2 Nisan 2018 Pazartesi

Ülkü Tamer’in ardından: Geçmişten geleceğe uzanan ses sustu..!


 
Çocukken pazartesi günlerini iple çekerdim. Bir an önce okula kavuşmak için değil, okul çıkışında gazeteciye koşup Milliyet Çocuk almak için! Hafta boyunca elimden düşürmediğim dergi Abdi İpekçi’nin girişimiyle çıkartılmış ve önce Milliyet’in eki olarak yayımlanmış, sonradan bağımsızlığını ilan etmişti. İlk döneminde beklenen rakamı aşamadığı için kapatılmış, ‘70’li yılların sonlarına doğru yeniden canlandırılmak istenmişti. İkinci döneminde Ülkü Tamer’e emanet edilen dergi tahminlerin çok üstünde bir satış yaptı ve başarıyla ‘80’li yıllara ulaştı. Beni tam da o yıllarda yakaladı. Adını derginin künyesinden ve yazdığı kısa öykülerden bildiğim Ülkü Tamer, dergideki kahramanımdı. Yaşayan en büyük şairlerdendi, evet ama ben her şeyden önce çocukluk kahramanımı kaybettim. Bu yazı, onun anısına.
Milliyet Çocuk (ve elbette Ülkü Tamer) sayesinde çok isimle tanıştım. Orhan Boran, Müjdat Gezen, Umur Bugay, Kandemir Konduk ve Haldun Taner, her hafta yazan isimler arasında hatırladıklarım…. Dergide, heyecanla takip ettiğim (Red Kit’ten Cimcime’ye, Uzay Çocukları’ndan Larry Yuma’ya uzanan) şahane çizgi romanların yanı sıra aktüel haberler, öğretici köşeler, ünlülerin çocukluk hatıraları ve Aziz Nesin’den Yusuf Atılgan’a dönemin en önemli yazarlarının hikâyeleri yer alırdı. Sürekli sayfalar içinde unutamadığım, Ülkü Tamer imzalı bir hikâye zinciri: Televizyonu çok seven, izlerken sevdiği programların içine kaçan bir çocuğun maceralarını anlatan Tele Yunus. Yerinde olmak ister, maceralarını sabırsızlıkla beklerdim. Kitap hâlinde yayımlandığını görünce koşarak almış, yıllarca elimden düşürmemiştim. Hâlâ bütün maceralarını ezbere bilirim.
Mesaim Tele Yunus’tan ibaret değildi elbette… “Günışığı Hoşça Kal”dan Grimm Kardeşler’den aldığı “Şeytanın Altınları”na çocuklar için yazdığı, çevirdiği, uyarladığı bütün kitapları okudum. Muharrem’in yakasına konan günışığı ile bir günlük teması ve günün sonunda kaçınılmaz olarak gelen ayrılık beni ağlatırdı ama okumalara doyamazdım. Dedim ya, Ülkü Tamer çocukluk kahramanımdı.
Onunla büyüdüm, ilerleyen yıllarda şiiriyle tanıştım. Garip’ten İkinci Yeni’ye geçtiğim dönemde halk şiirinden esinlenen dizeleri ve etkileyici yapısıyla bir anda beni sarmış, üniversitenin ilk yıllarında vazgeçilmezim olmuştu. Yeni başucu kitabım, Can Yayınları tarafından basılan toplu şiirleri “Yanardağın Üstündeki Kuş”tu artık. Kitaplarını, şiirlerini ve yazılarını kaçırmamaya özen gösterdim, onu her yerde takip ettim. Şiirleri kadar (önce Radikal’de sonra Sabah’ta yayımlanan) anılarını sevdim. “Yaşamımdan çizgiler” olarak tarif ettiği, “Yaşamak Hatırlamaktır” başlığıyla yazdığı “ufacık olaylar” ona sevgimi pekiştirdi.
Ülkü Tamer Antepli. “Alleben Anıları”nda (Milliyet Kitapları, 1997) çocukluk yıllarını anlatır, meraklısı için şahane kitaptır. Sonrasını da “Yaşamak Hatırlamaktır”da (YKY, 1998) anlatıyor zaten. Bu paragrafta paylaşacaklarım, o kitaptan süzdüklerim… Antep’te Dayı Ahmet Ağa İlkokulu’nu bitirdikten sonra İstanbul’a gönderiliyor. Eğitimine Robert Kolej’de yatılı olarak devam ediyor –ki hayatını şekillendirecek adım bu. Dönemi renkli. Arkadaşları, sonradan Boğaziçi Üniversitesi’nin rektörlüğünü yapacak Üstün Ergüder’den Pamir Bezmen’e uzanıyor. Ona “ağabeylik” eden isim, üst sınıflardan Cevat Çapan. Okulun futbol takımının yıldızı Sermet Çağan, basketbol takımınınki ise Beklan Algan. Edebiyatı Behçet Kemal Çağlar’dan öğreniyor, şiir yazıyor ve haytalık yaptığı zamanlarda okulu kırıp sinemaya gidiyor. Bu arada gönlünü tiyatroya düşürüyor, okul bünyesinde sergilenen oyunlarda rol alıyor. Sahnede Genco Erkal ve Çiğdem Talu ile tanışıyor, sevgisini onlar aracılığıyla pekiştiriyor. Sonrasında, ‘60’lı yılların ortalarında bir dönem bu sevgiyi “iş”e de dönüşüyor ve (“Keşanlı Ali Destanı”ndan “Zilli Zarife”ye, “Kurban”dan “Palto”ya) pek çok oyunda sahneye çıkıyor. Bu dönemi anlattığı kitabı, “Bir Gün Ben Tiyatrodayken…” (Adam Yayınları, 2003)
Ülkü Tamer’i ilk “canlı” görüşüm, tiyatro sayesinde. Engin Cezzar, ekibi toplayarak “Keşanlı Ali Destanı”nı 1988 yılında TRT için televizyona uyarlamış, Ülkü Tamer bu uyarlamada yeniden Manyak Cafer’i canlandırmıştı. Sonrasında kimi konuşmalarına denk geldim, onu sahiden canlı dinledim ama cismiyle ilk karşılaşmam bu.
Okulu bitirdikten sonra Gazetecilik Enstitüsü’ne devam eden Ülkü Tamer, ilk şiirlerini bu yıllarda yayımlıyor. İlk kitabı, A Dergisi Yayınları’nca basılan “Soğuk Otların Altında”. 1959 yılında yayımlanan bu kitaptaki şiirleri, Cemal Süreya’nın ilgisini çekiyor. Süreya, şunları söylüyor: “Nuh’un gemisi gibiydi Ülkü Tamer’in ilk şiirleri: Kalabalık, şenlikli, her türlü imgenin erkeğini ve dişisini barındıran, terzilerle, dülgerlerle, tilkilerle, kirpilerle, sansarlarla ve her şeyle dolu.”
Ülkü Tamer, İkinci Yeni’nin kurucularından ve akımın has şairlerinden. Memet Fuat’ın deyimiyle (çeviriler yaptığı için) “Batı etkilerine açık” bir şair. Zaman zaman toplumsal meselelere değiniyor ama ekseni hep aynı yerde. Şiirine dair söz haddim değil, ileride değerlendirecekler çıkacaktır. Müzik üzerinden ilerleyip bestelenen şiirlerinden doğru bir bağ kurabilirim ancak. Öyle yapacağım. Bu anlamda popüler bir şair olmadığı muhakkak lakin katkıda bulunduğu tek bir “iş”bile onu müzik alanında da özel kılıyor.
Adını bir plak kapağının üzerinde gördüğüm yıl, 1986. Zülfü Livaneli’nin Mikis Theodorakis ile yaptığı, “Dostlukların Abdi İpekçisi’ne” ithafıyla yayımlanan “Güneş Topla Benim İçin”, sözlerini Ülkü Tamer’in bizzat yazdığı şarkılardan müteşekkil. Biri [Zülfü Livaneli’ye ait “Kırlangıç”] hariç tüm şarkı sözlerinde imzası var ve hepsi bizzat bu albüm için yazılmış. Her biri birbirinden güzel, hepsinde bitmek tükenmek bilmeyen bir umut var. Onu özel kılan da bu zaten: Karanlık günlerimizi umuduyla aydınlatan bir “öncü”ydü Ülkü Tamer. “Güneş Topla Benim İçin”, şahikası. 1986 yılında ilk basımı yapılan toplu şiirleri “Yanardağın Üstündeki Kuş”ta yer alan “Antep Neresi”, şarkı sözlerini topladığı “kitap”.
Ülkü Tamer – Zülfü Livaneli işbirliği, 1980’li yılların hemen öncesine uzanıyor. “Kırda Vurulanların Türküsü”, “Mayın” ve “Memik Oğlan”, ilk ürünler. “Güneş Topla Benim İçin”de “birlikte çalışma”ya dönüşen bu işbirliği, 2013 yılında yayımlanan son Livaneli albümü “Gökkuşağı Gönder Bana”ya adını veren şiirle (şimdilik) tamamlandı.
Bestelenen Ülkü Tamer şiirleri arasında en popüleri, 1974 tarihli “Sıragöller” kitabında karşımıza çıkan “Üşür Ölüm Bile”. İlk dinlediğim beste Selda Bağcan’a ait: 1988 yılında yayımlanan “Özgürlük ve Demokrasiyi Çizmek” adlı albümünde yer alan şarkının farklı bir versiyonunu kısa süre sonra bir konserde dinleyecek, şaşıracaktım. Ahmet Kaya, Ankara’da Derya Sineması’nda verdiği resitalde bu sözleri bambaşka bir besteyle yorumlamıştı ama şiir duygusunu kaybetmemişti. Sonradan karşımıza çıkan farklı yorumlarda da durum böyle: “Üşür Ölüm Bile”, kim tarafından ve ne şekilde bestelenirse bestelensin duygusunu dinleyiciye aktaran bir şiir. Serap Yağız’dan Sevinç Eratalay’a, Suavi’den Moğollar’a kimden dinlerseniz dinleyin hep güzel. Bu şüphesiz Ülkü Tamer’in marifeti.
Aynı kitapta, “Üşür Ölüm Bile”nin hemen öncesinde yer alan şiir “Ağıt” adını taşıyor: “Günü gelir dağa çıkar / Yıldızlardan şiir çeker / Kanımızı siler yıkar / Suların en durusundan /…/ Bayrak olur bize yarın / Rüzgârıyla ilkbaharın / Dalgalanır genç kızların / Gözlerinin Karasında…” Şiir, 1989 tarihli Grup Yorum albümü “Cemo / Gün Gelir”de “Düşenlere” adıyla yer almış, Hüsnü Arkan’ın Almanya’da yaptığı “Bir Yalnızlık Ezgisi” adlı albümünde farklı bir besteyle kendine yer bulmuştu.
Ahmet Kaya demişken, 1988 tarihli “Başkaldırıyorum” albümünün ikinci yüzünü açan “Gül Dikeni”ni ıskalamamak gerekir: “Uçakları nedeyim / Gökkuşağı gönder bana / Senin olsun süngülerin / Gül dikeni yeter bana…” İlkay Akkaya “Yine” adını taşıyan albümünde (“Güneş Topla Benim İçin”den bildiğimiz) “Geceleyin”i farklı bir besteyle seslendirdi. Külliyata bir de Sevingül Bahadır yorumu ekleyeyim… “Düşlerim” adlı albümde “Nerelerde Buldum Seni” adıyla yayımlanan, bir sonraki albüm “Kilim”e de aynı adla giren “Şahdamar”, bestelenen en güzel Ülkü Tamer şiirlerinden: “Yola düştüm ay batarken / Derelerde buldum seni / Ötelerde sanır iken / Berilerde buldum sen seni /…/ Ekmeğimi dörde böldüm / Yarılarda buldum seni / Ölülerden haber aldım / Dirilerde buldum seni…”
Ülkü Tamer’e selam çakan en yeni şarkı, Yüzyüzeyken Konuşuruz işi “Cenaze Evi”. Şarkının sonunda, ilk kitaptan kopup gelen “Konuşma”ya rastlıyoruz: “Ben olsam utanırım bu ne biçim öğrenci / Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.”
Her şey bir yana çok iyi bir çevirmen Ülkü Tamer. Edith Hamilton’un Mitologya’sından Harry Potter’ın ilk kitabına uzanan macerası, pek çok şairi tanımamıza sebep hamleleriyle yolunu buldu. Çeviriler yaptı, antolojiler hazırladı. 1968 yılında Meriçelli Yayınları tarafından basılan “Alacakaranlığın Sesleri”, çeviri şiirlerini topladığı kitaplarından biri. Yayınevinin sahibi, ortaokul arkadaşı Anıl Meriçelli –ki anılarında okul sıralarında birlikte şiir yazdıklarından söz eder ve şöyle der: “Anıl’la benim gecemiz gündüzümüz edebiyattı.” Bu, ilk çeviri kitabı değil ama: A Dergisi Yayınları tarafından (“Türkçesi: Ü.T.” ibaresiyle) basılan 16 sayfalık küçük kitap “Şiiristan”ın son sayfasında şöyle bir not var: “Şiiristan burada başlar…”
Ülkü Tamer külliyatının en ayrıksı kitaplarından biri, Sivas’ta kaybettiğimiz şairlerden Uğur Kaynar’ın Ankara’da kurduğu Elyazıları Yayıncılık tarafından yayımlanan “Kırağı Gemisi”. Şairin kendi el yazısıyla yazdığı seçme şiirlerinden oluşan bu kitap 1991 yılının Şubat ayında yayımlanmış ve sadece 550 adet basılmış. Bulunduğunda hayranları için büyük ikramiye!
Yazı uzar ama yavaş yavaş sonlandırayım. Başlarken Milliyet Çocuk’tan söz etmiş, dergide en sevdiğim kahramanın Ülkü Tamer’in yarattığı Tele Yunus olduğunu söylemiştim. 1979 yılında Tele Yunus’un maceraları Cem Yayınevi bünyesinde faaliyetini sürdüren Arkadaş Kitaplar’ın Erdal Öz yönetimindeki kırmızı dizisinin ilk kitabı olarak yayımlandı. Çocukluğumda elimden düşürmediğim kitabın son macerasında Yunus “Zaman Tüneli” adlı programa katılıyor ve 2014 yılının TRT’sine gidiyor. Orada Erkan Oyal’la karşılaşıyor ve ondan, geçen zamanda neler olduğunu dinliyor. Ülkü Tamer’in 1979 yılında yaptığı 2014 tasviri, ne kadar ileri görüşlü olduğunun da işareti: Dünya, insanların çoğalma hızına yenik düşmüş, yakıt sıkıntısı ortaya çıkmış; denizler kirlenmiş, insanlar gözünü havaya çevirmiş. Dünya televizyonları renkliyi aşıp üç boyutlu yayına geçmişken TRT bürokrasi yüzünden kendini geliştiremediği için siyah-beyaz yayında kalmış. Şarkılar değişmiş, bir dönem çok şey anlatan şarkı sözleri tekerlemeye dönüşmüş. TRT Yönetim Kurulu, Eurovision Şarkı Yarışması’na katılmama kararı almış. Yeni filmler birbirinden beter olduğu için TRT, teknolojinin nimetlerini kullanarak yenilediği eski Yeşilçam filmlerini (artık cızırtısız bir sesle) gösteriyormuş ve bunlar çok ilgi görüyormuş. Tamer’in günümüze dair en enteresan tespiti yerli diziler konusunda: Konu yokluğundan 2014 yılında “Aşk-ı Memnu”, “Kiralık Konak” gibi dizilerin yeniden yeniden çekildiğini söylüyor! 1979 yılında gördüğü Türkiye’yi aynen yaşayan büyük şair, tam da ona en ihtiyacımız olduğu günlerde bizi bıraktı.
Barış Pirhasan, duygularını şu sözlerle dile getirmiş: “Ülkü Tamer’i kaybettik… Şu anda düşünmek, konuşmak, yazmak gelmiyor içimden…” Ekleyecek tek bir söz bile yok. Ülkü Tamer, yaşayan en büyük şairdi. Gidişiyle, sonradan sonraya kendini hissettirecek bir boşluk ortaya çıktı. Cemal Süreya’nın onun için yazdığı bir cümleyi, burada anmak isterim: “Hayatın, ölümün ve her şeyin amatörüydü Ülkü Tamer.” Hep öyle yaşadı, o amatörlüğün verdiği coşkuyla hayattan hiç kopmadı.
Geçmişten geleceğe verdiği sesi çok özleyeceğiz.
Murat Sevinç
Gazete Duvar

İsmailağa Cemaati'nden karakol ziyareti..!


Ünlü futbolcu ve saray soytarısı santçı müsvettelerinin ardından İsmailağa Cemaati'nin hocalarından Abdulmetin Balkanlıoğlu, karakolu ziyareti ederek ,orduya destek olduklarını ve operasyonlarda arkalarında durduklarını dillendirdi. 
Balkanlıoğlu, Hakkari Zap Sınır Karakolu'nu ziyaret ederek, askerlerle hatıra fotoğrafı çektirdi ve bunu hesabında yayımladı. .
Balkanlıoğlu'nun bu ziyaretini, Cemaatin üyeleri sosyal medya hesaplarındanpaylaştı.
Furkanhc adlı Twitter kullanıcısı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, bu ziyareti duyururken, "Sakal ile okula girmek serbest mi diyenlere; bırak sen okulu, sarıkla askeriyeye girmek dahi serbest diyorum kuduruyorlar. Abdulmetin Balkanlıoğlu hoca Hakkari Zap karakolunda" diye yazdı. İşte Erdoğanın önderliğindeki T.C. devletinin geldiği nokta. Tüm şeriatçı cemaatler,hırsızlar,vurguncu ve talancılar aynı gemide halka savaş açmaya devam 

1 Nisan 2018 Pazar

Silivri’de hak ihlalleri OHAL’le birlikte katlanarak arttı..!

Cezaevlerinden her gün yeni bir hak ihlali haberi gelirken Silivri Cezaevinden evrensel gazetesine mektup yazan mahpuslar, yaşadıkları hak ihlallerini anlattı. Bayram Yıldırım ve Ali Yücel, 15 Temmuz darbe girişimi ardından ilan edilen OHAL’le birlikte yaşadıkları ihlallerin katbekat arttığını ifade eden tutuklu ve hükümlüler, cezaevlerinde sürekli olarak keyfi uygulamalara maruz kaldıklarını belirttiler.
Yıldırım ve Yücel, mektup ve görüş haklarının engellendiğini ve yayın haklarının kısıtlandığını, hasta tutuklularında tedavilerinin geciktirildiğini söyledi. Mektupta ayrıca tek tip elbiseye karşı yaptıkları eylemlerden dolayı mahkumların disiplin cezaları aldıkları belirtildi.
Yıldırım ve Yücel kendilerine verilen disiplin cezalarının infaz hakimlikleri ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da onaylandığını belirtti.
Yıldırım ve Yücel, yaşanan ihlalleri şöyle sıraladı:
Silivri Ağır Ceza Mahkemesi, Kameraları kapattıkları gerekçesiyle Şerif Turunç ve Rıza Özçolak verilen 3’er aylık ziyaretçi cezası onadı.Silivri A.C.M, KHK ile hukuksuz bir şekilde işlerinden atılan ve işlerine geri dönmesi için açlık grevi yapan akademisyen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya desteklemek için 1 hafta açlık grevi yapan Şerif Turunç, Rıza Özçolak ve Remzi Uçucu’ya bazı etkinliklerden alıkoyma cezası onandı.Silivri 1. İnfaz hakimliği gereksiz yere slogan atmak gerekçesiyle Şerif Turunç’a 2 ay iletişim, Remzi Uçucu ve Rıza Özçolak’a 2 ay ziyaretçi yasağı cezasını onayladı.Disiplin kurulu avukat ziyaretçi dönüşünde kolları bükülerek, işkenceyle hücresine getirilen Şerif Turunç’a gereksiz yere slogan atmak ve marş söyleme gerekçesiyle 2 ay ziyaretçi yasağı cezasını verdi.Disiplin kurulu Tek Tip Elbiseye karşı bir hafta açlık grevi yapan Rıza Özçolak, Remzi Uçucu ve Şerif Turunç’a 2 ay ziyaretçi yasağı verildi.İsmail Akkol, Yılmaz Viraner, Musa Aykanat, Ömer Lütfi Zeren, Mehmet Yücetepe Hüseyin Kaçkır ve Yunus Bolukoça 2 ay iletişim yasağı cezası verdi.Disiplin kurulu kameraları kapatmaktan Şerif Turunç’a 6 gün hücre cezası verdi.Disiplin kurulu havalandırmada oturma eylemi yaptıkları, görevlilere direndikleri ve slogan attıkları gerekçesiyle Şerif Turunç, Rıza Özçolak, Remzi Uçucu’ya 6 gün hücre cezası, Hüseyin Kaçkır, Hasan Öztürk, Ömer Lütfi Zeren, Musa Aykanat, Yılmaz Viraner, Ali Yücel, Bayram Yıldırım , Mehmet Yücetepe 1’er ay ve 2 aylık ziyaretçi yasağı cezası verdi.Disiplin kurulu akşam sayımında gardiyanların saldırısına uğrayan ve işkence gören Ömer Lütfi Zeren, Yılmaz Viraner , Musa Aykanat hakkında (kurumda korku, kaygı, panik yaratmak) gerekçesiyle 2 ay ziyaretçi yasağı cezası verdi.Rıza Özçolak’a 19.01.2018 tarihinden itibaren 2 ay iletişim yasağı cezası başlattılar Telefon ve mektup hakkı gasp edildi.
MEKTUP SANSÜRLEME VE EL KOYMA
Kendilerine gelen veya gönderilen mektupların sansürlendiğini veya el konulduğuna dikkat çeken Yıldırım ve Yücel cezaevinde yaşananları anlattı:
Yılmaz Viraner’in Rojda Yalınkılıç’a yazdığı mektubu disiplin kurulu kısmı sansürleme kararı aldı.Şerif Turunç'un gazeteci Melike Işık’a, Hüseyin Kaskırın gazeteci Hüseyin Aykol’a yazdığı mektupları hakkında kısmı sansürleme kararı alındı.Hasan Öztürk’e oğlu Tayfun Boran Öztürk'ten gelen mektuplara kısmı sansürleme kararı verildi. Hasan Öztürk karara itiraz etmeyerek karara uygun şekilde mektup istedi ancak mektup 2 defa dilekçe verildikten sonra verildi.Silivri 1 infaz hakimliği Ercan Kartaldan Şerif Turunç’a gelen mektubun sansürlenmesi kararını onayladı.Şerif Turunç’a Nurgül Acar’dan gelen mektup hakkında kısmı sansürleme kararı alındı.Silivri 1. İnfaz hakimliği Remzi Uçucu’nun Gökhan Gündüz’e, Orhan Toprak’ın Nuriye Gülmen’e gönderdiği mektuplar ve Feridun Osmanoğlu’nun gönderdiği fax hakkındaki sansürleme kararını onayladı.Bayram Yıldırım bel rahatsızlığı nedeniyle 2 ay önce Silivri devlet hastanesinde MR çekilmesi istenmesine rağmen MR çekilmedi. Ayrıca kronik mide rahatsızlığı nedeniyle yapılması gereken kan tahlili ve sofra kesesi için yapılması gereken ultrason çekilmedi. Tedavisi yapılmadı. Ağrı kesiciler verilerek hastalığı geciktirilmeye çalışılıyor.
23 Ocak 2018 tarihinde hücrelere yapılan baskınlarda 29 arkadaşımız yaka paça işkencelerle hücrelerinden alınarak başka başka hapishanelere sürgün edildi. Eşyaların alma durumları bir yana, o an üstlerine doğru dürüst kıyafetler bile almayan arkadaşlarımız vardı. Hak gasplarına TTE ‘ye karşı sürdürdüğümüz direnişi kırmaya çalışılmaktadır. Ancak her arkadaşımızın gittiği hapishane direnişi sürdürerek bu politikayı boşa çıkarmıştır.
İsmail Akkol, Selçuk Kozağaçlı hukuksuz bir şekilde tek başlarına arkadaşlarından uzakta tecritte tutuluyorlar. Tutuldukları yer ağırlaştırılmış cezası olanların tutulduğu yerdir. Her ikisine özellikle İsmail Akkol’a yönelik özel bir uygulama söz konusudur. Arkadaşlarımıza yönelik bu uygulamaya son verilmelidir.16 Ocak 2018 günü genel aramada panolarda bulunan gazete kupürlerimize el konuldu. Karşı çıkan arkadaşlarımıza işkence yapıldı.
Ayrıca aramada olduğu gibi yine gazetelerimize ve posta yolu ile gelen kültür sanat dergilerimiz gasp edildi.Kantinden istediğimiz eşyalar eksik veriliyor ayrıca daksil b2 b4 gibi resim kalemlerimiz verilmemektedir.Kaldığımız hücrelerde kullandığımız elektrik parası bizden kesilmektedir.Görüş dışında eşya ve para yatırılamıyor.Açık görüşte açılmayan yiyecek ve içecekleri hücreye geri götüremiyoruz. Ailelerin dışarı çıkaramıyor paramızla aldığımız yiyecek içecekler çöpe atmamız isteniyor.
Alerjik cilt hastası olan ve iltihaplı yaraları nedeniyle ağır ilaçlar kullanan Ömer Lütfi Zeren’in, zaman zaman yüksek ateş nedeniyle sespis (kan zehirlenmesi) riski taşıyan ciddi sorunlar yaşadığı söylenen mektupta, Zeren’in 12 Ocak günü rahatsızlığı nedeniyle Silivri Devlet Hastanesi enfeksiyon bölümüne sevk edildiği, çift kelepçeyi kabul etmediği için doktorun kendisine “kelepçeyi kabul etmezsen öleceksin” dediği anlatılıyor. Ertesi gün Silivri hapishanesi kampüs hastanesinde serum takıldığı sırada yatağa kelepçeyi kabul etmediği için serum verilmeden hapishaneye geri getirilen Zeren’in hayati tehlikesi olduğu vurgulanıyor

Diyarbakır Barosu’nun Liv Suit Hotel'de düzenlediği 2 günlük “Çocuk Çalıştayı” sonuçlandı. ..!


Çalıştaya Türkiye’nin değişik illerinden katılan 32 baronun Çocuk Hakları Komisyonu temsilcileri ortak bir bildiri yayınladı.
Bildiride; çocuk istismarı, çocuk evlilikler, çocuk istismarı materyalleri, aile içerisinde ve aile hukukunu ilgilendiren sorunlarda çocuğun korunması, kurum bakımından çocuğun korunması, medya ve bilişim alanlarında çocukların korunması, çocuk yargılaması, ceza infaz kurumlarındaki çocuklar, çocuk işçiliği, OHAL’in çocuklar üzerindeki etkileri, güvenlik tedbirlerinin uygulanması sırasında meydana gelen çocuk hakkı ve çocuğun yaşam hakkını ihlalleri gibi başlıkların değerlendirildiği kaydedildi..Çalıştayda ortaklaşan bildiride tespit edilen sorunların çözümü için şu önerilerde bulunuldu;
• Çocuk İzleme Merkezleriyle (ÇİM) ilgili yasal düzenleme yapılmalı. Buradaki işleyişin ayrıntıları belirlenmelidir. Bu düzenleme yapılırken sistemde ÇİM ve KİM’lerin birleştirilmesi veya herhangi bir biçimde çocuklar ile yetişkinlerin aynı birimlerden hizmet almasına neden olacak düzenlemelerden kaçınılmalıdır.
• Adli sistem içerisindeki sorunlar görünür kılınmalıdır.• Adli sistem içerisinde çocukla çalışan herkesin (hakim, savcı, avukat, sosyal hizmet uzmanı, ve bütün diğer meslek mensupları) çocuk psikolojisi, çocuk yargılaması ve çocuk koruması alanlarında uzmanlaşması sağlanmalıdır.• Bu alanda çalışan bütün kurumlar arasında işbirliği sağlanmalıdır.• Ailelerin, çocukların ve çocukla çalışanların çocuk koruma ve adalet sisteminin işleyişi, çocukların hakları gibi konularda bilgilendirilmesi sağlanmalıdır.• Bildirim yükümlülüğü olan öğretmen, doktor gibi meslek elemanlarının çocuk adalet sistemine dahil edilmesi ve ihbar mükellefiyetini yerine getirmeleri sağlanmalıdır.• Çocukların adli sistem içerisinde girdikleri durumların yasaya uygun olarak ASP Bakanlığına bildirilmesi sağlanmalı ve ASP Bakanlığı bu gibi durumlarda davaya katılan sıfatıyla katılmak yerine bir sosyal hizmet uzmanının çocuğun yanında bulunmasını sağlamalı ve bu suretle çocuğun koruyucu ve destekleyici hizmetlere olan ihtiyacı belirlenmeli ve gerekli tedbirler alınmalıdır.• Şiddet kriz merkezi gibi, mağdur çocukların bütün hizmetleri tek elden ve uzmanlaşmış meslek elemanları marifetiyle alabilecekleri hizmet birimleri oluşturulmalıdır.• TCK 103 ve 104 maddeleri, çocuk istismarı materyallerinin üretimi ve paylaşılması ile ilgili eylemlerin de çocuk istismarı sayılacağı, çocuktan yetişkine yönelik cinsel davranışların başka bir şart aranmadan çocuk istismarı suçu kapsamında kabul edileceği, akranlar arası cinsel davranışları ise ceza sorumluluğu kapsamı dışında tutacak bir düzenleme yapılmalıdır.• Bilişim suçları çocuklar için özel olarak düzenlenmeli, çocukların bu tür suçlar ile suçlanmaları engellenmelidir.• Çocukla yapılan evlilikler, nerede yapılmış olursa olsun tescil edilmemeli, erken evliliklerin önlenmesi için koruma sistemi kapsamında hizmetler üretilmelidir.• Boşanma ve diğer aile hukuku davalarında Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin uygulanması sağlanmalı, sosyal inceleme ile çocuğun yararı belirlenmeden kişisel ilişki konusunda karar verilmemesi sağlanmalı, bu işlemleri ile ilgili usul bir mevzuat ile düzenlenmelidir. • Ailesi dışında korunan çocuklar için kamu vesayeti makamı nezdinde teşkilat oluşturulmalı, kuruma kararı ile birlikte velayet ve kişisel ilişkinin tesis edilmesi sağlanmalıdır
.• LGBTİ çocuklara özgü hizmetler planlanmalıdır.• Çocukların bulundukları kurumlar bağımsız denetime açık olmalıdır.
• Çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin önlenmesine yönelik genelgelerin uygulanmasını izleme mekanizması oluşturulmalıdır.
• Çocukların suça itildikleri durumlarda, onlarla ilgili işlemleri yapan bütün makamların çocuğa özgü olması sağlanamamaktadır.
Örneğin tutuklama kararları sulh hakimlerince verilmektedir. Başka şehirde bulunan çocukların SEGBİS vasıtasıyla ifadesinin alındığı hallerde yanında avukat bulunmamaktadır. Suça itilen çocuklar için cezanın son çare olmasını sağlayacak alternatif tedbirler uygulanamamaktadır. • Çocukların suça sürüklendikleri durumlarda, önceliğin alternatif tedbirlere verilmesini sağlayacak biçimde TCK değiştirilmeli, bu alanda uygulanabilecek tedbirler geliştirilmeli, etkili hizmet ve kuruluşların bulunması sağlanmalıdır. Çocukla ilgili adli işlemlerin hepsinin çocuğa özgü mahkemelerce yapılmasını sağlayacak biçimde görevlendirme yapılmalıdır
.• SEGBİS ile ifade alınan durumlarda, çocuğa bulunduğu yerde de bir müdafi tayin edilmesi sağlanmalıdır• Ceza infaz kurumlarında çocukların açık görüşleri haftada bir olmalı, müdafi görevlendirmeleri çocukların kurumda bulundukları süre boyunca avukatın hukuki yardımından yararlanmasına imkan verecek biçimde düzenlenmelidir.•
Çocukların aile bireyleri ile birlikte ceza infaz kurumlarının uygun olmayan koşullarda yaşamalarını engellemek için dünyadaki iyi örneklerden de yararlanılarak, alternatif uygulamalar geliştirilmelidir.•
Göç eden veya ailesi sınır dışı edilme tehdidi altında olan çocukların, aileleri ile birlikte yaşama hakları ve bir kanunu temsilciye sahip olma ihtiyaçları dikkate alınmalı, refakatsiz veya velisi dışında bir refakatçi ile seyahat eden çocuklar için vasi tayin edilmesi sağlanmalı ve bu çocuklara hukuki yardımda bulunmak üzere avukat tayin edilmesi bir hak olarak düzenlenmelidir.
• Medyada mağdur ve suça sürüklenen çocukların kimlik ve adreslerinin anlaşılmasına neden olacak yayın yapılmamalıdır.
• Çocuklar, aileler ve çocuklarla çalışanlar için bilişim suçları konusunda bilgilendirici çalışmalar yapılmalıdır.
• OHAL ve KHK uygulamaları, birçok temel hak alanında olduğu gibi çocuk hakları alanında da ihlallere neden olduğu için, derhal kaldırılmalıdır.
• Hangi sebeple olursa olsun çocuk hakkı ihlaline neden olan uygulamaların cezasız kalması engellenmeli, doğan zararların giderilmesi sağlanmalıdır.


YILMAZ GÜNEY 81 YAŞINDA..!

"...Korkular, acılar ve zulüm yenilecektir bir gün..."
Ölümünün üzerinden 34 yıl geçmiş olmasına karşın sinemamızın en çok tanınan, sevilen, sinema kariyeri başarılarla dolu sanatçısı Yılmaz Güney'dir.
O, sinemamızın; "Çirkin Kral" lakaplı oyuncusu, en başarılı filmlerinin senaryo yazarı ve yönetmenidir.
Yılmaz Güney, sinemacı kimliğinin dışında, 'Boynu Bükük Öldüler' romanı ile " Orhan Kemal Roman Ödülünü" kazanmış
önemli bir edebiyatçımızdır.
Yılmaz Güney'in diğer kitapları; Salpa, Sanık, Hücrem, Soba Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz, Oğluma Mektuplar, Selimiye Mektupları'dır.
Yılmaz Güney, cezaevinden yönettiği " Güney" isimli dergi aracılığıyla hem sanat-edebiyat alanındaki düşüncelerini hem de siyaset üzerine tezlerini geliştirdi. Ülke ve dünya sorunlarını inceleyen, tartışan, önermelerde bulunan bir sanatçı, siyasetçidir.
81. doğum gününde, 44 yıl önce doğum gününde yazdığı bir mektubu paylaşmak isterim.
YILMAZ GÜNEY----SELİMİYE MEKTUPLARI'NDAN
1 Nisan 1974
Sevgili Yavrum,
Nüfus kağıdıma göre bugün 38 yaşıma girdim. Önümüzde denenmemiş acılarla dolu kimbilir kaç yıl kaldı.Hayatı kendim için yaşamıyorum...Her şeye rağmen, düşmana inat yaşayacağız. Yüzlerce, binlerce yıl yaşayacağız. Yarın bizim çünkü, biz öleceğiz ama çocuklarımız bırakacağımız mirası taşıyacaklar yüreklerinde ve onların yürekleri bizim altında ezildiğimiz korkuları tanımayacaklar.
Sevgili çocuk, demir yürekli kadınım! Korkular, acılar ve zulüm yenilecektir bir gün. İnsanoğlunun yıkılmaz inancı ezecektir vahşeti. İnsanları taş duvarlar, demir parmaklıklar arasında terbiye etmeyi, onların düşüncelerini önlemeyi düşünen anlayış yıkılacaktır. Taş duvarlar, kelepçeler, zincirler, demir kapılar yok olacaktır.
Sevgili bahar geldi. Bahar biziz sevgili, biziz baharı yaşatan. Bahar yeni baharlara varacak içimizde. Ağaç, kuş, çiçek bizimle güzeldir sevgili...
Otuz sekiz yaşım, ranzam ve taş duvarım.
parmaklığım, kelepçem, kırlangıç kuşları
ve oğlum ve karım ve anam, hepiniz.
Merhaba YILMAZ GÜNEY

Sarayın Askerleri Faşist Gericiliğin Payandası "Ünlü"ler sınıra İşgali Desteklemek İçin Koştular. !


AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte ünlü sarayın askeri eri sanatçı güruhu  Efrinin işgali ve onbinlerce Kürdün evsiz barksız kalması ve binlercesinin öldürülmesine omuz vermek için Erdoğanın uçağıyla Hatay'a gittiler.
Sarayın emir erleri savaş tam tamcısı ve düzenden beslenen faşist gerici güruh Cumhurbaşkanılığınca hataya taşındılar.
'Zeytin Dalı Harekatı'na destek için Hatay'a gelen konuklardan Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, Beşiktaşlı futbolcular Oğuzhan Özyakup, Tolga Zengin, Gökhan Gönül ile sanatçı Mustafa Sandal ve televizyoncu Esra Erol, tarihi Antakya sokaklarını gezdi.
Sanatçının misyonu
Sanatçı halka gerçeği göstermekle yükümlüdür. Gerçekten kaçmak, yalana sarılmak ve ona teslim olmaktır.
“Bunca olup bitenden sonra, hâlâ sınıra gidip Sandal, Tatlıses vb. filan (diğer isimleri saymaya tenezzül etmiyorum)  herkes kardeştir sözlerinizde yalan, insanlığınız da yalan. Hoş, her şeyiniz yalan.
Bunlar sarayın eteğini-elini öperek , el-pençe divan durarak Kürt düşmanlığında sınır tanımıyorlar. Erdoğan iktidarının gözüne girmek için adeta yarış içindeler. “Acaba zat-ı şahanelerinin gözüne girmeyebilirmiyim. kaygısı içindeler.
Oysa sanatçı doğası gereği iktidara yakın değil, muhaliftir. Savaş yanlısı değil, kirli savaşa karşıdır. Sistemdeki aksaklıkları göstermek ve uyarmaktır misyonu. Toplumun ilerlemesi ancak böyle mümkündür.
Elbette her sanatçı devrimci ve sosyalist sanatçı olmak zorunda değil.. Ancak iktidarın yanlışlarını gördüğü halde, onun yanında durmak savaşa açıktan destek vermek. Kürt kırımına omuz vermek, insanlıktan yana olan bir sanatçının misyonu olamaz. Sanatçı halka, öncü ve örnek olmakla yükümlüdür..
Reyhanlı'daki sınır birliklerine gitmeden önce açıklama yapan Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, “Birazdan Sayın Cumhurbaşkanımızla beraber askerlerimizi ziyaret edeceğiz, askerlerimize moral vermeye ve güzel bir Pazar geçirmeye geldik" dedi. Askeri kamuflajla Hatay’a gelen Mustafa Sandal ise “Sayın Cumhurbaşkanımızın daveti üzerine biz bayrağı, milleti vatanın bütünlüğü için canını dişine takan, canını hiçe sayan askerlerimizi ziyaret etmek için buradayız. Onlara bir nebze moral verebilirsek ne mutlu bize, onlara destek olmak, moral vermek için sayın cumhurbaşkanımızın bu davetine iştirak ediyoruz" diye konuştu.Her koşulda Mehmetçiğin yanında olduklarını belirten yalakalıkta sınır tanımayan Esra Erol ise şunları söyledi:
"Bugün burada olmamızın en önemli sebeplerinden biri her türlü zorlu şartlara rağmen destan yazan Mehmetçiğe moral vermek amacıyla sanat, spor camiasının hepsiyle toplaşıp geldik. Bizim için de çok önemli. Bizim ilk durağımız Hatay İl Jandarma Komutanlığı oldu, oradaki askerlerimizle bir araya geldik hatta ben Beşiktaşlıyım. Kulüp başkanımız bin tane forma armağan etti. İki gündür bizi bekliyorlarmış, inşallah onlara elimizden gelen bu desteği vermişizdir."
Hani Çarşı ve Beşiktaş savaşa ve haksızlığa karşıydı. Demek ki tüm bunlar yalanmış. Savaş tam tamlığına ilk koşan Beşiktaş takımı ve futbolcuları oldu. Beşiktaş'ı "sol ve emekten yana bir takım olarak" parlatanlara acaba Erdoğan'ın arkasında saf tutan, savaş kışkırtıcısı Beşiktaş yöneticisi ve futbolcularına ne diyecekler.
Sarayın ve Savaşın Değil halkın Sanatçısı ve futbolcusu olun.!


Askeri nizamı kabul etmeyen kadın mahpuslar hücre cezası aldı..!


15 Temmuz darbe girişimin ardından OHAL ilan edilmesi ile birlikte cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlülere yönelik kötü uygulamalar da arttı. Bakanlık tarafından, yetkileri arttırılan cezaevi idareleri tutuklu ve hükümlülere askeri nizamı dayatıyor. Tek sıra halinde yürüyüş, ayakta sayım alma, askeri künye okur gibi tutukluların kendilerini tanıtma, tek tip kıyafet uygulaması gibi dayatmalar akıllara 12 Eylül dönemini getiriyor.
ArtıGerçek'ten Bahar Kılıçgedik'in haberine göre; Bu uygulamalara karşı çıkan tutuklu ve hükümlüler çeşitli cezalara çarptırılıyor. Görüş, iletişim yasağı ve hücre cezaları gibi disiplin cezaları bunların başında geliyor. Birçok cezaevinde bu dayatmaları kabul etmeyen tutuklu ve hükümlülerin şiddet gördüğü avukatları ya da aileleri tarafından her defasında dile getiriliyor.
100 KADIN TUTSAK DİSİPLİN CEZASI ALDI
Elazığ, Osmaniye ve Tarsus cezaevlerinden bu yönlü hak ihaleleri haberleri geliyor. 2017 yılının sonunda Elazığ cezaevi idarenin dayatmalarına karşı kadın tutukluların açlık grevini başlatmaları ile gündeme gelmişti. Osmaniye Cezaevi’nde ise tutuklar dayatmalara karşı çıktıkları için gardiyanların saldırılarına maruz kalmıştı. Cezaevlerinde yaşanan hak ihaleleri ile ilgili tartışmalar devam ederken, bu yönlü bir haber de Tarsus Cezaevinden geldi. Tarsus cezaevinde 100 kadın mahpus, askeri nizamda sayım vermedikleri için disiplin cezaları aldı. Hücre cezası alan mahpuslara 3 ay da görüş yasağı verildi.
ASKERİ DİSİPLİN CEZAEVLERİNE GÖNDERİLEN TALİMATA DAYANDIRILIYOR
Cezaevi idaresi mahpuslara yönelik bu dayatmalarını, Cezaevleri Tevfikevleri Müdürlüğü yazılı talimatına dayandırdı. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevfikevleri Genel Müdürlüğü’nün cezaevlerine gönderiği yazıda, “Ceza İnfaz Kurumlarında Sayımlar konulu yazı gereğince; personele yönelik saldırı ve rehin alma gibi eylemleri önlemek amacıyla, sayımlar odanın alt katında tüm hükümlü ve tutuklular belli bir nizamda ve ayakta görülecek şekilde alınır” ifadeleri yer aldı.
“CEZAEVİ İDARESİ SUÇ İŞLİYOR
Kadın mahpuslara verilen disiplin cezasına itiraz eden avukat Gülşen Özbek, cezaevinde dayatılan uygulamaları Artı Gerçek’e değerlendirdi. Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’nde yaklaşık bir aydır ayakta askeri nizamda sayım verilmesinin dayatıldığını ifade eden Özbek, “Cezaevi müdürlüğü bu uygulamayı Cezaevi ve Tevfikevleri Genel Müdürlüğü’nün yazılı talimatına dayandırmaktadır. Gelen yazılı talimatta tutuklu ve hükümlülerin cezaevi personeli dönük gerçekleştirebileceği rehin alma ve saldırı durumlarını önlemek için ayakta sıraya dizilmiş vaziyette sayımın yapılması talimatı verilmiştir. Öncelikle ayakta ve askeri nizamında sayım yasaya açık olarak aykırıdır. Ceza infaz kanununa göre sayım esnasında insanlık onurunun korunması esas alınmalıdır diye belirtilmektedir. Bu uygulama esasında insanlık onuruna saldırıdır. Bu yönüyle verilen talimat da yasaya aykırı olup görevi kötüye kullanmadır. Bu bağlamda hukuka aykırı bir talimatı uygulayanlar da suç işlemektedir” dedi.
“KADIN TUTSAKLAR TEHDİT ALTINDA”
Şu ana kadar 100 tutsağa hücre cezası veya ziyaretçi kabulden yoksun bırakma şeklinde disiplin cezaları verildiğini ifade eden Özbek, “Uygulama devam ettiğinden ileriki süreçlerde bu yönlü daha ağır disiplin cezalarının uygulanacağı görülmektedir. Kadın tutsaklar sabah ve akşam yapılan sayımlardan dolayı can güvenlikleri bulunmamaktadır. Çünkü her sayım esnasında içeriye fazla sayıda personel ile girilmekte ve askeri nizama geçmeleri yönünde uyarılar yapılmaktadır. Tarsus Cezaevinde saldırı ihtimali dahi var. Tutsaklara dönük tehditvari yaklaşıyorlar” diye konuştu.
“BİTLİS’TE TUTSAKLARA SALDIRI OLDU”
Mahpuslara yönelik bu uygulamaların sadece Tarsus Cezaevi ile sınırlı olmadığını belirten Özbek, başka cezaevlerinden de benzer haberler geldiğini söyledi. Birçok cezaevinde askeri nizamın dayatıldığını ifade eden Özbek, “Bitlis te de tutsaklara saldırı oldu. Yarın heyet olarak Bitlis’e gitmeyi düşünüyoruz. Cezaevlerinde tutsaklara yönelik gelişen bu saldırılar oldukça tehlikeli bir boyutta. Bu anti demokratik uygulamaların bir an önce son bulması gerekir” dedi. Özbek, cezaevleri tarafından verilen disiplin cezalarına da itiraz ettiklerini belirtti.