28 Eylül 2017 Perşembe

Nuriye ve Semih hakkında karar çıktı: Tutukluluk halinin devamına karar verildi..!

Ankara'da Kanun Hükmünde Kararname'yle (KHK) atıldığı işine dönmek için öğretmen Semih Özakça ile açlık grevi başlatan akademisyen Nuriye Gülmen'in davaları bugün görüldü. Mahkeme, Nuriye Gülmen'in ve Semih Özakça'nın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Duruşma 20 Ekim Cuma günü saat 10.00'a ertelendi
NELER YAŞAND
Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Sincan Cezaevi Yerleşkesindeki salonunda görülen duruşmaya, haklarında DHKP-C üyesi oldukları gerekçesiyle dava açılan Semih Özakça getirilirken, hastanede bulunan Nuriye Gülmen getirilmedi. Duruşma öncesi polis, cezaevi girişi ve duruşma salonunda yoğun güvenlik önlemleri aldı.
Salona CHP ve HDP'li bazı milletvekilleri, başta Ankara Barosu Başkanı Hakan Canduran olmak üzere çok sayıda avukat katıldı. Duruşmayı ayrıca 5 kişilik yabancı heyet, Semih Özakça'nın yine açlık grevinde bulunan eşi Esra Özakça, Gezi eylemleri sırasında yaşamını yitiren Ahmet Atakan'ın annesi Emsal Atakan ile salonu alınan sınırlı sayıda izledi takip etti.
SALONA TEKERLEKLİ SANDALYE İLE GETİRİLİDİ
Semih Özkakça, duruşma salonuna tekerlekli sandalye ile getirildi. Özakça, jandarmaların arasından yakınlarına el salladı. Bu sırada davanın tutuksuz sanığı öğretmen Acun Karadağ, jandarmaları aşarak, "Arkadaşımı görmek istiyorum"diye bağırdı. Jandarma izin vermeyince Karadağ, "Allah belanızı versin. Ne hale getirmişsiniz çocuğu. Bu devlet bir öğretmeni ne hale getirmiş. İşkenceciler" diye bağırarak gözyaşı döktü. Özakça, heyetin salona gelmesini beklerken, ayağa kalkıp, salona dönerek, sağ yumruğunu havaya kaldırdı. Salondakiler de Özakça'ya alkışla karşılık verdi.
GÜLMEN İÇİN, 'DURUŞMAYA KATILMASI SAĞLIK YÖNÜNDE SAKINCALI' RAPORU
Duruşmada, Mahkeme Başkanı Cem Boztaş, mahkemeye gelen evrak ve yazıları okudu. Nuriye Gülmen için duruşmada hazır edilmesi için yazılan yazıya, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin, 'sanığın duruşmaya katılması tıbbi yönden sakıncalı' cevabını verdiği bildirildi.
KATILDIKLARI EYLEMLERE İLİŞKİN BİLGİLER MAHKEMEYE GELMEDİ
Okunan yazılar arasında, bir önceki duruşmada, mahkemenin Semih Özakça ve Nuriye Gülmen'in örgüt adına katıldığı iddia edilen eylem ve faaliyetlerle ilgili bilgi istendiği ancak bu müzekkerelere cevap verilmediği dikkat çekti. Evrakların okunmasının ardından Mahkeme Başkanı Cem Boztaş, Özakçaya, ilgili Kanun Hükmünde Kararname ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 149/2. fıkrasına, "Terör örgütü kapsamında işlenen suçlar bakımından kovuşturmada sanığın en fazla 3 avukatı bulunabilir" hükmünün eklendiğini hatırlatarak, sanıklardan 3 avukat seçmelerini istedi. Özakça, bu duruma, "3 avukatı bir dayatma olarak kabul ediyorum. Bize yapılan zulüm ve baskının bir parçası olarak görüyorum o yüzden seçmeyeceğim" dedi. Avukat Murat Yılmaz da, bu kuralın kanuna aykırı olduğunu ve kabul edilemeyeceğini söyledi. Ancak mahkeme heyeti, avukat seçmememsi halinde sanığın mevcut müdafileri dışında avukata söz verilmeyeceğini söyledi. Bunun üzenine bir avukat "Hangi maddeye göre" diye itiraz etti. Mahkeme Başkanı da, "149/2'ye göre diye" cevap verdi.
İTİRAZLARA RAĞMEN GİZLİ TANIĞIN İFADELERİ OKUNDU
Mahkemeye gelen evraklar arasında, İstanbul Terörle Mücadele Şubesinde, Semih Özakça ve Nuriye Gülmen aleyhine ifade veren gizli tanığın ifadesi okundu. İfadenin okunmasına itiraz eden Avukat Murat Yılmaz, "Mahkemenin talep etmesine rağmen müvekkillerimizle ilgili suç işlediklerine yönelik hiç bir yazı gelmemişken, durup dururken ifade veren gizli tanığın ifadelerini kabul etmiyor ve okunmasını istemiyoruz" dedi. Ancak mahkeme heyeti, sanıkların bu ifadelerden bilgisi olması gerektiğini belirterek, ifadenin okunmasına karar verdi. Terör örgütü DHKP-C üyesi olduğu ve İstanbul'da gözaltına alındığı belirtilen gizli tanığın ifadesinde, Semih Özakça ve Nuriye Gülmen'i tanıdığını ve açlık grevini örgütün talimatı ile yaptıklarını söyledi ifade edildi.
BİZİM DİRENİŞİMİZ BİR İNAT DEĞİL, HAKKIMIZ OLANI GERİ ALMANIN KARARLIĞI
Gelen evrakların okunmasının ardından Semih Özakça'nın ifadesine geçildi. İşe geri dönmek için başlattıkları eylemin 75. gününde gözaltına alındıklarını belirten Özakça, "Hiç kimse bizden bu adaletsizliğe, hukuksuzluğa boyun eğip aman dilememizi beklemesin. Bu davayı nereden tutarsanız tutun elinizde kalır. Onurumla ekmeğimi kazanırken, önce işimden atılıp terbiye edilmeye çalışıldım. Ekmek kavgamı direnerek sürdürmeye devam edince, halkın gözünden kaçırılıp tutsak edildim" dedi. Herkesin gözü önünde hukukun çiğnendiğini belirten Özakça, muhalif olan kamu emekçilerinin sırf iktidar gibi düşünmediği için önce terörist ilan edildiğini arkasından da KHK'larla işlerinden atıldığını dile getirdi.
BİZ SADECE HAKKIMIZ OLAN EKMEĞİMİZİ VE İŞİMİZİ İSTİYORDUK
Baskılar ve tehditler karşısında hiç kimsenin ses çıkarmadığı, aydınların sessiz kaldığı bir ortamda, tüm emekçiler adına sokağa çıkmayı bir sorumluluk olarak gördüğünü belirten Özakça, "Ellerimizde 'işimizi geri istiyoruz' pankartıyla bir öğretmen ve bir akademisyendik. 17 kez gözaltın alınıp bırakıldık. Bizleri yıldırarak eylemimizden vazgeçmemizi istiyorlardı. 17'nci gözaltından sonra kararlığımızı gösterip, açıklamamızı yapıp oturma eylemimize başladık. İnsanlar bize destek verdikçe gazlı müdahaleler arttı. Biz sadece hakkımız olan ekmeğimizi ve işimizi istiyorduk. 120 gün boyunca 'işimizi geri istiyoruz' dedik. Başka bir şey istemedik. Bu eylemin sona ermesi için, çok basit olan bu talebin yerine getirilmesi gerekiyordu" diye konuştu.
AÇ KALMAYI BİZ TERCİH ETMEDİK
120 günün sonunda terörist ilan edilerek, gözaltına alındıklarını belirten Özakça, "Aç kalmayı biz tercih etmedik. Bizim açlığımız iktidarın politikalarının bir sonucu. İşimiz hemen verilseydi bu eylem hemen sona ererdi. Bizi hapishaneye atarak direnişi bitirmeye çalıştılar olmadı. Zorla müdahale tehdidi ile hapishane hastanesine zorla götürüldük olmadı. İç İşleri Bakanı 'bakın onlar yiyorlar' dedi olmadı. 'Onlar terörist' dedi yine olmadı. Destek olan aydın ve sanatçıları tehdit etti yine olmadı. Nuriye-Semih denmesini yasaklattı, Yüksel Caddesi'ndeki insan hakları heykelini gözaltın aldırdı yine olmadı. Bizim direnişimiz bir inat değil. Hakkımız olanı geri almanın bir kararlılığı. Direnişimizi haklılığımızdan sürdürüyoruz. Hiç kimse kimseye zorla açlık grevi yaptıramaz. Bu insanın kendi iradesiyle olur, kararlığıyla olur" ifadelerini kullandı.
ÇOK BÜYÜK TALEPLERİMİZ YOK
Hiçbir maddi delili yokken terörist ilan edildiklerini tekrarlayan Özakça, "Bizler 'devrim olmazsa, AKP gitmezse açlık grevini bırakmayız' demiyoruz. Çok büyük taleplerimiz yok. Biz sadece işimizi istiyoruz. Bizim ısrarımızı, karalığımızı ve işimizi geri istememizi cezalandırıyorlar. Bunun için de bir kılıf uydurmak zorundalar. Tutuklandık çünkü; direnişimizden ve direnişimizin yaratacağı etkilerden korkuyorlar" dedi.
BİZ HASTA DEĞİLİZ, İŞİMİZ İÇİN DİRENİYORUZ
Nuriye Gülmen'in kendi iradesi dışında bir gece yapılan baskınla zorla hastaneye götürüldüğünü ileri süren Özakça, "Biz hasta değiliz, işimiz için direniyoruz. Zorla müdahale edilmesini istemiyoruz. Açlık grevinin bir başkasının eliyle bitirilmesini istemiyoruz. Bu bizim irademiz. Bizi çok düşünüyorsan işimizi verirsin. Bu kadar pervasızlık, bu kadar zulüm bir insanı yaşatmak isteyen birinde olamaz. Amaç Nuriye hocanın buraya gelmesini engellemekti. Zorla müdahale insanlık suçudur" şeklinde konuştu.
ELİNİZDE HERHANGİ BİR DELİL YOK
Özakça, haklarında ifade veren gizli tanıkla ilgili olarak da, "Elinizde herhangi bir delil bile yok. 'Bunu yapmıştır bu suçtur' diyebileceğiniz bir şey yok. Birisinden bahsediyorsunuz, bana ne ondan. Ben işimi, öğrencilerimi istiyorum" dedi. Mahkeme başlamadan, İçişleri Bakanının kendilerini terörist ilan ettiğini tekrarlayan Özakça, "Bakanlık bizim terörist olduğumuzu bir kitapçık çıkartarak anlatıyor. Sizin karar vermenize gerek yok, zaten Bakan ilan etmiş. Bizi hedef gösteriyor. Bunlar için suç duyurusunda bulunduk. Ama yine aynı; 'kovuşturmaya gerek yok'. Asıl suç bu işte" dedi.
YAŞAYAN BİR ÖLÜ HALİNE GETİRİLMEK İSTENİYORUZ
Zorla müdahale edilerek, yaşayan bir ölü haline getirilmek istendiklerini belirten Özakça, savunmasına Enver Gökçe'nin 'Dost' adlı şiirini okuyarak son verdi.
Duruşma, avukatların savunmalarıyla sürüyor.
"TARİH EKMEK KAVGASININ TARİHİDİR"
Duruşmayı takip eden CHP Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, duruşmadan çizimler de paylaşarak Semih Özakça’nın sözlerini şöyle aktardı:

“Tarih bir haksızlığı ve hukuksuzluğu yazıyor. Göz göre göre cinayeti izliyorsunuz. Çoktan kırmadınız mı kalemimizi? Kimin için sergileniyor bu tiyatro! Emeğimle onurumla ekmeğimi kazanan bir öğretmendim. AKP ekmeğimle beni terbiye etmek istedi. Tarih, ekmek kavgasının tarihidir. Sömürü var olduğu sürece direnişte sürecek.”

OHAL’de Cezaevleri “Bolu F Tipi’nde ‘kışla düzeni’, telefonda ailelerden tekmil isteniyor”..!

Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine her gün bir yenisi ekleniyor.
Özgürlükçü Hukukçular Platformu’nun (ÖHP) Bolu F Tipi Cezaevi’nde tutuklularla görüştükten sonra hazırladığı rapora göre hak ihlalleri artık “keyfi bir hale gelmiş” durumda.
ÖHP’li avukat Raziye Turgut Öztürk ve Azad Mete’nin aktardığına göre cezaevinde “kışla düzeni’ oluşturulmaya çalışılıyor ve telefon görüşmelerinde dahi ailelerden dahi “tekmil” isteniyor.
ÖHP’li avukatlar bir hafta önce tutukluların odalarında yapılan aramalarda radyolarına da el konulduğunu ve Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin idare tarafından yasaklandığını aktardı.
Gazete Karınca’ya konuşan avukat Turgut cezaevinde tutuklularla yaptıkları görüşmenin ardından şunları söyledi:
Aileden dahi tekmil isteniyor. Bu yolla aileler de bu keyfiyete bu kışla düzenine dahil edilmeye çalışılıyor. Tutsaklar ailelerini aradığında önce kendi isim soyisimlerini ardından aileden konuştuğu kişinin kendi isim soyisim ve telefon numarasını söylemesi isteniyor.
Tutsaklar bu dayatmayı kabul etmediği için idare açılan telefonu kapatarak tutsakların 10 dakikalık telefon hakkını gasp ediyor. Tutsaklar örneğin annelerimizin telefonu ezbere bilmesi mümkün değil. Çoğu okuma yazma bilmiyor, ailelerimizin böyle bir dayatmaya tabi tutulması kabul edilemez dedi.
Geçenlerde idare herkesin kimlik taşıması gerektiğini; aksi taktirde odadan dahi çıkamayacaklarını anons edip tutsaklara bildirmiş.
Tutsakların direnişi karşısında geri adım atmak durumunda kalmış idare. Sonra da tutsaklar hakkında disiplin soruşturması başlatılmış.
2 aydır Özgürlükçü Demokrasi gazetesi ve Demokratik Modernite dergisi verilmiyor. 1 hafta önce arama adı altında odalar dağıtılmış ve tutsakların radyolarına el konulmuş.
Radyolarını geri isteyen tutsaklara idare sadece TRT frekansı bırakılarak, para vermeleri karşılığında radyoları geri verebileceği cevabını vermiş. Yani kendi malları kendilerine paraları karşılığında verilecek.

ABD de Diz çökme' protestoları yayılıyor..!

ABD Başkanı Donald Trump’ın ile Amerikan Futbol Ligi (NFL) sporcuları arasındaki ‘milli marş’ restleşmesi, NBA ve beyzbol oyuncularının da tartışmaya katılmasıyla krize dönüştü. Oyuncuları bayrağa saygısızlık yapmakla suçlayan ve kovulmalarını isteyen Trump’a yanıt, ‘diz çökme’ eylemlerinin yaygınlaşmasıyla verildi.
ABD sınırlarını da aşan tartışma, üç önemli spor ligine de yayıldı. Tartışmanın fitilini ise Trump’ın cuma günü yaptığı açıklamada, Amerikan Futbol Ligi (NFL) organizatörlerinin, milli marş sırasında protestoda bulunan oyuncuları kovması gerektiğini söylemesiyle ateşlendi.
TRUMP’TAN KÜFÜR
Trump, cuma günü Alabama’da taraftarlarına seslendiği mitingde, “Siz de futbol takımı sahiplerinin, bayrağa saygısızlık yapan oyunculara, ‘O o….. çocuğunu sahadan atın hemen… Kovuldu’ demesini duymak istemez misiniz?” şeklinde seslendi.
Bunun üzerine Colin Kaepernick’ın annesi, Twitter hesabı üzerinden Trump’ın bu çıkışına yanıt vererek, “Bu beni sanırım gururlu bir o….. yapıyor” dedi.
Donald Trump’ın “Bu oyuncuları kovun” diyerek çağrı yaptığı NFL takımlarından Jacksonville Jaguars’ın sahibi Shahid Khan da Londra’daki karşılaşmada oyuncular ile birlikte protestoya katıldı.
ABD'de Amerikan futbolcularıyla başlayan diz çökme eyleminin amacı ne?
Trump’ın isim vererek çağrı yaptığı NFL başkanı Roger Goodell ise yaptığı açıklamada, “ayrılık yaratan bu tarz yorumların, saygı eksikliğini gösterdiğini” ifade etti.
NFL Oyuncular Birliği ise başkanın sporculara “Çenenizi kapatın ve oynayın” diyerek haddini aştığını açıkladı.
LeBRON JAMES’TEN TRUMP’A: SENİ SERSERİ
Trump ve Amerikan spor liglerindeki bazı oyuncuları arasındaki gerginlik basketbola da yansıdı.
Ünlü basketbolcu Stephen Curry’nin, NBA şampiyonu takımı Golden State Warriors’a Beyaz Saray’da yapılan davete katılmak istemediğini açıklaması sonrası, Trump daveti geri çektiğini duyurdu.
Curry’ye yanıt veren Twitter mesajında Trump, “Beyaz Saray’a gitmek şampiyon takım için büyük bir onur anlamına gelir. Ancak Stephen Curry tereddüt ediyor, bu nedenle davet geri çekilmiştir” dedi.
Bu açıklamanın sonrasında ise NBA’in en ünlü isimlerinden LeBron James, ABD Başkanı Trump için “Seni serseri. Stephen Curry gelmeyeceğini zaten açıklamıştı.” ifadesinin yer aldığı bir tweet attı.
LeBron James bu paylaşımı sonrası bir de bir video yayımlayarak, neden Trump’a “serseri” dediğini açıkladı.
Trump’ın bir kez daha ülkeyi kamplara ayırmak istediğini söyleyen James, bunun gerçekleşmemesi için birlik olma çağrısı yaptı.
BEYZBOL SAHASINDA İLK PROTESTO
NBA’in en üst düzey yöneticisi Adam Silver ise şampiyon takımın Beyaz Saray’a gitmeyecek olmasının üzüntü verici olduğunu ancak oyuncuların fikirlerini açıklamasından “gurur” duyduğunu söyledi.
ABD’de Cumartesi günü bir Ulusal Beyzbol Ligi (MLB) maçında da Oakland Athletics oyuncusu Bruce Maxwell milli marş çalınırken diz çökmüştü.
Babası orduda görevli olan ve bir askeri üste doğan Maxwell, protesto eylemi ile ilgili olarak “Sesini duyuramayan insanlar için diz çöktüm” dedi.
TRUMP’TAN BU KEZ BOYKOT ÇAĞRISI
Trump Pazar günü yaptığı açıklamada ise futbol severlere NFL’i boykot çağrısı yaptı: “Eğer NFL hayranları, oyuncular ülkeye ve bayrağı saygısızlık etmeyi bırakana kadar maçlara gitmeyi bırakırsa, değişimin hızlandığını görecekler. Ya kovun ya da uzaklaştırın!”

Polis zafer işaretine tahammül edemedi

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işlerinden edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça'nın işlerine iade edilmeleri talebiyle başlattıkları açlık grevi eylemi 204'üncü gününü girdi. Nuriye Gülmen ise açlık grevi eylemini zorla kaldırıldığı Numune Hastanesi yoğun bakım servisinde sürdürüyor. İhraç edilen kamu emekçileri tarafından sürdürülen "İşimizi geri istiyoruz" eylemi ise, 324'üncü gününde de gerçekleştirildi.
Zafer işaretine tahammül yok
Yüksel Caddesi'nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde açıklama yapmak isteyen eylemcilere polis izin vermedi. Bunun üzerine eylemciler Konur Sokak'ta polis kalkanları önünde "Açlık grevinin 204'üncü günü, Nuriye ve Semih işe geri alınsın", "İşini istemek suç değildir" ve "Nazife Onay serbest bırakılsın" pankartını açtı. "Nuriye ve Semih yalnız değildir" sloganını atan eylemcilere polis, açılan pankartı yırtarak müdahale etti.
Kol kola giren eylemcileri sokağın sonuna iterek uzaklaştıran polis, zafer işareti yapan bir eylemci kadının kolunu büktü. Eylem, alkış ve "Yaşasın açlık grevi direnişimiz" sloganlarıyla sonlandırıldı.

AKP’nin Yeni İBB Başkanı Mevlüt Uysal Sivas Katliamı Sanıklarının Avukatı Çıktı..!

AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden istifa eden Kadir Topbaş’ın yerine şeriatçı bir gelmekten gelen Başakşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal’ı seçildi.
Sivas Katliamı Davası’nda katillerin avukatıydı
Uysal, 2009 ve 2014 yerel seçimlerinde AKP’den Başakşehir Belediye Başkanlığı’na seçildi.
Mevlüt Uysal, AKP Genel Başkan Yardımcısı olan Hayati Yazıcı'nın avukatlık bürosunun ortağı. Mevlüt Uysal, Hayati Yazıcı ile birlikte, Madımak Katliamı Davası'nda yargılanan sanıkların da avukatlarından biriydi.
CHP'Lİ KARABAT: UYSAL KANUN TANIMAZ BİRİ
CHP’nin Başakşehir Belediye Başkanı adayı gösterdiği ve şimdi CHP Başakşehir İlçe Başkanı olan Özgür Karabat, AKP’nin Kadir Topbaş’ın yerine aday gösterdiği Başakşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal için “kanun tanımaz biri” ifadesini kullandı.
CHP’nin 2014’te Başakşehir’de belediye başkan adayı olduğunu hatırlatan Karabat, Mevlüt Uysal’ın belediye çalışmalarını sürekli takip ettiğini belirtti. Belediyeyle ilgili Uysal hakkında 18 dava açtıklarını belirten Karabat "Şahsıyla ilgili bulunduğumuz davalar da var. Fethullah Gülen’in örgütüne yardım ve yataklıktan suç duyurusunda bulunduk. Bu davanın hukuki süreci sürüyor” dedi. Belediye ile açtıkları davaların ağırlıklı olarak belediye meclisinin aldığı kararlarla ilgili olduğunu belirten Karabat, “ Başakşehir göletiyle ile ilgili açtığımız, Şelale Parkıyla ilgili açtığımız dava var. Cami yerinin TÜRGEV’e tahsis edilmesi gibi davalar var” dedi.
Başakşehir’de çevreyle ilgili iki tane ayrı yer hakkında Danıştayın yürütmeyi durdurma kararına rağmen bunun uygulanmadığı bilgisini veren Karabat, “Bu kararları tanımadı ve uygulamadı. Dolayısıyla kanun tanımaz biri olduğunu söyleyebiliriz. Avukat kimliğiyle kanunu tanımayan biri” dedi. İstanbul’daki belediyeler arasında Başakşehir’in bütçe olarak ilk beş belediye arasında olduğunu anlatan Karabat, “Ama baktığımızda Başakşehir Belediyesi hızla borçlanan bir belediyedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesine borçlu bir belediye olduğunu düşünürsek, hesap bilmez olduğunu da söylememiz gerekir” diye konuştu.
Uysal’ın Nakşibendi Şeyhi Mehmet Emin Saraç adına yaptırdığı okulla belediyenin bütçesinden 70 bin lirayı geçen bir harcama yaptığını belirten Karabat, “O parayla 10 okul yapabilirdi. Ama o kendi tarikat önderlerinden birinin adını verdiği bir okul yapmayı tercih etti” dedi.
Karabat, Uysal hakkında şu bilgileri de verdi: “Madımak Katliamı sanık avukatlığını, TÜRGEV Kurucu Yönetim Kurulu üyeliğini yaptı. 1998 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın özel aracıyla Şişli’de karıştığı ve TRT ses sanatçısı Sevil Tanürek’in ölümüyle sonuçlanan kazayla ilgili soruşturmada, Burak Erdoğan’ın suçsuz kalması için görevlendirilen hukukçular içinde yer almıştı. Erdoğan’ın siyasi yasağının kaldırıldığı 2003 ara seçimlerinde Siirt seçim koordinasyon merkezinde gece gündüz çalışan isimlerin başında Uysal geliyordu.”
Karabat, Uysal’ın çabuk sinirlenen biri olduğunu belirterek, basınla ve vatandaşlarla ilişki kurmakta zorlanabileceğini söyledi. Karabat, Uysal hakkında hazırladıkları dosyayı partisinin genel merkezine ilettiklerini, dosyayı güncelleyip tekrar kamuoyu ile paylaşacakları bilgisini de verdi.
YARKADAŞ: İSKENDERPAŞA CEMAATİNİN ESAT COŞAN GRUBUNDANDIR
CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, sosyal medyada Mevlüt Uysal hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Barış Yarkadaş'ın açıklamaları şöyle:
“Pazar günü Mevlüt Uysal ismine dikkat çekmiş ve ‘iki damat projesi’ne (Albayrak - Gümüşdağ) Erdoğan'ın sıcak bakmayacağını ilk andan itibaren söylemiştim. Mevlüt Uysal, AKP'li meclis üyelerinin itirazı ve içine sinmemelerine rağmen, aday ilan edildi. O halde Uysal için bir giriş yapalım:
Sivas Katliamı sanıklarının avukatlığını üstlenen Uysal, İskenderpaşa Cemaati'nin Esat Coşan grubundandır. Yani; AKP İstanbul'u şimdi de başka bir cemaate teslim etmek istiyor. 'FETÖ'den kurtulmaya çalışan AKP'nin hala akıllanmadığı görülüyor. FETÖ gidiyor METÖ ve İSTO geliyor. Mevlüt Uysal, Başakşehir'i yüzde 48 oyla kazanırken, tarikat ve cemaat desteği aldı. AKP artık cemaat ve tarikatlara mahkumdur. Cemaat ve tarikatlar da AKP'ye...

Mevlüt Uysal, tarikat lideri, Erdoğan'ın Kuran hocası, “Alo Fatih” ile YÖK Başkanı Yekta Saraç'ın babası Mehmet Emin Saraç adına belediyenin bütçesinden cami yaptırmıştır. Cami için ayrılan bir başka alanı ise TÜRGEV'e bedelsiz vermiştir. CHP olarak tüm bunları, kamu mallarının yağmalanmasını mahkemelere taşıdık. Şu an açtığımız 18 dava var. Yargıya güvenmek istiyoruz. Bilal Erdoğan'la çok yakın ilişkisi olan Mevlüt Uysal, aynı zamanda HAŞEMA olarak bilinen mayonun da isim babasıdır. Bunlar şimdilik giriş Şu an İBB CHP Grup Başkanlığı'ndayız. Biraz sonra seçim başlayacak. AKP, İstanbul'da en çok para harcayan, israf yapan ve yeşil alanları yok eden kişiyi İBB Başkanı yapmak istiyor. Saray UYSAL bir başkan istiyor... Halkımız bunları bilsin istedim...”

Manisa alaşehirde Üzüm mitingi: Her şeye para var, çiftçiye yok..!

manisa alaşehirde üzüm mitingi ile ilgili görsel sonucu
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Manisa'nın Alaşehir ilçesinde TARİŞ Üzüm İşletmesi'nde işçilerle öğle yemeği yedikten sonra Alaşehir Meslek Yüksekokulu'ndaki Üzüm Çalıştayı'na katıldı. Kılıçdaroğlu, ardından Alaşehir Cumhuriyet Meydanı'ndaki 'Üzüm Mitingi'nde halka hitap etti. Kılıçdaroğlu, "Üzüm üreticisi neden alın terinin hakkını alamıyor? Senin hakkını teslim etmek benim boynumun borcudur. Üreten insanı baş tacı yapmamız lazım. Geldiğimiz noktada çiftçi milletin efendisi değil neredeyse kölesi olacak. Elinden ekmeğini ağzından lokmasını aldılar. Size sözüm söz; çiftçiyi bu milletin efendisi yapacağız” dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “'Üzümü 4 TL'den alacağız' diyen hükümete sesleniyorum; batsın sizin adaletiniz. Tütünü yok ettiler, sigaraları yok ettiler. Meşhur dünyada bilinen tütünü yok ettiler. Sıra üzüme geliyor. Üzümü yok edecekler. Hep birlikte olacağız. Birleşe birleşe kazanacağız” diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, "126 ülkeden tarım ithal ediyoruz. Mercimek, nohut, saman, et, canlı hayvan ithal edilir mi? Bunların tamamını ithal ettiler. Her şeye gelince para var. Çiftçiye gelince 'Para yok' Çiftçi 'Üzüm fiyatı 6 lira olsun' diyor. 'Alınterimin karşılığını ver' diyor. CHP iktidarında çiftçiye para olacak, yandaşa, hortumcuya para yok, çiftçiye para var, emekçiye para var” dedi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
“Biz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Her vatandaşımın işi olsun, aşı olsun. Biz kimseyi dışlamayız. Terörü sen 15 yılda bitiremedin. Terör yoktu, 3 terör örgütünü başımıza bela ettin. İktidarımın ilk 4 yılında terörü bitireceğim. Bana 'sen kimsin?' diyor. Asıl sen kimsin? Ben bu ülkenin refahı için, huzuru için mücadele bir kişiyim. Bu ülkede birlikte kardeşçe, birlikte, huzur içinde yaşayacağız.” (DHA)

Semih Özakça Faşizmi Yargılayan Savunma Yaptı..!


Semih Özakça duruşma salonuna getirildi. Acun Karadağ’ın Semih Özakça’nın elini sıkmasına izin vermediler.
Duruşma celsesi açıldı. Mahkeme Nuriye Gülmen’in duruşmaya getirilmesinin tıbben sakıncalı olduğu yönündeki Numune Hastanesi raporunu okudu.
Özakça üç avukat sınırlamasına ilişkin konuştur: “Avukat seçimi yapmayacağım, bunu bize uygulanan zulmün parçası olarak görüyorum, bizim yüzlerce avukatımız var.” dedi
Acun Karadağ da üç avukat sınırlamasını kabul etmedi: “Bu bir baskı ve dayatmadır, davaya katılan herkes benim avukatımdır”
Mahkeme üç avukat sınırlamasına yönelik itirazların reddine karar verdi.
Özakça savunmaya başladı : “Bu gözler siyasi şube polislerinin savcının odasına girip, çay söylediğini gördü. Tarih, ekmek adalet ve özgürlük mücadelesinden ibarettir. Sahi çoktan kırmadınız mı kaleminizi bu sahne niye? Bu senaryonuz kimin için, kimin için sahneye konacak bu tiyatro?
Siyasi şube polisleri o oda da cinayet işlediler her cinayet işleyen yargılanıyorsa mahkemelerinizde beni de tanık yazın.
İşten atılmamızın nedenini anlamak için halkların tarihine bakmak yeterlidir. Bizim sınıfımız ezilenlerin ve sömürülenlerin sınıfıdır.
Biz halkın aydınları olarak kamu emekçilerine yönelik bunun gibi komplo davalarına çok rastladık.
Mahkeme başkanı Özakça’nın savunmasına müdahale etti, iddianamedeki suçlamalara yönelik savunma yapmasını istedi. Özakça bu müdahaleye: “Ben buraya gelebilmek için çok sabrettim, siz de biraz sabredin” diye yanıt verdi.
Özakça savaunmayı sürrdürdü: “AKP gibi düşünüp yaşamıyorsanız terörle iltisaklısınız hatta AKP’li iseniz bile iktidara yakın sendikanın seçtiği okul müdürü ile aranız iyi değilse terörle iltisaklısınız.
Öğretmenlik bana ne lüks bir yasam ne de gözümün arkada kalmayacağı bir yaşam vadediyordu. Yaşamımızı sürdürmek zorunda olduğumuz yerde her gün tank top sesleri duyuyorduk.Açıklanan açlık yoksulluk sınırına baktığımızda onun altında kalan sınırlarda yaşıyordum bir öğretmen olarak.
Peki neden bu şartlara rağmen öğretmen olmaktan vazgeçmedim? Çünkü ben ekmeğimi çok zor koşullarda kazandım.
Öğrencilerime büyük bir özveri ile emek verdim, eğitimin içi boşaltıldığından öğrencilerimizin bizim gibi öğretmenlere ihtiyacı vardı. Eşimle birlikte ihraç edildim. Bizim gibi binlerce insanın işinden edilmesi asıl mücadelenin FETÖ ile edilmediğini gösteriyordu.
Duruşmaya bir süre ara verildi.
Aranaın ardında Semih Özakça savunmasına devam etti: “Halkın aydını düşünen çelişkileri görüp kavrayan ve toplumsal mücadele içinde eyleme geçendir. Halkın aydını en güzel türkünün koro ile söylenen olduğunu bilir.Halkın aydını tek başına kalsa da değerleri için mücadele etmesini bilendir.”
Halkın aydını hiçbir şeyin kendi kendine olmayacağını bilen nesnel koşullara teslim olmayandır. Halkın aydını hem halktan öğrenen hem halka öğretendir.
Ben de halkın aydını olan bir öğretmen olarak bu direnişin bedelleri olacağını biliyordum. Kimsenin sokağa çıkmadığı basın açıklamalarının yasaklandığı bir dönemde halkımın sözünü söylemeyi bir zorunluluk olarak görüyorum. Ekmeğini ve onurunu savunamayan biri namusunu koruyabilir mi? Ekmeğini savunmayan namuslu olabilir mi olamaz çünkü ekmek namustur.
Bu direniş iki kişinin direnişi değildir. Bu direniş ezilen halkların direnişidir.
Mesele açlık grevinin etkili bir eylem olmasının düşünülmesi, halk tarafından sahiplenilip büyüyeceğinden duyulan korkuydu.Biz aç kalmayı tercih etmedik.İktidar işimizi bize geri verseydi aç kalmazdık. Direnişi başlatan da bastırmaya çalışan da iktidardır.
“İşimizi geri alıncaya kadar açlık grevi eylemine devam edeceğim.
“Tutuklandık çünkü açlık grevimiz haklılığıyla halk nezdinde karşılık buldu. Tutuklandık çünkü bu tutuklama korku ve gözdağını büyütecekti. Tutuklandık çünkü AKP’nin yeni ülke politikasının önünde engeliz.”
Bizi işkence yaparak vurarak kırarak kampüs hastanesine götürdüler. Biz hasta değil eylemciyiz. Ben hastaneye kaldırıldığımdan bu yana ilk defa buraya gelirken güneş ışığı gördüm.
Özakça: “Biz zorla müdahale tehditleriyle başbaşayız orada, kimsenin müdahalesini istemiyoruz.Zorla müdahale sakat bırakmaktır, yaşayan ölü haline getirmektir insanı”
Özakça: “Nuriye’yi Numune Hastanesi’ne götürürken içeriden bağrışmalar sloganlar çığlık sesleri geliyordu Slogan sesleri, yani bilinci açık.Nuriye’yi iki gün önce Numune Hastanesi’ne duruşmaya getirmemek için kaldırdılar.
Süleyman Soylu özellikle bizimle ilgili birçok şey söyledi, kendi inandıramadı insanları, bakanlık eliyle bir kitapçık yayımladı.”
Fotoğraf dahi çektirmemize izin vermediler, amaçları bizi unutturup zorla müdahale edip, bizi yaşayan ölü haline getirmekti.”
Özakça: “Son olarak şunu söylemek istiyorum: Verin kararınızı perde kapansın.”
Özakça ifadesini Enver Gökçe’den Dost şiirini okuyarak bitirdi. Salondan alkış sesleri yükseldi .