23 Mayıs 2018 Çarşamba

Sendikalardan Petrol-İş grevinin yasaklanmasına tepki..!

Mersin’de bulunan Şişecam’a bağlı Soda Sanayi A.Ş.’de, anlaşma sağlanamaması üzerine grev kararı alan Petrol-İş Sendikası üyesi işçilerin grevi, bakanlar kurulu kararıyla yasaklandı.
BAKANLAR KURULU PETROL-İŞ GREVİNİ YASAKLADI: MİLLİ GÜVENLİĞİ BOZUCU
Konuyla ilgili açıklama yayımlayan Cam Keramik İş Sendikası bunun AKP hükümetlerinin yasakladığı 15. grev olduğunu hatırlatarak seçimlerden kısa zaman önce yasaklanan bu son grevle işçilerin mağdur edildiğini belirtti.
Açıklamada “İşçilerin patronlara karşı kendini savunabileceği tek silah olan grevlerin yasaklanması karşısında Türkiye işçi sınıfı elbette sandıklarda gücünü gösterecek ve patron dostu bu hükümete artık ‘Tamam’ diyecektir” denildi.
Mevcut yasalar ve uygulamalar ile artık ülkede sendikalı olmanın, grev yapmanın, hak aramanın imkansız hale getirildiği, işçilere sürekli ‘milli güvenliği tehdit ediyorsunuz’ bahanesinin sunulduğunu belirtilen açıklamada “İşçiler bu ülkeyi ayakta tutan, her şeyi üreten ve bu ülkenin gerçek sahipleridir. Son dönemlerde yasaklanan grevlerde de, artık boyun eğmeyeceğini göstermiştir. Yasakların engellerin nasıl aşılacağını metal işçilerinden, Şişecam işçilerinden öğrenmiştir. Grev yoksa Direniş vardır. Bu yasaklar anayasaya ve uluslararası sözleşmelere aykırıdır ve bu yasaklara karşı direnmek işçilerin en doğal ve en meşru haklarıdır. Soda sanayi işçileri direne direne kazanacaktır.” denildi. Soda Sanayi işçilerinin haklı mücadelesinin destekleneceği belirtildi.
Gıda İş: Hükümet patronların dostu olduğunu bir kez daha ispatladı
Gıda İş tarafından yapılan açıklamada ise “İşçilerin insanca yaşamak ve insanca çalışmak için fabrika ve işyerlerinde verdikleri mücadele ülkemiz için asla tehdit olamaz. Hükümetin milli güvenlikten anladığı sadece sermayenin ve patronların çıkarlarıdır. Söz konusu patronların çıkarları olunca hükümet daha önce de defalarca yaptığı gibi milli güvenlik maskesinin arkasına sığınıyor. Patronlara sınırsız teşvikler verilirken, işsizlik fonundan kaynak aktarılırken, kredisiz faizler ile sermayenin eli rahatlatılırken; işçilerin hak aramak için elinde bulunan tek silahı grev hakkı da hükümet tarafından kullandırılmıyor” denildi.
Gıda İş, Bakanlar Kurulu’nun aldığı grev yasağı kararına karşı tüm sendikaları, emek örgütlerini ve emekten yana olan tüm kesimleri Soda Sanayi A.Ş. işçileri ile dayanışmaya çağırdı.

Soda Kromsan işçileri, hükümetin yasağına rağmen greve başladı..!


Mersin'de bulunan Soda Sanayi A.Ş. işçileri greve çıktı. Petrol-İş Sendikası ile işveren arasında toplu sözleşme görüşmelerinde uzlaşma sağlanmaması üzerine gece 00:00' da grev pankartı fabrikaya asıldı. Eyleme Petrol-İş Genel Başkanı Ali Ufuk Yaşar, TÜMTİS Mersin Şube Başkanı Savaş Gürkan, Kristal-İş Mersin Şube Başkanı İbrahim Bulut, EMEP MYK üyesi Sedat Başkavak, EMEP Mersin İl Örgütü destek verdi.
530 işçinin çalıştığı fabrikadaki grev sabaha karşı Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklandı. Grev yasağına tepki gösteren işçiler sık sık “Grev hakkımız engellenemez” sloganı attı. Yasal olan grev haklarını sonuna kadar kullanacağını ifade eden işçiler, kararlı oldukları bu yolda haklarını almadan dönmeyeceklerini belirtti.
'MASAYA DÖNÜŞ OLMAZSA BİZ DE İŞE DÖNMEYİZ'
Fabrika önünde açıklama yapan Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Ufuk Yaşar, işçilerin anayasal hakkı olan grev hakkını gibi kullanmaya devam edeceğini belirtti. Her yerde grevlerinin engellendiğini hatırlatan Yaşar, “Greve hakkımız gasp ediliyor. Elbette buna sessiz kalacak değiliz. Hala vakit geçmiş değil. Gelin bu yanlıştan dönün terk ettiğiniz masaya geri dönün. Şimdi yönetici arkadaşlarımız ile bir değerlendirme yapacağız. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim eğer işveren tarafından masaya dönüş olmazsa bizim de işe dönüşümüz olmaz” ifadelerini kullandı.
İŞÇİLER YASAĞA RAĞMEN GREVİN ARKASINDA
Greve çıkan işçilerden İsmail Canatan, “Yıllardır düşük ücretlerle geçinmeye çalıştıklarını söyleyerek bizleri açlığa mahkum eden ve bir adım ileri gitmemizi istemeyen işverene karşı el ele vererek direnmeye geldik. Bu grevi sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu engellerin hepsini aşıp geçeceğiz. Davamızın sonuna kadar arkasındayız. Yılmayacağız, yıldırmalara karşı duracağız. Grev yasaklandı ama biz grev hakkımızı kullanacağız. Yasalar yasakları emretse de biz o emirleri dinlemeyeceğiz. Kararımızın arkasındayız” dedi.
Grev yasağını işçilerin ekmeklerine vurulan darbe olarak niteleyen işçi Asaf Güçlü ise “Yasal süreçte elimizden gelen bütün mücadeleyi vermiş bulunmaktayız. İşverenle karşılıklı müzakereleri sağlayamadığımız için gece 00.00'dan bu yana greve çıkmış bulunmaktayız. Sabah resmi gazetede yayımlanan genelgeyle grev yasağı kararı olduğunu öğrendik. Biz grevimizi gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Yaşasın işçi dayanışması, yaşasın emekçiler” dedi. İşverenin teklif ettiği miktarın işçileri kölece yaşamaya sürüklemekten başka bir anlama gelmediğini ifade eden Güçlü, “Bundan sonrasını süreç belirleyecek. Umarım her şey işçi için, emekçi için iyi olur. Onun için burada direniyoruz, ekmeğimiz için buradayız. Emeğimizin mücadelesini verip hakkımız olanı almak istiyoruz” dedi.
İşçi Türkel Sarma ise, “60 gün olarak ilan edilen grev erteleme kararını sendika olarak tanımıyoruz. Yasal grev hakkımızı sonuna kadar kullanacağız. İşçiler olarak da sendikamızın almış olduğu kararın kararlı bir şekilde arkasındayız” ifadelerini kullandı.
'DÜŞÜK ÜCRETİ KABUL ETMEYECEĞİZ'
Petrol-İş Genel Mali Sekreteri Turgut Düşova da “8 maddede anlaşamadık. İşveren maaşa 390 brüt veriyor. Biz 740 istedik. İşverenlerin dün tavrı değişti. ‘Makul bir şey söyleyin, yoksa bizim bir şeyimiz yok’ demeye başladılar. Bu kadar zamandır müzakere edilen toplu iş sözleşmesinde bir anda tavırları değişti. Biz kendilerine de söyledik, ‘Kesip attığınıza göre grev yasağına güveniyorsunuz’ dedik. Ama görüyorsunuz işçi kararlı ve düşük ücret dayatmasını kabul etmeyecek” ifadelerini kullandı.
İŞÇİLER METAL GREVİNİ ÖRNEK GÖSTERİYOR
Bir başka Soda Kromsan işçisi ise “Grev ilan ettik yasakladılar. Bize diyorlar ki, ‘OHAL var basın açıklaması bile yapamazsınız. Biz sabah giriş kapısını kapatıp beyaz yakalıları içeri almadık. Şimdi sendika genel başkanı ve yöneticiler toplantı yapıyor. Biz de çıkacak kararı bekliyoruz. Biz 740 liraya kadar indik fakat işveren 390 lira veririm diyor. Bu da nette 200 küsur yapar. Bakanlıkta görüşme olmuş. Bakanlık müsteşarı 450 liraya anlaşın demiş. Biz o toplantıda beyaz yaralılara verilen yüzde 20 zammı hatırlatarak bu teklifi kabul edersek çok düşük bir artış olacağını söyledik. Bu toplu sözleşme dönemi diğerlerine benzemiyor. Önceden çok konuşulmazdı. ‘Metal işçilerinin grevi yasaklandı içeri girmediler, hakkını aldı. O zaman biz de direnir alırız’ diye konuşuluyor.
GREV YASAĞINDA TANIDIK BAHANE: MİLLİ GÜVENLİK(!)
Toplu iş sözleşmesi uyuşmazlıkla sonuçlanan Petrol-İş üyesi Soda Kromsan işçileri 12 Nisan persembe günü grev ilanını işyerlerine asmıştı. 23 Mayıs 00:00 itibarıyla greve çıkan Soda Krom işçilerinin grevi Bakanlar Kurulu tarafından yasaklandı. Soda Sanayii Anonim Şirketine bağlı bazı iş yerlerinde aldığı grev kararı "milli güvenliği bozucu nitelikte görüldüğü" gerekçesiyle 60 gün süreyle ertelendi.
Bakanlar Kurulunun grevin ertelenmesine ilişkin kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.
Buna göre, Soda Sanayii Anonim Şirketine bağlı Mersin ve Adana'da kurulu üç ayrı iş yerinde Petrol-İş Sendikası tarafından alınmış olan grev kararının "milli güvenliği bozucu nitelikte görüldüğü" belirtilerek, 60 gün süreyle ertelenmesi kararlaştırıldı.
Söz konusu karar, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmeleri Kanunu'nun 63'üncü maddesine göre, 17 Mayıs'ta Bakanlar Kurulu tarafından verildi.
Soda Kromsan işçileri, hükümetin yasağına rağmen greve başladı..!
Mersin'de bulunan Soda Sanayi A.Ş. işçileri greve çıktı. Petrol-İş Sendikası ile işveren arasında toplu sözleşme görüşmelerinde uzlaşma sağlanmaması üzerine gece 00:00' da grev pankartı fabrikaya asıldı. Eyleme Petrol-İş Genel Başkanı Ali Ufuk Yaşar, TÜMTİS Mersin Şube Başkanı Savaş Gürkan, Kristal-İş Mersin Şube Başkanı İbrahim Bulut, EMEP MYK üyesi Sedat Başkavak, EMEP Mersin İl Örgütü destek verdi.
530 işçinin çalıştığı fabrikadaki grev sabaha karşı Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklandı. Grev yasağına tepki gösteren işçiler sık sık “Grev hakkımız engellenemez” sloganı attı. Yasal olan grev haklarını sonuna kadar kullanacağını ifade eden işçiler, kararlı oldukları bu yolda haklarını almadan dönmeyeceklerini belirtti.
'MASAYA DÖNÜŞ OLMAZSA BİZ DE İŞE DÖNMEYİZ'
Fabrika önünde açıklama yapan Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Ufuk Yaşar, işçilerin anayasal hakkı olan grev hakkını gibi kullanmaya devam edeceğini belirtti. Her yerde grevlerinin engellendiğini hatırlatan Yaşar, “Greve hakkımız gasp ediliyor. Elbette buna sessiz kalacak değiliz. Hala vakit geçmiş değil. Gelin bu yanlıştan dönün terk ettiğiniz masaya geri dönün. Şimdi yönetici arkadaşlarımız ile bir değerlendirme yapacağız. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim eğer işveren tarafından masaya dönüş olmazsa bizim de işe dönüşümüz olmaz” ifadelerini kullandı.
İŞÇİLER YASAĞA RAĞMEN GREVİN ARKASINDA
Greve çıkan işçilerden İsmail Canatan, “Yıllardır düşük ücretlerle geçinmeye çalıştıklarını söyleyerek bizleri açlığa mahkum eden ve bir adım ileri gitmemizi istemeyen işverene karşı el ele vererek direnmeye geldik. Bu grevi sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu engellerin hepsini aşıp geçeceğiz. Davamızın sonuna kadar arkasındayız. Yılmayacağız, yıldırmalara karşı duracağız. Grev yasaklandı ama biz grev hakkımızı kullanacağız. Yasalar yasakları emretse de biz o emirleri dinlemeyeceğiz. Kararımızın arkasındayız” dedi.
Grev yasağını işçilerin ekmeklerine vurulan darbe olarak niteleyen işçi Asaf Güçlü ise “Yasal süreçte elimizden gelen bütün mücadeleyi vermiş bulunmaktayız. İşverenle karşılıklı müzakereleri sağlayamadığımız için gece 00.00'dan bu yana greve çıkmış bulunmaktayız. Sabah resmi gazetede yayımlanan genelgeyle grev yasağı kararı olduğunu öğrendik. Biz grevimizi gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Yaşasın işçi dayanışması, yaşasın emekçiler” dedi. İşverenin teklif ettiği miktarın işçileri kölece yaşamaya sürüklemekten başka bir anlama gelmediğini ifade eden Güçlü, “Bundan sonrasını süreç belirleyecek. Umarım her şey işçi için, emekçi için iyi olur. Onun için burada direniyoruz, ekmeğimiz için buradayız. Emeğimizin mücadelesini verip hakkımız olanı almak istiyoruz” dedi.
İşçi Türkel Sarma ise, “60 gün olarak ilan edilen grev erteleme kararını sendika olarak tanımıyoruz. Yasal grev hakkımızı sonuna kadar kullanacağız. İşçiler olarak da sendikamızın almış olduğu kararın kararlı bir şekilde arkasındayız” ifadelerini kullandı.
'DÜŞÜK ÜCRETİ KABUL ETMEYECEĞİZ'
Petrol-İş Genel Mali Sekreteri Turgut Düşova da “8 maddede anlaşamadık. İşveren maaşa 390 brüt veriyor. Biz 740 istedik. İşverenlerin dün tavrı değişti. ‘Makul bir şey söyleyin, yoksa bizim bir şeyimiz yok’ demeye başladılar. Bu kadar zamandır müzakere edilen toplu iş sözleşmesinde bir anda tavırları değişti. Biz kendilerine de söyledik, ‘Kesip attığınıza göre grev yasağına güveniyorsunuz’ dedik. Ama görüyorsunuz işçi kararlı ve düşük ücret dayatmasını kabul etmeyecek” ifadelerini kullandı.
İŞÇİLER METAL GREVİNİ ÖRNEK GÖSTERİYOR
Bir başka Soda Kromsan işçisi ise “Grev ilan ettik yasakladılar. Bize diyorlar ki, ‘OHAL var basın açıklaması bile yapamazsınız. Biz sabah giriş kapısını kapatıp beyaz yakalıları içeri almadık. Şimdi sendika genel başkanı ve yöneticiler toplantı yapıyor. Biz de çıkacak kararı bekliyoruz. Biz 740 liraya kadar indik fakat işveren 390 lira veririm diyor. Bu da nette 200 küsur yapar. Bakanlıkta görüşme olmuş. Bakanlık müsteşarı 450 liraya anlaşın demiş. Biz o toplantıda beyaz yaralılara verilen yüzde 20 zammı hatırlatarak bu teklifi kabul edersek çok düşük bir artış olacağını söyledik. Bu toplu sözleşme dönemi diğerlerine benzemiyor. Önceden çok konuşulmazdı. ‘Metal işçilerinin grevi yasaklandı içeri girmediler, hakkını aldı. O zaman biz de direnir alırız’ diye konuşuluyor.
GREV YASAĞINDA TANIDIK BAHANE: MİLLİ GÜVENLİK(!)
Toplu iş sözleşmesi uyuşmazlıkla sonuçlanan Petrol-İş üyesi Soda Kromsan işçileri 12 Nisan persembe günü grev ilanını işyerlerine asmıştı. 23 Mayıs 00:00 itibarıyla greve çıkan Soda Krom işçilerinin grevi Bakanlar Kurulu tarafından yasaklandı. Soda Sanayii Anonim Şirketine bağlı bazı iş yerlerinde aldığı grev kararı "milli güvenliği bozucu nitelikte görüldüğü" gerekçesiyle 60 gün süreyle ertelendi.
Bakanlar Kurulunun grevin ertelenmesine ilişkin kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.
Buna göre, Soda Sanayii Anonim Şirketine bağlı Mersin ve Adana'da kurulu üç ayrı iş yerinde Petrol-İş Sendikası tarafından alınmış olan grev kararının "milli güvenliği bozucu nitelikte görüldüğü" belirtilerek, 60 gün süreyle ertelenmesi kararlaştırıldı.
Söz konusu karar, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmeleri Kanunu'nun 63'üncü maddesine göre, 17 Mayıs'ta Bakanlar Kurulu tarafından verildi.
AKP döneminde yasaklanan grevler
AKP iktidara geldiği 2002’den bu yana 15 grevi yasakladı. Yasaklanan 15 grevin 7’si OHAL döneminde.
AKP iktidara geldiği 2002’den bu yana tam 15 grevi yasakladı. Yasaklanan en son grev, Soda Kromsan işçisinin grevi oldu
İşte AKP’nin OHAL’den önce ve sonra yasakladığı grevler:
1) AKP Hükümetinin yasakladığı ilk grev 1 Temmuz 2003’te Petrol-İş’in örgütlü olduğu Petlas Lastik Sanayi ve Ticaret AŞ’deki grev oldu.
2) Hükümet 8 Aralık 2003’te, Kristal-İş üyesi 5 bin Paşabahçe işçisinin grevini daha başlamadan yasakladı.
3) Camda yasağın kalkmasının ardından, Paşabahçe işçileri 30 Ocak 2004 günü greve yeniden başladı. Ancak AKP, grevi ikinci kez yasakladı. Milli güvenliği bozucu gerekçesine genel sağlık gerekçesi de getirildi.
4) 21 Mart 2004’te Lastik-İş’in toplu iş sözleşmesi görüşmeleri anlaşmazlıkla sonuçlanınca 20 ayrı fabrikada 5 binin üzerinde işçinin aldığı grev kararı Bakanlar Kurulu tarafından yasaklandı.
5) 1 Eylül 2005’te, Türkiye Maden-İş’in örgütlü olduğu Erdemir Madencilik’teki grev yasaklandı.
6) 27 Haziran 2014’te 5 bin 800 işçinin Şişecam’a bağlı 10 cam fabrikasında 8 gündür sürdürdüğü grev, genel sağlığı ve milli güvenliği bozucu nitelikte olduğu gerekçesiyle yasaklandı.
7) 21 Temmuz 2014’te ise Bakanlar Kurulu, Çöllolar Kömür Sahası işyeri ile Çayırhan Kömür İşletmesinde, Türkiye Maden İşçileri Sendikası tarafından alınan grev kararını, genel sağlığı ve milli güvenliği bozucu nitelikte olduğu gerekçesiyle yasakladı.
8) 30 Ocak 2015’te Bakanlar Kurulu, Birleşik Metal-İş’in, aralarında Anadolu Isuzu, Demisaş Döküm, Federal Mogul, Sarkuysan ve Türk Prysmian Kablo’nun da olduğu 22 fabrikada uyguladığı grevi yasakladı.
9) AKP’nin OHAL’i fırsat bilerek yasakladığı ilk grev Asil Çelik oldu. AKP, toplu iş görüşmelerinde anlaşmaya varılamaması üzerine Asil Çelik’te 18 Ocak 2017’de başlayacak grevi yasakladı.
Asil Çelik'te bugün başlayacağı ilan edilen grev yasaklandı
10) Birleşik Metal-İş’in örgütlü olduğu EMİS’e bağlı işyerlerinde 20 Ocak 2017’de başlayan grev, Erdoğan’ın da imzasının bulunduğu bir kararla ‘milli güvenliği bozucu’ nitelikte olduğu gerekçe gösterilerek yasaklandı.
11) 20 Mart 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan kararla, Akbank grevi ‘Ekonomik ve finansal istikrarı bozucu nitelikte’ olduğu gerekçesiyle başlamadan yasaklandı.
Akbank grevi AKP'nin yasakladığı 11. grev
12) 22 Mayıs 2017 tarihli Resmi Gazete’de yer alan kararla Şişecam işçilerinin 24 Mayıs 2017’de başlatacağı grev “Milli güvenliği bozucu nitelikte olduğu” gerekçesiyle başlamadan yasaklandı.
13) Mefar İlaç Fabrikası'nda toplu sözleşme görüşmelerinden sonuç alınamaması üzerine alınan grev kararı Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklandı. 5 Haziran 2017 tarihinde alınan kararda, “genel sağlığı bozucu nitelikte görüldüğünden” ifadeleri yer aldı.
14) MESS sözleşmesi kapsamında 130 bin işçiyi kapsayan ve 2 Şubat'ta (2018) başlayacak olan grev, Bakanlar Kurulu’nun kararı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ıın onayıyla yasaklandı. Yasaklama kararının, patron sendikası MESS'in işçi sendikalarıyla yapacağı görüşme gününde alınması dikkat çekti.
15) Petrol-İş üyesi Soda Kromsan işçilerinin Adana ve Mersin'de aldığı grev kararı grevin başlayacağı gün olan 23 Mayıs 2018'de Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklandı.
Soda Kromsan işçileri, hükümetin yasağına rağmen greve başladı
AKP döneminde yasaklanan grevler
OHAL DÖNEMİNDE KAPSAMI GENİŞLETİLDİ
AKP, OHAL döneminde çıkardığı 678 sayılı KHK ile grev yasağı kapsamını genişletti. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 63. maddesinde “Karar verilmiş veya başlanmış olan kanuni bir grev veya lokavt genel sağlığı veya milli güvenliği bozucu nitelikte ise Bakanlar Kurulu bu uyuşmazlıkta grev ve lokavtı altmış gün süre ile erteleyebilir” olarak yer alan grev erteleme koşullarına “büyükşehir belediyelerinin şehir içi toplu taşıma hizmetlerini, bankacılık hizmetlerinde ekonomik veya finansal istikrarı bozucu nitelikte olması” durumu eklendi.
‘GREV YASAKLARINI DARALTTIK’ DEMİŞTİ
Başbakan Binali Yıldırım Haziran ayının ilk günlerinde Çankaya Köşkü’nde işçi, patron ve kamu emekçileri sendikalarının temsilcileriyle iftarda bir araya gelmiş ve grev ve lokavt yasaklarının alanlarını daralttıklarını iddia etmişti.
ERDOĞAN, OHAL İLE GREVE MÜSAADE ETMEDİKLERİNİ İTİRAF ETMİŞTİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan 'OHAL'i patronlar rahat etsin, işçiler greve çıkamasın' diye kullandıklarını itiraf etmişti.

Bahçeli'den çete başı Alaattin Çakıcı'ya ziyaret..!


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Kırıkkale’de hükümlü bulunan ancak Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi’nde 'tedavi gören' organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’yı ziyaret etti. Çakıcı geçmişte çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek, yaralamaya azmettirmek, araba kurşunlamak, cinayete azmettirmek ve Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlarından hüküm giymişti.
İşte Bahçeli'nin 'Yiğit kardeşleri' Alaattin Çakıcı ve Kürşat Yılmaz
Bahçeli'nin af istediği Çakıcı'dan HDP'lilere tehdit
Bahçeli’den Çakıcı’ya özel heyet... İşte belgesi
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’ya hastaneye kaldırıldıktan sonra geçmiş olsun dileklerini ilettiği öğrenilmişti.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, twitterdan paylaştığı mesajda "Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Sayın devlet bahçeli , rahatsızlanan Alaattin Çakıcı’yı tedavi gördüğü Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi’nde ziyaret ediyor" diyerek ziyaretten fotoğraflar paylaştı.
Resmi Twitter'da görüntüleResmi Twitter'da görüntüleResmi Twitter'da görüntüleResmi Twitter'da görüntüle
E. Semih Yalçın
✔
@E_SemihYalcin
Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Sayın Devlet Bahçeli, rahatsızlanan Alaattin Çakıcı’yı tedavi gördüğü Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi’nde ziyaret ediyor.
NE OLMUŞTU?
Bahçeli, AKP’nin kabul etmediği “genel af” önerisinde Çakıcı’dan, “ülkü ve ülke sevdalısı olan, davalarının gözü kara yiğitleri olarak bilinen mesela Alaattin Çakıcı , mesela Kürşat Yılmaz, 100 bin ülkücünün imzasıyla aday gösterilseydi, bu kahramanlarımız için de cezaevinden çıkarılmaları için bir kampanya yapılacak mıydı?” ifadeleri ile bahsetmişti. Çakıcı, Bahçeli’nin bu önerisi karşısında, “Ömrünü adı gibi devlete adayan Sayın Bahçeli’nin Meclis’te benimle ve arkadaşım Kürşat Yılmaz’la ilgili ayrıca tüm kader mahkumları ile ilgili söylemlerinden dolayı kendilerine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullanmıştı. Çakıcı’nın, “Seçimlere 15 gün kala mutlaka bir yazı daha yazacağımın bilinmesini isterim” açıklaması da dikkat çekmişti. Çakıcı, kısa bir süre sonra hükümlü bulunduğu Kırıkkale Keskin T Tipi Kapalı Cezaevi’nden Kırıkkale Yüksek İhtisas Devlet Hastenesi’ne kaldırılmıştı.
ALAATTİN ÇAKICININ HÜKÜM GİYDİĞİ SUÇLAR
- Gazeteci Hıncal Uluç'u yaralamaya azmettirmek davasında 3 yıl 4 ay hapis cezası verildi.
- 15 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan Karagümrük Spor Kulübü Lokali'ne yönelik 26 Mart 2000 tarihinde düzenlenen silahlı saldırıyla ilgili davada, "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek" suçundan 3 yıl 4 ay, müessir fiile azmettirmekten de 14 yıl 9 ay cezaya çarptırıldı. Yargıtay çete suçundan verilen cezayı onarken, müessir fiile azmettirme cezasında usul eksikliği buldu.
- Borsacı Adil Öngen'in arabasının kurşunlanmasıyla ilgili olarak 10 yıl 10 ay cezaya çarptırıldı.
- Uludağ'da, 1995 yılında eski eşi Nuriye Uğur Kılıç'ın öldürülmesi olayında azmettirici olduğu iddiasıyla yargılandı ve 2006 yılında Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından önce ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, Kılıç'ın Çakıcı'ya söylediği "Öcalan senden daha şerefli" sözü nedeni ile tahrik indirimi yaptı ve neticede Çakıcı'ya 19 yıl 2 ay hapis cezası verdi.
- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği gerekçesiyle 10 ay hapis cezası verildi.


Bedenini Toprağa, Yaşamını Tarihe Bırakan Ali Ekber Yürek Yoldaş Ölümsüzdür..!


Ali Ekber Yürek yoldaş 1957 yılında Dersim'de yoksul bir Kürt ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Yaşamı yoksulluk içinde geçen Ali Ekber yoldaş bir yandan okudu diğer yandan çalışarak yaşamın zorluklarını daha küçük yaşından itibaren omuzladı. Ortaokul ve liseyi Dersim’de okuyan Ali Ekber yoldaş Tokat Öğretmen okulunu devam etti. Öğretmen oldu ama devrimci kavgaya daha sıkıca sarılarak bir yandan çocukları eğitirken, öte yandan emekçileri devrim ve sosyalizm savaşımına katmaya çalıştı. TKP-ML Hareketi'nin bir militanı olarak gittiği her yere devrim ve sosyalizm rüzgarını taşıdı. Onun için esas olan emekçileri devrim için örgütleyip kavgaya seferber etmekti.
Zor dönemlerin sesiz ve sakin komünist militanı olarak öne fırlayan Ali Ekber Yürek yoldaş, 1980 12 Eylül askeri faşist darbesi kapıyı çaldığında eğilip-bükülmeden, daha büyük sorumluluklar üstlenmek, açılan gedikleri kapatmak, yığınları faşist cuntaya karşı kavgaya katmak için öne atıldı. Bir çok abbas yolcunun mücadeleyi terk ederek düzene döndüğü süreç, Ali Ekber yoldaş kavgaya daha bir bilenmiş ve daha ileri görevler üstlenerek yanıt veriyordu.
Ali Ekber yoldaş Dersimden aranması nedeniyle öğretmenliği terk ederek profesyonel devrimci olarak TKP-ML Hareketinin Maraş-Elbistan bölge sorumluluğunu üstlendi. Kısa zamanda ağır başlı olgun ve proleter özellikleriyle emekçilerin sevgi ve sempatisini kazanan Ali Ekber yoldaş, düşmanın en fazla arananlar arasına girdi. Gözaltına alınıp işkenceye çekilen hemen herkese Musa soruluyordu. Polis- Jandarma her yer de Musa yani Ali Ekber yoldaşı ararken o dağılan örgütleri toparlamak ve faşist cuntaya karşı emekçileri örgütleyip mücadeleye seferber etmeye çalışıyordu .
Nihayetinde Ali Ekber yoldaş sahte kimlikle bir yoldaşın evinde yakalanıp Maraş’ta işkence evi kullanılan Afşin’e götürüldü. Polis Ali Ekber yoldaşı gözaltına alınanlarla karşılaştırarak gerçek kimliğine ulaştı. Bundan sonrası, günleri bulan en ağır işkenceler maruz kalan Ali Ekber yoldaşın vücudu ancak 25 Mayıs 1981’e kadar dayanabildi.
Biliyoruz ki, faşist-gerici karşı devrim güçleri, işçi sınıfı ve emekçi yığınların politik gelişimini önlemek için değişik savaş hilelerine baş vurarak, olmadık şiddet yöntemleri ile devrim ve sosyalizm önderlerini ve militanlarını imha etme yolunu tutar. İmparatorluğun yüzlerce yıllık deneyiminin mirasçısı olan T.C. devleti gelişkin bir sınıf ve karşı-devrimci mücadeleye sahiptir. Bir köpek gibi burnu iyi koku alır ki, işçi sınıfı ve emekçi yığınlar bağımsız devrimci bir politik zeminde örgütlenemezse, direnip karşı koymazsa zaferi yakalayamaz. Onun içindir ki sınıflar savaşımı zorlu ve dirençli bir iştir. Bu zorlu kavgada şehitler vermeden mücadele başarı sağlanmaz ve ilerleme yakalanmaz.
Buradan hareket ettiğimizde, düşlerimiz kadar gerçektir devrim ve sosyalizm şehitlerimizin ölümsüzlüğü. Çünkü onların yaşamı her bakımdan gerçeğin kendisiydi. Biliyoruz ki gerçek ise devrimcidir. Gerçek hem sonludur, hem sonsuz. Bedenlerini toprağa, yaşamlarını tarihe bırakanlar asla ölmez. Biliyoruz ki tarihin tanıtladığı bir gerçeklik var oda: devrimciler ölür, ama devrim davası sürer.
İşte K. Maraş işkencehanelerin de devrimin onurunu koruduğu ve devrim ve sosyalizm bağlılığını sürüdüğü için 25 Mayıs 1981 yılında ağır işkenceler sonucu hunharca katledilen Ali Ekber Yürek yoldaşı 38. yılında saygıyla anıyor ve yarım bıraktıklarını tamamlayacağımız söz veriyoruz.
Ali Ekber Yürek Yoldaş Ağır İşkencelerden Geçirilerek Katledildi..!
Kahramanmaraş’ta 12 Eylül’den sonra 'intihar etti' denilerek gömülen Ali Ekber Yürek’in işkencede öldürüldükten sonra intihar süsü verilmek istendiği için asıldığına dair yıllar sonrasında tanıkların ifadeleri ortaya çıktı. Yürek’in otopsisine katılan Prof. Dr. Nevzat Özcan'ın ölümden 31 yıl sonra alınan ifadesinde, "Bence onu bir başka kişi astı” dedi. Prof. Özcan ayrıca Yürek’in vücudunun bir çok noktasında darp izi ve morarma bulunduğunu belirtti. Konuya ilişkin 2010 yılında soruşturma başlatılmıştı.
25 mayıs 1981 yılında gözaltında intihar ettiği öne sürülen Ali Ekber Yürek işkencede öldürülüp intihar süsü vermek için asıldığına ilişkin üç yeni tanığın ifadesi ortaya çıktı.
O tarihte Afşin’de pratisyen hekim olarak çalışan, bugün Kayseri Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapan Prof. Dr. Nevzat Özcan, Yürek’in ölü muayenesini bizzat gerçekleştirdiğini belirterek, “Kendisinin ölü muayenesini yaparken vücudunun bir çok yerinde, yüzünde, sırtında, göğsünde, bacaklarında hematom dediğimiz deri altı darp ve cebir izleri vardı. Bunlar morarma olarak deriye yansıyordu” dedi. Ali Ekber Yürek’in yüksekçe bir yerde asılı bulunduğunu anlatan Özcan, “Asıldığı ip duvardaki su borusuna bağlıydı. Buraya kendisini bu şekilde asması, ancak aklı dengesinin yerinde olmaması ile mümkündür. Elleri serbestti. Bence bu onu bir başka kişinin astığını gösterir” şeklinde konuştu. Askerlerin işkence uyguladıkları kişiler için kendisinden rapor istediklerini vurgulayan Özcan, “Askerler sürekli yaralanan şahısları göndereceklerini, rapor vermemi söylediler. Ben de ne bulgu varsa onu yazarım deyince Kahramanmaraş Merkez’de cildiyeci var ona götürürüz dediler” dedi.
'Konuşturamadık, konuştursak çok adam yakalanırdı, intihar etti'
Afşin Sağlık Ocağı’nda sağlık memuru olarak çalışan Mustafa Sönmez ise “Yürek’in asılı vaziyette durduğu yer, su borusu vanasının geçtiği yerdi. Yüksekliği iki buçuk metreydi. Buraya bir kişinin kendisini asması zor gibi duruyordu. Çünkü iki duvarın birleştiği yerde su vanası vardı” dedi.
Afşin Adliyesi Yazı İşleri Müdürlüğü yapan Ufuk Göngördü de Yürek’in intihar ettiğinin haber verilmesinden sonra olayın meydana geldiği eğitim enstütüsü binasına gittiklerini, kapıda kendilerini Tuğgeneral Yusuf Haznedaroğlu’nun karşıladığını ve “Konuşturamadık. Konuştursak çok adam yakalanırdı. İntihar etti” dediğini anlattı. Yürek’in cesedi üzerinde inceleme yaptıklarını kaydeden Güngördü, “Yanakları morarmış vaziyetteydi. Bu morarmanın darbeye bağlı olduğu anlaşılıyordu. Çünkü yanakları şişmişti. Sağa sola çevrildiğinde göğüs kısmından tıkırtı şeklinde ses geliyordu. Sırtı morarmış ve şişmişti. Vücuduna darbe aldığı her halinden belliydi. Bacaklarının birisinde kırık var gibiydi. Çünkü bacakları tek tek kaldırıldığında bütün olarak kalkmıyordu. Birinde diz kapağı altında bükülme oluyordu” şeklinde konuştu.

El Kaide'den yargılanan isim, AKP'de birinci sıradan milletvekili adayı..!


24 Haziran seçimleri öncesinde partilerin aday listeleri Yüksek Seçim Kurulu'na teslim edildi. AKP'nin Van listesinde ise sürpriz bir isim yer aldı.
Odatv'nin haberine göre daha önce Van'dan AKP Belediye Başkan adayı da olan Osman Nuri Gülaçar, AKP'den 24 Haziran'da 1. sıradan milletvekili adayı gösterildi.
Gülaçar, Gülaçar, 15 Ekim 2009 tarihinde Van Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerince El Kaide’ye yönelik operasyonda 16 şüpheli ile birlikte gözaltına alınmıştı.
Şüphelilerden Osman Nuri Gülaçar ile birlikte 3 kişi tutuklanmıştı. İki ay cezaevinde kaldıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilen Gülaçar, yargılandığı Van 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde beraat etmişti. Gülaçar'a "El Kaide Yapılanmasının Van'daki Sorumlusu" suçlaması yöneltilmişti.
Ayrıca Odatv'de yer alan haberde, Gülaçar AKP'den belediye başkan adayı iken Van’da düzenlenen karşılama mitinginde Hizbullah bayrakları açılmıştı.
Ocak 2014'te Van merkezli El Kaide operasyonunda da Gülaçar'ın evi aranmıştı. Gülaçar da 2014 yılının Ocak ayında yaptığı basın açıklamasıyla hakkında yazılanları doğrulamış ve, “Emniyet, gerekse savcılıktan yapılacak bir davete icabet edebileceğimiz bilinmesine rağmen, saat 05.00'da arama yapılmak istenmesi manidardır. Buna rağmen yapılan aramalarda hiç bir suç unsuru bulunmamıştır. Hakkımızda hiçbir gözaltı kararı da yoktur. Aramanın gerekçesi hakkında da bilgi vermeyeyim. Benim gözaltına alındığım yönünde çirkin iftira kampanyası başlatılmıştır. Daha önce de 2009 yılında asılsız suçlamalarla mağdur edilmiştik. Mağdur edildiğimiz davadan tekrar mağdur edilmek istenmekteyiz” demişti.

Ahmet Şık: Nasıl eleştiri yapacağımıza devlet karar veremez..!


HDP’den milletvekili adayı gösterilen gazeteci Ahmet Şık’ın, Twitter paylaşımları nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 301’in maddesinden yargılandığı davanın üçüncü duruşması bugün görüldü.
Duruşmada söz alan Şık’ın “Hukuksuzlukları nasıl eleştireceğimize devlet karar veremez” demesi üzerine yargıç, salonda bulunan gazetecilerin bilgisayarlarını kapamasını ve not almamasını istedi.
Bianet’te yer alan habere göre Şık’ın, Twitter’dan yaptığı ‘Devletiniz teröristtir’ ve ‘Tahir Elçi’yi tutuklamak yerine katletmeyi tercih ettiler. Katil sürüsü bir mafyasınız’ paylaşımları nedeniyle 301’den yargılandığı davanın üçüncü duruşması İstanbul 17’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde bugün görüldü.
Duruşmada ilk kez beyanda bulunan Şık, söylediklerinin suçlama konusu yapılacak paylaşımlar olmadığını, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi: “Devlete yönelik radikal bir eleştiridir. İnsanlar ‘Devlet katil’ lafına alışkın değil, devlete kutsayan bir gözle bakıyor. Devletin yaptığı hukuksuzlukları sert bir şekilde eleştirmek devleti hukuk çizgisine çekecektir. Burada hukukdışılığa yapılmış bir eleştiri söz konusu. Hukuksuzlukları nasıl eleştireceğimize devlet karar veremez. Devletin bizatihi dahil olduğu olayları, gözaltında kayıpları, yargısız infazları kattığımızda bunların bir terör faaliyeti olduğunu düşünüyorum. Bunu da söylemeye devam edeceğim.”
Mahkemenin yargıcı Mustafa Ün, Şık tam bu sözleri sarf ettiğinde gazetecilerden telefon ve bilgisayarlarını kapatmalarını istedi. Ün duruşmanın geri kalanında gazetecilerin dijital cihazlarda not almalarına da izin vermedi.
Şık şöyle devam etti: “Bu sadece Türkiye Cumhuriyeti’ne dair bir fikir değil. Bugüne dek eline kan bulaşmayan devlet yoktur. Türkiye de bundan bağımsız bir yapıya sahip değildir. Bu dava siyasi iktidarın talimatıyla açılmıştır. Tehdit ve susturma için açılmıştır. Siyasi bir yargılamadır. Devletin hukuksuz uygulamalarının radikal eleştirisi olarak nitelediğim tanımlamarla itirazın görüşüleceği yer mahkemeler değildir. Bunlar ancak sohbet ve tartışmaların konusu olabilir. Bu yargılamanın kendisi de bizatihi o eleştirinin gereğidir.”
Yargıç Ün, esas hakkında savunmanın hazırlanması için süre verirken, davayı da 18 Eylül saat 14:00’e erteledi.
Şık’a, Anadolu Ajansı (AA) muhabiri Kerem Kocalar’ın Başbakanlık İletişim Merkezi’ne (BİMER) yaptığı ihbarın ardından dava açılmıştı.
Kocalar ihbar mektubunda şöyle yazmıştı: “Sosyal medya hesabı olan Twitter üzerinden kendisini gazeteci olarak tanımlayan xxxxxxyandex.commail adresli, Ahmet Şık isimli kişinin attığı twit’lere bakılmasını talep ediyorum. Çünkü adam alenen devleti tehdit ediyor ve bence teröre destek veren içerikler paylaşıyor. Sahmetsahmet kullanıcı adını kullanan şahsı Allah rızası için inceleyin.”
Şık’ın ‘Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama’ suçlamasıyla iki yıla kadar hapsi isteniyor.

22 Mayıs 2018 Salı

HDP'nin Faşist Kuşatmayı Yarması emekçi ve Devrimci-demokrat ve Kürt Hareketinin moral motivazyonuna güç Katacaktır. ..!


Bir yandan AKP’nin başını çektiği Cumhur ittifakı öte yandan çözümü sağa kaymakta arayan başını CHP’nin çektiği Millet İttifakı işçi ve emekçi yığınların çözüm bekleyen sorunlarına yanıt olmaktan uzak bir konumda durmaları HDP etrafından örülen demokrasi ve emek ittifakını alternatif olarak öne çıkardı. Elbette HDP bir devrim partisi değildir. Ama devrimci savaşıma güç katmak ve emekçilerin gücünü birleşik bir hatta örüp ileriye taşımak ve Gezi ruhu yeniden canlandırmak bakımından HDP’nin demokrat bir parti olarak önemli bir işleve sahip olduğu unutulmamalıdır. Mevcut halde yığınların ezici çoğunluğu parlamentoda umut arayışını sürdürdüğü koşullarda devrimci ve sosyalistlerin yığınların örgütlülük ve politik durumlarını dikkate almadan, masa başı öncü savaşçı taktiklerle çizerek pasifizmin bir biçimi olarak görünüşte sol maceracı ama özünde sağcı boykot yada egemen sınıf klikleri arasındaki çelişkiler bizleri ilgilendirmez yaklaşımları özünde  emekçileri burjuvazinin değişik klikleri arasında birisini tercih etmeye zorlamaktan başka bir anlama gelmeyecektir.
24 Haziran baskın seçimleri önceki seçimlerden bir çok bakımdan farklılıklar taşıdığı bir gerçekliktir. Çünkü yürütme erkeni tek kişilik hitler taslağı şeflik yani başkanlık rejimine bırakılıyor ve  devletin yönetim yönlendirmesi sınırlı bir kesimin denetimine bırakarak, meclis tümden bypas edilerek, egemen sınıf klikleri arasındaki savaşımın bir yana itilmesini sağlıyor. Buradan hareket ettiğimizde burjuvazinin emekçi yığınları hangi biçimde yönetip yönlendireceği, emekçileri ilgilendirmez tutumu aslında herşeyi egemen sınıfların inisiyatifine bırakmak anlamına gelir. Devrimci ve komünistler burjuva devletin yönetim biçiminin  devrimci çalışma ve emekçi yığınların savaşımına olanak yaratıp yaratmamak bakımından  yaklaşır ve tek kişilik şeflik rejiminin yığınları zapt-u rapt altına alma ve yarıklar yaratarak kitle hareketini geliştirmede çelişki ve çatışmalarda yararlanmada daha sorunlu, emekçiler için yek pare koyu bir faşizm ve gericilik  olarak dönerken, egemen sınıf klikleri arasında ittifaka dayanan mevcut parlamentonun yasama ve yürütmede etkin olduğu sistem yada daha çok klikler arası çelişki ve çatışmaları dışa vuran daha geniş bir kesimin ittifakına dayanan faşizm ve gericilik, emekçi kitle hareketi ve devrimci hareket bakımından daha fazla olanak ve hareket alanı yaratacak, yarıklarda toplumsal muhalefete demokrasi ve özgürlük mücadelesini geliştirip güçlendirmede önemli bir merhale olacaktır.
  Mevcut halde Türk egemen sınıflarının geleneksel bölünmesi iki seçim bloğu etrafında yineleniyor. Bir yanda faşist AKP-MHP-BBp ve bilumum Cemmatler  "Cumhur" İttifakı, diğer yanda başını CHP’nin çektiği İyi Parti,SP,DP(İyi Parti gibi faşist unsurları da içeren) burjuva-gerici "Millet" İttifakı. Aşağı yukarı birbirine denk nicelikte kuvvetleri biriktiren bu iki bloğun yaşadığı denge durumu ise demokrasi, eşitlik ve emek  bloğunu, yani HDP'yi bu seçimlerin tek muhalif ve alternatif  partisi olarak öne çıkardı.
Anketlerin işaret ettiği sonuçlar, AKP-MHP bloğunun eriyişini çok net biçimde gösteriyor. AKP+MHP'nin oyu 7 Haziran seçimlerinde yüzde 57,16 idi. 1 Kasım'da bu oran yüzde 61,39'a çıktı. 16 Nisan referandumunda (hileli ve gerçeği yansıtmayan resmi sonuçlara göre) AKP+MHP oyu yüzde 51'e geriledi. Bugünkü anketler ise "Cumhur İttifakı"nı yüzde 44-47 bandında gösteriyorlar. Devlet iktidarını (hükümeti değil) bölüşen fiili koalisyon ortakları 3 yıllık faşist dinci iktidarlarının sonunda geriledikleri görülüyorr. Aynı anketlere göre, Cumhurbaşkanlığı seçimi ilk turda sonuçlanmıyor, Meclis çoğunluğu ise muhalefete geçiyor. Ekonomide kriz eğilimi, dış politikada yalıtılmışlık, insanları bezdiren siyasal baskı ortamı, süreklileşen OHAL her geçen gün iktidarın tabanını eritiyor.
Millet İttifakı, 16 Nisan'da yaşanan tabloya benzer biçimde, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Mersin'de önde görünüyor. İyi Parti'nin seçimlere girmesinin engellenememesi, Türk sağında yeni bir saflaşma yaratarak sandık dengelerini değiştirmiş görünüyor. 7 Haziran'dan bu yana Saray merkezli olarak tekleşmiş burjuva siyaset aniden iki kutba bölünmüş durumda. Türk egemen sınıfları bünyesinde yeni bir iktidar alternatifi ortaya çıktı. Kontgerillayla, orduyla, polisle "derin" bağları iyi bilinen Meral Akşener, bu iktidar alternatifinin merkezinde duruyor. Ne var ki, iki blok arasındaki güç dengesini bozacak kilit unsur Kürt halkının ,emek ve  demokrasi güçlerin oyları olacağı için, bu gerçek Akşener etrafında örülen seçeneği etkisizleştiriyor. Kılıçdaroğlu liderliği altında "ortanın sağında" durduğu artık iyice teşhir olan CHP, gösterdiği milletvekili adaylarıyla da sağcı kimliğini bir kez daha tescilledi.
Türk egemen sınıflarının iki bloğa bölünmüş olması, üç yıldır büyük bir baskı altında tutulan devrimci demokratik güçlere nesnel bakımdan yeniden alan açmış oldu. İki sağ bloğa karşı seçimler zemininde bu toplumsal güçlerin temsilini üstlenen HDP, bir anda öne çıktı. OHAL şartları altında zulme zorbalığa direnmiş insanlar yüzlerini HDP'ye döndüler. Oya Ersoy, Ahmet Şık, Veli Saçılık, Erkan Baş, Barış Atay gibi isimlerin adaylığı demokrasi ve emek güçlerinin  birleşik cephesini büyüttü, yeni güçlerin ortaklaşmasını ifade etti. CHP yüzündeki sol maskeyi çıkarıp atarken, HDP emek ve demokrasiden yana olan en geniş güçlerini kapsar bir pozisyona ilerledi. Kürt halk hareketiyle Türkiye halklarının demokratik, sosyalist mücadeleleri daha ileri düzeyde kaynaştı. Gezi ruhu yeniden HDP'nin etrafında örülür hale geldi..
Nitekim HDP belli bir temizlikte yaşanılır hale gelindi. Tutumlarıyla sürekli partinin aleyhinde çalışan Altan Tan'ın Saadet Partisi'ne geçmesi partiyi güçlendirirken, Hizbul-kontranın siyasi temsilcisi olan HÜDA-PAR'a alınan net tutum da partinin emekçi halk arasındaki  saygınlığını yükseltti. Erdoğan'ın baskın seçim kararıyla işçi ve emekçiler  arasında yaratmak istediği şok ve kaygıya, hemen ertesi gün seçim çalışmalarını başlatarak yanıt olan HDP, daha milletvekili listeleri yayımlanmadan sokakları güçlü biçimde tutmaya başladı. 3 yıldır ağır bir devlet kuşatması ve faşist baskı altında bunaltılan şehirlerden özgürlük ezgileri yükselmeye başladı. HDP'nin Cumhurbaşkanlığı adayının hapiste olması kamuoyunda yoğun biçimde tartışılmaya başlandı. Hatta CHP, İYİP, Saadet gibi partiler dahi Demirtaş'ın özgürlüğü yönünde açıklamalar yapmaya itti.
Görülüyor ki, HDP’yi yok etme ve baraj altına itme  çabaları ve tutuklama terörü boşa çıkarıldı . Egemen sınıflar arasında oluşan yeni denge durumu ise HDP'nin yeniden yükselişinin şartlarını yarattı.
Elbette duurma bakarak rehavete düşmek önemli bir hatadır..
AKP-MHP diktatörlüğü baskın seçim ilan ederek umduğu sonuçları kesinlikle alamamıştır. Gelişmeler aleyhlerine seyrediyor. Kuşkusuz bunu seyretmeyecek, başta devlet zoru olmak üzere bin bir türlü araçla gelişmelerin yönünü değiştirmeye çalışacaklardır.
Ne d olsa: "Osmanlı'da oyun bitmez". Osmanlının oyununu bozmak için ,tüm devrimci ve demokrat güçler ama fakat demeden HDP’yi destekleme tutumu içinde olmalıdırlar.