26 Ocak 2009 Pazartesi

Patronlar tüm haklara göz dikti!

“4857 sayılı Yeni İş Kanunu ile esnek çalışma biçimleri, işçileri koruyucu hükümlerle çalışma yaşamına kazandırıldı. Ancak söz konusu düzenlemeler yapılırken, rekabet koşullarına uyum sağlamayı hedefleyen işletmelerin korunması ilkesi yeterince gözetilmedi.” Bu ifade, patron sendikalarının konfederasyonu TİSK’in yayını olan İŞVEREN dergisinde, TİSK Genel Sekreteri Bülent Pirler imzasıyla yayınlandı. Şimdi ise patronlar, krizi fırsat bilerek taleplerinin hayata geçmesi için harekete geçti. Sendikaları ve işçileri kazanabilmek için de artan işsizliği ileri sürüyorlar. Hedefleri, esnek çalışmanın tüm yönleriyle hayata geçmesi.
Pirler’in yazısında bu net olarak yer alıyor: “Artık dünyada, klasik çalışma ve iş sözleşmesi türlerinden uzaklaşılarak, çağrı üzerine çalışma, kısmi süreli çalışma, iş paylaşımı, geçici iş ilişkisi, evde çalışma, tele çalışma gibi atipik iş sözleşmesi türleri yaygınlaşmakta; yıllık hesaplar, kayan iş süresi, telafi edici çalışma, yoğunlaştırılmış iş haftası, kısa çalışma gibi esnek çalışma süreleri uygulanmaktadır.”
Ve Pirler, koruma kavramının da değiştirilmesini istiyor. Rekabet gücü, üretim, esneklik, istihdamı koruma ve geliştirme gibi kavramlarla birlikte ele alınmasını istiyor.
Peki bu işçiler, kriz döneminde ve sonrasında ne anlama geliyor? Pirler şöyle devam ediyor: “Yıllık ücretli izin süresi konusunda yapılabilecek işler, ücretsiz izin kullandırılması, telafi çalışması, kısa çalışma, ücrette indirim yapılması, çalışma sürelerinin azaltılması.”
Kıdem tazminatı hedefte
Pirler’in genel bir politika olarak bahsettiği bu taleplerin, ayrıntılı olarak 28 Ocak’ta yapılacak olan Üçlü Danışma Kurulu’nda gündeme gelmesi bekleniyor. Patronlar, vergi ve prim ödemeleri başta olmak üzere üzerlerindeki mali yükümlülüklerin kaldırılmasını istiyor. Buna bağlı olarak sendikalardan da sözleşmelerde düşük ücrete razı olmaları ve kıdem tazminatı konusunda patronların üzerindeki yükü hafifletecek yeni bir uygulamaya imza atmaları talep ediliyor. Ama talepler bunlarla da sınırlı değil: Taşeronlaştırmanın ve belirli süreli iş sözleşmesinin yaygınlaştırılması, sürekli işyerine dönemsel çalışmanın önünü açan düzenlemelerin yasada yer alması, yıllık izinlerin patronların isteğine göre kullandırılması, telafi çalışmasının ve denkleştirme sürelerinin uzatılması...
Grev yasağı
Patronların kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneğine ilişkin istekleri ise oldukça çarpıcı. Öncelikle, patronların kısa çalışma ödeneğinden yararlanmalarının önündeki tüm engellerin kaldırılması hedefleniyor. Daha ötesi, kısa çalışmanın sürdüğü fabrikalarda sözleşme görüşmelerinde yaşanan anlaşmazlıkların Yüksek Hakem Kurulu tarafından çözülmesi isteniyor. Bu talep, işçilerin grev haklarının da ellerinden alınması anlamına geliyor.
Patronların bu taleplerinin düğümlendiği nokta ise kamu sözleşmeleri. Çünkü bu sözleşmeler, işçiler için de patronlar için de örnek teşkil ediyor. Ve bu nedenle patronların, sözleşmenin hemen öncesinde hükümet, işveren ve işçi tarafları arasında imzalanacak olan ve bu talepleri içeren bir anlaşmayı gündeme getirmesi bekleniyor.

Milletvekilleri ölüm kuyularına gitti

Silopi kayıpları için binler buluştu. DTP’li vekiller BOTAŞ kuyularına giderek ‘ölüm kuyuları’nın açılmasını istedi
HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve İlçe yöneticisi Ebubekir Deniz’in gözaltında kaybedilmesinin 8. yıl dönümü nedeniyle Silopi’de yapılan açıklamaya binlerce kişi katıldı. DTP’li millvetkelilleri açıklamanın ardından JİTEM’in öldürdüğü insanları gömdüğü belirtilen BOTAŞ kuyularına gitti. Burada konuşan Hasip Kaplan, kuyuların açılmasını, devletin gerçeklerle yüzleşmesini istedi.
25 Ocak 2001’de Silopi İlçe Jandarma Karakolu’na gittikten sonra kendilerinden haber alınamayan HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve İlçe yöneticisi Ebubekir Deniz’in kaybolmalarının 8. yıl dönümü nedeniyle Silopi’de binler toplandı. Yapılan açıklamaya Şırnak milletvekilleri Sevahir Bayındır, Hasip Kaplan ve Batman Milletvekili Bengi Yıldız katıldı. DTP heyeti Silopi’de, üzerinde Tanış ve Deniz’in fotoğraflarının yanı sıra bölgede öldürülen kişilerin fotoğrafları ve “Hakikatleri araştırma komisyonu kuralım. Karanlık sayfaları açalım. Bizi öldürdükçe siz intihar edeceksiniz” yazılı dev pankart ile İpekyolu Caddesi’nde karşılandı.
“Failler yakalandı kayıplar nerede?” yazılı dövizler taşıyan binlerce kişi, “Kuyular açılsın” sloganları attı. İpekyolu’nda DTP’li heyeti bekleyen kalabalığın parti binasına kadar yapmak istediği yürüyüş ise polislerce engellendi. Kısa süreli yaşanan arbedenin ardından, Çevik Kuvvet, panzerlerle yolu trafiğe kapattı. Bunun üzerine kadınların çoğunlukta olduğu kitle, sokak aralarında sloganlar eşliğinde yürüyüş yaparak DTP ilçe binasının önüne gitti. Siyah pankartların asıldığı DTP Silopi ilçe binası önünde bekleyen kitle ise yürüyüş yapanları alkışlarla karşıladı.
Erdoğan’a ‘kuyuları aç’ çağrısı
Burada konuşan DTP Şırnak İl Başkanı Halil İrmez, Levent Ersöz’ün komutanlığı döneminde Şırnak’ta korkunç olaylar yaşandığını belirtti. DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, sorumlularının Silopi’de olduğunu, sadece yılanın kuyruğunun batı’da olduğunu söyledi. Kaplan, Erdoğan’a şöyle seslendi: “Ergenekon’u irdelemezsen sen de gidersin. Gel Fırat’ın diğer yakasında bulunan kuyuları aç. Kayıp yakınları ile yüzleş. Cumhurbaşkanı devlet denetleme kurulunu işlet”
Kaplan, Ergenekon davasının avukatı ya da savcısı olmadıklarını ifade ederek, bu davanın mağduru, müdahili ve davacısı olduklarını söyledi.
DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır da, “İnsanlarımızı BOTAŞ kuyularına atanların sorumluları bilsinler ki, bu kuyular onların mezarı olacak. BOTAŞ’ta petrol değil kahramanlarımızın kanını akıttılar. Ancak bu kanlar özgürlüğün sesi oldu. Bu kanı dökenler bugün intihar ettiler. Şimdi geriye kalanlar insan içine çıkamıyorlar. Ancak bilsinler ki, bu savaşı kaybedecekler. Kürt halkı her zaman olduğu gibi geri adım atmayacaktır” diye konuştu. Yapılan kazılarda bulunan silahlarla hangi insanların öldürüldüğünün açığa çıkarılması gerektiğini kaydeden Bayındır, “Ergenekon ile mücadele için JİTEM’in aydınlatılması gerekiyor. Kuyuları açın. Kayıp ailelerine hesap verilsin. Ersöz’ün kızı şunu bilmelidir; bu bölgede binlerce insan babasız ve kardeşsiz kaldı. İntihar girişiminin yerine bu yaşananları anlamalıdır” dedi. DTP Batman Milletvekili Bengi Yıldız da “Öldürdüğünüz insanların sadece kemikleri değil ruhları da cehenneme kadar peşinizden gelecektir” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından, DTP’li vekiller, JİTEM’in kurbanlarını gömdüğü belirtilen BOTAŞ asit kuyularının bulunduğu yere gittiler. Kuyuların başında açıklama yapan Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Sinan Lokantası Tesisleri’nde yapılan incelemelerde 4 kişinin cesedinin bulunduğunu hatırlatarak, “İnsanlarımız öldürülüyor ve bu kuyulara atılıyorlar. İtirafçıların ifadesine göre Cudi Dağı eteklerinde de cesetler bulunuyor. Bu ülke, gerçeğiyle yüzleşmek istiyorsa, bu kuyuları açsın. Bölgede barış ve kardeşlik sağlanmak isteniyorsa yetkililer gelsin burada kendi gözleriyle görsünler”dedi. (Şırnak/DİHA)

25 Ocak 2009 Pazar

Kriz ruh ve sinirleri bozuyor

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2008 yılında yayınladığı “OECD Ülkelerinde Gelir Dağılımı ve Yoksulluk” raporunda, son 20 yıl içerisinde OECD ülkelerinin dörtte üçünde zenginlerle yoksullar arasındaki eşitsizlik arttı. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2008 yılında yayınladığı “OECD Ülkelerinde Gelir Dağılımı ve Yoksulluk” raporunda, son 20 yıl içerisinde OECD ülkelerinin dörtte üçünde zenginlerle yoksullar arasındaki eşitsizlik arttı. Ekonomik gelişmeden zenginler daha fazla pay alırken, yoksulların payına sinir hastalıkları düştü. Hastalık, OECD ülkeleri arasında gelir eşitliği bakımından en kötü 2. olan Türkiye’de giderek artıyor. Türkiye’de her geçen yıl artan yoksul sayısı, 2008’de Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yaptığı araştırmaya göre nüfusun yüzde 18.56’sı iken Ankara Ticaret Odası’nın yaptığı araştırmalarda aynı rakam yüzde 74 şeklinde karşımıza çıkıyor.Küresel ekonomik krizle birlikte sürekli artan yoksulluk ve işsizlik sorunu ise ruh sağlığını da olumsuz yönde etkiliyor. Türkiye Psikiyatri Derneği, yoksulluk ve işsizliğin depresyon, intihara bağlı ölüm, alkol ve madde kullanımı gibi birçok psikiyatrik hastalık ve soruna neden olduğuna dikkat çekiyor. Dernek yöneticileri ayrıca, kayıt dışı çalışmanın da işçilerde iş yükünü arttırmaya bağlı olarak benzer sorunlara yol açabileceğini ekliyorlar. “Ülkemizde uygulanmaya çalışılan sağlık politikalarıyla tedavi için harcanan para her geçen gün artarken, toplumsal koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan pay sürekli düşüyor” dernek yöneticileri bazı insanların hastanelere gidemez hale geldiklerine dikkat çekerek sağlık politikalarının gözden geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Çalışan da çalışmayan da...Küresel ekonomik kriz bir yandan işsiz kalma korkusu yaratırken diğer yandan çalışma koşulları üzerinde baskıya dönüşüyor. İşten atmalarla beraber çalışmaya devam eden işçiler atılan işçilerin de yükünü taşımak zorunda kaldıkları için aşırı iş yükü de katlanarak artıyor. Kriz çalışmakta olan işçiler üzerinde, işsiz kalma korkusu nedeniyle, daha fazla çalışma mecburiyetine dönüşüyor. Aşırı iş yükü de çalışanlar üzerinde ağır tahribata yol açacak strese neden oluyor.

Psikiyatri Derneği’nin çözüm önerileriTürkiye Psikiyatri Derneği ekonomik krizin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini gidermek için altı maddelik bir bildirge yayınladı:*İşsizlik ve yoksullukla mücadelede ciddi politikalar geliştirilmelidir.*İşsizlik yardımının miktarı, kapsamı ve süresi arttırılmalıdır.*Sağlık ve ruh sağlığı hizmetleri ücretsiz ve kolay ulaşılabilir olmalıdır. İşsiz bırakılan kesimlere yönelik ücretsiz ruhsal destek üniteleri kurulmalıdır.*Özellikle işsiz kesimdeki ailelerin çocukları beslenme, vitamin desteği, viral ve enfeksiyoz hastalıklar açısından düzenli aralıklarla ve tamamen ücretsiz olarak izlenmeli ve gerekli tedavi ve beslenmeleri sağlanmalıdır.*Çalışan kesimlerden sağlık hizmetlerinde alınan katkı payları ve ilaç yüzdeleri kaldırılmalıdır.

Öğrencilere gözaltında işkence

Ankara DTCF’deki son saldırıyı kınamak isteyen öğrenciler, gözaltına alınarak işkenceye maruz kaldıAnkara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde (DTCF) bir süredir yaşanan ülkücü saldırıları protesto ettikleri için gözaltına alınan 7 öğrenci, işkence gördü. İHD Ankara Şubesi’nde açıklama yapan öğrenciler, suç duyurusunda da bulunacak.Gözaltında işkence gördüklerini iddia eden öğrenciler dün İHD Ankara Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Öğrencilerden Yaşar Çalışkan, gözaltına alan polislerin kendilerini halka ‘terörist’ olarak göstererek linç ettirmeye çalıştıklarını söyledi. Çalışkan, DTCF’de provokasyonlar ve polis şiddeti sürdüğü sürece bunun son bulması için mücadele eden arkadaşlarının yanında olmaya devam edeceklerini söyledi. Gözde Yıldız ise iki kişi olarak Sıhhiye Köprüsü’nün altında gözaltına alındıklarını, iki saat boyunca gözaltı aracında dolaştırıldıklarını, gözaltı süresi boyunca cinsel taciz, şiddet ve psikolojik baskı gördüklerini belirtti. ‘Linç ettirmek istediler’Halil Sönmez de iki arkadaş olarak, DTCF’ye polisin kendilerini almaması üzerine, okulun hemen üst kısmında bulunan Yüksek İhtisas Hastanesi bahçesinde beklediklerini söyledi. Beklerken polislerin gelip kimlik sorduğunu ve sorgusuz, sualsiz üzerlerine silah doğrultup, tehdit ettiğini, silahlarla ve sert cisimlerle vurmaya başladıklarını anlatan Sönmez, kanlar içinde kaldıkları yetmezmiş gibi, polisin kışkırtması sonucu, hastane bahçesindekiler tarafından küfür ve saldırılarına maruz kaldıklarını söyledi. Emniyette kayıtları tutulmadıEmniyet Müdürlüğü’ne götürüldüklerinde kendilerini teslim eden polislerin isim vermemesi gerekçesiyle kayıtlarının yapılmadığına dikkat çeken Sönmez, 8 saatlik gözaltı sürelerinin kayıtlara geçmediğini, ancak savcılığa çıkarılacakken kayıt edildiklerini ifade etti. Polisin müdahalesi sonucu yaralanan ancak gözaltına alınmayan öğrencilerden Zelal Karataş ise “Rektörlükten, Dekanlıktan izinleri olduğunu söyleyerek bu güçler bize saldırıyor” dedi. Gözaltında işkence gören öğrenciler önümüzdeki hafta içerisinde, ellerindeki adli tıp raporları ile birlikte polisler hakkında suç duyurusunda bulunacaklar.

F tipinde tecrit ve işkence devam ediyor

Çeşitli F tipi cezaevlerindeki kalan tutuklu ve hükümlülerle görüşülerek Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) tarafından hazırlanan rapor, tutukluların şikayetleri arasında ilk sıralarda tecrit ve işkence olduğunu ortaya koydu. Çeşitli F tipi cezaevlerindeki kalan tutuklu ve hükümlülerle görüşülerek Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) tarafından hazırlanan rapor, tutukluların şikayetleri arasında ilk sıralarda tecrit ve işkence olduğunu ortaya koydu. ÇHD İstanbul Şubesi’nde dün yapılan basın toplantısında açıklanan rapor, Tekirdağ 1 ve 2 No’lu, Edirne, Kandıra 1 ve 2 No’lu ve Bolu F Tipi Cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlülerle yapılan görüşmeler sonucu oluşturuldu. Raporda tutuklu ve hükümlülerin şikayetlerinin yanı sıra, Adalet Bakanlığı’na bir dizi önerilerde bulunuldu. Tutuklu ve hükümlülerin şikayetlerinin başlıcaları şöyle: * 45/1 sayılı Sohbet Hakkı genelgesinin ve sohbet hakkının uygulanmaması* Dış dünya ile ilişkilerin kesilmesi (mektup, telefon, ziyaret haklarının kullanımının engellenmesi)* Sağlık koşulları* Cezalandırmalar ve aramalar* Şikayetler ve etkin soruşturma* İşkence ve kötü muamele * Yayın yasaklarıAdalet Bakanlığı’na öneriler* 45/1 sayılı genelgenin uygulanmasının önündeki tüm engeller kaldırılmalı, tutuklu ve hükümlülerin bir araya gelebilmeleri sağlanmalıdır. Ayrıca kişilerin sosyalleşebileceği alanlara, tretmana bağlı olmaksızın çıkmasının olanakları yaratılmalıdır. * Cezaevlerinin denetlenmesi, izlenmesi, yaşanan ve yaşanabilecek sorunların çözümü için kitle örgütleri, barolar, tabip odaları, tutuklu aileleri örgütleri, aydın ve sanatçılardan oluşacak, etkin izleme, denetleme, müdahale yetkilerine sahip izleme kurulları oluşturulmalıdır.* Tutuklu ve hükümlülerin dış dünya ile iletişiminin engellenmesine dönük ağır disiplin cezalarına son verilmelidir.* Kötü muamele ve işkence iddialarına ilişkin etkin soruşturma yürütebilecek mekanizmalar oluşturulmalıdır.* Tüm tutulanların sağlık hizmetlerinden etkin şekilde faydalanması sağlanmalı, cezaevindeki kişilerin her an ulaşabildikleri doktor, diş hekimi ve sağlık görevlisi bulunmalı, bu kişilerin görevlerini nasıl yaptıkları denetlenmeli, durumu ağır olan ve cezaevinde tedavisi mümkün olmayan kişilerin hastaneye sevki sağlanmalıdır* Tutuklu ve hükümlülerin temel ihtiyaçlarının karşılanması konusunda keyfi uygulamalara son verilmeli, yemek, içme suyu, sıcak su ve ısınma konusundaki sorunlar ortadan kaldırılmalıdır.

Adana mitinginde binlerce kişi yürüdü

Adana’da sendikalara ve meslek örgütlerine üye binlerce emekçi krize karşı talepleri için yürüdüAdana’da düzenlenen ‘Krize, işten atmalara, işsizliğe, yoksulluğa, özelleştirmelere ve savaşlara karşı emeğin birleşik mücadelesini yükseltelim’ mitingine binlerce işçi ve emekçi katıldı. Çevre illerden de katılım sağlanan mitingde saldırılara karşı ortak mücadele çağrısı yapıldı. Türk-İş, DİSK, KESK, TMMOB, Adana Tabip Odası ve Adana Eczacılar Odası’nın düzenlediği mitinge katılan işçiler, kamu emekçileri, kadınlar, işsizler ve üretici köylüler Mimar Sinan Açıkhava Tiyatrosu önünde toplandılar. Mitinge Mersin Limanı’nda Akan-Sel isimli taşeron firmada çalışan ve TÜMTİS’e üye oldukları için işten atılan ve 20 gündür direnen işçiler de katıldı. Liman işçileri, “Limana sendika girecek başka yolu yok”, “Yaşasın sınıf dayanışması” sloganlarıyla taleplerini dile getirdiler. İşçiler ilerleyen günlerde dayanışma etkinliği düzenleyeceklerinin de duyurusunu yaptılar. İki koldan yüründüToplanmanın ardından İki koldan mitingin yapılacağı Uğur Mumcu Meydanı’na hareket eden emekçiler, yürüyüş sırasında “Krizin yükü patronlara”, “Genel grev genel direniş”, “Yaşasın iş, ekmek, özgürlük mücadelemiz”, “Liman işçisi yalnız değildir”, “Katil İsrail, işbirlikçi AKP”, “Filistin halkı yalnız değildir” sloganlarını attılar. Soğuk hava ve yağan yağmura rağmen miting boyunca coşku hiç bitmedi. Yürüyüş sırasında Uğur Mumcu’nun ölüm yıldönümü nedeniyle öldürülen gazetecilerin resimleri taşındı.Mitinge KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek, KESK Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Akman Şimşek, TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Güngör, Genel-İş Başkanı Erol Ekici ve Genel İş Genel Merkez Mali İşler Daire Başkanı Fahrettin Tecimer de katılarak destek verdi. Miting alanında konuşma yapan KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek, sermayenin krizin faturasını emekçilerin üzerine yıkmaya çalıştığını belirterek “Bu krizi emekçiler yaratmadı emekçiler faturasını ödemeyecek” dedi. (Adana/EVRENSEL)
İzmir’de mücadele çağrısıİzmir’de Birlikte Başarabiliriz Platformunun düzenlediği krize karşı düzenlediği eylem Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleşti. Düzenlenen basın açıklamasına Platform üyesi kurumların dışında KESK Genel Başkanı Sami Evren, ÖDP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, DTP Hakkari Milletvekili Hamit Geylani, KESK İzmir Şubeler Platformu, DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş ve Genel-İş Yöneticileri, TTB Merkez Konsey Delegesi Zeki Gül, Türk Diş Hekimleri Derneği 2. Başkanı Tülay İrmek, kadrolu iş talebiyle mücadele veren Kürşat- Vira taşeron işçileri, Aliağa’nın Güzelhisar Köyü’nde Dökümcüler Sitesi yapılmasına karşı mücadele eden köylüler katıldı.Sami Evren, Ufuk Uras ve Hamit Geylani yaptıkları konuşmalarda AKP Hükümeti’nin politikaları eleştirildi. Sami Evren üstü kapatılan Şemdinli olaylarının ve Susurluk Çetelerinin tüm yönleriyle açığa çıkarılmasını istiyoruz diyerek Ergenekon Davasına da değinirken, Ufuk Uras Kürşat-Vira Taşeron işçilerinin mücadelesini selamlayarak başladığı konuşmasında birlikte mücadele etmenin gerekliliğini vurguladı. Hamit Geylani ise 24 Ocak kararlarının yıkıcı etkilerinden ve bugünkü krizin etkilerinden bahsettiği konuşmasında Kürt sorununa da değinerek “25 yıllık şiddet, çatışma savaş halini çözmesi mümkün gözükmüyor. Bunu çözecek olan sizlersiniz, birlikte mücadeledir” dedi. Kürşat-Vira Taşeron işçileri adına söz alan Özkan Kılıç’ta verdikleri mücadeleyi anlattıktan sonra kendilerine destek veren İzmir Birlikte Başarabiliriz Platformu’na teşekkür etti.

Kriz intihar ettiriyor

Kriz bahane edilerek yaratılan işsizlik terörü ve büyüyen yoksulluk örgütsüz, mücadele ve gelecek umudunu yitiren emekçileri bunalıma sürüklüyorKıraç’ta Canteks fabrikasında çalışan Mustafa Karamuh, borçları nedeniyle girdiği depresyon sonucu intihar etti. Türkiye Psikiyatri Derneği’nin, yoksulluk ve işsizliğin depresyon, intihara bağlı ölüm, alkol ve madde kullanım bozuklukları gibi birçok psikiyatrik hastalık ve soruna neden olduğunu açıkladığı saatlerde yaşanan bu olay söylenilenleri doğrular nitelikte. 4 bin liraya yakın kredi borcu bulunan ve ev kirasını da ödeyemediği öğrenilen Karamuh, asgari ücretle çalışan bir tekstil işçisi. Evli ve bir çocuk sahibi Karamuh’un sorunlarından kurtulmak için seçtiği yol, örgütsüzlük, yalnızlık ve çaresizliğin sonucu olarak gösteriliyor. Bu nedenle örgütlü işçi sayısının 3 milyonun altında olduğu Türkiye’de intihar vakalarının giderek artması bekleniyor. Tekstil İşçisi Mustafa Karamuh’un yakınları ve iş arkadaşları sorunları görmezden gelerek memleketi tozpembe gösteren hükümete tepki gösteriyor. Karamuh’un arkadaşı Doğan, “Tayip Bey duysun! Mustafa, 3 bin TL için kendini astı” diyerek hükümeti göreve çağırıyor. Hükümetin vatandaşın ne hale geldiğini görmesini isteyen Doğan, artık bu yaşanılanlara dur deme vaktinin geldiğini ifade ediyor. İş arkadaşlarından Ekrem, aldıkları ücret yetmediği için sürekli mesai yapmak zorunda kaldıklarını söylüyor. Bu nedenle günde 12 saat çalıştıklarını dile getiren Ekrem, bu nedenle hiçbir sosyal etkinliklerinin olmadığını ve yoğun stres altında olduklarını ifade ediyor. ‘İşçi söz sahibiydi’Karamuh’un komşularından Ersan Engin, insanların bilerek borçlandırıldığına dikkat çekiyor. “Ben önceden memurdum. Eskiden memur işçinin yarı katı altındaydı. İşçi söz sahibiydi. Ben memurum diye bakkal bana ekmeği bile veresiye vermiyordu. Geçinemediğim için memurluğu bıraktım işçi oldum. İşçinin sosyal hakları vardı. İyi bir geliri vardı. Bir işyerinde anlaşamıyorsa, işi bırakıp başka yere gidiyordu. Ne yaptı patronlar işçiyi ezmek için birleştiler ve hükümetler de bunlara destek verdi. Bu hale düştük. Yaşam koşullarımızı bozdular, işçiyi borçlandırdılar. Asgari ücrete mahkum edildik. Bir de bankalara borçlandık. Artık bizi kapıdan kovsalar da içeriye girmeye çalışıyoruz. Eskisi gibi seçeneklerimiz kalmadı” diyen Engin, ağır bedeller ödenerek kazanılan hakların kaybedilmesinden dolayı insanların bunalıma sürüklendiklerini belirtiyor. Ücreti kadar taksit…İş arkadaşı Vedat Özdemir, Karamuh’un asgari ücretle geçinemediği için bankadan ihtiyaç kredisi aldığını dile getirdi. Ancak bankaya borcunu ödeyemediği için yapılan taksitlendirme nedeniyle maaşından her ay 350 TL kesildiğini aktaran Özdemir, “Zaten asgari ücretle çalışıyoruz. Banka aldığı ücretin büyük çoğunluğunu kesiyor. 320 TL ev kirası da var. Evini geçindirmesi için geriye hiçbir şey kalmıyor zaten” diyor. Karamuh’un daha önceki evinden de kirasını ödeyemediği için çıkartıldığına değinen Özdemir, bu yaşam koşullarında geçinebilmenin mümkün olmadığını belirtiyor. Mustafa Karamuh’un yeğeni Erdem Karamuh ve kardeşi Ayhan Karamuh ise, Ağabeylerinin gururuna yediremediği için intihar ettiğini söylüyorlar. (İstanbul/EVRENSEL)
Örgütsüzlüğün acı sonucuDoç. Dr. Serdar M. Degirmencioğlu: Şu an yaşanılan krizin bireyleri borçlandıracağı ve evin para kazandıran kişilerini daha da zorlayacağı ortada. Kişilerin kendi haklarını savunamıyor olmaları ve sendikalar gibi kendi mücadele kurumlarından uzak olmaları insanları bireysel çözümlere itebiliyor. Bu işin faili bankalardır. İnsanları kredi kartından sonra, normal kredi ve ek hesap gibi yollarla bilerek borçlandırmaktadırlar. Bu gizli saklı yapılan bir şey değil. İnsanların cep telefonlarına bile bankalardan kolay kredi mesajları geliyor. Bu borçlandırma sayesinde intihar olayları beklenen bir sonuç. Korkunç olsa da yaygınlaşarak artacaktır. Sadece intihar değil, aile içi ve başkalarına yönelik şiddeti de artıracak. Bu sistem sorunu intihar ve şiddet anlamında geri dönüyor. Bu mesele bir toplu çıkar meselesidir. Çünkü bu konuda mağdur olan bir toplum vardır ve toplu çıkar söz konusu olduğu için toplu bir muhalefetin oluşturulması gerekmektedir.