29 Kasım 2016 Salı

Gelirin Yarısı Zenginlere...!


Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Türkiye’de çocukların dörtte birinin yoksul olduğu gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi.
18 yaş altı çocukların yüzde 25.3′ yoksul
OECD’nin güncellediği Gelir Eşitsizliği Raporu’na göre yoksulluk oranı yüzde 17.2 olan Türkiye’de, 18 yaş altı çocukların yüzde 25.3’ü yoksul. Oran, 18-25 yaş arası gençlerde yüzde 14.1 iken, 26-65 yaş arası yetişkinlerde 12.9 olarak belirlendi. Yaşlılarda yoksulluk oranı yüzde 18.9, çalıştığı halde yoksul olanların oranı yüzde 15.6 oldu.
Toplam gelirin yarıdan fazlası zenginlere
Rapora göre 2014 itibarıyla, nüfusun en altta yer alan yüzde 10’luk dilimi toplam gelirin yüzde 2.3’ünü, en altta yer alan yüzde 20’lik dilimi toplam gelirin yüzde 6.1’ini, en altta yer alan yüzde 40’lık bölümü toplam gelirin 16.8’ini elde ederken, üstte yer alan yüzde 40’lık dilim toplam gelirden yüzde 67.9, üstte yer alan yüzde 20’lik dilim toplam gelirden yüzde 45.9 ve en üstte yer alan yüzde 10’luk dilim, toplam gelirin yüzde 30 pay alıyor.
Türkiye’de gelir eşitsizliğinin 2010’dan beri 2 puana yakın azaldığına işaret eden raporda Şili, Macaristan ve Türkiye’de emek gelirlerinin yılda yüzde 4-6’lık yükselişinden en fazla düşük gelirli hane halklarının yararlandığı ifade edildi.

Sağlık Bakanı Akdağ: Doğum kontrolü çağdışı bir yöntem..

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın soru önergesine verdiği yanıtta doğum kontrol yöntemi için ‘çağdışı bir yöntem’ ifadesini kullandı. Akdağ, “Bakanlığımızın ‘doğum kontrolü’ şeklinde çağdışı kalmış bir uygulaması yoktur” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Anne olmayan kadın eksik ve yarımdır” açıklamasıyla ilgili soru önergesine yanıt, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’dan geldi.
Akdağ, “Doğum kontrol yöntemlerine dair Bakanlığınızın görüş ve çalışmaları nelerdir?” sorusuna şu yanıtı verdi:
 Bakanlığımızın ‘doğum kontrolü’ şeklinde çağdışı kalmış bir uygulaması yoktur. Bakanlığımız ‘çağdaş üreme sağlığı’ kavramı çerçevesinde hizmetlerini sürdürmektedir
Erdoğan’ın Kadın ve Demokrasi Derneği’nin (KADEM) yeni hizmet binasındaki açılışında yaptığı açıklamaya katılan Akdağ, şunları söyledi:
Sayın Cumhurbaşkanımızın kadının toplumsal değerini vurgulamak üzere altın-demir analojisini kullandığının çok açık olduğunu, kadının yaradılışındaki özelliği ile anne olabildiğini vurgulamasını ben de değerli buluyorum
Kürtajla ilgili yeni bir düzenleme olmadığını kaydeden Akdağ, sezeryanla doğuma getirilen sınırlamalarla ilgili bir soru üzerine de, ‘sezaryenle doğum yapan anneler ile doğan bebeklerin çeşitli sağlık sorunları yaşadığını’ iddia etti.


Belgeleriyle MİT’in Avrupa’daki Suikast Planları!

Paris’te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in katledilmelerinin ardından Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Avrupa’da benzeri yeni suikast eylemleri hazırlığında olduğuna dair belgelere ulaşıldı. Geçtiğimiz günlerde Alman Polisi, iki yıldır Almanya’nın Bremen kentinde ikamet eden Mehmet Fatih Sayan adlı kişinin gazeteci kimliğiyle istihbarat çalışması yaptığı gerekçesiyle tutuklamıştı. Bu tutuklamanın ardından Alevilerin Sesi Dergisi olarak deşifre olan suikast timiyle ilgili bazı belgelere ulaştık. Belgelerde KCK Yönetim Kurulu Üyeleri Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar’ın yanı sıra NAVDEM Eş Başkanı Yüksel Koç’a yönelik ayrıntılı istihbarat çalışmaları ve suikast planlarından bahsediliyor.
Deşifre olan suikast timinin iç yazışmalarında ise oldukça ilginç detaylar yer alıyor. 28 Haziran 2016 tarihli yazışmada suikast timi arasında iletişim sorunu olduğu ve suikast tarihi belirlemede sıkıntı çekildiğine dair şikâyetler yer alıyor. “Bremen’deki arkadaşlara ulaşamıyorum. Her zaman diyaloga geçemiyoruz. Haftada bir kez konuşuyoruz bu da Yüksel’le kurmamız gereken diyalog seviyesini belirlememize yardım etmiyor. Eğer Yüksel Koç ölecekse, bizim ekiple oturup sürekli her şeyi konuşmamız gerekir. Bu konuda şikayetim var. Devreye girin ve onlara iletin. Ayrıca (uygun) zaman ne zaman eylem yapılacak, konuşmalıyız. Ona göre plan oluşturmalıyız”
“Yüksel Koç protesto mitinginde, Remzi Kartal ise uzun yürüyüşte öldürebiliriz”
Yüksel Koç ve Remzi Kartal’a yapılacak suikast ile ilgili bazı ayrıntılarda yer alıyor. Yüksel Koç’un protesto eylemi sırasında, Remzi Kartal’ı ise uzun yürüyüşler esnasında öldürülmesinin en uygun yöntem olduğu belirtiliyor
Zübeyir Aydar da listede…
KCK Yönetim Kurulu Üyesi Zübeyir Aydar’ın da suikast listesinde yer aldığı anlaşılıyor. Suikast timinde bulunan Cenk isimli üyenin Kartal’ın yanı sıra Aydar’ı da takip ettiği ifade ediliyor. “Kartal ve Zübeyir’e gidecek kişilerden biri sanırım biri Cenk’ti. Cenk Memo’yu tanır. (Memo) Paris’te Zübeyir’in kardeşi. Memo üzerinden Zübeyir’i takip edebilir bu benim önerim. Paris’e sürekli gelir zaten daha önce görmüştük”
Deşifre olunmasının ardından tehdit SMS’leri atıldı: “Kendi içinizdekiler sizi vuracak”
Yüksel Koç’a atılan SMS’te şu ifadeler yer aldı: “Keyfin yerinde olsa gerek bir arkadaş daha deşifre oldu değil mi seni o Holtmerhausen’deki evinin sokağına gömecez kıl payı kurtuldunuz yatın kalkın o içerdeki o….u size haber verdi. Ayrıca o da hayati boyunca orda kalacak hali yok tıpkı sen gibi değil mi elbet TC’ye girecektir. Hesabini verecek. Sıra Remzi’ye gelince bir kişiyi deşifre ettiniz ama içinizdekileri ne yapacaksınız? İkinizin de az zamanı kaldı biraz daha yaşayın. Bir o….u sayesinde kurtuldunuz. Sana giren en büyük şey kendi içinizdekiler tarafından vurulmanız olacak o gün yakındır telaşlanma…”
“Tıpkı Sakine’nin öldüğü gibi…”
17 Kasım 2016 tarihinde benzeri bir tehdit mesajı da Remzi Kartal’a ulaştı. O SMS’de şu ifadeler yer aldı: “Keyfin yerinde değil mi bir kişiyi daha Bremen’de deşifre ettik. Yatın kalkın bir o….u’ya dua edin senle Yüksel. Bizler deşifreyle bitmeyiz bunu aklından çıkarma. Her zaman hedefimizde olacaksın ölene kadar. Şuan nefes alıyorsan şansla alıyorsun. Bize lazım olanları zaten aldık ama tam isin bitecekti ki yine seni şans kurtardı. Tıpkı Sakine’nin öldügü gibi senin kurtulman gibi… Seni de kendi içindekilerle vuracaz sana giren en acısı da bu olacak”
Koç: “Avrupa henüz deşifre olmamış üç suikast timi daha var”
Soruşturmanın hala devam ettiğini ifade eden Yüksel Koç, “Bremen’de ele gecen şahıs sadece bir timin kısmen deşifre olmasına neden oldu. Fakat elde ettiğimiz bilgiler ışığında Avrupa hala aktif halde bulunan üç ayrı suikast timinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Bu timin hedefinde sadece Kürt hareketi bulunmuyor. Alevi kurumları başta olmak üzere Demokratik Güç Birliği’ne dahil olan kurumlar da hedefte…”
Deşifre olan suikast timiyle ilgili bilgileri de paylasan Koç, “Bir suikast timinde üç kişi yer almaktadır. Her birisinin ayrı ayrı görevleri vardır. Birisi istihbarat toplar, birisi tetikçilik yapar, diğeri ise TİM’in şefi olur. Mehmet Fatih Sayan’ın içinde yer aldığı TİM’in şefi T.C’dir. Yine 2 yıldır Almanya’ya gelen ve Bremen’de kalan T.C,’nin, aynı zamanda Strazburg’ta Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu’nda görevli bazı Türk diplomatları ile de bağlantılı olduğu kesinleşen başka bir durumdur” dedi.
Fuat Ateş

Alevilerin sesi.

Erdoğan Suriye'ye Esad'ı Yıkmak İçin Girdiklerini İtiraf etti...!

Erdoğan: Suriye'ye Esed'in hükümdarlığına son vermek için girdik“Bana göre Suriye’de 1 milyona yakın insan öldü” diyen Erdoğan, ölümlerin hala devam ettiğini belirterek "Biz sabır, sabır, sabır dedik en sonunda dayanamadık ve Suriye'ye Özgür Suriye Ordusu ile beraber girmek zorunda kaldık" dedi.
"Suriye'ye zalim Esed'in hükümdarlığına son vermek için girdik"
Türkiye'nin Suriye topraklarında gözü olmadığını söyleyen Erdoğan, "Mesele toprağın gerçek sahipleri topraklarına sahip olsunlar, bunu sağlamak için. Yani orada bir adaletin tesisi için varız. Devlet terörü estiren zalim Esed'in hükümdarlığına son vermek için biz oraya girdik, başka bir şey için değil" diye konuştu.
Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları şöyle:
Temsil ettiğiniz milletlerin vicdanının sesi olarak İstanbul’dasınız. Bir barış, adalet ve huzur davasının savunucuları olarak İstanbul’a geldiniz. Ben hepinize bu kutsal davaya omuz verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Filistin halkıyla uluslararası dayanışma gününde sizleri ülkemizde misafir ediyor olmak bizim için iftihar vesilesidir.
"Kudüs'ün yalnız olmadığını herkese ilan ettiniz"
Kudüs’ü zaman ve mekan olarak bölme gayretlerinin arttığı, Haremi Şerife saldırıların yoğunlaştığı dönemde icra ettiğimiz bu ilk toplantı büyük manalar taşıyor.  Sizler Filistin’in sorunlarını gündeme taşıdınız. Kudüs’ün yalnız olmadığını dost düşman herkese ilan ettiniz. İnşallah bu toplantının akabinde çalışmalarınızın genişleyeceğine, platformun daha da güçleneceğine inanıyorum. Filistin’e meftun bu güzide topluluğu bir araya getirmede emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
"Ezanı engellemeniz sıkıntılara neden olur"
Bölgemizin yeni gerilimlere değil, barışa katkı sağlayacak hamlelere ihtiyaç var. Bu konuda endişelerimizi böyle bir tasarının yasalaşması halinde ne tür tehlikeli sonuçlara sebep olabileceğini, çeşitli kanallardan İsrailli yetkililere ilettik.
Önceki gün şahsımı arayan İsrail Cumhurbaşkanı’na bu hususu ifade ettim. İsrail parlamentosunun aklı selimle hareket edeceğine inanıyorum dedim. Ezan bir çağrıdır. Bunu engellemeniz sıkıntılara neden olacaktır. İslam işbirliği teşkilatının dönem başkanı olarak bu meselenin takipçisi olmaya devam edeceğiz.
"Sorunun çözümü bağımsız Filistin devleti"
Sorunun çözümü, 1967 sınırları temelinde, başkenti doğu Kudüs olan bağımsız egemen Filistin devletinin kurulmasıdır. Bunun için uluslararası toplumun Filistin’e verdiği desteği artırması şarttır. BM’deki 193 ülkenin tamamını on yıllardır işgale karşı onurlu mücadele veren Filistin’i tanıması her şeyden öte bir insanlık vazifesidir.  Buradan tüm dünyaya henüz Filistin devletini tanımamış tüm ülkelere bir an önce bu adımı atma çağrısında bulunuyorum.
"Esed'in hükümdarlığına son vermek için biz oraya girdik"
Suriye meselesinde BM Güvenlik Konseyi bir adım atabiliyor mu? BM’den Suriye’de Irak’ta bir şey görebildiniz mi? Şu anda 600 bin rakamları konuşuluyor ama hayır, bana göre Suriye’de 1 milyona yakın insan öldü. Çocuk, kadın ayrım yapılmaksızın devam ediyor. Nerede BM? Ne yapıyor? Irak’ta var mı? Yok. Biz sabır sabır dedik, en sonunda dayanamadık Suriye’ye ÖSO ile girmek zorunda kaldık. Niçin girdik? Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Mesele toprağın gerçek sahipleri, toprağına sahip olsunlar. Bunu sağlamak için. Orada adaletin tesisi için varız. Devlet terörü Esed’in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik. Kimse de ırkı milliyetçilik yapmasın. Çünkü bizim asabi bir milliyetçiliğe asla olumlu bakmamız mümkün değildir.
Eğer biz İslam’ın dışında başka belirleyici bir akım arıyorsak, Allah muhafaza çok kötü bir yere doğru gideriz. Şu anda Irak’ta ne oluyor mezhep çatışması. Suriye’de ne oluyor, aynı şekilde. Şu anda İslam İşbirliği teşkilatı dönem başkanı olarak söylüyorum, gelin el ele verelim ama dik duralım. Duygusal davranmayalım, atmamız gereken adımları da atalım. Bir yerlerden çekinmeyelim.  Eğer biz buna bakmaz da hala korkaklığa devam edersek bizi daha çok ezerler. (CUMHURİYET)

Suruç katliamında Yaralanan Güneş Erzurumluoğlunun Tedavasi Amaçlı Başlatılan ‘Umuda el ver, Güneş yeniden doğsun’ kampanyasına Devletten Engel..!

Erzurumluoğlu, bunun içim uluslararası bir bağış kampanyası başlatıldığını belirterek “İsviçre’deki hastane, tedavi ile sağlığıma kavuşabileceğimi söyledi. Oradaki tedavim de yaklaşık yıllık 900 bin lira. Bu parayı ancak dayanışmayla toplayabilirdik. Devlet beni terör mağduru gazi olarak dahi saymadı. Valilik ülkemde bağış toplanmasına dahi izin vermedi. Bunun üzerine arkadaşlarım internet üzerinden uluslararası bağış ve destek kampanyası başlattı. İstediğim tek şey sağlığıma tekrar kavuşmak” diye konuştu.
Güneş Erzurumluoğlu, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) “Kobani’yi Yeniden İnşa Edelim” kampanyasına destek için Türkiye’nin çeşitli illerinden oyuncaklar, kitap, sağlık malzemeleri ile Kobani’ye gitmek için 19 Temmuz 2015’te yola çıktı. Suruç’ta Amara Kültür Merkezi önünde patlayan bomba ile ağır yaralandı. 4 ay hastanede tedavi gördükten sonra taburcu olan Erzurumluoğlu, Endüstri Mühendisliği’ni kazandı. Sağlık sorunları nedeniyle kaydını dondurmak zorunda kaldı.
‘Bedenler siper oldu’
Erzurumluoğlu, Suruç’ta meydana gelen patlama öncesi ve sonrası yaşadıklarını gazetemizle paylaştı. “Arkadaşlarım ile çocuklara götürmek için oyuncaklar topladım. Toplamda 5 kişi tanıyordum ama otobüsteki herkes birbirini yıllardır tanıyormuş gibiydi” diyen Erzurumluoğlu, “Sabah Amara Kültür Merkezi önünde karpuz, peynir ve pide ile kahvaltı yaptık. Uzak yoldan gelenler vardı. Yorgundular” dedi. Basın açıklaması sırasında patlama olduğunu söyleyen Erzurumluoğlu, şöyle devam etti: “Patlama noktasıyla aramda 2-3 metre vardı. İnsan bedenleri bana siper oldu. Polis araçları geçmemize izin vermedi. Gaz atıldı. Gaz daha da etkiledi. Ambulanslar alana giremediği için karga tulumba bir araçla devlet hastanesine götürüldüm. Oraya bile gaz atıldı. Özel bir hastaneye nakledildim. Gece saatlerinde ise helikopter ambulansı ile İstanbul’a nakledildim. Sağ akciğerim patlamış. Boyun hizasından giren bilye tesirli olan bomba parçası, omurgamdaki sinirleri kesmiş, sağ koluma giden sinirleri de yakmış. Belden aşağısı felç bir insan haline geldim, sağ kolumu da hissetmiyorum. Ağır bir fizik tedavi görmem gerektiği azda olsa iyileşebileceğim gibi birçok ihtimalden bahsettiler.”
Devletin vermiş olduğu fizik tedavi seanslarının eksik olduğunu kaydeden Erzurumluoğlu, “IŞİD bir terör örgütü ve ben terör örgütü gazisiyim. Devlet bunu kabul etmiyor... Yaralandığım andan itibaren 1 yıl boyunca günlük 45 dakikalık bir fizik tedavi hakkı veriliyordu. Bu süre sadece kemiklerin kireçlenmesi önlüyor” dedi. Erzurumluoğlu, tedavisi için başlatılan yardım kampanyası ile ilgili de şunları söyledi: “Benim gibi hastalarda tekerlekli sandalyede havasızlıktan vücutta yaralar açılıyor. Yaralar açılmasın diye oturma minderleri almak için 600 TL. ödedik. İsviçre’nin Basel kentindeki bir rehabilitasyon kliniğinin çok iyi olduğunu duyunca raporlarımı gönderdim. Doktorlar, ‘Tedavi edebileceklerini, umudun olduğunu’ söylediler. Arkadaşlarım benim için dayanışma kampanyası başlattı. Kampanyayı başlattığımızın ikinci gününde valilik izni alınmadan böyle bir kampanya başlatılmasının suç olduğunu öğrendik ve kampanyayı dondurduk. Belgelerle Kocaeli Valiliği’ne gittim. Valilik, ‘Ne kadar sürede iyileşeğine dair bir rapor getirmen gerekli’ dedi. Heyet raporunda ömür boyu bakıma muhtaç yazan birinden böyle bir rapor istendi. Üstelik Kocaeli Valiliği, Kabahatlar Kanunu’na aykırı davrandığım gerekçesiyle 1500 TL para cezası kesti. Emniyet, Valiliğe ‘benim terör örgütüne bağış topladığımı söyleyen’ bir yazı yazdı. Bağış parasını terör parası gibi gösterdiler. Benim için ülkemde bir yardım kampanyasına geçit verilmediği için arkadaşlarım şimdi başka bir yolu deniyor. Benim için uluslararası bağış ve destek sitesi www.generosity. com adresi üzerinden ‘Umuda el ver, Güneş yeniden doğsun’ adlı bir kampanya başlattılar. Eğer yeterli desteği bulursam tedavi olabileceğim. Tek istediğim şey sağlığıma kavuşmak.
Bağış kampanyasına 1103 lira para cezası
Bağış kampanyası başlatabilmek için gerekli evraklarla beraber Kocaeli Valiliği’ne giden Güneş Erzurumluoğlu “Valilikte bana, ‘ne kadar sürede iyileşeceğine dair bir rapor getirmen gerekli’ denildi. Gittiğim doktorlar, ‘süre belirten böyle bir raporu bizler veremeyiz’ dediler. Heyet raporunda ömür boyu bakıma muhtaç yazan birinden böyle bir rapor istendi” dedi. Ardından Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı Erzurumluoğlu, hakkında Kabahatlar Kanunu’na aykırı davrandığı gerekçesiyle 1103 TL idari para cezası kesti.

Gerçek ve hayal..!


Küba Devriminin lideri, Ağustos 2015’te kaleme aldığı yazısında derisinin rengi, ait olduğu ulus ne olursa olsun dünyanın tüm insanlarının barış ve refah içinde yaşamaları için mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerini söylüyor
" Tatmin edici yanıtlar için bilimsel araştırmalar yapanlar haricinde, verili olan cahillikle sarmalanmış, çok uzun süredir acı çeken insanlığın daha iyi yaşam koşullarına sahip olması daha iyi eğitim alması gerektiğine inanıyorsanız, yazı yazmak bu amaca katkı yapmanın yararlı yollarından biridir. Bu cümle birkaç kelimeyle devasa içeriği hakkında önemli ipuçları taşır.
Hepiniz gençliğinizde Einstein hakkında konuşulduğuna tanık olmuşsunuzdur. Özellikle de ABD ve Japonya arasındaki kanlı savaşı sona erdiren, Nagazaki ve Hiroşima’yı yerle bir eden atom bombalarından sonra.
Bu bombalar atıldığında, Pearl Harbor saldırısı ile başlayan savaş sonucunda Japon İmparatorluğu çoktan yenilgiye uğratılmıştı. Savaşın sonunda, sanayisi ve coğrafyası savaştan hiç etkilenmeyen ABD, ölümlerle dolu, yıkılmış, aç ve yaralı bir dünyanın üzerinde en zengin ve en gelişmiş silahlarla donanmış ülke olarak belirdi.
Savaşta, Sovyetler Birliği ve Çin’de 50 milyonu aşkın insan ölmüştü, her iki ülkenin maddi zararı korkunç boyutlardaydı. Savaşın sonunda dünyanın neredeyse bütün altın stoğu ABD’nin kasalarına taşınmıştı. Bugün bu ülkenin altın stoğunun yaklaşık 8 bin 133,5 ton olduğu tahmin ediliyor. Dahası ABD, Bretton Woods anlaşmasını tek taraflı olarak çöpe atarak, kendi bastığı kağıt paranın altın karşılığını oluşturma yükümlülüğünü yerine getirmeyeceğini açıkladı.
Nixon tarafından yürürlüğe konulan bu uygulama, Başkan Franklin Delano Roosevelt’in taahhütlerinin çiğnenmesi anlamına geliyordu. Çok sayıda uzman bu kararla, bu tür bir ekonomik modele sahip ülke için, başka birçok tehdidin yanı sıra, ekonomisine ağır darbeler vurabilecek sürekli bir kriz kaynağı yaratıldığı konusunda hem fikirdir. Bunun yanı sıra, Küba, Birleşmiş Milletler nezdinde dile getirdiği, tartışmasız kanıtlara sahip tazminat talepleri nedeniyle ABD’den milyonlarca dolar alacaklıdır.
Parti ve Küba Hükümeti tarafından sayısız kez açık bir biçimde dile getirildiği gibi, biz, bu yarım kürede varolan bütün ülkeler ve insanlık ailesinin fertleri olan bütün halklar için iyi niyet ve barış çabamızdan vazgeçmeyeceğiz. Evrenin bize bağışladığı bu dünyada, türümüzün bekası için, derisinin rengi, ait olduğu ulus ne olursa olsun, dünyanın tüm insanlarının barış ve refah içinde, dini bir inanç ya da inançsızlık hakkını elinde özgürce tutarak yaşamaları için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Mücadelemize başladığımız zaman açıkladığımız gibi, bütün yurttaşların; sağlık, eğitim, iş, beslenme, güvenlik, kültür, bilim ve refaha, eşitlik ve adalet temelinde ulaşması amacımızı dünyanın bütün insanları için dileğimiz olarak kabul ediyoruz. Bizim bu amaçlarımızı, bu amaçların bir kısmını ya da bunlarla birlikte daha gelişmiş hakları bizimle birlikte savunan sevgili yoldaşlara teşekkür ederim.
Fidel Castro Ruz
13 Ağustos 2015

OHAL'le Üniversitelerde Faşist Baskı ve Yasaklar Yoğunlaştı..!

AKP faşizminin ard arda yayınlamış olduğu KHK’ların hedefinde kuşku yok ki gençlik ve üniversiteler de yer alıyor. 15 Temmuz başarısız darbe darbe girişiminin hemen ardından 19 Temmuz'da YÖK tüm üniversite rektörlerine bir yazı gönderdi ve “paralel devlet yapılanması ile bağlantılı olan akademik ve idari personelle ilgili işlem yapılmasını” istedi. Ardından yüzlerce akademisyen ve 4 üniversitenin rektörü açığa alındı. Birçok üniversite kapatıldı. Açığa alınanların büyük bir kısmını ilerici-muhalif akademisyenler oluşturuyordu. AKP iktidarı için bu henüz başlangıçtı. 29 Ekim’de çıkarılan 676 sayılı KHK ile rektörlük seçimleri kaldırıldı. Artık rektörler cumhurbaşkanı tarafından atanacak. Şimdiden 9 üniversiteye bizzat T. Erdoğan tarafından rektör atandı. Boğaziçi Üniversitesi’ne ise seçimlerde aday dahi olmayan bir isim rektör yapıldı.
Rektörlüğün ipini tutan YÖK, YÖK’ü yaratan ise sermaye düzenidir. Dört duvar arasında, gerek eğitim sistemiyle, gerek akademisyen ve rektörler eliyle üniversiteler dindar ve kindar nesil yetiştirme alanlarına dönüştürülüyor. Üniversiteler özerk, demokratik yapıya sahip ve bilim üreten kurumlar olması gerekirken, sermayenin ihtiyaçlarına göre işletilen birer ticari kurum haline gelmiş bulunuyor.
Dahası faşist dinci gerici uygulamalarla üniversiteler faşist gericiliğin yuvası haline getiriliyor, ‘teknokent’ adı altında sermayenin arka bahçesi olarak kullanılıyor. Bunlara karşı sesini çıkaran ilerici-devrimci öğrenciler ve akademisyenler ise faşist ve tutuklama terörüne ve baskılara maruz kalıyor. Kısacası OHAL ‘silahıyla’ görevden uzaklaştırılıyor ya da zindana kapatılıyor.
Geçtiğimiz sene 1 Kasım seçimleri bahane edilerek üniversitelere siyaset yasağı getirilmişti. Kürt illerinde artan kirli savaşa paralel olarak okullarda sesini çıkaran devrimci-demokrat öğrenciler gözaltına alınıyor, tutuklanıyordu. Ardından soruşturma furyası ve uzaklaştırma ‘cezaları’ devreye sokuluyor.
Üniversitelerde baskılar önceden de vardı ama OHAL’le birlikte devletin faşist baskıları daha bir artmıştır. Peki öğrenciler bu durumda ne yapmalıdır ? Devlet bu kadar örgütlü saldırırken, üniversite gençliğiin bireysel kurtuluşunu düşünmek mümkün olmaz. ,Örgütlü burjuva kapitalist sistemin karşısına, daha örgütlü bir güç olarak karşı çıkıp mücadeleyi büyütmeliyiz.
Bizler biliyoruz ki geleceğimizi elimizden alan ve sömürü mekanizmasında şekillendiren bu işbirlikçi tekelci kapitalist sistemi ancak örgütlü güç ve kararlı savaşım yıkabilir