30 Mayıs 2017 Salı

AKP'nin Örnek Politik Figürü Mehmet Metiner..!


MSPnin Akıncılar gençlik örgütü içinde yetişmiş olan Metiner bir dönemler yolunu HADEP'e kırmıştı. Burada da dikiş tutturamayan Metiner AKP'nin kuruluşunun ardından dümenini Erdoğanda yana kırı. Erdoğan'a yalakalıkta sınır tanımadı. Fırıldaklığıyla öne çıkan bir AKP'li politik figür olan Metiner,tetikçiliğe devam etti.
AKP’li Mehmet Metiner’den “bu kadar da olmaz” denilecek tutumlar düzeyde bir biriyle çelişkili tutumlar gördük… CNN’türk’te bir programa katılan Metiner, “17-25 Aralık öncesi FETÖ yoktu, bir hizmet hareketi vardı” dedi.. Tayyip Erdoğan’ın “ne istediler de vermedik” sözlerini “cemaatlerin özgürlük alanlarıyla ilgiliydi” diye açıklayan Metiner, yaşanan yargı skandallarına ilişkin de konuştu:”Yargısal işlemlerin hepsine sahip çıkmıyoruz. Hiçbir mağduriyet yaşanmadı demiyoruz” dedi.
Bir AKP Portresi Mehmet Metiner
Metiner programda 17-25 Aralık süreci öncesinde AKP’nin Cemaat’e destek verdiğini kabul ederek, “Keşke daha önce görseydik, koruduk kolladık ancak Hizmet Hareketi’nin FETÖ’ye dönen yapısıyla koalisyonumuz olmadı” ifadelerini kullandı.
“Ne istediler de vermedik sözü, Cemaatlerin özgürlük alanıyla ilgiliydi”
“Hesap sorulacaksa hesap verilir” diyen Metiner, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde söylediği “Ne istediler de vermedik” sözünün de dini cemaatlerin özgürlük alanına yönelik söylenen bir söz olduğunu savundu.
“Yargısal işlemlerin hepsine sahip çıkmıyoruz”
Metiner açıktan işkenceyi savunmuştu.Metiner ,“İşkence iddialarıyla ilgili inceleme yapmayacağız” demişti.
“FETÖ” operasyonlarında tutuklananlarla ilgili soruşturmaların devam ettiğini belirten Metiner, “FETÖ”cü tutukluları ziyaret etmeyeceklerini, onlarla ilgili kötü muamele ve işkence iddialarıyla ilgili inceleme yapmayacaklarını’ açıkladı.
“Kimse FETÖ’cü teröristler üzerinden siyasi propaganda yapmaya kalkmasın”
Metiner, işkence iddialarını gündeme getiren CHP’yi de eleştirerek, “Hiç kimse FETÖ’cü teröristler üzerinden siyasi propaganda yapmaya kalkmasın. Onlar mağdur edilen değil mağdur edenlerdir” dedi.
Son dönemde Cumhuriyet ve Sözcü gazetesine yönelik yapılan operasyonlarla artan kamuoyundaki “FETÖ operasyonlarında mağduriyet yaratıldığına” yönelik tepkileri de kabul eden Metiner, “Yargısal işlemlerin hepsine sahip çıkmıyoruz. Hiçbir mağduriyet yaşanmadı demiyoruz” dedi. Yani Metiner yok yok ne arasan var ama tutarlılık hariç.

Heşdî El Şabî kimdir?

Heşd el Şebi son günlerde Şengal operasyonuyla birlikte yeniden kendisinden söz ettirmeye başladı. Irak-Rojava sınırına doğru düzenlediği son operasyonlar ve Musul operasyonuyla yeniden gündeme gelen Heşdî El Şabî'nin amaç ve hedeflerine ilişkin birçok çevre farklı yorumlar ve sorular sormaya başladı. Biz de örgütün dünü-bugünü yapısı, içindeki gruplar ve oluşumuna dair kısa bir tarihçe derledik.
HEŞDÎ EL ŞABÎ NE ZAMAN KURULDU?
DAİŞ'in 2014 yılının ortalarında Irak’ta Musul, Enbar, Tikrit ve Sünnilerin yaşadığı birçok bölgeyi Saddam Hüseyin dönemindeki Baas Partisi kadrolarının desteği ile ele geçirmesi ve Şii bölgelerine yönelmesi üzerine 13 Haziran 2014 tarihinde Irak'taki Şii dini otorite Ayetullah Ali Sistani Şiilere “cihat” çağrısı yaptı.
Dönemin Irak Başbakanı Nuri El Maliki de çağrıya destek verdi ve bu kişilere maaş bağlanacağı belirtildi. İran'a yakınlığıyla bilinen Sistani’nin çağrısı, İran'ın askeri desteği ve Maliki'nin maaş bağlanacağı açıklamaları üzerine Heşd El Şabî ya da Haşdi Şabi güçleri, DAİŞ tehdidine karşı örgütlenmeye başladı.
Askeri olarak örgütlenen bu gücün silah, eğitim ve lojistik gibi finansörlüğünü ise İran üstlendi. Eğitim çalışmalarında ise İran Devrim Muhafızları Komutanı Kasım Süleymani yer aldı. Hatta Irak'ın Enbar vilayetindeki operasyonlarda Süleymani bizzat Heşdi Şabi’nin başında bulunuyordu.
IRAK'TAKİ STATÜLERİ NEDİR?
Sistani'nin çağrısı üzerine 13 Haziran 2014’te resmi kuruluşunu ilan eden Heşdi Şabi milis gücü, Irak ordusu ile birlikte DAİŞ'e karşı Ramadi, Felluce, Tikrit ve Musul operasyonlarına katıldı. 17 Ekim 2016’da başlayan Musul’u kurtarma operasyonun devam ettiği süreçte, 26 Kasım 2016’da ise Irak parlamentosunda çıkarılan yasayla bu güçler “Irak’ın resmi savunma gücü” olarak resmi statü kazandı.
Ancak öncesinde 7 Nisan 2015 tarihinde Irak Başbakanı Haydar El Ebadî, Bakanlar Kurulu kararıyla, Heşdî El Şabî'nin doğrudan Başbakanlığa bağlı bir resmi organ olduğunu zaten duyurmuştu.
Resmileşme Heşdî El Şabî üzerinde yürütülen tartışmaları sınırlandırdı ve birçok konuda avantaj sağladı. Örneğin; Irak askerlerinin haklarına sahip olmakla birlikte, Irak ordu güçleri için geçerli olan tüm kanunlar bu güçler için de geçerli olacak ve tüm silah ve cephane ihtiyaçları Irak Savunma Bakanlığı tarafından finanse edilecekti.
SAYILARI NE KADAR VE KAÇ GRUP VAR?
Farklı Şii tarikatlar, gruplar ve aşiretlerden meydana gelen Heşdî El Şabî'nin kurulması için yapılan çağrılardan sonra yüz bine yakın kişinin üye olmaya başladığı ifade edildi. Ardından İran'ın askeri, Irak'ın mali desteği ve Heşdî El Şabî'nin Ramadi ve Tikrit gibi kentlerde DAİŞ'e karşı kazandığı başarılar, örgüte katılımları arttırdı.
Özellikle Irak ordusu tarafından resmi statü kazanması ve 300 ile 600 dolar arasında ödenen maaşlar sonrası, Heşdî El Şabî'ye katılımları arttırdı ve şu anda sayılarının 150 ile 200 bin arasında olduğu iddia ediliyor.
Farklı bayraklarla Heşdî El Şabî şemsiyesi altında hareket eden gruplardan Bedir Tugayları, Esaib Ehlulhak, Hizbullah Ketibesi, Ali Ekber Tugayları ve Ensar El Merciyye Tugayları gibi örgütlerin isimleri öne çıksa da Heşdî El Şabî'nin bünyesinde 70'ten fazla örgüt bulunuyor.
HEŞDÎ EL ŞABÎ'DE HANGİ ÖRGÜTLER ÖNE ÇIKIYOR?
Heşdî El Şabî içinde genel olarak iki kolun hakim olduğu belirtiliyor. Birinci kolda İran, Hizbullah ve Maliki'ye yakınlığıyla bilinen örgütler yer alırken, diğer kolda ise İran'a mesafeli duran Şii dini lider Mukteda Es-Sadr ve Irak Başbakanı Haydar El Ebadi'ye yakın duran örgütler yer alıyor.
İran'a yakın duran örgütlerin öncülüğünü Bedir Tugayları yaparken, Sadr'a yakın birçok örgüt ise Mehdi Ordusu geleneğinden gelen gruplardan oluşuyor.
Bedir Tugayları: Heşdî Şabî içindeki en etkin ve en eski örgüt İran ile yakın ilişkileri olan Bedir Tugayları. Irak-İran savaşı (1981 ile 1988 yılları arasında) sırasında da Saddam Hüseyin rejimine karşı İran saflarında mücadele eden örgütün başında Kasım Süleymani ile yakın ilişkileri olan Hadi El Amiri bulunuyor. Irak-İran savaşından beri silahlı gücü bulunan Amiri öncülüğündeki Bedîr Tugayları, 2008 yılında silah bıraktığını ve siyasal parti olduğunu açıklasa da 2014 yılında yeniden silahlandı. Amiri, 2010 yılındaki seçimlerde Maliki'nin Kanun Devleti Partisi'nde milletvekilliği de yaptı. Irak'ın tüm bölgelerinde etkin olan Bedîr Tugayları, özellikle Diyala, Selahaddin ve Kerkük eyaletlerin faaliyet yürütüyor. 20 ile 30 bin arasında elemanı olduğu belirtilen Bedir Tugayları, Şii Arapların yanı sıra Türkmen, Kürt ve Hristiyan ve diğer halklardan da üyeleri içinde barındırıyor.
Hizbullah Ketibesi: ABD'nin 2003 yılında Irak'a müdahalesi sırasında "Muhtar ordusu" olarak örgütlenen grubun temeli üzerinde kurulan bu grup İran dini otoritesi Seyid Alî Xemaneyî'ye biat ettiğini açıklamıştı. Tüm Irak'ta faaliyet yürüten örgüt, özellikle Türkmenler arasında sempatizan buluyor ve Hizbullah geleneğinden gelen birçok diğer örgütle ilişki içinde. Sayılarının ise 10 bin civarında olduğu belirtiliyor.
Seyyîdul Şuheda Ketibesi: Xamaneyî'ye bağlılık yemini eden ve Hizbullah'a yakınlığıyla bilinen örgütün liderliğini Hecî Ebû Ala yapıyor. Örgüt, aynı zamanda Maliki ile de yakın ilişkilere sahip.
Horasan Tugayları: İran menşeili bu örgütün komuta kademesinin de İran'da olduğu belirtiliyor. Xurmatû civarında faaliyet yürüten örgütün 3 bin civarında üyesi olduğu ileri sürülüyor.
Esaib Ehlul Hak: Irak'da daha çok İran'a mesafeli duran Şii dini lider Mukteda Es-Sadr'a bağlı Mehdi Ordusu'ndan ayrılan bu grup Necef, Kerbela, Bağdat gibi yerlerde etkinlik gösteriyor. Qeys El Xezalî öncülüğündeki örgütün 10 bine yakın üyesi olduğu belirtiliyor.
Saraya El Selam: Ebadi'ye yakınlığıyla tanınan bu örgüt ise Samarra ve Necef başta olmak üzere birçok bölgede faaliyet yürütüyor. Muqteda Es-Sadr tarafından 2014 yılında kurulan örgütün 10 bine yakın gücü olduğu belirtiliyor.
DİĞER GRUPLAR
Heşdî El Şabî içerisinde genel olarak İran ve Irak eksenli onlarca grup bulunuyor. Geçişkenliklerin ve ayrılmaların çok sık yaşandığı örgütlerden (ketibe) bazılarının isimleri şöyle:
"Ali Ekber Tugayları, Ensar El Merciyye Tugayları, İmam Ali Ketibesi, Fırkatul Ebbas Ketibeleri, Feylaq El Kerrar, Seraya El Cihad, Seraya Ensal El Aqide, Hareket El Nucebba, Ebû Fadil Ebas Ketibesi, Şehit El Aval Ketibesi, Seraya El Cihad, Tayyar El Risali Ketibesi, Ehrar El Irak Ketibesi, Difaa El Mukaddes Ketibesi, Ruhallah Ketibesi, El Gadab Ketibesi, Ensar El Hicce Ketibesi, İmam Hüseyin Ketibesi, Irak Hizbullah Mücahitleri, İmam El Gaib Ketibesi, Feylak El Vaad El Sadık, Kuvvet El Şehid Sadr, Liva Youm El Kaim, Liva Esedulah Galip, Hizbullah El Sayrun, Liva Zülfikar, Liva El Muntadar, Mukavveme İslamiye, Liva İmam El Hasan El Mücteba, Hizbullah El Ebrar, Saraya El Zehra, Hareket El Abdal, Liva Ammar İbni Yasır, Fettah El Mubin Ketibesi, Şebab El Risali Ketibesi, Liva El Sadıkeyn, Liva İmam El Kaim, Liva El Kaim, Liva El Karya, Seraya Aşura, Babiliyyun Tugayı vb."
MUSUL SONRASI
Mezhep savaşının giderek boyut kazandığı Irak’ta, Heşdi El Şabi örgütü giderek etkin bir güç oluyor. Musul’un DAİŞ işgalinden kurtarılmasından sonra da Heşdi El Şabi bölgede varlığını sürdürecek gibi görünüyor. Örgütün varlığı Sünniler arasında şimdiden çeşitli kaygılara sebep olmuş durumda. Musul’un DAİŞ’ten kurtarılmasından sonra Heşdi El Şabi örgütü en çok konuşulacak örgüt olarak gündemde kalmaya devam edecek.
Kaynak:ANF

Adana-Kozanda Cemaatçılar Duruşma çıkışı çocuklarını kaybeden ailelere saldırdı..!

Kozan’da görülen Aladağ yurt yangını davası sonrası Süleymancılar cemaatinden oldukları düşünülen bir grup basın açıklaması için hazırlık yapan ailelere tehditler savurarak saldırdı. Kısa süreli arbedenin ardından saldırganları uzaklaştıran polisin mağdur ailelerden de alanı terk etmelerini istemesi tepkiyle karşılandı. Sosyal Haklar Derneği avukatlarından Can Atalay, basın açıklaması yapacaklarını söyledi.
AİLELER: CAN GÜVENLİĞİMİZ YOK
Yangında çocuğunu kaybeden Mehmet Ali Baş, can güvenliklerinin olmadığını belirterek “Çocuklarımız yandı. Onu soruşturmaya mı geldik, dayak yemeye mi?” şeklinde konuştu. Ne olacağının belli olmadığını ifade eden Baş, “Bize tehditte bulunuyorlar. Hesabımıza para yatırmışlar” dedi. Ahmet Yetim de ne kadar yatırdıklarını bilmediklerini belirterek “Bizim çocuklarımız satılık değil” dedi. Yılmaz isimli bir vatandaş ise duruşmanın ardından hocaların saldırı yapmak için telefonla birilerini çağırdığını söyledi.
SÜLEYMANCILAR KORUNUP KOLLANIYOR MU?
Ailelerle birlikte açıklama yapan Atalay, ailelerin tehdit edildiğini belirterek tehditlere müsamaha gösteren kolluk güçlerinin suç işlediğini dile getirdi. Bundan sonra Aladağ’ın dağ köylerinde yaşayan ailelerin kılına zarar gelirse Adana Emniyet Müdürlüğü’nün ve İçişleri Bakanlığı’nın sorumlu olacağını ifade eden Atalay, Fetullahçıların yaptıklarından ders alınması gerektiğini belirterek yarın Süleymancılar cemaatinin de sorun yaratabileceğini ifade etti.
ÇOCUKLARI CEMAATLERE TESLİM EDEN DEVLET DE SUÇLU

Sosyal Haklar Derneği Genel Başkanı Melda Onur da devletin sorumluluğuna dikkat çekerek “Bu mesele sadece yurt yangınına indirgenecek bir mesele değildir. Bu yolsuz, okulsuz köylerle çocukların cemaatlere yüklenmesi meselesidir. Sanık avukatlarının doğru söylediği tek bir şey var, devletin bunca sorumsuzluğunu yurt yöneticilerine mi bırakacağız? Devletin de sorumluluğu var” dedi. Yurt yangınını araştırmak için kurulan araştırma komisyonunun üyesi CHP’li Mustafa Balbay da sorumluluğun birkaç kişi ile sınırlı olmadığını belirterek devletin de sorumlu olduğunu ifade etti.

Gezi Direnişi 4.Yılında Burjuvaziye Korku Salmaya Devam Ediyor..!


Analardır adam eden adamı
Aydınlıklardır önümüzde gider.
Sizi de bir ana doğurmadı mı?
Analara kıymayın efendiler !
Nâzım Hikmet RAN
yüksel eylem

29 Mayıs 2017 Pazartesi

AKP insanları ölene kadar çalıştırmakta kararlı: Emeklilik yaşı yükseliyor!

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, emeklilik yaşını yükselteceklerini açıkladı.
Kanal 7’de yayınlanan Başkent Kulisi programına katılan Bakan Müezzinoğlu, bakanlığının kıdem tazminatına ilişkin çalışmasının bugün Bakanlar Kurulu’na sunulacağını açıkladı.
Müezzinoğlu, taşeron işçilere kadro çalışmasına ilişkin hükümetin bir çalışma takvimi belirlemediğini, takvim hazırlandığında ilgili bakanlıkların konu üzerinde çalışacağını belirtti.
Emeklilik yaşına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Müezzinoğlu, 2036’ya kadar yaş sınırını yükselteceklerini açıkladı ve şunları söyledi:
“Gelişmiş ülkeler, gayri safi milli geliri 20-30 bin avro veya dolar olan ülkelerde ortalama emekli yaşı 72, biz de daha yeni 52 oldu. Gelişmiş ülkeler emeklisine ortalama 17 yıl maaş öderken biz emeklilerimize ortalama 27 yıl maaş ödüyoruz. Bu sistemin sürdürülebilirliği yok. Bu sistemi ancak gençlerden alarak, ülkenin büyümesinden, dünya ile rekabetinden alarak sürdürebiliriz. Bu doğru değil. 65’ten önce emeklilik olan tek bir ülke bulamazlar. Biz de 2036’da kadınları 58’e, erkekleri de 60’a taşımaya çalışıyoruz emeklilik yaşında. Yaşa takılma durumunda, herkesin hedef yaşa konsantre olması lazım.”

15 dünya rekoru kıran Naumova: Komünizm benim için adalet demek


Komünist halter şampiyonu Maryana Naumova, "komünizm benim için öncelikle adalet demek" dedi. Rusya'nın sınıflara bölündüğüne dikkat çeken Naumova, "bunun adil olmadığını düşünüyorum ve bu yüzden Komsomol üyesiyim" diye konuştu.
Halterde 15'ten fazla dünya rekoruna imza atan, genç komünist Maryana Naumova, Ukrayna'da yaşananlar ve siyasi görüşleriyle ilgili konuştu.
Sputnik'e konuşan Naumova, Ukrayna'nın Donbass bölgesine ziyaretini aktararak, bölgede insani yardım dağıtılmasına yardımcı olduğunu belirtti. Naumova, Donbass'a gittiğinde kendisine "bizi daha önce kimse ziyaret etmemişti" veya "seninle konuştuktan sonra sporu bırakmaktan vazgeçtim, belki bir gün senin gibi olabilirim" denildiğini söyleyerek, ziyareti sırasında "hayatının anlamını bulduğunu" söyledi.
'BU DURUM ADİL DEĞİL, BU YÜZDEN KOMSOMOL ÜYESİYİM'
Komünizmin "bitmiş bir ideoloji" olmadığını söyleyen Naumova, Karl Marx ve Vladimir Lenin'in öğretilerine inancını vurguladı.
Naumova konuyla ilgili şunları söyledi:
"Benim için komünizm, öncelikle adalet anlamına geliyor. Komünizmi detaylı olarak öğrenmek için pek çok kitap okumak gerekiyor, bunu henüz yaptığımı söyleyemem. Ancak Sovyetler Birliği'nde insanların kayda değer toplumsal korunmaya sahip olduğunu biliyorum. Sibirya'daki herhangi bir çocuk istiyorsa, istediği üniversiteye rüşvet ödemeden başvurabilirdi. Ancak artık toplum sınıflara bölündü: neredeyse her şeyi karşılayabilen zenginler ve küçük apartmanlarda yaşayıp, zincir marketlerden satın aldıkları düşük kaliteli yemekleri yemek zorunda olan; hayatta kalmak ve çocuklarını beslemek için bütün gün çalışması gereken sıradan insanlar var. Bu durumun adil olmadığını düşünüyorum ve bu yüzden bir Komsomol üyesiyim."

Geçte Olsa PKK’den çözüme ilişkin özeleştirel Yaklaşım. : Tek yol sol güçlerle ittifak ve savaş..!

Türkiye’de 16 Nisan’da yapılan anayasa referandumu sonrası yoğunlaşan ve gerek bazı hükümet çevreleri gerekse de HDP içinden bazı yetkililerden sık sık dillendirilmeye yeni bir çözüm süreci beklentilerine karşı PKK’den sert bir açıklama geldi.
PKK’nin üst düzey yöneticilerinden Mustafa Karasu, örgütün bu taleplerle ilgili tutumunu “Yeni çözüm süreci ve yol haritası” başlıklı bir yazıyla duyurdu. Yazı, PKK’nin yayın organı Yeni Özgür Politika gazetesinde “Erdoğan’dan çözüm beklemek gaflettir” manşetiyle verildi.
Yazısında, Abdullah Öcalan’ın geçtiğimiz dönem çözüm süreci konusunda çok çaba sarf ettiğini belirten Karasu, “Ancak Türkiye’deki siyasi oligarşinin böyle bir zihniyete sahip olmadığı görüldü” dedi.
“KÜRT SORUNU SİYASİ UZLAŞMAYLA ÇÖZÜLEMEZ”
Dünyada benzer bir çok sorununun siyasi uzlaşma yoluyla çözülebildiğini anımsatan Karasu, yazısında şunları dile getirdi: “Ancak Kürt sorunu dünyanın başka yerlerindeki sorunlarla karşılaştırılamaz. Çünkü bir uzlaşma arayan değil soykırıma uğratmak isteyen bir zihniyet hakimdir. Tayyip Erdoğan ve ittifak kurduğu çevreler de tamamen bu zihniyettedir. Dolayısıyla yüzde yüz olmaz denmese de bu zihniyet ve mevcut siyasi oligarşi ile Kürt sorununu görüşmelerle siyasi yollardan çözmek imkansıza yakın bir olasılıktır.
Bu açıdan Tayyip Erdoğan, Saray Gladyosu ve onunla ittifak içinde olan güçlerin Kürt sorununu siyasi yollarla çözeceğini düşünmek büyük bir gaflettir, kendini kandırmaktır. Kürtleri ve demokrasi güçlerini aldatmaktır. Türkiye’deki mevcut zihniyet ve iktidarlarla Kürt sorununun çözüleceğini sanmak ve böyle bir yol haritasını düşünmek tamamen bir gaflettir ve devekuşu gibi kafayı kuma gömmektir.”
“TEK YOL DEVRİM”
Türkiye’nin demokratik devrimini tamamlayan bir ülke olduğunu dile getiren Mustafa Karasu, “Bu açıdan Türkiye’nin demokratik devrime ihtiyacı vardır. Türkiye’de sadece ve sadece demokratik devrimle Kürt sorunu çözülebilir” dedi.
Karasu yazısında, son dönemlerde özellikle HDP çevrelerinde sıkça dillendirilen diyalog çağrılarına cevap niteliğinde ifadeler kullandı. Karasu, yazısında şunları dile getirdi: “Mevcut siyasi ortamda Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin demokratikleşme sorunlarını çözüme kavuşturacak çözüm süreci ve yol haritası demokrasi ittifakı ve buna dayalı Türkiye’yi demokratikleştirme mücadelesiyle gerçekleşir. Bunun dışında şu süreç, bu süreç, şu, bu yol haritası söylemleri tamamen kendini ve toplumu kandırmaktır.
Demokrasi ittifakı ve buna dayalı bir süreç ve yol haritası düşünmeyenler soykırımcı özel savaşın aleti olma durumuna düşmekten kurtulamazlar. Gerçek demokratlar ve Kürt sorununun çözümünü gerçekten isteyenler için sadece bir yol haritası vardır; demokrasi güçlerinin ittifakına dayalı demokrasi mücadelesidir. Demokrasi ittifak, demokratik program yol haritası; demokrasi mücadelesi de çözüm sürecidir. Yıllardır dillendirilen, iyi niyetle ifade edilen bir çözüm süreci ancak böyle başlatılabilir, böyle geliştirilebilir.”
“BİR ÇÖZÜM SÜRECİ YOKTU”
‎2013-2015 arasında devam eden çözüm süreci döneminde koşulları yeterli olmadığı için Abdullah Öcalan’ın rolünü oynayamadığını savunan Mustafa Karasu, bu konuda şu ifadeleri kullandı: “Önder Apo 2014 öncesi büyük çaba göstererek AKP’yi ve devleti çözüm süreci içine sokmak istedi, ama olmadı. Hatta iyi hazırlanmadığı ve yeterli araca sahip olmadığı için çözüm koşullarını tahrip eden ve çözümü erteleyen bir rol oynadığını söylemek bile mümkündür. Nitekim Önder Apo defalarca 2006 1 Ekim tarihinde yapılan ateşkes için yeterli bilgilendirilmedim, bir emrivaki oldu, değerlendirmesinde bulunmuştur. Böyle bir sürecin başlatılması koşulları yaratılmadan ve olgunlaştırılmadan dayatıldığından söz edip hep eleştirmiştir. Bu nedenle görüşmeler sürecinde bile kaygılarını dile getirmiştir. Bu açıdan bir çözüm süreci yoktu.”
PKK’ye yakın siyasi oluşumları HDK ve HDP tarzı Türk sol güçlerle yapılan çatı ittifaklar benzeri yapılanmalar altında birleşmeye çağıran Karasu, “Önder Apo zaten her zaman çözümü demokrasi güçlerinin birliği ve mücadelesinde görmüştür. Bu açıdan Kürt halkının özgürlük mücadelesi ile Türkiye halklarının demokrasi mücadelesini ortaklaştırma çabasını süreklileştirmiştir. Bu çabası her zaman siyasal mücadelesinin önceliklerinden olmuştur. HDK ve HDP projelerine destek vermesi, 7 Haziran sürecinde rol oynaması da bu nedenledir” dedi.
“BAŞKA BİR ÇÖZÜM SÜRECİ VE YOL HARİTASI YOKTUR”
Karasu yazısının bitiminde yeni yol haritalarına dair şunları yazdı:
“Artık şu hükümetle, şu devlet görevlisiyle ya da heyetle ilişki ile ne çözüm süreci olur ne de yol haritası olur. Ancak demokrasi güçlerinin birliği ve demokrasi mücadelesi Kürt sorununu çözebilir. Bu mücadeleyle demokratik devrim gerçekleşecek ve sorun çözülecektir. Bunun dışında bir çözüm süreci ve yol haritası yoktur. Daha doğrusu demokrasi güçleri önlerine böyle bir yol haritası ve çözüm süreci koymalıdırlar. Bunun dışındaki her yaklaşım çözüm süreci ve demokratikleşmeyle bağı olmayan kendini, Kürt halkını ve demokrasi güçlerini kandırma tutumu ve duruşu olur.
“TOPLUMU ALDATMA İÇİNE GİRMEYİN”
Şu anda Türkiye’de ve Kürdistan’da acilen böyle bir yol haritası ve çözüm süreci başlatma zamanıdır. Demokrasi güçlerine düşen sorumluluk ve görev budur. Başta Kürt demokrasi güçleri olmak üzere Türkiye’nin demokrasi güçlerinin böyle bir çözüm sürecine yoğunlaşması gerekir. Bunun dışındaki her yaklaşım boş çabadır. Zamana, zemine uygun siyaset yapmamaktır. Ya da bazı güçlere kendilerini makul siyasetçi gibi göstererek kendini ve toplumu aldatma içine girmektir. Mevcut siyasi ortam ve ağır baskılar ortamında farklı çözüm ve yol haritalarından söz etmek sadece hakim güçlerin belasını üstüne çekmekten çekinmek dışında bir anlam taşımaz.