29 Temmuz 2017 Cumartesi

Engelli Hakları Formunda: " Çalışma hakkımız engellenemez!" Eylemi..!

Engelli Hakları Forumu, bugün Galatasaray Meydanı'nda gerçekleştirdiği eylemde, engellilerin kamudan ihraç edilmesini protesto etti.
Saat 14.00'te yapılan eylemde "Çalışma hakkımız engellenemez!" pankartı açılırken "Çalışma hakkımı engelleme!", "KHK'lar ile ihraç edilen engelliler geri alınsın!", "Kamuda engelli kadro açığı kapatılsın!" taleplerinin yer aldığı dövizler taşındı.
Sloganlarla başlayan eylemde, Engelli Hakları Forumu adına basın açıklamasını Şişli İşitme Engelliler Derneği Başkanı Güler Dağıdır okudu. Engellilerin yüzde 92'sinin işsizlik kıskacında olduğunu belirten Dağıdır, çalışma yaşı ve gücündeki 1 milyon 800 bin engelliden yalnızca 105 bininin işçi, 40 bininin ise memur olarak çalışma yaşamına katılabildiğini söyledi. 1 milyon 650 bin engellinin ise çalışma yaşamının dışında bırakıldığını belirterek şunları ifade etti: "İşsizlik, engellilerin engelini büyüten bir bariyerdir. Çünkü engelliler için çalışmak, üretime katılmak yaşamda var olma nedenidir. Asıl rahatsız edici olan ise bu sorunun varlığı değil, çözüm iradesinin yokluğudur. Öyle ki; kamuda yasalar gereği oluşan, doldurulması gerekirken boş tutulan engelli kadro sayısı 2 bin 500'dür. 2017 yılında kamuya engelli olarak alınacak personel sayısı 2 bin 545'tir. Son 1 yıl içinde kamudan ihraç edilen engelli personel sayısı ise %79'u lisans ve yüksek lisans mezunu, %82'si hiçbir soruşturma yapılmaksızın, yaklaşık 2000'dir."
Dağıdır, açıklamanın devamında olağan koşullarda 15 yılda kazanılmış olan emeklilik hakkının 25 yıl prim dayatmasıyla ortadan kaldırıldığını vurguladı. Bu nedenle 2017'de kamuya alınacak engelli personel sayısının 2 bin 545 değil 545 olarak görülmesi gerektiğini söyledi.
Dağıdır, kamudan ihraç edilen engellilerin işlerine geri alınması, boş engelli kadrolarının doldurulması, çalışma yaşamındaki mobbing ve baskılara son verilmesi talepleriyle açıklamayı sonlandırdı.

"İşime engel olma!", "Engelli ihraçlar geri alınsın!", "Çalışma hakkımız engellenemez!", "Mobbing önlensin ayrımcılık son bulsun!" sloganlarıyla eylem sonlandırıldı.

'Masaya gelmeyin hepiniz ihraç edildiniz'...!

Devlet Personel Başkanlığı, KESK’in TİS masasında üyelerini temsil etmek için bildirdiği heyette yer alan ve kamu çalışanı olmayan sendika uzmanları da dahil hepsinin “ihraç edildiği” belirtilerek, yeni bir heyet bildirilmesi istendi. Halen kamu görevini sürdüren heyet üyesi bile ihraç edilmiş gibi gösterildi.
Kamu çalışanları sendikaları ile devlet arasında 2018-2019 yılı 4’üncü dönem Toplu İş Sözleşmeleri (TİS) öncesinde, Devlet Personel Başkanlığından KESK’e skandal niteliğinde bir yazı gönderildi. KESK’in masada istenmediğini gösteren yazıda, KESK’in kamu çalışanı olmayan uzmanları bile “kamu emekçisi” sayılarak, “ihraç edilmiş” gibi gösterildi.
‘SİZİ İSTEMİYORUZ’ YAZISI
KESK, TİS görüşmelerine katılmak için eşbaşkanları Mehmet Bozgeyik ve Aysun Gezen, MYK üyesi Yusuf Şenol, kamu çalışanı olmayan KESK uzmanları İsmet Aslan ile Özgür Yılmaz’ı heyet olarak belirledi ve ilgili kurumlara bildirdi. Kısa süre sonra Devlet Personel Başkanlığından KESK’e heyetin tamamının “ihraç edildiği” ve görüşmelerde yer alamayacağı belirten bir yazı gönderildi.
28 Temmuz 2017 tarihinde Devlet Personel Başkanvekili Enes Polat imzasıyla gönderilen yazıda, “Kamu görevlilerinin geneline ve hizmet kollarına yönelik mali ve sosyal haklara ilişkin 2008 ve 2009 yıllarını kapsayan 4’üncü Dönem Toplu Sözleşme Görüşmelerinde Kamu Görevlileri Heyeti ve Kamu Görevlileri Hakem Kurulunda yer almak üzere Konfederasyonunuzun asil ve yedek temsilcilerini bildirdiğiniz ilgili yazı incelenmiştir” denildi. Yazının devamında, bütün KESK heyetinin ihraç edilen isimlerden oluştuğu belirtilerek, şu görüşlere yer verildi:
‘HEPİNİZ İHRAÇ EDİLDİNİZ’
“İlgili yazıda yer alan kişilerden Aysun Gezen, Yusuf Şenol ve Özgür Yılmaz’ın 1/9/2016 tarihli ve 29818 Mükerrer ayılı Resmi Gazetede yayımlanan 672 sayılı OHAL kapsamında Kamu Personeline ilişkin Alınan Tedbirlere Dair KHK ile Mehmet Bozgeyik’in 29/10/2016 tarihli ve 29896 Mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 675 sayılı OHAL kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair KHK ile İsmet Aslan’ın ise 26/11/2016 tarihli ve 29896 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan OHAL kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında KHK ile Terör Örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin Milli Güvenliğine Faaliyete bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olması nedeniyle kamu görevinden çıkarıldıkları tespit edilmiştir.
'HEYETİ DEĞİŞTİRİN'
Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti, Kamu Hakem Kurulu ve Teknik Heyetlerinde, bahse konu temsilciler yerine yeni temsilcilerin belirlenerek en geç 31/07/2017 tarihi mesai saati bitimine kadar başkanlığımıza bildirilmesi hususunu rica ederim.”
TARİHLERE BİLE DİKKAT EDİLMED
KESK’e gönderilen ve KESK’in masada istenmediğini gösteren yazı öylesine çalakalem hazırlandı ki, tarihlere bile dikkat edilmedi. Yazıda, yapılacak olan TİS görüşmeleri, 10 yıl öncesini işaret ederek, “2008-2009 yıllarını kapsayan 4’üncü Dönem Toplu İş Görüşmeleri” olarak nitelendirildi.
DEVLET KESK’İN UZMANLARINI DA İHRAÇ ETTİ!
Ayrıca KESK heyetinde yer alan ancak kamu çalışanı olmayan KESK uzmanları Özgür Yılmaz ile İsmet Aslan da ihraç edilen kamu personeli olarak gösterildi. Oysa kamu çalışanı olmayan her iki ismin kamu görevinden ihraç edilmeleri teknik olarak mümkün değil. Öte yandan KESK MYK üyesi olan Yusuf Şenol ihraç edilmemiş olmasına rağmen yazıda, “ihraç edilmiş” gibi gösterildi. Yusuf Şenol halen kamu personeli olma görevini sürdürüyor. Eğitim emekçileri olan Mehmet Bozgeyik ve Aysun Gezen ise, KESK’in 9’uncu Genel Kurulunda delegelerinin iradesi ile KESK Eş Başkanlığına seçildiler ve KESK’in iradesini temsil ediyorlar
KESK: KABUL EDİLEME
KESK yöneticileri ise bu durumu kabul etmelerinin mümkün olmadığını, yazıyı yetkili kurullarında değerlendirileceklerini belirtirken, KESK’in genel eğiliminin heyeti değiştirmemekten yana olduğunu bildirdi. Daha önce kamu emekçisi olan İsmet Aslan ise son OHAL ile değil 1996 yılında yargı kararı olmadan bir disiplin kararı ile ihraç edildi. Aslan uzun yıllardır, KESK’te sendika uzmanı sıfatıyla çalışıyor.
Yapılan ihraçlara, baskılara, tutuklamalara ve istifaya zorlamalara rağmen KESK halen 170 bin üyesi ile 3’üncü büyük konfederasyon olma özelliğini taşıyor. 12 Eylül darbesinden sonra sendikaların kapatılmasına karşı fiili meşru mücadele başlatan KESK, Kamu Çalışanları alanında örgütlü mücadelenin önünü açan ilk sendika olmuştu. (dihaber)

Bilirkişi raporu: Polis, Gezi eylemlerinde hedef gözeterek biber gazı sıktı..!


İstanbul’da, Gezi Parkı eylemlerine katılan Yıldız Teknik Üniversitesi’nde (YTÜ) görevli Dr. Burak Ünveren’in biber gazı fişeğiyle gözünün çıkarılmasına ilişkin soruşturmada, polisin hedef alarak ateş ettiği bilirkişi raporuyla kesinleşti.
Beşiktaş'ta yapılan gösterilerde polisin sıktığı biber gazı ile sol gözünü kaybeden Dr. Ünveren'le ilgili yürütülen soruşturmada bilirkişi Oğuzhan Kötek tarafından hazırlanan raporda, polisin vatandaşları hedef alarak ateş ettiği ifade edildi.
14 Haziran 2017 tarihli raporda, kalabalık bir grubun toplu halde sokaklarda olduğu, emniyet görevlilerinin gaz bombası tüfeği ile gaz attığı, zaman zaman gaz bulutunun sokağı kapladığı belirtilerek, “Emniyet görevlilerinin gaz bombası tüfeğini yere paralel halde tuttuğu, kalabalığa hedef alarak ateş ettiği görülmüştür” denildi. Dr. Burak Ünveren’in yaralanmasına ilişkin gaz kapsülünü atan polisin net olarak saptanamadığı kaydedildi. Görüntülerde, Ünveren’in yaralandığı anın da yer almadığı eklendi.
NE OLMUŞTU?
YTÜ İktisat Fakültesi’nden Burak Ünveren 1 Haziran 2013’te Beşiktaş’taki gösterilere müdahale eden polislerin sıktığı gaz bombası fişeğiyle sol gözünü kaybetmişti.
Çağlayan Adliyesi’nde öldürülen Berkin Elvan davasının savcısı Selim Kiraz’ın yürüttüğü dosyada, çevredeki MOBESE ve güvenlik kameralarını toplayıp rapor hazırlaması için Ulusal Kriminal Büro’ya (UKB) gönderilmişti. UKB, Ünveren’in vurulduğu dakikaları tespit etmişti. Saat 22.25’te gaz fişeğinin yere paralel ilerlediği ve kalabalık grubun içerisine düştüğü ifade edilerek, “Çok kuvvetle Burak Ünveren'in yaralandığı an bu zaman olmalıdır” denilmişti.
SAVCI KİRAZ KASK NUMARALARINI İSTEMİŞTİ
Gaz fişeğinin düştüğü noktada kargaşanın olduğu ve insanların burada toplandığı vurgulanmıştı. Savcı Kiraz, emniyete görüntülerdeki kask numaralarını yazarak, polislerin bildirilmesini istemişti. Savcı Kiraz’ın öldürülmesinden sonra göreve gelen diğer savcı, on polisin ifadesini almıştı. Gaz bombası tüfeğini kullandığını kabul eden kimi polisler, hedef gözetmediğini söylemişti. Alınan fotoğraflarla karşılaştırma yapılabilmesi için görüntüler bilirkişiye gönderilmişti.

(Kaynak: Sputnik)

Kadıköy'de "Kıyafetime Karışma" eylemi

Saat 19.00 sıralarında Kadıköy BahariyeCaddesi'nde bulunan Süreyya Operası önünde toplananyaklaşık 1000 kadın sloganlar eşliğinde Kadıköy Rıhtım'da yürüdü.Kadınların yürüyüşü sırasında geniş güvenlik önlemi alındı. Yürüyüş boyunca Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'ne bağlı kadın polislerde çevrede güvenlik önlemi aldı Yürüyüşe çok sayıda yurttaş ile sanatçı
Yonca Evcimik de destek verdi Sanatçı Yonca Evcimik kısa bir konuşmanın ardından "Kendine Gel" şarkısını söyledi. Şarkıya
kadınlarda eşlik etti. Kadınlar basın açıklamasının ardından dağıldı.

Yeni darbe yalanlarıyla AKP OHAL Rejimini Rutinleştirmeyi Amaçlıyor..!

15 Temmuz darbesinin tadını aldılar ve ülkeyi ‘birkaç aylığına’ deyip kandırarak (!) ilan ettikleri OHAL’le yönetmenin dayanılmaz keyfini yaşıyorlar ya...
Sıkıştıkça yeni darbe tehdidinden söz etmekten kolay ve etkili ne var?
Darbe korkusunu sürekli canlı tutmalı ki, uyguladıkları zulüm ve vahşet politikalarından bezip kendilerinden desteği çeken ya da çekmeyi düşünen zavallı insanların bağımlılığını sürdürebilsinler.
“Aman ha, sakın ha...Bizi desteklemezseniz şucular, bucular ve öcüler yine darbe girişiminde bulunurlar. Sonra bütün kazandıklarınızı kaybedersiniz ha... Sonra bunlar camileri bile kapatırlar, haberiniz olsun ha...”
Önce hükümet duyurularını kulis diye yazan bir memur, iktidarın iyice kucağına oturan Hürriyet’te yazdı. Tarih de verdi.
“15 Haziran’da yeni bir darbe olacak” dedi. Bu öngörü tabii palavra çıktı.
Şimdi de Yüksek Askeri Şura toplantısı yaklaşırken, işi gücü iktidarın tetikçiliğini yapmak olan bir başka memur, Star Gazetesi’nde “Kemalist darbe ne zaman olur?” diye yazmış.
Önümüzdeki darbe, ABD’nin güdümünde Kemalist darbe olacakmış.
Çünkü bu YAŞ toplantısında Kemalist subaylara yönelik çok geniş bir tasfiye yapılacakmış.
15 Temmuz darbesi öncesinde de Gülenci subayların büyük ölçüde tasfiye edileceği, tasfiyeyi öğrenen Gülenciler’in darbe yaptıkları söylenmişti.
Tabii darbe girişiminde bulunanlar arasında Gülenci subaylar mutlaka vardı ama asıl darbe, Erdoğan tarafından yapılmıştı.
Çünkü o bu girişimi, “Allahın bir lütfu” olarak görmüş ve hemen OHAL ilan etmişti. Darbe artık onun olmuştu. OHAL sayesinde sadece ‘FETÖ’cüleri değil kendisine karşı olduğunu, muhalif olduğunu düşündüğü kim varsa bu sayede tasfiye etti, hapse attı, atmaya da devam ediyor.
DARBELER KİMİN İŞİNE YARADI?
Kim yaparsa yapsın, darbeye karşıyız. Bunu 27 Mayıs darbesi hariç
( O zaman ortaokuldaydım) bütün darbelerin öncesinde ve darbeye rağmen, darbe süreçlerinde de hep söyledik. Darbelerle mücadele ettik, bedellerini de ödedik.
Hala da ödüyoruz.
Şimdi iktidarın memurları, Saray’ın propaganda broşürlerinde darbe korkutuculuğu yapıyor, iktidarları adına...
Sanki darbelere karşılarmış gibi...
Darbeler nereden, kimden gelirse gelsin deyip karşı çıkamayanlar asıl onlar.
İçlerinden, “Bir darbe daha olsa da şunları iyice zımbalasak. Bir daha sittin sene ayağa kalkacak halleri kalmasa” diye geçirdikleri muhakkak.
Hatta bazıları toplu katliam düşleri gördüğünü bile söylüyor.
Reisleri 15 Temmuz Planlı Darbesi’nden sonra ne dedi?
“Bu darbe girişimi bize Allah’ın bir lütfudur” demedi mi?
O nedenle bugün yine darbe tetikçiliği yapıp, AKP’yi desteklemekten vazgeçen ya da vazgeçme eğiliminde olan insanları korkutuyorlar..
“Bir darbe daha olsa da Allah’a bir defa daha lütfetsek. Bu sefer de sonsuza kadar sürecek bir sıkıyönetim ilan etsek” diye can atıyorlar.
Çünkü aslında onlar, darbelerin hiç mağduru olmadı. Her darbeden yararlanmasını gayet güzel bildiler.
12 Mart darbesine biz karşı çıkarken onlar ortada yoktu. Onlar faaliyetlerine devam ettiler. Biz de bedel ödemeye.
12 Eylül darbesinin en fazla kazanını yine onlar oldu. Darbeci faşist generallerle algülüm vergülüm alışverişte bulunanlar onlardı.
Bize ise göstermelik bir avuç faşistle birlikte zindanlara tıkılmak, işkence, işten atılma, baskı, zulüm düştü yine.
28 Şubat’ta da öyle. Biz 28 Şubat’ta onlara yönelik darbeye karşı çıkıp baskılara, haksızlıklara karşı onları savunduğumuz için işsiz kalırken, bedeller öderken onlar yeni bir parti ile iktidara nasıl geliriz hesaplarını yapıyordu.
28 Şubat darbesinden ve yaratılan siyasi ve ekonomik krizden yararlanan yine onlar oldu.
İktidara gelir gelmez de mazlumluktan zalimliğe terfi edip zulme yöneldiler. Önce mazlumları, mağdurları ezmeye başladılar.
Bunu dahi tek başlarına yapamadılar. Gülen Cemaati’ni yardıma çağırdılar. Bu destek karşılığında devlet bürokrasisinin önemli bir bölümünü onlara teslim ettiler. Devletin olanaklarını, mallarını, mülklerini yağma Hasan’ın böreği, onlara ikram ettiler. Sonra birlikte Kürtlere, solculara, Alevilere ve onlara biat etmeyen kim varsa onlara yöneldiler.
Siyasi irade onlarda, uygulayan polis, savcı, yargıç onlardaydı. Ne yaptılarsa birlikte yaptılar. Birbirlerinden bir milim farkları yok. İşledikleri suçlarda bir gram bile eksiklikleri söz konusu değil.
Sonra iktidarı paylaşamayıp birbirlerine düştüler. Bu sefer siyasi güç onlarda olduğu için ortaklarını tasfiyeye yöneldiler. Bu arada milletin dönüp de onlara, “Yahu siz onların suç ortaklarısınız” demesini engellemek için de dahiyane bir formül buldular.
Herkesi geri zekalı zannedip, “Kandırıldık, Allah bizi affetsin” dediler.
‘FETÖ’cüleri tasfiye ediyorlardı ama onların da ipliği iyice pazara çıkmaya başlamıştı.
7 HAZİRAN'DAN SONRA YENİ KOALİSYON
Başta Kürt siyasi hareketi olmak üzere muhalefet giderek güçleniyordu. İktidarları giderek zor ayakta durur hale gelmişti.
Üstelik de inanmadıkları halde, istikrara ihtiyaçları olduğu için Kürt meselesini çözeceklerini söyleyip bir barış sürecini kabul eder görünmüşlerdi.
7 Haziran seçiminde ortaya çıkan sonuç sadece onları değil temizlediklerini iddia ettikleri vesayetçi derin devleti de endişeye sevketti. Kürtlerin ülkedeki sol ve demokrat muhalif güçlerle birlikteliği onları korkuttu. Onları, derin devlet ve MHP’nin devletçi kesimi ile işbirliğine ve sonra da koalisyona yöneltti.
Arkasından devletten aldıkları güçle barış masasını devirdiler ve Kürt meselesini savaşla çözeceklerini zannettiler. İki yıl içinde asker, polis, gerilla, sivil 3 bin insanın ölümüne, Kürt şehir ve kasabalarının yakılıp, yıkılmasına ve yüzbinlerce insanın göç etmesine sebep oldular.
Barıştan vazgeçip savaşa yöneldikleri için ülke bir darbe sürecine girdi.
Yukarda anlattık, 15 Temmuz darbesi planlanmış bir darbeydi. Ortaya çıkan sonuçlar ancak bir darbe sonrasında gerçekleşebilecek sonuçlardır.
Yani en son darbeden de yine onlar kazançlı çıktı. Darbe sayesinde bütün muhaliflerden, düşmanlarından kurtuldular. Ya da öyle zannettiler. Çünkü onlar düşmansız yaşayamazlar.
Bu sefer yeni koalisyon ortağıyla aralarında sorunlar çıktı. Çünkü onlar tamamen kendilerine bağlı, reislerine biat etmiş militan bir ordu istiyorlar. Ortakları ulusalcılar ya da Kemalistlerin bir kesimi diyelim bunu kabul etmiyor. Üstelik AKP’nin büyük bir tasfiyeye hazırlandığını biliyorlar.
Onlar, Kürtleri ve Kürtlere destek olan demokrat, sol güçleri ezerken, uyduruk gerekçelerle hapse atarken ve katlederken bu koalisyona toz kondurmadılar.
Ama şimdi yine telaştalar. ‘Ya yeni bir darbe olursa’ diye suları köpürtüyorlar.
Belki de yeniden böyle bir şeyi temenni ediyorlar.
“Bir darbe girişimi de Kemalistler yapsa da şu işi tamamen bitirsek, ülkede muhalif namına ne varsa temizlesek ve rahatlasak” diye düşünüyorlar.
Yani aslında darbeleri asıl onlar seviyorlar.
Çünkü biliyorlar ki, her darbeden kazançlı çıkan yine kendileri oluyor.
Eğer gerçekten darbelere karşı olsalar, 15 Temmuz Erdoğan darbesine karşı çıkarlardı.
"KEMALİST DARBE OLUR MU?" DİYENLER
Şimdi, “Kemalist darbe olur mu?” falan diye sızlanmalarının gerçek nedenini yazımın başında belirttim.
Yine milleti korkutup AKP’ye yönelmelerini istiyorlar. Yapılan onca zulme, haksızlığa ve hukuksuzluğa rağmen insanlar hala onların bu zalim iktidarını desteklesin istiyorlar.
Darbeler olmasın diyorlarsa bu darbe ortamının hemen bitmesini ve öncelikle OHAL’in hemen kaldırılmasını savunmaları gerekir. (Sıkıysa tabii).
Yandaş olduğu halde bir süredir iktidara yönelik uyarılar yapan ve temkinli yazılar yazan Ahmet Taşgetiren ne diyor, ‘Yangının bu safhasında’ başlıklı yazısında?
“(…) Kamudan ihraç edilenler, gözaltına alınanlar, tutuklananlar, haksızlığa uğradığına inananlar, haksızlıktan kurtulmak için nasıl yol tutacağını bilemeyenler, OHAL Komisyonunun problemleri çözüp çözemeyeceği konusunda tereddüt yaşayanlar, itiraflar, ihbarlar, itirafçı ve ihbarcı diye bilinenlere yönelik öfkeler, kamudan ihraç edilenlerin iş arama – bulamama, çocukların torunların baba - dede evine sığınmaları, oradaki huzursuzlukları...
Şu yukardaki toplumsal olgunun siyasi anlamı da değerlendirmelere karışıyor. Hep söyledim, bir adam bir adamdan ibaret değil bu işte. Evine sığınılan büyük babalar, anneanne, baba anneler, işten atılanların her gün iş arayış hikayesini dinleyen, ya da cezaevine konanların aile ortamına yansıyan duygularına tanık olan çevre... Bu işin 2019'a muhtemel yansıması konuşuluyor her yerde.”
Yani durum kritik. 2019 çantada keklik değil. Zulme, hukuksuzluklara ve baskılara karşı tepkiler çığ gibi büyüyor.Kendi yandaşları da durumdan hiç hoşnut değil.
Eh, ulusalcılarla koalisyonun bozulduğu bu günlerde biraz darbe korkusu pompalamanın tam zamanıdır.
Koray Düzgören

Artı-gerçek

28 Temmuz 2017 Cuma

Açlık grevinin 142. gününde "Nuriye ve Semih yaşasın" diyenler Kadıköy'de yürüdü..!

Açlık grevlerinin 76. Gününde tutuklanan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için birçok ilde yürüyüşler düzenleniyor. Her hafta cuma günü "Nuriye ve Semih yaşasın" diyenler bu hafta da Kadıköy Süreyya Operası önünden Khalkedon Meydanı'na yürüyüş gerçekleştirildi.

Nuriye ve Semih’in fotoğraflarının taşındığı eylemde “Nuriye, Semih yalnız değildir”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Zafer direnen emekçinin olacak”, “Direne direne kazanacağız” ,“Gözaltılar, tutuklamalar, baskılar bizi yıldıramaz” sloganlarının atıldığı eylem, Kilise Meydanı’nına vardığında ilk sözü Ümit Efe aldı. Efe, Ankara’da yaşanan polis terörünü teşhir etti, “Gözaltılar, tutuklamalar sökmeyecek. Nuriye ve Semih’in talepleri için buradayız” dedi. Ardından, Samatya Devlet Hastanesi’nden KHK ile ihraç edilen kamu emekçisi Celal Akgün konuştu Çağdaş Hukukçular Derneği’nden Seher Dursun basın açıklamasını okumayla süren eylem . “ Nuriye, Semih serbest bırakılsın”, “,OHAL KHK’sına son verilsin” denildikten sonra yapılanDevinim Tiyatro Topluluğu, Gülmen ve Özakça’nın direnişi üzerine bir oyun sergilemesinin ardından eylem sona erdi.

IŞİD'çiler Dışarıda Cumhuriyet Gazetesi Yazarları dahil Onlarca Gazeteci İçeride..!

Cumhuriyet gazetesi davasının ara kararının açıkladığı aynı gün Antepde devam eden IŞİD davasında 38 tutuklu sanık tahliye edildi. Buda aslında AKP iktidarının yandaşlarını nasıl koruyup kollandığını gösteriyordu
Cumhuriyet Gazetesi’ne dönük operasyonda tutuklanan 11’i yazar, çizer, muhabir ve avukat, biri de Twitter kullanıcısı 12 kişinin tutuklu bulunduğu 19 sanıklı Cumhuriyet Davası’nın ilk duruşmasının 5. günü İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti.
Duruşmada ilk olarak avukatların beyanları alındı.
Gazetecilerin avukatlarından Ali Rıza Dizdar dosyada kişilerin özgürlüğünün kısıtlanmasını gerektiren herhangi bir delil olmadığını belirterek tutuklu gazeteciler hakkında derhal beraat kararı verilmesini istedi. Mahkeme heyeti Dizdar’ın talebini beraat koşullarının oluşmadığını belirterek reddetti.
Avukatlardan İlkan Koyuncu ise “Biz buraya Norveç’ten gelmedik. Adalet fışkırsın diye beklemiyoruz. Ancak hukuksuzluktan da ölüyoruz. 9 aydır tutukluyuz” dedi.
Avukat Fehmi Demir de gazeteciler hakkında tahliye talebinde bulunarak, “Gazeteciler özgürlüklerinden yoksun kaldıktan 9 ay sonra nihayet kendilerini ifade etme ve yanıt verme olanağı bulmuşlardır. Bu sözde yargılamanın sonuna kadar tek bir söz söylenmese dahi, iddianamenin hukuki bir metin olduğunu söyleyecek tek kişi bulamayız” dedi.
‘Verin hepsin bize’
Mahkeme heyetine BM raporunun çevirisini sunan avukat Fikret İlkiz ise şunları söyledi:
Size BM raporu çevirisi sunuyorum. O raporda sözü geçenler bu salonda tutuklu olan arkadaşlarımız. 81 ülkenin tanıdığı bu konseyi tanıyoruz ve ne isterse yerine getirmeliyiz.Toplantıda 181 ülke bakana bu davayı sorabilir. Raporda bu tutuklama keyfidir denilirse o zaman bu başvuru doğrudan doğruya BM yüksek komiserliğine gider. Bu “şikayet” mekanizmasına, hakkı ihlal edilenler, insan hakları grupları ya da ihlal hakkında bilgisi bulunan kişi ve gruplar da başvurabilir. “Bu tutuklama keyfidir” denirse bu başvuru doğrudan BM İnsan Hakları Konseyi’ne yapılır. Konsey başvuruyu kabul ederse çalışma grubu oluşur. Bu çalışma sonucunda hangi ülke hükümeti olursa olsun yanıt vermek zorundadır.
Verin hepsini bize. Ne zaman isterseniz gelirler yine. Sabuncu çok izin yaptı, Günay’ın daha fazla cezaevi anısı olmasın, Ahmet Şık da daha fazla cezaevini mesken tutmasın. Verin hepsini.
Duruşmaya avukatların beyanlarının ardından ara verildi.
Savcı mütalaasını açıkladı
Aranın ardından avukatların taleplerine ilişkin mütalaasını açıklayan savcı gazeteciler Akın Atalay, Murat Sabuncu, Önder Çelik, Kadri Gürsel, Hakan Karasinir, Ahmet Şık’ın tutukluluk halinin devamını; Mustafa Kemal Güngör, Bülent Utku, Güray Öz, Turhan Günay ve Musa Kart’ın ise tahliyesini istedi. Savcı ayrıca Ahmet Şık’ın savunması hakkında da suç duyurusunda bulunulmasını talep etti.
7 tahliye, 5 tutukluluğa devam
Mahkeme heyeti ise savcı mütalaası sonrası vereceği aranın ardından ara kararını açıkladı.
Davayı yıl sonuna kadar bitirmeyi planladıklarını belirten mahkeme başkanı Güray Öz, Musa Kart, Bülent Utku, Hakan Kara, Önder Çelik, Turhan Günay, Kemal Güngör’ün tahliyesine, Akın Atalay, Kadri Gürsel, Murat Sabuncu Ahmet Şık ve Twitter’da “Jeansbiri” adlı hesabı kullanmakla suçlanan Ahmet Kemal Aydoğdu’nun tutukluğunun devamına karar verdiklerini açıkladı.
Mahkeme tutukluluğun devamı kararına ise “delillerin korunması ve deliller üzerinde baskı yapılmasının önlenmesi”ni gerekçe gösterdi.
Duruşmayı 11 Eylül’e ertelediklerini belirten mahkeme başkanı Can Dündar ve İlhan Tanır’ın dışındaki sanıkların duruşmalardan vareste tutulma taleplerini kabul ettiklerini açıkladı.
Mahkeme Can Dündar ve İlhan Tanır hakkındaki yakalama kararının devamına karar verdi. Mahkeme ayrıca savcının Ahmet Şık’ın savunması hakkındaki suç duyurusu talebini de kabul etti.
Mahkeme duruşmaların Silivri Ceza İnfaz Kurumları kampüsündeki duruşma salonuna alınmasına karar verdi.
Ahmet Şık’tan karar sonrası açıklama
Mahkeme heyetinin kararı sonrası duruşma salonunda konuşan Ahmet Şık şunları söyledi:
Bugün burada çıkan karar diyor ki size diz çöktüreceğiz. Şunu bilsinler, bütün zorbalar, tetikçileri bütün kurumları ve kişileri ve alçak ve haysiyet yoksunları organize kötülük örgütünün bütün elemanları bilsinler. Bugüne kadar sadece anne babamın elini öpmek için eğildim. Bundan sonra da öyle olacak.
Ahmet Şık’ın annesi: Oğlumu ve haklıları içeri tıkanlar, kendileri girecek içeriye
Kararın ardından adliye binası önünde açıklama yapıldı. Açıklamada konuşan Ahmet Şık’ın annesi Fatma Şık oğlunun tahliye edilmemesine tepki gösterdi.
“Gerçekler yerini bulacak, oğlumu ve haklıları içeri tıkanlar, kendileri girecek içeriye” diyen Fatma Şık şunları söyledi:
Şu Adalet Sarayı yazılı bina, adaletsizliklerin, çirkinliklerin, çirkefliklerin yeri… Kesinlikle adalet yok. Adalet satılmış. Burası hukuk devleti değil guguk devleti. Eğer burası hukuk devleti olsaydı benim oğlum, diğer Cumhuriyetçiler içerde olmazdı. Haksızlar, hırsızlar dışarıda, benim oğlum içeride. Bu ilk değil. Ama dimdik ayaktayım. Gıpta ediyorum, öyle bir evlat yetiştirdiğim için. Gerçekler yerini bulacak, oğlumu ve haklıları içeri tıkanlar, kendileri girecek içeriye. 2011’de de Zekeriya Öz’ler, diğer kaçanlar… 38 tane şikayet eden hakim, savcı vardı. Bugün 8’i firarda, 30’u FETÖ’culuktan içeride. Hepsi Allah kahretsin. Yaşasın adalet, özgürlük…”
Adliye önünde açıklama
Cumhuriyet Gazetesi Davası Koordinasyonu da duruşma devam ederken adliye binası önünde açıklama yaptı. “Özgür basın susturulamaz”, “Gazetecilere özgürlük” dövizleri taşındığı açıklamada konuşan PEN Türkiye Temsilcisi Burhan Sönmez, davanın “sirk panayırından farkı” olmadığını belirterek, “Türkiye gazetecilerin yargılandığı en büyük açık cezaevidir. Bu dava ile cumhuriyet kıyımı yaşanıyor” dedi.
Koordinasyon adına basın açıklamasını yapan Ceyda Karan ise gazeteciliğin, hakikatın yargılandığını belirterek, “Yaşanılan esaret ve ağır ceza tehditleri, arkadaşlarımızın enselerini ve yüreklerini karartmamış aksine dimdik ayakta tutmuştur” dedi.
Gazetecilerin boyun eğmediğini vurgulayan Karan, iktidarın kendine biat eden gazeteciler istediğini söyledi.
Karan şöyle devam etti:
Arkadaşlarımız, iktidarın önünde el pençe duran gazeteci müsfetteleri ile haklı ve haksızı ayıran, aydınlık ve karanlığın uzlaşmaz ve büyük olduğunu dosta düşmana gösterdi.
Ya bugün artık sadece bir avuç iktidar yalakasının inanırmış gibi yaptığı zulüm son bulacak ve adalet için yeni bir sayfa açılacak ya da 271 gündür yaşatılan bu zulüm devam edecek ve adalet müessesi kendi cenazesinin namazını kılacak. Yapılacak tercihi hepimiz göreceğiz.
İlk dört gün savunmalar alındı
Davanın dün görülen duruşmasında gazetenin eski yayın yönetmeni ve yazarı Aydın Engin, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Erinç ve Hikmet Çetinkaya savunmalarını yapmıştı.
Aydın Engin savunmasında “Engin ise “Böyle bir iddianame ile sanık olmamız hukuk adına utanç veriyor” derken, Orhan Erinç ise savunmasında “Bir gazetenin yayın politikasının değişikliğini sorgulamak ceza mahkemelerinde yapılmaz” ifadelerini kullanmıştı.
Ardından ise gazetecilerin avukatları söz alarak iddialara yanıt vermişti.
Duruşmanın ilk üç gününde ise Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Utku, Önder Çelik, Cumhuriyet Vakfı Danışma Kurulu Üyesi Avukat M. Kemal Güngör, Okur Temsilcisi Güray Öz, köşe yazarları Kadri Gürsel, Hakan Kara, Kitap Eki Genel Yayın Yönetmeni Turhan Günay, muhabir Ahmet Şık, çizer Musa Kart, gazetenin eski muhasebe müdürü Bülent Yener ve halefi Günseli Özatalay ve Twitter’da Jeansbiri adlı hesabı kullanmakla suçlanan Ahmet Kemal Aydoğdu iddianamede yer alan suçlamalara yanıt verdi.
Davada gazeteciler “FETÖ/PDY ve PKK/KCK örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” ve “FETÖ propagandası yapmak” iddialarıyla yargılanıyor.
Başsavcı Vekili Mehmet Akif Ekinci ve Cumhuriyet Savcısı Yasemin Baba tarafından hazırlanan iddianamede, Can Dündar “bir numaralı şüpheli” olarak gösteriliyor.
İddianamede Can Dündar’ın 2013 yılında gazetenin başına geçmesi ile birlikte “gazetenin kuruluş amaç ve hedeflerinin dışına çıkarak farklı bir yörüngeye oturduğu” öne sürülüyor..
Aynı gün Cumhuriyet Gazetesi davasında ara karar verildi. Mahkeme heyeti, Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel ve Ahmet Şık’ın tutukluluklarının devamına karar verirken, 7 gazeteci tahliye edildi.
DELİLLERİ KARARTMA ŞÜPHESİ
Ara kararda, Atalay, Sabuncu, Gürsel ve Şık’ın tutukluluğunun devamına, “ delillerin korunması ve deliller üzerinde baskı yapılmasının önlenmesi” gerekçe gösterildi.
Kararda, “Dosyada ileri sürülen eylem şekilleri ve belgelerin delil olarak bir bütün halinde değerlendirilmesindeki hukuki gereklilik ve Cumhuriyet Vakıf Senedi üzerindeki illiyetleri ile denetim görev ve sorumlulukları ve bu ilkelerden ayrılma çerçevesinde yardım suçunun ana hareket noktasının oluşabildiği hususu dikkate alındığında, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığının kabul edildiği” belirtildi.
TANIĞA BASKI YAPMA ŞÜPHESİ
Ara kararda, sanıklar hakkındaki yargılama kapsamında, “Dinlenmeyen sanıklar ve bir sonraki celse dinlenmesi planlanan tanıklar” olduğu belirtildi. Kararda, Ceza Muhakemeleri Yasası’nda “Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma”yı düzenleyen 100/2-b-2 fıkrası uyarınca, tutukluluğun devamına karar verildiği belirtildi.
Ara kararda, “Dava yönünden delillerin korunması ve deliller üzerinde baskı yapılmasının önlenmesi” tutukluluğun devamının gerekçesi olarak belirtildi.
KADRİ GÜRSEL: KUVVETLİ SUÇ ŞÜPHESİ
Ara kararda, gazeteci Kadri Gürsel hakkındaki tutuklama gerekçeleri arasında, Gürsel’in, “görevi ve görev yaptığı süreye göre olağanın dışında sayıda bylock sahibi olan kişiler ile görüştüğü” gerekçesiyle, kuvvetli suç şüphesi de yer aldı.
Davada yargılanan Ahmet Kemal Aydoğdu’nun da aleyhine ifade veren tanık üzerinde baskı yapabileceği gerekçesiyle, tutukluluğunun devamına karar verildiği belirtildi.