24 Mayıs 2018 Perşembe

Seçmen sayısı 13 ilden fazla olan cezaevlerinde kimler oy kullanabilecek?..!

Nüfusu 13 ilden fazla olan Türkiye cezaevlerinde tutulan yaklaşık 150 bin kişi hüküm giydiği gerekçesi ile oy kullanamayacak. Yargılaması halen devam eden ve “taksirli suç” kapsamında hüküm giyen tutuklular ise oy kullanabilecek.
AKP’nin iktidara geldiği ilk yıllarda Türkiye cezaevlerinde 55 bin kişi bulunuyordu. 27 Kasım 2017 verilerine göre bu sayı 230 bin 735’e çıktı. Cezaevleri nüfusu, Türkiye’nin 13 ilinden daha fazla. 24 Haziran seçimlerine giderken, Türkiye’de sandık kurulacak yerler arasında 384 cezaevi de bulunuyor. Cezaevlerinde yargılaması devam eden tutuklular ile “taksirli suç” kapsamında hüküm giyen tutuklular oy kullanabilecek. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) 26 Nisan 2018 tarihli kararına göre Türkiye’de bulunan cezaevlerinde tutuklu sayısı altının (6) üzerinde olan cezaevlerinde sandık kurulacak. Tutuklu sayısı 6 ve altında olan cezaevlerinde ise, oy kullanma hakkı olan tutuklular en yakın sandıklara götürülerek oy kullanma işlemleri gerçekleştirilecek. YSK, cezaevlerinde sandık başına gitme hakkı olan seçmen sayısını ise 21 Haziran 2018 tarihinde en geç saat 17.00’ye kadar açıklayacak.
150 BİNE YAKIN KİŞİ OY KULLANMAKTAN MAHRUM KALACAK
Cezaevlerinde kurulacak sandıklara dair bilgi veren avukat Mecit Yıldırım, siyasi tutuklulardan hüküm giymemiş olanların oy kullanabileceklerini belirtirken, hüküm giymiş olanlar da “taksir” olmadığı için oy kullanamayacaklarını belirtti. Türkiye cezaevlerinde 16 Nisan 2017 referandumuna göre cezaevlerinde 78 bine yakın kişinin oy kullanma hakkı olduğunu belirten Yıldırım, 24 Haziran seçimlerinde oy kullanacakların sayısının halen netleşmediğine dikkat çekerek, “Bu seçimlerde bu rakamların artacağını tahmin ediyoruz. Çünkü çok fazla gözaltı ve tutuklama yapıldı referandumdan sonra. 1 Kasım 2015 seçimleri ile 16 Nisan 2016 referandumu arasında Türkiye cezaevlerindeki seçmen sayısı yüzde 20’nin üzerinde bir artış olmuştu. Benzer bir artış olduğu tahmin ediliyor ve bu sayı 90 bine yaklaşmış olabilecek. Beraberinde 150 bine yakın kişi de oy kullanamıyor olacak” dedi.
‘İLK DÖRTTE OLAN PARTİLER SANDIK KURULUNA ÜYE BİLDİREBİLECEK’
Cezaevlerindeki sandıklar için bir önceki seçim döneminde ilk dörde giren partilerin sandık kurulu üyesi bildirebileceğini belirten Yıldırım, “Zaten cezaevinin dış güvenliğini jandarma yine sağlayacak. Sandık kurulu üyeleri de sandıkların güvenliğinden sorumlu oluyorlar. Dışarıdaki sandıklardan farklı olarak partiler gözlemci bildiremiyorlar. Sandıkların sayımı da yine sandık kurulu üyelerinin huzurunda gerçekleştirilecek. Sandıklar aynı şekilde kurul üyelerinin gözetiminde İl Seçim Kurulu’na teslim edilecek. Tutuklular da sandıklarda gözlemci olma hakkına sahip değiller” diye aktardı.
Önceki yıllarda cezaevlerinde oy kullanma işlemlerinde sandık kurulu üyeleri nezdinde bir takım ihlaller yaşandığını da bildiren Yıldırım, şimdiye kadar çok ciddi bir vaka ile karşılaşılmadığını söyledi. Partilerin bildirdiği sandık kurulu üyelerinin kabul edilmek zorunda olduğunu belirten Yıldırım, “Kabul edilmediği takdirde partiler ilk olarak ilçe seçim kuruluna, ardından ise il seçim kuruluna bildirebilecekler” diye konuştu.

Aksaray Güvenlik Şube Müdür Yardımcısı: Bu şehirde HDP tabelasını astırmam..!


HDP Aksaray İl Eşbaşkanı Muhitin Yılmaz, Valilikte yaptıkları seçim güvenliği toplantısında Aksaray Güvenlik Şube Müdür Yardımcısının kendisine, "Ben tarafım. Siz Abdullah Öcalan ile aranıza mesafe koymadığınız sürece HDP tabelasını size astırmam" dediğini söyledi.
Aksaray Valiliği tarafından düzenlenen seçim güvenliği toplantısına katılan HDP Aksaray İl Eşbaşkanı Muhittin Yılmaz, kendi partilerine dönük saldırılara ilişkin Aksaray Valisine bilgi verirken, Aksaray Güvenlik Şube Müdür Yardımcısının sözlü saldırısına uğradı.
'PARTİ TABELAMIZ HALA BALKONDA DURUYOR'
Yılmaz, yaşananları şöyle aktardı: "Aksaray Valisi iki gün önce seçim güvenliği adlı bir toplantı gerçekleştirdi. Beni de davet ettiler. Ben de davetine icabet ederek Valiliğe gittim. Toplantıya diğer siyasi parti temsilcileri, Jandarma Komutanı, Güvenlik Şube Müdürü de katıldı. Valilik konuya ilişkin konuşma yaptıktan sonra bizden de görüş istedi. Ben tam o sırada kalkıp HDP'ye yönelik daha önce gerçekleştirilen birçok saldırı olduğunu ve söz konusu saldırılardan dolayı parti tabelamızı asamadığımızı ilettim. Bizim partimiz Aksaray'da daha önce 3 defa saldırıya uğradı. Ve tabelamız şu anda balkonda duruyor. Bunları Valiye aktarırken, birden Aksaray Güvenlik Şube Müdür Yardımcısı sözümü keserek, 'Ben tarafım. Bu şehirde size bu tabelayı astırmam. Abdullah Öcalan ve terörle aranıza mesafe koymadığınız sürece bu tabelayı burada asamazsınız' diye bağırdı."
'DEMEK Kİ SALDIRILARDA ONLARIN DA PAYI VAR'
Söz konusu güvenlik müdür yardımcısının valiyi de konuşturmadığını söyleyen Yılmaz, Valinin ise yaşanan olay karşısında sessiz kaldığını belirtti. Yılmaz, "Bu şehirde güvenlikten sorumlu birinin taraflı olması söz konusu olamaz. Demek ki yaşanan saldırılarda onların da payı var" diye ekledi. Yılmaz, konuya ilişkin Aksaray Valiliği'ne dilekçe yazacağını da belirtti.
BENZER SÖYLEM ANKARA’DA YAŞANMIŞTI
Aksaray Güvenlik Şube Müdürü Yardımcısının söylemine benzer bir söylem de geçtiğimiz haftalarda Ankara'da yaşanmıştı. HDP Çankaya İlçe Örgütü’nün Kuğulu Park’ta açtığı seçim standına gelen bir kadın polis, HDP standı önündeki Tunalı Hilmi Caddesi üzerinde duran siyah bir arabanın 4 kapısını açarak “bozkurt işareti” yapmış ve ardından da “Ölürüm Türkiyem” şarkısını yüksek sesle açarak provokasyon girişiminde bulunmuştu. HDP'lilerin “sizin seçim sürecinde tarafsız olmanız gerekir” demesi üzerine ise polisler “biz hainlerin tarafında değiliz” şeklinde cevap vermişti.


HDP, İstanbul ve Kocaeli’nde iftar programlarında kadınlarla bir araya geldi.


İstanbul’da Halkların Demokratik Partisi (HDP), Gazi Osmanpaşa ilçe örgütü tarafından Karayolları Meydanı’nda iftar programı düzenlendi. İftara HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın yanı sıra çok sayıda kadın ve çocuk katıldı. Kadınlar evlerinden getirdikleri yemekleri birbiriyle paylaşarak ezanın okunmasıyla iftarlarını açtı.
‘ONLARIN ÇALAMAYACAĞI KADAR OY ALMALIYIZ’
İftardan sonra konuşan Hüda Kaya, “Seçim için geri sayıma başladık. Hiçbir seçim döneminde yaşamadığımız şeylerle karşı karşıyayız. Çünkü bizlere normalde resmi olarak 90 günden az seçim tarihi verilmemesi gerekirken yasaları da tanımayıp 60 günlük bir seçim tarihi dayattılar. Bu altmış gün içerisinde örgütlerimiz, ilçelerimiz, yöneticilerimiz kendilerini her açıdan hazır etmeye ve kadrolarımızı, sandık görevlilerimizi hazır etmeye telaşesi içerisinde bulduk. Artık bizim seçim çalışması saatlerimiz geceler olmak zorundadır. İftar programıyla başlayıp sabah namazına kadar gerekirse kapı kapı dolaşacağız derdimizi anlatmaya çalışacağız. Bizler barajın altında kalmayacağımızı biliyoruz. Ama dünyanın en tescilli hırsızıyla karşı karşıyayız. Bunun da farkındayız. Bunlara parmaklarını kaptıran hayatından olur. Onların çalamayacağı kadar oy arttırmamız lazım. Onların bizi baraj altında bırakmayacağı kadar oy almamız lazım. Bunun için elimizden gelen her şeyi yapmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.
HDP Kocaeli Darıca ilçe örgütü de Piri Reis mahallesinde kadınlarla iftar yemeğinde bir araya geldi.

Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde bulunan Hacılar İlköğretim Okulu’nda din derslerine giren köy imamı ..!


Cengizhan Demirhan’ın öğrecilere şiddet uyguladı. Şiddete maruz kalan öğrenciler, mağdur sıfatıyla savcılıkta ifade verdi. Öğrenciler, imam Demirhan’ın kendilerini sürekli olarak süpürge sapıyla darp ettiğini anlatarak, kendisinden şikâyetçi oldu.
11 yaşındaki U.D, “Ayağım çok sıkıştığı için dışarıya doğru çıkarmış şekilde dururken öğretmenimiz gelip elinde bulunan süpürge sapı ile sol bacağımın kaval kemiğine vurdu. Ayağım halen ağırmaktadır ve biraz morluk var” dedi. Dayakçı imam ise işi pişkinliğe vurarak “Yerdeki şişe kapağına tekme atarken öğrenciye geldi” savunması yaptı. Gölbaşı
Kaymakamlığı’nın görevlendirmesiyle Hacılar İlköğretim Okulu’ndaki din derslerine giren köy imamı Cengizhan Demirhan; 25 Nisan’da yerde ayakkabısını bağlayan 11 yaşındaki öğrencisi S.K’ye önce tekme attı. S.K ve diğer öğrencilerin bu durumu rehber öğretmene anlatmasıyla okulda imamın öğrencilere uyguladığı şiddet gün yüzüne çıktı.
Velilerin şikâyeti üzerine Gölbaşı Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatırken, 21 Mayıs’ta 4 mağdur öğrencinin ifadesi alındı. Ankara Barosu Başkan Yardımcısı Erinç Sağkan ve avukat Deniz Özbilgin, çocuklar ve velilerin avukatlığını üstlendi. Öğrenciler, yaşadıklarını şöyle anlattı:
-A.C: Öğretmenimiz genelde sakin bir yapıya sahiptir. Ancak bazen şakayla bazen de ciddi olarak bize vurur. Derse girer girmez süpürge sapını hemen eline alırdı. Genelde bana arkadaşlarım ile konuşurken ya da çöp atmaya kalktığımda sopayla ya da eliyle vururdu. Bir gün arkamı dönüp arkadaşım ile konuşurken sopayla sırtıma vurduğunda sopa sırtımda kırıldı. Ben çok acı çektim.
-U.D: Biz onu sinirlendirecek herhangi bir şey yaptığımızda haklı da olsak, haksız da olsak mutlaka bize vururdu. Sınıfta en çok dayak yiyen A.’dır. Genelde elinde süpürge sapı bulunurdu. Bir gün A. yere eğilmiş şekilde dururken öğretmenimiz elindeki süpürge sapı ile A’nın sırtına vurarak süpürge sapını kırdı.
-B.K: Din öğretmenimiz göreve başladıktan yaklaşık bir hafta sonra sınıf arkadaşlarıma vurmaya başladı. İlk vurduğu an Kuranı Kerim okuması esnasında K’nin sırayı kaçırması sebebiyle ona tekme atmıştı. Genelde eliyle vuruyordu, ikinci dönemden itibaren elinde genelde süpürge sapı bulunuyordu.
-S.K: Sınavdan düşük not aldığımız için bize kurbağa yürüyüşü yaptırıyordu. Ben yerdeyken arkadaşlarım konuşuyor diye bana tekme ile vurdu.
'HİÇBİR ŞEY İSPATLAYAMAZSINI'
Savcılıkta şikâyetçi olan veli Bekir Demirlek, oğlunun dayak yemesiyle ilgili konuşmak için okula gittiğinde müdür Mustafa Kaya’nın “Elinizde belge yok, hiçbir şey ispatlayamazsınız, Milli Eğitim’den müfettişler gelse de burada oturup çay kahve içip giderler” dediğini anlattı.
Demirlek, imamın yanı sıra okul müdüründen de şikâyetçi oldu. Soruşturma kapsamında 10 öğretmen ile okul müdürü Mustafa Kaya tanık olarak dinlenirken, Cengizhan Demirhan’ın ise şüpheli olarak ifadesi alındı. Şüpheli imam Demirhan’ın okuldaki görevlendirmesinin kaymakamlık tarafından iptal edildiği bildirildi.

Doların Ateşi Emekçileri Yakıyor..!


Türkiye de gündem çok hızlı değişiyor. Arkasında yetişmek güçleşiyor. Bugünün gündemi AHP-MHP’nin ittifak içinde dayattığı baskın seçim. Hemen herkes seçimleri konuşuyor. Herkes seçimlere ilişkin hesap-kitap yapıyor. Öte yandan alttan alta gittikçe kötüleşen çok önemli bir konu var: Ekonomi. Ülke ekonomisinin kötüye gittiği konusunda mevcut siyasi iktidar dışında genel bir uzlaşma var. Hatta mevcut siyasi iktidar içerisinde yer yer sesini yüksekçe çıkarmaya çalışanlar bile oluyor. Bu seslerin hemen bastırılmaya çalışılması, seslerin varlığı gerçeğini değiştirmiyor. Onlar da işlerin kötü olduğunu ve daha da kötüleşeceğini biliyorlar.
Ekonominin kötüye gitmesini su üzerine çıkaran önemli göstergelerden biri dolar kurundaki artış. 2002 yılında 1 dolar 1,4 lirayken şu an itibariyle 4,5 lirayı geçmiş durumda. Maalesef tablo hiç iç açıcı değil.
Türkiye’de özel sektörün ve devletin toplam dış borcu 438 milyar dolar ve bu yıl ödenmesi gereken dış borç toplamı 102 milyar dolar. Söylemesi ve yazması kolay olsa da 102 milyar dolar çok büyük para. Bunun yanı sıra Türkiye’nin bu yıl dışarıya yaptığı satış ile dışarıdan aldıkları arasında yaklaşık 50 milyar dolarlık bir farkın oluşacağı öngörülüyor. İsteyen bu rakamları Merkez Bankası internet adresinden kontrol edebilir. Anlayacağınız üzere Türkiye’deki mevcut sistemin çarklarının dönebilmesi için çok muazzam miktarda dolara ihtiyaç var ve bütün dünya da bu gerçeği biliyor. Burada bir duralım ve alınan borçlarla ülkede neler yapıldı buna bir bakalım.
Türkiye’de son on beş yılda çok sayıda duble yol, köprü, tünel, havaalanı, hızlı tren hatları yapıldı. Bunlar belki kulağınıza olumlu şeyler olarak geliyor ama bitmedi. Şehirlerde muazzam bir yapılaşmaya gidildi. Devasa gökdelenler, alışveriş merkezleri, rezidanslar ve yüz binlerce konut üretildi. Yaygın söylem ile para betona gömüldü ve artık konutlar satılmıyor. Ülkenin en büyük ekonomik faaliyeti olan inşaat sektörü durdu. Son kredi indirimleri felâket öncesi son çırpınışlar niteliğinde. Bedeli ağır olacak, ödenecek fatura giderek kabarmaktadır.
Şimdi bu yıl ödenmesi gereken 102 milyar dolar nasıl ödenecek buna bakalım. İlk olarak Merkez Bankasının 80 milyar dolarlık toplam döviz rezervi var. Bunun yanında turizm ve çeşitli ürünlerin dış satımları da ülkeye döviz getirecek. Öte yandan mevcut merkez bankası rezervi, turizm ve ihracat toplamı dış borcu karşılamaya yetmiyor. Bu tabloya yaklaşık 50 milyar dolarlık cari açığı da eklemek lazım. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve özel sektörün çok fazla dolara ihtiyacı var.
Peki, bu işin içinden nasıl çıkılacak? Sistemin izin verdiği tek çözüm: yeniden borçlanılacak. Peki, hangi koşullar altında? Başka ülkelerde risksiz para kazanmak varken sermaye neden kendini Türkiye’de riske atsın? Elbette daha büyük kazanç ve lehte daha büyük tavizlerle mümkün olacak bu çözüm. Bu da borcun yüksek faizle verilmesi demek. Yani dış borcumuz giderek artacak. Peki, devlet bu durumda neye abanacak? Tabii ki vergilere... Özel sektör de işçiye…
Bütün bunlardan bana ne diyorsan kardeşim, çok ciddi yanılıyorsun demektir. Bir şekilde ülkemizdeki tüm dış borçlar devlet garantisindedir. Özel sektörün borçlandığı bankaların garantörü devlettir. Böylece ülkemizdeki mevcut ekonomik sistem gereği devlet bu borçlara kefildir. Seçim geçtikten sonra ekonomi daha da kötüye gidecek. Bunun anlamı pek çok zammın, artan enflasyonun, pek çok iflasın, belki de toplu işten çıkarmaların bizleri beklediğidir. Yaşam koşullarımız daha da kötüleşecek, belki işsiz kalacağız. Belki 2019’da krizi gerekçe göstererek ücretlerimize hiç zam yapmayacaklar. Pek çok sosyal hak tırpanlanacak. İstemesek de borç faturasına ortak edileceğiz. Kapitalist sistem ve onun savunucularının çözümü budur.
Bu kötü durumun karşısında durabilecek tek güç örgütlü işçi sınıfıdır. Bizler milyonlarız, yaşamı var ediyoruz.
İşçi ve emekçiler çok çalışıyor, az kazanıyorlar. Haliyle bu ekonomik krizin sebebi işçi ve emekçiler değil. AKP iktidarı ve sermaye, krizin faturasını Faturayı emekçilerin sırtına yüklemek istiyor. Ama işçiler ve emekçiler krizin faturasını kabullenmemelidir. Kuşku yok ki, bunun yolu da örgütlenmekten ve mücadele etmekten geçer. Başka bir yol ve çıkış emekçiler için yoktur.


Gebze Havzasında iş cinayetleri: 94 işçi yaşamını yitirdi..!


İşçi Sağlığı İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, Gebze Havzası’nda yaşanan iş cinayetleriyle ilgili hazırladıkları raporu açıkladı. Raporda Gebze Havzası’nda 2013’ten bu yana 94 işçinin yaşamını yitirdiği belirtildi.
‘600 işçi meslek hastalığından ölmüş’
Yüzde 92’sini ulusal ve yerel basından, yüzde 8’ini ise işçilerin mesai arkadaşları, aileleri, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri ve sendikalardan öğrendikleri bilgiler doğrultusunda hazırlanan raporda, şu ifadelere yer verildi: “Gebze Havzası’nda 1 Ocak 2013 ila 30 Nisan 2018 tarihleri arasında en az 94 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. ILO ve WHO verilerine göre bir ‘iş kazası sonucu ölüm’ karşılığında yaklaşık 6 ‘meslek hastalığı sonucu ölüm’ olmaktadır. Bu dönemde Gebze Havzası’nda 600’e yakın işçinin meslek hastalıklarından dolayı ölmüş olabileceği öngörülmektedir.”
‘5’i kadın 89’u erkek işçi yaşamını yitirdi’
2013 yılında en az 4, 2014 yılında en az 17, 2015 yılında en az 19, 2016 yılında en az 18, 2017 yılında en az 28 ve 2018 yılının ilk dört ayında en az 8 işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğine dikkat çekilen raporda, “94 emekçinin 88’i ücretli (işçi ve memur), 6’sı kendi nam ve hesabına çalışanlardan (çiftçi ve esnaf) oluşuyor. Ölenlerin 5’i kadın, 89’u erkek işçi. Kadın işçi cinayetleri tekstil ve atık toplama işkollarında gerçekleşti. 8 mülteci, göçmen işçi yaşamını yitirdi. Bu dönemde 4 çocuk işçi can verdi. Ölümler en çok inşaat, taşımacılık, metal, ticaret, büro, ağaç, kâğıt, belediye, genel işler, gıda, kimya ve tekstil işkollarında gerçekleşti. OHAL sonrası iş cinayetlerinde artış gözüküyor. En fazla ölüm nedeni ezilme, göçük, yüksekten düşme ve trafik, servis kazası. Oysa çok basit önlemlerle bu nedenli ölümlerin hepsi önlenebilir” denildi.

AKP beyannamesi 1 kere 'Kürt' 2 kere 'Alevi' gerisi yalan dolan ..!

AK Parti’nin seçim beyannamesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bugün açıklandı. Beyannamede Kürt sorunu ‘güvenlik’ ekseninde ele alınırken, Aleviler için daha önce de iktidar tarafından dile getirilen ‘cemevlerine hukuki statü tanınması’ vaadi yer aldı ancak bu ‘statünün ne olacağı belirtilmedi.
Beyannamenin 24. sayfasında başlayan “Haklar ve Özgürlükler” başlığının “Neler Yaptık?” bölümünde değinilen Kürt sorunu ‘güvenlik’ ve ‘hak ve özgürlüklere garanti’ ekseninde ele alındı. Hak arama konusunda atılan önemli adımlar arasında, “Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkını getirilmesi, kişi güvenliği konusunda, orantısız güç kullanımının cezasının artırılması, gözaltı koşullarının iyileştirilmesi, BM ve Avrupa Konseyi standartlarını karşılayamayan cezaevlerinin kapatılması” yer aldı.
‘KÜRT VATANDAŞLARIMIZIN İNSANİ MESELESİ’
Beyannamede ‘Kürt’ isminin geçtiği tek yerde ise, “Kürt vatandaşlarımızın her türlü insani meselesini demokrasi ve refah sorunu olarak gördük. Ortak tarih ve medeniyet birikimiz ile kardeşlik bağlarımızı ön plana çıkardık. Çukur siyaseti izleyerek vatandaşlarımıza büyük faturalar çıkaranlara karşı kararlı bir şekilde mücadele ettik ve terör örgütünün oluşturduğu mağduriyetleri kısa sürede giderdik. Farklı dil ve lehçelerde devletin resmi kanallarında yayın imkânı sağladık. Siyasi propaganda, sinema, video ve müzik eserlerine yönelik yasakları kaldırdık. Tutuklu ve hükümlülerin yakınlarıyla anadillerinde görüşebilmesi, üniversitelerde farklı dil ve lehçelerle akademik çalışmaların yapılabilmesi ve enstitülerin kurulmasını, bunların orta öğretim kurumlarında seçmeli ders olarak okutulabilmesini, vatandaşlarımızın çocuklarına arzu ettikleri isimleri verebilmesini, farklı dil ve lehçelerde eğitim yapan özel okulların açılmasını mümkün hale getirdik, klavyeleri özgür kıldık” denildi.
AK Parti seçim beyannamesi açıklanıyor: Dijital Türkiye'nin zamanı geldi...
İlgili bölümde ayrıca şunlar yer aldı, “Tüm vatandaşlarımızın hakları ve özgürlükler alanında sorunlarını aşma iradesini ortaya koyarak, aidiyet duygusunu güçlendirdik. Vatandaşlıktan çıkarılanlara haklarını ve yerleşim birimlerine eski isimlerini iade ettik. Farklı dillerin yanı sıra, farklı inanç ve mezhepler konusunda da cesur adımlar attık. İlk defa “Alevi Çalıştayları” düzenleyerek, İslam inancının farklı yorumlarının daha özgür bir ortamda tartışılmasına ve sorunlarının demokratik bir ortamda aşılmasına zemin hazırladık. Roman vatandaşlarımızın Cumhuriyet tarihi boyunca biriken toplumsal sorunlarını çözmek için çalıştaylar düzenledik. Yeni İskân Kanunu ile Romanlara yönelik ayrımcı hükümleri ortadan kaldırdık. İktidarımızın atmış olduğu adımlardan cesaretle yola çıkan Roman vatandaşlarımızın kurduğu dernek ve federasyonların sayısında büyük bir artış yaşandı. İlk defa Roman vatandaşlarımızın sorunlarının çözülmesine yönelik sistematik bir eylem planı uygulamaya koyduk. Azınlıklara ait cemaat vakıflarının mülk edinmelerinin kolaylaştırılması ve özgürlük alanlarının genişletilmesi konusunda esaslı değişikliklere gittik. Örgütlü toplumun bir gereği olarak sivil toplumun alanını genişlettik. Özgürlükçü bir Dernekler Kanunu ile Sendika ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununu çıkardık. Toplantı ve gösteri hakkının kullanılması imkânlarını genişlettik. Sendika özgürlüğünü geliştirdik. Anayasamızdaki aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz hükmünü kaldırdık. Toplu sözleşme yapma hakkı getirerek kamu çalışanlarının sendikal haklarını geliştirdik.”
‘BİRLİĞİMİZİ PEKİŞTİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ’
Yine “Haklar ve Özgürlükler” başlığı altındaki vaatler arasında ise, “yaşı, cinsiyeti, sosyo-ekonomik şartları, etnik kimliği, mezhebi ve inancı ne olursa olsun herkesi bağrına basan, onları eşit vatandaşlık ile evrensel ilke ve değerler temelinde demokratik bir ortak yaşam bilincine ulaştıran bir anlayışı daha güçlü bir şekilde hayata geçirmektir. Haklar ve hürriyetler alanında geçmişte sağladığımız kazanımları kararlılıkla koruyacağız. Zihniyet dönüşümü ve etkin bir uygulamayla, farklılıklarımızı çatışma konusu değil zenginlik olarak gören anlayışımızı hayatın her alanında hakim kılacağız. Kapsayıcı ve evrensel değerlere dayalı bir vatandaşlık anlayışı içerisinde, birliğimizi ve bütünlüğümüzü pekiştirmeyi sürdüreceğiz” denildi
CEMEVLERİNE ‘HUKUKİ STATÜ’
“Cemevleri, eğitim sisteminde sağlıklı bilgilendirme, üniversitelerde araştırma ve uygulama merkezleri oluşturma gibi çeşitli konularda Alevi kanaat önderleri ile diyalog içinde demokratik uzlaşı temelinde gerekli adımları atacağız” denilen beyannamede, “geleneksel irfan merkezleri ve cemevlerine hukuki statü tanıyacağız” denildi. Roman vatandaşların ‘sorunlarının çözümüne hız vererek her türlü ayrımcılık zemininin ortadan kaldırılacağı’ ifade edildi ve, “Gayri müslim vatandaşlarımızın herhangi bir ayrımcılığa maruz bırakılmaksızın temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması ve inançlarının özgür bir şekilde yaşamalarının sağlanması hukuk devletinin güvencesi altında olmaya devam edecektir” denildi.