İsrail Gazze kenti ve civarına hava saldırısı düzenledi. İsrail uçakları polis okulu mezuniyet törenini vurdu; çok sayıda ölü ve yaralı var. İsrailin hava saldırılarında en az 120 kişinin öldüğü söyleniyor.
İsrail, Hamas ile 6 aylık ateşkesin geçen hafta sona ermesinin ardından bugün geniş kapsamlı hava saldırısına başladı.
Gazze kenti ile civarındaki Hamas hedeflerine yaklaşık 30 füze fırlatan İsrail, saldırılarına, kentin merkeziyle kuzey kesimlerini vurarak devam ediyor.
Hamas radyosunda okunan açıklamada, Gazze’deki bir polis merkezinin mezuniyet töreni yapıldığı sırada İsrail uçakları tarafından hedef alındığı kaydedildi.
Kent sakinleri de saldırılarda hedef alınan Hamas güvenlik noktalarının yerle bir edildiğini söylerken, televizyon kanalları, saldırının ardından yerde yatan yaralılar ve cesetlerin görüntülerini yayımladı.
27.12.2008
27 Aralık 2008 Cumartesi
Üç harfin günahı ne?
Türkiye, devlet televizyonu aracılığıyla sessiz sedasız Kürtçe yayınla tanışırken, ülkede çeyrek asırdır yaşanan çarpık bir uygulamayla da yüzleşti. Türkçe dışındaki dillerin kullanımına ilişkin kanun, Nüfus Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nun hükümleri nedeniyle yıllardır birçok dava konusu olan W, Q ve X harfleri Kürtçe yayın yapan TRT-Şeş’in (TRT-6) deneme yayınında kullanıldı. Mevcut mevzuata göre, 2002’de Diyarbakır’da Kürtçe yayın yapan ART televizyonunun sahibine beş yıl hapis cezası getiren Şivan Perver’in ‘Mehemedo’ şarkısıyla yayın hayatına başlayan TRT-6 hakkında savcılıklar ve RTÜK harekete geçebilir.
X, Q ve W harflerinin yasağı 12 Eylül darbesiyle başlamıştı. Anayasa’nın 2001’de kaldırılan 26 ve 28. maddeleri ışığında 1983’te çıkarılan ‘Başka dillerin kullanımına ilişkin yasa’ düşünce açıklanmasında, basın yayın alanında ve günlük yaşamda ‘yasaklı diller’in kullanılmasının önüne geçiyordu. AB reformları çerçevesinde yasa 1991’de, Anayasa ise 2001’de değiştirilerek basım yayın alanında önemli bir rahatlama sağlandı. Ancak üç harfin özgürlüğü şu yasalara ve hükümlere takıldı:
Nüfus kanunu: Bu kanuna göre milli kültüre uygun düşmeyen isimler çocuklara verilemezdi. AB uyum yasalarıyla bu düzenleme ‘ahlak kurallarına uygunluk’ ve ‘Türk alfabesine uygunluk’ haline getirildi. Değişikliğe karşın içinde üç yasaklı harf bulunan isimler çocuklara verilemedi. İçişleri Bakanlığı valiliklere genelge göndererek bu harflerin kullanılmasına göz yumulmamasını istedi.
Siyasi Partiler Yasası: Bu kanunla siyasi partilerin propaganda faaliyetlerinde Kürtçe kullanması yasaklanıyor. Bu da hazırlanan afiş ve pankartlarda bu üç harfin kullanılmasının önüne geçiyor.
Türk Ceza Kanunu: 222’nci madde, Şapka ve Türk Harfleri Kanunları’nın koyduğu yasaklara veya yükümlülüklere aykırı hareket edenlere iki aydan altı aya kadar hapis cezası öngörüyor. Harf kanunda Türk alfabesinde olmayan harflerin kullanımı yasaklanıyor.
Türkiye’nin üç harfle imtihanından örnekler
* 2002 yılında Dicle’de çocuklarına Kürtçe isim koyan yedi aile hakkında dava açıldı.
* Eğitim-Sen, 2005 yılında tüzüğünde ‘ana dilde öğrenim hakkı’na yer verdiği için kapanma tehdidi ile karşılaştı ve bu maddeyi tüzüğünden çıkardı.
* 2006’da Nevruz’un DTP tebrik kartında ‘Newroz’ olarak yazılması mahkemelik oldu. Davetiye Siyasi Partiler Yasası’na aykırı bulundu.
* Danıştay 8. Dairesi, 2007’de çok dilli belediyecilik kararı alan Diyarbakır’ın Sur Belde Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ın başkanlığının düşürülmesine, meclisin feshine karar verdi.
* DTP’li Mahmut Alınak’ın Başbakan Erdoğan’a yazdığı Kürtçe dilekçe dava konusu oldu. Alınak Harf Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı davrandığı için yargılandı. Dilekçe DTP kapatma davasına delil oldu.
* Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’e kürtçe davetiye, afiş ve broşürler nedeniyle dava açıldı.
* Erzurum’da DTP mitinginde yurtdışındaki babası için Kürtçe afiş açan sekiz yaşındaki çocuk için DTP’ye soruşturma açıldı.
* Babası siyasi mülteci olan Alman vatandaşı Welat, annesiyle Türkiye’ye girerken isminde ‘W’ harfi olduğu için izin verilmedi. İçişleri Bakanlığı Welat’ın vize sorunu nedeniyle giremediğini ileri sürdü ama vize sorununun da isimden kaynaklandığı anlaşıldı.
* Genelkurmay, Nisan 2008’de hazırladığı afişlerle ‘W, Q ve X’ harflerinin üzerini çizdi.
27.12.2008
X, Q ve W harflerinin yasağı 12 Eylül darbesiyle başlamıştı. Anayasa’nın 2001’de kaldırılan 26 ve 28. maddeleri ışığında 1983’te çıkarılan ‘Başka dillerin kullanımına ilişkin yasa’ düşünce açıklanmasında, basın yayın alanında ve günlük yaşamda ‘yasaklı diller’in kullanılmasının önüne geçiyordu. AB reformları çerçevesinde yasa 1991’de, Anayasa ise 2001’de değiştirilerek basım yayın alanında önemli bir rahatlama sağlandı. Ancak üç harfin özgürlüğü şu yasalara ve hükümlere takıldı:
Nüfus kanunu: Bu kanuna göre milli kültüre uygun düşmeyen isimler çocuklara verilemezdi. AB uyum yasalarıyla bu düzenleme ‘ahlak kurallarına uygunluk’ ve ‘Türk alfabesine uygunluk’ haline getirildi. Değişikliğe karşın içinde üç yasaklı harf bulunan isimler çocuklara verilemedi. İçişleri Bakanlığı valiliklere genelge göndererek bu harflerin kullanılmasına göz yumulmamasını istedi.
Siyasi Partiler Yasası: Bu kanunla siyasi partilerin propaganda faaliyetlerinde Kürtçe kullanması yasaklanıyor. Bu da hazırlanan afiş ve pankartlarda bu üç harfin kullanılmasının önüne geçiyor.
Türk Ceza Kanunu: 222’nci madde, Şapka ve Türk Harfleri Kanunları’nın koyduğu yasaklara veya yükümlülüklere aykırı hareket edenlere iki aydan altı aya kadar hapis cezası öngörüyor. Harf kanunda Türk alfabesinde olmayan harflerin kullanımı yasaklanıyor.
Türkiye’nin üç harfle imtihanından örnekler
* 2002 yılında Dicle’de çocuklarına Kürtçe isim koyan yedi aile hakkında dava açıldı.
* Eğitim-Sen, 2005 yılında tüzüğünde ‘ana dilde öğrenim hakkı’na yer verdiği için kapanma tehdidi ile karşılaştı ve bu maddeyi tüzüğünden çıkardı.
* 2006’da Nevruz’un DTP tebrik kartında ‘Newroz’ olarak yazılması mahkemelik oldu. Davetiye Siyasi Partiler Yasası’na aykırı bulundu.
* Danıştay 8. Dairesi, 2007’de çok dilli belediyecilik kararı alan Diyarbakır’ın Sur Belde Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ın başkanlığının düşürülmesine, meclisin feshine karar verdi.
* DTP’li Mahmut Alınak’ın Başbakan Erdoğan’a yazdığı Kürtçe dilekçe dava konusu oldu. Alınak Harf Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı davrandığı için yargılandı. Dilekçe DTP kapatma davasına delil oldu.
* Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’e kürtçe davetiye, afiş ve broşürler nedeniyle dava açıldı.
* Erzurum’da DTP mitinginde yurtdışındaki babası için Kürtçe afiş açan sekiz yaşındaki çocuk için DTP’ye soruşturma açıldı.
* Babası siyasi mülteci olan Alman vatandaşı Welat, annesiyle Türkiye’ye girerken isminde ‘W’ harfi olduğu için izin verilmedi. İçişleri Bakanlığı Welat’ın vize sorunu nedeniyle giremediğini ileri sürdü ama vize sorununun da isimden kaynaklandığı anlaşıldı.
* Genelkurmay, Nisan 2008’de hazırladığı afişlerle ‘W, Q ve X’ harflerinin üzerini çizdi.
27.12.2008
İsrail, Gazze sınırını açtı
İsrail, Gazze Şeridi ile arasındaki sınır geçiş noktalarını yeniden açmaya karar verdiğini duyurdu. Bu çerçevede, İsrail ablukası altındaki Gazze’ye insani yardım malzemelerinin girişine izin verilecek. Ancak kapıların ne kadar süreyle açık kalacağı belli değil.
İsrail ordusundan yapılan açıklamada, yardım taşıyan bir kamyonun, Gazze kentine ilaç ve diğer hayati yardım malzemesi dağıtmaya başladığı belirtildi. Savunma Bakanlığının İsrail’den Gazze’ye üç ana geçiş noktasından ikisini açmayı kabul etmesiyle Gazze’ye toplam 90 kamyon yardım malzemesinin gönderilmesi bekleniyor.
Lübnan ordusunun, ülkenin güneyinde İsrail’e yöneltilmiş 7 füze bulduğu bildirildi. Lübnan ordusunda adını açıklamak istemeyen bir yetkili, füzeleri Nakura ve Tair Harfa arasındaki kıyı bölgesinde bulduklarını belirtti. Yetkili, füzelerin fırlatılmaya hazır olup olmadıklarını anlamak için araştırma yaptıklarını kaydetti. Füzelerin bulunduğu bölge, Lübnan’daki Hizbullah örgütünün merkezi konumunda bulunuyor. Bölge, İsrail sınırına yaklaşık 5 kilometre mesafede yer alıyor.
Olayla ilgili açıklama yapan Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Yasmina Bouziyan, “Lübnan ordusunun roketleri geri çekmesinden sonra BM askerlerimiz alarma geçti ve askeri devriyelerimizin de sayısı artmış durumda” dedi. Gazze Şeridi’nde tansiyonun yükseldiği dönemde ortaya çıkan roketler ile ilgili sorumlu tutulan Hizbullah ise olayı üstlenmedi.
27.12.2008
İsrail ordusundan yapılan açıklamada, yardım taşıyan bir kamyonun, Gazze kentine ilaç ve diğer hayati yardım malzemesi dağıtmaya başladığı belirtildi. Savunma Bakanlığının İsrail’den Gazze’ye üç ana geçiş noktasından ikisini açmayı kabul etmesiyle Gazze’ye toplam 90 kamyon yardım malzemesinin gönderilmesi bekleniyor.
Lübnan ordusunun, ülkenin güneyinde İsrail’e yöneltilmiş 7 füze bulduğu bildirildi. Lübnan ordusunda adını açıklamak istemeyen bir yetkili, füzeleri Nakura ve Tair Harfa arasındaki kıyı bölgesinde bulduklarını belirtti. Yetkili, füzelerin fırlatılmaya hazır olup olmadıklarını anlamak için araştırma yaptıklarını kaydetti. Füzelerin bulunduğu bölge, Lübnan’daki Hizbullah örgütünün merkezi konumunda bulunuyor. Bölge, İsrail sınırına yaklaşık 5 kilometre mesafede yer alıyor.
Olayla ilgili açıklama yapan Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Yasmina Bouziyan, “Lübnan ordusunun roketleri geri çekmesinden sonra BM askerlerimiz alarma geçti ve askeri devriyelerimizin de sayısı artmış durumda” dedi. Gazze Şeridi’nde tansiyonun yükseldiği dönemde ortaya çıkan roketler ile ilgili sorumlu tutulan Hizbullah ise olayı üstlenmedi.
27.12.2008
ASGARİ ÜCRETTE IMF programını teyit ettiler
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’ndan çıkan zam oranıyla, daha önce açıklanan hükümet programındaki rakamlar teyit edilmiş oldu. Beş toplantının ardından asgari ücrete yüzde 4.3 artı yüzde 4.1’lik artış yapıldı. Hükümet programında aylar öncesinden artış yüzde 4 artı 4 olarak öngörülmüştü. IMF ile yapılan görüşmeler sonucu belirlenen ve 24 YTL’ye denk gelen zam emek ve meslek örgütleri ile siyasi partilerin tepkisiyle karşılandı.
Birinci altı ay için 527.13, ikinci altı ay için 546.48 YTL rakamları, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in net 719.77 YTL önerisinin çok altında kaldı. Yapılan zam günlük 80 YKr’ye denk gelirken, Türk-İş Genel Eğitim Sekreteri Nihat Yurdakul, “Bu kararın sorumlusu hükümettir. Hükümet, bu insanların nasıl geçinebileceklerinin formülünü de açıklamak zorundadır. Bu kararla asgari ücretlilerle alay edilmektedir” dedi.
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi de şunları söyledi: “Bu artışı doğru bulmak mümkün değil. Bu trajikomik bir artıştır. İnsanların bu ‘mucizevi’ artışla yaşam standartlarını nasıl geliştirecekleri ortadadır” dedi. Çelebi, AÜTK’nın meşruiyetini yitirdiğini ifade etti.
27.12.2008
Birinci altı ay için 527.13, ikinci altı ay için 546.48 YTL rakamları, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in net 719.77 YTL önerisinin çok altında kaldı. Yapılan zam günlük 80 YKr’ye denk gelirken, Türk-İş Genel Eğitim Sekreteri Nihat Yurdakul, “Bu kararın sorumlusu hükümettir. Hükümet, bu insanların nasıl geçinebileceklerinin formülünü de açıklamak zorundadır. Bu kararla asgari ücretlilerle alay edilmektedir” dedi.
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi de şunları söyledi: “Bu artışı doğru bulmak mümkün değil. Bu trajikomik bir artıştır. İnsanların bu ‘mucizevi’ artışla yaşam standartlarını nasıl geliştirecekleri ortadadır” dedi. Çelebi, AÜTK’nın meşruiyetini yitirdiğini ifade etti.
27.12.2008
İşçi kıyımı sürüyor
Türkiye’deki ekonomik krizi bahane eden patronların işçi kıyımı sürüyor. Asgari ücretle iş güvencesi olmadan çalışan emekçiler her an kapının önüne konma endişesini yaşıyor. Önceki gün Kurtköy sanayide faaliyet gösteren Akcam Fabrikası’ndan 40 işçi çıkarıldı. Yaklaşık 450 işçinin çalıştığı fabrikada ampul, avize ve cam tabak üretimi yapılıyor. Günlük ortalama 6 bin ürün çıkarılan fabrikada işçilerin aldığı ücret ise 638 YTL. Sigorta primi olarak 181 YTL de kesilince ellerinde avuçlarında bir şey kalmıyor. Fabrika ekonomik krizin faturasını işçisine ödetiyor. Tuvaletlerde kullanılan sabun için her işçiden 5 YTL ücret kesiliyor. Yaşadıkları sorunları gazetemizle paylaşan işçiler, krizin bahane edildiğini krizle emekçilerin daha fazla sömürülmeye başlandığını anlatıyor.
Mesai ücretleri ödenmiyor
İsmini vermek istemeyen bir işçi, “Patron bizi cumartesi günü normal çalıştırıyor, daha önce de pazar günü mesaiye bıraktı ama mesai ücreti ödemek istemedi. İtiraz etmemiz üzerine pazar mesaileri ücretli yapıldı” diyor. Fabrikadan 40 işçi çıkarıldığını ancak üretimin hâlâ aynı olduğunu söylüyor.
Yaklaşık bir yıldır çalışmasının sonucu olarak 500 YTL tazminat ödenerek işten çıkarıldığını belirten işçi, 10 yıldır faaliyette olan Akcam’da işçi kıyımına devam edileceğini düşünüyor. Çay paydoslarında içtikleri çayı kendilerinin aldığını anlatan Ahmet Mutlu, gerek fabrikada yapılan uygulamalar gerekse habersiz bir biçimde işten çıkartmaların nedeni işyerinde işçilerin örgütsüz olması. Üst üste yapılan zamlarla emekçinin hayatının felç edildiğini dile getiren Mutlu, “İşçiler Çankaya’nın kapısına kadar gidip eylemler yaptılar. Tayyip Erdoğan neden bu işçilere bir açıklama yapmadı” diye sordu. Başbakan’ın patronların çıkarlarını gözettiğini ifade eden Mutlu, işçilerin sorunlarına sahip çıkmasını istedi.
27.12.2008
Mesai ücretleri ödenmiyor
İsmini vermek istemeyen bir işçi, “Patron bizi cumartesi günü normal çalıştırıyor, daha önce de pazar günü mesaiye bıraktı ama mesai ücreti ödemek istemedi. İtiraz etmemiz üzerine pazar mesaileri ücretli yapıldı” diyor. Fabrikadan 40 işçi çıkarıldığını ancak üretimin hâlâ aynı olduğunu söylüyor.
Yaklaşık bir yıldır çalışmasının sonucu olarak 500 YTL tazminat ödenerek işten çıkarıldığını belirten işçi, 10 yıldır faaliyette olan Akcam’da işçi kıyımına devam edileceğini düşünüyor. Çay paydoslarında içtikleri çayı kendilerinin aldığını anlatan Ahmet Mutlu, gerek fabrikada yapılan uygulamalar gerekse habersiz bir biçimde işten çıkartmaların nedeni işyerinde işçilerin örgütsüz olması. Üst üste yapılan zamlarla emekçinin hayatının felç edildiğini dile getiren Mutlu, “İşçiler Çankaya’nın kapısına kadar gidip eylemler yaptılar. Tayyip Erdoğan neden bu işçilere bir açıklama yapmadı” diye sordu. Başbakan’ın patronların çıkarlarını gözettiğini ifade eden Mutlu, işçilerin sorunlarına sahip çıkmasını istedi.
27.12.2008
Venezuela’yı örnek almayın!
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından hazırlanan ve Venezuela’daki ABD karşıtı halkçı yönetimi eleştiren rapor, Noam Chomsky ve Oliver Stone başta olmak üzere 118 aydının tepkisiyle karşılandı.
Aralarında ABD’li Akademisyen Noam Chomsky, Antropolog Clara ve Charles Briggs, Tarihçi Greg Grandin ile Charles Bergquist, Yönetmen Oliver Stone, Brezilyalı Sosyolog Emir Sader, Arjantinli Siyaset Bilimci Mario Ayala ve Siyaset Ekonomisi Profesörü Tim Anderson gibi isimlerin bulunduğu 118 aydın, “Chavez’le 10 yıl: Siyasi hoşgörüsüzlük ve Venezuela’da insan haklarının ilerlemesi alanında yok olan fırsatlar” başlıklı raporun ‘siyasi amaçlı’ olduğunu belirtti.
Kurumun güvenilirliğine zarar veriyor
Aydınlar, HRW Yönetim Kurulu’na gönderdikleri açık mektupta, “raporun bilimsellik, tarafsızlık, doğruluk ve güvenilirlik konusunda asgari standartları bile karşılamadığını” ifade ettiler. 16 Aralık tarihli mektupta, “HRW’nin Güney Amerika sorumlusu Jose Miguel Vivanco’nun, bu şaibeli raporu yayımlayarak insan hakları alanında önemli bir kurumun güvenilirliğine zarar verdiği” belirtildi. Mektupta, Vivanco’nun raporda yer verdiği “Raporu yayımlamamızın nedeni, dünyaya Venezuela’nın hiç kimse için bir model olmadığını göstermek” şeklindeki ifadesinin, raporun siyasi amacını açıkça ortaya koyduğu kaydedildi.
İddialar gerçeklere dayanmıyor
HRW raporunun büyük oranda Venezuela’daki muhalefet kaynaklarına dayandığına dikkat çeken aydınlar, raporda yer alan iddiaların gerçeklerle desteklenmediğini vurguladı. Mektupta, “Hugo Chavez yönetiminin belirleyici özelliğinin siyasi ayrımcılık olduğunu” iddia eden HRW’nin, Chavez yönetimindeki koşulları önceki yönetimlerle ve diğer dünya ülkelerindeki durumla karşılaştırma yapmaya bile gerek duymaması eleştirildi.
Hükümetin 2003’ten beri varoşlarda yürüttüğü programla her yıl milyonlarca yoksul Venezuelalıya sağlık hizmeti sunduğunu hatırlatan aydınlar, bu bilgilere yer verilmeyen HRW raporunda, 2004’te yapılan ve devlet başkanının görevden alınmasıyla sonuçlanabilecek “devlet başkanını geri çağırma” referandumuna katılan vatandaşların hükümet tarafından kara listeye alındığı iddiasının da tek bir örneğe dayandırıldığına dikkat çektiler.
Rapor geri çekilsin
118 aydın, HRW’nin Venezuela Petrol Şirketi PDVSA’da 2003 yılındaki greve katılan binlerce işçinin işten çıkartılmasını ayrımcılık olarak nitelendirmesine karşın, bu grevin açıkça hükümeti devirme girişimi olduğunu ve ülke ekonomisine büyük zarar verdiğini kaydetti. Aydınlar, hükümetin özel RCTV Televizyonu’nun lisans hakkını yenilememe kararını “ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırı” olarak tanımlayan HRW’nin, bu kanalın 2003’te Chavez’e yönelik kısa süreli darbe girişimini desteklediğine değinmediğine de dikkat çekti.
Aydınlar, HRW’nin, daha güvenilir bir belge yazmak üzere söz konusu raporu geri çekmesi çağrısıyla mektuba son verdiler.
27.12.2008
Aralarında ABD’li Akademisyen Noam Chomsky, Antropolog Clara ve Charles Briggs, Tarihçi Greg Grandin ile Charles Bergquist, Yönetmen Oliver Stone, Brezilyalı Sosyolog Emir Sader, Arjantinli Siyaset Bilimci Mario Ayala ve Siyaset Ekonomisi Profesörü Tim Anderson gibi isimlerin bulunduğu 118 aydın, “Chavez’le 10 yıl: Siyasi hoşgörüsüzlük ve Venezuela’da insan haklarının ilerlemesi alanında yok olan fırsatlar” başlıklı raporun ‘siyasi amaçlı’ olduğunu belirtti.
Kurumun güvenilirliğine zarar veriyor
Aydınlar, HRW Yönetim Kurulu’na gönderdikleri açık mektupta, “raporun bilimsellik, tarafsızlık, doğruluk ve güvenilirlik konusunda asgari standartları bile karşılamadığını” ifade ettiler. 16 Aralık tarihli mektupta, “HRW’nin Güney Amerika sorumlusu Jose Miguel Vivanco’nun, bu şaibeli raporu yayımlayarak insan hakları alanında önemli bir kurumun güvenilirliğine zarar verdiği” belirtildi. Mektupta, Vivanco’nun raporda yer verdiği “Raporu yayımlamamızın nedeni, dünyaya Venezuela’nın hiç kimse için bir model olmadığını göstermek” şeklindeki ifadesinin, raporun siyasi amacını açıkça ortaya koyduğu kaydedildi.
İddialar gerçeklere dayanmıyor
HRW raporunun büyük oranda Venezuela’daki muhalefet kaynaklarına dayandığına dikkat çeken aydınlar, raporda yer alan iddiaların gerçeklerle desteklenmediğini vurguladı. Mektupta, “Hugo Chavez yönetiminin belirleyici özelliğinin siyasi ayrımcılık olduğunu” iddia eden HRW’nin, Chavez yönetimindeki koşulları önceki yönetimlerle ve diğer dünya ülkelerindeki durumla karşılaştırma yapmaya bile gerek duymaması eleştirildi.
Hükümetin 2003’ten beri varoşlarda yürüttüğü programla her yıl milyonlarca yoksul Venezuelalıya sağlık hizmeti sunduğunu hatırlatan aydınlar, bu bilgilere yer verilmeyen HRW raporunda, 2004’te yapılan ve devlet başkanının görevden alınmasıyla sonuçlanabilecek “devlet başkanını geri çağırma” referandumuna katılan vatandaşların hükümet tarafından kara listeye alındığı iddiasının da tek bir örneğe dayandırıldığına dikkat çektiler.
Rapor geri çekilsin
118 aydın, HRW’nin Venezuela Petrol Şirketi PDVSA’da 2003 yılındaki greve katılan binlerce işçinin işten çıkartılmasını ayrımcılık olarak nitelendirmesine karşın, bu grevin açıkça hükümeti devirme girişimi olduğunu ve ülke ekonomisine büyük zarar verdiğini kaydetti. Aydınlar, hükümetin özel RCTV Televizyonu’nun lisans hakkını yenilememe kararını “ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırı” olarak tanımlayan HRW’nin, bu kanalın 2003’te Chavez’e yönelik kısa süreli darbe girişimini desteklediğine değinmediğine de dikkat çekti.
Aydınlar, HRW’nin, daha güvenilir bir belge yazmak üzere söz konusu raporu geri çekmesi çağrısıyla mektuba son verdiler.
27.12.2008
26 Aralık 2008 Cuma
ÜNSA İŞÇİLERİNİN BASIN AÇIKLAMASI

Kartal Samandıra'da bulunan Ünsa Ambalaj fabrikasında çalışan ve kriz bahane edilerek işten çıkartılan işçiler Taksim tramvay durağında bir basın açıklaması gerçekleştirecek.
Ünsa Anbalaj Çuval Fabrikasının taşeronlarına bağlı olarak çalışan 300 işçi 15 gün önce patron tarafından işten çıkartılmıştı.
15 gündür fabrikanın önünde direniş yapan işçiler bugün saat 13.00'da DİSK Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosamanoğlu'nun katılımıyla Taksim tramvay durağında basın açıklaması yapıldı. 100’e ykın işçinin katıldığı eyleme DHB okurlarıda destek Verdi.
Patronların işten atma oyunları bitmek bilmiyor. Yerli yabancı Parababaları, son aylarda kriz bahanesi ile fırsat bu fırsat deyip, işçilerin-haklarını vermeden- topluca işten atkarmaktadır. Krizin faturasını işçi sınıfına ödetmek istemektedir. Ancak işçi sınıfı kendisine yönelik bu saldırılara direnişlerle, grevlerle cevap vermektedir. Bu keyfi işten çıkarmaların bir tanesi de Ünsa Çuval fabrikasında gerçekleti.
Ünsa fabrikasında 2 bin işçi çalışmaktadır. Atılan 300 işçi DİSK’e bağlı Tekstil Sen üyesidir. İş yerinde Toplu iş sözleşmesi vardr. Diğer işçiler ise değişik taşeronlarda çalışmaktadr. Ünsa patronu, kendi krizini fırsata çevirerek daralma gerekçesiyle taeronları Baran Tekstil, Eda Tekstil ve Ar-Gede çalışan toplam 300e yakın işçiyi işten çıkarmaştır.
Bunlardan 90 işçiye ücretlerini, kidem, ihbar tazminatlarını fazla mesailerini vermediği halde “tüm haklarımı aldım” diye baskıyla ibraname imzalattırmıştır.
İnsanın taşeronlarından Doğa Tekstil firmasına bağlı olarak çalışan 85 işçiyi de, kasım ayı maaşlarını, 2 aylık fazla mesailerini, yıllık izin paralarını, kidem ve ihbar tazminatlarını vermeden çeşitli tezgahlarla işten çıkarttı.
İstanbulda DHB Okurları
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)