Önümüzdeki hafta yapılacak NATO’nun 60’ıncı kuruluş yıldönümü zirvesi öncesinde Federal Alman Meclisi’nde hükümet açıklaması yapan Merkel, NATO’nun önemine vurgu yaptı ve Almanya’nın ittifakın ve müttefiklerinin ortaya koyduğu dayanışmaya çok şey borçlu olduğunun altını çizdi. NATO ve AB arasındaki işbirliğinin çok önemli olduğunu, ancak bu işbirliğinin geliştirilmesi konusunda bazı engellerin bulunduğunu belirterek, “Özellikle Türkiye ve Kıbrıs arasındaki sorunlar pratik çözümlere ulaşılmasında zorluk yaratıyor” görüşünü dile getirdi. Merkel, NATO ve AB arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi konusunda görüşmeler yapıldığında özellikle bu sorunların gündeme geldiğini ve saatlerce süren görüşmelerden bu nedenle sonuç alınamadığını kaydetti.
‘Temel madde korunsun’
NATO’nun Almanya ve tüm Avrupa için büyük bir şans olduğunu belirterek, günümüzde barış ve özgürlük içinde yaşamalarını NATO’ya borçlu olduklarını söyledi. İttifak üyesi 26 ülkenin liderini bir araya getiren zirvede yeni bir stratejik konsept için çalışılmaya başlanacağına işaret eden Merkel, “önlemeye” odaklanılmasını istedi ve BM ile işbirliğinin güçlendirilmesini talep etti. Dünyada yeni ortaya çıkan sorunların çözümü için NATO’nun da kendisini yenilemesi ve yeni bir strateji tasarısı hazırlaması gerektiğini ifade eden Merkel, bir üye ülkeye yapılacak olası saldırının tüm ittifaka yapılmış sayılacağı şeklindeki temel maddenin korunması gerektiğini vurguladı. Merkel ayrıca güvenlik konularında Rusya ile daha fazla işbirliği yapılması gerektiğini söyledi. Rusya’yı çok iyi bir ortak olarak kazanmak istediklerini kaydeden Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin NATO’nun askeri kanadına dönme kararını takdirle karşıladığını sözlerine ekledi.
Sol Partililerden protesto
Bu arada meclisteki oturum sırasında Sol Parti milletvekilleri, NATO zirvesi sırasında yapılmak istenen gösterilere sınırlama getirilmesini protesto etti. Olağanüstü NATO zirvesi 3-4 Nisan tarihlerinde, Almanya’nın Kehl kentiyle Fransa’nın Strasbourg kentlerinde yapılacak.
27 Mart 2009 Cuma
Kurucusu Jitem’i anlattı
Hep ‘Yok’ denildi!
Varlığı hep yalanlanan Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele’nin (Jitem) ‘arşiv’i Ergenekon tutuklusu emekli Binbaşı Arif Doğan’da çıktı. Buna göre 1987’de oluşturulan Jandarma İstihbarat Grup ve Tim Komutanlıkları, ‘Teröre karşı etkin olmak için istihbarat, sorgu ve operasyon bütün olmalı’ talebiyle 1988’de Jitem adını aldı.
‘Deşifre olmadan...’
Jitem’ciler, ‘(PKK) örgütü geri bölgesinde vurmak için, bir başka (yasadışı) örgütle’ temastaymış. Bir belgede ‘evleri havaya uçurup, PKK bildirisi bırakmak’tan söz ediliyor. Bir diğer belgeden: “PKK’ya yöre halkının antipatisini kazandıracak hareketleri deşifre olmadan uygun dozda yapma...”
Ersever’in silahı
“Yöre halkı adil-otoriter davranıştan hoşlanır, bu suçluyu adil yargılayıp anında infaz durumunu ortaya çıkarır” denilen belgelerde, ‘istihbarat timlerinin illegal tedbirler alması normal’ ifadesi de var. Arşivin çıktığı depodaki bir Kalaşnikof, Jitem’in kurucularından Cem Ersever’e ait olabilir!
Varlığı hep yalanlanan Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele’nin (Jitem) ‘arşiv’i Ergenekon tutuklusu emekli Binbaşı Arif Doğan’da çıktı. Buna göre 1987’de oluşturulan Jandarma İstihbarat Grup ve Tim Komutanlıkları, ‘Teröre karşı etkin olmak için istihbarat, sorgu ve operasyon bütün olmalı’ talebiyle 1988’de Jitem adını aldı.
‘Deşifre olmadan...’
Jitem’ciler, ‘(PKK) örgütü geri bölgesinde vurmak için, bir başka (yasadışı) örgütle’ temastaymış. Bir belgede ‘evleri havaya uçurup, PKK bildirisi bırakmak’tan söz ediliyor. Bir diğer belgeden: “PKK’ya yöre halkının antipatisini kazandıracak hareketleri deşifre olmadan uygun dozda yapma...”
Ersever’in silahı
“Yöre halkı adil-otoriter davranıştan hoşlanır, bu suçluyu adil yargılayıp anında infaz durumunu ortaya çıkarır” denilen belgelerde, ‘istihbarat timlerinin illegal tedbirler alması normal’ ifadesi de var. Arşivin çıktığı depodaki bir Kalaşnikof, Jitem’in kurucularından Cem Ersever’e ait olabilir!
Gözaltında Guantanamo işkencesi
BURSA polisinin, ABD’nin Guantanamo üssü ile gizli işkence merkezlerinde tutuklulara uygulanan su işkencesini, gözaltında tuttuğu Ender Bulhaz Aktürk’e uyguladığı iddia edildi.
Bursa’da 18 Mart Çarşamba günü gözaltına alınan Aktürk’e Guantamano üssünde tutuklulara yapılan “waterboarding- su işkencesi” adlı işkence yönteminin kullanıldığı iddia edildi. Avukatının verdiği bilgilere göre Aktürk iki gün boyunca ters askı, falaka, kaba dayak, buza yatırma, tazyikli su gibi işkencelere maruz kaldı. Aktürk’ün bu nedenle hastaneye kaldırıldığı belirtildi. Avukatlar doktor raporlarını bekliyor, suç duyurusunda bulunacak.
SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULACAK
Bursa’nın Kestel ilçesinde Polis İsmail Özbek’i öldürmekle suçlanan, şu an Bursa H Tipi cezaevinde tutulan Ender Bulhaz Aktürk’ün avukatı, iki günlük gözaltı sürecinde Aktürk’e ağır işkence yapıldığını söylüyor. Gümüştaş’ın verdiği bilgiye göre, Aktürk kendisine iki gün boyunca ters askı, falaka, kaba dayak, buza yatırma, tazyikli su gibi işkencelerin uygulandığını anlattı.
Cezaevi hekiminin muayene ettikten sonra Uludağ Üniversitesi hastanesine ve devlet hastanesine gönderdiği Aktürk’le ilgili raporları beklediklerini, İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) da bir rapor hazırlayacağını söyleyen Gümüştaş, dosyayı oluşturduktan sonra işkenceyle ilgili suç duyurusunda bulunacaklarını aktardı.
2 GÜN ‘BİZDE DEĞİL’ DENDİ
Gümüştaş’ın verdiği bilgiye göre, Aktürk 18 Mart’ta saat 14.15 sularında gözaltına alındı. Polis ancak 20 Mart’ta, saat 12.00’de avukat çağırdı.Bu süre boyunca Bursa ve İstanbul polisine Aktürk’ü sorduklarını ancak Bursa polisinin “Bizde değil” yanıtını verdiği anlatan Gümüştaş, işkencenin yanı sıra, avukat hakkının da ihlal edildiğini söylüyor.
Terörle Mücadele Yasası’na göre, avukat görüşmesine bir günlüğüne izin verilmeyebilir. Ama bu iki gün olamaz. Cezası 5 yıl ve üzerinde olan suçlarda, polisin avukatı olup olmadığını sorması, yoksa Barodan avukat istemesi gerekirdi.
İDDİALAR SORUŞTURULMADI
Gümüştaş, tutuklama kararı veren Bursa Sulh Ceza Mahkemesi’nin de Aktürk’ün işkence iddiasına karşın hiçbir soruşturma başlatmadığını bildirdi. 20 Mart’ta, linç girişiminde bulunan kalabalık nedeniyle Aktürk ve avukatları Kestel İlçe Adliyesi’nde yaklaşık 10 saat boyunca mahsur kalmışlardı. Gümüştaş “İlçe emniyet müdürü, Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, kaymakamlık bir önlem almadı. Güvenlik gece 11’den itibaren alındı. Bu da Bursa Barosu’nun ve sivil toplum örgütlerinin deveye girmesiyle mümkün oldu” dedi. Gümüştaş, yetkililer hakkında da suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi. (BURSA)
Bursa’da 18 Mart Çarşamba günü gözaltına alınan Aktürk’e Guantamano üssünde tutuklulara yapılan “waterboarding- su işkencesi” adlı işkence yönteminin kullanıldığı iddia edildi. Avukatının verdiği bilgilere göre Aktürk iki gün boyunca ters askı, falaka, kaba dayak, buza yatırma, tazyikli su gibi işkencelere maruz kaldı. Aktürk’ün bu nedenle hastaneye kaldırıldığı belirtildi. Avukatlar doktor raporlarını bekliyor, suç duyurusunda bulunacak.
SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULACAK
Bursa’nın Kestel ilçesinde Polis İsmail Özbek’i öldürmekle suçlanan, şu an Bursa H Tipi cezaevinde tutulan Ender Bulhaz Aktürk’ün avukatı, iki günlük gözaltı sürecinde Aktürk’e ağır işkence yapıldığını söylüyor. Gümüştaş’ın verdiği bilgiye göre, Aktürk kendisine iki gün boyunca ters askı, falaka, kaba dayak, buza yatırma, tazyikli su gibi işkencelerin uygulandığını anlattı.
Cezaevi hekiminin muayene ettikten sonra Uludağ Üniversitesi hastanesine ve devlet hastanesine gönderdiği Aktürk’le ilgili raporları beklediklerini, İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) da bir rapor hazırlayacağını söyleyen Gümüştaş, dosyayı oluşturduktan sonra işkenceyle ilgili suç duyurusunda bulunacaklarını aktardı.
2 GÜN ‘BİZDE DEĞİL’ DENDİ
Gümüştaş’ın verdiği bilgiye göre, Aktürk 18 Mart’ta saat 14.15 sularında gözaltına alındı. Polis ancak 20 Mart’ta, saat 12.00’de avukat çağırdı.Bu süre boyunca Bursa ve İstanbul polisine Aktürk’ü sorduklarını ancak Bursa polisinin “Bizde değil” yanıtını verdiği anlatan Gümüştaş, işkencenin yanı sıra, avukat hakkının da ihlal edildiğini söylüyor.
Terörle Mücadele Yasası’na göre, avukat görüşmesine bir günlüğüne izin verilmeyebilir. Ama bu iki gün olamaz. Cezası 5 yıl ve üzerinde olan suçlarda, polisin avukatı olup olmadığını sorması, yoksa Barodan avukat istemesi gerekirdi.
İDDİALAR SORUŞTURULMADI
Gümüştaş, tutuklama kararı veren Bursa Sulh Ceza Mahkemesi’nin de Aktürk’ün işkence iddiasına karşın hiçbir soruşturma başlatmadığını bildirdi. 20 Mart’ta, linç girişiminde bulunan kalabalık nedeniyle Aktürk ve avukatları Kestel İlçe Adliyesi’nde yaklaşık 10 saat boyunca mahsur kalmışlardı. Gümüştaş “İlçe emniyet müdürü, Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, kaymakamlık bir önlem almadı. Güvenlik gece 11’den itibaren alındı. Bu da Bursa Barosu’nun ve sivil toplum örgütlerinin deveye girmesiyle mümkün oldu” dedi. Gümüştaş, yetkililer hakkında da suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi. (BURSA)
41 çocuğa 143 yıl hapis
Adana’da altı çocuk hakkında daha hapis cezası verildi. Altı çocukla beraber son beş ayda Adana’da 41 çocuk hakkında ceza verilmiş oldu. 41 çocuğa verilen toplam ceza ise 143 yıl 6 ay 9 gün. Ülkenin birçok yerinde çocuklara verilen cezalar ertelenirken, Adana’da ise verilen cezalar ertelenmedi. Gerekçe ise; çocukların ‘tekrar aynı suçu işleme’ olasılığı!
6 ÇOCUĞA 25 YIL
Adana’da çocuklara ceza yağmaya devam ediyor. Adana’nın Barbaros Mahallesi’nde 13 Ocak 2008’de izinsiz gösteri yapıp “Abdullah Öcalan lehine slogan attıkları”, “Polise taş attıkları” gerekçesiyle S.A. (14), Ç.S (17), D.T (14), E.A (17) H.A (15) O.Ç (15) isimli altı çocuk ve Yusuf Orak hakkında açılan dava 23 Mart’ta karara bağlandı. “Yasadışı örgüt adına görev üstlenme ve suç işleme”, “Yasadışı örgüt propagandası yapmak”, “Terör amaçlı mala zarar verme” suçlamalarıyla 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan 6’sı çocuk 7 kişiye toplam 7’er yıl 6’şar ay hapis cezası verildi. Çocukların yaşlarının küçük olmasından dolayı indirme gidilirken, 6 çocuk toplam 25 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Adana’da hala 164 çocuğun yargılanmasına devam ediliyor. 164 çocuktan 54 tanesi Pozantı Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.
MAHKEME: TEKRAR SUÇ İŞLERLER!
Diyarbakır ve birçok şehirde çocuklara verilen cezalar ertelenirken Adana’da tutuklanan çocukların cezaları ertelenmedi. Gerekçe ise iddianamede şöyle yer aldı; “Çocukların ayrı ayrı kişilikleri ve işledikleri suçun toplumsal boyutu göz önüne alınarak, gelecekte bir daha suç işlemeyecekleri hususunda mahkememize kanaat gelmediğinden CMK’nın 231. Maddesi uyarınca haklarında verilen hükmün açıklamasının geri bırakılmasına yer olmadığına…”
ÇOCUK OLMAK SUÇ
Çocukların yakalanma ve ceza verilme aşamasında ise somut delil yer almıyor. Çocuklara verilen cezalar polis fezlekesine dayanılarak verilirken mahkemede tanık olarak polis ve jandarmalar dinleniyor. Çocuklar İHD’ye yaptıkları başvurularda polislerin kendilerini gözaltına alırken terli olup olmadıklarını ve kalplerini dinleyerek karar verdiğini belirtiyorlar. Mahallede oyun oynarken terleyen ve kalp atışı hızlanan çocuklarda eyleme katıldıkları gerekçesi ile gözaltına alınabiliyorlar.
Tutukluluk çocuklarda travmaya neden olur
Hükümetin çocukları da “terörle mücadele” kapsamına sokmasıyla son üç yılda yüzlerce çocuk bir eyleme katıldıkları ya da propaganda yaptıkları iddiasıyla tutuklanıp cezaevine gönderildi.
Mehmet Ali Şahin’in bir soru önergesine verdiği cevaba göre, TMK ve TCK’deki terör suçlarından 2006 ve 2007’de 1572 çocuk hakkında dava açıldı. Özellikle Diyarbakır, Adana, Van, Hakkari gibi illerde yoğunlaşan tutuklamalar, çocukların haklarında açılan ve ağır cezalar istenen davalar süresince de sürdü. Mahkemeler, hak savunucularının, hukukçuların itirazlarına; uluslararası sözleşmeler ve yasalardaki açık düzenlemelere rağmen, Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Kanunu’na dayanarak tahliye taleplerini reddetti.Çocukların terör suçlarıyla yargılanmasına son verilmesi için çalışan Çocuklar İçin Adalet Girişimi üyesi ve sosyal hizmet uzmanı Emrah Kırımsoy cezaevinin çocuklar üzerinde yol açtığı travmaları sıraladı.
BÜYÜK SORUNLARA NEDEN OLUR
Çocukların tutuklu yargılanma telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olacağı uyarısında bulunan Kırımsoy ve yaşana bilecekleri şöyle sıraladı: “Çocuğun bütün bu sosyal destek sistemlerden birden koparılması ve yargılama boyunca kapalı kurumda tutulmasının farklı derecede travmaya yol açıyor. Araştırmalar, çocukların kabuslar, flaşbekler, uyku bozuklukları, duygusal hissizlik, yabancılaşma, sosyal ortamlardan kaçınma, kendi içine kapanma, sosyal ilişkilerde zorlanma, yoğun öfke, antisosyal davranışlar, fiziksel yakınmalar ve intihar düşünceleri gibi belirtiler görüldüğünü saptıyor.” Çocukların hemen hemen hepsinin cezaevine ilk girişten itibaren farklı düzeylerde yalnızlık, korku, endişe, öfke, kızgınlık gibi duyguları yaşadıklarını dile getiren Kırımsoy, “Süre uzadıkça terk edilmişlik, gelecekten beklentilerin düşmesi gibi sonuçlar ortaya çıkabilir” dedi. (İSTANBUL)
ENGİZİSYON DÖNEMİ GİBİ
Konu ile ilgili görüştüğümüz İHD Adana Şube Başkanı Ethem Açıkalın, Adana’da Kürt çocuklarına karşı tutumun engizisyon dönemini arattığını söyledi. Çocuklar hakkında hazırlanan iddianamelerin polis fezlekelerine dayandığını belirten Açıkalın, çocuklara polisleri yaralama suçunun da isnat edildiğini aktardı. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı davrandığını ifade eden Açıkalın, ayrıca çocukların çocuk mahkemesi yerine özel yetkili ceza mahkemelerinde yargılandığına da dikkat çekti.
6 ÇOCUĞA 25 YIL
Adana’da çocuklara ceza yağmaya devam ediyor. Adana’nın Barbaros Mahallesi’nde 13 Ocak 2008’de izinsiz gösteri yapıp “Abdullah Öcalan lehine slogan attıkları”, “Polise taş attıkları” gerekçesiyle S.A. (14), Ç.S (17), D.T (14), E.A (17) H.A (15) O.Ç (15) isimli altı çocuk ve Yusuf Orak hakkında açılan dava 23 Mart’ta karara bağlandı. “Yasadışı örgüt adına görev üstlenme ve suç işleme”, “Yasadışı örgüt propagandası yapmak”, “Terör amaçlı mala zarar verme” suçlamalarıyla 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan 6’sı çocuk 7 kişiye toplam 7’er yıl 6’şar ay hapis cezası verildi. Çocukların yaşlarının küçük olmasından dolayı indirme gidilirken, 6 çocuk toplam 25 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Adana’da hala 164 çocuğun yargılanmasına devam ediliyor. 164 çocuktan 54 tanesi Pozantı Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.
MAHKEME: TEKRAR SUÇ İŞLERLER!
Diyarbakır ve birçok şehirde çocuklara verilen cezalar ertelenirken Adana’da tutuklanan çocukların cezaları ertelenmedi. Gerekçe ise iddianamede şöyle yer aldı; “Çocukların ayrı ayrı kişilikleri ve işledikleri suçun toplumsal boyutu göz önüne alınarak, gelecekte bir daha suç işlemeyecekleri hususunda mahkememize kanaat gelmediğinden CMK’nın 231. Maddesi uyarınca haklarında verilen hükmün açıklamasının geri bırakılmasına yer olmadığına…”
ÇOCUK OLMAK SUÇ
Çocukların yakalanma ve ceza verilme aşamasında ise somut delil yer almıyor. Çocuklara verilen cezalar polis fezlekesine dayanılarak verilirken mahkemede tanık olarak polis ve jandarmalar dinleniyor. Çocuklar İHD’ye yaptıkları başvurularda polislerin kendilerini gözaltına alırken terli olup olmadıklarını ve kalplerini dinleyerek karar verdiğini belirtiyorlar. Mahallede oyun oynarken terleyen ve kalp atışı hızlanan çocuklarda eyleme katıldıkları gerekçesi ile gözaltına alınabiliyorlar.
Tutukluluk çocuklarda travmaya neden olur
Hükümetin çocukları da “terörle mücadele” kapsamına sokmasıyla son üç yılda yüzlerce çocuk bir eyleme katıldıkları ya da propaganda yaptıkları iddiasıyla tutuklanıp cezaevine gönderildi.
Mehmet Ali Şahin’in bir soru önergesine verdiği cevaba göre, TMK ve TCK’deki terör suçlarından 2006 ve 2007’de 1572 çocuk hakkında dava açıldı. Özellikle Diyarbakır, Adana, Van, Hakkari gibi illerde yoğunlaşan tutuklamalar, çocukların haklarında açılan ve ağır cezalar istenen davalar süresince de sürdü. Mahkemeler, hak savunucularının, hukukçuların itirazlarına; uluslararası sözleşmeler ve yasalardaki açık düzenlemelere rağmen, Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Kanunu’na dayanarak tahliye taleplerini reddetti.Çocukların terör suçlarıyla yargılanmasına son verilmesi için çalışan Çocuklar İçin Adalet Girişimi üyesi ve sosyal hizmet uzmanı Emrah Kırımsoy cezaevinin çocuklar üzerinde yol açtığı travmaları sıraladı.
BÜYÜK SORUNLARA NEDEN OLUR
Çocukların tutuklu yargılanma telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olacağı uyarısında bulunan Kırımsoy ve yaşana bilecekleri şöyle sıraladı: “Çocuğun bütün bu sosyal destek sistemlerden birden koparılması ve yargılama boyunca kapalı kurumda tutulmasının farklı derecede travmaya yol açıyor. Araştırmalar, çocukların kabuslar, flaşbekler, uyku bozuklukları, duygusal hissizlik, yabancılaşma, sosyal ortamlardan kaçınma, kendi içine kapanma, sosyal ilişkilerde zorlanma, yoğun öfke, antisosyal davranışlar, fiziksel yakınmalar ve intihar düşünceleri gibi belirtiler görüldüğünü saptıyor.” Çocukların hemen hemen hepsinin cezaevine ilk girişten itibaren farklı düzeylerde yalnızlık, korku, endişe, öfke, kızgınlık gibi duyguları yaşadıklarını dile getiren Kırımsoy, “Süre uzadıkça terk edilmişlik, gelecekten beklentilerin düşmesi gibi sonuçlar ortaya çıkabilir” dedi. (İSTANBUL)
ENGİZİSYON DÖNEMİ GİBİ
Konu ile ilgili görüştüğümüz İHD Adana Şube Başkanı Ethem Açıkalın, Adana’da Kürt çocuklarına karşı tutumun engizisyon dönemini arattığını söyledi. Çocuklar hakkında hazırlanan iddianamelerin polis fezlekelerine dayandığını belirten Açıkalın, çocuklara polisleri yaralama suçunun da isnat edildiğini aktardı. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı davrandığını ifade eden Açıkalın, ayrıca çocukların çocuk mahkemesi yerine özel yetkili ceza mahkemelerinde yargılandığına da dikkat çekti.
26 Mart 2009 Perşembe
ERGENEKON’A MÜEBBET iSTEMi
2. ERGENEKON İDDİANAMESİ’NDE ERUYGUR ‘1 NUMARA’ OLARAK GEÇİYOR. İKİ EMEKLİ ORGENERAL İÇİN AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS İSTENİYOR.
Ergenekon davasının 1909 sayfadan oluşan ikinci iddianamesi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianame 19’u tutuklu, 37’si tutuksuz 56 sanığı kapsıyor. 5 bölümden oluşan iddianamede, partiler içinde operasyon yürütmek, cumhuriyet mitinglerini organize etmek, darbe hazırlığı, uyuşturucu ticaretinin de aralarında bulunduğu pek çok suç bulunuyor. ‘Yakamoz’ ve ‘Eldiven’ kodlu darbe planlarına da yer verilen iddianamede emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, gazeteciler Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan ile Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz öne çıkıyor.
İddianamede savcının öne çıkan iddiaları şöyle:
* AKP’yi ve MHP’yi bölme planları yapıldı, çeşitli takip notlarıyla bunlar net şekilde anlaşıldı.
* MHP’nin de yönetim kadrosunda değişiklik yapma çalışmaları yapıldı.
* Ergenekon, CHP içinde çeşitli operasyonlar yürüttü ve operasyonların da tek amacı CHP lideri Deniz Baykal’ı devirmekti.
* CHP’nin üst yönetimi de değiştirilmeye çalışıldı.
* Zanlıların ve sanıkların telefon dinlemelerinde Deniz Baykal’a yönelik, yoğun bir şekilde devirme çalışmaları olduğu saptandı.
* Cumhuriyet Mitinglerinin organizasyonlarının Ergenekon ile bağlantıları var.
* Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme
* Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma
* Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme
* Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme
* Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme
* Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapma veya Sağlama
* Yargıç üzerinde nüfuz kullanmak
1 NUMARA ERUYGUR
İddianamede, 1 numaralı sanık olarak eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur görülüyor. Eruygur’un değişik suçlamalarla birkaç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması isteniyor. Tolon da, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanacak. Son gözaltılar sırasında bilgisayarından çıkan günlükleriyle tartışılan“Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs ve silahlı terör örgütü üyesi olmak”la suçlanan Balbay da ağırlaştırılmış müebbet hapsi istenenlerden. Balbay, gazetesi Cumhuriyet’e gönderdiği ve yayınlanmış olan yazısında, günlük tutmadığını, bilgisayarından çıkan notların işlemeler yapılarak birleştirildiğini ve bu işleme sırasında bazı bilgilerin de ‘monte’ edildiğini öne sürmüştü. Ümraniye’de bir gecekonduda ele geçirilen patlayıcılar nedeniyle başlatılan ve “Ergenekon” adı verilerek genişletilen soruşturma kapsamında hazırlanan ikinci iddianamenin kabulüyle, ikinci dava da açılmış oldu. Mahkeme, görülmekte olan “Ergenekon” davası ile ikinci davanın birleştirilmesi talebini daha sonra değerlendirecek. Duruşma tarihi 20 Temmuz 2009 olarak belirlendi.
(İstanbul/EVRENSEL)
TOLON VE ERUYGUR’A UYUŞTURUCU TİCARETİ SUÇLAMASI
Ergenekon’un ikinci iddianamesinde, Emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve Emekli Orgeneral Şener Eruygur’a, “Uyuşturucu ticareti yapma”, “Silahlı terör örgütü kurma” “Yargıç üzerinde nüfuz kullanma” gibi bir çok suçlama yöneltildi.
Emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemlerinden de sorumlu tutuldu.
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nca 56 sanık hakkında hazırlanan yeni iddianamede, Tolon ve Eruygur “örgütün üst düzey yöneticileri olmak”la suçlanıyor.
İddianamede, bu nedenle Tolon ve Eruygur, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemlerinden de sorumlu tutuluyor.
İddianamede Tolon ve Eruygur’a yöneltilen suçlamalar şöyle:
*l2863 Sayılı Kanuna Aykırılık
* Askerleri İtaatsizliğe Teşvik Etme
* Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Açıklama
* Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme
* Bir adet Ateşli Silah ve Mutat Sayıdaki Mermileri Bulundurma
* Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Tahrip Etme Amacı Dışında Kıllanma Hile ile Alma Çalma
* Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Belgeleri Temin Etme
* Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek
* Pek Az Sayıda Mermi Bulundurma veya Taşıma
* Resmi Belgede Sahtecilik
* Ruhsatsız Ateşli Silahlarla Mermileri Satın Alma veya Taşıma veya Bulundurma
* Sayı ve Nitelik Bakımından Vahim Olan Silah veya Mermileri Satın Alınması Taşınması Bulundurulması
* Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme
* Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma
* Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Olarak Bulundurma veya El Değiştirme
* Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme
* Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme
* Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme
* Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapma veya Sağlama
* Yargıç Üzerinde Nüfuz Kullanmak
* Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme
* Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek
KİM NEYLE SUÇLANIYOR
Mustafa Balbay: Devletin güvenliği ile ilgili bilgileri çalmak
Erol Mütercimler: Silahlı terör örgütüne üye olmak
Tuncay Özkan: TBMM’yi ortadan kaldırmaya teşebbüs
Adil Serdar Saçan: Silahlı terör örgütü üyeliği
Ferda Paksüt: Terör örgütüne bilerek yardım
Gürbüz Çapan: Terör örgütü üyeliği, silah bulundurma
Levent Ersöz: Hükümeti ortadan kaldırma ve silahlı isyana teşvik
Turhan Çömez: Hükümeti ortadan kaldırmak
Ercüment Ovalı: Terör örgütü üyeliği
Levent Temiz: Terör örgütü üyeliği
FERDA PAKSÜT DE SANIK
Ergenekon’un ikinci iddianamesinde Ferda Paksüt’ün de bulunduğu sürpriz sanıklar var. Sanıkların isimleri şöyle: Levent Temiz, Hakan Şanlı, Adnan Türkan, Süleyman Solmaz, Hatice Bahtiyar, Emcet Olcaytu, Adil Serdar Saçan, Hamza Demir, Fatma Sibel Yüksek, Erol Mütercimler, Mahir Akar, Mesut Özcan, Sinan Aydın Aygün, Mustafa Ali Balbay, Emin Şirin Osman Gürbüz, Ufuk Mehmet Büyükçelebi, Ercüment Ovalı, Muhammed Murat Avar, Ahmet Tuncay Özkan, Birol Başaran, Adnan Bulut, Selim Utku Gümrükçü, Ertaç Giray, Mehmet Ali Çelebi, Merdan Yanardağ, İlker Güven, Siyami Yalçın, Halis Yavuz Işıklar, Kemal Aydın, Murat Ağırel, Tunç Akkoç, Arif Doğan, Gürbüz Çapan, Neriman Aydın, Hasan Atilla Uğur, Barbaros Hayrettin Altıntaş, Ahmet Hurşit Tolon, Mehmet Şener Eruygur, Durmuş Ali Özoğlu, İbrahim Özcan, Levent Ersöz, Turhan Çömez, Doğukan Yorulmaz, Muzaffer Öztürk, Tanju Güvendiren, Eren Mumcu, Hasan Hüseyin Uçar, Noyan Çalıkuşu, Yaşar Tozkoparan, Evrim Baykara, Önder Koç, Hüseyin Nazlıkul, Yüksel Dilsiz, Hüseyin Keskin.
‘ŞEMDİNLİ DE DAHİL EDİLSİN’
Hakkari eski Milletvekili Esat Canan, Şemdinli dosyasının da Ergenekon davası kapsamına alması gerektiğini söyledi. Canan, Yüksekova Çetesi davası kapsamında Şemsettin Yurtsever isimli şahsın verdiği ifadede Yüksekova Tabur Komutanlığı’nın bahçesinde cesetlerin gömülü olduğunu iddia ettiğini, ancak bununla ilgili bir soruşturma yapılmadığını belirtti. HAKKARİ
BÜYÜKANIT VE TÜRKERİ’NİN ÜZERİNİ ÇİZMİŞLER
Ergenekon’un ikinci iddianamesinde yer alan bir şemada örgütün ‘güvenilir’ bulmadığı için Org. Büyükanıt ve Org. Türkeri’nin üzerini çizdiği iddiası yer alıyor. Eldiven Kod adı ile bahsedilen darbe planının şemalarında kuvvet komutanlıkları, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı ve ordu komutanlıklarında alınacak tedbirlerden bahsediliyor. İddianamede ordunun darbe planı çerçevesinde kuvvet ve ordu komutanlıklarıyla ilgili değerlendirme şemalarında 1. Ordu Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve 2. Ordu Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri’nin üzerilerinin çizildiği belirtiliyor. İddianamede örgütün “güvenilir” bulmadığı için iki komutanın yerine korgeneral atanması için çalışma yapılması kararı aldığı da vurgulanıyor.
Ergenekon davasının 1909 sayfadan oluşan ikinci iddianamesi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianame 19’u tutuklu, 37’si tutuksuz 56 sanığı kapsıyor. 5 bölümden oluşan iddianamede, partiler içinde operasyon yürütmek, cumhuriyet mitinglerini organize etmek, darbe hazırlığı, uyuşturucu ticaretinin de aralarında bulunduğu pek çok suç bulunuyor. ‘Yakamoz’ ve ‘Eldiven’ kodlu darbe planlarına da yer verilen iddianamede emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, gazeteciler Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan ile Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz öne çıkıyor.
İddianamede savcının öne çıkan iddiaları şöyle:
* AKP’yi ve MHP’yi bölme planları yapıldı, çeşitli takip notlarıyla bunlar net şekilde anlaşıldı.
* MHP’nin de yönetim kadrosunda değişiklik yapma çalışmaları yapıldı.
* Ergenekon, CHP içinde çeşitli operasyonlar yürüttü ve operasyonların da tek amacı CHP lideri Deniz Baykal’ı devirmekti.
* CHP’nin üst yönetimi de değiştirilmeye çalışıldı.
* Zanlıların ve sanıkların telefon dinlemelerinde Deniz Baykal’a yönelik, yoğun bir şekilde devirme çalışmaları olduğu saptandı.
* Cumhuriyet Mitinglerinin organizasyonlarının Ergenekon ile bağlantıları var.
* Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme
* Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma
* Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme
* Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme
* Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme
* Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapma veya Sağlama
* Yargıç üzerinde nüfuz kullanmak
1 NUMARA ERUYGUR
İddianamede, 1 numaralı sanık olarak eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur görülüyor. Eruygur’un değişik suçlamalarla birkaç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması isteniyor. Tolon da, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanacak. Son gözaltılar sırasında bilgisayarından çıkan günlükleriyle tartışılan“Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs ve silahlı terör örgütü üyesi olmak”la suçlanan Balbay da ağırlaştırılmış müebbet hapsi istenenlerden. Balbay, gazetesi Cumhuriyet’e gönderdiği ve yayınlanmış olan yazısında, günlük tutmadığını, bilgisayarından çıkan notların işlemeler yapılarak birleştirildiğini ve bu işleme sırasında bazı bilgilerin de ‘monte’ edildiğini öne sürmüştü. Ümraniye’de bir gecekonduda ele geçirilen patlayıcılar nedeniyle başlatılan ve “Ergenekon” adı verilerek genişletilen soruşturma kapsamında hazırlanan ikinci iddianamenin kabulüyle, ikinci dava da açılmış oldu. Mahkeme, görülmekte olan “Ergenekon” davası ile ikinci davanın birleştirilmesi talebini daha sonra değerlendirecek. Duruşma tarihi 20 Temmuz 2009 olarak belirlendi.
(İstanbul/EVRENSEL)
TOLON VE ERUYGUR’A UYUŞTURUCU TİCARETİ SUÇLAMASI
Ergenekon’un ikinci iddianamesinde, Emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve Emekli Orgeneral Şener Eruygur’a, “Uyuşturucu ticareti yapma”, “Silahlı terör örgütü kurma” “Yargıç üzerinde nüfuz kullanma” gibi bir çok suçlama yöneltildi.
Emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemlerinden de sorumlu tutuldu.
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nca 56 sanık hakkında hazırlanan yeni iddianamede, Tolon ve Eruygur “örgütün üst düzey yöneticileri olmak”la suçlanıyor.
İddianamede, bu nedenle Tolon ve Eruygur, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemlerinden de sorumlu tutuluyor.
İddianamede Tolon ve Eruygur’a yöneltilen suçlamalar şöyle:
*l2863 Sayılı Kanuna Aykırılık
* Askerleri İtaatsizliğe Teşvik Etme
* Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Açıklama
* Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme
* Bir adet Ateşli Silah ve Mutat Sayıdaki Mermileri Bulundurma
* Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Tahrip Etme Amacı Dışında Kıllanma Hile ile Alma Çalma
* Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Belgeleri Temin Etme
* Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek
* Pek Az Sayıda Mermi Bulundurma veya Taşıma
* Resmi Belgede Sahtecilik
* Ruhsatsız Ateşli Silahlarla Mermileri Satın Alma veya Taşıma veya Bulundurma
* Sayı ve Nitelik Bakımından Vahim Olan Silah veya Mermileri Satın Alınması Taşınması Bulundurulması
* Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme
* Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma
* Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Olarak Bulundurma veya El Değiştirme
* Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme
* Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyana Tahrik Etme
* Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme
* Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapma veya Sağlama
* Yargıç Üzerinde Nüfuz Kullanmak
* Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme
* Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek
KİM NEYLE SUÇLANIYOR
Mustafa Balbay: Devletin güvenliği ile ilgili bilgileri çalmak
Erol Mütercimler: Silahlı terör örgütüne üye olmak
Tuncay Özkan: TBMM’yi ortadan kaldırmaya teşebbüs
Adil Serdar Saçan: Silahlı terör örgütü üyeliği
Ferda Paksüt: Terör örgütüne bilerek yardım
Gürbüz Çapan: Terör örgütü üyeliği, silah bulundurma
Levent Ersöz: Hükümeti ortadan kaldırma ve silahlı isyana teşvik
Turhan Çömez: Hükümeti ortadan kaldırmak
Ercüment Ovalı: Terör örgütü üyeliği
Levent Temiz: Terör örgütü üyeliği
FERDA PAKSÜT DE SANIK
Ergenekon’un ikinci iddianamesinde Ferda Paksüt’ün de bulunduğu sürpriz sanıklar var. Sanıkların isimleri şöyle: Levent Temiz, Hakan Şanlı, Adnan Türkan, Süleyman Solmaz, Hatice Bahtiyar, Emcet Olcaytu, Adil Serdar Saçan, Hamza Demir, Fatma Sibel Yüksek, Erol Mütercimler, Mahir Akar, Mesut Özcan, Sinan Aydın Aygün, Mustafa Ali Balbay, Emin Şirin Osman Gürbüz, Ufuk Mehmet Büyükçelebi, Ercüment Ovalı, Muhammed Murat Avar, Ahmet Tuncay Özkan, Birol Başaran, Adnan Bulut, Selim Utku Gümrükçü, Ertaç Giray, Mehmet Ali Çelebi, Merdan Yanardağ, İlker Güven, Siyami Yalçın, Halis Yavuz Işıklar, Kemal Aydın, Murat Ağırel, Tunç Akkoç, Arif Doğan, Gürbüz Çapan, Neriman Aydın, Hasan Atilla Uğur, Barbaros Hayrettin Altıntaş, Ahmet Hurşit Tolon, Mehmet Şener Eruygur, Durmuş Ali Özoğlu, İbrahim Özcan, Levent Ersöz, Turhan Çömez, Doğukan Yorulmaz, Muzaffer Öztürk, Tanju Güvendiren, Eren Mumcu, Hasan Hüseyin Uçar, Noyan Çalıkuşu, Yaşar Tozkoparan, Evrim Baykara, Önder Koç, Hüseyin Nazlıkul, Yüksel Dilsiz, Hüseyin Keskin.
‘ŞEMDİNLİ DE DAHİL EDİLSİN’
Hakkari eski Milletvekili Esat Canan, Şemdinli dosyasının da Ergenekon davası kapsamına alması gerektiğini söyledi. Canan, Yüksekova Çetesi davası kapsamında Şemsettin Yurtsever isimli şahsın verdiği ifadede Yüksekova Tabur Komutanlığı’nın bahçesinde cesetlerin gömülü olduğunu iddia ettiğini, ancak bununla ilgili bir soruşturma yapılmadığını belirtti. HAKKARİ
BÜYÜKANIT VE TÜRKERİ’NİN ÜZERİNİ ÇİZMİŞLER
Ergenekon’un ikinci iddianamesinde yer alan bir şemada örgütün ‘güvenilir’ bulmadığı için Org. Büyükanıt ve Org. Türkeri’nin üzerini çizdiği iddiası yer alıyor. Eldiven Kod adı ile bahsedilen darbe planının şemalarında kuvvet komutanlıkları, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı ve ordu komutanlıklarında alınacak tedbirlerden bahsediliyor. İddianamede ordunun darbe planı çerçevesinde kuvvet ve ordu komutanlıklarıyla ilgili değerlendirme şemalarında 1. Ordu Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve 2. Ordu Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri’nin üzerilerinin çizildiği belirtiliyor. İddianamede örgütün “güvenilir” bulmadığı için iki komutanın yerine korgeneral atanması için çalışma yapılması kararı aldığı da vurgulanıyor.
Afganistan’ın Vietnam’dan farkı yok
Britanya geçmişi unutup Afganistan’da şuursuz bir savaş için bir kez daha ordu gönderse de, Obama ABD’nin muadil örneği Vietnam’dan ders almış. ABD asker artırılması kisvesi altında, şiddeti Taliban’la parça parça anlaşmaya varmaya yetecek kadar uzun süre bastırıp çekilecek
Barack Obama’nın Afganistan politikasına dair yaptığı gözden geçirmeyi saran kozanın içinde bir kelime ışıl ışıl parlıyor: Çıkış. Başkan olmadan önce Obama, Afganistan’ın iyi ve kazanılabilir bir savaş olduğuna fazla inanıyordu ve bu, Irak konusundaki çekilmeciliğiyle tezat teşkil eden faydalı bir maçoluktu. Fakat şu an bir askeri brifingde Kâbil için çıkış stratejisinin ne olduğu soruyor ve sessizlikle karşılanıyor. Obama meseleyi çakmış.
Bu savaş başta neyse şimdi de o olmayı sürdürüyor: 11 Eylül’ün tertipçilerini teslim etmediği için cezalandırma niyetiyle yabancı bir ülkeye saldırmak. Sonradan yoksul bir halka demokrasi ve cinsiyet eşitliği getirecek olan liberal bir müdahale denilerek sterilize edildi. Savaşın Amerikalı mimarı Donald Rumsfeld’in bu tür ulvi arzuları yoktu. Sadece bütün gücüyle vurup kaçmak istiyordu. Ülkeyi yeni hayırsever emperyalizmlerinin sınav yeri olarak görenler eski Britanya başbakanı Tony Blair ve yeni muhafazakârlardı.
Saygon’la paralellik şaşırtıcı
Neredeyse sekiz yıllık savaşın ardından baştaki hedef (Usame bin Ladin’i bulmak) dünyadaki en büyük askeri koalisyonun çok uzağında, liberal müdahale de başarıdan çok daha uzakta. Tarih tekerrür etti: Britanya, Peştunlarla şuursuz bir savaşa saplanıp kalması için yine ordu gönderdi.
Britanya unutsa da, Obama ABD’nin muadil örneğinden, Vietnam’dan bir şeyler öğreniyor gibi. Bu felaketin bir tekrarına sürüklenmek Obama yönetiminin ihtiyacı olan en son şey. Afganistan işgalinin istilacının el kitabındaki her hatayla iştigal ettiğini görebiliyor. Orası, yavaş öğrenenler için Vietnam olmuş durumda.
İstilayı işgale dönüştürmemek için çok sayıda birlik konuşlandırılması söz konusuydu ama isyanı bastırmak için çok az birlik seferber edildi. Yardımın demokrasiyi, işgalin karşıt yapılar yaratmasından daha hızlı yerleştirebileceği düşünüldü. Afganistan’ın gelir kaynağını (afyon) yok etme, siyasi kültürünü (rüşvet ve yolsuzluk) dönüştürme, toplumsal törelerini (kadınların rolü) biçimlendirme ve aşiret gücünü düzenleme gibi safça planların yanı sıra komşu ülkelerden kaynaklı tehditleri görmezden gelmek de cabasıydı.
Pentagon’un savaşı yeni askeri oyuncaklarını, özellikle de pilotsuz bombardıman uçaklarını test etmek için kullanması felaket oldu; askerlerin sahadaki kazanımları, düşman adına askere alma şubesi gibi çalışan hava saldırısı katliamlarıyla sıfırlandı. Anti-afyon kampanyasına gelince, ABD’nin Afganistan-Pakistan temsilcisi Richard Holbrooke meseleyi gayet güzel tanımlıyordu: “40 yıldır gördüğüm en nafile ve etkisiz program.” Bu programın Batılı mükelleflerin vergilerini Taliban’a ödemesinden pek farkı yoktu.
ABD’den gelen iyi haber Obama’nın bunlara son vermeye kararlı görünmesi. Helmand’daki asker sayısının artırılması kivesi altında, şiddeti Taliban’la parça parça anlaşmalara ulaşmaya yetecek kadar uzun süre bastırmayı ve önce Kâbil’den, sonra tümüyle çekilmenin bahanesini yaratmayı umuyor. Bu süreçte yerel liderlerin aralarında, isyancılar ve komşularıyla belli bir barış sağlaması da öngörülüyor.
Bu politikanın önünde çok engel var. Kâbil’e gidenler, klimalı büyük yapılar ve yeni müdahaleciliğin tahkim edilmiş binalarını görüyor. Bürolar askeri danışmanlarla ve sivil toplum örgütleriyle dolu, ortada Afgan falan yok ve kiralar tavana fırlamış. Çoğu yabancı yapacak iş bulamadığı için pinekliyor, pek azı dışarı çıkmaya cesaret ediyor, Kâbil’i dolaşmak hayal - güvenlik durumu dikkat çekici ölçüde kötüleşti.
Seçilmiş devlet başkanı Hamid Karzai’nin etrafındaki politika öyle yozlaşmış ki, yönetimin alaşağı edilmenin eşiğinde olduğu, geride sadece ABD’ye sadık bir ‘genelkurmay başkanı’ bırakılacağı söyleniyor. Çatışan savaş ağaları, uyuşturucu baronları ve Taliban arasındaki sırat köprüsünün üzerinde kurnazlığıyla kalan Karzai sessizce gitmez. Dolayısıyla NATO’nun Kâbil’deki marazi yolsuzluğu söküp atmak kisvesi altında Afgan demokrasisinin bu son kırıntısını neden istikrarsızlaştırmak istediği bir muamma. ABD’nin Saygon’daki son yıllarıyla paralellik gözden kaçmıyor.
Pilotsuz Predator’lerin bombardımanları da sona ermiş değil. Geçen hafta CIA ‘militanları’, Taliban dostu Pakistan kenti Ketta’yı bombalama önerilerini sızdırıyordu. Obama veya General David Petraeus’un alt rütbedekilerin bu maceralarını durduramaması en uğursuz gelişmelerden biri. Belucistan’a operasyon düzenlemekle ABD Pakistan’daki iç politikanın altını daha da derin oyuyor - ve başbakan Yusuf Rıza Gilani’nin söylediği gibi: “Bu strateji terörle mücadele hedefimizi alt ediyor.”
Güç dengeleri 2001 öncesi gibi
Uzun süreli her işgal güçlerin aşağı yukarı eşitlenmesine varır ve her bileşen kaçınılmaz olarak birbirini besler. BM rakamlarına göre Afganistan’a ulaşan yardımın sadece yüzde 10’u belirlenen amaçlarla kullanılıyor. Çoğunluğu, afyon ekimi ve Taliban’ın para kaynakları gibi aynı güç eritme kazanlarının içinde heba oluyor. Kâbil’deki sivil toplum örgütlerinin saf elemanlarının günün birinde yeni İsveç’i yaratacağı fikri hayalden ibaret.
Eski vecizeler hâlâ doğru: savaşa girmek kolay, çıkmak zordur. Obama Afgan macerasının akıbetinin, NATO’nun neyi başardığına değil, Taliban’la pazarlığa ve İslamabad’daki sallantılı mevcut rejimin istikrarına bağlı hale geldiğinin farkına varmış. Yani güç dengesi aşağı yukarı bu berbat işin başladığı 2001 öncesindeki noktaya geliyor. Ruslara olan Batı’ya da oluyor: Bu yoksul, kendine has ülke, kendi tarihini bomba, silah ve parayla yeniden yazmaya çalışan bir işgalciyi daha kovacak. Bu belliydi zaten. Ah ne acı ki, şimdi anlamaya başlıyoruz. (25 Mart 2009)
Radikal / 26.03.09
Slmon Jenkins
Barack Obama’nın Afganistan politikasına dair yaptığı gözden geçirmeyi saran kozanın içinde bir kelime ışıl ışıl parlıyor: Çıkış. Başkan olmadan önce Obama, Afganistan’ın iyi ve kazanılabilir bir savaş olduğuna fazla inanıyordu ve bu, Irak konusundaki çekilmeciliğiyle tezat teşkil eden faydalı bir maçoluktu. Fakat şu an bir askeri brifingde Kâbil için çıkış stratejisinin ne olduğu soruyor ve sessizlikle karşılanıyor. Obama meseleyi çakmış.
Bu savaş başta neyse şimdi de o olmayı sürdürüyor: 11 Eylül’ün tertipçilerini teslim etmediği için cezalandırma niyetiyle yabancı bir ülkeye saldırmak. Sonradan yoksul bir halka demokrasi ve cinsiyet eşitliği getirecek olan liberal bir müdahale denilerek sterilize edildi. Savaşın Amerikalı mimarı Donald Rumsfeld’in bu tür ulvi arzuları yoktu. Sadece bütün gücüyle vurup kaçmak istiyordu. Ülkeyi yeni hayırsever emperyalizmlerinin sınav yeri olarak görenler eski Britanya başbakanı Tony Blair ve yeni muhafazakârlardı.
Saygon’la paralellik şaşırtıcı
Neredeyse sekiz yıllık savaşın ardından baştaki hedef (Usame bin Ladin’i bulmak) dünyadaki en büyük askeri koalisyonun çok uzağında, liberal müdahale de başarıdan çok daha uzakta. Tarih tekerrür etti: Britanya, Peştunlarla şuursuz bir savaşa saplanıp kalması için yine ordu gönderdi.
Britanya unutsa da, Obama ABD’nin muadil örneğinden, Vietnam’dan bir şeyler öğreniyor gibi. Bu felaketin bir tekrarına sürüklenmek Obama yönetiminin ihtiyacı olan en son şey. Afganistan işgalinin istilacının el kitabındaki her hatayla iştigal ettiğini görebiliyor. Orası, yavaş öğrenenler için Vietnam olmuş durumda.
İstilayı işgale dönüştürmemek için çok sayıda birlik konuşlandırılması söz konusuydu ama isyanı bastırmak için çok az birlik seferber edildi. Yardımın demokrasiyi, işgalin karşıt yapılar yaratmasından daha hızlı yerleştirebileceği düşünüldü. Afganistan’ın gelir kaynağını (afyon) yok etme, siyasi kültürünü (rüşvet ve yolsuzluk) dönüştürme, toplumsal törelerini (kadınların rolü) biçimlendirme ve aşiret gücünü düzenleme gibi safça planların yanı sıra komşu ülkelerden kaynaklı tehditleri görmezden gelmek de cabasıydı.
Pentagon’un savaşı yeni askeri oyuncaklarını, özellikle de pilotsuz bombardıman uçaklarını test etmek için kullanması felaket oldu; askerlerin sahadaki kazanımları, düşman adına askere alma şubesi gibi çalışan hava saldırısı katliamlarıyla sıfırlandı. Anti-afyon kampanyasına gelince, ABD’nin Afganistan-Pakistan temsilcisi Richard Holbrooke meseleyi gayet güzel tanımlıyordu: “40 yıldır gördüğüm en nafile ve etkisiz program.” Bu programın Batılı mükelleflerin vergilerini Taliban’a ödemesinden pek farkı yoktu.
ABD’den gelen iyi haber Obama’nın bunlara son vermeye kararlı görünmesi. Helmand’daki asker sayısının artırılması kivesi altında, şiddeti Taliban’la parça parça anlaşmalara ulaşmaya yetecek kadar uzun süre bastırmayı ve önce Kâbil’den, sonra tümüyle çekilmenin bahanesini yaratmayı umuyor. Bu süreçte yerel liderlerin aralarında, isyancılar ve komşularıyla belli bir barış sağlaması da öngörülüyor.
Bu politikanın önünde çok engel var. Kâbil’e gidenler, klimalı büyük yapılar ve yeni müdahaleciliğin tahkim edilmiş binalarını görüyor. Bürolar askeri danışmanlarla ve sivil toplum örgütleriyle dolu, ortada Afgan falan yok ve kiralar tavana fırlamış. Çoğu yabancı yapacak iş bulamadığı için pinekliyor, pek azı dışarı çıkmaya cesaret ediyor, Kâbil’i dolaşmak hayal - güvenlik durumu dikkat çekici ölçüde kötüleşti.
Seçilmiş devlet başkanı Hamid Karzai’nin etrafındaki politika öyle yozlaşmış ki, yönetimin alaşağı edilmenin eşiğinde olduğu, geride sadece ABD’ye sadık bir ‘genelkurmay başkanı’ bırakılacağı söyleniyor. Çatışan savaş ağaları, uyuşturucu baronları ve Taliban arasındaki sırat köprüsünün üzerinde kurnazlığıyla kalan Karzai sessizce gitmez. Dolayısıyla NATO’nun Kâbil’deki marazi yolsuzluğu söküp atmak kisvesi altında Afgan demokrasisinin bu son kırıntısını neden istikrarsızlaştırmak istediği bir muamma. ABD’nin Saygon’daki son yıllarıyla paralellik gözden kaçmıyor.
Pilotsuz Predator’lerin bombardımanları da sona ermiş değil. Geçen hafta CIA ‘militanları’, Taliban dostu Pakistan kenti Ketta’yı bombalama önerilerini sızdırıyordu. Obama veya General David Petraeus’un alt rütbedekilerin bu maceralarını durduramaması en uğursuz gelişmelerden biri. Belucistan’a operasyon düzenlemekle ABD Pakistan’daki iç politikanın altını daha da derin oyuyor - ve başbakan Yusuf Rıza Gilani’nin söylediği gibi: “Bu strateji terörle mücadele hedefimizi alt ediyor.”
Güç dengeleri 2001 öncesi gibi
Uzun süreli her işgal güçlerin aşağı yukarı eşitlenmesine varır ve her bileşen kaçınılmaz olarak birbirini besler. BM rakamlarına göre Afganistan’a ulaşan yardımın sadece yüzde 10’u belirlenen amaçlarla kullanılıyor. Çoğunluğu, afyon ekimi ve Taliban’ın para kaynakları gibi aynı güç eritme kazanlarının içinde heba oluyor. Kâbil’deki sivil toplum örgütlerinin saf elemanlarının günün birinde yeni İsveç’i yaratacağı fikri hayalden ibaret.
Eski vecizeler hâlâ doğru: savaşa girmek kolay, çıkmak zordur. Obama Afgan macerasının akıbetinin, NATO’nun neyi başardığına değil, Taliban’la pazarlığa ve İslamabad’daki sallantılı mevcut rejimin istikrarına bağlı hale geldiğinin farkına varmış. Yani güç dengesi aşağı yukarı bu berbat işin başladığı 2001 öncesindeki noktaya geliyor. Ruslara olan Batı’ya da oluyor: Bu yoksul, kendine has ülke, kendi tarihini bomba, silah ve parayla yeniden yazmaya çalışan bir işgalciyi daha kovacak. Bu belliydi zaten. Ah ne acı ki, şimdi anlamaya başlıyoruz. (25 Mart 2009)
Radikal / 26.03.09
Slmon Jenkins
PKK’nın tasfiye pazarlığı başlatıldı… -
Cumhurbaşkanı Gül’ün Bağdat ziyareti, sembolik jestlerle geçecek bir gezi olacak diye beklerken, olay birden bire tarihi bir dönemeçe dönüştü. Bu ziyaret sırasında, en üst düzey Kuzey Irak yetkilileriyle uzun uzun konuşma imkanım oldu. Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı yetkililerine de sorular sordum ve karşıma bambaşka bir manzara çıktı. Tahminlerin de ötesinde bir girişimin başladığını anladım. Bakın neler oluyor ve ilerde daha neler olacak...
Cumhurbaşkanı Gül’ün Bağdat gezisine davet edildiğim zaman, 7 yıldır gitmediğim Irak’ın bugün ne hale geldiğini kendi gözlerimle görebileceğim için çok memnun olmuştum. İki günlük ziyaretin de ekonomik içeriği dışında, dostluk-kardeşlik mesajlarının verilmesi, kucaklaşma ve sırt sıvazlamanın ötesine geçebileceğini hiç tahmin tahmin etmiyordum.
Türkiye, 33 yıl aradan sonra, Irak’a tam bir dostluk gösterisine girişiyordu. Bunun dışında da ne beklenebilirdi ki...Tabii biraz da PKK konuşulacaktı.
Ancak o kadar...
Oysa, daha uçağa girdiğimiz andan itibaren, durumun bambaşka yerlere doğru gittiğini hissediverdim. Örneğin, Cumhurbaşkanı Gül’ün bu gezinin Erbil-Kerkük-Basra ve Necef’i de kapsaması için son dakikaya kadar ısrar ettiğini, ancak güvenlik gerekçeleriyle vazgeçirtildiğini öğrendik.
Yani, Erbil de programa sokulmak istenmiş.
Ardından, sizlerinde okuduğunuz demeçler verildi.
Gül, Kürdistan yönetimini resmen tanımakla eş değerdeki açıklamasını yaptı ve ilk defa “Kürdistan Bölgesel Yönetimine” açıkça atıfta bulundu. Bu yönetimin Başbakanını resmen kabul edip görüştü. (1)
Talabani, “PKK ya silah bırakır veya bu ülkeden çıkar” dedi.
Birşeyler piştiğinin farkındaydım da, bunun ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum. Sonunda kolları sıvadım ve önce Cumhurbaşkanı Talabani, Kuzey Irak Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, Kuzey Irak Yönetiminin diğer üst düzey yetkilileri ve Cumhurbaşkanı heyetindeki üst düzey yetkililerle teker teker konuşmaya başladım.
Ortaya bambaşka bir manzara çıktı.
Bugün ve yarın size geniş bir resim çizeceğim.
Bazı ayrıntılarında yanılabilirim veya gelişmeler, öngörüleri değiştirebilir. Ancak genel çerçevenin doğru olduğundan eminim.
PKK SON AYLARDA NEDEN SUSKUNLAŞTI ?
İşte bu soruyu sorduğunuz anda, bulmacanın önemli bir ipucunu elinize geçirebiliyorsunuz.
Nedeni basit: Türkiye ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki yakınlaşma öylesine tuttu ki, PKK silahlı girişimleri -hiç değilse bir süre için- bırakmak zorunda kaldı.
Bunun gerçekleşmesi, Ankara ile Erbil arasındaki uzlaşının ne kadar derinleştiğinin bir simgesi. Biz pek farkında değiliz, Ankara-Erbil arasındaki karşılıklı güven, tahminlerimizin de ötesinde.
Kuzey Irak Kürtleri, seçimlerini yapmış durumdalar.
Sırtlarını İran’a mı, yoksa Türkiye’ye mi dayayacakları konusundaki kararlarını vermişler: Türkiye...
Türkiye de, artık Kuzey Irak Kürtleri olmadan PKK’yı bölgeden çıkaramayacağını iyice anlamış. Kürtleri itip kakmaya, insan yerine koymamaya dayalı eski politika bırakılmış ve Barzani’ye hakettiği muameleyi öngören yaklaşım benimsenmiş.
Gül’ün, Kürdistan Bölgesel Yönetimine (sonradan bu kelime ağzımdan çıkmadı demesine rağmen) atıfta bulunmasının altında, bu yeni yaklaşım yatıyor. Zira bu söz, dolaylı şekilde “ilerde Kürdistanın tanınacağı” mesajını da taşıyor.
ASKER İLE HÜKÜMET ARASINDA DA UZLAŞI VAR
Bulmacanın önemli unsurlarından bir diğeri de, Türk Silahlı Kuvvetlerinin tutumu. Zira, ister Kuzey Irak, ister PKK konularında TSK ile görüş birliğine varılmadan bir sonuç alabilmek güçtür.
Bu gezi sırasında, Genelkurmay ile hükümet arasında, en üst düzeyde tam bir mutabakat olduğunu öğrendim.
TSK artık, Kuzey Irak Yönetimine yönelik kapalı yaklaşımını dahi yavaş yavaş değiştirmeye başlamış durumda. Zira, Pkk ile mücadelenin sadece silahla çözümlenemeyeceği TSK’nın önemli kesimlerinde açıkça kabul ediliyor . İçine girilen sürece yardımcı olabilmek için de, Barzani tarafının önerilerini kabul edip, Pkk’ya karşı operasyonlarını belirli ölçüde azaltmış durumdalar.
Yani “PKK vurmadıkça, bizde onları uzaktan gözetleriz..” yaklaşımı ağırlık kazanmış durumda. Tabii, yarın bir yerde bir bomba patlarsa, bütün bu süreç değişiverecek.
Peki bu süreci kim, nasıl yönetiyor.
Kimler etkiliyor.
Süreç ne ?
Bütün bunları yarınki yazımda anlatmaya çalışacağım.
GÜL, KÜRDİSTAN DEDİ Mİ, DEMEDİ Mİ?
1-Tartışmalar sürdüğünden dolayı, bu konudaki görüşümü dün yazmıştım. Bugün tekrarlamak istiyorum: C.Başkanı Türkiye’ye dönüşünde, ağzından KÜRDİSTAN kelimesi çıkmadığını söyledi. Belki bu kelime çıkmadı, ancak Kuzey Irak Kürtlerinin Irak anayasasındaki resmi isimleri olan “Kürdistan Bölgesel Yönetimi” ne atıfta bulundu.Ülkenin kuzeyinde yaşayan Kürtlerden söz etti. Hatta onların bizim kardeşimiz, akrabamız sayıldıklarını, bu gerçeği görmezden gelmenin anlamsızlığına değindi. Türkiyenin bu kelimeye bir takıntısı olmadığını belirtti. Orada bulunan bütün gazeteciler bu konuşmaları gezi boyunca duydular. Hatta hem kendisi, hem de dışişleri diplomatlarıyla yapılan konuşmalarda, “Kürdistan Bölgesel Yönetimine” atıfta bulunmasının önemi ve anlamı açıkça tartışıldı. Cumhurbaşkanının nasıl tarihi ve cesur bir açılım yaptığı bizlere anlatıldı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’yi aynı sıfatla kabul edip görüştü... Doğrusu ben, Ankaraya dönüşteki yalanlamayı duyunca hayret ettim. Sayın Cumhurbaşkanının bu açıklamasını, yerel seçimler öncesinde Türkiyedeki tepkilerden çekindiği için yapmış olacağına inanıyorum. Keşke, ya Kürdistan kelimesine hiç atıfta bulunmasaydı veya bu yalanlamayı hiç yapmasaydı. Ancak Gül, istediği kadar KÜRDİSTAN kelimesini kullanmadığını söylesin, Türk heyetinin dışa verdiği izlenim bu kelimenin Cumhurbaşkanı tarafından benimsendiği şeklindeydi.
Hürriyet / 26.03.09
M.Ali Birand
Cumhurbaşkanı Gül’ün Bağdat gezisine davet edildiğim zaman, 7 yıldır gitmediğim Irak’ın bugün ne hale geldiğini kendi gözlerimle görebileceğim için çok memnun olmuştum. İki günlük ziyaretin de ekonomik içeriği dışında, dostluk-kardeşlik mesajlarının verilmesi, kucaklaşma ve sırt sıvazlamanın ötesine geçebileceğini hiç tahmin tahmin etmiyordum.
Türkiye, 33 yıl aradan sonra, Irak’a tam bir dostluk gösterisine girişiyordu. Bunun dışında da ne beklenebilirdi ki...Tabii biraz da PKK konuşulacaktı.
Ancak o kadar...
Oysa, daha uçağa girdiğimiz andan itibaren, durumun bambaşka yerlere doğru gittiğini hissediverdim. Örneğin, Cumhurbaşkanı Gül’ün bu gezinin Erbil-Kerkük-Basra ve Necef’i de kapsaması için son dakikaya kadar ısrar ettiğini, ancak güvenlik gerekçeleriyle vazgeçirtildiğini öğrendik.
Yani, Erbil de programa sokulmak istenmiş.
Ardından, sizlerinde okuduğunuz demeçler verildi.
Gül, Kürdistan yönetimini resmen tanımakla eş değerdeki açıklamasını yaptı ve ilk defa “Kürdistan Bölgesel Yönetimine” açıkça atıfta bulundu. Bu yönetimin Başbakanını resmen kabul edip görüştü. (1)
Talabani, “PKK ya silah bırakır veya bu ülkeden çıkar” dedi.
Birşeyler piştiğinin farkındaydım da, bunun ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum. Sonunda kolları sıvadım ve önce Cumhurbaşkanı Talabani, Kuzey Irak Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, Kuzey Irak Yönetiminin diğer üst düzey yetkilileri ve Cumhurbaşkanı heyetindeki üst düzey yetkililerle teker teker konuşmaya başladım.
Ortaya bambaşka bir manzara çıktı.
Bugün ve yarın size geniş bir resim çizeceğim.
Bazı ayrıntılarında yanılabilirim veya gelişmeler, öngörüleri değiştirebilir. Ancak genel çerçevenin doğru olduğundan eminim.
PKK SON AYLARDA NEDEN SUSKUNLAŞTI ?
İşte bu soruyu sorduğunuz anda, bulmacanın önemli bir ipucunu elinize geçirebiliyorsunuz.
Nedeni basit: Türkiye ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki yakınlaşma öylesine tuttu ki, PKK silahlı girişimleri -hiç değilse bir süre için- bırakmak zorunda kaldı.
Bunun gerçekleşmesi, Ankara ile Erbil arasındaki uzlaşının ne kadar derinleştiğinin bir simgesi. Biz pek farkında değiliz, Ankara-Erbil arasındaki karşılıklı güven, tahminlerimizin de ötesinde.
Kuzey Irak Kürtleri, seçimlerini yapmış durumdalar.
Sırtlarını İran’a mı, yoksa Türkiye’ye mi dayayacakları konusundaki kararlarını vermişler: Türkiye...
Türkiye de, artık Kuzey Irak Kürtleri olmadan PKK’yı bölgeden çıkaramayacağını iyice anlamış. Kürtleri itip kakmaya, insan yerine koymamaya dayalı eski politika bırakılmış ve Barzani’ye hakettiği muameleyi öngören yaklaşım benimsenmiş.
Gül’ün, Kürdistan Bölgesel Yönetimine (sonradan bu kelime ağzımdan çıkmadı demesine rağmen) atıfta bulunmasının altında, bu yeni yaklaşım yatıyor. Zira bu söz, dolaylı şekilde “ilerde Kürdistanın tanınacağı” mesajını da taşıyor.
ASKER İLE HÜKÜMET ARASINDA DA UZLAŞI VAR
Bulmacanın önemli unsurlarından bir diğeri de, Türk Silahlı Kuvvetlerinin tutumu. Zira, ister Kuzey Irak, ister PKK konularında TSK ile görüş birliğine varılmadan bir sonuç alabilmek güçtür.
Bu gezi sırasında, Genelkurmay ile hükümet arasında, en üst düzeyde tam bir mutabakat olduğunu öğrendim.
TSK artık, Kuzey Irak Yönetimine yönelik kapalı yaklaşımını dahi yavaş yavaş değiştirmeye başlamış durumda. Zira, Pkk ile mücadelenin sadece silahla çözümlenemeyeceği TSK’nın önemli kesimlerinde açıkça kabul ediliyor . İçine girilen sürece yardımcı olabilmek için de, Barzani tarafının önerilerini kabul edip, Pkk’ya karşı operasyonlarını belirli ölçüde azaltmış durumdalar.
Yani “PKK vurmadıkça, bizde onları uzaktan gözetleriz..” yaklaşımı ağırlık kazanmış durumda. Tabii, yarın bir yerde bir bomba patlarsa, bütün bu süreç değişiverecek.
Peki bu süreci kim, nasıl yönetiyor.
Kimler etkiliyor.
Süreç ne ?
Bütün bunları yarınki yazımda anlatmaya çalışacağım.
GÜL, KÜRDİSTAN DEDİ Mİ, DEMEDİ Mİ?
1-Tartışmalar sürdüğünden dolayı, bu konudaki görüşümü dün yazmıştım. Bugün tekrarlamak istiyorum: C.Başkanı Türkiye’ye dönüşünde, ağzından KÜRDİSTAN kelimesi çıkmadığını söyledi. Belki bu kelime çıkmadı, ancak Kuzey Irak Kürtlerinin Irak anayasasındaki resmi isimleri olan “Kürdistan Bölgesel Yönetimi” ne atıfta bulundu.Ülkenin kuzeyinde yaşayan Kürtlerden söz etti. Hatta onların bizim kardeşimiz, akrabamız sayıldıklarını, bu gerçeği görmezden gelmenin anlamsızlığına değindi. Türkiyenin bu kelimeye bir takıntısı olmadığını belirtti. Orada bulunan bütün gazeteciler bu konuşmaları gezi boyunca duydular. Hatta hem kendisi, hem de dışişleri diplomatlarıyla yapılan konuşmalarda, “Kürdistan Bölgesel Yönetimine” atıfta bulunmasının önemi ve anlamı açıkça tartışıldı. Cumhurbaşkanının nasıl tarihi ve cesur bir açılım yaptığı bizlere anlatıldı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’yi aynı sıfatla kabul edip görüştü... Doğrusu ben, Ankaraya dönüşteki yalanlamayı duyunca hayret ettim. Sayın Cumhurbaşkanının bu açıklamasını, yerel seçimler öncesinde Türkiyedeki tepkilerden çekindiği için yapmış olacağına inanıyorum. Keşke, ya Kürdistan kelimesine hiç atıfta bulunmasaydı veya bu yalanlamayı hiç yapmasaydı. Ancak Gül, istediği kadar KÜRDİSTAN kelimesini kullanmadığını söylesin, Türk heyetinin dışa verdiği izlenim bu kelimenin Cumhurbaşkanı tarafından benimsendiği şeklindeydi.
Hürriyet / 26.03.09
M.Ali Birand
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)