15 Mayıs 2010 Cumartesi

Polis destekli ırkçı-faşist saldırılar yayılıyor...

Muğla kent merkezinde Şerzan Kurt isimli öğrencinin polis ve faşistler tarafından silahla yaralanmasıyla başlayan, Kürt öğrencilere yönelik polis destekli ülkücü-faşist saldırılarla tırmanan olaylar kısa süre içinde birçok ilde yankı buldu.

Kürt halkına saldırılar artıyor
Kürt halkına yönelik inkar ve imha politikalarına hız veren sermaye devleti şoven-ırkçı kışkırtmalar eşliğinde faşist provokasyonlar ve linç saldırılarını devreye soktu. Kürt halkına yönelik kapsamlı saldırıların hazırlıklarının yapıldığı bir evrede Muğla'da yaşanan ülkücü-faşist saldırılar kısa süre içinde yaygınlaştı. Ülkücü-faşistler eliyle toplum genelinde tırmandırılmaya çalışılan şovenist histeri dalgası özellikle de üniversitelerde de karşılık buldu.

Muğla Üniversitesi'nde Kürt öğrenciler ile ülkücü-faşistler arasında 11 Mayıs günü öğlen saatlerinde başlayan gerginlik akşam saatlerinde kent merkezinde de devam etti. Ülkücü-faşistlerin polislerin de yönlendirmesiyle solcu öğrencilere saldırması sonucu çıkan çatışmada, 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Şerzan Kurt iki kurşunla yaralandı. Kurt, 9 Eylül Tıp Fakültesi yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınırken 12 Mayıs akşamı saldırıları protesto eden öğrencilere sert bir şekilde müdahale eden polis, yaklaşık 100 öğrenciyi gözaltına aldı. Saldırı sırasında birçok öğrenci yaralandı.

Saldırılar polis destekli
Muğla'da Kürt öğrenciler üzerinde estirilen faşist baskı ve terör sırasında sermayenin kolluk güçlerinin rolü bir kez daha açığa çıktı. Polislerin Kürt öğrencileri ülkücü-faşist güruhun olduğu yöne doğru yönlendirdiği görüldü.

Üniversitelerde faşist saldırılar tırmanıyor
İzmir, Ankara ve Eskişehir'deki üniversitelerde Kürt öğrencilere yönelik linç girişimleri ve ülkücü-faşist saldırılar gerçekleşti. Üniversitelerdeki saldırıların yanısıra çeşitli illerde polis-sivil faşistler işbirliğiyle Kürtlere yönelik saldırılar yaşandı.

Ege Üniversitesi'nde 14 Mayıs Cuma günü ülkücü-faşistler tarafından “Türk Dili ve Tarihi Topluluğu” imzasıyla gerçekleştirilmek istenen “İzmir’in işgali / acı yıllar” başlıklı konferans devrimci-demokrat öğrenciler tarafından engellendi. Devrimci-demokrat öğrencilere taşlarla saldıran 20 kişilik bir faşist grupla Gıda Kafe önünde çatışma yaşandı. Rektörlük ise konferansın iptal edildiğini duyurmak zorunda kaldı.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde düzenlenen bahar şenliğinde yurtsever öğrencilere ülkücü-faşist çeteler ve polisler saldırdı.

13 Mayıs günü sabah saatlerinde Kürtçe müzikler çalıp halaylar çeken Kürt öğrencilerin yanına gelen polis ve özel güvenlik birimleri “Burada Kürtçe müzik çalmayın, sonrasında sizin için olanlara üzülürüz” tehditlerini savurdular.

Kendi şenliklerini gerçekleştiren ve okuldan toplu çıkış yapan yurtsever öğrencilerden ikisi öğrenci yurduna dönüşü sırasında 30 kişilik ülkücü-faşist çetenin sopalı-bıçaklı saldırısına uğradı. Okul dışında bulunan Kürt öğrenciler, yaralanan arkadaşlarının yanına gitmek isterken polisin cop ve biber gazlı saldırısına uğradılar. Yaşanan gerginlik sırasında polislerin havaya ateş açtığı gözlenirken hızını alamayan Eskişehir polisi gözaltı terörünü devreye soktu. Saldırı sırasında 34 yurtsever öğrenci gözaltına alındı.

Irkçı-faşist saldırıların ardından kar maskeli ülkücü faşistler Ankara’da da bir öğrenciye satır ve döner bıçakları ile saldırdı. 14 Mayıs Cuma günü sabaha karşı evine doğru giden Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi öğrencisi İlker Z., Kızılay Adakale Sokak'ta kar maskeleri takmış, satır ve döner bıçağı kullanan faşistler tarafından saldırıya uğradı. İlker Z.’nun koluna ve omzuna aldığı satır darbeleriyle yaralandığı belirtildi.

Muğla'da linç saldırısı ve tutuklamalar...
Muğla’da 11 Mayıs günü ülkücü-faşistlerin Kürt öğrencilere saldırısıyla başlayan olaylar Muğla Üniversitesi Sağlık Meslek Yüksekokulu 2. sınıf öğrencisi İzzet Fırathan'ın sokak ortasında linç edilmek istenmesiyle devam etti. Faşist bir grup tarafından linç edilmek istenen Fırathan, Muğla Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Faşist saldırıların ardından gözaltına alınan faşistlerden 25'i emniyetteki işlemlerin ardından çıkarıldıkları savcılıkça serbest bırakılırken, Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edilen 4’ü tutuklandı. 4 faşistin mahkemede, “Türk bayrağını savunmak için yaptık” sözleri nedeniyle tutuklandığı bildirildi. Polis destekli saldırılar sırasında gözaltına alınan ilerici-yurtsever öğrenciler de tutuklama saldırısından nasibini aldı. Gözaltında bulunan 44 Kürt öğrenciden 42’si savcılıkça serbest bırakılırken 2 öğrenci “Polise mukavemet etmek” gerekçesiyle tutuklandı.

Kadıköy'de Kürtlere saldırı
İstanbul Kadıköy’deki Fikirtepe Mahallesi'nde Kürtlere ait bir kafe polis baskınına uğradı. Polis kafe sahibini tehdit etti. 14 Mayıs günü akşam saatlerinde Fikirtepe Mahallesinde bulunan Maximum Cafe’ye polis baskın yaptı. Bir Kürde ait olan kafeye “PKK’lılar var” diyerek giren polisin cafe sahibini tehdit ettiği ifade edildi.

Kurt'un durumu kritik
Muğla'da polis destekli ırkçı-faşist saldırı sırasında ağır yaralanan Şerzan Kurt, kaldırıldığı Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi'nde halen komada. Ege Üniversitesi ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi'nden gelen 100'ü aşkın öğrenci, yağmura rağmen hastane önünde sabahladı. Ayrıca İHD İzmir Şube yöneticileri de hastanedeki bekleyişe katıldı.

Öğrenciler, Kurt'un ailesini de ziyaret ederek, arkadaşlarını yalnız bırakmayacağını dile getirdi. Kurt'un durumuna ilişkin doktorlar ailesini bilgilendirdi. Doktorlar, Kurt'u sadece uyuttuklarını, herhangi bir tıbbi müdahalede bulunamadıklarını söyledi. Kurt'a yönelik tedavinin yapılabilmesi için vücudunun direnç göstermeye başlaması gerektiği belirtildi.

Perinçek’ten Baykal’a mektup

Doğu Perinçek Deniz Baykal’a mektup gönderdi. Cezaevinde "tutuklu" olarak bulunduğu süre iki yılı geçen Doğu Perinçek, Deniz Baykal'a bir mektup yazdı.

İşçi Partisi Genel Sekreteri Hasan Basri Özbey, Doğu Perinçek’in cezaevinden Deniz Baykal’a yazdığı mektubu yarın kamuoyuna açıklayacak. Mektup İşçi Partisi’nde düzenlenecek bir basın toplantısıyla duyurulacak.

CHP’den Baykal geri dön mitingi ama CHP'li gençler tarihini bilmiyorlar

Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen gençlik kolları üyeleri ve partililer, Baykal'ın evinin önünde toplandı.

CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa eden Deniz Baykal'ın görevine geri dönmesi için Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen gençlik kolları üyeleri ve partililer, Baykal'ın evinin bulunduğu sitenin önünde toplandı. Açlık grevinde bulunan grup ise Baykal ile yapılan görüşmenin ardından eylemine son verdi. CHP'li gençlerin Deniz Baykal ve Deniz Gezmiş'in fotoğraflarının basılı olduğu tişörtler giymesi dikkatlerden kaçmadı.

50 OTOBÜSLÜK KONVOY
CHP Genel Merkezi'nde sabah saatlerinde bir araya gelen partililer, yaklaşık 50 otobüslük konvoyla Baykal'ın evine doğru yola çıktı. Polis eskortu eşliğinde, Eskişehir yolunu izleyerek Beysukent'e gelen partililer, Beysukent girişinde otobüslerden inerek, Baykal'ın evinin bulunduğu sitenin önüne kadar yürüdü.


CHP'Lİ GENÇLER DENİZ GEZMİŞ VE DENİZ BAYKAL'IN FOTOĞRAFLARININ BASILI OLDUĞU TİŞÖRTLER GİYDİ..

BAYGINLIK GEÇİRDİ
Bu arada, Baykal'ın, açlık grevi yapan gençlerle görüşmesi ve grevi sonlandırmalarını istemesi üzerine, açlık grevi yapan grup eylemine son verdi. Açlık grevi yapan gruptaki Derya Yetişen, Baykal'la yapılan görüşmeden önce baygınlık geçirdi. Yetişen, otomobille hastaneye götürüldü. Öte yandan, CHP Genel Merkezinden, açlık grevindeki gençlerin, greve son verdikleri sıradaki açıklamaları konusunda yapılan yazılı açıklamada, “Aydınlık Orucu” adı verilen grevin, oturma eylemi olarak, CHP Kurultayı gününe kadar devam edeceği bildirildi.

Melih Gökçek’ten kazandıkları tazminatla halka bedava su dağıttılar

Tüketici Dernekleri Federasyonu, davalar sonucunda Melih Gökçek'ten kazandıkları tazminat parasıyla Ankaralılara kaynak suyu dağıtıyor.

Tüketici Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Ali Çetin, ''Kirli siyasete cevap için Gökçek'ten aldığımız tazminat paralarıyla su dağıtıyoruz'' dedi.

Zehirli Kızılırmak suyuna karşı temiz su
Çetin ve Federasyon üyesi bir grup, Yüksel Caddesi'nde toplandı. Burada grup adına basın açıklamasını okuyan Çetin, tüketicilerin sağlık ve güvenliği için ''zehirli'' Kızılırmak suyuna karşı çıktıkları dönemde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek'in de buna hakaretle karşılık verdiğini söyledi. Bunun üzerine Gökçek'in hakaretlerini yargıya taşıdıklarını ifade eden Çetin, Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin de Gökçek'i tazminata mahkum ettiğini belirtti.

Kazandıkları tazminatla 9 bin 500 şişe Kabalak suyu
Çetin, Gökçek'ten tahsil ettikleri parayla Ankara'ya da örnek olmasını diledikleri Eskişehir Belediyesi'nden 9 bin 500 şişe ''Kalabak'' suyu aldıklarını belirterek, ''Kazandığımız parayı tek başımıza yemek yerine halkımızla, tüketicilerimizle içmeyi tercih ettik. Kirli siyasete cevap için Gökçek'ten aldığımız tazminat paralarıyla su dağıtıyoruz'' dedi.

Çamur atmak yerine Büyükerşen'i örnek alsın
TÜDEF Genel Başkanı, bugün akşam da Batıkent metro son durakta, yarın ise Dikmen ve Mamak Tuzluçayır Meydanında halka bedava su dağıtacaklarını bildirdi. Açıklamanın ardından Çetin, gazetecilerin bir sorusu üzerine, ''Kalabak suyu sağlığa zararlı olduğu iddia edilemeyecek bir su. Çamur atmak yerine Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen'i örnek alsın, halkıyla barışsın'' diye konuştu. Daha sonra Çetin ve federasyon üyeleri halka su dağıttı.

14 Mayıs 2010 Cuma

19 Aralık’ın katilleri aklanmaya çalışılıyor!

En vahşi katliamlardan biri olarak tarihe geçen 19 Aralık Cezaevi Katliamı ile ilgili yargı süreci devam ederken, bir devlet politikası olarak hayata geçirilen katliamın sorumluluğu sermaye devletinin üzerinden alınmaya çalışılıyor. Üstelik dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk bile kararın MGK'da alındığını söylemesine rağmen.

Hatırlanacağı üzere, sermaye devleti devrimci tutsakların üzerine yangın bombalarıyla, otomatik silahlarla, iş makineleriyle, kimyasal maddelerle saldırmış, 28 devrimciyi katletmiş ve birçoğu yaralı halde olan tutsakları daha inşası bile tümüyle bitirilmemiş F-tipi cezaevlerine zorla nakletmişti.

İddianamede, erler de dahil sorumlu tutulan kimse yok
Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı, Bayrampaşa Cezaevi’nde yaşanan 19 Aralık Hayata Dönüş Operasyonu ile ilgili iddianame hazırladı. 10 yıl gibi uzun bir süre sonra hazırlanmış olması bile başlı başına bir hukuksuzluk nişanesi olan iddianamede, operasyonda görevli askerlerin “Görev sınırını aşarak gayri muayyen şekilde birden çok adamı öldürmek” suçundan 12'şer kez müebbet hapis cezasına çarptırılmaları istendi.

Aslında iddianameye damgasını vuranın katliamın tüm sorumlularını aklamak olduğu görülüyor. Devletin üst makamlarında oturanların yanısıra erler de aklanmaya çalışılıyor. Her ne kadar 39 jandarma eri yargılanıyor gibi görünse de aslında cumhuriyet savcısı bu 39 kişinin cezalandırılmaması gerektiğini öne sürüyor. Zira, iddianamede 39 asker hakkında TCK'nın 24/2. maddesinden cezalandırılmaları talep ediliyor. Bilindiği üzere bu madde, “kanun emrini yerine getirenler cezalandırılamazlar, cezai sorumlulukları yoktur.” diyor. Dolayısıyla Cumhuriyet savcısı bu 39 kişinin devrimci tutsakları katlettiğini tespit ediyor, ancak cezalandırma yoluna gitmemiş oluyor.

Normalde bir iddianamenin temel özelliği, onun suçlama özelliğidir. İddianame birilerini suçlar ve cezalandırılmasını ister. Oysa bu iddianameye bakıldığında hiç kimsenin sorumlu tutulmadığı görülüyor. Operasyonun silahlanmasında ve icraatında görev almış adli ve idari mekanizmanın başındaki kişilerin bilinmesine rağmen, iddianamede bunlar hakkında hiç bir iddia yer almaması dikkat çekiyor.

Aslında tüm bunlar şaşırtıcı değildir. Devletin ve düzenin sahibi olan sermaye sınıfı, kendisine şu ya da bu biçimde muhalefet eden unsurları, ideolojik kuşatmayla kontrol altında tutamadığı ölçüde, işkence ve katliamların rutinleştiği fiziki baskı aygıtını devreye sokarak bertaraf etmeye çalışır. Cezaevleri de iyi bilindiği gibi ordu ve polis örgütlenmesiyle birlikte devletin fiziki baskı aygıtının temel ayaklarından birini oluşturuyor.

Bu gerçeklik, yeryüzünün en kıyıcı burjuva diktatörlüklerinden birinin var olduğu Türkiye’de de fazlasıyla kendini gösterir. Bu topraklarda sermaye devleti yıllarca komünistlere, devrimcilere ve kısmen de diğer rejim muhaliflerine kan kusturmuştur. Sermaye devletinden 19 Aralık katliamı için adalet beklemek, ölü gözünden yaş beklemektir! (Kaynak: Kızıl Bayrak)

Ankara'da planlı faşist saldırılar

Dün akşam faşist güruhlar, Ankara sokaklarında pusu atarak DTCF'li öğrencilere saldırdılar.

Eskişehir, Muğla, Ankara DTCF ve İzmir'den sonra dün akşam faşist güruhlar, Ankara sokaklarında pusu atarak DTCF'li öğrencilere saldırdılar.

Faşist beslemeler Bahçeli, Cebeci, Başçavuş sokaktaki saldırılarında püskürtülürken Ziya Gökalp Caddesi'nde bir antifaşisti yaraladılar. Çalıştığı işyerinden gece geç saatlerde çıkan İlker Urlu adlı antifaşist sopalarla saldırıya uğradı. Kolundan ağır yaralanan İlker Uğur yanında bulunan arkadaşı ve yakındaki SGK esnafının müdahalesiyle hastaneye kaldırıldı. Olay yerinden Peugeot 207 marka bir otomobille kaçan faşist terör şebekesi, kaçtıkları arabanın plakasını alan esnafın polise bildirmesi ile kısa sürede yaklandılar. Yakalanma sebebinin ise plakasının içerik belirtmeden polise bildirilmesi oldu.

Gece saatlerinde karakola giden İlker Urlu'nun arkadaşlarından aldığımız bilgiye göre, saldırgan faşist terör şebekesinin üzerinde üç adet pala, bir satır bulunurken diğer yandan üçünün de haplı olduğu ortaya çıktı. Ayrıca faşistlerin üzerinden yüklü miktarda para çıkarken, daha faşistler yakalanıp karakola getirilmesinden önce faşistlere tahsil edilen paranın yanı sıra, avukatın da karakolda hazır kıta bulunması, olayın planlı programlı olduğunu gösteriyor.

Bir kez daha belirtiyoruz ki ne sermayenin yıkım projelerine ne de ondan bağımsız olmayan sivil-resmi faşist terör şebekelerinin saldırlarına sessiz kalmayacağız. Onlara hak ettikleri dilden cevap vereceğiz. Ne kardeş Kürt halkının ne de işçi emekçi kardeşlerimize yapılan saldırıların provakasyon edebiyatı üzerinden geçiştirilmesine izin vermeyeceğiz. Faşist teröre karşı devrimci enternasyonalist görev sorumluluklarımız bugün her zamankinden çok önemlidir. Devrimciler demokratlar, Kürt işçi ve emekçi kardeşlerimiz ve diğer ezilen halklar elbetteki gerekli araçları yaratarak faşizmi döktüğü kanda boğacağız.

Muğla'daki faşist saldırıya protesto

Faşist saldırıya İzmir'den protesto; bu akşam sabaha kadar Şerzan Kurt'un tedavi gördüğü hastane önünde oturma eylemi yapılacak.

İzmir'de son günlerde Muğla'da yaşanan faşist saldırıları protesto etmek için biraraya gelen devrimci demokrat kurumlar, "Şerzan Kurt yalnız değildir Yaşasın Kürt-Türk halklarının birlikte mücadelesi" yazılı pankart açarak bir basın açıklaması yaptı. Yaklaşık 250 emekçi ve öğrencinin katıldığı eylemi Alınteri, BDP, ÖDP, ESP, SDP, EDP, EMEP, İHD İzmir Şubesi, ÇHD İzmir Şubesi, TİHV İzmir Temsilciliği, KESK İzmir Şubeler Platformu, Barış Meclisi, Mücadele Birliği Platformu, Halkevleri, TÜMTİS, Ege 78'liler Derneği ve Köz örgütledi.

Basın açıklamasını kurumlar adına Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi Züleyha Kılıç okudu.Okunan basın açıklamasında şöyle denildi: Son günlerde, Ege Bölgesi'nde Kürt öğrencilere karşı fiili saldırılar gerçekleşmektedir. Kısa bir süre önce Manisa Demirci'de okuyan Kürt öğrencilerin evleri basılıp talan edilmiş, kendilerine fiziki saldırı yapılmıştır. Bu saldırılardan en sonuncusu Muğla Üniversitesi'nde okuyan Kürt öğrencilere yönelik olarak gerçekleşmiştir.

Politik niteliği olmayan nedenle başlayan olayda gözaltına alınan arkadaşlarının bırakılması için Hamdi Bey Polis Karakolu önüne gelen Kürt öğrencilere faşistlerin saldırması, polisin gaz bombası sıkması ve silahların patlamasıyla, Şerzan Kurt isimli öğrenci ağır yaralanmıştır. Yaşamsal olarak tehlikesi devam eden Kurt halen Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'nde yoğun bakım servisindedir. İlk alınan bilgilere göre bedeninde iki kurşun yarası ve kafasında kırıklar mevcuttur. Şerzan Kurt isimli öğrenciye isabet eden mermilerin kim tarafından atıldığı henüz belli değildir.

Bir süredir yaşananlar durumun ciddiyetini ortaya koymaktadır. Temel sorun milliyetçilik, ırkçılık ve şovenizm zehrinin halklarımızı etkisi altına almış olmasıdır. Manisa Selendi'de Roman vatandaşlara yönelik saldırılar milliyetçiliğin ve şovenizmin izlerini taşımaktadır. Denizli' de, İzmir Kemalpaşa'da Kürt halkına yönelik saldırılar bunun en açık göstergesidir.


Basın açıklamasından sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'nde yatmakta olan Şerzan Kurt için hastanenin önünde bu gece oturma eylemi yapılacağı duyuruldu. Eylem sırasında sık sık "Yaşasın Kürt Türk halklarının birlikte mücadelesi", "Faşizme karşı omuz omuza", "Şerzan Kurt yalnız değildir" sloganları atıldı.