. Sorundan kız çocukları erkeklere göre daha fazla etkileniyor.


ANADOLU HALKLARININ DİRİNİŞÇİ SESİ AHMET ARİFİ ANARKEN..!

"Ben Anadoluyum" der, bundan tam 90.yıl önce, 21 Nisan 1927 yılında Diyarbakırda yaşama gözlerini açan Ahmet Arif, 2 Haziran 1991 yılında yaşama gözlerini yumdu. Acıdan, yaralardan… Doğdukça çoğalır, genişler ve her yana yayılır. Ta ki zulmün kaleleri bir bir yıkılana değin sürer bu çoğalma hali. Zulmün kalelerinin yıkılışı bir tür ‘karşı konulamaz’lık ile kendi öz anlamına kavuşur. Gerisi insanın bu karşı konulmazlık haline karşı ‘tarafını’ netleştirmesinden ibarettir.
Çünkü tarih ilerlemekte, çağlar açılıp kapanmakta, nice hükümdarın kanlı tacı kentlerin meydanlarında yuvarlanmaktadır; hakikat kendini, şairin ifadesi ile ‘dayatmaktadır’. Ve asıl belirleyici olan egemenlerin zulüm ve despotluklarına karşı, onların yarattıkları ve insanı köleleştirmekten, boyun eğmeye zorlamaktan başka bir işlevi olmayan her türden köhne ve yoz uygulamalarına karşı; geniş yığınların kendi öz hakikatlerini yaratmaları ve bu hakikati ama öyle ama böyle dayatmalarıdır. Devrimci duruş bunu gerektirmektedir.
Zulmün ve zorbalığın ‘nesnel hakikat iddiasına karşı’ onu alaşağı edebilecek bir duruş, bir tür radikal kopuş ve bunların sonucu yaratılan bir tür ‘devrimci hakikat iddiası’ gerekmektedir ve bu iddia çok eski zamanlardan beri yaratılmış ve halen de yaratılmaya devam etmektedir. Bu yüzden şiirin son dizeleri umutsuzluğu bir bıçak gibi kesip atıp onca acıdan sıyrılarak geleceğe yönelir:
‘Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim.
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?’
Görüldüğü gibi şiirin zamanlar arası geçişi ve yeniden inşası son derece içli mısralar aracılığıyla estetik bir tat bırakarak, gerçek amacına ulaşır. Anadolu kendi insanına seslenişini inanç ve umut ile tamamlar ve en son olarak da gözlerinden öper o insanın. Sorulan soruya Anadolu insanının verdiği yanıt ‘evet’tir. İnsan, yaşadığı toprakların ondan istediğini anlamıştır; o umudun taşıyıcısı ve yaratıcısıdır. Anadolu’nun ‘her biri cihan parçası’ olan ve binlerce yıllık hasretinden yarattığı binlerce kızı ve oğlu vardır. Bu çocuklar gelecektedir ve Anadolu şimdinin insanından onlar adına dahi olsa mücadele etmesi yönünde istekte bulunur ki, bu istek var olmak ve gelişmek, özgürlüğü yakalamak ve yaşamak adına olduğundan, son derece anlaşılırdır.
Ahmed Arif’in Anadolu şiirinde olsun, ‘Otuz Üç Kurşun, Kalbim Dinamit Kuyusu, Rüstemo, Vay Kurban, Bu Zindan, Bu Kırgın, Bu Can Pazarı…’ gibi şiirlerinde olsun umutsuzluğa hiçbir surette yer verilmez. Bu durumun nedeni Ahmed Arif’in devrimci kişiliği ve sanat anlayışıdır. Yukarıda sorduğumuz bir sorunun yanıtı da buradadır, yani Ahmed Arif’in şiirleri ile yaşamı tam bir uyum içindedir. Bu anlamda da ender bir şairdir; yazdıklarını hisseden ve yaşayan bir şairdir, namuslu, dürüst ve çalışkan ve sonsuz umutlu. Geleceğe ve insana dair daima umutlu olmasını şöyle ifade ediyor Ahmed Arif:
‘Umutsuzluğa düşmek ise bir devrimciye yasaktır. Cellat elinde işkencede ölüme bir soluk kalmışken bile. Yalnız yasak değil ayıptır da. Çünkü devrimcinin kendisi, insanlığın yarını ve umududur. Bu bir kural, bir ilkedir bu. Namussuzluğun, alçaklığın egemen olmadığı, soylu, güzel ve onurlu bir dünya, bu temel ilke üzerinde kurulur.' Görüldüğü gibi şairin dünyaya bakışı ile şiirleri arasında tam bir uyum bulunmaktadır.

Ölümünün 26.yılında . Anadolunun sesi soluğu olan Ahmet Arifi saygıyla anıyoruz

Ayvalıtaş'ın anması duruşmayla başladı..!

İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın 16. duruşmasına, Mehmet Ayvalıtaş'ın babası Ali Ayvalıtaş ve avukatları ile tutuksuz yargılanan sanıklardan Mehmet Görkem Demirbaş ve Avukatı Yalçın Tura katıldı. Tutuksuz yargılanan diğer sanık Cengiz Aktaş ise duruşmaya gelmedi.
Söz alan müşteki avukatları, duruşmalara katılmayan Cengiz Aktaş'ın ayrıcalıklı olmadığını, bu sanığın duruşmalara katılması için mahkemenin bir girişimde bulunmadığını belirterek, sanığın duruşmalara katılmasının sağlanmasını ve sanıklar hakkında tutuklama kararı verilmesini istedi.
"BİZ VATAN EVLADI DEĞİLMİYİZ"
Duruşmada söz alan Mehmet Ayvalıtaş'ın babası Ali Ayvalıtaş, sanıklardan Cengiz Aktaş'ın korunduğunu iddia etti. Baba Ayvalıtaş, "Ben Mehmet'in babasıyım. Öyle bir acım var ki. Çocuk sizin de olabilirdi. Yarın Mehmet'in şehit olduğu gündür, bu tesadüf değil. Vicdanı olan, Allahı olan bir karar verir. Ve öbür sanık özellikle korunuyor. Biz bu vatanın evladı değilmiyiz, niye ayırt ediliyoruz. Sizleri de, duyarlı olan insanları da yarın mezarı başında anmaya davet ediyorum. Gezi olayları bir gerçektir, dün de anması vardı. Sanıkların tutuklanmasını talep ediyorum. Eşimi kaybettim, evime aylardır giremiyorum. Eşime biber gazı sıkıldı öldü" diye konuştu.
Ali Ayvalıtaş'ın ardından söz alan müşteki avukatları, duruşmalara katılmayan Cengiz Aktaş'ın ayrıcalıklı olmadığını, bu sanığın duruşmalara katılması için mahkemenin bir girişimde bulunmadığını söyledi. Müşteki avukatları, sanığın duruşmalara katılmasının sağlanmasını ve sanıklar hakkında tutuklama kararı verilmesini istedi.
AYLARDIR BEKLENEN RAPOR ORTADA YOK
Şubat ayındaki duruşmada sanıkların tutuklanmasına yönelik talebi reddeden mahkeme heyeti, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Genişletilmiş Uzmanlar Komisyonu'nun olaya ilişkin rapor hazırlanmasını istemişti. Ancak aylardır beklenen bilirkişi raporunun henüz mahkemeye ulaşmadığı açıklandı. Mahkeme Başkanı Zeynep Durdu Ak, dosyanın gönderildiği Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu'ndan henüz dönmediğini söyledi.
Mahkeme, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu'na yazı yazarak dosyanın akıbetinin sorulmasına karar vererek duruşmayı erteledi.
"BUGÜNE KADAR HİÇBİR DURUŞMADA BU KARAR VERİLMEMİŞTİ"
Duruşmadan sonra adliye önünde açıklama yapan Ayvalıtaş ailesinin Avukatı Ayla Öztabak, Mehmet Ayvalıtaş'a çarparak ölümüne neden olan taksi şoförü Cengiz Aktaş'ın şimdiye kadar bir duruşmaya katılmadığını hatırlatarak, bu sanığın tutuklanması ve duruşmalara katılması için talepde bulunduklarını söyledi. Mahkemenin de tutuklama taleplerini reddettiğini belirten Avukat Öztabak, "Cengiz Aktaş'ın gerekli güvenlik önlemi alınarak önümüzdeki duruşmada hazır edilmesine karar verildi. Bugüne kadar hiçbir duruşmada bu karar verilmemişti" dedi.


AKP oylarıyla: Darbenin ‘siyasi ayağı’ için komisyon önergesi reddedildi..!

Darbe girişiminin siyasi ayağının ortaya çıkarılmasına ilişkin Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için HDP’nin verdiği önerge, AKP’li vekillerin oylarıyla reddedildi.
‘Darbe komisyonu’ raporunu eleştiren muhalefet partisi milletvekilleri, raporun darbe girişimini araştırmadığı savundu.
Komisyon başkanı AKP’li vekil Reşat Petek, CHP’li vekillerin Gülen Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen medya organlarının kapatılması esnasında yaptıkları destek ziyaretindeki fotoğrafları gösterdi.
CHP’li vekiller Barış Yarkadaş ve Mahmut Tanal fotoğraflara tepki gösterince, milletvekilleri arasında sözlü tartışma yaşandı.
Meclis Başkanvekili AKP’li Ayşenur Bahçekapılı, ikazlarına uymayan milletvekillerine “Böyle mi mücadele edeceksiniz? Yakışıyor mu ?” diyerek birleşime ara verdi.
Tansiyonun yükseldiği Meclis oturumunda CHP’li Levent Gök, Fethullah Gülen’in CHP’ye bağış yaptığını belirten belgeyi gösteren ‘darbe komisyonu’nun AKP’li başkanı Reşat Petek’e “Sana o belgeyi yedireceğiz. Çıkıp özür dileyeceksin” dedi.
CHP: Makbuz sonradan dolduruldu
Söz konusu belgenin sahte olduğunu söyleyen CHP, “Bu belge internet satış sitelerinde koleksiyoncular tarafından asılan boş makbuzlar temin edilerek, sonradan üzerine doldurulması sonucu elde edilmiştir. Bu makbuzlar seri halde internet sitelerinde satılmaktadır. Bir çocuk zekasıyla bu makbuz satın alınmış, üzerine Gülen bağış yapmış gibi gösterilerek sahtekarlıkla bağış yaptığı gösterilmiştir. 5 bin lira o tarihte 560 dolar, bir vaiz maaşı ortada” demişti.

Ethem sarısülük anılıyor


KATİL DEVLET HESAP VERECEK

Gülmen ve Özakça’nın tutukluluğuna itiraz ‘bloke ediliyor’..!


85 gündür açlık grevinde olan tutuklu Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın avukatlarından Selçuk Kozağaçlı, hayati riske rağmen savcının iddianameyi hazırlamadığını belirtti. Kozağaçlı tutukluğa itirazın ve yine AYM ve AİHM yollarının ‘bloke edildiğini’ de söyledi.
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işlerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça açlık grevinin 76’ncı gününde “tutuklanmadıkları takdirde adaletin işleyişine zarar verecekleri” gerekçesiyle tutuklandı.
Hayati risk taşıdıkları bir dönemde tutuklanan, 85 gündür açlık grevinde olan Gülmen ve Özakça için yapılan itiraz ise hala sonuçsuz.
Konuya ilişkin dihaber’e bilgi veren iki eğitimcinin avukatlarından Selçuk Kozağaçlı, mahkemelerin ve savcının dosya üzerindeki çelişkilerine dikkat çekiyor.
Savcı iddianameyi hazırlamıyor
Avukat Selçuk Kozağaçlı
Kozağaçlı, Gülmen ve Özakça’nın tutuklama gerekçesinde delillerin toplanmadığına dikkat çekerek, görüştüğü mahkeme başkanının kendisine “Sadece UYAP’tan gelmiş bir yazı var elimizde” dediğini belirterek “Yani başka da hiçbir şey yok, iddianame yok, bir dosya yok” diyor.
“Tutuklamaya itirazımızın işleme konulmasını engelleyen bir savcılık tutumu var” diyen Kozağaçlı, yargı sürecine ilişkin bir takım bilgiler vererirken tam bir haftadır tutukluluğa itirazlarının askıda olduğunu belirtiyor.
AİHM’e tedbir talebi
Avukat Kozağaçlı, yaklaşık 20 yıldır avukatlık yaptığını fakat dışarıda açlık grevi yaptığı için kimsenin tutuklandığına tanık olmadığını da ifade ederek, şunları söylüyor.
Ama eğer savcılık bir an önce bu dosyayı açıp tutukluluğu incelememize izin verse belki de AİHM’e kadar tedbir talebi ile götürebileceğiz. Ama şuanda tutuklama kararına itirazımıza bir cevap verilmesi savcılık tarafından bloke edildiği için bir yol da alamıyoruz. Belki de itirazlarımızda AYM ve AİHM’e başvurularımızda bu meseleyi çözeceğiz ama savcılık buna da izin vermiyor.

İHD ve Tabip Odası’nın ‘Sur raporu’: Yıkım derhal durdurulmalı..!

İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve Diyarbakır Tabip Odası, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde ‘kentsel dönüşüm’ adı altında yıkımın başlatıldığı iki mahalleye ilişkin raporunu açıkladı.
İlçenin Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde 23 Mayıs’taki elektrik ve su kesintisinin akabinde başlatılan yıkım, mahalle sakinlerinin maruz kaldığı hak ihlalleri ve yaşadığı sağlık sorunlarına ilişkin incelemelerin ardından oluşturulan rapor, İHD Diyarbakır Şubesi’nde gerçekleştirilen basın toplantısında açıklandı.
Ayrıca raporu hazırlayan heyet, yıkımın sürdüğü mahallelerde yapılan inceleme ve görüşmelerin ardından Diyarbakır Valisi Hüseyin Aksoy ile görüşerek, gözlem ve izlenimlerini aktardı ve hak ihlalleri ile sağlık sorunlarının ortadan kaldırılması yönünde taleplerde bulundu.
Talep ve öneriler
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyesi Dr. Şehmuz Gökalp, İHD Diyarbakır Şubesi Başkanı Raci Bilici, İHD ve Diyarbakır Tabip Odası yöneticilerinin katıldığı ve İHD Diyarbakır Şubesi’nde gerçekleştirilen basın toplantısında açıklanan raporda “acil” olarak değerlendirilen talep ve öneriler şöyle:
Mahalle sakinlerinin talepleri dikkate alınmalı.
Mahalle sakinleri, temel kamu hizmetlerinden mahrum bırakılmamalı ve bir an önce içme ve kullanma suyu ile elektrik hizmeti sağlanmalı.
Yetkililer ve hak sahipleri arasında sorunun çözümü konusunda diyalog sağlanmalı.
Sur’un tarihi dokusu ve demografik yapısı korunarak yaşanan soruna acil olarak çözüm üretilmeli.
Bilici: Yıkım derhal durdurulmalı
Ayrıca İHD Diyarbakır Şubesi Başkanı Raci Bilici, “Sur’da yaşayan insanların iradesine, düşüncesine bakılmaksızın tek taraflı dayatma ile hukuk dışı bir şekilde kamulaştırıldı. İnsan haklarına aykırı olan yıkımın derhal durdurulması gerekiyor” dedi.
Yıkımın siyasi karar neticesinde başlatıldığını dile getiren Bilici, şunları söyledi:
Sur’un tarihi dokusunu değiştirmeye dönük bir çabadır. Çabalarımız oldu ama maalesef sonuçsuz kaldı. İnsanları aç ve susuz bırakarak bir kez daha cezalandırma söz konusudur. Bu yol ve yöntemler çözüm getirmeyeceğini geçmişten bugüne kadar gördük. Asla ve asla; bizler Sur’da ve bölge kentlerinde yaşanan hak ihlallerinin hiçbir zaman peşini bırakmayacağız.
TTB Merkez Konsey üyesi Şehmuz Gökalp ise Sur ilçesinde yaşanan yıkım ile birlikte insan sağlığının tehlikeye girdiğini belirtti:
Su sorunu devam ederse, hijyen sorunu baş gösterecek, salgın hastalıklar baş gösterecek ve kronik hastalıklar daha çok alevlenecektir.