2 Haziran 2017 Cuma

Venezuela’da sağcılara destek veren Kolombiyalı paramiliterin evinden cephanelik çıktı..!

Venezuela’da Amerikancı-sağcı muhalefetin şiddet eylemleri sürerken, polis eylemlerin dış bağlantısına dair önemli bilgiler elde ediyor.
soL’un teleSUR’dan aktardığu habere göre, Venezuela özel harekât polisleri istihbarat sonucu Caracas’ta bir eve baskın yaptı.
Paramiliter grup Los Lastrojos ile bağlantılı olduğu tespit edilen Kolombiyalı Elver Tarazona Gonzalez ve dört diğer kişinin yaşadığı evde bir bazuka, C4 patlayıcılar, maskeler, el bombaları, miğferler, askeri üniformalar, kurşun geçirmez yelekler ve başka askeri malzemeler ele geçirildi.

Paramiliter gruplarla bağı olan Kolombiyalıların, Venezuelalı sağcı gençleri askeri eğitimden geçirmeye başladığı da polisin elde ettiği bilgiler arasında.

Faşizmin Akıl Dışılığı Sürüyor; Bıyık övdüğü iddia edilen yurttaşa hapis cezası

Sosyal medyada YPG’lilerin bıyıklarını övdüğü gerekçesiyle hakkında dava açılan Mehmet Ali Bora’ya mahkeme 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verdi.
Mahkeme, IŞİD’e karşı savaşan YPG’lilerin fotoğrafını “Sizin bıyıklarınıza kurban” yorumuyla paylaştığı için 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verdi.
Mehmet Ali Bora isimli bir yurttaş, IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırı düzenlediği dönemde buna karşı mücadele eden YPG’lilerin fotoğrafını “Sizin bıyıklarınıza kurban” notuyla sosyal medya hesabından paylaştı. Van Cumhuriyet Savcılığı bu paylaşımı nedeniyle Bora hakkında “Örgüt propagandası” suçlamasıyla soruşturma açtı.
Van 4. Ağır Ceza Mahkemesi ‘bıyık övmeyi’ örgüt propagandası sayarak Bora’ya 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verdi.
Konuya ilişkin konuşan Mehmet Ali Bora ise kararın hukuki olmadığını ve itirazda bulunacağını ifade etti.
Kararı eleştiren Bora, iddiaların suç teşkil etmediğini söyledi.

Veli Saçılık İşi Ekmeği İçin Direndiğinden Polisin Plastik Mermi Sağanağına Maruz Kaldı..!

'Ethem'den Nuriye ve Semih'e selam getirdim' deyip İnsan Hakları Anıtı'na karanfil bırakan Saçılık'a polis vahşice saldırdı.
KHK ile işinden atılan Veli Saçılık Ethem yoldaşın anma eylemi bittikten sonra Yüksel Caddesi’nde direniş alanına geçti.
Saçılık, elinde karanfil ile “Ethem'den Nuriye ve Semih'e selam getirdim. Bu karanfili onlar için İnsan Hakları Anıtı'na bırakıyorum” dedi. Yanındakiler "Veli Saçılık yalnız değildir!", "Veli Saçılık onurumuzdur!" sloganları atarken polis kudurmuşçasına saldırmaya başladı.
Veli Saçılık'ı tekme, tokat uzaklaştırmaya çalıştılar. Saçılık direndi. Kendisine küfreden polisi işaret ederek, “Gel beni al, buradan siz defolacaksınız, hem katilsiniz hem alçak hem de işkencecisiniz. Bu sokaklar halkın, gitmiyoruz” diye polislere bağırdı.
Saçılığı uzaklaştıramayan yüzlerce polis, plastik mermi ve gaz bombasıyla saldırdı. Saçılık onlarca plastik mermi vücuduna isabet etmesine rağmen kaçmadı. Olduğu yere yığıldı kaldı.
Polislerin buradan uzaklaşın tehdidine aldırmayan arkadaşları Saçılığı düştüğü yerden kaldırdı. Bir cafeye girdiler. Saçılık tekrar kalkarak, sokağa çıkıp polislerin üzerine yürüdü. Polisler tehdit etti, Saçılık ise “Gel gözaltına al, gitmiyorum” dedi. Polis kalkalarının önüne kadar gitti. Yine kalkanlarla iteklendi. Sokakta bulunanlar geri çekilirken sloganlar atıldı.
Kadınlar polise isyan etti. Bir kadın, “Gidin, çıkın artık bu sokaktan. Gaza boğmanız yetti artık. Sokakta nefes alamıyoruz sizin yüzünüzden. Bu anıtın etrafında ki bariyerlerinizi de alın gidin” diye bağırdı. Polisler kadının yanına gelerek saldırmaya başladı. Ama orada bulunan cafe sahipleri ve halk müdahale etti. Bir çok insan “Artık defolun” diye polise tepki gösterdi.
Fotoğraflara da yansıdığı gibi, nişan alarak ateş edilmesinden dolayı Veli Saçılık’ın bütün vücudu plastik mermi izi olan kıpkırmızı morluklarla dolu.
AKP faşizminin demokrasi olarak yutturmaya çalıştığı sınır tanımaz faşist diktatörlüğüne karşı örgütlü direnişi örüp büyütmezsek saldırılara dur demek güç olacaktır.

Faşizmi devrimle ezeceğiz..!

1 Haziran 2017 Perşembe

Ölümünün 26.Yılında Umut Dağlarda Diyen Ahmet Arifi Anarken..!

Ahmet Arif, 21 Nisan 1927'de Diyarbakır'ın Hançepek semtindeki Yağcı sokak 7 no'lu evde dünyaya geldi. Diyarbakır Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde okudu.1950 yılında TKP’li olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya uğradı.1952 yılında yargılandı ve iki yıl hapis cezası aldı. 1940-1955 yılları arasında değişik dergilerde yayınladığı şiirlerinde hep ezilen ve sömürülen sınıfların sorunlarını işler ve onlara yol göstermeye, uyandırmaya çalışan Ahmet Arif, Ankara'da yalnız yaşadığı evinde, 2 Haziran 1991 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu 64 yaşında yaşamını yitirdi.
Diyarbakır da yaz sıcağı ikliminde başlayan, sömürü ve zulme karşı mücadele eden bir ömürdür Ahmet Arif.
Dağlara, sınır boylarına ve doğaya tutkulu yaşamdır söz konusu olan.” Umut dağlardadır” Onun için., çünkü “dağlarına bahar gelmiş”tir, memleketinin.Oralar da yaşar ve oraları yazar şiirinin dizlerinde. Diyarbakır kalesinde notlar tutar. Ve türkü yazar “ Adiloş bebe”ye.; “doğdun /üç gün aç tuttuk/üç gün meme vermedik sana/Adiloş bebem/Hast düşmeyesin diye/ töremiz böyle diye/saldır şimdi memeye/saldırda büyü” dizeleriyle.
Yaşamı boyunca çok üretmemiş ama ürettiğiyle gönüllere taht kurmuş bir şairdir Ahmet Arif. Redçi bir tavırla,karşı koyamasa da darbe yıllarındaki baskılara, şiirleri okunmuştur yıllarca cezaevlerinde, işkencelerde..
Yine, Nazım Hikmet, kapitalist sömürünün dizginsizce yaşandığı büyük kentlerden seslenir insana; denilebilir ki o burjuvazinin her türden gericiliğine ve zorbalığına karşı proletaryanın devrimci savaşında fabrikaları, kentlerin direnişlerle dolu meydanlarını mesken tutmuş ve şiirinin ana mekan örgüsünü bu alanlardan faydalanarak yaratmıştır. Mecazi anlamda Nazım’ın şiiri, burjuvazinin köhneleşmiş sistemine karşı onu yıkma girişiminde bulunan bir milis savaşçısının şiiridir. Ahmed Arif ise Nazım’ın tersine insana kentlerden değil ‘dağlardan’ seslenir. Onun şiirinin mekan örgüsünü de dipsiz uçurumları, sarp kayalıkları ile dağlar oluşturur. Dağın sesini kentlere kadar taşıyan derin bir çığlık gibidir adeta her mısra.
Mısralar anlam ve yoğunluk olarak dağın çığlığını, acısını, hüznünü ve umutlarını omuzlayabilecek kadar sağlam ve birbirleri ile uyumludur. Mısralar bir biri ardına muazzam bir biçimde bir nehir gibi akar; bu nehrin yatağında taşıdığı yük insanın çileli tarihinden, acı ile yaratılmış dünyasından, kapanmak bilmeyen ve bin yıllardır kanayan yaralarından izler taşır. Fakat insan burada çaresizlik içinde kıvranıp duran bir unsur değildir. Umutsuzluğa düşmesinin mümkünü yoktur insanın; çünkü nasıl ki Nazım’ın şiiri her an direnişte olan bir milisin şiiri ise, Ahmed Arif’in şiiri de doğanın acımasızlığına, zulmün ölüm kusan karanlığına karşı ‘Türkü söyleyerek çarpışan, yaralıyken de, arkadaşları için tarih özeti çıkaran, buna felsefe ve inanç katmayı ihmal etmeyen bir gerillanın şiiridir.'
Akşam erken indiği mahpushanelerden yazar kimileyin.” Karanfil sokağını”, “ Şah murat suyu”nu hani şu donanan. Ama yalnız değiştirdi O, hayın ve karanlık olsa da gece, “ terk etmez sevdası”,” tütünsüz uykusuz” kalsa da.
Art arda geçen zemheriler, yaşamından yıllar göredursun O. Gör, nasıl yeniden yaratılırım, “Namuslu, genç ellerinle/ Kızlarım/Oğullarım var gelecekte” diyerek ölümsüzlüğü vurgular.
“Vurulsam kaybolsam derim,/Çırılçıplak, bir kavgada,/Erkekçe olsun isterim,/Dostluk da, düşmanlık da..” dese de kalleş bir ölüm ayırdı aramızdan Ahmet Arifi, 1991’in 2 Haziran sıcağında. 26 yıl oldu Ahmet arifi kaybedeli. O geride kalanlara:
“Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçeride, dışarıda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?”

Vasiyetini bırakarak. Ölümünün 26.yılında kavgamızın ölümsüz şairi Ahmet Arif’i saygıyla anıyor ve yarım bıraktıklarını tamamlayacağımıza söz veriyoruz.

Ethem Sarısülük vurulduğu 4.yılında yerde anıldı..!


Gezi Direnişi’nde Ankara’da polis kurşunuyla vurulan Ethem Sarısülük, katledilişinin dördüncü yılında anıldı. Güvenpark’ta vurulduğu yerde toplanan ailesi ve sevdikleri Ethem için karanfiller bıraktı. 
Gezi Direnişi’nde Ankara polis tarafından vurularak öldürülen Ethem Sarısülük, vurulduğu yerde anıldı. Güvenpark’ta toplanan kitle, “Hepimiz Ethem’iz, öldürmekle bitmeyiz” , “Katil devlet hesap verecek” sloganları atarak Sarısülük’ün vurulduğu yere karanfiller bıraktı. Ethem Sarısülük’ün annesi Sayfi Sarısülük, “Oğlum buraya mı uzandın? Ben geldim Ethem’im... Seni çok özledim, her akşam kapıdan giren sen misin diye bakıyorum, yolunu gözlüyorum” diyerek ağıtlar yaktı. Anne Sarısülük’ün sözleri duygulu anlar yarattı.
Ethem Sarısülük’ün kardeşi İkrar Sarısülük, hiçbir zaman adalet saraylarında adalet aramadıklarını belirterek “Bu hukuksuzluğu sonsuzluğa kadar bütün dünyaya göstereceğiz” dedi. Sarısülük’ün avukatı Ethem Sarısülük ise üç yıl önce yaşanan katliamın ardından işlemeyen hukuka dikkati çekti. Emek ve demokrasi güçlerinin yanı sıra CHP ve HDP Milletvekilleri de anmaya katıldı.

Roboski 1981 gündür adalet bekliyor..!


Aileler her hafta olduğu gibi kaybettikleri yakınlarının mezarları başında yaptıkları açıklamada adalet talep etti. Aileler adına açıklamayı  KHK ile kapatılan Roboski Derneği Başkanı Veli Encü okudu.  Encü, “Acının ve gözyaşının 1981 gündür dinmediği Roboski mezarlığında  Roboski için adalet için failler yargılansın haykırışları yükselmeye devam ediyor.  Roboskî katliamı bugün itibariyle 282 haftasını doldurmuş bulunmakta. Aradan bu kadar zaman geçmiş fakat katliamın belli olan faillerinin ortaya çıkarılıp yargılanmaması için adalet mercileri, askeri ve siyasi iktidar tüm tutum ve çabalarını katliamın üzerini örtmeye yönelik göstermiştir. Tam 1 yıl önce aynı yer ve aynı saatte 2 köylümüzün katledildiği 5’inin ise yaralandığı 2.Roboski katliamının 1.yıl dönümünü geride bıraktık. Geride bırakılan sadece geçen zaman oldu. Acı ve öfke hic dinmedi” dedi.

Başka Roboskiler yaşanmasın diye...

“Yıllardır bu ülkede büyük acılar, katliamlar ve adaletsizlikler yaşanıyor ve yaşanmaya devam ediyor” diyen Encü, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sorumlular masum ve haklı gösterilip ezilen hor görülen ne yazık ki bizler oluyoruz. Roboski’de bunların tümünü yaşadık, gördük.Bizler hala burada haftanın her perşembe günü Roboski mezarlığında adalet mücadelesi yürütüyorsak bu ülke de başka Roboskiler, acılar ve ölümler yaşanmasın diye mücadele ediyoruz.”

Roboski’den Gezi’ye selam

Gezi direnişinin 4. yıl dönümü olduğunu hatırlatan Encü,  “evlatları adaletsizliğe kurban edilen bütün annelerin acıları ortak olduğu gibi mücadeleleri de birdir. Bizler bir kez daha Gezi direnişin de hayatını kaybedenleri anıyor Gezi ailelerinin mücadelesi bizim de mücadelemizdir diyoruz” dedi.

Gezi Direnişinin 4.Yılında Ankaralılardan İktidara: “Biz Sizden Korkmuyoruz Ama Siz Daha Çok Korkacaksınız” Eylemi..!

31 Mayıs 2013 gecesi, İstanbul’da Gezi Parkı’nda bulunan doğa savunucularına gerçekleştirilen saldırının ardından tüm yurtta milyonlarca yurttaşın sokaklara çıkarak iktidarı protesto ettiği Haziran İsyanı’nın dördüncü yıldönümü, 1 Haziran günü polis tarafından katledilen Ethem Sarısülük’ün vurulduğu yerde anıldı.
Saat 17:00 civarında ilk önce, Ethem’in ailesinin yanısıra çok sayıda sivil toplum örgütü ve Ankaralı yurttaşın katılımıyla Güvenpark’a doğru bir yürüyüş gerçekleştirildi.
Yürüyüşün ardından, 1 Haziran 2013 tarihinde saat 17:27’de çevik kuvvet polisi Ahmet Şahbaz tarafından katledilen Ethem Sarısülük’ün vurulduğu yere gelen yurttaşlar ilk önce tüm Gezi Şehitleri için saygı duruşunde bulundu.
Ardından yapılan konuşmalarda iktidarın dozunu giderek arttırdığı baskıların, özellikle referandum gecesi halkın iradesine yönelik bir saldırıya dönüştüğüne vurgu yapıldı. Gezi Direnişi’nden bu yana güçlenerek artan halk muhalefeti ve iktidarın giderek güç kaybetmesi karşısında korkuya kapılan AKP iktidarı ve genel başkanının, koltuklarında kalabilmek uğruna tek çare olarak baskıları ve halka yönelik uygulanan şiddetin de dozunun arttırma yoluna gittiğinin altı çizildi.
“Korktukça Saldırıyorlar, Daha da Korkacaklar…”
Özellikle referandumda ezici çoğunluğun diktatörlüğe #Hayır demesinin ardından çözümü seçim hilelerinde araması vurgulanan iktidarın, halk korkuları arttıkça daha fazla şiddete başvurmasına rağmen, halkın artık, tek bildiği kaba kuvvet olan iktidar ve onun silahlı güçlerinden korkmadığı belirtilirken, tam tersine iktidarın artık güçlenen halk muhalefetinden daha da korkması gerektiği vurgulandı.
Konuşmaların ardından Halkevleri üyeleri tarafından Gezi Şehitlerinin polis tarafından katledilmelerini işleyen bir flashmob canlandırmasının gerçekleştirildiği eylemin, tek bir ağızdan Kızılay’da yankılanan sloganı ise “Hayır Bitmedi, Mücadele Devam Ediyor” oldu.

çocuklar sömürülüyor