3 Aralık 2017 Pazar

Bugün Dünya Engelliler Günü; farkında olmamak en büyük engel..!

Engelli olma nedenleri arasında trafik kazaları ile terör ilk sırada yer alıyor. Akraba evliliği de hâlâ engelli çocukların doğmasının en büyük nedenleri arasında. Engelli çocuk ve gençlerin çoğu eğitime erişemiyor, ayrımcılığa uğruyor, ev dışındaki yaşama katılmakta zorluk yaşıyor.
Günümüzde her 68 çocuktan birisi otizm riski ile doğduğunu ifade eden Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü Betül Selcen Özer, “Otizmin görülme sıklığı günümüzde çok büyük bir hızla artıyor. belirtileri ve tedavisi tam anlamı ile bilinmiyor. Bu araştırmanın sonuçları bir kez daha gösterdi ki otizm farkındalığı konusunda daha çok çalışmalıyız" diyerek en büyük engelin farkında olmamak olduğunu söylüyor.
Cumhuriyet'ten Figen Atalay'ın haberi şöyle:
Türkiye otizmi bilmiyor
Engellilerle ilgili en büyük sorun farkındalığın bir türlü gelişmemesi. Günümüzde her 68 çocuktan birisi otizm riski ile doğuyor, her 20 dakikada 1 çocuğa otizm tanısı konu alıyor ancak ülkemizde hâlâ otizmin ne olduğu, belirtileri ve tedavisi tam anlamı ile bilinmiyor. GfK Türkiye’nin, Tohum Otizm Vakfı için yaptığı “Türkiye’deki Bireylerin Otizm Algısı ve Bilgi Düzeyi” araştırması da otizmi duyduğunu belirtenlerin yüzde 82’sinin bu sendromun belirtilerini bilmediğini ortaya çıkardı.
Bilimsel araştırmalar, erken tanı ve doğru bir eğitim yöntemi ile yoğun olarak eğitim alan çocukların yaklaşık yüzde 50’sinde otizmin belirtilerinin kontrol altına alınabildiğini, gelişim sağlanabildiğini, hatta bazı otizmli çocukların ergenlik yaşına geldiklerinde diğer arkadaşlarından farkı kalmadığını gösteriyor. Oysa ki araştırmaya katılanların sadece yüzde 15’i otizmin tedavi edilebileceğini düşünüyor. Türkiye’de yaklaşık 1 milyon 142 bin 586 otizmli birey olduğu ve bu durumdan etkilenen 4 milyon 568 bin aile üyesi bulunduğu tahmin ediliyor. Görülme sıklığı bu kadar yüksek olmasına rağmen otizm farkındalığı ve bilinirliği çok düşük.
Tek çare eğitim
Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü Betül Selcen Özer, “Otizmin görülme sıklığı günümüzde çok büyük bir hızla artıyor. 1985 yılında her 2 bin 500 çocuktan birine konan otizm tanısı, günümüzde doğan her 68 çocuktan birisi için konulmakta. Ancak araştırma sonuçları bize gösterdi ki ülkemizde hâlâ otizmin ne olduğu, belirtileri ve tedavisi tam anlamı ile bilinmiyor. Bu araştırmanın sonuçları bir kez daha gösterdi ki otizm farkındalığı konusunda daha çok çalışmalıyız. Erken tanı ve eğitimin otizmin tek çaresi olduğunu her platformda dile getirmeliyiz. Buradan herkesi otizm farkındalığı konusunda sesimiz olmaya ve otizmli bireylerin ve ailelerinin yanında olmaya çağırıyorum” dedi.
Otizmin belirtileri
-Başkalarıyla göz teması kurmamak,
-Gözlerin bir yere takılıp kalması,
-İsmi söylendiğinde bakmamak,
-Sözleri tekrarlamak,
-Parmağı ile istediği şeyi gösterememek,
-Akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermemek,
-Sallanmak,
-Çırpınmak,
-Parmak ucunda yürümek,
-Dönen nesnelere karşı aşırı ilgi,

-Takıntılı davranışlar.

SONAR Araştırma Sonuçlarında; AKP Eriyor, MHP Barajın Altında, İYİ Parti 3. Sırada..!

Kamuoyu araştırma şirketi SONAR’ın anketine göre AKP’nin oy oranı yüzde 38.51, MHP ise barajın altında. Akşener’in kurduğu İYİ Parti ise üçüncü sırada.
AKP Eriyor, MHP Barajın Altında, İYİ Parti 3. Sırada
Kamuoyu araştırma şirketi SONAR’ın anketine göre, AKP’nin oy oranı yüzde 38.51, MHP ise barajın altında. Avukat Fidel Okan’ın Twitter’dan yaptığı açıklamaya göre, 26 ilde 3.000 kişiyle görüşülerek yapılan ankette hata payı +/- yüzde 1.73 olarak belirlendi. Anketin tarihi ise 1-6 Kasım.
Buna göre kararsız seçmenler partilere oy oranına göre dağıtıldığında bugün seçim olsa AKP yüzde 38.51, CHP yüzde 23.50, İyi Parti yüzde 16.06, HDP yüzde 10.33, MHP yüzde 7.78, diğer partiler yüzde 3.82 oranında oy alıyor.

Kararsız seçmenler dağıtılmadığında ise oy oranları şöyle: AKP yüzde 34.3, CHP yüzde 20.9, İyi Parti yüzde 14.3, HDP yüzde 9.2, MHP yüzde 6.9, diğer yüzde 3.4, kararsızlar 10.9

2 Aralık 2017 Cumartesi

Gülmen'e ailesinin yanında olmak iyi geldi..!

Nuriye Gülmen, tahliye olup eve gidince kendisini karşılayan yol arkadaşları Semih Özakça, Veli Saçılık, Acun Karadağ ve Esra Özakça’ya “Sizi bir daha göremeyeceğim sandım” dedi. Nuriye Gülmen’i sağlık kontrolünü yapmak üzere dün ziyaret eden Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Doktor Benan Koyuncu, “Kritik bir durumda. Her an her şey olabilir. Her geçen gün onun aleyhine işliyor. Ama ailesinin, dostlarının, sevdiklerinin arasında olması ve dışarıda olması ona iyi gelmiş” diye bilgi paylaştı. Önceki gece tahliye kararının verilmesinin ardından Nuriye Gülmen’in tedavi gördüğü Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde bekleyiş başladı. Yüksel Caddesi’nde Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’ya destek verenlerin de Sincan Cezaevi’ndeki duruşmadan çıkıp gece saatlerinde hastaneye gelmesiyle polisin müdahalesi başladı. Gelen destekçilerin slogan atmayacaklarını söylemesine rağmen polis ekipleri, “alkışlama ve slogan atma” gerekçesiyle hastane önündeki bekleyişi dağıttı. Sincan Cezaevi önünde 3 kişi gözaltına alınırken, polis ekipleri, hastane önünde bekleyenleri Ankara Adliyesi karşısına kadar sürükledi. Ardından hastaneye giden yollarda önlem aldı, girişler engelledi. Acun Karadağ, Cumhuriyet’e, “Aylardır beklediğimiz arkadaşımızı alamayacak mıyız, onun elini tutamayacak mıyız? Onu engellemeye çalışıyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar bu direnişin önüne geçemeyecekler. Biz başından beri söyledik. Biz haklıydık. Kazanacağımızı biliyorduk. Bugün kazandık, yine kazanacağız. İşimize de döndüğümüzde gerçek zaferi kutlayacağız. Hiçbir zaman inancımızı kaybetmedik” ifadelerini kullandı. Veli Saçılık ise “Bizi ne kadar baskı altına alırlarsa alsınlar direneceğimizi, irademizi teslim etmeyeceğimizi gösterdik biz. Ve Nuriye ile Semih tarihi bir direniş gösterdi. Hepsi bizleri terörist ilan ettiler. ‘Mutlaka kazanacağız’ dedik. Bugünkü karar Yüksel direnişinin haklılığını göstermiştir. Bizim için açılan davaların düşmesine sebep olacaktır. Biz işimizi istedik. Onlar arkasında başka bir şey aradılar. Şimdi bize işimizi geri vereceksiniz. Arkasında ne var göreceğiz” dedi.
‘Bir daha göremem sandım’
Hastane önündeki müdalenin ardından öğretmen Acun Karadağ ve sosyolog Veli Saçılık ile beraber tüm destekçiler Gülmen’in evine geçti. Mahallelilerin de destek verdiği bekleyişte, “Mahallelileri de uyandırdık” diyenlere Acun Karadağ, “İnsanlar uyansın diye direniyoruz” karşılığını verdi. Gülmen’in evine tekerlekli sandalye ile gelen yol arkadaşı Semih Özakça, basın mensuplarına zafer işareti yaparak “Biz kazanacağız” dedi. 193 günlük tutukluluğunun ardından ambulans aracılığıyla sedyeyle gelen Nuriye Gülmen, alkış ve gözyaşları içinde karşılandı. Oldukça zayıfladığı gözlemlenen Gülmen’in arkadaşlarına ifade ettiği ilk cümlesinin “Sizi bir daha göremeyeceğimi sandım” olduğu öğrenildi. Gülmen’in annesi Cemile Gülmen ile babası Şaban Gülmen, kızlarının fiziki olarak bitkin olduğunu belirterek tahliye için sevinçli olduklarını daha iyi günler görmek istediklerini söyledi.
Yine müdahale
Yüksel Caddesi’nde 389 gündür yapılan “İşimi geri istiyorum” eylemi önceki gün verilen tahliye kararının ardından devam etti. Karadağ, Nuriye Gülmen’i gördüğünde çok sarsıldığını söyleyerek, “Bu çocuğun nasıl bu hale getirildiğine inanamıyorum ama bugün güneşe çıkabildi” dedi.Eylem yapmaya başlayan 8 kişiye, polis ekipleri darp ederek müdahale etti. Görüntü alınmasını engelleyen polis ekipleri, eylemcileri darp ederken kalkanlarla set çekti. Karadğ’ın da içinde olduğu gözaltına alınan 8 kişi serbest bırakıldı.
‘Her gün aleyhine işliyor’
Gülmen’i sağlık kontrolünü yapmak üzere dün ziyaret eden Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Doktor Benan Koyuncu, “Açlık grevinin 269. gününde ciddi bir kilo kaybı var. Nasıl zarar olduğu ve ne kadarı kalıcı olur onu şu an bilemiyoruz. Kritik bir durumda. Her an her şey olabilir. Her geçen gün onun aleyhine işliyor. Ama ailesinin, dostlarının, sevdiklerinin arasında olması ve dışarıda olması ona iyi gelmiş” diyerek bilgi paylaştı.
HÂLÂ İŞİMİZİ İSTİYORUZ

Dava sonucunu değerlendiren Semih Özakça, kendisi ile Nuriye Gülmen ve Acun Karadağ arasında bir fark olmadığını belirterek “Nuriye Abla iki tanığın ifadesi birbiriyle ve kendi içinde tutursız olan ifadeleri göz önünde bulundurarak bir ceza aldı. Ben tüm suçlamalardan beraat ettim, bu beni sevindirdi fakat biz direnişe başlamadan önce de terör suçlamalarıyla ilgili bir davamız yoktu. İşe dönme açısından bu bir kazınımdır, umuttur. Ancak bunu nihai kazanım olarak görmüyorum hala işimi geri istiyorum” ifadelerini kullandı. Adaletli bir karar olmadığını dile getiren Özakça, “Açlık grevim devam ediyor. Hücre hücre eriyorum. Suçsuzluğum kanıtlandığına göre işime derhal döndürülmek istiyorum. Bunun için gerekenin acilen yapılmasını istiyorum”

Sözümüz var Vazgeçmiyoruz" eylemine polis engeli..!

Sözümüz var’ sloganıyla bir araya gelen gazeteciler, avukatlar ve akademisyenler, basın ve ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına karşı dün Kadıköy Mehmet Ayvalıtaş Meydanı’nda buluştu. Eylemde, barış bildirisini imzaladıkları için ihraç edilen akademisyenler, mesleklerini yaptıkları için tutuklanan avukatlar, hakikati dile getirdiği için hapsedilen gazeteciler için adalet talep edildi. Mehmet Ayvalıtaş Meydanı’nda toplanan katılımcılar Kadıköy Altıyol’a yürümek istediler.
Ancak güvenlik güçleri OHAL gerekçesiyle katılımcıların toplu bir şekilde sloganlarla yürümesine izin vermedi. Aralarında HDP’li vekil Filiz Kerestecioğlu, CHP’li vekiller Barış Yarkadaş, Mahmut Tanal, EMEP MYK Üyesi Levent Tüzel’in de bulunduğu onlarca kişi dağınık ve slogansız şekilde Altıyol’a kadar yürüdü. Kadıköy halkı alkışlar ve ıslıklarla gruba destek verdi. Eyleme cübbeleriyle katılan Adalet Nöbeti katılımcısı avukatlar, ellerinde tutuklu meslektaşlarının ve iki yıl önce öldürülen Tahir Elçi’nin fotoğraflarını taşıdı. Akademisyenler, “Akademi iktidara biat etmeyecek” dövizi taşırken gazeteciler de tutuklu meslektaşlarının fotoğraflarını taşıdı. Kadıköy Altıyol’da yapılan eylemle aynı anda Brüksel, Londra ve Paris’te de eylemler yapıldı. Dışarıdaki Gazeteciler, Barış Akademisyenleri ve Adalet Nöbeti’nin ortak basın açıklamasını gazeteci Ertuğrul Mavioğlu okudu. Mavioğlu, “Hakikatin kamusallaşması adına, her türlü tehdide, gözdağına, linç ve tecrit koşullarına rağmen dimdik ayakta kalmayı başaran tutuklu gazeteci arkadaşlarımız için yürüyoruz. Çünkü bizim hakikate sözümüz var. Milyonlarca dolarla dönen rüşvet çarklarının, vergi kaçakçılığının, adam kayırmacılığın ayyuka çıktığı bu günlerde; hapse attığınız gazetecilerin ne bayrağın ardına gizleyecek suçları, ne de dinin arkasına saklayacak günahları var.

Sadece ve sadece barış istedikleri, çocuklar öldürülmesin dedikleri için önce kanun hükmündeki kararnamelerle işlerinden, öğrencilerinden uzaklaştırılan, şimdi de her biri ayrı ayrı terör sanığı yapılmaya çalışılan akademisyenlerin haksız ve yalnız olmadıklarını anlatmak için yürüyoruz” dedi. Tutuklamalara ve gözaltılara rağmen mahkemelerdeki savunma kürsülerinin boş kalmayacağını kaydeden Mavioğlu, şöyle konuştu: “Boş yere, taşları bağlayıp köpekleri salarak toplumu hizaya getirme hayalleri kurmayın. Avukatlarını tutuklayıp, Soma, Ankara, Suruç, Ermenek, Berkin davalarının sahipsiz kalacağını sanmayın. Savunma, dün olduğu gibi bundan sonra da nerede olması gerekiyorsa orada olmaya devam edecek. Evet, inatçıyız, vazgeçmiyoruz. Çünkü sözümüz var! Gençlere, çocuklara, kadınlara, düne, bugüne, yarına dair sözümüz var. Her daim haksızlıklara karşı feryat ederiz ama sözümüzden feragat etmeyiz. Evet sözümüz var! Çünkü biliyoruz: Sözün bittiği yerde faşizm başlar.”

İşsizliğin sorumlusu kadınlar ve gençler değil, AKP İktidarıdır..!

Müjdeler olsun, yüzde 10’un altına inmeyen işsizliğin sorumlusunu bulmuş Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan. Her konunun bilirkişisi şöyle buyurmuş: “Aklınıza niye işsizlik çift hanede sorusu gelebilir. 9.2 milyon yeni istihdama rağmen kadın ve gençlerin katılımıyla işsizlik yüksek oluyor.”
İşsizliğin sorumlusu kadın ve gençlermiş. Kadınlar ve gençlerin iş gücüne katılımının artması nedeniyle işsizlik çift hanelerdeymiş.
Kusura bakmayın ama işsizliğin sorumlusu kadınlar ve gençler değil, sizsiniz! Türkiye’yi son 15 yıldır yöneten bir numaralı siyasetçi olarak bugün resmi rakamlarla yüzde 10’un, gerçek rakamlarla yüzde 20’nin üzerinde olan işsizlikten doğrudan sorumlusunuz!
İşsiz sayısı arttı genç işsizlik coştu
İşsizliğin sorumlusu sizsiniz ve bu sorumluluğu dört elle sarıldığınız rant ekonomisi ile paylaşıyorsunuz. Türkiye’de üretilen zenginliğin vergi cennetlerine aktarılmasına müsaade eden kim? Emekçilerin, halkın sırtından dünyanın dört bir yanına kaynak transfer edilirken; kadınları ve gençleri işsizliğin sorumlusu ilan edebiliyorsunuz. Bu kaynakların yatırım ve istihdama dönüşmemesini hiç dert etmiyorsunuz. İşte tam da bu yüzden işsizliğin vebali boynunuzdadır Bay Erdoğan!
Rant ekonomisi, “Paradan para kazanmak” isteyenlerin iştahını kabartıyor. Döviz kurunu dengelemek adı altında attığınız her adım Türkiye’de istihdam olanaklarını daraltıyor. 2017 yılının ilk 6 ayında yurt dışından gelen her 5 dolardan 4’ünün sıcak para olarak geldiğini sadece 1’inin yatırıma yöneldiğini biliyor olmalısınız. Uluslararası kapitalizme göbekten bağlı ve bağımlı hale getirilen Türkiye ekonomisi, dış kaynaklara “yatırım-üretim-istihdam” yerine paradan çok tatlı paralar kazanılabilen bir cennet vadediyor. Yüksek faiz getirisi ile Türkiye’ye çektiğiniz sıcak para, vurgununu yapıp, kârını cebine koyup çekip gidiyor, bedelini biz ödüyoruz! Giderek artan işsizlikle ödüyoruz mesela... Oysa siz çıkıp, işsizliğin sorumluluğunu işsizlerin sırtına yükleyebiliyorsunuz.
İNSANCA ÇALIŞMA SAATLERİ OLSA İŞSİZLERE İŞ BULUNUR
Danışmanlarınız size Türkiye’deki çalışma sürelerinden hiç söz etti mi? Türkiye’nin fiili çalışma sürelerinde Avrupa ve OECD birincisi olduğunu söylediler mi mesela? Fiili çalışma sürelerinin iktidarınız boyunca giderek yükseldiğini aktardılar mı? Bugün Türkiye’de özel sektörde her 10 tam zamanlı çalışan işçiden 6’sı, yasal azami çalışma sürelerinin üzerinde çalıştırılıyor. Fazla mesai ücreti hak getire! Patronlar, yeni işçi istihdam etmek yerine, mevcut işçilerini haftada 50 saat, 60 saat, 70 saat çalıştırıp, vahşice sömürüp, karşılığını vermiyor. Bugün Türkiye’de İş Yasası’ndaki kurallara uyulsa, yasal sınırların üzerinde fazla mesai yaptırılmasa; bu yasa dışı fazla mesai süreleri için yeni işçi istihdam edilse tam 1 milyon 679 bin tam zamanlı yeni istihdam elde edilebilir. Yani iki işsizden birine iş bulunabilir.
OHAL: İŞ DÜNYASINA KIYAK, İŞÇİYE DAYAK
Mevcut istihdam olanaklarını vahşi sömürü engelliyor. Ama bu durum 15 yıllık iktidarınızın umurunda bile değil. Bırakalım çalışma sürelerini azaltıp istihdamı artırmayı, bırakalım fazla mesaileri engelleyip istihdamı artırmayı, kanun dışı fazla mesaileri engellemek için bile kılınızı kıpırdatmıyorsunuz. Siz bir şey yapmıyorsunuz, bırakın bari işçiler yapsın, sendikalar yapsın. İşçiler sendikalarda örgütlenip, hakkını alıp, daha kurallı bir çalışma yaşamı inşa etsin. Ancak buna da müsaade etmiyorsunuz. 12 Eylül mirası sendika yasanız işçilerin sendikalaşmasını, haklarını almasını engelliyor. Bu yasalar yetmediğinde devreye siz giriyorsunuz, yeni grev yasakları getiriyor, ilan edilmiş grevleri yasaklıyorsunuz. “OHAL’i iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. OHAL’i grev tehdidi olan yere müdahale için kullanıyoruz” diyorsunuz. Bu vahşi sömürü düzeninin hamiliğine soyunuyorsunuz. Sonra çıkıp işsizliğin faturasını gençlere ve kadınlara kesiveriyorsunuz.
AKP’NİN KADINLARLA DERDİ: İŞÇİYKEN DE İŞSİZKEN DE SUÇLU HEP KADIN!
Biliyoruz ki kadınlarla alıp veremediğiniz çok şey var. Demecinizde “2 milyon yeni istihdama rağmen kadın ve gençlerin katılımıyla işsizlik yüksek oluyor. Bu durum zaaf değildir. Kadın ve gençlerin iş gücüne katılması bizi daha güçlü kılmıştır” demişsiniz. Ancak kadınların iş gücüne katılmasından, çalışma yaşamına girmesinden aslında hazzetmediğinizin farkındayız. Aslında kadınlar evinde otursun, 3-5-7 çocuk büyütsün istiyorsunuz. Çocuğu olmayan kadınlara “Eksiktir, yarımdır” dediğinizi unutmuş değiliz. Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanınızın“Annelerin, annelik kariyerinin dışında bir başka kariyeri merkeze almamaları gerekir” sözleri de hâlâ hafızamızda. TRT’ye çıkardığınız akıl hocalarınızın “Bir kadın çalışmayı tercih ederek fuhşa hazırlık yapmış olur”sözlerini istesek de unutamayız.
Cumhurbaşkanı Erdoğan
İktidara geldiğinizde kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 27.9’du. Bugün bu oran yüzde 32.5. Bu cüzi artışa bakıp sonuca varıyorsunuz, sadece matematik değil, coğrafya dersinden de sınıfta kaldınız! Türkiye kadınların iş gücüne katılımı ve istihdamı bakımından hem Avrupa hem OECD sonuncusu. Türkiye dünyada 189 ülke arasında sondan 20’nci. Türkiye, kadın istihdamında sadece Suriye, Irak, Yemen, Pakistan, Moritanya gibi bazı Orta Doğu, Asya ve Afrika ülkelerini geride bırakabiliyor. Ama çıkıp kendi kabahatinizden kadınları sorumlu tutuyorsunuz!
İŞSİZ BİLE SAYILMAMAK NE DEMEK BİLİYOR MUSUNUZ?
Türkiye’de tam 1 milyon 106 bin üniversite mezunu kadın, iş gücünün dışında Bay Erdoğan. İş aramadığı için işsiz bile sayılmayan 1 milyonun üzerinde üniversite mezunu kadından söz ediyoruz. Türkiye’de 11 milyondan fazla kadın, kadınların sorumluluğu olarak gördüğünüz ev işleri ve çocuk bakımı nedeniyle çalışma yaşamının (iş gücünün) dışında Bay Erdoğan. 15 yıldır üzerine ahkam kesmediğiniz mesele kalmadı ama bir gün çıkıp da ücretsiz kreş hakkından söz etmediniz.
37 ilde toplam 333 bin 884 kişi işsizlik ödeneği aldı
Türkiye’de sadece 3 kadından biri iş gücünde olmasına rağmen, kadınların resmi işsizlik oranı yüzde 13.7; gerçek işsizlik oranı ise yüzde 26.2. Bu kadar az oran ve sayıda kadın iş gücünde olmasına rağmen kadın işsizliğinin bu kadar yüksek olduğu bir ülkede, hiç sıkılmadan artan işsizlikten kadınları sorumlu görebiliyorsunuz.
İşsizler iş aradığı için, işsizliğin sorumlusu işsizler değildir. Çalışma yaşamına girmek her yurttaşın anayasal hakkıdır.
“İşsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak” ise anayasa gereği sizin ve iktidarınız sorumluluğudur.
Kadınları ve gençleri suçlamayı, işsizliğin sorumluluğunu kadınlara ve gençlere yüklemeyi bırakın.
GERÇEK RAKAMLAR ERDOĞAN’I YALANLIYOR
İktidara 2002 yılında geldiniz, ama bugün ile iktidarınız döneminde istihdamın en düşük olduğu 2005 yılı verilerini kıyaslıyorsunuz. Öte yandan oranlar yerine rakamları karşılaştırıp sanki istihdamda büyük adımlar atmış gibi gösteriyorsunuz kendinizi. Oysa istihdam verilerinde gerçekçi bir karşılaştırma rakamlarla değil oranlarla yapılır. Gelin 2002 ile bugünü kıyaslayalım. Elimizdeki son yıllık veri 2016’ya ait. 2002’de istihdam oranı yüzde 44.4’tü. 2016’da ise yüzde 46.3. Dolayısıyla iktidarınız döneminde istihdamda sadece 2 puanlık bir artış yaşandı.
Uzun çalışma saatleri işçiye ölüm ve işsizlik getiriyor
İktidara geldiğinizde ülke 2001 krizinin etkilerini yaşıyor, istihdam hem rakam hem oran olarak geriliyordu. Gelin kıyaslamayı bir de kriz öncesi ile, 2000 yılı ile yapalım. 2000’de istihdam oranı yüzde 46.7’ydi Bay Erdoğan. Bugün yüzde 46.3. Demek ki 15 yıllık iktidarınız boyunca 2001 krizinin istihdamda yol açtığı düşüşü bile gidermeyi başaramamışsınız. Demek ki istihdamda sahici bir büyüme gerçekleştirememişsiniz Bay Erdoğan. İstihdamda gerçek bir artış olmadan, işsizlikle mücadele edilemiyor. İstihdamda gerçek bir büyümeyi gerçekleştirme sorumluluğu sizde ve iktidarınızda. Oysa bu sorumluluğunuz yokmuş gibi davranıyorsunuz, işsizlikteki artışı, gençlere ve kadınlara bağlıyorsunuz. Oysa sorumlu sizsiniz; siz ve rakamları maniple edip, sanal zaferler yaratan iktidarınız!
İKTİDARA GELDİĞİNİZDE HER 5 GENÇTEN BİRİ İŞSİZDİ, BUGÜN DE ÖYLE
Gençlere alıp veremediğiniz nedir? Niye gençleri suçluyorsunuz? Kaldı ki neye dayanarak suçluyorsunuz? İktidara geldiğiniz 2002 yılında gençlerin (15-24 yaş arası nüfusun) iş gücüne katılım oranı yüzde 40.9’du. 2016 yılında bu oran yüzde 42.4’tü. Yani gençlerin iş gücüne katılımında çok düşük bir artış yaşandı. Yani gençler akın akın çalışma yaşamına girip, iş gücüne katılıp işsizliği artırmış falan değil. Ancak değişmeyen bir gerçek var. İktidara geldiğinizde de her 5 gençten biri işsizdi, bugün de her 5 gençten biri işsiz. İşsizliğin sorumlusu olarak gençleri göstereceğinize, genç işsizliği ile mücadele edin Bay Erdoğan!
GENÇ İŞSİZLERİN YÜZDE 63’Ü KADIN!
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) tarafından yapılan araştırmadan çarpıcı notlar şöyle:
*Genç kadın işsizler, toplam genç işsizliğinin yüzde 63’ünü oluşturuyor. Erkeklerde ise düşük eğitimlilerin işsizliği yüksek.
*Toplamda genç kadın işsizlerin yarısının (yüzde 49.9) ön lisans ve lisans (2-3-4 yıllık fakülte mezunu) olması dikkat çekiyor.
Genç işsizlik tırmanışta: Yüzde 20,6
*İŞKUR’a başvurma oranları kadınlarda yüzde 32 iken, erkeklerde yüzde 28. Özel istihdam ofisleri ve çevrim içi portallara başvurulara bakıldığında yine kadınların erkeklere göre daha fazla başvuruda bulunduğu görülüyor. Bu ofislere ve portallara eğitimli genç işsiz kadınların yüzde 47’si, erkeklerin yüzde 38’i başvuruyor. Mülakata girme oranları da kadınlarda biraz daha yüksek: Kadınların yüzde 18’i, erkeklerin yüzde 13’ü mülakata giriyor.
*Erkeklerle benzer özelliklere sahip, onlardan daha aktif iş arayan kadınlarda işsizlik neden daha büyük sorun? Çünkü patronlar, doğum izinleri, analığa bağlı haklar nedeniyle kadın çalışan istihdam etmek istemiyor!
Feray YAĞMUR

Evrensel

Ne çocuklarımız engelli ne de bize engeller..!

Bugün Uluslararası Engelliler Günü. 1992 yılında Birleşmiş Milletlerin kararıyla 3 Aralık tarihi, engellilerin yaşadığı zorluklara dair farkındalık yaratmak üzere Engelliler Günü olarak ilan edildi. Peki bu zorlukların farkında olan var mı? Tam da bugün billboardlar engellilere dair sloganlarla doldurulmuşken spastik engelli olan Oya Selin Gül ve annesi Hatice Sevil Bayral ile yollara düştük. Binalar, yollar, köprüler, sokaklar hep engellerle dolu. Oya’nın annesinin hem yetkililere hem de engelli vatandaşlara çağrısı var: “Asıl engelleri koyanlar farkında olmalı ve biz aileler birleşerek çoğalmalı, haklarımızı sonuna kadar almalıyız” Buluştuğumuz diğer engelli aileleri de “Ne çocuklarımız engelli, ne de bize engeller” diyor. 
DUVARLARI YIKMAK
Spastik engelli olan Oya Selin Gül, annesi Hatice Sevil Bayral ile yaşıyor. 31 yaşındaki Oya, yürüyemediği için tekerlekli sandalye ile dolaşıyor ve tüm ihtiyaçlarını annesinin yardımı ile giderebiliyor. Bakırköy’de bahçe katı bir evde yaşıyorlar. Hayatlarını kolaylaştırabilmek için de salondan bahçeye açılan bir kapı, buradan da sokağa çıkan bir rampa yaptırmışlar. Kısacası duvarları yıkmak, onlar için sadece mecazi dilde kalmamış.
‘ENGEL’LERLE DOLU BİNALAR VE SOKAKLAR
Oya ve annesi ile ufak bir gezintiye çıkmak için Türkiye Kas Hastalıkları Derneğinin (KASDER) göndereceği asansörlü aracı bekliyoruz. Araç geliyor, annesi Oya’yı hazırlıyor. Tekerlekli sandalyeyi salondan dışarı açılan kapıdan çıkarıyor, Oya’yı kucaklayarak sandalyeye oturtuyor ve rampadan çıkarak sokağa ulaşıyoruz. Oya’yı aracın arkasındaki asansör yardımıyla araca bindiriyor ve yolculuğa başlıyoruz. İlk durağımız Bakırköy Halk Eğitim Merkezi. Merkezin üst katında hastalara rehabilitasyon hizmeti veriliyor fakat Oya’nın, girişinde rampa bulunan bu binanın üst katlarına çıkabilmesi imkansız, çünkü içeride sadece merdiven var. Buradaki ziyaretimiz haliyle kısa sürüyor ve bir sonraki durağımız olan postaneye giden yol üzerindeki kırık kaldırım taşlarının, rögar kapaklarının ve ne işe yaradığını anlamadığımız su kanalına benzer derin oyukların üzerinden ustalıkla geçiriyor tekerlekli sandalyeyi Oya’nın annesi. Postaneye vardığımızda ise küçük de olsa bir mutluluk yaşıyoruz. Sebebi de postanenin girişine bir rampa ve engelli girişi yapılmış olduğunu görmemiz. KASDER’e gitmek üzere buradan da ayrılıyoruz. Yolumuzun üzerindeki bir üst geçitte bulunan “25 engelli merkezimizle hizmetinizdeyiz” yazısını görünce Hatice Hanım, Ataköy marina yolunda karşıdan karşıya geçmek istediklerinde asansörün çalışmadığını hatırlatarak “Biz de böyle ağlanacak halimize gülmeye çalışıyoruz” diyor.
OKUMAK DA KOLAY DEĞİL
KASDER’de Hatice Hanım anlatmaya devam ediyor: “14 yaşına kadar tedavisi sürdüğü için Oya okula geç başladı. O zamanki ismiyle 70’inci Yıl Fizik Tedavi Hastanesinde bir okul bulmuştuk ama müdür, 14 yaşında olduğu için Oya’yı almak istemedi. Bakanlıklardan yazı alıp ancak kaydını yaptırabildik. Bu yazıları da her sene almak zorundaydık. Yaşı geçtiği için okuldan çıkartmak istediler, tanıdık vasıtaları ile engel olduk. 8 yıllık eğitim bittikten sonra devam ettirecek bir yerimiz olmadığı için de derneklere yöneldik. Şu anda KASDER bize yardımcı oluyor”
HAKİM: KIZININ GEZMEYE İHTİYACI YOK
Hatice Hanım vasilik belgesi çıkartmış. Bu belge sayesinde yasal hakkı olan motorlu araç ÖTV indiriminden faydalanarak bir araba almak istemiş. Böylelikle de Oya’yı rahatça dışarı çıkarabileceğini düşünmüş. Bakırköy Adliyesi 3’üncü Sulh Hukuk Mahkemesine başvurduğunda ise hakimden “Sakın bana böyle bir dilekçe verme. Ben devletin ÖTV’sini korumak zorundayım. Hem daha gençsin, tekerlekli sandalye ile gezdirebilirsin kızını” yanıtını almış. Hatice Hanım kızını artık taşıyamadığını söylediğinde de hakim “Gezmeye ihtiyacı yok” demiş. 
ENGELLERİ KOYANLAR ‘FARKINDA’ OLMALI
“Bir engelli annesi olarak bütün insanları duyarlı olmaya çağırıyorum” diyen Hatice Bayral, “Ailelerin birleşmesi çok önemli, problemlerimiz ortak. Bireysel olarak uğraştığımızda yetersiz kalıyoruz. Birleşerek çoğalmamızı, haklarımızı sonuna kadar almamızı tavsiye ediyorum ailelere” çağrısıyla da sözlerini noktalıyor.
Uluslararası Engelliler Günü olan bugün, “farkındalık” en çok kullandığımız kelimelerden biri olacak muhakkak. Fakat bahsi geçen farkındalığa “engelli” diye nitelendirilen insanların varması beklenmiyor olsa gerek. Zira engellerin farkında olmayanlar onlar değil, bu engelleri onların önüne koyanlar.
İşitme Engelliler Ligi'nin adı Sağırlar Ligi oldu
‘ÇOCUĞUMU BIRAKAMIYORUM DA ÇIKARAMIYORUM DA’
KASDER’de karşılaştığımız engelli annelerinden birisi de 50 yaşındaki Ayşe Anaç. İsa adında, 24 yaşında kas hastası bir oğlu var. Anaç, İsa’yı evde bırakıp dışarı çıkamadığını söylerken gözleri doluyor ve “İstiyorum ki oğlumu da alıp çıkayım ama ne AVM’lere ne de marketlere giremiyoruz. Ben tek başıma çıktığımda da vicdan azabı çekiyorum” diyor. İsa tekerlekli sandalye ile dolaşabiliyor ve annesi onun eve giriş çıkışını kolaylaştırmak için balkona bir caraskal kurmuş. Ayşe Anaç “Ne çocuklarımız engelli, ne de çocuklarımız bize engeller. Asıl diğer insanlar bize engel oluyor. Hâlâ balkonun altına araba park ediyorlar ve ben çocuğumu dışarı çıkaramıyorum” diyerek sitemini dile getiriyor.
Meliha Tellioğlu isimli anne de oğlu Taha’ya 3 yaşında Duchenne Müsküler Distrofi teşhisi konduğunu ve o zamandan bu yana oğlunun fizik tedavi ve hidroterapi gördüğünü söylüyor. “KASDER’de koro çalışması ve halk oyunları çalışmaları var. Türkiye ikincisi bile oldular. Zaten Taha evde durmayı seven bir çocuk değil” diyen Tellioğlu, Taha’nın sosyal aktivitelere katıldıkça mutlu olduğunu da vurguluyor. Anne Tellioğlu, herkesin engellileri ziyaret etmesini, derneklere gelmesini istiyor ve insanların bu şekilde ön yargılarından kurtulacağını, hatalarını azaltacağını ifade ediyor. Meliha Tellioğlu “Bizim çocuklarımız engelli değil karşı taraf engelli. İnsanlar bizi zavallı olarak görüyorlar ama biz acınacak durumda değiliz. Çocuklarımızın o kadar güzel kalpleri var ki, bir şeyler yapmaya o kadar çok hevesleri var ki biz sağlıklı insanlarda o gayret yok” diyerek sözlerini noktalıyor. 
Engelli öğrenciye dayak, aileye hakaret!
1978’de kurulan KASDER’de müdürlük görevini yürüten Maside Ocak, engellilerin ailelerinin kilit önemde olduğunu vurgulayarak bazı ailelerin yaklaşımı sayesinde bir kas hastasının öğretim üyesi olabildiğini fakat bazılarının yaklaşımı sebebiyle de hastaların genç yaşta kaybedildiğini ifade etti. Ocak, ailede başlayan bilinçlenmenin, durumu kabullenip bu durumla savaşma ve yaşama kararlılığının tüm topluma yayılması ile engellilik konusunda bir yere varılabileceğini belirtti
YARDIM DEĞİL HAKLARINI VERİN!
Uluslararası Engelliler Günü
Türkiye'de yaklaşık 4 milyon civarında engelli var. Sakatlıklar ve kazalarla birlikte sayı 10 milyonu buluyor.
* İş gücüne katılım oranları yüzde 20. Hem engelli, hem kadın olanlar için durum daha vahim; yüzde 12!
* Resmi rakamlara göre kadın engellilerin sadece yüzde 1.5’i, erkeklerin yüzde 4’ü yükseköğretim mezunu. Yüzde 36’sı okuma-yazma öğrenme imkanı dahi bulamamış.
* Engelli memur istihdam etmekle yükümlü kamu kurum ve kuruluşlarında, engelli memur kontenjan açığı 13 bin 967.
* Özel sektör işverenlerinin açık engelli işçi kontenjanı sayısın ise 21 bin 976. İşçi ve memur kontenjanlarında toplam boşluk 35 bin 943.
* Engelliler konfederasyonları tarafından yapılan açıklamalara göre, çalışabilir durumda olan 2 milyon engelliden 1 milyon 600’ü işsiz.
Engelli çocuğunu tedavi için sırtında 7 kilometre taşıyor
ENGELLİ İSTİHDAMI OLDUKÇA YETERSİZ 
Genel-İş Sendikası da bir rapor açıklayarak engelli vatandaşların istihdam durumuna dikkat çekti. Türkiye'de engelli oranın 2011 yılında TÜİK tarafından yayınlanan istatistiklerde yüzde 6.6 olduğu belirtilen raporda engellilerin kamusal alanda var olmalarını sağlayan ve bağımsız bir yaşam sürmelerinde önemli bir araç olan istihdam sorununa dikkat çekildi.
Raporda öne çıkan bazı başlıklar şöyle:
-Engelli istihdamı yetersiz!
-Engelli işçi istihdamında kotaya uyulmuyor: 10 bine yakın kota boş!
-Çalıştırılması gereken engelli memur kontenjanının yüzde 22'si boş
-İşyerlerinin yalnızca yüzde 2'sinde engelli istihdamı zorunlu!
-İşsizlik en önemli sorun! 2016 yılında İŞKUR'a başvuran engellilerin sadece yüzde 19'u iş bulabildi.

OHAL karanlığına karşı birlikte mücadele formu yapıldı..!

KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin ortaklaşa yürüttüğü “OHAL değil demokrasi istiyoruz” kampanyası kapsamında Ankara’da sendikalar, meslek örgütleri ve siyasi partilerin temsilci ve üyelerinin katılımıyla forum gerçekleştirildi. Forumda, OHAL’in yarattığı tahribat, emekçilere yansıması, sağlık, eğitim gibi alanlarda yarattığı yıkım gözler önüne serildi. Forumda OHAL karanlığına karşı bütün farklılıklarla birlikte mücadele çağrısı yapıldı.
KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin ortaklaşa yürüttüğü “OHAL değil demokrasi istiyoruz” kampanyasının Ankara ayağında bir yılı aşkın süredir devam eden OHAL’İn sonuçlarının tartışıldığı forum gerçekleştirildi.
İnşaat Mühendisleri Odası Teoman Öztürk Salonu’nda gerçekleşen foruma sendika ve meslek örgütleri yönetici ve üyelerinin yanısıra, siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri de katılım gösterdi. Foruma HDP Eş Genel Başaknı Serpil Kemalbay ve CHP Ankara milletvekili Şenal Sarıhan da katıldı. Forumun açılış konuşmalarında dört örgütün başkanları, kampanyanın amacını paylaşarak kendi alanlarından OHAL’in yarattığı tahribatı gözler önüne serdiler..
‘KARANLIĞA KARŞI ÇOBAN ATEŞİ YAKIYORUZ’
DİSK Genel Başkanı Kani Beko konuşmasında, OHAL’e karşı yürüttükleri bu kampanyada Türkiye’nin her yerinde halkla paylaşarak, yan yana olma inancı ile yola çıktıklarını söyledi. Beko, Türkiye’nin 20 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL ile birlikte yeni bir rejim inşa sürecine sokulduğunu belirterek,iktidarın bu konuda niyetini gizlemediğini belirtti. Beko, “Burada önemli olan emekten, barıştan, demokrasiden yana güçlerin ne yapacağıdır. Bu karanlık gidişe karşı yakacağımız çoban ateşini ilan etmek için bir araya geldik. Farklı olabiliriz ancak bu farklılıklarımızla bir araya geliyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sermaye temsilcileriyle gerçekleştirdiği toplantıda OHAL’i grevleri engellemek için kullandıklarına yönelik açıklamalarını hatırlatan Beko, 2017 yılı içerisinde 5 grevin engellendiğini, 25 bin işçinin hakkının gasbedildiğini belirtti. Beko sözlerini şöyle sürdürdü: “Dolarlarını yurtdışına kaçıran oğul, dünür, barış isteyen akademisyenlerin kanıyla banyo yapmak isteyen mafya liderleri millet oluyor ama 6 milyon işsiz, hakkını isteyen işçi, emekçi, hayatı cemaatlerle mücadele ile geçen ve FETÖ ile ilişkilendirilen kamu emekçileri, işçiler millet olmuyor öyle mi? Siz her gün bir başka emperyalist ile iş tutabilirsiniz ancak bizim başka vatanımız yoktur. OHAL gidecek, demokrasi gelecek, bu güzelim ülke işçi ve emekçilerin olacaktır.”
‘NE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ, NE ÜNİVERSİTE NE DE BARIŞTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ’
KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen de OHAL sürecinde 28 KHK ile 300 civarında yasa değişikliğine dikkat çekti. 657 sayılı kanundan, eğitim öğretim sürecine, kış lastiğinden, kuaförlere pekçok alanda düzenlemeler yapıldığını belirten Gezen, “Araştırma görevlerinin kadroları bir gecede güvencesizleştirildi, terör tanımı genişletildi, muhalif olan herkes terörist ilan edildi ve savaş başlatıldı. Toplu sözleşme sürecinde masaya alınmayarak sendikal mücadleye saldırılar arttı” dedi.
Kurulan OHAL komisyonun da işlevsizliğine vurgu yapan Gezen, komisyonun AKP’nin eliyle oluşturulduğunu ve emekçilerin lehine bir şey çıkmayacağını kaydetti. Önümüzdeki hafta yargılanmaya başlayacak barış akademisyenlerine de değinen Gezen, “Çocuklar ölmesin, düşünce özgürlüğüne ket vuramazsınız demişlerdi. Şimdi de yargılanmaları talep ediliyor. Ne ifade özgürlüğü, ne üniversite ne de barış mücadleesinden vazgeçmeyeceğiz” dedi.
HESAP VERMEKTEN KORKUYORLAR, OHAL’İ KULLANIYORLAR
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz ise, gelinen sürecin AKP’nin hiçbir meşruiyetinin kalmadığını gösterdiğini söyledi. Koramaz, iktidarın ayakta kalması için baskı ve zulum politikalarını artırmaktan başka çaresinin olmadığını belirterek, “15 yıldır işledikleri suçların hesabını vermekten korkuyorlar. OHAL’i de bunun için kullanıyorlar. İşçilerin grevleri yasaklanıyor. Kadın özgürlük talepleri bastırılıyor” dedi. Koramaz, TMMOB’ye yönelik baskıların özellikle referandumda yürütülen ‘Hayır’ mücadelesiyle daha da çok arttığını söyledi.
‘SESSİZ KALAMAZDIK’
Koramaz; “Deprem toplanma alanları AVM yapılırken, Hasankeyf sular altında bırakılırken, şehirlerimiz biçimsiz gökdelenlerle doldurulurken, kentsel dönüşüm altında insanların barınma hakkı yok sayılarak evleri ellerinden alınıp bu alanlar villalarla dolduruluken bu ülkenin mimar, mühendis ve şehir plancıları sessiz kalamazdı. O yüzden yetkilerimiz ellimizden alınmak isteniyor” dedi. Koramaz, susmayarak yapılanları teşhir etmeye devam edeceklerini söyleyerek, “Yıllardır işledikleri suçu bizlere yıkmaya çalışıyorlar. Emekçilerin, yoksul halkın istikbali onların istikbali ile bir olmayacaktır” dedi.
‘OHAL SAĞLIĞA ULAŞIMI ENGELLEDİ’
TTB Yönetim Kurulu Başkanı Raşit Tükel de OHAL’in sağlık alanındaki etkilerine değindi. Tükel,OHAL sürecinde halkın sağlığa ulaşımı ve nitelikli sağlık hizmetnin engellendiğini söyleyerek, “Tıp eğitimi ciddi anlamda engellendi. Hekimlere özel hastanelerde çalışma izni verdi ama bu hekimler bu seferde ucuz işgücü olarak görüldü. Özel hastaneler aranarak çalışmamaları telkin edildi. Sağlıkta piyasalaştırmanın ayağı olarak şehir hastaneleri ile taşeron çalışma yaygınlaştırılmaya, halkın sağlık hizmetlerine ulaşımı zorlaştırılmaya çalışıldı” dedi.
Hekimlerin mesleki değerleri çiğnenmeye zorlandığını da vurgulayan Tükel, gözaltı giriş ve çıkışlarında gerçekleşen muayenelerin emniyette yapılmaya zorlanması, raporlaştırma güçlükleri, mahpuslara kelepçeli muayene, işkence ve kötü muamelede hekimlere ciddi baskılar uygulandığını söyledi.
OHAL’İN BİLANÇOSU
Forumda OHAL dönemine ait bilançoyu ortaya koyan raporu ihraç edilen akademisyenlerden Mutlu Arslan paylaştı. Arslan, bu süreçte akademik özgürlüklerin, sendikal hak ve özgürlüklerin yok edildiğini, emek ve meslek örgütlerinin hedef alındığını, basının susturulduğunu, toplumsal muhalefetin baskı altına alındığını, kamu personel rejiminin keyfileştirildiğini söyledi.
Arslan’ın paylaştığı verilere göre, “5 ayrı işletmede 23 bin 874 işçiyi ilgilendiren grevler yasaklandı. Sendikal haklar işten atılmanın gerekçesi haline getirildi” Arslan, 162 yazılı ve görsel işitsel medya organının kapatıldığını, 6 haber ajansı, 48 gazetenin kapatıldığını, internet sitelerine erişim engeli getirildiğini, yüzlerce gazetecinin cezaevlerine gönderildiğini söyledi.
‘GÜVENLİK SORUŞTURMALARI MUHALİFLERE KAMUYU KAPATTI’
Toplumsal muhalefete yönelik baskılara da değinen Arslan, 11 HDP, 1 CHP vekili olmak üzere seçilmiş vekil ve belediye başkanlarının tutuklandığını, insan hakları, kadın ve çocuk derneklerinin kapatıldığını söyledi. AKP’nin yıllardır dillendirdiği Kamu Personel Rejiminin OHAL ile fiilen hayata geçirildiğini kaydeden Arslan, “Memurluğa alınma şartlarına getirilen “güvenlik soruşturmaları” muhaliflere kamu kapısını kapattı. Uzun güvenlik soruşturmaları nedeniyle binlerce hekim mesleğine başlayamadı. Sözleşmeli personel alımı kamunun temel istihdam yöntemlerinden biri haline getirildi. Mülakat ile boşalan kadrolara yandaşlarla dolduruldu”.
FATURA EMEKÇİLERE ÇIKARILDI
OHAL döneminde yükselen ekonomik krize de dikkat çeken Arslan, “Enflasyon yüzde 12, işsizlik yüzde 11 üzerine çıktı. Yükselen döviz kuruyla hayat pahalılaştı. Ekonomik krizin faturası vergilerle, yapılan zamlarla emekçi kesimlere çıkarıldı. Ekonomik çarkları döndürebilmek için kamuya ait zenginlikler Varlık Fonuna devredildi.”dedi.
Forum siyasi parti temsilcileri ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin konuşmalarıyla devam etti.
HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay konuşmasında OHAL ile mücadenin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile mücadele olmadığını ortak bir yaşamı hayata geçirecek bir demokrasi mücadelesi olduğunu söyledi. Kemalbay, “Kritik nokta, halkların ortak toplumsal yaşamını kuracak, emek, barış, demokrasi mücadelesini yan yana götürmektir” dedi. AKP’nin Kürt düşmanlığı üzerinden ayakta kaldığını hem içeride hem de dışarıda baskılarını artırdığını kaydeden Kemalbay, “AKP’nin elinden bu silahını almalıyız” dedi.
CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan ise OHAL’in doğrudan doğruya yaşam hakkına yönelik bir müdahale olduğunu belirterek, “Devlet yurttaşlarına karşı cinayet girişminde bulundu. Bütün olanakları ellerinden alındı. Yoksulluğa ve ölüme mahkum edildi” dedi. Birlikte mücadele vurgusu yapan Sarıhan, barışın inşasının demokrasi olmadan gerçekleşemeyeceğini söyledi.
ŞÜKRAN DOĞAN: OHAL SERMAYENİN ÇIKARLARINI KORUMAK İÇİN BASKI ARACI OLARAK KULLANILIYOR
Emek Partisi GYK Üyesi Şükran Doğan ise hükümetin OHAL’i, sermayenin çıkarlarını korumak için baskı unsuru olarak kullandığını söyledi. Doğan dört örgütün bir araya gelmesinin çok önemli olduğunu belirterek herkesin kendini ifade edebileceği daha geniş kitlelerle buluşulması gerektiğini söyledi. Doğan sözlerini şöyle sürdürdü:

"OHAL’e karşı yürütülecek kampanyada işçilere, emekçilere, kadınlara, AKP’ye oy veren geniş kesimlere OHAL’e neden karşı olunduğunu anlatmamız gerekiyor. Anakara’da binlerce kamu emekçisi ve işçi var farklı alanlarda. Önümüzdeki günlerde asgari ücret yeniden belirlenecek. İnsanca yaşayacak bir asgari ücret çalışması bile OHAL’e karşı örgütlenmelidir. Yine metal sözleşmesi var… İşçilerin hak arama mücadelesinde OHAL’in nasıl kullandılığını anlamalıyız.”