30 Ekim 2017 Pazartesi

KHK ile ihraç edilen öğretmen Nazife Onay tutuklandı..!

Avukat Duygu Demirel, Onay hakkında Yüksel Caddesi eylemleri gerekçe gösterilerek “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası” suçlamalarıyla açılan davanın sürdüğünü söyledi. Demirel, “Bu davanın ilk duruşmasında tahliye oldu ama hapishaneden çıkarken yine gözaltına alınıp Ankara’dan İstanbul’a götürüldü. 12 gündür İstanbul’da gözaltındaydı” dedi.
Nazife Onay, Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamındaki çıkarılan KHK ile 7 Şubat 2017’de öğretmenlik yaptığı Çağlayan Zuhal Ortaokulu’ndan ihraç edilmişti. İhracının ardından 6 Mart’ta İstanbul Şişli’deki Cevahir AVM önünde "İşimi geri istiyorum" eylemi yapmaya başlayan Onay, birçok kez gözaltına alınmıştı. Daha sonra Ankara Yüksel Caddesi’ndeki “İşimi istiyorum” eylemlerine katılan Onay, 6 Temmuz’da düzenlenen operasyonda gözaltına alınmıştı.
Ev hapsi kararıyla serbest bırakılan Onay, kararı tanımadığını, eyleme devam edeceğini açıklamıştı. Ev hapsi kararına uymadığı gerekçesiyle Ankara Kızılay’da sokakta yürürken gözaltına alınan Onay, 9 Ağustos’ta yine tutuklanmış, 19 Ekim’de görülen ilk duruşmada tahliye edilmişti. Sincan Cezaevi’nden çıkarken hapishane kapısında tekrar gözaltına alınan Onay, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüştü.
12 gündür İstanbul’da gözaltında olan Onay, dün tutuklandı.

Madencilerden hükümete uyarı: Kendimizi ocaklara kilitleriz..!

Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Genel Başkanı Ahmet Demirci, torba yasa tasarısında TTK’nin özelleştirilmesinin önünü açan maddenin geri çekilmesini istedi. GMİS Genel Başkan Yardımcısı İsa Mutlu da, özelleştirmeden vazgeçilmemesi halinde eylemlere başlayacaklarını söyledi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilen torba yasa tasarısının ‘TTK ile Türkiye Kömür İşletmeleri, uhdelerinde bulunan maden ruhsat sahalarını işletmeye, işlettirmeye, bunları bölerek yeni ruhsat talep etmeye ve bu ruhsatları ihale etmeye yetkilidir’ şeklindeki 58’inci maddesine Zonguldak’ta tepkiler sürüyor. GMİS Genel Başkanı Ahmet Demirci, Genel Başkan Yardımcısı İsa Mutlu, Genel Sekreter Satılmış Uludağ, Genel Mali Sekreter Adnan Tıska, Genel Teşkilatlandırma ve Eğitim Sekreteri Kahraman Kabasakal ve şube başkanları, TTK Karadon Müessese Müdürlüğü Gelik İşletmesi’ne bağlı maden ocağı önünde işçilerle bir araya geldi.
‘PARÇALAYARAK SATMAK İSTİYORLAR’
İşçilere hitap eden Demirci, TTK’da 2002 yılında 15 bin 119 işçi çalıştığını bugün ise işçi sayısının 7 bin 625’e gerilediğini söyledi. Demirci, azalan işçi sayısıyla üretimin 1 milyon tonun altına düştüğünü bunun faturasının da maden işçisine çıkarılmak istendiğini anlatarak, şöyle dedi:
“TTK’yı göz göre göre zarara sürüklediler. Taşkömürü ithalatı için yılda yaklaşık 4-5 milyar dolar ödüyoruz. TTK’yı küçültenler bize, TKİ’yi ve Soma modelini örnek gösteriyorlardı. Biz bunu kabul etmedik ve işçi alınması için mücadelemizi sürdürdük. Şimdi ekonomik kriz beklentisiyle torba yasa çıkartarak çeşitli vergilerle faturayı bizlere kesmek istiyorlar. Bu torba yasa tasarısı içerisine TTK ve TKİ’yi, yani madenlerimizi de koydular. TTK’yı, müesseselerini, hatta işletmelerini parçalayarak ruhsatı ile birlikte özelleştirmenin yolunu açıyorlar ve bu yetkiyi TTK ve TKİ Genel Müdürlüklerine bırakmak istiyorlar. Bizi birbirimizle kavga ettirmeye çalışıyorlar. Ekonomik krizin bedelini bize canımızla ödetmek istiyorlar. Karadon, Kozlu, Soma, Ermenek ve diğer faciaları unuttuğumuzu sanıyorlar. Atalarımızın bize emaneti olan maden ocaklarımıza, işimize, aşımıza, ülkemizin ve milletimizin geleceğine sahip çıkacağız.”
KAVGAMIZ; İŞ-EKMEK-GELECEK KAVGASI’
GMİS Genel Başkan Yardımcısı İsa Mutlu ise Zonguldak’ın Türkiye’nin ekonomisine canı ve kanıyla katkıda bulunduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“Bir zamanlar silah zoruyla ocaklara sokulmamızın sorumlusu biz değiliz. Bizi dün silah zoruyla ocaklara sokanlar bugün bizi silah zoruyla ocaklardan çıkaramaz. Bu süreci sabırla ve soğukkanlılıkla izleyerek inanıyorum ki başarıya ulaşacağız. Bu sorunu aşmanın tek yolu kenetlenmekten, birlikte hareket etmekten geçiyor. Her gün çoğalarak mücadelemizi artıracağız. Şayet sürecin sonunda bu kanun tasarısını geriye çektiremezsek ne yapacağımızı Meclis’te de söyledik, basına da söyledik, tüm yetkililere de söyledik. Ne yapacağız? Kendimizi ocaklara kilitleyeceğiz. Birtakım insanlar bu mücadeleyi siyasi mücadele anlamına çekmeye çalışıyor. Bizim kimseyle siyasi kavgamız yok. Bizim tek kavgamız var; ekmek kavgası, iş kavgası, gelecek kavgası, Zonguldak’ın menfaatlerinin kavgası, ülkemizin menfaatlerinin kavgası. Bizim tek beklentimiz var; çocuklarımıza aydınlık bir gelecek bırakmak.” -DHA

Okullarda Çocuklara Çok günah kazanmadan ölmem lazım anne" öğretiliyor..!

İzmir’in Bayraklı ilçesi Manavkuyu Mahallesi’nde bulunan Nedret İlhan Ketenci İlkokulu’nda derslerde çocuklara “Allah ve anne sevgisi için ölünmesi gerektiği, sevgiyi göstermenin yolunun itaat etmekten geçtiği”nin anlatıldığı ortaya çıktı. Evrensel'e konuşan ve çocukları 5. ve 6. sınıflarda okuyan veliler, durumu çocuklarının anlatmasıyla öğrendi. Aysel Güven isimli bir veli, “Bir gün bir arkadaşım aradı, çok üzgün ve ne yapacağını bilemez haldeydi. Çok korkmuştu. 6. sınıfa giden oğlu okuldan eve gelince, ‘Anne ben seni çok seviyorum, senin için ölürüm hatta şu an senin için balkondan atlarım’ demiş. Yaşadığı şok ve kaygı bana anlatırken hâlâ üzerindeydi. Çocuğuna ‘Bu nerden çıktı? Nerden öğrendin?’ demiş. Çocuk da din öğretmeninin derste, Hz. İbrahim’in oğlunu kurban ediş hikayesini anlattığını ve ‘Allah ve anne sevgisi için ölünür’ dediğini söylemiş.” diyerek yaşananları anlattı.
SEVGİ DİYE İTAATİ ÖĞRETİYORLAR!
Yaşananlar üzerine aynı okulda okuyan kızına derslerde neler işlediğini soran Güven, kızından da şu yanıtı aldığını söyledi: “Kızım ‘sevgiyi konuşuyoruz’ dedi. ‘Nasıl konuşuyorsunuz?’ diye sordum. O da bana ‘Siz beni seviyor musunuz? Sevgi nasıl belli edilir?’ diye sordu. Ben de ‘Öperim, severim vs.’ dedim. ‘Yok öyle değil’ dedi. ‘Nasılmış?’ diye sordum, ‘Ne dersen yapacakmışım, ayakkabılarını çıkar, yere otur dersen oturacakmışım’ dedi. Kızımı ‘Bunun sevgiyle ilgisi yok. Sevmek bir başkasının dediklerine itaat etmek değildir’ diyerek uyardım. Sonra öğretmeninin anlattıklarını anlatmasını istedim. O da anlattı. ‘Beni seviyor musunuz?’ diye sormuş din öğretmeni. Öğrenciler ‘evet’ demiş. ‘Peki sevginizi nasıl gösterirsiniz?’ diye sormuş öğretmen. Çocuklar kendilerince açıklamışlar. Öğretmen ‘hayır’ diyerek sınıftaki bir kız öğrenciyi yanına çağırmış ve ‘Şimdi ben ne dersem yapacaksın’ demiş. Kız öğrenciden ayakkabılarını çıkarmasını istemiş, ‘Karşıma geç, yere diz çök’ demiş, çökmüş çocuk. ‘İşte bu. Eğer beni seviyorsanız ne istersem yapmalısınız’ demiş” Okulda verilen bu eğitime tepki gösteren Güven, “Düşünün sevgiyi itaat etmekle özdeşleştiriyorlar ve bunu kız çocukları üzerinden yapıyorlar. Kız çocuklarını itaat eden bireyler haline dönüştürmek istiyorlar. Bu öğretmen daha önce de bu okuldaydı ancak eğitimdeki gericileştirme politikalarından dolayı artık daha rahat yapıyor bunları. Çocuklarımız büyük tehlike altında” ifadelerini kullandı.
‘ÇOK GÜNAH KAZANMADAN ÖLMEM LAZIM’
Aynı okulda çocuğu olan ve ismini vermek istemeyen bir başka veli de oğluyla yaptığı bir sohbeti anlattı. 5. sınıfa giden oğlunun yanına gelerek “Anne ben günahkarım, çünkü küfür ediyorum. Çok günah kazanmadan ölmem lazım” dediğini aktaran veli, “Bunun üzerine ‘Küfür etmek kötü bir davranıştır ama küfür ettik diye ölmemiz gerekmez. Hatalı davranışlarımızı düzeltmeliyiz’ dedim ve ‘Sana bunları kim anlatıyor?’ diye sordum. O da ‘Din öğretmeni anlattı’ Çocuklarımız büyük tehlike altında ve biz ne yapacağımızı bilemiyoruz.” ifadelerini kullandı.
‘PEYGAMBERİ KURTARDIĞI İÇİN ÖRÜMCEK EN FAYDALI’
Aynı veli başka bir velinin anlattıklarını da aktarıyor: “Arkadaşım da çocuğuyla yaşadıklarını anlattı. Çocuğu derste anlatılanları annesine söylemiş. Öğretmen derste ‘İnsanlığa en faydalı hayvan hangisi biliyor musunuz?’ diye sormuş. Çocuklar da ‘At, eşek, koyun, tavuk vs.’ diye saymışlar. ‘Hayır’ demiş öğretmen, ‘Hz. Peygamber’i kurtardığı için örümcektir’ demiş. Bunu din kültürü öğretmeni anlatıyor. Hayvanları faydalı faydasız diye ayırıyor ve bunu dini referanslara dayandırarak bir kültür haline dönüştürüyor.”
Yaşananlarla ilgili Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği (ÖVDER) ile bir araya geldiklerini söyleyen veliler, bundan sonra diğer velilere de ulaşarak mücadele edeceklerini söyledi.
PROF. DR. GÜMÜŞ: EĞİTİMDE NE YAPILMAMALI DİYORSAK HEPSİ VAR
Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi ve Evrensel Yazarı Prof. Dr. Adnan Gümüş, okullarda çocuklara ölümün kutsanmasını yorumladı. “Eğitimde ne yapılmamalı diyorsak, bunların hepsi bunun içinde var.” diyen Gümüş, “Çocuklara başka bir dış güce bağımlı olduğunu, kendisinin hiçbir anlam ifade etmediğini empoze etmenin en sonu, gerekirse ölümü de göze almasıdır. Ölüm varsa kendisi yok demektir artık. Bu çocuğu değersizleştirmektir. Bu, çocuğun aklını, yetilerini değersizleştirme, korkutma, bastırmadır. Ne yapılmaması gerekiyorsa burada yapılıyor. Korkak, dışlanmış, itaatkar, pısırık çocuklar yaratılmak isteniyor. Bu daha sonra IŞİD terörü gibi şiddete dönüyor. Kendini öldürmesi değil, daha kolayı olan karşısındakini öldürmeye dönüyor. Yarın kendisi gibi olmayanı öldürmeye dönüyor iş.” ifadelerini kullandı. Eğitimde çoğulculuğun olması gerektiğini ifade eden Gümüş, “Bu olmazsa iş bilimsel eğitimden çıkar, telkin ve terbiyeye dönüşür. Bu öğretmenler ve bu anlayışın yeniden denetlenmesi, bu tipteki kişilerin okullardan hızla uzaklaştırılması gerekir. Ve bunu uygulayanlar tedavi edilmelidir. Bunu bu şekilde yazan öğretmenden, MEB’e kadar. Bu kişiler çocuklara zarar veriyor ve öğretmen yeterliliği içinde değiller” dedi.
Çocukların söz konusu yaş döneminde çevresini ve dünyayı sorguladığını söyleyen Gümüş, “Bu anlatımların karşısında bir anne babanın çaresizliğini düşünün. Karşısında bir din var. Bir şeyin yanlışlığını ve doğruluğunu söyleyemiyorsak bunun bir dersi olmaz. Hep söylüyoruz: kimya, biyoloji, fizik, temel sosyal bilimler önemli. Tam da bundan dolayı önemli” ifadelerini kullandı.
Evrensel
Nuray ÖZTÜRK
İzmir

İşçiler Zara ürünlerine etiket asarak destek istedi: Alacağınız ürünü ben yaptım ama paramı alamadım..!

Siyasi Haber’de yer alan habere göre, Bravo hazır giyim fabrikasında yıllarca çalışıp Zara, Next ve Mango’ya üretim yapan işçiler fabrikanın bir gecede boşaltılıp sahibinin kaçması üzerine son 3 maaşlarının yanı sıra kıdem ve ihbar tazminatlarını almadan ortada kala kaldı.
İşçiler ertesi gün fabrikayı ortada bulamayınca alacakları için üretim yaptıkları markalar olan Zara, Next ve Mango’nun kapısını çaldı. Zara’nın uluslararası küresel sendika ile yaptığı sözleşmede kendi tedarik zincirlerinde kendilerine üretim yapan işçilerin alacaklarından sorumlu olduklarını resmi olarak kabul etmesine rağmen, işçiler bir yıldır paralarını alamıyor.
Temiz Giysi Kampanyası’nın girişimleri ile 1 yıldır süren görüşmeler sonuç vermeyince işçiler Eylül ayında bir imza kampanyası başlatarak harekete geçtiler. Temiz Giysi Kampanyası da 25 Eylül’de bir açıklama yaparak bu kampanyayı sonuna kadar desteklediğini söyledi ve tüketicileri desteğe çağırdı.
Bravo işçileri seslerini duyurmak için İstanbul’daki Zara mağazalarına giderek ürünlere o ürünleri ürettiklerine dair etiket yerleştirdiler. Bu etiketleri gören bazı tüketiciler sosyal medyadan paylaşarak sorunun çözülmesini istediler, bazıları da Temiz Giysi Kampanyası’nı arayarak bilgi almak istedi.
İşçiler tüketicilere şu sözlerle seslendi:
"Biz, aldığınız ürünü üreten Bravo fabrikasının işçileriyiz. Yıllarca Zara için üretim yaptık. Son 3 aylık maaşlarımızı ve kıdem tazminatımızı almadan, fabrika bir gecede kapandı. Lütfen Zara’ya söyleyin paramızı ödesin!
İmza kampanyamıza www.change.org/p/bravoiscileri adresi üzerinden imza atarak ödemelerimizin yapılması konusunda bize destek olabilirsiniz. Ya da bu etiketin fotoğrafını çekerek #BravoİşçileriİçinAdalet hashtagi ile sosyal medyada paylaşabilirsiniz.
"Biz Temiz Giysi Kampanyası olarak Zara, Next ve Mango’nun derhal işçilerin sesine kulak vererek alacakları ödemelerini talep ediyoruz."


6 soruda: IKBY’de neler oluyor?

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde, 25 Eylül’de gerçekleştirilen bağımsızlık referandumu sonrasında yaşanan gelişmelerin ardından Bölgesel Yönetim'in Başkanı Mesud Barzani görevini 1 Kasım’da bırakacağını açıkladı.
25 Eylül’de gerçekleştiren bağımsızlık referandumunun ardından gergin olan Irak-IKBY ilişkileri kopma noktasına geldi.
16 Ekim’de Irak merkezi Yönetimi ve Haşdi Şabi güçlerinin Kerkük’e düzenlediği operasyonda peşmerge direniş göstermeden geri çekildi. IKBY’ye bağlı tartışmalı bölgeler merkezi Irak yönetimin denetimine geçti.
Kerkük operasyonunun ardından Mam Celal Talabani’nin kurucusu olduğu KYB ve KDP birbirlerini ihanetle suçlarken muhalefetteki Goran Hareketi Barzani’nin istifasını istedi.
Peki Barzani görevi neden dün bıraktı, şimdi ne olacak?
1- PARLAMENTO NEDEN DÜN TOPLANDI?
Kürdistan Bölgesel Yönetimi, 1 Kasım tarihinde hem başkanlık hem de parlamento seçimleri için sandığa gidecekti. Ancak bağımsızlık referandumu sonrasında yaşanan gelişmeler sırasında partilerin gerekli sürede aday göstermediği gerekçesiyle seçimler ertelendi. Bu durum, Barzani’nin iki yıl önce IŞİD tehdidi dolayısıyla seçim düzenlenmeden uzatılan görev süresinin bir kez daha uzatılmasını gerektiriyordu. Kürdistan parlamentosu da dün, başkanlık yasasını ve başkanın görev süresini ele almak için toplanacaktı. Ancak oturumdan bir gün önce, Barzani’nin kendisinden istifa sinyali geldi.
2- BARZANİ NE DEDİ?
Mesud Barzani’nin görevini bırakacağına dair ilk işaret parlamento oturumundan bir gün önce geldi. IKBY Parlamentosu’nun Başkan Yardımcısı Cafer İbrahim Eminki, Cumartesi akşamı yaptığı açıklamada Barzani’nin parlamentoya pazar günü okunmak üzere bir mektup gönderdiğini, görev süresinin 1 Kasım’dan sonrasına uzatılmamasını ve yetkilerinin paylaştırılmasını istediğini söyledi.
Barzani ise dün mektubunun okunmasından önce televizyonda Kürdistan halkına seslendi. Iraklı Kürt lider kararını “Başkanlıktan önce olduğu gibi başkanlıktan sonra da ben aynı Mesud Barzani’yim. Yani peşmerge olan Mesud Barzani’yim. Değerli halkım, ben hep sizin peşmergenizim. Kürt halkının mücadelesi meşrudur ve bu mücadele devam edecektir” ifadeleriyle duyurdu.
Barzani’nin mesajında, Irak ordusu ve Haşdi Şabi karşısında Kerkük’ten çekilmekle suçlanan Kürdistan Yurtseverler Birliği ile Erbil’in geleneksel müttefiki ABD’ye de sert eleştiriler vardı. Barzani KYB’nin tavrını ‘ihanet’ olarak niteledi: “Kerkük için iyi bir hazırlık yapmıştık. Maalesef 16 Ekim gecesi bu büyük ihanet gerçekleşti. 16 Ekim gecesi, peşmerge ve halkımıza zehirli bir hançer sapladılar. 16 Ekim’deki bu ihanet olmasaydı durum çok daha farklı olacaktı.”
ABD’yi de, İran destekli Haşdi Şabi’ye sessiz kalmakla suçladı:
“Irak ordusu ve Heşdi Şabi güçleri, ABD’nin gözleri önünde ve onların silahlarıyla Kürdistan’a saldırdı. ABD buna neden sessiz kaldı? Bu soruların sorulması lazım çünkü onların silahlarıyla peşmergelerimiz şehit edildi. Kerkükte yaşananlar büyük bir ihanetti ve bu ihanetle Kerkük teslim edildi. Peşmerge çekildi ve Heşdi Şabi ile Irak ordusu hiç bir zorluk çekmeden Kerkük ve tartışmalı bölgelere girdi. Saldırı kararını çoktan almışlardı ve referandumu bahane ettiler.”
Iraklı Kürt lider, bağımsızlık referandumuna karşı çıkanları da şu sözlerle eleştirdi:
“Biz iyi niyetle özgür ve demokratik bir Irak için çaba sarf ettik. Ancak bunların demokrasi, hak ve hukuktan anlamadıklarını gördük. Bunların zihniyetleri buna müsaade etmiyor. Barışçı bir halk, demokratik bir şekilde haklarını istiyor ve buna karşı çıkıyorlar. Bir kez daha anlaşıldı ki Kürdistan halkının tek dostu kendisidir. Biz her kesimin kendini ifade edebileceği bir Irak için ‘Evet’ dedik.”
3- PARLAMENTODA NE OLDU?
Barzani’nin mesajlarının yarattığı karmaşanın gölgesinde düzenlenen parlamento oturumuna, muhalefetteki Değişim Hareketi (Goran) ve Kürdistan İslami Grubu (Komel) dahil tüm partiler katıldı. Oturumun kapalı yapılması kararının ardından, gerilim de gecikmedi. Önce, Goran’ın Barzani’nin yetkilerinin nasıl paylaştırılacağı konusundaki bir yasa tasarısına karşı çıktığı haberi geldi.
Goran, yetkilerin önerildiği gibi Kürdistan hükümeti, parlamentosu ve Yargı Konseyi arasında paylaştırılmasına karşı çıkıyor, meclis başkanına devredilmesini istiyordu. Oturuma bu nedenle çıkan tartışma sonrası bir saat ara verildi. Ardından da Barzani’nin istifası 70 oyla kabul edildi. 23 vekil karşı oy kullandı.
4- ŞİDDET NASIL PATLAK VERDİ?
Bu sırada, parlamento önünde toplanan silahlı ve sopalı bir grup, Goran vekili Rabun Maroof’u gün içinde televizyona verdiği demeçte Barzani ve peşmergeye hakaret etmekle suçlayarak binaya girdi. Bazı parlamenterlerin Genel Kurul salonunda ve ofislerinde mahsur kaldığı olaylar sırasında, NRT ve KNN muhabirleri yaralandı. Rojnews muhabiri de bu saldırıya hedef oldu ve kamerası kırıldı.
5- ŞİDDET YATIŞTI MI?
Goran ve KYB’den yapılan açıklamaya göre, iki partinin Duhok civarındaki bazı binaları gece ateşe verildi ve yağmalandı. Barzani’nin lideri olduğu Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), kendi kalesi sayılan Duhok’taki bu şiddet olaylarını kınadı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi hükümetiyse halka itidal çağrısı yapıp saldırganların yargı önüne çıkarılacağını duyurdu.
6- BUNDAN SONRA NE OLACAK?
Barzani’nin istifasından sonra hem Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin iç siyaseti hem de bağımsızlık referandumu bağlamında Bağdat’la ilişkilerin seyri dikkatle izlenecek. IKBY hükümetinin sekiz ay sonra düzenlenecek genel seçimlere kadar iç siyasetten gelen baskıya ne kadar direneceği, resmen kurulduğu 2005’ten bu yana IKBY’yi yöneten Barzani’nin istifasının Bağdat’la ilişkilere nasıl yansıyacağı merak konusu.
(Kaynak: Gazete Duvar)

CHP'li Ağbaba: Tutuklu ve hükümlü sayısı yüzde 300 arttı

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, AKP’nin iktidara geldiği dönemde cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısının 59 bin 429 olduğunu, bu rakamın 15 yılda 229 bin 790’a ulaşarak yüzde 300’lük artış yaşandığını ifade etti.
Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayılarındaki artış ile ilgili Meclis araştırması açılması için önerge veren Ağbaba, özellikle OHAL ilanıyla birlikte cezaevlerindeki doluluk oranının en üst noktaya ulaştığını kaydetti.
Son 5 yılda cezaevlerinin nüfusunun 97 bin kişi arttığını söyleyen Ağbaba, kapasite fazlası 22 bin tutuklu ve hükümlünün, bazen mutfakta, bazen top oynanan sahalarda, bazen yerde yattığının bilinmesine rağmen, hükümetin suçları önleyecek tedbirler almak yerine, çözümü yeni cezaevleri açmakta bulmasının kaygı verici olduğunu kaydetti.
Veli Ağbaba ve CHP milletvekilleri tarafından TBMM Başkanlığı'na sunulan araştırma önergesinde cezaevleriyle ilgili tutuklu ve hükümlülerin yaşadıkları sorunların tespiti, kapasite üstü cezaevlerinde yaşanılan problemlerin ele alınıp, çözüme ulaştırılması, tutuklu ve hükümlü sayısındaki ürkütücü artışın nedenlerinin araştırılması istendi.
HAKLAR ENGELLENİYOR
Meclis araştırma önergesinde cezaevlerinde yaşananlar şöyle sıralandı: “Stres, sürekli kapalı alanda durma, özellikle F tipi cezaevlerindeki ağır tecrit şartları, günlük 4-5 TL’lik ücretle üç öğün yemeğin çıkartılmaya çalışılması nedeniyle yemeklerdeki kalitesizlik, her türlü rahatsızlık için verilen tek tip diyet yemeği, haftada 10 saat olması gerekirken hemen hiçbir cezaevinde ya hiç uygulanmayan ya da çok az uygulanan sohbet hakkının yeterli bir şekilde uygulanmamasından doğan mağduriyet, doktora acil durumlarda saatler sonra ve normal taleplerde haftalar sonra ulaşım, eksik ya da tamamen yanlış ilaç kullanımı, havalandırma ve iklimlendirme eksiklikleri, nem kontrol eksiklikleri, su sorunu, düzenli sıcak ve soğuk suyun sağlanamaması, sadece günün belli saatlerinde temiz suya erişim vb. gibi tüm hijyenik, çevresel ve bedensel etkiler düşünüldüğünde hapishanelerde mahpusların sağlıklarının ciddi tehditler ile karşı karşıya olduğu değerlendirilmektedir.”

29 Ekim 2017 Pazar

Yüksel Direnişi’nde 355. gün: Polis saldırısında 7 direnişçi gözaltına alındı..!

OHAL KHK’leri ile ihraçlara karşı Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevinin 235, Yüksel Direnişi’nin ise 355. gününde “İşimi geri istiyorum” diyenler öğlen ve akşam saatlerinde bir kez daha sokaktaydı.
“Açlık grevinin 235. günü – Nuriye ve Semih işe geri alınsın” pankartıyla İnsan Hakları Anıtı önünde basın açıklaması yapmak isteyen emekçilere polis saldırdı.
Saldırı sonucunda 7 direnişçi gözaltına alındı.