30 Mart 2010 Salı

Kadir İnanır: Acılı halkın toplantısı Saray'da yapılmaz!

Recep Tayyip Erdoğan'ın Dolmabahçe Sarayı'nda sanatçılarla düzenlediği kahvaltılı toplantıya tepki göstererek katılmayan usta oyuncu Kadir İnanır, Milliyet Sanat Dergisi'ne çarpıcı açıklamalar yaptı. Derginin nisan sayısı için gazeteci yazar Ahmet Tulgar, Kadir İnanırla görüştü.

Tulgar'ın sorularını yanıtlayan Kadir İnanır, 'Acı çeken bir halkın toplantısını ballı börekli saraylarda yaparsan böyle popülist bir toplantıya katılmam' şeklinde konuştu.

Kadir İnanır'ın röportajı derginin sayfalarında 'Siyasi meselelerle uğraşmaktan sanatla uğraşamıyorum' başlığı ile yer alırken kapakta ise 'Kadir İnanır, ağır konuştu' sözlerine yer verildi.

Başbakan Erdoğan'ın sanatçılarla yaptığı toplantıya değinen İnanır, yapılan toplantının Amerika'da benzer toplantılar yapıldığını ve Amerika'ya öykünmeye şeklinde yorumladı.

Yapılan toplantıya telefonla çağrılmasının eleştiren İnanır, devletin yaptığı için toplantı içinde resmi yazının gönderilmesi gerektiğini söylüyor. Ülkenin her yerinde bulduğunu belirten İnanır, Doğu'da kalan toprakların da her yerinde bulunduğunu da ifade ediyor. Ömrünün yarısını Doğu'da film çekerek geçirdiğine dikkat çeken İnanır, Doğu'da çektiği filmlerin de yarısının yasaklandığını hatırlattı.

POPÜLİST YAKLAŞIM
'Beni niye o bölgeye adım atmamış adamlarla aynı masaya oturtuyorsun. Bunu sen, içinde sanatçıların da olduğu bögleyi iyi bilen bilim adamlarıyla, ekonomistlerle, siyasetçilerle yap. Nasıl bir popülizm bu?' diye soran İnanır şöyle devam etti: 'Aç sefil bırakılmış, bıraktırılmış insanların, acı çeken bir halkın toplantısını ballı börekli saraylarda yaparsan, ben de buradaki çelişkiyi görürüm, bu popülist ve magazinel toplantıya katılıp, onların amacına hizmet etmem.'

Açılım vb. işlerin işlerin halkı ve halkı tanıyanları dinlemeden olmayacağına dikkat çeken Kadir İnanır, bölgede çektiği 'İsyan' filmine de atıfta bulunarak, şöyle konuştu: 'Filmin hikayesine bak. Ağa, halkı köle gibi kullanırken, adamlardan birinin oğlu bu işe başkaldırıyor. Sonunda çocuk kendi bölgesindeki halkı örgütlüyor, adı da Apo. Abdullah'a Apo derler. Filmin sonunda ağayı da öldürüyor, dağlara doğru çıkıyor. Neyle örtüşüyor şimdi bu film? O zaman Apo yoktu daha. Bu filme yasak koyamazsın, işte bu filme yasak koyarsan, sorun seni gelip yine bulur. Gerçekten kaçamazsın.'

'ÜLKEYİ SEVENLER; BU ÜLKENİN DEVRİMCİLERİYDİ'
Gazeteci - yazar Ahmet Tulgar'ın pekçok konuda sorduğu sorular arasında 12 Eylül'den genç kuşak sinemacılara bir çok konuda usta oyuncu Kadir İnanır'a soru sordu. İnanır, Türkiye halkı için kullandığı 'tevekkül toplumu' ifadesine ilişkinde, 'Hangi toplum? İstanbul Bebek'teki ile Doğu'daki halk, bir yerde lüks, zenginlik, bir yerde yoksulluk zulüm. Böyle şey olur mu? Herkes milliyetçi oldu. Onların milliyetçiliği, bu ülkede cüzdanımı nasıl doldururum milliyetçiliği. Bu ülkeyi gerçekten sevenler, bu ülkenin devrimcileriydi. Onları da öldürdüler. Niye astın bu çocukları? Sen niye milliyetçilik oynuyorsun şimdi. Artık sanatla falan uğraşmıyorum zaten, bunlarla uğraşmaktan beynim çatlamak üzere' şeklinde açıklama yaptı. DOĞAN TEKİN / ANF

Felgenhauer: Askerin darbe yapma ihtimali var

Dünyanın önde gelen savunma uzmanlarından Pavel Felgenhauer, Türkiye’de darbe tehlikesinin henüz sona ermediğini düşünüyor. Ordunun hala politikada güçlü bir pozisyonda olduğu ve dış politikada yaşanacak gerginliklerin yeni bir darbenin yolunu açabileceğini iddia ediyor. Felgenhauer, NATO’nun yeni stratejisinin Baltık alanındaki üstlenme ve Avrupa’nın askeri politikaları uygulama noktasında yenilik getirmeyi amaçladığını belirtiyor. Ortadoğu’daki İran gerginliğinin İsrail’in bir saldırısı beklenmeden Körfez’de yaşanacak küçük bir kıvılcımın bile bütün bölgeyi büyük askeri çatışmaya sürükleme tehlikesi taşıdığını belirtiyor. Dünyanın önde gelen savunma uzmanı gazeteci yazar Felgenhauer ANF’nin sorularını yanıtladı.

YENİ STRATEJİ BALTIK İÇİN ÖNEMLİ

* NATO neden yeni bir strateji oluşturmak istiyor?

- NATO’nun yeni stratejisinin eski stratejisinden, stratejik farkları olacağını sanmıyorum. Ama belgeyi hazırlama izleği oldukça uzun. Bütün üye ülkelerin onayından geçmek zorunda. Ama ilkesel değişikliler olacağını sanmıyorum. Çünkü son dönemde büyük değişikler olmadı. Fakat yapılacak değişikler stratejinin desteklenmesi ve istikrarına katkı sunacak değişiklikler olacaktır. Örneğin terörizm ve uyuşturucuyla mücadele konularında olabilir. Ama eksen konusunda değişikler yaşanmayacak.

Pratik uygulamalar güçlendirmesine yönelik kararlar alınmak isteniyor. Rusya ile Gürcistan savaşında ortaya çıkan anlaşmazlıklar yine Baltık ülkelerinin güvenliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar güçlendirilebilir. Bu eskiden sözkonusu değildi. En ciddi değişiklikler oraya yönelik yenilikler olacak. Şimdi işte orda askeri tatbikat ve yeni manevralar yapılması planlanıyor. Belki de oraya başka ülkelerin bazı güçlerinin aktarımı söz konusu olur. Bu planı gözönünde bulundurmak zorunda. Çünkü, Rusya Gürcistan’a kendi vatandaşlarını korumak zorunda kaldıysa Baltıklarda da çok fazla Rus nüfusu var. Bunun bir tehlike oluşturduğunu biliyorlar. Bu ciddi bir değişiklik olur ama stratejik olmaz.

* Yeni strateji Batı Avrupa ve ABD’de arasında yeni sorunlara yol açabilir mi?

- Doğu Avrupa ile ABD arasında ciddi bir sorun yaşanmaz, ama baskılar sürecektir. Baskılar Batı Avrupa’nın daha fazla katkı sunmasına yöneliktir ama bu zaten 1945’ten bu yana yaşanan bir sorundur. Washington Avrupa’nın yeterli derecede harcama yapmadığını düşünüyor. Avrupa harcamaların yüzde 20 sini karşılıyor. Tabiî ki ABD tüm askeri harcamaların yüzde 60 yapıyor ve bununla karşılaştırınca Avrupa ‘az yapıyor’ diyebilir. ABD şimdiki en büyük talebi Avrupa’nın Afganistan’a daha fazla katkıda bulunmasıdır. ABD Avrupa’ya kendisini aptal yerine koymadan gerekeni yapmasını istiyor. Ama Avrupa’nın Afganistan’a ilgi görmemesi büyük bir sorun, Almayanın oradaki birlikleri sıcak çatışmalara katılıyor. Oysa bu başta öngörülmüyordu. Sorun işte bu pratik konulardan kaynaklanıyor stratejik sorunlardan değil. Her şeyden önce bu stratejik boyuttaki sorunlar olmayacak.

SENATO ANLAŞMAYI SIKI TUTUYOR

* Yeni START beklenenden daha mı gecikti?

- Evet, anlaşmanın daha çabuk imzalanacağı tahmin ediliyordu. Sanki bu anlaşma çok da önemli değilmiş gibi bir hava vardı. İlk anlaşma ağır gerginliklerin olduğu bir dönemde ele alındığı için ciddiye alınmıştı. Şimdi o düzeyde bir silah yarışı yok, ama sorun yine de ciddi. Rusya artık bir silahlanma yarışına giremediği gibi eski nükleer silahların bakımını bile yürütemiyor. Amerikalılar ise güçlerini sürdürüyor. Ama Washington, Moskova ile olan ilişkilerinin iyileşmesi ve önemli sorunlarda ortak tavır almaya çekmesi için bu anlaşmayı yapmaz zorunda. Yani ABD avantajlarına rağmen anlaşmayı yapmak istiyor. Ama anlaşma riske düştü, çünkü Rusya büyük taleplerde bulundu. Bu ABD kongresinde büyük sorunlara yol açabilir. Beyaz Saray bunu imzalayabilir ama kongre Obama’yı Amerikan’ın güvenliğini zaafa uğratmakla suçlayabilir. Kaldı ki anlaşma Senato’dan geçmesi gerekiyor, bunun için üçte ikilik çoğunluğa ihtiyaç var. Demokratlar tek başına bu kadar sandalyeye sahip değil. Bu görüşmeleri bir arkadaşım bir yürütüyor zten. Onu buraya birkaç defa davet ettiler. O Senato’ya bilgi eriyordu ama Senato bunu ret ediyordu. Tabiî ki sonuç itibarıyla bir belge imzalanacak, ama bunun Senato tarafından onaylanıp onaylanmayacağı çok net değil.

* Bulgaristan ve Romanya ile müzakere edilen füzeler konusunda yeni gerginlikler yaşanabilir mi?

- Rusya için hoş olmayan bir şeydir. Ama aynı zamanda Rusya’daki askeri kanadına bir tehlikeye işaret etme fırsatı sunuyor, ki onlar da bunu istiyor. Polonya ve Çekya’ya yerleştirilmek istenenler bile Rusya için büyük bir tehdit oluşturmuyordu. Buna rağmen bundan büyük bir tehlike yaratmayı başardılar. Rusya’da bazı askeri güçler var ki tehlike ne kadar büyük olursa onlar için daha iyi oluyor. Böylece askeri harcamalar için daha fazla bütçe ayrılmasını sağlıyorlar.

Diğer bir konu ise Rusya eski SSCB’nin Doğu Avrupa kanadının kendileri için özel bir anlam taşıdığını ve burayla ilgili kendisine danışılmasını istiyor. Silahlar konusunda ise bugün bunlar yerleştiriliyor yarın farklı şeyler yerleştirilir diye itiraz ediyor. Yani Rusya danışma hakkı istemekle aslında veto hakkı istiyor. Eski SSCB’yi kendi alanı olarak görüyor. Yâda onlara geçtiğini kabul ettiği noktada da kendilerinin dikkate alınmasını istiyor. Esas talep ise ABD alanda askeri yerleşimi olmamasıdır.

‘İRAN İKTİDARI ABD İLE KÜÇÜK BİR ÇATIŞMAYI İSTİYOR’

* İran konusuna gelmek istiyoruz. ABD ne yapmak istiyor. Askeri müdahale bir seçenek mi?

- ABD ve ortakları ile İran arasındaki mücadele aslında şiddetleniyor. Amerika’da bazı güçler ve İsrail zaten açık karşıt, ama Körfez ülkeleri İran’ı durdurmaları gerektiğini düşünüyorlar. Bu sadece ABD’den kaynaklı değil İran’dan da kaynaklanıyor. İran şimdi iç sorunlar yaşıyor, büyük çalkantılar var. Bundan kurtulmak için tüm toplumu ortak düşmana karşı yönlendirmek istiyor. Bazı kesimlerde (özellikle iktidardakiler) ABD ile küçük bir çatışmanın kendilerinin işine yarayacağını düşünüyorlar. Bu muhalefeti tasfiye etmek için iyi bir fırsat verebilir. Bu çatışmada çıkarı olanlar çok fazla. Çatışma her an olabilir. Bu sadece İsrail’in ani bir hava saldırısıyla değil Körfezde ya da Amur’daki güçler karşı karşıya gelebilir. Yani savaş deniz kuvvetlerinde başlayabilir ya da çok farklı şeyler olabilir. Örneğin Şattul Arap’da yaşandığı gibi bir karşılaşma olsa kesin bir çatışma yaşanırdı. Küçük bir kıvılcım bütün Ortadoğu’yu kapsayan bir çatışmaya yol açabilir. Örneğin Hizbullah ve diğer güçler hemen katılabilir ki oralarda İran’ın hava güçleri de var. Çoğu güç bunun içine çekilebilir Filistin çatışması ve diğer alanlar. Yine Suriye ve İsrail arasında bazı füze saldırıları olabilir. Bütün Ortadoğu’da büyük bir savaş olabilir.

ÇİN’İN İSRAİL İLE İLİŞKİLERİ DAHA GÜÇLÜ

* Çin ve Rusya nasıl yaklaşabilir?

- Rusya, İran konusunda nötr yaklaşabilir. İran’a silah satmak isteyen kesimler var. İran’ın Moskova’da lobilisi güçlüdür. Ayrıca İran’ın Moskova büyük elçisi iyi çalışıyor. İsrail’in de Moskova da güçlü bir lobisi var. Yine İsrail’i savunan başbakan ve ulusal lider Putin var. Çok zengin Yahudiler var, bunlar çok ciddi etkide bulunuyor. Çin’in de İran’da çok yatırımı var. Oradan petrol alıyor. Ama aynı şekilde İsrail ile daha önemli ilişkileri var. İsrail, Çin’e ABD ve Avrupa’nın ambargodan dolayı vermediği yeni silah teknolojilerini veriyor. Şu anda batının gelişmiş silah teknolojilerini Çin’e satan tek ülke İsrail.

Aslında hem politik hem stratejik boyutuyla bölgesel güçlerdir. Ve onlar direkt olarak Ortadoğu çatışmasına müdahale etmezler. Kimi destekleyecekleri konusunda Moskova’da da iç mücadele var. Ama genel olarak nötr kalacaklar. Hem Çin hem de Rusya Ortadoğu’da bir sorun çıkarsa müdahale etmeyeceklerdir.

TÜRKİYE JEOPOLİTİKASI BELİRSİZ KARAKTER TAŞIYOR

* Türkiye bu konuda Batıyla sorunlar yaşayabilir mi?

- Türkiye son dönemlerde batıyla ilişkili olarak çok büyük çelişkiler yaşıyor. Türkiye dış politikası ve genel olarak Türkiye çok ağır bir durum yaşıyor. AB’ye alınmak için uzun dönemdir reformlar yapıyor, çaba harcıyor ama alınıp alınmayacakları belli değil. Bunu yanında Türkiye içinde dış politika konusunda ciddi çatışmalar var. Askeri kanat ABD ve İsrail yanlısı. İktidar partisi yani Erdoğan ise dengelerde hareket etmek istiyor. Yine İran taraftarı politikanın temelinde ucuz enerji ihtiyacı yatıyor. İran ile ilişki çok kazançlı bir iştir, bundan dolayı jeopolitikası çok belirsiz bir karakter taşıyor. Bu birazda Türkiye’deki iç sorunlardan dolayıdır. Askeri ve siyasi güç arasında, Kemalistler ile İslamcılar arasında sorunlar yaşıyor. Kemalistlerin ve İslamcıların çok farklı politik bakışları var. Ondan dolayı Türkiye dış politikası çok belirsiz bir karakter taşıyor. Ama bence genel olarak onlarda böyle bir çatışmadan kaçınacaklar yâda içine girmemeye çalışacaklar. Türkiye’nin kendi iç çatışması var. Diğer yandan Avrupa’da uyarıyor.

ORDU İÇİNDE İSLAMCILAR ARTTI

* Geçmişte Türkiye’de ordu ülke politikalarında önemli bir yere sahipti. Ama şimdi hükümetle ciddi sorunlar yaşıyor. Türk ordusu zayıfladı mı?

- Ordunun bertaraf edildiğini söylemek erken bir öngörüdür. Ordu siyasette hala güçlüdür. Özellikle bunu birçok üyelerinin mahkemeden önce serbest bırakılmasından anlıyoruz. Genelkurmay Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile görüştükten sonra tutuklanan ordu mensupları serbest bırakıldı. Bu yüzdende ordu hala güçlü bir pozisyonda. Tabi ordunun askeri bir darbe yapması en son noktadır, ama bunu da gözardı etmemek gerekir. Eğer İslamcılar onları köşeye sıkıştırırlarsa onlar köşeden çıkarlar. O yüzden Türk ordusunun devre dışı kaldığını söylemek için erkendir.

Tabiî ki ordunun içinde İslamcı kesimin güçlendiğini ret edemeyiz. Buna rağmen ordu hala kendi içinde çok örgütlü bir güç olmaya devam ediyor. Tabi onların çıkarları yönetimde olan siyasal İslamcıların çıkarlar ile ilgili uzlaşmıyor. Ama bir de sivil Kemalistler var ki bunlar siyasal İslamcı karşıtıdır. Aslında toplum parçalanmış halde. Toplumda bir çatışma var, bu şimdilik siyasi bir çatışma olarak sürüyor. Yani şiddete başvurmadan sürdürebiliyorlar. Ama çatışmanın silahlı biçime geçme tehlikesi de var tabi.

HÜKÜMET BATIYLA ÇELİŞKİYE DÜŞERSE DARBE OLUR

* Süreç nasıl gelişir?

- Şu anda var olan askeri örgütlülük ciddi bir adıma gitme ya da darbe niyetinde değil. Ama bu iç örgütleri hiçbir şey yapmayacak diye bir şey yoktur. Yani onları sıkıştırırsalar harekete geçebilirler. Bu yüzden Erdoğan politikaları çok tehlikelidir. O uçurumun kenarından yürüyor. En ufak bir hata çok farklı noktalara götürebilir kendisini.

Yine batıyla olan ilişki daha da kötüleşebilir. Batı İran’a karşı yeni yaptırımlara hazırlanıyor. Bunu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi çerçevesinin yapmaya çalışıyor. Büyük ihtimalle Türkiye çekimser kalacak. Bu da fazla iyi olmayacak. Ama asıl ve sert yaptırımlar için kararları ABD ve Avrupa arasında alınacak. Bu ciddi olacak hatta belki de yakıt ihracının bloke edilmesine kadar varacak. Eğer Türkiye buna karşı çıkarsa o zaman AB ile ciddi sorunlar yaşayacak. Eğer iktidar ısrar ederse batıyla sorunlar yaşayacak ve o zaman ordu oluşan durumu değerlendirecek. Yani Türkiye batıyla çelişkiye girerse ordu bundan yararlanacak ve harekete geçecek, kimse de buna karşı çıkamaz.

RUSYA TÜRKİYE’YE KAFKASLAR’DA GÖRMEK İSTEMİYOR

*Türk-Rus ilişkilerine gelmek istiyoruz. Uluslararası ilişkilerde çok farklı parametrelerde olmalarına rağmen nasıl bu kadar yakınlaşma yaşanabiliyor?

- Bizim Türkiye ile ilişkilerimiz çok ağır ve karmaşık. Türkiye bizim için çok önemli, Güney Akım için önemli. Türkiye’siz bunu yapmak zor olacak. Bir lider olarak ve bir başbakan olarak bu idea Putin için çok önemlidir. Diğer taraftan Rusya, Türkiye’nin Kafkasya ve Kafkas ötesinde genişlemesini tehlikeli olarak görüyor asla istemediği bir durumdur.

Bir taraftan bizim için Türkiye’nin Ağustos ayında Gürcistan savaşı ve sonrasında oynadığı rol önemlidir, Türkiye bağımsız bir politika izledi. Ama diğer yandan bizim bölgelerde- Kafkaslarda ve eski Sovyet devletlerinde- genişlemesi hiç istenmeyen bir durumdur. Türkiye ticaretine Türkiye’nin bölgede bize yönelik desteğine evet ama Türkiye’nin Kafkaslar’daki etkisi yine özellikle Azerbaycan’daki etkilerine hayır. Rahmi Yağmur - ANF / 29.03.10

Bedava su artık özgür akacak!

Davanın yapılan son duruşmasına, Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, aynı davada yargılanan belediye meclis üyelerinin yanı sıra DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Genel- İş Genel Başkanı Erol Ekici, Genel- İş Ege Bölge Temsilcisi Azad Fazla ve çok sayıda izleyici katıldı. Osman Özgüven'in avukatı Arif Ali Cangı, duruşmanın başında Özgüven'in yargılandığı 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un çıkarıldığı günden bu yana 74 ayrı kararname ile delindiğini, kanunun Anayasa'nın ‘eşitlik’ ilkesine aykırı olduğunu dile getirdi. Davanın esası hakkında mütaalasını veren Cumhuriyet Savcısı Velihattin Erdemir yapılan işlemin su tasarrufuna yönelik olduğunu, kamu yararı gözetildiğini, yapılan işlem sonucunda herhangi bir kamu zararı görülmediğini söyleyerek Belediye Başkanı Osman Özgüven ve belediye meclis üyelerinin beraatını istedi. Mahkeme Hakimi Mehtap Şen de Cumhuriyet Savcısı Erdemir’in karanına uyarak beraat kararı verdi. Davayla ilgili gerekçeli karar önümüzdeki günlerde yazılacak.

Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, ilçede yaşayan vatandaşlardan 10 tona kadar kullandıkları sudan ücret almadığı, 10 tonu aşan sarfiyatları normal tarife ile ücretlendirdiği, belediye çalışanlarına suyu yüzde 50 indirimli verdiği gerekçesiyle ilçeye gelen Sayıştay denetçisi tarafından suçlu bulunmuş ve başkan ve belediye meclis üyeleri hakkında Danıştay’a suç duyurusunda bulunulmuştu.

UYGULAMAYA DEVAM

Duruşmanın sona ermesinin ardından konuşan Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, Dikili Asliye Hukuk Mahkemesi’nin sadece Türkiye değil, tüm dünya için emsal bir karar verdiğini söyledi. Özgüven, “Bu mahkeme kararıyla suyun insan hakkı olduğu, ticarileştirilemeyeceği mahkeme kararıyla tescillenmiş oldu. Benim ceza almam veya almamam değil, bunun tescillenmesi önemli. Bundan sonra da uygulamayı genişleterek sürdüreceğiz. Daha fazla insanı bu uygulamanın içerisine almanın yollarını bulacağız. Herkesi ne kadar ihtiyacı varsa o kadar su kullanmasına teşvik edeceğiz” diye konuştu. Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven’in avukatı Arif Ali Cangı ise karar sayesinde suyun bir hak olduğunu belirterek, “Belediyelerin ücretsiz suya erişim hakkı olduğu ortaya çıkmıştır. Bundan sonra tüm yurttaşların belediyelerinden 10 tona kadar suyu ücretsiz isteme hakkı doğmuştur” diye konuştu.

HES'e jandarma baskını

Durdurma kararına rağmen çalışmalarını sürdüren enerji şirketine jandarma baskın düzenledi.

RİZE İdare Mahkemesi'nin `Uzundere-2 HES Projesi' için verdiği yürütmeyi durdurma kararına rağmen çalışmalarını sürdüren enerji şirketine jandarma baskın düzenlenleyerek tutanakla durumu tesbit etti.

Rize İdare Mahkemesi, Çayeli İlçesi Senoz Vadisi'nde, `Atabey Enerji' firması tarafından yapımı süren Uzundere-2 hidroelektrik santral projesi için verilen, `ÇED gerekli değildir' kararını 23 Şubat 2010 tarihinde iptal ederken, yürütmeyi durdurma kararı verdi. Karar, 10 Mart 2010 tarihinde Çayeli ilçe Jandarma Komutanlığı ekiplerince firmaya tebliğ edildi ve çalışmalar durduruldu. Ancak, kısa süre çalışmalara ara veren firma bölgede gizlice çalışma başlattı. Yöre halkının ihbarı üzerine 25 Mart tarihinde santral şantiyesine baskın düzenleyen jandarma, su iletim tünellerinde kazı çalışması yürütüldüğünü tespit etti. Mahkeme kararına rağmen çalışmalarını sürdüren firma hakkında tutanak tutan jandarma konuyla ilgili inceleme başlattı.

`Derelerin Kardeşliği Platformu' Dönem sözcüsü Ömer Şan, sahip olduğu biyolojik çeşitlilik ile uluslararası öneme sahip vadideki projeler için Çevre ve Orman Bakanlığı'nın, `ÇED gerekli değildir' kararı vererek bölgede doğa katliamının önünü açtığını savundu. Şan, bakanlığı, asli görevi olan doğal varlıkları koruma ve geliştirme görevini yerine getirmeye ve yargı kararlarına uymaya davet ettiklerini anlatırken şöyle dedi:

"Bütün hukuk çevrelerini Senoz'daki uygulamalara tepki göstererek mücadelemize sahip çıkmaya çağırıyoruz. Bölge halkı olarak defalarca ortaya koyduğumuz demokratik tepkilerimize rağmen Senoz'daki doğa katliamı ve hukuk dışı çalışmaları durduramıyoruz. Bu ülkenin yasa ve hukuku Senoz Vadisi'nde geçerli değil midir? Bir doğa cenneti olan bu vadi, ülkemiz topraklarından sayılmıyor mu? Senozlular'ın Anayasal ve yasal hakları yok mu sayılıyor? Ya da birileri için yasa ve hukuk formalitedir de bizim mi haberimiz yok? Senoz'da olan biteni anlamak mümkün değildir. Birilerinin bu durumu çıkıp bizlere anlatmasını bekliyoruz."

Paşalar Yüce Divan'da yargılanacak

AKP'nin bugün saat 11.00'de Meclis Başkanlığı’na vereceği Anayasa değişikliği paketine sürpriz maddeler eklendi.

Muhalefet ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan görüşmelerin ardından, Anayasa değişiklik paketine son şeklini vermek üzere dün toplanan AKP'nin, son şeklini verdiği taslağa NTV’den Nilgün Balkaç ulaştı. Pakete, sürpriz olarak değerlendirilebilecek maddelerden biri, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının Yüce Divan’da yargılanmasını sağlayacak madde. Düzenleme, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, askere sivil yargı yolunu açan maddenin Genelkurmay Başkanı’nı yargı önünde savunmasız bıraktığını belirtmesi ve bunu giderilmesini istemesinin ardından geldi.

Taslak metne giren diğer değişiklikler şöyle:
— Kamu çalışanlarına sağlanan toplu sözleşme hakkına emeklilerin de dahil edilmesi,

— Anayasa’nın 51 maddesindeki ‘aynı iş kolunda çalışan kişi birden fazla sendikaya üye olamaz’ maddesinin çıkarılması,

— ‘Çocukların cinsel istismara karşı korunması’ cümlesinin ‘her türlü istismara karş korunması" olarak değiştirilmesi,

— Anayasa Mahkemesi’nin HSYK'ya üye seçmesinden vazgeçilerek, Adalet Akademisi Genel Kurulu’nun üye seçmesine karar verilmesi,


Bu değişikliklerin ardından Meclis'e sunulacak Anayasa değişikliği paketi 3'ü geçici olmak üzere 28 maddeden oluştu.

BUGÜN MECLİS BAŞKANLIĞI'NA SUNULACAK
AK Parti heyeti, bugün saat 11.00'de tekilifi Meclis Başkanlığı’na sunacak ve süreç başlayacak.

Meclis Başkanı teklifi Anayasa Komisyonu’na göndermesinin ardından, komisyonun önümüzdeki hafta Çarşamba günü toplanması bekleniyor. Nisan ayı sonunda paketin Meclis’ten gelmesi ve değişiklik teklifinin yeterli oyu alması durumunda da Haziran ayında referanduma gidilmesi bekleniyor.

ERGİN: ÖNERİLERİ YANSITMAYA ÇALIŞTIK
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, TRT 1'de katıldığı bir programda, Anayasa paketine ilişkin soruları yanıtlarken, ''Parlamento yaptı, yaptı. Yapamadı Anayasamızda yolu var, halka sunarız. Burada halk gerçekten son noktayı koyacak en dominant irade. Millet kabul ederse başımızın üstünde, kabul etmezse gene başımızın üstünde'' dedi ve son değişikliklerle ilgili şunları söyledi:

"...Bütün muhalefeti, sivil toplum örgütlerini dolaştık. Önerileri mümkün olduğunca taslağa yansıtmaya çalıştık. Bunu yarın (bugün) Meclis Başkanlığı'na takdim ettiğimizde zaten eleştirilerden önemli ölçüde istifade ettiğimiz de görülecektir. Bunun komisyon aşamasında, Genel Kurul aşamasında yine bu uzlaşı zeminini bulmak için, üzerinde bu paketin uzlaşma sağlayabilmek için azami gayret edeceğiz AK Parti olarak."

"KOMİSYONDA EKLEME OLABİLİR"
''Komisyonda Anayasa değişiklik paketine yeni eklemeler olabilir mi?'' sorusuna Bakan Ergin, ''Elbette'' yanıtını verdi.

Anayasa değişikliğine ilişkin teklife yeni maddelerin ancak Meclis Başkanlığı'na sunulana kadar konulabileceğini ifade eden Ergin, ''Üzerinde uzlaşacağımız teklifler gelirse başka bir teklif verilip bunların komisyonunda birleştirilmesi gibi teknik bir takım imkanlar zorlanarak uzlaşının yollarına hizmet edecek her türlü imkanı kullanmaya kararlı AK Parti. Yeter ki bu noktada istekli, ön yargısız, iyi niyetli bir girişim olsun, biz sonuna kadar buna açığız'' diye konuştu.

29 Mart 2010 Pazartesi

Okullarda zorunlu Kutlu Doğum Haftası

Beyoğlu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ilçeye bağlı tüm okullardan üçer öğrencinin katılacağı "Peygamberimiz hakkında şiir okuma yarışması" düzenleneceğini duyurdu.

14-20 Nisan tarihleri arasında kutlanacak "Kutlu Doğum Haftası" etkinlikleri kapsamında düzenlenecek yarışmaya tüm okulların katılımı zorunlu kılındı. Beyoğlu Müftülüğü tarafından planlanan yarışma, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından uygun görülerek Kaymakamlığa iletildi. Kaymakamlık tarafından da onay verilmesi ile ilgili yarışmanın duyurusu okullara gönderildi.

Beyoğlu İlçe Milli Eğitim Müdürü Osman Balcı imzası ile Beyoğlu Kaymakamlığına yollanan yazıda geçen ifadeler şu şekilde:

"İlçemiz Müftülüğü Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav)'nin doğum yıldönümünün 14-20 Nisan 2010 tarihleri arasında 'Kutlu Doğum Haftası' olarak kutlanacağını, bu etkinlik çerçevesinde ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri arasında peygamberimiz hakkında şiir okuma yarışması düzenlemek isteğini ilgili yazılar ile bildirmekte olup yarışma ile ilgili açıklamalar ekte sunulmuştur.

İlgili yönetmelik çerçevesinde Türk Milli Eğitim genel amaç ve temel ilkelerine uygun olarak, okul müdürlüğünün gözetim, denetim ve sorumluluğunda öğrencilerin dersleri aksatılmadan Beyoğu Müftülüğü tarafından şiir okuma yarışması düzenlenmesi Müdürlüğümüzce uygun görülmektedir.

Makamınızca da uygun görüldüğü takdirde OLUR'larınıza arz ederim."

Kaymakamlık onayı alındıktan sonra okulllara gönderilen yazıda ise şu ifadelere yer verilmiş:

"İlçemiz Müftülüğü Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav)'nin doğum yıldönümünün 14-20 Nisan 2010 tarihleri arasında 'Kutlu Doğum Haftası' olarak kutlanacağını, bu etkinlik çerçevesinde ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri arasında peygamberimiz hakkında şiir okuma yarışması düzenlemek isteğini ilgili yazılar ile bildirmiş ve konuyla ilgili Kaymakamlık onayı alınmıştır.

Bilgilerinizi ve yarışmanın okulunuz öğrencilerine duyurularak okul müdürlüğü tarafından seçilen en iyi üç öğrencinin isimlerinin 07 Nisan 2010 tarihine kadar Müdürlüğümüze bildirilmesini rica ederim."

Türbanlılar İ.Ü.'de

İstanbul Üniversitesi'nde başlayan sınavlara türbanlı öğrenciler alındılar. İ.Ü'de sınava giren öğretim üyeleri türbanlı öğrencilerle karşılaştı. Dışarıya çağırılıp kurallara uygun davranmaları için uyarılan öğrenciler, sınava bu şekilde girmelerinin serbest olduğunu kendilerine başörtüyle sınava girilebileceğinin söylendiğini iddia ettiler.

Sınavların ardından bilgi almak için Dekan'ı arayan akademisyenler ilginç bir yanıtla karşılaştılar. Dekan, kendisini arayan öğretm üyelerine, böyle bir duyum aldıklarını ama resmi bir yazının gelmediğini belirterek, Rektör'ün bu sabah güvenlik amirlerine başörtülü öğrencilerin fakültelere alınması talimatını verdiğini söyledi.