26 Kasım 2008 Çarşamba

Bizi de mi dinliyorsun Ramazan?'

TBMM “Telekulak” araştırma komisyonuna bilgi veren Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, “Bizim dışımızda dışarıdan birileri internet aracılığıyla dinleme yapabilir. Hepsi, bizim üzerimize kalıyor” iddiasında bulundu. ''Akrabalarım bile ‘Bizi de mi dinliyorsunuz Ramazan?’ diyorlar'' şeklinde konuşan Akyürek vekillerin sorularına net yanıt vermekten kaçındı.

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, TBMM “Telekulak” araştırma komisyonuna bilgi verirken “Akrabalarım bile ‘Bizi de mi dinliyorsunuz Ramazan?’ diyorlar. Toplumda bir paranoya oluştu. Piyasada o kadar alet ve yazılım var ki dinleme yapılır. Yasal boşluk var. Bunların hepsi bizim üzerimize kalıyor” iddiasında bulundu.

Akyürek’in daha önce iki kez TBMM’ye geleceği duyurulmuş, ancak daha sonra iptal edilmişti. Komisyon, dün Akyürek ile Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanı Yarbay Nuh Köroğlu’nu dinledi. Emniyetin dinlemeleri yasal çerçevede yaptığını belirten Akyürek, dinleme yapanların da güvenilir ve ciddi soruşturma geçirmiş kişiler olduğunu ileri sürdü.

İnternette casusluk, dedektiflik cihazları, dinleme ve takip cihazı satan şirketlere ait ilanların bulunduğunu bunların piyasada satıldığını anlatan Akyürek, “Bizim dışımızda dışarıdan birileri de bu tür aletler ve internet aracılığıyla dinleme yapabilir. Bazı yazılımlar var. Bunlar sayesinde insanlar dinlenebilir. Hepsi, bizim üzerimize kalıyor” iddiasında bulundu. CHP’li komisyon üyelerinin Genel Sekreter Önder Sav’ın telefonunun dinlenip dinlenmediğine ilişkin sorularına ise Akyürek, “Dinledik desek de suç, dinlemedik desek de suç. Yalnız onun için değil herhangi biri hakkında bu bilgileri verirsem suç işlemiş olurum. Var da diyemem, yok da diyemem” karşılığını verdi. Komisyon üyelerinden MHP’li Hasan Özdemir, “Herkes tedirgin. Telefonlar artık lanetli gibi. Bırakın insanlar arkadaşını, sevgilisini, eşini korkmadan arasın. İnsanların her yerini dinlemeye ne merakınız var? Sadece dinleme yaparak suç önlenemez” diye konuştu.

Cumhuriyet / 26.11.08

Kadınlar alanlara çıkarak şiddeti protesto etti

ünler öncesinden karşılanan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü, bugün de basın açıklamaları, basın toplantıları, yürüyüş, sergi, film gösterimi gibi çeşitli etkinliklerle kutlandı. Tüm eylem ve etkinliklerde, kadına yönelik her türlü şiddet görünür kılındı. Şiddete karşı bireysel bilinç ve toplumsal duyarlılığın yükseltilmesi gerektiğinin belirtildiği eylem ve etkinliklerde, hükümete şiddetin önlenmesi konusunda bir an önce yasal düzenlemeler yapması çağrısı yapıldı.

Batman

Batman Kent Kadın Mecilisi, Demokratik Özgür Kadın Hareketi'nin (DÖKH) Batman'da 22 Kasım'da 'Em jin in, ne namûsa tu kesî ne, namûsa me azadiya me ye' sloganı ile başlattığı kampanya kapsamında Gülistan Caddesi'nde bir araya geldi. Burada açıklama yapan Selis Kadın Dayanışma Derneği Yöneticisi Gülistan Aket, 25 Kasım'ın kadına yönelik şiddetin sembolü olduğunu belirtti. Kadına yönelik her türlü şiddeti kınayan Aket, 'Biz kadın cinayetlerine, tecavüzlere, berdele, erken yaşta evlendirmeye ve kumaya karşıyız. Bu nedenle yürüyüş düzenleyeceğiz' dedi.

Aket'in konuşmasının 'Kadına yönelik şiddete hayır' yazılı beyaz tişörtler giyen kadınlar el ele tutuşarak Yılmaz Güney Sinema Salonu'na doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşe, Eğitim Sen, Selis, Batman Belediyesi çalışanları ve Göç Der üyesi kadınlar da katıldı. Yürüyüş sırasında sık sık, 'Jin jiyan azadi', 'Kadına uzanan eller kırılsın' sloganlarını atan kadınlar, zılgıtlar çekti. Yürüyüşün ardından kadınlar, Yılmaz Güney Sineması'nda kadına yönelik şiddeti anlatan belgeseli izledi.

Diyarbakır

Amed Kent Kadın Meclisi Şemse Allak Kadın Parkı'nda basın açıklaması yaptı. 'Em jin in ne namusa tu kesîne, namusa me azadiya me ye' pankartının açıldığı açıklamada, 'Jin jîyan azadî', 'Namusa me azadiya me ye', 'Kadına yönelik şiddette son' dövizleri taşındı. 'Jin Jîyan Azadî', 'Namusa me azadiya me ye' sloganlarının atıldığı açıklamaya, DTP Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak, Bağlar Belediye Başkanı Yurdusev Özsökmenler ve Amed Kent Kadın Meclisi üyeleri katıldı. Açıklamayı okuyan Kent Kadın Meclisi üyesi Semra Özbey, 25 Kasım'da bile kadınların şiddet gördüğünü söyleyerek, 'Yalnızca topraklar değil kadın bedenleri de işgal ediliyor' dedi. Kadınların en güvenli yer olarak bildiği evlerinde bile, en temel insani haklarını savunmaya başladıkları anda eşleri, babaları ve erkek kardeşleri tarafından şiddete ve işkenceye maruz kaldığına vurgu yapan Özbey, 'Bu işkence o denli yaygın ve meşru kılınmıştır ki erkek egemen sistemin başrol oyuncuları işkenceyi hayatın her alanında kadına reva görmüştür' diye konuştu. Kürt kadınları olarak, eşitlik, özgürlük ve adalet istemlerine karşılık egemen anlayışın sistematik işkencelerine iki kat daha fazla maruz kaldıklarını ifade eden Özbey, şunları kaydetti: ' DÖKH'ün 'Em jin in, ne namûsa tu kesî ne, namusa me azadiya me ye' sloganıyla başlattığı kampanyaya destek veriyoruz. Bu kampanya ile Ortadoğu'da kadını, erkeğin namusu olarak gören anlayışı deşifre etmek ve bunun üzerinden bütün alanlarımızda ortak mücadele etmeyi hedeflemekteyiz. Kadını namus gören yaklaşım ve uygulamaların suç sayılması, bu yönlü uygulamaların toplumsal suç kapsamına girmesi ve Türkiye'deki yasaların ve uygulamaların kadını namus gören cinsiyetçi yaklaşımından arındırılması için etkinlikler düzenleyeceğiz.'

Selis Ergani Temsilciliği, dernek binasında seminer düzenledi. Seminere Diyarbakır Barosu avukatlarından Femile Danış sunumda bulundu. Seminere çok sayıda kadın katıldı. Seminer öncesi konuşma yapan Selis Ergani Temsilcisi Berivan Kaya, kadının her alanda şiddet gördüğünü söyledi. Son yıllarda kadınların mücadelesi ile toplumsal alanda kadın lehine bir değişim yaşandığını ancak, köklü bir zihniyet değişiminin olmadığını söyledi. Avukat Femile Danış, kadın hakları konusunda bilgilendirme yaptı. Danış, kadının hayatın her hangi bir alanında kendisine yapılan şiddet karşısında polis ve jandarma karakollarından önce mutlaka savcılığa başvurması gerektiğine dikkat çekti. Karakollara yapılan başvurularda bulunan kadınlara polisin, 'Birşey olmaz karı- kocasınız böyle şöyle yaşanabilir' diyerek kadını evine gönderdiğine dikkat çeken Danış, bu nedenle sorunların giderek çoğaldığını söyledi.

Urfa

Urfa Kent Kadın Meclisi Karakoyun İş Merkezi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Serpil Geyik, kadınların fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik, kültürel, hukuksal ve militarist güçlerin uyguladığı şiddete maruz kaldığını, namus adına hunharca katledildiğini söyledi. Kadına yönelik her türlü şiddete karşı çıktıklarını ifade eden Geyik, devleti bu konuda gerekli duyarlılığı göstermesi ve gereken düzenlemeleri yapması için uyardı. Devletin görevinin sadece genelgeler çıkartmak olmadığını ifade eden Geyik, 'Devlet savaş değil barış politikasını esas almak, sadece namus değil töre cinayetini de kınamak, sadece sokakta, yani kamusal alandaki değil ev içinde yani özel alandaki şiddetle de mücadele etmek, kısacası görevi toplumun tüm yapısına sinmiş şiddeti tamamen ortadan kaldırmaktır' diye konuştu.

İzmir

DTP İzmir İl Kadın Meclisi, DTP İzmir İl binası önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, 'Em ne namusa kesi ne', 'Jin jiyan azadi', 'Jin şer naxazin aşiti duxazim' sloganları atıldı. Açıklamayı okuyan DTP İzmir İl Kadın Meclisi Sözcüsü Yıldız Akad, dünyada ve Türkiye'de çatışmaların en büyük bedelini kadınların ödediğini belirterek, son yıllarda kadına yönelik şiddetin git gide arttığına dikkat çekti. Devletin vatandaşı koruma görevi olmasına rağmen kadınların öldürüldüğü, şiddete uğradığı, tacize ve tecavüze maruz kaldığı davalarda yargının erkekten yana tavır aldığına vurgu yapan Akad, bu insanlık suçuna karşı önlem almayan, yetkililerin kadına yönelik şiddetin sorumlusu olduğunu söyledi. DÖKH tarafından başlatılan ''Em jın in, ne namusa tu kesi, namusa em azadiya me' kampanyasının İzmir'de startını verdiklerini dile getiren Akad, 'Kürt kadınları ortaçağ zihniyeti olan feodalizmin bağnazlığa ve devlet şiddetine rağmen bu gün dünya da tezlere konu olacak bir mücadeleyi sürdürmektedir. Kürt kadınları dünyadaki tüm ezilen şiddete, ölüme maruz kalan kadınlar adına savaşmaktadır. Buna bağlı olarak tüm saldırılara karşı kadınlarla omuz omuza gelerek 'Edi Bes'e demeye devam edecektir.'

Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisi Genç Kadın Komitesi, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı yapan Ayzer Ekin, genç kadınlar olarak toplumun namus anlayışını reddettiklerini belirterek, 'Biz kadınlar kimsenin namusu değiliz. Namusumuz özgürlüğümüzdür. Kadınlar ancak bilinçlenerek ve örgütlenerek, toplum değiştirebilir' dedi. Ekin, tüm kadınları örgütlü mücadeleye çağırdı.

BDSP'den mücadele çağrısı

Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP) Konak Kemeraltı girişinde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, 'Kapitalizm kriz, açlık, savaş, tecavüz ve şiddet demektir' pankartı açılarak, 'Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz' sloganları atıldı. Açıklamayı okuyan Semra Akbalık, kadınların sokakta, evde, gözaltında yaşadıkları şiddettin, tacizin, tecavüzün, yoksulluğun yarattığı ekonomik şiddettin sorumlusunun kapitalist düzenin kendisi olduğunu söyledi. Akbalık, şunları kaydetti: 'Tüm topluma açlığı, yoksulluğu dayattığı gibi kadınlara da ezilmişliği, baskıyı, sömürüyü ve şiddetti reva görmektir. Öyleyse şiddette karşı mücadele, şiddettin kaynağı kapitalizme doğru yönelmek zorundadır. Kadınlar bu toplumda karşı karşıya kaldıkları şiddet karşısında ancak örgütlü bir güç olarak karşı durduklarında kurtulabilir, ancak bu şekilde özgürleşebilirler.'

Her 100 kadından 90'nın katili kocası

TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu (TMMOB İKK) Kadın Üyeleri Çalışma Grubu, Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi'nde basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan TMMOB İKK Kadın Üyeler Çalışma Grubu Dönem Sözcüsü Selda Ünver, Türkiye'de kadına yönelik şiddetin acil müdahale gerektirecek boyutlara ulaştığını belirterek, şunları kaydetti: 'Ülkemizde her gün bir kadın töre ve namus cinayetine kurban gidiyor ya da intihar etmek zorunda bırakılıyor. Öldürülen her 100 kadından 90'ının katili kocası. Ülkemizde her üç kadından biri şiddete maruz kalıyor. Öğrenim düzeyi düştükçe fiziksel şiddet gören kadınların sayısı artıyor. Her 10 kadından 9'u 'Haklı görülebilecek dayak yoktur' diyor. Kadınların yüzde 70 ile yüzde 85'i şiddetin aile içinde önlenemeyeceğini düşünüyor ve devleti göreve çağırıyor.' Kadına yönelik şiddete karşı bireysel bilincin ve toplumsal duyarlılığın yükseltilmesi gerektiğini ifade eden Ünver, hükümeti kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda bir an önce yasal düzenlemeler yapmaya çağırdı.

Adana

Eğitim Sen Adana Şubesi, Kadın Komisyonu şube binasında basın toplantısı düzenledi. Şube binasına 'Şiddet bir insan hakkı ihlalidir kadın yönelik şiddete son' pankartı asıldı. Komisyon adına toplantıda konuşan Sevinç Çalışkan Yürek, kadına yönelik şiddetin erkek egemen sistemden kaynaklandığını belirterek, kadın hareketinin yürüttüğü mücadelenin kısmen de olsa sonuç verdiğini söyledi. Yürek, şunları kaydetti: 'Medeni Kanun'un çıkartılması, Ceza Kanunu'na kadına yönelik şiddeti önleyici maddelerin eklenmesi ve anayasaya pozitif ayrımcılık ilkesinin konması gibi hukuksal düzeyde kimi olumlu düzenlemelerin yapılması umut vermişti. Ancak bu yıl cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddete ilişkin bir ilerlemeden söz etmenin imkanı yoktur. Aksine bu konuda gerileme yaşanmıştır.' Yürek, kadınların en yakınlarının şiddeti ile hayatlarını kaybetmeye ve sakat kalmaya devam ettiklerini söyleyerek, 'Bu olumsuz gidişat AKP Hükümeti'nin ideolojik olarak muhafazakar, ekonomik olarak neoliberal politikalarıyla doruk noktasına ulaşmıştır' dedi.

İstanbul

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Hayır Kadın Platformu Galatasaray Lisesi önünde sergi açtı. Sergiyi DTP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, DÖKH, EKD, ESP, SDP, Kadının İnsan Hakları ve Yeni Çözümler Derneği, Gökkuşağı Kadın Derneği, Amargi, Sosyalist Feministler'in de aralarında bulunduğu çok sayıda kadın ziyaret etti. Namus cinayeti adına öldürülen kadınların isimlerinin yazıldığı pankart, kadın şiddetini içeren fotoğraflar ve kadına yönelik şiddette kullanılan araç gereçlerin sergilenmesiyle kadın şiddeti teşhir edildi. Çevredeki vatandaşın yoğun ilgi gösterdiği sergi, saat 17.00'ye kadar açık kalacak. Güvenlik güçlerinin sergiyi kaldırmaları yönünde kadınlara uyarıda bulunması ise kısa süreli gerginlik yaşanmasına neden oldu.

Mersin

Mersin Kadın Platformu, İHD Mersin Şubesi önünden Taşbina önüne kadar yürüyüş düzenledi. Yürüyüşe KESK MYK Üyesi Songül Morsümbül, DTP PM Üyesi Pero Dündar, DTP Mersin İl Başkanı Filiz Yılmaz, İHD Mersin Şube Başkanı Mirze Mehmet Söylemez, KESK'e bağlı sendikaların kadın üye ve yöneticileri, MKM-DER kadın yöneticilerinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 200 kadın katıldı. Yürüyüşte, 'Şiddetinizle barışmayacağız' pankartı açılarak, 'Kimsenin namusu olmayacağız', 'Utanma haykır, tacize hayır', 'Devlet şiddetine hayır' dövizleri taşındı. Yürüyüşte sık sık, 'Kimsenin namusu olmayacağız', 'Jin jiyan azadi', 'Tecavüzü izleyen herkes suçludur' sloganları atıldı. DTP Mersin İl binası önünden geçen kadınlara çevreden alkışlarla destek verildi. Platform adına açıklamayı okuyan Gamze Özdemir Gürcan, kadına yönelik şiddetin son bulduğunun ilan edildiği 25 Kasım'ın üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala kadın üzerinde sistemli bir şekilde şiddetin uygulandığını söyledi. Gürcan, kadına yönelik taciz, tecavüz ve şiddet uygulayanların devlet tarafından korunduğuna vurgu yapıldı. Açıklamanın ardından polisler Gürcan'ın kimlik bilgilerini aldı. Bu duruma tepki gösteren kadınlar, 'Baskılar bizi yıldıramaz' sloganını attı. Açıklamanın ardından, şiddete maruz kalmış kadınların resimlerinin yer aldığı stand açıldı. MKM-DER'li kadınların çaldığı def ve arbane eşliğinde kadınlar halaylar çekerek 25 Kasım'ı kutladı.

Ankara

YKM önünde bir araya gelen Ankara Kadın Platformu, Yüksel Caddesi'ne doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşte, Dominik Cumhuriyeti'nde diktatörlüğe karşı mücadele ettikleri için tecavüz edildikten sonra öldürülen Mirabel kardeşlerin fotoğraflarının yer aldığı pankart ile 'Şiddete hayır diyoruz, dayanışma ile birleşiyoruz, sesimizi yükseltiyoruz' pankartlarını açtı. Polisler bir süre yürüyüşe için vermedi. Ancak kadınlar yürüyüşe devam etti. Yürüyüşte, sık sık, 'Kadınlara değil, çetelere barikat', 'Devlet elimi bedenimden çek', 'Erkek devlet şiddetine son', 'Jin jiyan azadî', 'Özgürlük sokakta örgütlü güçte', 'Yaşasın kadın dayanışması' sloganları atıldı. Platform adına 'Aile içi şiddet', 'Ekonomik şiddet', 'Cinsel Yönelim Ayrımcılık' ve 'Devlet şiddeti' başlıklı 4 metin okundu. Açıklamalarda, kadınların aile içinde, en yakınları tarafından şiddete, taciz ve tecavüze uğradıkları belirtilerek, 'Cinselliğimiz sömürülüyor.Aile içi tecavüz yeniden suç olmaktan çıkarılmak isteniyor. Yasalarda ismini bulmayan ensestle hayatımız karartılmaya çalışılıyor' dedi.

Açıklamalarda, ailenin namusunun kadınlarla özdeşleştirildiği ve kadınların namus adına öldürüldüğüne vurgu yapıldı. Yine kadınların karşı karşıya kaldığı ekonomik şiddete dikkat çekilen açıklamalarda, krizin en büyük faturasının da kadınlara çıkarıldığı belirtildi. Kadınlara yönelik cinsel şiddete dikkat çekerek, eşcinseller, transeksülere yönelik ayrımcılığın eleştirildiği açıklamalarda, özellikle Kürt kadınlarının devlet şiddetine maruz kaldığı, göç ettirildiği ifade edildi. Açıklamaya destek veren DTP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata da, toplumun yarısını kadınların oluşturduğunu ancak, kadınların eşit hak ve özgürlüklere sahip olmadığını söyledi. Kadınların hakları için sürekli mücadele ettiklerini dile getiren Ata, DÖKH'ün Batman'da düzenlediği mitingde 'Namusumuzun özgürlüğümüz olduğunu dile getirdik' dedi.

ANF / 25.11.08

Korucular Eğirdir’de eğitiliyor

Şırnak’ın Beytüşşebap İlçesi’nde korucubaşı Nesim Timur’un Mezra Beldesi’ne bağlı köylerden 60 kişiye zorl köy koruculuğu başvurusu yaptırdığı bildirildi. Konuya ilişkin bilgi veren ve adının açıklanmasını istemeyen bir yetkili, Çığlıca, Emekli, Kayabaşı ve Gökçek köylerinden 60 kişinin korucu olmak için başvuru yaptığını söyledi. Yetkili, “Demokrat Partili olan Mezra Belde Başkanı Hüsnü Timur’un korucubaşı olan kardeşi Nesim Timur öncülüğünde 60 kişinin korucu olmaları sağlandı” dedi. 60 kişilik korucu grubundan 30’unun ise operasyonlarda öncü birlik olmaları için ‘Hançer Timi’ olarak adlandırılan grup olarak seçildikleri ve gruba dahil olmaları için başvurularının Mardin’e yapıldığını söyleyen yetkili şöyle dedi: “Bu 30 kişilik grup Isparta’ya gönderilerek orada özel harekat timiyle birlikte eğitim alıp daha sonra bölgeye gelerek operasyonlarda öncülük yapacaklar. Ancak Nesim Timur öncülüğünde başvurularını onaylatmak için Mardin’e giden 30 kişiden 5’i çürük çıkınca geri gönderildi. 25 kişi Mardin’de başvuruları onaylandıktan sonra Isparta’ya gönderildiler. Burada özel harekatçılarla birlikte eğitim alacaklar. Daha sonra da bölgeye gelerek JİTEM elemanı olarak çalışacaklar” dedi.

‘Hançer Timi’ndeki korucular

‘Hançer Timi’ adı da verilen grupta yer alanlardan bazılarının isimleri ise şöyle: “Fahri Kaya, Rahmi Balık, Orhan Tekin, Servet Kaya, Ali Tekin, Aydın Timur, Kemal Balık, Ahmet Kaya, Cevdet Kaya, Suphi Kaya, Yakup Kaya, Nesim Kaya, Faysal Özlü ve soyadları öğrenilemeyen Bülent, İsmet ve Fevzi.”

Erdoğan da ziyaret etmişti

Korucuların eğitildikleri Isparta Dağ Komando Tugayı, 4 Kasım’da Türk Başbakan Erdoğan ve bakanları tarafından ziyaret edilmişti. Isparta Dağ Komando Okulu ziyareti, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un brifing önerisiyle gündeme gelmişti. Komando okulunda Kürdistan’da görev yapacak devlet güçleri 9-16 hafta arasında eğitiliyor.

ANF/ŞIRNAK

AHLAKSIZ ŞANTAJ

Türk Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, KCK Önderi Öcalan’ın cezaevi koşullarının düzeltilmesi ile ilgili olarak, “Durumunu düzeltir, ‘bu işleri bırakın, bomba ile kavga ile olmaz’ derse, görüş değiştirirse belki savcılar bu yeni durum karşısında yeni bir değerlendirme yapar” dedi. Öcalan’a yönelik fiziki saldırı sonrası yaptığı ilk açıklamada ‘hayali iddialardır’ diyen Bakan Şahin, zorla üst araması yapıldığını kabul etti. Bakan Şahin’in bu açıklamalarına hem Öcalan’ın avukatları hem de DTP sert tepki gösterdi. Adalet Bakanı, 1999’dan beri İmralı’da tek başına tutulan KCK Önderi’nin haklarından yararlanabilmesi için “HPG’yi durdurmasını” şart koştu. Bakan Şahin’in konuyla ilgili açıklamaları dünkü Hürriyet gazetesinde ‘Bombayı durdur derse bakarız’ şeklinde yer aldı.

Kendisini tekzip etti

KCK Önderi Abdullah Öcalan, yaklaşık bir ay önce avukatlarıyla yaptığı haftalık görüşmede, hücresinin aranmak istendiği bahanesiyle zorla dışarı çıkarıldığını; iki kolundan tutularak, diz çöktürülmeye çalışıldığını, ‘Bunu yapacağınıza beni öldürün’ şeklindeki tepkisi üzerine de ‘ona da sıra gelecek’ denildiğini açıklamıştı. Bu saldırının duyulması üzerine Kürdistan’da serhildanlar olmuş; DTP durumun ciddiyeti konusunda devleti göreve çağırmıştı. Aradan bir gün geçmeden Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, bir vesileyle Antalya’da kameraların karşısına geçerek, “Bu iddia tamamen yalandır. Derhal araştırdım böyle bir şey yaşanmamıştır” demişti. Ancak Adalet Bakanı Şahin, dünkü açıklamasında Öcalan’ın avukatlarının anlatımını doğruladı: “Yasa gereği cezaevlerinde belli aralıklarla tutukluların kaldığı yerler aranır. Son aramada kötü muamele, işkence iddiası var. Müfettişler işkence tespit edemedi. Ben de baktırdım. Karşılıklı bazı sözlü atışmalar olmuş. Üst arama yapılması istenmiş. ‘Benim üstümde ne var ki arıyorsunuz’ demiş. Onlar da arayacağız, demişler. Sonuçta üst aramasını yapmışlar. Bu yanıyla öncekilerden farklı bir arama olduğu için dışarı böyle yansıtılmış.”

Disiplin cezası yalanı

Adalet Bakanı, bu konudaki yalanını düzeltikten sonra bir kez daha yalana başvurdu. Öcalan’a, şimdiye kadar 10 kez hücre cezası verilmesine ve bunların 9’unun uygulanmasına rağmen Bakan Şahin, bugüne kadar iki kez disiplin cezası verildiğini savundu. Bakan Şahin, Öcalan’ın neden çeza aldığı konusuna ise açıklık getirmedi.

Ve şantaj devreye girdi

Adalet Bakanı Şahin, son günlerde İmralı’da başlayan inşaat çalışmaları ve oraya başka hükümlülerin sevk edileceği konusuna da açıklık getirdi. Şimdiye kadar bu konuyla ilgili yaptığı üç açıklama da farklı olan Bakan Şahin, bu kez bir adım daha ileri giderek, ağzındaki baklayı çıkardı. CPT’nin tecride yönelik talebi karşısında düzeltmelere gidebileceklerini iddia eden Şahin, İmralı’ya başka hükümlüler götürülse bile Öcalan ile görüştürülmeyeceğini söyledi ve “Ama durumunu düzeltir, ‘bu işleri bırakın, bomba ile kavga ile olmaz’ derse, görüş değiştirirse belki savcılar bu yeni durum karşısında yeni bir değerlendirme yapar” dedi.

Av. Güneş: Soruşturma başlattı

Konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Ömer Güneş,Bakan’ın Öcalan’a yönelik fiziki saldırıyı kabul ettiğini söyledi. “Geçen hafta itibariyle Bakanlık bize bu konuda idari ve cezai açıdan bir soruştamının başlatıldığını yazılı olarak iletti. Fakat sonucu henüz netleşmiş değil” diyen Av. Güneş, “Sadece fiziki bir müdahale değildir. Bunun siyasal sonuçları da var. O yüzden çok önemli ve bunu yapan şahısların ortaya çıkarılması gerekiyor. Kimler adına, nasıl bu uygulamayı yapıyor bunu bilmek istiyoruz. MGK adına mı yapıyor, Başbakan adına mı yapıyor Müvekkilimizin de en başta öğrenmek istediği husus budur” şeklinde konuştu.

‘Devletin tutumudur’

Av. Güneş, 10 yıldır ağır tecrit altında olan Öcalan’ın ilk defa bu düzeyde bir uygulama ile karlaştığını ifade ederek devamla şunları dile getirdi: “Bu saygısızca yaklaşımları biz devletin tutumu, merkezi bir tutum olarak algılıyoruz. Sadece bir iki görevlinin yaklaşımı olamaz, İmralı sisteminde buna yer yoktur. En üstten merkezi bir kararla ancak gerçekleşebilecek bir şeydir. Ve bununla Kürt halkına mesaj vermek istiyorlar.”

Tuncay Güney MİT'in İpek'iydi

001 yılında poliste verdiği ifadelerle ilk kez Ergenekon terör örgütünün ortaya çıkmasına neden olan Tuncay Güney'in MİT elemanı olduğu, üstelik MİT'teki kod adının da "İPEK" olduğu ortaya çıktı. Sabah gazetesinin elde ettiği çok gizli bilgiye göre Tuncay Güney, İPEK kod adıyla MİT'in Türkiye-İran Masası'na bağlı olarak görev yapıyordu. Ancak sonradan MİT, Tuncay Güney'i JİTEM ve Ergenekon'un içine sızdırdı. Güney polisteki sorgusunda deşifre olunca, dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun tarafından ABD'ye gönderildi. Tuncay Güney'in MİT elemanı olduğunu eski MİT Kontrterör Daire Başkan Yardımcısı Mehmet Eymür de üstü örtülü biçimde yazmıştı. Eymür, Atin.org adlı sitede Aydınlık dergisi ve avukat Ceyhan Mumcu'ya yazdığı yanıtta "Tuncay Güney'den bahsetmişsin. Bir istihbarat elemanı. Yetenekli birisi. Sizin ekibe başarılı bir şekilde sızmış. İpliğinizi pazara çıkarmış. Zokayı fena yemişsiniz" demişti.

TUĞCU MİT'E SOKTU
Güney MİT'e çok genç yaşlarda, MİT İstanbul Bölge Başkanı Galip Tuğcu tarafından kazandırıldı. 1990'lı yıllarda önce "Gerici Faaliyetler Şubesi" sonra da İran Masası'na bağlı çalışan Güney, bu amaçla genç bir gazeteci kimliğiyle, Ortadoğu'daki liderlerle yüzyüze görüşmeler yaptı. Ancak 1992 yılında MİT Güney'in görevini değiştirdi. JİTEM ve Ergenekon'a sızma görevi verilen Güney, ilk kez bu tarihte albay rütbesiyle Ağrı'da görev yapan Veli Küçük ile tanıştı. 1996-97 yıllarında Susurluk skandalı sırasında MİT için önemli bir bilgi kaynağı olan Güney, hem Susurluk hem de 28 Şubat sürecinde elde ettiği bilgileri, MİT'in çalışma merkezi olarak kullandığı İstanbul Dolmabahçe Sarayı Harem Dairesi'ne götürüyordu. Ancak Güney'in kimliği 2001 yılında dönemin İstanbul Organize Suçlar Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan tarafından yapılan sorguda deşifre edildi. İddiaya göre Güney'in JİTEM kimliğinin deşifre olmasını istemeyen Veli Küçük, Güney'in serbest kalmasını sağladı. Tam bu noktada MİT de devreye girdi.

ABD'YE BÖYLE KAÇIRILDI
Bizzat MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, CİA ile temas kurarak Güney'e 10 yıllık ABD vizesi aldı. Güney kendi adına pasaport ile MİT İstanbul Bölge Başkanı Kubilay Günay'ın ekibi eşliğinde THY'nin New York tarifeli uçağıyla ABD'ye gönderildi. New York'ta Güney'i karşılayanlar, Güney'i Manhattan 301 East 94 Street adresindeki The Marmara Oteli'ne yerleştirdi. Bir hafta sonra Manhattan Postanesi'nin yanındaki gökdelende, Türk istihbaratının kullandığı bir daireye geçti ve 1 yıl boyunca burada yaşadı. Elemanı Güney vasıtasıyla Ergenekon'u bildiği halde yetkili mercileri haberdar etmeme suçlamasıyla karşı karşıya kalmamak için MİT tam da bu tarihten bir yıl sonra ilk kez resmi bir rapor hazırladı. MİT'in 2003'te Başbakanlık'a gönderdiği yazıda, "2002'de postayla ulaşan 6 adet CD ve 2 sayfalık isimsiz mektupta Ergenekon ile ilgili istihbarat alındığı" belirtildi. MİT'in Güney'le ilgili ilk kez Tuncay Güney İPEK olarak bahsetmesi savcı Zekeriya Öz'ün de dikkatinden kaçmadı. Savcı Öz, Tuncay Güney'den elde edilen, "MİT Müsteşarlığı" başlıklı gizli ibareli 1996/114 sayı numaralı Yusuf Balbay ve Dinçer Bozak imzalı belge nedeniyle, MİT'ten Güney'le ilgili bilgiyi resmi olarak istemişti.

Kafasına sıkmak benim yasal yetkim’

ANKARA - Ankara’da polisin açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden, 17 yaşındaki Soner Çankal’ın kafasına ateş edildiği detaylı ‘ölü muayene tutağı’ raporuyla belgelendi. Çankal başının yanısıra göğsünden de iki kurşunla vurulmuş. Çankal’ı vuran polisin savunması ise tüyler ürpertici: “Ateş etmem Polis ve Selahiyetleri Kanunu’nun yetkileri dahilinde olmuştur.”
20 Kasım’da Çinçin Mahallesi’’de polis Çankal’ı öldürmüştü. Tanıklar, polisin 4-5 el ateş ettikten sonra Çankal’ı yaralı yakaladığını, polis H.Y’nin “Sonerse kafasına sık” demesi üzerine polisin Çankal’ı vurduğunu öne sürmüştü. ‘Ölü muayene tutanağı’ Çankal’ın kafasından vurulduğunu belgeledi.
Ceset üzerinde yapılan incelemede Çankal’ın vücudunda iki kurşun yarası ile kafa bölgesinde bir kurşun yarası bulunduğu tespiti yapılarak, “... ense kökünde 1x0,4 cm’lik muhtemel ‘ateşli silah mermisi çekirdeği yarası’ (ensede orta hattı şişlik mevcut olup bu bölgede yabancı cisim ele geliyor. Göğüs ön sağda parasitermal hat(kalp üzeri) ikinci kaburga aralığı üzerinde 1,5 cm’lik yırtık tarzında mermi yarası, toraks arkasında takriben 6-7 cm’lik muhtemelen mermi yarası tespit edildi” denildi.
Olay sonrasında ‘taksirle ölüme neden olma’ suçlamasıyla polis memuru V.K tutuklandı. V.K savcıya verdiği ifadede şunları söyledi: “Amirimiz aracı aramamız için talimat verdi. Biz kendi aracımızın kapısını açınca, (üç metre yakındık) şahıslar kaçmaya başladı. Ben bu şahsın peşinden gittim. Arkasında bağırarak ‘dur polis’ diyerek ikaz ettim. Görevdeyken bu olay başıma geldiği için benim ateş etmem de Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nun yetkileri dahilinde olmuştur.”


İki el ateş ettim
V.K ifadesinde Çankal’a iki kez ikaz ateşi açtığını öne sürerek şöyle devam etti: “Şahıs bu ikaz ve ateş üzerine kayıp düştü, üzerine atladım. Şahıs bana vurmaya başladı. Ben de etkisiz hale getirmek için, silahın kabzasıyla kafasına doğru vurmaya başladım... İki şahıs daha geldi. Üçü bana çullandı. O arada boğuşma sırasında daha önce de ateş ettiğim için mermi de ağzında olduğu için silah elimde patladı(...) Ben iki el ateş ettiğimi hatırlıyorum. Bir tanesi yukarıda ikaz ateşiydi. Diğeri de boğuşurken elimde patlayan ateştir. (...)” dedi.
V.K’nın ifadesiyle diğer polislerin ifadeleri çelişkili. V.K, Çankal ve arkadaşlarının içinde oturduğu araca üç metre uzaklıkta olduklarını belirtirken; O.E.Ö, O.D adlı polisler söz konusu araca 100 metre uzaklıkta olduklarını belirttiler. Ayrıca V.K sadece iki kez ateş açtığını belirtirken, diğer polisler 4-5 el silah sesi duyduklarını savcıya aktardı.
Çankal ailesinin Avukatı Özgür Yılmaz, V.K’nın “Ateş etme yetkim var” açıklamasıyla ilgili “Bu olayda söz konusu maddeyle bağlantı kurulamaz. Tanıkların anlattığı kadarıyla polis önce Çankal’ı yakalamış, sonra vurmuştur” dedi.


Öldüren yasa
14 Haziran 2007’de yürürlüğe giren Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nda yapılan değişikliklerle polislere ‘kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edenlere duraksamadan ateş edebilme’ yetkisi vermişti. Bu yasadan sonra polis ateşinde ölen kişi sayısı 18.

DTP: DTP'liler Patnos'ta 20 bin kişi tarafından karşılandı

DTP'nin yerel seçim çalışmaları kapsamında düzenlediği bölge gezileri sürüyor. DTP Eşbaşkanı Emine Ayna ile DTP'li milletvekilleri ve yöneticilerinin aralarında bulunduğu DTP'liler, Ağrı'nın Patnos İlçesi'nde 20 bin kişi tarafından karşılandı.
DTP'nin yerel seçimler çalışması kapsamında düzenlediği bölge gezileri sürüyor. DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, Van Milletvekilleri Fatma Kurtulan, Özdal Üçer, Bitlis Milletvekili Nezir Karabaş ile DTP Genel Merkez yöneticilerin de aralarında bulunduğu DTP'liler, Ağrı'nın Patnos İlçesi girişinde bulunan Değirmendözü (Gamişvan) Köyü girişinde DTP Ağrı İl Başkanı Murat Öztürk ve yöneticiler tarafından karşılandı. Daha sonra ilçe merkezine gelen DTP'liler, DTP Patnos İlçe binası önünde yaklaşık 20 bin kişi tarafından "Biji Serok Apo", "Kürdistan'a hoş geldiniz" sloganlarıyla karşılandı.
DTP Patnos İlçe binası önünde halka seslenen DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, PKK Lideri Abdullah Öcalan için hükümet yetkililerinin yaptığı açıklamalara tepki gösterdi. Hükümete şantaj politikasından vazgeçmeye çağıran Ayna, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'inin Genelkurmay Başkanı gibi davranmakla eleştirdi. Bölge gezisiyle ne kadar büyük güç olduklarının farkına vardıklarını söyleyen Ayna, şunları kaydetti: "Son bir yıldır hepsi ağız birliği etmişçesine diyorlar ki bir olalım DTP'yi bitirelim. Biz sadece 21 milletvekiliyiz. Ama yine de bizden korkuyorlar. Aslında korktukları sizlersiniz. Kürtlerdir. Ama diyoruz ki, bizden korkmayın. Kürtler bu topraklarda özgürce eşit bir şekilde yaşamak istiyor. Başbakan bundan önce Diyarbakır, Hakkâri ve Van'a geldi. Ama ne hale geldiğini gördü. Nasıl bu hale geldiğine şaşırdı. Bu halk çözümsüzlük politikasından dolayı birçok hükümeti götürdü. Sizi de götürecektir."
Başbakan'ın Hakkâri gezisinde "Burada havaalanı yaptık Kürtler daha ne istiyor" sözlerini hatırlatan Ayna, şunları belirtti: "Bu sözler Kürt halkına hakarettir. Yahya Menekşeler, Ahmet Özkanlar siz havaalanı yapasınız diye şehit düşmediler. Özgürlükleri için şehit düştüler. Şimdi de Adalet Bakanı diyor ki 'Biz İmralı'ya birkaç kişi göndeririz ama önce bombalar dursun' Sen Genelkurmay Başkanı mısın bu sözleri söylüyorsun? Senin görevin eşit davranmaktır. Kürt sorunu şantajla çözülmez. Siz kime şantaj yapıyorsunuz. Bu yol yanlış yoldur. Bu yoldan dönün."
Ayna'nın konuşmasının ardından DTP'lilerin içinde bulunduğu konvoy Ağrı'nın Tutak İlçesi'ne doğru yola çıktı.