29 Eylül 2016 Perşembe

HDP’li Baluken: OHAL maskesiyle fiili başkanlık dayatılıyor

HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, Milli Güvenlik Kurulu (MGK)’nda OHAL’in uzaltılması tavsiyesinde bulunulması kararını “Filli bir Türk işi başkanlık sistemi OHAL maskesi altında Erdoğan tarafından topluma dayatılmaya dayatılıyor” diye değerlendirdi.

Baluken, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında MGK’da OHAL’in uzatılması tavsiyesinde bulunulması kararını eleştirdi. Baluken, şöyle konuştu:
“MGK’da bir kez daha OHAL’in uzatılması kararı alınmıştır. ‘Tavsiye edilmiştir falan ifadelerine gerek yok. MGK’da Türkiye’nin temel politikaları belirleniyor. Bakanlar kurulu sadece MGK’nın emirlerini yerine getiren emirel pozisyonuna bugüne kadar girmiş durumda. Bundan sonraki sürecin OHAL şeklinde ele alındığı rahatlıkla ifade edilebilir. Erdoğan’da yapmış olduğu açıklamada OHAL için 12 ayın bile yetmeyeceğini ifade etti. AKP darbe kurumlarının arkasına saklanarak OHAL üzerinden Türkiye’yi fiili olarak diktatörlük sistemine götürmek istiyor.
‘Tüm muhalif güçler tasfiye ediliyor’
Şimdi AKP’nin özellikle Erdoğan’ın bu süreçte yapmış olduğu açıklamalara dikkat çekmek istiyorum. OHAL’in 3 ayı bulmayacak bir sürede sona ereceğini söylemişlerdi. AKP iktidara gelirken OHAL’i kaldırdığıyla övünüyordu. OHAL’in uzatılmasının sebebi değiştirilen bu fiili rejimin Erdoğan tarafından hayata geçirmek istenmesidir. Filli bir Türk işi başkanlık sistemi OHAL maskesi altında Erdoğan tarafından topluma dayatılmaya dayatılıyor. Buna itirazı olan kesimleri sindirdikten sonra mutlaka yasal ve anayasal güvenceye de almak isteyecektir. Kendisine karşı çıkacak olan bütün muhalif güçleri tasfiye etmek ve sindirmekle ilgili olayın ta kendisidir. Darbenin siyasi ayağını bile açığa çıkarmadılar. Tüm toplumsal kesimlere yönelik olarak ortaya çıkmış olan bir faşizm saldırısı ve rejim değişikliği nedeniyle muhalefet edecek olanların tasfiyesini ele aldı. Bu durum kabul edilemez. HDP olarak OHAL uygulamasının derhal kaldırılması ve devreye girmiş KHK’ların hızla geri çekilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Erdoğan, AKP yada MGK bu fiili rejim değişikliğinden sonra kendi iradeleriyle OHAL’i geri çekmeyeceklerdir. OHAL’i diktatörlük rejimini yasal ve anayasal güvenceye alıncaya kadar sürdürmek isteyeceklerdir. Güçlü bir mücadele hattı ortaya çıkmadan demokratik kırıntıların da faşizm saldırısı şeklinde elimizden alınmak istendiği karanlık dönemin içinde bulunuyoruz. Demokrasi, özgürlük, barış ve emekten yana olan tüm toplumsal kesimlerin mevcut durumlarını gözden geçirmesi ve buna denk düşecek bir mücadele hattı ortaya koymaları son derece önemlidir.”
‘Çocuklar darbe mi yapacak!’
Dün akşam Türksat uydusu üzerinden yayın yapan ve aralarında Kürtçe çocuk kanalı Zarok (Çocuk) TV’nin de bulunduğu televizyon kanallarının kapatılmasına tepki gösteren HDP’li Baluken, “Zarok TV’nin kapatılması Erdoğan ve AKP’nin duymuş olduğu korkunun hangi boyutta olduğunu ortaya koyuyor.
Kürtçe çizgi film izleyen çocukların darbe yaptığını iddia ediyor musunuz ki onlarla ilgili temel hakkı, saldırıyla devreden çıkarmak istiyorsunuz” diye sordu.

HDP: Demokrat ve muhalif medyaya ağır bir darbe

HDP: Demokrat ve muhalif medyaya ağır bir darbeRadyo Televizyon Üst Kurulu'nun (RTÜK) Başbakanlık kararıyla Olağanüstü Hal (OHAL) sürecinde yayımlanan 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) kapsamında TÜRKSAT üzerinden yayın yapan aralarında Hayatın Sesi, TV 10, Van TV, Jiyan TV, Azadi TV ve Zarok TV ile Radyo Ses ve Radyo Dünya'nın da aralarında bulunduğu 20 civarında televizyon ve radyo kanalının yayınını durdu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) radyo ve televizyonların KHK ile kapatılmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

“Başbakanlık Kararnamesi ile 20 demokrat ve muhalif televizyon ve radyo kanalına karartma, susturma ve mühürleme yoluyla ağır bir darbe vuruldu” denilen açıklamada, “Bu, tam anlamıyla bir yok etme girişimidir” ifadeleri kullanıldı.

HDP Basın ve Yayından Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Saruhan Oluç imzasıyla yayımlanan açıklama şöyle:

“Milli Güvenlik Kurulu’nda OHAL rejiminin uzatılmasının belirlendiği gün, bir Başbakanlık Kararnamesi ile 20 demokrat ve muhalif televizyon ve radyo kanalına karartma, susturma ve mühürleme yoluyla ağır bir darbe vuruldu.

'TAM ANLAMIYLA BİR YOK ETME GİRİŞİMİ'

“Azadi TV, Denge TV, Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, TV 10, Van TV, Zarok TV, Ses Radyo, Dünya Radyo, Yön Radyo gibi Kürtlerin, Alevilerin ve demokratların televizyon ve radyo kanalları bir Başbakanlık Kararnamesi ile Türksat uydusundan atılarak karartıldı. Bu yetmezmiş gibi, bu kurumların sermaye ve mal varlıklarına da el konuldu. Bu, tam anlamıyla bir yok etme girişimidir.

'İÇ HUKUKA AYKIRI'

“Bu Başbakanlık Kararmanesi'nin anlamı, artık Türkiye’de başta Kürtçe olmak üzere anadilinde özgür yayıncılık yapılamayacağıdır. OHAL bahanesiyle yaratılan bu fiili durum iç hukuka aykırı olmanın yanı sıra, Türkiye’nin imzaladığı uluslar arası sözleşmelere de aykırıdır.

“Başbakanlık’ta yer alan bir komisyon aracılığıyla yapılan bu uygulama hiçbir hukuka dayanmamaktadır. Bu televizyon kanallarının Türksat ile ticari anlaşmaları bulunmaktadır. Kendilerine herhangi bir bildirim bile yapılmadan Türksat uydusundan çıkarılmaları ticaret hukuku açısından da korsanca bir uygulamadır. Üstelik bu uygulama RTÜK'ün bile denetim yetkisinin Başbakanlık tarafından gasp edildiği bir şekilde yapılmıştır.

“OHAL rejiminde Kanun Hükmünde Kararnamelerle hiçbir hukuka, evrensel insan hakları ve demokrasi ilkelerine bağlı olmadan, Meclis denetimini ve iradesini takmadan ülkeyi istediği gibi yönetme anlayışında olan Erdoğan-AKP iktidarı, kendisine muhalif hiçbir sese tahammül edememektedir.

'DİZ ÇÖKMEDİKLERİ VE BAŞ EĞMEDİKLERİ İÇİN'

“Bu televizyon kanalları, bir kaç gün önce kamuoyuna yansıyan ve muhataplarınca yalanlanamayan, Doğan Medya-Saray ilişkisini gözler önüne seren yazışmalarda yer almadıkları için; iktidara ispiyonculuk yapmadıkları, biat etmedikleri, diz çökmedikleri ve baş eğmedikleri için; emeğin, demokrasinin, Kürt halkının, Alevi toplumunun haklı taleplerinin sesi oldukları için hedef alındılar.

“Kürt halkı başta olmak üzere bu toplumdaki bütün farklı halkların ve inançların, kimliklerin, kültürlerin sorunlarını ve taleplerini, yaşadıkları baskı ve zulmü gören ve aktaran bir habercilik ve programcılık anlayışı bu siyasi iktidarın tahammül edebildiği bir durum değildir.

'SİNDİRME POLİTİKALARININ HIZ KAZANACAK'

“Özgür ve muhalif yayıncılık yapanların susturulmak istenmesi, tüm toplumsal kesimlere yönelik baskı ve sindirme politikalarının hız kazanacağının açık bir işaretidir. Erdoğan-AKP iktidarı milletvekillerimize, yerel yönetimlere, demokratik siyaset alanına, demokratik kurum ve kuruluşlara yönelik geliştireceği kapsamlı saldırılar öncesinde kendisi açısından mıntıka temizliği yapmaktadır.

“Bir ülkede ifade ve düşünce özgürlüğü, haber alma ve iletişim özgürlüğü yoksa ve engelleniyorsa, o ülkede her gün her şey yapılabilir demektir. ‘Bize dokunmadı, susalım’ anlayışı her gün yeni acılarla, hukuksuzluklarla, demokrasi ve insan hakkı tanımaz uygulamalarla karşı karşıya kalınması anlamına gelmektedir.

DAYANIŞMA ÇAĞRISI

“Bu hukuksuz kararı ve uygulamayı kınıyoruz ve protesto ediyoruz. Başta Basın Konseyi ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olmak üzere tüm basın yayın kurumlarını bu haksız ve hukuksuz uygulamanın geri alınması için her türlü hukuki girişimde bulunmaya çağırıyoruz. Yaygın medyayı, televizyon, gazete ve web sitelerini bu hukuk dışı uygulamaya karşı seslerini yükseltmeye çağırıyoruz.

“Sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, sendikalar, meslek birlikleri, demokratik örgütler ve kuruluşlar da bu hukuk dışı uygulama karşısında susmamalı ve dayanışma içinde olmalıdır.”

28 Eylül 2016 Çarşamba

Senin ismin Ramazan olsun

Rojhat anlatıyordu: “Bir öğretmenimiz vardı Murat Hocamız. Birçoğumuzun ismini değiştirmişti. Benim ismimi İsmail yapmıştı. Özlem’i İpek, Serbest’i İrfan, Azad’ı İzzet. Ortaokula kayıt yaptırırken ismimi tekrar Rojhat yaptım.
Aslında o zaman Kürtçe isimleri kabul etmiyorlardı. Dayım nüfus müdürlüğünde çalışıyordu. O değiştirdi. Azad yeni değiştirdi ismini. Bir iki yıl önce mahkeme açtı.” Gazeteci İrfan Aktan’ın üç yıl önce doğup büyüdüğü Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinin Befircan ya da Türkçe adıyla Karlı köyünde çektiği belgeselde konuşuyordu Rojhat. İrfan Aktan, çocukluk arkadaşlarının yaşadıklarından 80’lerin sonu ve 90’lar boyunca bölgede yaşanan ölümleri, faili meçhulleri, işkenceleri yani Kürt sorununu anlatıyordu.
Dün Diyarbakır Eğitim Sen 1 No’lu Şube Sekreteri Mehmet Nuri Özdemir’in anlattıklarını duyunca bu belgesel düştü aklıma. Aradan neredeyse 30 yıl geçmişti ama devletin anlayışı yeniden geri dönmüştü Kürtler için:
“Mesut Yılmaz İlkokulu’nda bizim velimizin bir çocuğu var. Adı Kürtçe Biryar. Dün (önceki gün) açığa alınan öğretmenlerin yerine atanan bir öğretmen çocuğa demişki senin adın bundan sonra Ramazan olsun. Bu en sevdiğim arkadaşımın ismi demiş ve çocuğun elinin üstüne de yazmış. Çocuk eve gidip annesine ‘Benim adım bundan sonra Ramazan olacak, öğretmen öyle diyor’ demiş. Bunun üzerine çocuğun açığa alınan öğretmen dayısı okula gitmiş.
Öğretmenle görüşmek istemiş, idare önce izin vermemiş ama üsteleyince öğretmenle görüşmüş. ‘Buna ne hakkınız var’ diye kızınca öğretmen bu kez ‘Ben şaka yaptım, olayı siyasileştirmeyin’ diyerek meseleyi kapatmaya çalışmış.” Aslında Özdemir’i arama nedenim başkaydı. Dün DİHA’nın geçtiği bir haber üzerine konuşacaktım. Açığa alınan öğretmenlerin yerine alınacak sözleşmeli öğretmenlere mülakatta sorulan vahim soruları: “Köyünüzde cami var mı?”, “Taş atan çocuklar hakkında ne düşünüyorsunuz?”,
“Günde kaç rekat namaz kılıyorsun?” “Evet” dedi Özdemir, mülakata giren ve bu tür sorularla karşılaşan ücretli öğretmenlerin kendilerine başvurduğunu söyledi. “Biz, bunları basına anlatın dediğimizde çekiniyorlar. Onun için isimlerini veremiyoruz ama Milli Eğitim’e götüreceğiz meseleyi, deşifre edeceğiz.
Bunları kamuoyuyla paylaşacağız.” Babası faili meçhul olan bir öğretmene “Babanızı kim öldürdü?” sorusunun, bir başka öğretmene ise “Tahir Elçi’yi kim öldürdü?” diye sorulduğunu anlatıyor. Alınanlar listesinde adı olmayan iki öğretmenin ise başka bir şey anlattığını söylüyor: “Bize ‘Listede adımız yok’ dediler.
Biz de ‘Herkesi almak zorunda değiller’ dedik. Hatta görevden uzaklaştırılan bizlerin yerine iş başvurusu yapmışsınız, buraya gelmişsiniz bile dedik. ‘Doğrudur’ dediler ‘Ama bizimle, ücretli öğretmenlerle ilgili yapılan araştırmalar AKP il binalarında yapılıyor, kütüğümüz araştırılıyor, ailede dağda kimse var mı yok mu diye bakılıyor’ dediler.
” Bütün bunların çirkin olduğunu, yüz yıllık bir sorun olan Kürt sorununa öğretmenlerin kurban edilmeye çalışıldığını söylüyor Özdemir: “Bizler zaten burada normal koşullarda öğretmenlik yapmıyorduk. Çocuklarımız da normal değil. Sokağa çıkma yasakları döneminde nasıl mücadele ettik eğitimin sürmesi için biliyorsunuz.
Ama bu yaklaşımlarla iş kontrolden çıkmaya başlıyor. Bizim iki şubemiz var, ikisine de veliler, öğretmenler, öğrenciler başvuruyor bu tür şikâyetlerle ilgili. Bunlar masumane şeyler değil. Kürtçe isim almak için bu kadar mücadele edildi. Şimdi çocuğun adını değiştirmeye kalkıyorlar.”
AKP ile Cemaat arasında görüşme mi var?
HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, önceki gün katıldığı İMC televizyonunda dile getirdi bu iddiayı. “Çok ilginç kulis bilgileri var” diyerek konuşmaya başladı. Herhangi bir kaynak ya da belge sunma durumunda olmadığını ama kulislerde artık yüksek sesle dillendirilen bazı şeyler olduğunu söyledi:
“AKP ile cemaat arasında da birtakım temasların başladığına dair, birtakım görüşmelerin yürütüldüğüne dair bilgiler konuşuluyor. Kimin eli kimin cebinde, onların deyimiyle at izi it izine karıştı aslında bu durum içinde yapılmalı. Tabandaki Kürt, muhalif ya da cemaate sempati duyan kamu emekçilerine yönelik hukuksuz birtakım operasyonlar yerine bu darbecilerin hangi ilişki içerisinde olduğunu Türkiye kamuoyu yakından takip etmeli.
” İddia ortalığı karıştıracak türden. Baluken bu konudaki iddiaları güçlendirecek şüpheleri de sıralıyordu: “AKP’nin ABD’ye gidişlerini salt Gülen’in iadesi üzerinden okumamak gerekiyor. Nitekim darbenin siyasi boyutunun açığa çıkarılmaması, AKP içindeki Fethullahçıların hiçbir şekilde soruşturmaya tabi tutulmaması, boy boy ortaya çıkan resimlerde AKP milletvekillerinin durumunun hükümet tarafından, Erdoğan tarafından adeta sumenaltı edilmeye çalışılması bile bu konuda mevcut şüpheleri güçlendirici veriler olarak söyleyebiliriz.
80’e yakın milletvekilinin, Fethullahçıların kullandığı ByLock sisteminin kayıtlarından bahsediliyor ama hükümet bu konuda kılını bile kıpırdatmıyor. Bunun tesadüfi, salt AKP’nin kendi iç dengeleri üzerinden göğüslemek durumunda kaldığı bir durum olarak değerlendirmek bence fazlasıyla saf bir yaklaşım olur.” Olursa şaşırır mıyız?
Ayşe Yıldırım
Cumhuriyet

Tüm Faşist Baskı ve Saldırılara Rağmen Kürtlerin Yüzde 50'si HDP'yi Tercih Ediyor..!


Siyasal ve Sosyal Araştırma Merkezi (SAMER), Kürt illerinde yaptığı saha çalışmasının ayrıntılarını paylaştı. 16 kentte, 31 Ağustos-7 Eylül tarihleri arasında, 852 hanede rastgele seçilen katılımcılarla gerçekleştirilen araştırmada katılımcılara; 15 Temmuz darbe girişimi, Suriye’ye askeri müdahale ve çatışmalı sürece ilişkin sorular yöneltildi. %85 çözüm sürecine dönülmesini istiyor Yapılan araştırmaya göre katılımcıların yüzde 85,3’i yeniden barış sürecine dönülmesini istiyor, yüzde 85’lik bir kesim ise Türkiye’nin geleceğinden endişe duyuyor. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL’i katılımcıların yalnızca yüzde 33.4’lük kesimi onaylarken, katılımcıların yüzde 68’lik kesimi de darbe girişimi sonrasında liderler zirvesine ve yeniden başlayan Anayasa çalışmalarına HDP’nin davet edilmemesini desteklemiyor. Araştırmaya göre yüzde 60’lık kesim ise Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesini desteklemiyor. SAMER araştırmasından öne çıkan kısımlar şöyle: “15 Temmuz darbe girişiminde sizce hedef neydi/kimdi?” Hükümeti ve Cumhurbaşkanlığını ele geçirmek: % 23,2 Bir oyun, darbe girişimine inanmıyorum: % 21,7: Devleti ele geçirmek: % 20,2: İç savaş çıkarmak: % 18,5: Türkiye’yi güçsüzleştirmek: % 4,8 Türkiye’de rejim değişikliği yapmak: % 4 Yine ilgili soruya MHP’ye oy vereceğini söyleyenlerin yüzde 55,6’sı ile AK Parti’ye oy vereceklerini belirtenlerin yüzde 39,8’i “hükümeti ve cumhurbaşkanlığını ele geçirmek” yanıtını verirken, HDP’ye oy vereceğini söyleyenlerin yüzde 35,4’ü ise “bir oyundu/bir darbe girişimi olduğuna inanmıyorum” yanıtını verdi. “OHAL sizce gerekli bir adım mıydı?” Hayır: % 49,9 Evet: % 33,4 AK Parti’ye ve MHP’ye oy vereceğini belirtenlerin büyük kısmı OHAL ilanına “Evet” derken, HDP ve CHP’ye oy vereceğini söyleyenlerin büyük kısmı uygulamaya “hayır” dedi. “Darbe girişimi sonrasında liderler zirvesine ve yeniden başlayan Anayasa çalışmalarına HDP’nin davet edilmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” Desteklemiyor: % 68 Destekliyor: % 15,4 AK Parti’ye oy vereceğini belirtenlerin toplam yüzde 33,3’ü, MHP’ye oy vereceklerini söyleyenlerin toplam yüzde 44,4’ü yaklaşımı desteklemezken, HDP’ye oy vereceklerini belirtenlerin toplam yüzde 84’ü desteklemediğini belirtti. CHP’ye oy vereceğini belirten yüzde 48 ise kararsız. “Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalesini onaylıyor musunuz?” AK Parti’ye oy vereceğini belirtenlerin % 66,8’i “evet” HDP’ye oy vereceğini belirtenlerin % 85,4’ü “hayır” CHP’ye oy vereceğini belirtenlerin % 60’ı “hayır” “IŞİD Türkiye’de en çok Kürtleri ve Kürtlerle dayanışma içinde olan kesimleri mi hedefliyor?” Evet: % 59,2 Hayır: % 32,6 Bu görüşe katılanların yüzde 81’i HDP’ye oy vereceğini belirtenlerden oluşuyor. “Sizce Türkiye’nin en büyük sorunu nedir?” Kürt sorunu: % 47,4 Çatışma ve şiddet ortamı: % 22,1 Gülen Cemaati: % 10,1 Ekonomi/İşsizlik: % 6,1 IŞİD: % 5,8 “Sizce çözüm sürecine dönülmeli mi?” Evet: % 85,3 Bugün seçim olsa… Araştırmada önce çıkan diğer bir sonuçsa, 1 Kasım’da katılımcıların hangi partiye oy verdiği ve bugün seçim olsa kime vereceği yönündeki soruya dair yanıtlar oldu. Buna göre, 1 Kasım seçimlerinde katılımcıların yüzde 49.5’i HDP, yüzde 25.7’si AK Parti, yüzde 2.4’ü CHP, yüzde 0.7’siyse MHP’ye oy verdi. Bugün yapılacak bir seçimdeyse katılımcıların; HDP: %50 AK Parti: %23 CHP: %2.9 MHP: %1.1 * Araştırmanın tamamına buradan ulaşabilirsiniz

İnternetin tartışılan kızıl korsanları..!

Halk için hack’ sloganıyla gündemde yerini alan Kızıl Hacker’ler yani diğer ismiyle RedHack, kendilerini Marksist ve sosyalist olarak tanımlıyor. Şubat 2012’de Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün internet sitesini çökerterek adlarını duyuran grup, aynı zamanda Türkiye genelinde yaklaşık 350’ye yakın emniyet müdürlüğü sitesini geçici bir süreliğine çalışamaz hale getirmesiyle biliniyor.
Grup, emniyet ve bakanlık gibi kurumların ardından en güvenli server sistemine sahip olduğu belirtilen BTK’nın (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) sitesini hackle’mesiyle de gündeme geldi. Red- Hack Grubun çekirdek kadrosunu oluşturan üye sayısının 12 olduğu iddia ediliyor. 21 Ağustos 2006’da Atılım gazetesine verdikleri bir röportajda RedHack misyonlarını, “Aynılar aynı yerdedir, ayrılar ayrı yerdedir” espirisiyle hareketle RedHack’i Türkiye devrimine hizmet etmesi için devrimci dayanışmanın bir ürünü olarak kurduk” şeklinde tanımlıyor.
Grubun zaman zaman içinde de ve ayrılıklar yaşandığı iddia edildi. Grup içindeki RedHack’in sözcüsü olarak tanınan ve sık sık basına röportajlar veren kişinin “polis muhbiri” olduğunu itiraf edip kamuoyundan özür dilemesiyle başlayan süreç grupla ilgili akıllarda soru işaretleri oluşturdu. RedHack ise bu olay sonrası yaptığı açıklamada, sözcüyle alakalarının kalmadığı ve bu tür şahıslara itibar edilmemesi gerektiğini ifade etti.
Çok sayıda operasyon
RedHack üyesi olduğu gerekçesiyle zaman zaman bazı kişilere operasyonlar yapıldı, gözaltılar oldu. 2012 yılı içinde Red- Hack paylaşımlarını sosyal medya üzerinden yapan 7 kişi ‘RedHack yöneticisi olmak’ iddiasıyla 6 ve 9 ay sürelerle tutuklandı ve ardından delil yetersizliğinden serbest bırakıldı. Utku Kalı da 8 ay askeri cezaevinde kaldı. 22 Kasım 2013 tarihinde ise 14 kişi gözaltına alındı ve bu durum “RedHack’i yakaladık”, “RedHack’i çökerttik” “Hepsi elimizde” şeklinde kamuoyuna duyuruldu. Red- Hack yöneticisi olduğu iddiasıyla 2013 yılında tutuklanan ve ardından delil yetersizliği nedeniyle serbest bırakılan Taylan Kulaçoğlu da geçen günlerde 3. kez gözaltına alındı.
Kulaçoğlu’nun avukatı müvekkilinin gözaltındayken polis tarafından işkence gördüğünü iddia etti. RedHack’in yaptığı eylemlerden bazıları şöyle:
-Nisan 2012’de İçişleri Bakanlığı sitesine ait bir alt sayfaya mesaj bırakıldı.
-27 Nisan 2012 tarihinde internet servis sağlayıcılarından TTNET’in yaklaşık 2 saat süreyle internet hizmetini aksattı.
- Mayıs 2012’de Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın sistemine girerek bazı TSK personelinin bilgilerini ifşa etti. TSK bu haberi daha sonra ‘RedHack’in ele geçirdiğini iddia ettiği belgeler, güncelliğini yitirmiş bilgileri içeren, eski tarihli ve kişisel kullanıcılar tarafından oluşturulmuş belgelerdir’ şeklinde yalanladı.
-2012’de Dışişleri Bakanlığı’nın dosya paylaşım sitesi hedef alındı. Türkiye’de çalışan pek çok yabancı diplomatın kimlik bilgileri yayımlandı.
- 17 Temmuz 2012’de ÖSYM sitesi bir süreliğine çökertildi. 
-22 Temmuz 2012’de AKP’nin resmi web sayfasını ele geçirdi.
- 22 Mayıs 2013 tarihinde Reyhanlı Patlamasıyla ilgili istihbarat belgelerini yayımladı.
- Gezi Parkı Direnişi sırasında Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü web sitesini hackledi.
 -Gezi Parkı eylemlerinde milletvekillerinin duyarsızlığını gerekçe göstererek milletvekili ve eşlerinin cep ve ev telefon numaralarını yayımladı.
-8 Haziran 2013 tarihinde de Gezi Parkı protestolarında polisin sert tutum göstermesi gerekçe gösterilerek İstanbul ili emniyet müdürlerinin cep telefonlarını yayımladı.
Cumhuriyet

Hayatın Sesi Azadi, Zarok Jiyan TV10 Muhalif 10 TV Kanallı Susturulmaz..!


AKP faşizmi  "darbe ile mücadele" adı altındaki "cadı avı" operasyonları muhalif televizyon kanallarına uzandı. Hayatın Sesi, Azadi TV, Jiyan TV, Van TV, TV10 ve Zarok TV'nin de aralarında bulunduğu 10 televizyon kanalı akşam saatlerinde Kanun Hükmündeki Kararname kapsamında yayın yaptıkları TÜRKSAT uydusundan çıkarıldı ve ekranları karartıldı.
Televizyon kanallarına herhangi bir resmi bilgilendirme yapılmazken, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu İlhan Yerlikaya'nın verdiği bilgiye göre söz konusu karar KHK kapsamında alındı.
TÜRKSAT'tan çıkartılan söz konusu kanalların kapatılmasının önümüzdeki günlerde RTÜK gündemine de getirileceği öğrenildi.
Kapatılan bu kanallara RTÜK tarafından geçmiş dönmelerde onlarda kez çeşitli cezalar kesilmişti. Yine darbe girişimi sonrası çıkartılan KHK ile cemaate yakınlığıyla bilinen birçok televizyon kanalı da bu şekilde uydudan çıkartılmıştı.
OHAL kararnamesi ile bugün saat 20.00'de Hayat TV ve bir çok kanalın yayını durduruldu.
 Sansüre karşı bir aradayız,..!

Hayatın Sesi Azadi, Zarok Jiyan TV10 Muhalif 10 TV Kanallı Susturulmaz..!


AKP faşizmi  "darbe ile mücadele" adı altındaki "cadı avı" operasyonları muhalif televizyon kanallarına uzandı. Hayatın Sesi, Azadi TV, Jiyan TV, Van TV, TV10 ve Zarok TV'nin de aralarında bulunduğu 10 televizyon kanalı akşam saatlerinde Kanun Hükmündeki Kararname kapsamında yayın yaptıkları TÜRKSAT uydusundan çıkarıldı ve ekranları karartıldı.
Televizyon kanallarına herhangi bir resmi bilgilendirme yapılmazken, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu İlhan Yerlikaya'nın verdiği bilgiye göre söz konusu karar KHK kapsamında alındı.
TÜRKSAT'tan çıkartılan söz konusu kanalların kapatılmasının önümüzdeki günlerde RTÜK gündemine de getirileceği öğrenildi.
Kapatılan bu kanallara RTÜK tarafından geçmiş dönmelerde onlarda kez çeşitli cezalar kesilmişti. Yine darbe girişimi sonrası çıkartılan KHK ile cemaate yakınlığıyla bilinen birçok televizyon kanalı da bu şekilde uydudan çıkartılmıştı.
OHAL kararnamesi ile bugün saat 20.00'de Hayat TV ve bir çok kanalın yayını durduruldu.
 Sansüre karşı bir aradayız,..!