29 Ocak 2010 Cuma

Blair Irak savaşı soruşturmasında ifade verecek

İngiltere eski Başbakanı Tony Blair bugün Irak soruşturması kapsamında ülkesinin işgale katılması yönünde verdiği karara ilişkin soruları yanıtlayacak.

LONDRA - İngiltere'nin eski Başbakanı Tony Blair bugün Irak'ın işgali kararı konusunda ilk kez kamuoyu önünde ifade veriyor. Blair, 11 Eylül saldırılarının ardından kitle imha silahlarına sahip terörisltlerin oluşturduğu tehlikeye ilişkin algılarının kökünden değiştiğini söyledi.

Ülkesinin ABD'nin Irak'ı işgaline katılmak için verdiği kararı savunmak için Irak Soruşturma Komisyonuna bilgi vermeye başlayan Blair, 11 Eylül'den sonra Saddam Hüseyin'in daha büyük bir tehdit haline gelmediğini, ancak kitle imha silahlarına sahip teröristlerin oluşturduğu tehlikeye ilişkin algılarının kökünden değiştiğini belirtti.Blair, 2003'teki ABD öncülüğünde yapılan Irak'ın işgalini, "Daha çok kişinin ölümüyle sonuçlanacak, yeni bir terörist saldırının düzenlenmesinden duyduğu korkular nedeniyle desteklediğini" kaydetti.

Blair sözlerini şöyle sürdürdü: "Tarafsız olarak konuşmak gerekirse, Irak'ın işgaline destek vermemin sebebi, Saddam'ın daha ileri gitmiş olması değil, bizim risk algılamamızın tamamen değişmiş olmasıydı. Eğer dini fanatizmden ilham alan bu insanlar 30 bin kişiyi öldürübilecek duruma gelebilselerdi bunu yapacaklardı. Bu andan itibaren, İran, Libya, Kuzey Kore, Irak... tüm bu rejimlerin varlığına son verilmeliydi. Ana düşüncem '11 Eylülden sonra eğer siz kitle imha silahlarına sahip bir devlet iseniz durmak zorundasınız' yönünde çok güçlü, açık ve vazgeçilmez bir mesaj vermekti''.

Blair, kendisi ve yakın çevresinin Irak lideri Saddam Hüseyin'i devirmeye çok kararlı oldukları, bu nedenle de Irak'ın kitle imha silahlarına ilişkin istihbarat bilgilerini abarttıkları ve işgal emrinin uluslararası hukuka uygun olduğundan başlangıçta şüphe duyan Başsavcıya baskı yaptıkları suçlamalarına yanıt verecek.

Soracakları soruların amacının Irak'ın işgaliyle sonuçlanan sürecin esası hakkında bilgi almak olduğunu ifade eden soruşturma komitesinin başkanı John Chilcot, soruşturma komisyounun Blair'e zor anlar yaşatacağı ümidinde olan kişilerin hayal kırıklığına uğrayabilecekleri uyarısında bulunarak, ''Bu bir soruşturma, bir dava duruşması değil'' diye konuştu.

ARKA KAPIDAN GİRDİ
Soruşturma komisyonuna bilgi vereceği konferans salonuna yerel saatle 07.00'de (TSİ 09.00) gelen Blair'in binanın kordon altına alınmış arka girişinden girerek kendisini bina önünde bekleyen 150 kadar göstericiyi atlattığı görüldü. Blair'i bekleyen göstericilerin, konferans salonu önünde "Tony'yi cezaevine kapatın", "Blair yalan söyledi binlerce kişi öldü" şeklinde sloganlar attıkları görüldü.

TEMSİLİ YALAN MAKİNESİ
Sorgu, İngiltere'de TV kanallarından ve internet sitelerinden canlı olarak yayınlanıyor. İngiliz Daily Telegraph gazetesi, sorgulamayı internet sitesinden canlı verirken, okuyucuların interaktif olarak oy vererek katılacağı temsili bir yalan makinesi de oluşturdu.

'FİNO' ALTI SAAT BOYUNCA SORGUDA
ABD'de eski Başkan George W. Bush'a işgal politikalarında eşlik ettiği için 'fino köpeği' lakabı takılan Blair, kamuoyunun ve basın ordusunun büyük bir merakla beklediği oturum sırasında yaklaşık altı saat boyunca 2003 yılındaki işgalin öncesi ve sonrasına ilişkin soruları yanıtlayacak. Altı saat boyunca ter dökecek Blair'in Saddam Hüseyin'in devrilmesinin, işgalin dökülen kana ve binlerce sivilin ve askerin ölmesine rağmen çok sayıda Iraklının hayatını kurtardığını ve daha iyi bir hayat yaşadığını öne sürmesi bekleniyor. Blair ayrıca, Saddam Hüseyin'in sahip olduğu iddia edilen ve asla bulunamayan kitle imha silahlarını üretme 'kapasitesine ve niyetine' sahip olduğunu da idda edecek. Oturumda tartışmalı bulunan hükümet dosyaları gündeme getirilecek ve Blair'in savaş kararını nasıl gerekçelendirdiği üzerinde yoğunlaşılacak.

BROWN: KAYGILANMIYORUM
Şubat sonu ya da Mart başı tıklayın kendisi de ifade verecek olan İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Blair'in tanıklığının kendisini kaygılandırmadığını söyledi.

Sky News kanalına konuşan Brown, "Tony Blair, durumu anlatmaya, aldığı kararları göstermeye ve bunu mümkün olan en profesyonel şekilde ve etkinlikte yapmaya muktedir ve ben inanıyorum ki soruşturmada kendisine yöneltilen tüm sorulara bir yanıtı olacaktır" dedi.

BAŞKA ÜLKENİN İŞGALİNE NEDEN ORTAK OLDU?
Savaşa başından beri karşı çıkan Liberal Demokratların lideri Nick Clegg, Daily Telegraph gazetesine yazdığı makalede Blair'in tanıklığının "milyonlarca İngiliz vatandaşının kendisine hala sorduğu bir soruya yanıt verilmesi anlamında çok önemli bir an olacağı" yorumunu yaptı ve soruyu şu sözlerle ifade etti: "Başka bir ülkenin hukuk dışı işgaline niye ortak olduk?"

Clegg, Irak'ın işgalinin "Beyaz Saray'a itaatin alışıldık bir örneği olduğunu söylerken bunun, İngiltere ile Amerika arasındaki özel ilişkiye dair soru işaretlerini doğurduğunu belirtti. Chilcot soruşturmasında şimdiye kadar ifade veren bazı üst düzey yetkililer, 2003 yılının Mart ayındaki işgalin hemen öncesinde ellerine geçen istihbaratın; "Saddam Hüseyin'in sahip olduğu iddia edilen kitle imha silahlarının çoktan imha edildiğine işaret ettiğini" anlattı. Oturumda Blair'e ABD Başkanı George W Bush'a İngiltere'nin Irak'a yönelik bir askeri harekâtta kendilerine destek vereceği sözünü hangi aşamada verdiğinin de sorulması bekleniyor. Bazı tanıklar, dönemin hukuk işlerinden sorumlu Bakanı Lord Goldsmith'in oturumda anlattığına göre "Blair'e rejim değişikliği için güç kullanmanın yasadışı olacağı yolunda uyarılarda bulunmasına" rağmen; bu yönde bir garantinin 2002 yılında verildiğini anlatmıştı. Goldsmith açıklamasında, başta bir askeri müdahaleyi meşru kılmak için ikinci bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı gerektiğini düşündüğünü söyledi.

Ancak Goldsmith, Konsey'in diğer üyelerinin yeni bir karara gerek olmadığını kabul ettiğini öğrendikten ve üst düzey Amerikalı yetkililerle görüştükten sonra fikrini değiştirdiğini belirtti.

Tuzla'da tersanede patlama!

Tuzla'daki bir tersanede yenileme çalışması yapılan gemide, kazan dairesinde kaynak çalışması yapılırken henüz bilinmeyen bir nedenle patlama meydana geldi.

İlk belirlemelere göre kazada iki işçi yaralandı. Kaza, saat 15.00 sıralarında, Sedef Tersanesi'nde Kuveyt bandıralı bir geminin yenileme çalışmaları sırasında meydana geldi. Kazan dairesinde kaynak yapılırken, gaz sıkışması sonucu küçük çaplı bir patlama meydana geldi. Patlamada 46 yaşındaki Mehmet Emin Odacı'nın yüzü ve ellerinde hafif yanıklar oluştu. O sırada kazan dairesinin üst katında elektrik kablolarını toplayan 30 yaşındaki Orhan Kutluca ise patlamanın etkisiyle sol kolundan yaralandı. Her iki işçi Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılarak tedaviye alındı. İşçilerin hayati tehlikesinin bulunmadığı bildirildi.

Bu arada iki özel tersanede de 45 yaşındaki Metin Ekici çalışma merdivenlerinden düşerek, Rus uyruklu iki gemici de üzerlerine demir plaka düşmesi sonucu yaralandı. Yaralılar GİSBİR Tuzla Hastanesi'nde tedavi altına alındılar. Öte yandan bugüne kadar Tuzla'daki tersanelerde meydana gelen iş kazalarında 131 işçi işçi hayatını kaybetti.

Rusya’nın silah ticareti yüzde 10 arttı

Rusya’nın silah ihracatının geçen yıl yüzde 10 oranında arttığı açıklandı. Silah sanayindeki artışın nedeni Suudi Arabistan, Libya ve Venezüella’ya çok miktarda silah satılması olarak gösterildi.

Devlet silah şirketi Rosoboronexport Başkanı Anatloy Isaikin yaptığı açıklamada 2009 yılı ihalelerin 15 milyar dolar değerinde olduğunu geleceğe “umutla baktıklarını” söyledi. İsaikin, Libya’yla yeni bir silah anlaşması üzerinde çalıştıklarını, Suudi Arabistan’a ihracatın da artabileceğini söyledi. Rusya, geçen yıl, sadece Venezüella’ya, 2 milyar dolar tutarında silah sattı.

28 Ocak 2010 Perşembe

Türkiye proletaryasının önderi Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı 89. yıl dönümünde anıyoruz!

Mustafa Suphi-1883 -28/29 Ocak 1921Yıl 1921, 28 Ocak Karadeniz suları, Kemalist diktatörlüğün katlettiği Türkiye proletaryasının önderi Mustafa Suphi ve 14 yoldaşın kızıl kanlarıyla rengini değiştirdi. Böylece Türkiye proletaryası 15 yiğit komünist evladını yitiriyordu.

Mustafa Suphi 1883’te doğdu 1883’te Giresun’da doğdu. İstanbul Hukuk Fakültesini ve Paris Siyasi İlimler okulunu bitirdi. Paris’te okulunu bitirirken bitirme tezi olarak Türkiye Tarım Kredileri Teşkilatının Durumu ve Geleceği üstüne bir çalışma hazırlamıştı. Bu arada Pariste bir yandan Tanin gazetesi muhabirliğini yapıyor, öte yandan da sendikalar, işçi örgütleri ve siyasi partiler üzerine incelemeler yapıyordu.
.
1908’de Türkiye’ye döndü. Çeşitli gazetelerde yazılar yazdı. Üniversitelerde hukuk ve iktisat hocalığı yaptı. 1912’den itibaren Türkiye işçi ve köylülerini yok yere kırdıran emperyalist savaşlara, emperyalist yağma savaşlarına karşı çıktı ve Alman işbirlikçisi ittihatçı kompradorlarla mücadeleye başladı. Bu tarihte de Milli Meşrutiyet-Perver Fıkrasını kurmak için ithal(uyarı) gazetesini çıkarıyordu.

Mustafa Suphi, Alman işbirlikçilerinin diğer muhalifleriyle birlikte 1913 yılında Sinop’a sürüldü. 1914’de buradan kaçarak Rusya’ya geçti. 1. Emperyalist Dünya savaşı başlayınca Çarlık tarafından Urallara sürülen Mustafa Suphi, Burada Bolşeviklerle ve Türkiyeli devrimcilerle ilişki kurdu ve komünizmi benimsedi, Türk savaş esirleri arasında yoğun bir ihtilalcı çalışma yürüttü. Aynı zamanda işçilerle birlikte demir yollarında çalışıyor ve onların hayatını ve kaderini paylaşıyordu. Moskova, Kazan, Sanara, Ufa ve Sarotov gibi şehirlerde İdil ve Ural bölgelerinden ilk Türkiyeli komünist gruplarını teşkilatladı.

Bolşevik partisi islam bürosunda görev aldı. Mustafa Suphi büyük Ekim devriminden sonra Moskova’da ilk Türkiyeli komünist gazetesi Yeni Dünya’yı çıkardı. Yedi Türk lehçesinde yayınlanan bu gazete, Türkiyeli işçilerle Tatar devrimcilerinin birlikte çıkardıkları bir yayındı.

Mustafa Suphi ve Rusya’daki Türkiyeli komünistlerin amaçları bağımsız bir Türkiye komünist partisi teşkilatlamak ve Anadoludaki kurtuluş savaşına katılarak ulusal devrimin sosyal devrim yönünde gelişmesini sağlamaktı.

Türkiye Komünist Partisinin kurulması yolunda atılan ilk adım 25 Temmuz 1918’de Moskovada toplanan Türkiyeli sol sosyalistleri konferansı oldu. Bu kongreye Türkiye’li işçi ve köylüleri temsil eden yirmi işçi ve köylü delege katılmıştı. Kongreye Rus komünist Partisinin (Bolşevik) İdil, Ural, Tatar ve Başkırdılarının temsilcileri katıldılar. Konferans sonunda Türkiye İştirakiyyum (komünist) Teşkilatı (TKT) kuruldu ve merkez komitesi başkanlığına Mustafa Suphi getirildi.

Mustafa Suphi, 1918 Kasımında Müslüman Komünistleri birinci kongresine katıldı. Stalin’in başında bulunduğu Milliyetler Komiserliğine bağlı olarak kurulan bütün Rusya Müslüman İşleri Merkez Komitesi üyesi ve uluslararası Doğu Propaganda dairesi Türk kesimi başkanı olarak çalıştı.

1918 Aralık ayında Petrograd’da yapılan Uluslararası Devrimler Toplantısına ve 1919 Martında Moskovada toplanan 3. Enternasyonalin birinci kongresine Türkiye delegesi olarak Mustafa Suphi katıldı. Yine bu yıllarda Rusya’nın çesitli yerlerindeki esir düşmüş olan Doğu halklarını uyarmak için, Rezan, Astrahan, Kazan, Samara, Saratof, Moskova gibi şehirlerde Türk komünist Teşkilatlarını örgütledi. Bu teşkilat daha sonra toplanan 3. Enternasyonalin 2. kongresine delege ile katıldı ve gelecek kongreye ise dörtoyla katılma hakkını aldı.
.
Mustafa Suphi, bu kongrede Türkiye halkının ve proletaryasının temsilciliğini yaptı. Yeni Dünya Gazetesinin çıkarılmasını islam komiserliği ve Stalin kendisi sağlamıştı. Mustafa Suphi’nin sağlam devrimci karekteri ve proletarya davasına sarsılmaz bağlılığı ve devrimci siyaseti derinden kavraması onun büyük devrimci önderler içerisinde haklı bir güven yaratmasına sebep olmuştur.

Türkiye İştirakiyyum Teşkilatı merkezi 1919 başında Türkiye ile daha sıkı kurabilmek için Kırım’a geldi. Mustafa Suphi burada Bolşeviklerle beraber çalışarak bir “ Müslüman Komünistler Ülke Bürosunu” kurdu. Burada Kırım haberler gazetesi ve yeni dünya günlük olarak yayınlandı. Ayrıca çeşitli broşürlerde çıktı. Sonra Kırım’da bir parti okulu açıldı. Bu okulda eğitilen bir işçi ve köylü proletarya davasının sadık savunucuları oldular. Kırım’da Mustafa Suphi "Anayasa ve kominizm Programı” gibi eserlerde yayınladı. Ayrıca sürgündeki ve esir düşmüş Türk ve diğer milletlerden halklardan Beynemilen Şark Alayı kuruldu. Türk kayıkçılarıyla da Anadoluya kadrolar ve yayınlar gönderilmeye başlandı. Mustafa Suphi’nin yönetiminde kurulan Türkiye Komünist Teşkilatı Telif ve Tercüme komisyonu şu eserleri çevirmiştir: Anayasa, Komünist Partisi Programı, Lenin’nin Hayatı, Lenin’in Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü Hakkındaki Görüşleri, Komünist Programının Açıklanması, Komünist Manifestosu (Bildirisi), Kırmızı Ordu Kıtatı, Fıkra Hücreleri Talimatnamesi, Çocuk Dostu, Mektebe Kazandırma Terbiye Müsasseleri Talimat ve Programları.
.
Kırım’ı Urangeli’in beyaz orduları istila edince Mustafa Suphi, Odesa’ya hareket etti ve çalışmalarını orada sürdürüldü.
.
O tarihlerde Mustafa Kemal, ihtilale destek sağlamak için Bolşevikler’le ilişki kurmaya çalışıyordu. Bu amaçla Odesa’daki Mustafa Suphi ile haberleşti. Mustafa Suphi, Milli ihtilali desteklediklerini Mustafa Kemal’e bildirdi. Türkiye İstirakiyyum Teşkilatı adına Mustafa Suphi Milli mücadeleye yardım yapmak için Moskova’ya giderek Bolşevik Partisi Merkez Komitesi ile bir görüşme yaptı. Teklifi kabul edildi.

Anadoluda emperyalist işgale karşı silahlı mücadelenin başlaması üzerine Rusya’daki Türkiye komünistlerinin önderleri Anadoluya geçmeye karar verdiler. Mustafa Suphi Kafkas yolu kapalı olduğu için Anadolu’ya Türkistan üzerinden gitmeye çalıştı. Fakat, buradaki karşı devrimci faaliyetlerin bastırılması için kendisine ihtiyaç olunca bir yıl kadar Türkistan’da kaldı. Bununla beraber, bazı arkadaşlarını doğuya gönderdi. Türkistan’da Yeni Dünya’nın yayınına devam edildi ve Türkiyeli askerlerinden oluşan bir askeri birlik kuruldu. Ayrıca Mustafa Suphi uluslararası Doğu propaganda konseyinin Türkistan şubesini teşkilatladı. Bu teşkilatla Kars,, Buhara, Hiva, İran-Türkiye komünist teşkilatları birleştirmeyi başarır Mustafa Suphi Taşkette iken, Türkistan komünist partisi 3. kongresine de alındı ve bu parti ile odaklaşa çalışarak bütün doğu halklarının kurtuluşu davasına önder bir yönetici olarak hizmet etti.

Mustafa Suphi ve yoldaşları 1920 Mayıs’ında bütün teşkilatla birlikte Bakü’ye geldiler. Bura da eski Türk komünist grubu yeniden ele alınarak kuruldu ve Türkiye komünist teşkilatının bir kolu olarak düzenlendi. Mustafa Suphi Alman işbirlikçisi İttihat ve Terakinin adamı Bahattin Şakir’i kurduğu sahte”Türk Komünist Partisi”ni yıktı ve açığa çıkardı. Anadolu’dan başlayan ulusal mücadeleye katılmak için Mustafa Suphi, bu defa da Azerbeycan’da bir seferberlik ilan etti.

Bu teşkilatlanma çalışmasıyla beraber, yoğun bir yayın faaliyeti başladı. Yeni Dünya dört bin nüsha basılıyor, iki bini Anadolu’da dağıtılıyordu. Ayrıca Gençlik adlı bir gazete ve çeşitli broşürler yayınlandı. Parti okulu açıldı. Türkistan da iken kurulmuş olan askeri birlik milli mücadeleye katılmak amacıyla geliştirip ve 1200 kişilik bir kızıl alay haline getirildi. Nahcivan da, Anadolu ile ilişkileri sağlamak üzere bir şube kuruldu. Erzurum, Sivas, Ankara ve Karadeniz sahillerinde faaliyetlere girişildi.

Mustafa Suphi ve arkadaşları 1 Eylül 1920’de toplanan Bakü Şark milletleri kurultayına katıldılar. Mustafa Suphi 10 Eylül 1920’de 74 delegenin katılmasıyla birinci Türkiye Komünist Partisi(TKP)nin kongresini topladı. Bu kongreye bizzat Mustafa Suphi ve yoldaşlarının hazırladığı Tüzük ve programı teklif edildi, onaylandı. Ve böylece ülke çapında hareketi kucaklayan Türkiye Komünist Partisi kuruldu.
.
Mustafa Suphi’nin proletaryasının ve halkın davası ve ulusal bağımsızlık için adadığı hayatı devrimciler ve halk için örnektir. Yılmaz mücadele ruhu, devrim davasına bağlılığı yığınları etkileme ve teşkilatlama yetenekleri Mustafa Suphi yaptı. O’nun mücadelesi, fikirleri ve yetenekleri, devralmamız ve sürdürmemiz gereken değerli bir mirastır. Mustafa Suphi yoldaşı yaşamı, krallığa, sultanlığa, Çarlığa ve dünya kapitalist emperyalist sömürü sistemine karşı militan kavgadan ibaretti. Hayatını sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya için mücadeleye adamıştı. Mustafa Suphi, yetenekli bir örgütleyici, militan bir eylemci ve Marksist-Leninist önder özelliklerine sahip olan Mustafa Suphi yoldaş, mücadele hayatında proleter enternasyonalizmine sonuna kadar bağlı kaldı. Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı, başını Kautsky'nin gerektiği İkinci Enternasyonal oportünizmine karşı mücadele Leninizm’in bayrağını kararlıklar dalgalandırdılar.
.
Mustafa Suphi yoldaş, Çarlık Rusya’sının Ural bölgesinde sürgündeyken, Lenin yoldaşın önderliğindeki Bolşevik Partisine üye oldu. Ekim Devriminin zaferine dek Çarlığın yıkılması için Bolşeviklerin saflarında mücadelesini sürdürdü. Ekim devriminin özellikle doğu halklarındaki devrimci uyanışında onemli etkisini gören Mustafa Suphi yoldaş doğu halklarının bu devrimci uyanışını hızlandırmak için kararlı bir mücadele sürdürdü. "Doğu Enternasyonal Birliği" adında silahı bir askeri birlik örgütlendi Ayrıca "Doğu Halkları Komünist Örgütleri Merkez Bürosu"nda aktif rol oynadı.
.
Mustafa Suphi yoldaşın Komünist Enternasyonalin II. Dünya Kongresi ile ilgili olarak kaleme aldığı yazıdaki şu sözler onun doğu halklarının devrimci uyanışına beslediği derin umudu ve inancı ifade ediyordu:

"Şimdi Üçüncü Enternasyonalin karşısında duran önemli mesele, batı proletaryası gibi, doğunun derin karanlıklarında ezilen ve yoksul halkları da kendi etrafında birleştirmeyi ve emperyalizme karşı Asya'da yükselecek büyük bir yumruk hazırlamayı başarmaktır."

Türkiye’nin emperyalist işgal altında bulunduğu yıllarda Mustafa Suphi yoldaş, Türkiye'nin durumuyla yakından ilgilendi. Sıcak bağlar kurmak için çaba sarfetti. O her şeyden önce ülkenin "mazlum amale ve rençberlerine" sonsuz bir güven duymaktaydı. Mustafa Suphi ve yoldaşları komünist partisinin kurulması için hizh bir faaliyet içine girdi, ilk adım olarak 1918 yılında “Yeni Dünya" adlı komünist gazeteyi çıkardı.

Mustafa Suphi yoldaş emperyalist işgale karşı yiğitçe başkaldıran Anadolu'nun fedakar köylülerinin ve işçi sınıfının mücadelesinin önderliğini ele geçirmek isteyen komprador burjuvazi ve toprakagalarının temsilci Kemalistleri bu miicadele sonucu halkın kazanımlarını gaspedeceklerini "Milli Müdafa" ile başlıyan hareketin " zulüm ile çarpıştıkca ezilen işçi köylü sınıflarının gönüllerini fetheden devrim hareketi"ne yönelik gelişmezse " er geç iflasa mahkum olacağını" da o zaman tespit etmekteydi.

Mustafa Suphi yoldaş emperyalist işgal altında bulunan " Türkiye'nin Mazlum Amele ve Rençberlerine” şu çağrıda bulunuyordu. "Emperyalist hükümetlerin bugün memleketimize ve halklarımıza saldıran ordularına karşı savaşa kalk."
.
Mustafa Suphi yoldaş işçi sınıfının ve köylülerin kurtuluşunun ancak devrimle mümkün ola-bileceğini, ancak böyle bir devrimin Komünist partisi önderliğinde kitlelerin eseri olacağı temel ilkesini kararlılıkla savunarak her türlü reformcu, uzlaşmacı teorilere karşı çıktı. Proletaryanın bağımsız devrimci siyasetini devam ettirebilecek komünist partisinin kuruluşu için sistemli olarak yürüttüğü çaba 10 Eylül 1920'da sonuçlandı. Mustafa Suphi yoldaşın başkanlığında, Bakü'de yapılan kongrede TKP'i kurdu. Parti başkanlığına Mustafa Suphi yoldaş, genel sekreterliğine ise Ethem Nejat yoldaş getirildi.
.
Her türlü uzlaşmacı teorilere karşı Mustafa Suphi yoldaşın şu sözleri vurucudur. "Komünist partisi devrim hareketinin yeni girdiği gelişmemiş memleketlerde, emperyalizme karşı varlığını savunan milli kuvvetlere yardımla birlikte, genellikle sermayedarlar idaresine karşı, sınıf mücadelesi duygusunun emekçi halk içinde derinleşmesine uygun yollar bulmalı ve mutlaka teşkilatın bağımsızlığını korumalıdır.” (Mustafa Suphi'nin hazırladığı TKP 1. Kongresinin “Sömürgeler ve Milletler Hakkında Karar”dan.)
.
Mustafa Suphi, yoldaşın en büyük eseri TKP idi. Öte yandan TKP’nin kuruluşundan en çok rahatsızlık duyan Kemalist güçler yeni planlar kurdular. Nitekim, Kemalist diktatörlük kendisini bertaraf edebilecek şeyin ancak böyle demir disiplinli bir Komünist parti önderliğinde gelişecek mücadelenin olduğunu bildiğindendir ki, komünist partisini daha kuruluşunun başında darbeleyip etksiiz hale getirmek, önderlerini yok etmek için bir dizi burjuva ayak oyunları tezgahladı. Önce Mustafa Kemal’in talimatıyla sahte bir komünist partisi kurduruldu. Mustafa Suphi ve yoldaşlarının şiddetli teşhiri sonucu kısa zamanda bu “Komünist Partisi”nin sahtekarlığı açığı çıkartıldı. Bu kez Kemalist diktatörlük komünist önderleri katletme planlarını hazırladı. M. Kemal Mustafa, Suphi’ye çağrılar yolladı. Mustafa Suphi yoldaş bu çağrıların arkasındaki burjuva ayak oyunlaırını pek göremesi olacak ki, ihtiyatı eld e bırakarak Millet meclisinin ve bizzat Mustafa Kemal’in daveti üzerine bir an önce ulusal kurtuluş mücadelesine katılmak için 1921 Ocak ayında Kars’a gelen Mustafa Suphi önderliğindeki TKP heyeti burda Kemalist diktatörlüğün alçakça saldırıları ve provakasyonlarına maruz kalmaları üzerine, Trabzon'a geçmek zorunda kaldı. 28 Ocak'ta Trabzon'a vardığı zaman, 14 yoldaşı ile birlikte silahları elinde olarak bir sandala bindirildiler. Sandalın denize açılmasının hemen arkasından, katillerin doldurulduğu ikinci bir sandalla M.Suphi ve yoldaşları izlendi. Kemalist diktatörlüğün bu eli kanlı katilleri Mustafa Suphi ve 14 yoldaşını süngülerle 28-29 Ocak 1921 gecesi Karadenizin ortasında alçakça katlettiler. Böylece Türkiye'nin “mazlum amele ve rençberleri” TKP’nin önderleri 15 komünist evladını yitiriyordu.Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının alçakça katledilmesi üzerine TKP'nin yönetimi Şefik Hüsnü ve diğer oportünist hempalarını eline geçti. Şefik Hüsnü 40 yıllık yönetimi boyunca Kemalist diktatörlüğün kuyrukculuğu teorisini geliştirdi. Sosyal şoven bir çizgi izledi. Proletaryanın bağımsız siyasetinden kopan kitlelere yabancılaşan TKP ünlü 1951 tevkifatıyla çöktü.
.
Oportünist önderlerin bir kısmı tutuklandı. Bir kısmı ise soluğu yurt dışına kaçarak aldı. Bunların arasında Yakup Demir'in önderliğindeki Şüreka bir tebela partisi kurdu. Yakup Demir kliği Stalin'in ölümünden sonra Bolşevik partisini gaspeden Kruşçev revizyonizminin sadık izleyicileri haline geldiler. Sovyetlerde kapitalizmin adım adım restoresi sonucu Sosyal-emperyalist ülke haline gelmesine paralel olarak tabele partisinden öteye gitmeyen TKP de sosyal-faşist bir karakter kazandı. Yakup Demir önderliğindeki bu ihanet şebekesinin TKP'siyle Mustafa Suphi yoldaşın TKP'si arasında en ufak bir benzerlik dahi yoktu. Sonrasında da TKP adına hareket eden bir çok çevre oldu ama bunların hemen tümüde reformist parlamentarist çizginin dışına çıkamadığı gibi M. Suphi yoldaşın değil ama Şefik Hüsnü’nün TKP’sinin mirasçıları olmaktan kutulmadılar.
.
Bugün bir çok dergi çevresi ve akımın Mustafa Suphi'ye sahip çıkmaları hiç de gerçekci değildir. Çünkü Mustafa Suphi yolunda ilerlemek her türden revizyonizme, sınıf uzlaşmacılığına, faşist şovenist saldırılara ve sosyal şovenizme karşı proletaryanın bağımsız devrimci siyasetini kararlılıkla savunmakla mümkündür. Bugün faşist diktatörlüğün işçi,emekçi ve Kürt düşmanlığı yapan ırkçı şovenist politikalarına payanda olanlar ve Kürt sorununda sosyal şovenist bir konumda duranlara, Mustafa Suphi'nin fikirleri değil, Şefik Hüsnü'nün oportünist fikirleri ışık tutmaktadır. Mustafa Suphi yoldaş mücadelesi boyunca emperyalist savaşa karşı ve işbirlikçilerine karşı kararlı bir mücadele yürüterek proletaryanın bağımsız devrimci siyasetini sonuna dek savundu. Çünkü Mustafa Suphi yoldaş proleter enternasyonalist bir komünistti. Bu bakımdan Marksizm-Leninizm’in kendileriyle başladığını iddia edenler, Mustafa Suphi'nin bize bıraktığı değerli mirasa sahip çıkmaları sahtekarlıktan öteye gitmez.
.
Aynı zamanda Mustafa Suphi'nin çizgisi ile Şefik Hüsnü'nün sosyal şoven çizgisinin aynı kefeye koyanların böyle bir iddiaları da lafızlardan öteye gitmez. Bu komünist mirasa sahip çıkmak bu temelde gelişmek ancak bugün anti.Marksist akımların saldırılarına karşı bu davayı titizlikle korumakla mümkündür. Komünist hareket M-L düşman akımlara karşı mücadele içinde bu değerli mirasın temelinde gelişmektedir. Komünist hareket, bugün M-L kendisiyle başladığını iddia etmekte olan her türden oportünist inkarcılığa karşı mücadele ederek bu mirası titizlikle korumaktadır.Mustafa Suphi yoldaşın fikirleri bugün her zamankinden daha çok bize ışık tutmaktadır. Komünist hareket anti-Marksist akımlara karşı ve inkarcılığa karşı kararlı mü
cadelesini proletarya partisini kurma tarihi görevini yerine getirecek bu mirasa layık olduğunu ispatlayacaktır.
.
Türkiye işçi sınıfı ve emekçi halk kitleleri katledilişlerinin 89. yıldönümünde Mustafa Suphi ve 14 yoldaşını unutmayacaktır. Onların mücadeleleri, bugün Türkiye devriminin yolunu aydınlatmakta ve faşist diktatörlüğü yıkma ve işçilerin ve emekçilerin devrimci konseyler iktidarını kurma mücadelesinde,işçi sınıfını ve ezilen halk kitlelerinin elinde kanlarıyla kızıllaşan bir bayraktır. Ve bu bayrak kavgamızda hep dalganacaktır.

Asker TBMM'de isyan etti

Meclis'te silah kanunu tasarısı ile ilgili görüşmeler sırasında görüşü alınmak üzere davet edilen askerler isyan etti: "Her şey elimizden alınıyor. Yeter artık!"
.
Silah Kanunu Tasarısı’yla ilgili olarak görüş bildirmek için TBMM’ye davet edilen askerler, MİT ve Emniyet’in silah ithal etme yetkisine ve askeri personelin bireysel silahlarının kontrolünün valilere devredilmesine yüksek sesle itiraz ettiler. “Her şey elimizden alınıyor. Yeter artık” diye isyan eden askerleri, milletvekilleri, “Alınganlık göstermeyin. Görüşlerinizi dikkate alacağız” sözleriyle yatıştırdı.

TBMM’de İçişleri Komisyonu tarafından, “Silah Kanunu Tasarısı” için oluşturulan Alt Komisyon ilginç bir tepkiye sahne oldu. Habertürk'ün haberine göre Komisyon’un önceki günkü toplantısına, askeri yetkililer de çağrıldı. Milli Savunma Bakanlığı Kanunlar Kararlar Dairesi Başkanı Albay Bülent Ulaş başkanlığında toplantıya katılan askeri heyet, tasarının “Polordu kuruluyor” eleştirisine neden olan, MİT ve Emniyet’e ağır silah ithal etme yetkisi veren maddesine ve askeri personelin bireysel silahlarının kontrolünün valilere devredilmesine itiraz etti.

SİLAH ‘NAMUS’ DEMEK
Komisyonda, silahın kendileri için ‘namus’ anlamına geldiğini ifade eden bir askeri temsilcinin, her şeyin ellerinden alındığını belirterek, “Yeter artık” diye sesini yükseltmesi şaşkınlık yarattı. CHP Adana Milletvekili Hulusi Güvel, ortamı yatıştırmak için “Lütfen alınganlık göstermeyin. Sizin görüşlerinizi dikkate alacağız” dedi. Komisyon Başkanı AK Parti Sivas Milletvekili Selami Uzun da görüşleri değerlendireceklerini bildirdi. CHP’li Güvel, yaşananları, “Bir süredir askerin üzerine çok gidiliyor. Bir de askerin silah üretimi ve ithalatı gibi konulardaki yetkileri ile bireysel silahlarının kontrolü ellerinden alınınca isyan noktasına geldiler” sözleriyle değerlendirdi.

BAKAN SESSİZ KALDI
Askerlerin kişisel silahlarının Genelkurmay’ca takip edildiğini sivillere ise bir sınır olmadığına dikkat çeken Güvel, “Bunun ellerinden alınmasına tepkigösteriyorlar” dedi. Güvel, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün sessizliğinin de tepkiye neden olduğunu kaydetti.

Askeri savcılık iddianameyi istedi

Poyrazköy sanıkları sivil mahkemede yargılanacak
Aralarında 1 tuğamiral, 7 kurmay albay, 2 yarbay, 2 binbaşı, 1 emekli binbaşı, 1 SAT komandosu ve 3 astsubayın bulunduğu sanıklar TBMM'yi ve hükümeti yıkmak için plan yapmakla suçlanıyor. Deniz Kuvvetlerinde grup başkanlığı yapan Koramiral Levent Görgeç ve Genelkurmay'da şube müdürü olan Kurmay Albay Dora Sunguay da sanıklar arasında. Sanıklara yöneltilen suçlamaların Askeri Ceza Kanunu kapsamında bulunmadığı, terör suçu kapsamında bulunduğu belirtilerek yargı yerinin sivil mah keme olduğu belirtildi. Genelkurmay Başkanlığının bombalanması ve Ergenekon savcılarına suikast düzenlenerek Koç Müzesi'ndeki denizaltıya konulan bombaların patlatılarak kaos çıkartılması, azınlıklara yönelik eylemlerle kaos ortamı yaratılacağı iddia ediliyor.
.
İSTANBUL - İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca 21 ve 28 Nisan 2009 tarihleri arasında Poyrazköy Keçilik mevkisinde yapılan kazılarda bulunan mühimmatla ilgili 5'i tutuklu 17 kişi hakkında hazırlanan iddianamenin incelemesini tamamladı. Mahkeme, yaklaşık 300 sayfa ve soruşturma delillerinin içerisinde bulunduğu 24 ek klasörden oluşan iddianameyi kabul etti.
.
ASKERİ SAVCILIK İDDİANAME VE EK KLASÖRLERİ İSTEDİ
İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine bugün faks gönderen Ankara'daki askeri savcılığın, Poyrazköy'de ele geçirilen mühimmatla ilgili 5'i tutuklu 17 sanık hakkında hazırlanan iddianame ile bu iddianamenin 24 klasörden oluşan eklerini yürütülen bir soruşturma kapsamında incelenmek üzere talep ettiği öğrenildi. Mahkemenin, bu talep üzerine iddianamenin bir örneğini gönderdiği, ek klasörleri de önümüzdeki günlerde yollayacağı ifade edildi.
.
SUBAYLAR DARBE PLANIYLA SUÇLANIYOR
İddianamede sanıklar silahlı terör örgütüne üye olmakla ve hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüsle suçlanıyor.
.
1'i TUĞAMİRAL 2'Sİ KURMAY 9 ALBAY 2 BİNBAŞI SUÇLANIYOR
Alınan bilgiye göre, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, ''sanık'' olarak Tayfun Duman, Ergin Geldikaya, Levent Bektaş, Mustafa Turhan Ecevit, Ercan Kireçtepe, Eren Günay, Erme Onat, İbrahim Koray Özyurt, Şafak Yürekli, Muharrem Nuri Alacalı, Levent Görgeç, Mert Yanık, Dora Sungunay, Halil Cura, Sadettin Doğan, Ferudun Arslan ve Ali Türkşen yer alıyor. Soruşturma kapsamında ikinci kez tutuklanma kararı çıkınca intihar eden Kurmay Albay Ali Tatar iddianamede yer almadı.
.
HÜKÜMET VE TBMM'Yİ ORTADAN KALDIRMAYA TEŞEBBÜS
İddianamede, ''bir adet ateşli silah ve mutad sayıda mermi bulundurma'', ''ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma'', ''sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermilerin satın alınması, taşınması, bulundurulması'', ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme'', ''Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''önemsiz tür ve miktarda patlayıcı maddeyi satın almak, kabul etmek veya bulundurmak'', işlenen suçlar olarak sıralandı.

SUÇLAMALAR ASKERİ MAHKEME YETKİSİ DIŞINDA
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Poyrazköy'deki kazılarda ele geçirilen mühimmata ilişkin 5'i tutuklu 17 kişi hakkında hazırlanan iddianamenin kabul edildiği İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin tensip metninde, sanıklara atılı eylemlerin 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun dışında kaldığı belirtildi.

Tensip metninde, ''Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak'', ''Cebir ve şiddet kullanarak TBMM'yi ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs'', ''Cebir ve şiddet kullanarak yürütme organı ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek'', ''Patlatıcı madde bulundurmak'', ''6136 sayılı Ateşli Silahlar Kanunu'na muhalefet'' suçlarından şüpheli Levent Bektaş ve arkadaşları hakkında CMK'nın 250. maddesinde yetkili Cumhuriyet Savcılığınca 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen iddianamenin incelendiği kaydedildi. Sanıklara atılı eylemlerin 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun dışında kaldığı gibi Askeri Ceza Kanunu'nun 54. maddesinin atıfta bulunduğu Türk Ceza Kanunu'nun hükümlerinin de dışında kaldığı ifade edilen tensip metninde, dolayısıyla atılı eylemlerin sırf askeri suç ve askeri suç benzeri suçlar kapsamında değerlendirilmeyeceği bildirildi.

Tensip metninde, atılı eylemlerin nitelikleri gereği askeri mahal dışında gerçekleşip sonuç doğuracağı kaydedilerek, 353 sayılı Askeri Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'un 9. maddesi kapsamında değerlendirilmeyeceği, yine niteliği gereği görev kapsamında da değerlendirilmeyeceği belirtildi.

İDDİALAR TERÖR SUÇU KAPSAMINDA
Atılı eylemlerin her halükarda 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca ''terör suçu'' sayıldığı anlatılan metinde, 3713 sayılı kanunun 9. maddesindeki hüküm dikkate alındığında CMK'nın 251/1 maddesi gereğince CMK 250/1 maddesinde sayılan suçlara bakmakla görevlendirilmiş İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin görev ve yetkisinde olduğu bildirildi.

Tutuklu 5 sanığın tahliye taleplerinin reddine karar verildiği anlatılan tensip metninde, şöyle denildi:

ERGENEKON MAHKEMESİNDEN BİLGİ İSTENDİ
'Silivri'de devam eden İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki 2 davada özellikle mahkememizdeki davanın iddianamesinde yazılı olan 'Ergenekon' tabir edilen silahlı terör örgütü ile ilgili olarak bu örgütün varlığı, yapısı, varsa eylemleri konusunda bilgiler içeren ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki dosyaların da bu örgütle ilgili gelen Emniyet Genel Müdürlüğü, Genelkurmay Başkanlığı ile başka kurumlardan gelen bu husustaki yazıların tasdikli birer suretinin istenmesi için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına yazı yazılmasına karar verildi.''
.
SANIKLARA AĞIR CEZALAR İSTENDİ
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Poyrazköy'deki kazılarda ele geçirilen mühimmata ilişkin hazırlanan iddianamede, 4'ü tutuklu 5 sanığın 2'şer kez ağırlaştırılmış müebbet ile 29,5 yıldan 57'şer yıl, diğer 12 sanığın da 7,5 ile 39'ar yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmaları istendi.

''Ergenekon'' soruşturmasını yürüten savcılardan Ercan Şafak ve Murat Yönder tarafından hazırlanan ve İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianame ile 5'i tutuklu 17 sanık hakkında dava açıldı. İddianamede, tutuklu sanıklar Levent Bektaş, Ercan Kireçtepe, Emre Onat ve Eren Günay ile tutuksuz sanık Mustafa Turhan Ecevit'in, ''Cebir ve şiddet kullanarak TBMM'yi ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''Cebir ve şiddet kullanarak yürütme organını ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'' suçlarından 2'şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ile ''Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak'', ''Patlayıcı madde bulundurmak'', ''6136 sayılı Ateşli Silahlar Kanunu'na muhalefet etmek'' suçlarından 29,5'ar yıldan 57'şer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.

Tutuklu sanık Ergin Geldikaya'nın ''Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak'', ''Patlayıcı madde bulundurmak'' ve ''6136 sayılı Kanuna muhalefet etmek'' suçlarından 17,5 yıldan 39 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, tutuksuz sanıklar Ali Türkşen, Halil Cura, Ferudun Arslan, Sadettin Doğan, Levent Görgeç, İbrahim Koray Özyurt, Muharrem Nuri Alacalı, Şafak Yürekli, Dora Sungunay, Tayfun Duman ve Mert Yanık'ın ''Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak'' suçundan 7,5'ar yıldan 15'er yıla kadar hapisle cezalandırılması öngörüldü. İddianamede, şüpheliler Şahin Özen ve Aşkın Lale hakkında ''Silahlı terör örgütüne üye olmak'' suçundan takipsizlik kararı verdiğine de vurgu yapıldı.
.
24 EK KLASÖRÜ SANIK AVUKATLARINA DAĞITILACAK
İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamenin delil niteliği taşıyan 24 ek klasöründe yer alan belgelerin, CD ortamına aktarılacağı ve önümüzdeki günlerde sanık avukatlarına teslim edileceği belirtildi. Bu arada, belgelerin aktarılması sırasında sanıkların davayla ilgili olmayan ve özel hayatlarını ilgilendiren konuşma ve yazışmaların ayıklanacağı ve CD'de yer almayacağı kaydedildi. Ayıklanan belgelerin imha edilmeyeceği ancak dava sırasında avukatların herhangi bir itirazlarının olması durumunda bu kısımların verilebileceği öğrenildi.

TRT 1’e AKP kadrosundan üfürükçü

AKP kadrolarının TRT1 çıkarması, Maranki ile sürüyor. Hiçbir tıp eğitimi olmadığı halde kanserden epilepsiye pek çok hastalığı tedavi ettiğini ileri süren Maranki, 15 hafta boyunca TRT1’de program yapacak.

AKP’li kadroların TRT çıkarması, din soslu şifa reçeteleri nedeniyle tartışılan isim Ahmet Maranki’nin TRT1’de program yapacağının açıklanmasıyla yeni bir boyut kazandı. TRT1’de Salı günleri yayınlanmakta olan “Sabiha Akdemir ile Günbegün” programına önceki gün konuk olan Maranki’nin 15 hafta boyunca programa katılacağı belirtildi.

Bilimsel hiçbir yetkinliği bulunmadığı halde insan sağlığını doğrudan etkileyecek konularda, dini kullanarak halkı etkilemeyi deneyen ve pek çok bilim insanı tarafından hakkında suç duyurusunda bulunulan Maranki’nin TRT’de program yapacak olması, AKP ile yakınlığı ile açıklanıyor.

Din soslu şarlatanlık
Programda “kozmik bilim uzmanı” olarak sunulan, “kozmik bebek maması” ve “kozmik börek” tarifi veren Maranki, hiçbir tıp eğitimi olmadığı halde kanser, Behçet hastalığı, epilepsi, kısırlık gibi pek çok hastalığı bitkilerle tedavi ettiğini iddia etmesi nedeniyle uzun zamandır tartışılan bir isim.

Reçetelerini inanılır kılmak ve hakkındaki tartışmaları perdelemek için sık sık dini mesellerden, hadislerden ve ayetlerden dem vuran Maranki’nin TRT’deki ilk programda, hakkındaki tartışmalar nedeniyle hayli gergin ve saldırgan olduğu gözlendi.

Kendisini “tütün endüstri mühendisi” olarak tanıtan Maranki’nin farklı kanallarda kullandığı profesörlük unvanını, profesör olmadığının deşifre edilmesi sonrasında, TRT’de kullanmaktan kaçındığı görüldü.

Aslen tütün eksperi olan Maranki’nin “ne olduğu” ya da ne okuduğu” ile ilgili yaratıcılığı “tütün endüstri mühendisliği” ile sınırlı değil. “Kozmik bilim uzmanı” olduğunu, “integretif tıp” yaptığını ileri süren Maranki, siyaset bilimi yüksek lisansı ve iktisat doktorası yaptığını dile getirdi. Eğitiminin hiçbir basamağı tıp ya da biyoloji ile ilişkili olmayan Maranki, Birleşmiş Milletler’de (BM) doktora yaptığını da iddia etti. Ancak, programın ilerleyen dakikalarında Maranki’nin BM ile ilişkisinin bir BM kalkınma programında çalışmaktan ibaret olduğu anlaşıldı.

Maranki’den inciler
Sık sık hadis ve ayetlere değinen ve kendisinin ne denli inançlı bir müslüman olduğunu, ibadetlerini aksatmadığını da vurgulayan Maranki, “bilim dışı” olduğu için kendisini eleştiren öğretim üyelerine seslenerek, “sırça köşklerindeki cumhuriyet üniversitelerini, kendisini yasakladıkları” için suçladı. Maranki’nin, üniversitelere yönelik eleştirisini, “biz başkaları gibi meyhanelere gitmedik, porno film izlemedik, biz okuduk, okuduk okuduk” cümlesiyle sürdürmesi dikkat çekti.

Genetiği değiştirilmiş organizmaların insan sağlığı için yarattığı tehlikeyi de Türkiye’de ilk kez kendisinin fark ettiğini ileri süren Maranki, “üniversiteleri yan gelip yatmakla” suçladı. Maranki, “ilaçlar 40 yıldır var, biz yüzlerce yıllık bitki reçetelerini kullanıyoruz” diyerek modern bilimi bir kalemde silip atarken, “bizim diplomaya ihtiyacımız yok, halkımız bizi seviyor” diyerek, bilim karşıtlığını bir kez daha sergiledi.

Havuç, roka ve pırasadan oluşan bebek mamasını, “kozmik bebek maması”, lahana ve kıymayla yapılan sarmayı da “kozmik börek” olarak sunan ve kendisine ait bir buluş gibi pazarlamaya çalışan Maranki, programda, kansere bitki karışımlarıyla çare bulabileceğini de iddia etti. Programdaki türkücüye sadece yüzüne bakarak safra kesesinde sorun olduğu “teşhisi” koyan Maranki, kendisine gelebilecek eleştiriler için, “din okudun mu? ayeti tefsir ettin mi? orada yazıyor benim bilgim… beni eleştirenler birilerinin tetikçiliğini yapıyorlar…” açıklamasında bulundu.

Özellikle “gölgenin ötesi”, “sırların arkası”, “enerji”, “dalga boyu”, “aura” gibi ifadeleri birlikte kullanan ve ne dediği tam olarak anlaşılamayan Maranki, açıklamalarında sıklıkla dini göndermeler yaptı. Gözün “yardımcı mahlukat” olmadan göremeyeceğini, “insan dışı - görünmeyen varlıkların görmeye yardım ettiğini” de söyleyen Maranki, "bu konulardaki açıklamalarını ilerideki haftalarda sırasıyla yapacağını" belirtti.

İddiaları ve açıklamaları program sunucusu Sabiha Akdemir tarafından sık sık onaylanan Maranki, programın sonlarına doğru, açıkça AKP propagandası yapmaya başladı. “Halkın yıllardır süren eziyetinin nihayet son bulduğunu” ileri sürerek, Kadir Topbaş ve İstanbul Belediyesinin hizmetlerini öven Maranki, İstanbul Belediyesi ile anlaştığını ve belediye tarafından işletilen kimi restoranlar için kozmik menüler hazırlayacağını da açıkladı.

Maranki’nin yükselişinin arkasındaki “sır”
Gençliğinde Aydınlar Ocağı’na devam eden Ahmet Maranki, Fazilet Partisinden AKP’ye uzanan ilişkilerini geçtiğimiz yıl Hürriyet gazetesine verdiği röportajda şöyle anlatmıştı: “Doktora hocam Nevzat Yalçıntaş, ‘Ülkene bakan olarak hizmet edersin’ diyerek siyasete davet etti. Sayın Erbakan saygı duyduğum bir insandır, evinde 1,5 saat konuştuk. Ancak ailem asker olduğu için Fazilet Partisi’nin seçimden önce kapatılacağı bilgisi geldi. Bir gün önce istifa ettim ve listelerde ismim yayımlanmadı. Birkaç yıl boyunca devletteki görevime geri dönemedim ve büyük sıkıntılar yaşadım. Sayın Başbakan Erdoğan da sağlık projelerimizi Kemerburgaz’da hayata geçirmek için Eyüp Belediye başkanlığı adaylığı önerdi. Fakat üç gün öncesinde bir bakan dönemin başkanının tercih edileceği, hatta bu yüzden hükümetin yıpranacağı söyleyince adaylıktan vazgeçtim.”

Halen Çalışma Bakanlığı’nda “yurtdışı ilişkiler uzmanı” olduğunu fakat “ücretsiz izinli” sayıldığını da açıklayan Maranki, yaklaşık bin kişiyi istihdam ettiğini de söylüyor.